Diyanet İşleri
Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
Kalem suresi · 17–33. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kalem suresi, 17. ayet. إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ
Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.
(17, 18) Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di). dipnot 1
Şüphesiz şu (yukarıdakileri) sınamıştık, tıpkı malum bahçe sahiplerini sınadığımız gibi: Hani onlar, ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler.
Ve Biz o (günahkar)ları (sadece) sınayacağız, tıpkı ağaçtaki meyveleri ertesi gün kesinlikle toplayacağına yemin eden bazı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi;
Doğrusu biz onları, o bahçe halkını belalandırdığımız gibi belalandırdık! Hani, sabah olurken onu mutlaka kesip devşireceklerine kasem etmişlerdi.
Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Ürünlerini sabahleyin kesinlikle toplayacaklarına yemin eden bahçeciler gibi onları sınayacağız.
Biz, bahçe sahiplerini sınadığımız gibi onları da sınıyoruz. Hani bir vakit onlar, sabahleyin kesinlikle meyvelerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi.
Onları sınadık; tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi. Sabahleyin devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Onları sınadık; tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi. Sabahleyin devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Haberiniz olsun ki, Biz onlara bela vermişizdir, (tıpkı) o bağ sahiplerine bela verdiğimiz gibi. O sırada ki, sabah olunca mutlaka onu devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Haberiniz olsun ki biz onlara bela vermişizdir. O bağ sahiblerini belalandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi; sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi.
Kuşkusuz Biz onları belalandırdık. dipnot 1 Tıpkı, bahçelerinin ürünlerini sabah erkenden dipnot 2 toplayacaklarına dair sözleşen dipnot 3 bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi.
Kuşkusuz Biz onları belalandırdık. dipnot 1 Tıpkı, bahçelerinin ürünlerini sabah erkenden dipnot 2 toplayacaklarına dair sözleşen dipnot 3 bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi.
Gerçek şu ki, Biz onları sınava tabi tuttuk. Tıpkı, bahçelerinin ürünlerini sabah erkenden dipnot 1 toplayacaklarına dair sözleşen dipnot 2 bahçe sahiplerini sınava tabi tuttuğumuz gibi.
Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.
Biz, o bağçe saahiblerini nasıl belaya uğratdiysek muhakkak bunları da belalandırdık. Hani (bağçe saahibleri) sabah olunca onu mutlakaa devşireceklerine, biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Biz; vaktiyle o bahçe sahiplerini denediğimiz gibi bunları da denedik. Hani sabah olunca; onu mutlaka devşireceklerine ve biçeceklerine yemin etmişlerdi.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Gerçek şu ki biz o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık: Hani sabah vaktinde onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Biz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Şu bahçenin sahiplerini yıpratıcı bir imtihandan geçirdiğimiz gibi böylelerini de kesinlikle yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz dipnot 1 : Bir gün sahipleri, bahçedeki ürünleri sabahleyin mutlaka toplayacaklarına yemin etmişlerdi.
Şu bahçenin sahiplerini yıpratıcı bir imtihandan geçirdiğimiz gibi bunları da yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz. Bahçenin sahipleri, ürünü sabah erkenden devşireceklerine yemin etmişlerdi.
Biz onları, sabahleyin meyvelerini toplamaya yemin eden bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik.
Biz onları, sabahleyin meyvelerini toplamaya yemin eden bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik.
Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.
Kalem suresi, 18. ayet. وَلَا يَسْتَثْنُونَ
(Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.)
(17, 18) Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di). dipnot 1
Ancak Allah'ın hayata müdahil olduğu gerçeğine dair istisnai bir kayıt da düşmemiştiler.
ve onlar (Allah'ın iradesi ile ilgili) hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı:
(İnşaAllah diye) istisna yapmıyorlardı!
(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.
Onlar istisna da etmiyorlardı.
Hiç kuşkuları yoktu.
"İnşallah" dememişlerdi.
Bundan hiçbir kuşkuları yoktu.
Bundan hiç bir kuşkuları yoktu.
(Allah izin verirse, diye) bir istisna da yapmıyorlardı.
Bir istisna da yapmıyorlardı
Bir istisna da yapmıyorlardı. dipnot 1
Bir istisna da yapmıyorlardı.
Bir istisna da yapmıyorlardı. dipnot 1
(Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.
(Bu babda) istisna da yapmıyorlardı.
Bir istisna da yapmıyorlardı.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
(İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisna da yapmıyorlardı.
İstisna da etmiyorlar (Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.
(Muhtaçlara) hiçbir şey bırakmayacaklardı dipnot 1 .
Eski Ahit · Levililer 19:9
“ ‹Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlanızı sınırlarına kadar biçmeyeceksiniz. Artakalan başakları toplamayacaksınız. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Başka bir ihtimal düşünmüyorlardı.
(İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisnâ da yapmıyorlardı.
Hiçbir istisna da yapmıyorlardı.
Hiçbir istisna tanımıyorlardı.
Kalem suresi, 19. ayet. فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ
Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.
Onlar uykudayken, Rabbinden (gelen) kuşatıcı bir afet orayı sarmıştı.
Ve onlar uykudayken Rabbinden gelen bir (bela) o (bahçeyi) bir bir yokladı.
bunun üzerine, onlar uykudayken Rabbinden (gelen) bir salgın o (bahçeyi) sarmıştı,
Onlar uyurlarken, Rabbinden bir sarıcı o bahçeyi sardı!
Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp kuşatıverdi.
Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,
Ardından, onlar uykudayken, Efendinden bir salgın orayı kapladı.
Onlar uykudayken Rabbinin katından bir felaket, bostanlarını sardı.
Onlar uykudayken Efendin tarafından gönderilen bir ziyaretçi (fırtına) bahçelerini ziyaret etti.
Onlar uykudayken Rabbin tarafından gönderilen bir ziyaretçi (fırtına) bahçelerini ziyaret etti.
Derken onlar uyurken Rabbin tarafından bir dolaşan (afet) onun üzerinden dolaşıverdi.
Derken ona rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı
Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.
Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.
Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.
Fakat onlar, uyuyorlarken, rabbin tarafından dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp kuşatıverdi.
Halbuki onlar uyurlarken hemen Rabbinden (gönderilen) dolaşıcı bir bela onu sardı da.
Ama onlar, daha uykuda iken; Rabbının katından gönderilen bir salgın onu sardı da,
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.
Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da,
Bu yüzden, onlar uykudayken dipnot 1 Rabbinden gelen bir hortum dipnot 2 bahçeyi sardı.
Onlar uykudayken Rabbinin emriyle bir afet, bahçeyi sarıp sarmaladı.
Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.
Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir felaket bahçeyi sarıverdi.
Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,
Kalem suresi, 20. ayet. فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ
Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.
(Bahçe) hasat edilmiş gibi (bomboş) olmuştu.
Derken, ertesi sabah o (bahçe) sırım gibi geçmiş küle dönmüştü.
ve ertesi gün (bütün bitkiler) sararıp kurumuştu.
Kuruyup kararıverdi (o bahçe)!
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup kapkara kesildi.
bahçe kapkara kesildi.
Sonunda, kapkara kesildi.
Bostanları yanıp simsiyah oldu.
Ve bahçe meyvesiz kalmıştı.
Ve bahçe meyvesiz kalmıştı.
Sabaha kadar o bağ sırıma (biçilmiş tarlaya) dönmüştü.
Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti
Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.
Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.
Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.
Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup kapkara kesildi.
(O bağçe) simsiyah kesiliverdi.
O, kupkuru kesildi.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Bahçeler bir anda kapkara kesildi.
Bahçe simsiyah kesiliverdi.
Sonunda bahçe, kökünden sökülmüş gibi oldu dipnot 1 .
Orası devşirilmiş gibi oldu.
Ve bahçe kapkara kesildi.
Sabaha bahçe kapkara kesildi.
O, simsiyah kesiliverdi.
Kalem suresi, 21. ayet. فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
Sabah olurken birbirlerine şöyle seslenmişlerdi:
Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler.
Sabah erken kalktıklarında birbirlerine seslendiler:
Sabah olurken (kalktıklarında) birbirlerine seslendiler:
Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
(Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken, birbirlerine seslendiler.
Sabahleyin, birbirlerine seslendiler:
- Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: "Eğer ürünlerinizi devşirecekseniz erkenden bostanlarınıza gidiniz!"
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.
Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler
Sabah olunca birbirlerine seslendiler.
Sabah olunca birbirlerine seslendiler.
Sabah olunca birbirlerine seslendiler.
Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.
İşte sabaha karşı birbirlerini çağırdılar.
Sabah erken birbirlerine seslendiler;
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Sabah vakti birbirlerine seslendiler.
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler:
Sabah olunca bahçenin sahipleri biribirlerine seslendiler:
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Sabahleyin birbirlerine seslendiler:
Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:
Kalem suresi, 22. ayet. أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ
(21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.
"Hasat etmek istiyorsanız, erkenden arazinize (bahçenize) gidin!"
"Hasat yapmak istiyorsanız, erkenden arazinize gidin!"
"Meyve toplamak istiyorsanız erkenden tarlanıza gidin!"
"Eğer kesip devşirecekseniz, ekininize erken gidin!" (diye).
"Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp çıkın."
Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsûlünüzün başına gidin! diye
"Ürün toplayacaksanız, erkenden bahçenize gidin!"
- Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: "Eğer ürünlerinizi devşirecekseniz erkenden bostanlarınıza gidiniz!"
"Devşirecekseniz, haydi ekinlerinize erken varın."
'Devşirecekseniz, haydi ekinlerinize erken varın.'
Haydi, kesecekseniz harsinize (ekininize) erkence koşun! dediler.
Haydin kesecekseniz harsinize irkence koşun dediler.
Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!
Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!
Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!
"Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp çıkın."
"Devşirecekseniz erkence mahsulünüzü (devşirmiye) çıkın" diye.
Mahsullerinizi devşirecekseniz erkence çıkın, diye.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Eğer mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!
"Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.
"Eğer toplayacaksanız ürünlerinizin başına erkenden varın!"
Eğer devşirecekseniz ürünlerinizin başına erkenden varın!" dediler.
Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!
(22-23) -Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın! diye gizlice konuşarak yola düştüler.
"Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin."
Kalem suresi, 23. ayet. فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
(23, 24) (Bahçe sahipleri "Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!" (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.
Derken yola koyuldular... Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
Derken yola koyuldular, giderken fısıldaşıyorlardı:
Aralarında fısıldanarak yola koyulup gittiler.
Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:
fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.
Böylece, çıkıp gittiler; aralarında fısıldaşıyorlardı.
- Yola çıktılar, birbirlerine gizlice şöyle diyorlardı: "Bugün tarlada, yanınıza hiçbir yoksulun girmesine müsaade etmeyiniz!"
Derken yola çıktılar, aralarında konuşuyorlardı.
Derken yola çıktılar, aralarında konuşuyorlardı.
Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı (fısıldaşıyorlardı):
Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:
Hemen, sessizce yola koyuldular.
Hemen, sessizce yola koyuldular.
Hemen, sessizce yola koyuldular.
Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:
Derken onlar aralarında fısıldaşarak gitdiler:
Ve gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Kendi aralarında fısıldaşarak yola koyuldular.
Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:
Hemen yola çıktılar, aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:
Hemen yola çıktılar. Şöyle fısıldaşıyorlardı:
Diye gizlice konuşarak yola düştüler.
(22-23) -Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın! diye gizlice konuşarak yola düştüler.
Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:
Kalem suresi, 24. ayet. أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ
(23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.
(23, 24) (Bahçe sahipleri "Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!" (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.
"Bugün hiçbir yoksulun yanınıza sokulmaması gerekiyor!"
"Bugün hiçbir yoksul, bahçeye girip (siz habersizken) yanınıza (sokulmayacak)!"
"Sakın bugün hiçbir yoksul ona (bahçeye) girip yanınıza gelmesin!" (diye).
"Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."
Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! Diye.
"Bugün, hiçbir yoksul oraya girerek yanınıza sakın sokulmasın!"
- Yola çıktılar, birbirlerine gizlice şöyle diyorlardı: "Bugün tarlada, yanınıza hiçbir yoksulun girmesine müsaade etmeyiniz!"
"Sakın, bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin."
'Sakın, bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin.'
Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın! diyorlardı.
Sakın bu gün aranıza bir miskin sokulmasın diyorlardı
"Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin."
"Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin."
"Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin.
"Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."
"Sakın bugün karşınıza hiçbir yoksul (çıkıb) oraya girmesin" diye.
Sakın bugün hiç bir yoksul çıkmasın karşınıza ve oraya girmesin, diye.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
"Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye.
"Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diye.
"Bugün herhangi bir miskin /çaresiz, kesinlikle orada yanınıza sokulmamalı dipnot 1 !"
"Bu gün hiç bir yoksul, yanınıza kesinlikle sokulmamalı!"
Sakın bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin, diyerek.
-Sakın bugün hiçbir yoksul oraya girmesin, diyerek..
"Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin!"
Kalem suresi, 25. ayet. وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ
(Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.
Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).
Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.
ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.
Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler.
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
(Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.
Ve kararlı olarak, sabah erkenden vardılar.
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.
Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.
Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.
Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.
(Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.
(Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.
Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
(Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.
Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.
(Çaresizleri) mahrum bırakmak amacıyla planladıkları şekilde erkenden gittiler.
Karar verdikleri gibi erkenden hırsla oraya vardılar.
(Zanlarınca yoksulları) Engellemeye güç yetirenler olarak erkenden gittiler.
Varlıklı oldukları halde (muhtaçları) engellemek için erken yola çıktılar.
Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.
Kalem suresi, 26. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ
Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.
Fakat bahçeyi gördüklerinde "Biz (herhâlde) yolumuzu şaşırdık!" demişlerdi.
Derken, bahçeyi o halde görünce (tanıyamadılar ve) "Biz yolumuzu şaşırmışız (galiba)" dediler.
Ama bahçeye bakıp onu (tanınmaz halde) görünce: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız!" diye bağırdılar;
Bahçeyi gördüklerinde (harap olmuş): "Yanlış yere geldik herhalde" dediler.
Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.
Birden orayı gördüklerinde, şöyle dediler: "Büyük olasılıkla, yolumuzu şaşırdık!"
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
Fakat bahçeyi görünce, "Biz yolu şaşırdık" dediler.
Fakat bahçeyi görünce, 'Biz yolu şaşırdık,' dediler.
Ama bağı gördüklerinde: "Biz her halde yanlış gelmişiz.
Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz
Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.
Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.
Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.
Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.
Fakat onu (bu halde) görüverince dediler ki: "Her halde biz yanlış gelenleriz".
Onu gördüklerinde dediler ki: Herhalde biz yanlış geldik.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde; “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.
Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.
Bahçeyi görünce şöyle dediler: "Biz, kesinlikle yolumuzu şaşırdık!
Bahçeyi görünce: "Biz, kesinlikle başka bir yere geldik!" dediler.
Onu gördüklerinde: Yolu şaşırdık, dediler.
Onu gördüklerinde: -Yolu şaşırdık, dediler.
Fakat bahçeyi görünce: "Yahu biz yanlış gelmişiz." dediler.
Kalem suresi, 27. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ
(Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.
"(Hayır)! Aksine biz mahrum bırakıldık!" dipnot 1 (diye sızlanmışlardı).
(Akılları başlarına gelince), "Hayır, biz mahrum edilmişiz" dediler.
(ve sonra da) "Hayır, galiba elimizden çıkmış!" (dediler).
"Hayır, (doğru yerdeyiz ama) biz yitirmişleriz!" (dediler).
"Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!
"Hayır, yoksun bırakıldık!"
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
"Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık."
'Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık.'
Yok, biz mahrum edilmişiz." dediler.
Yok biz mahrum edilmişiz
"Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."
"Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."
Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız.
"Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."
(Sonra hakıykatı anlayınca da) "Hayır, biz mahrum (kalmış) larız".
Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Bilâkis biz, mahrum bırakıldık.
"Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!"
Hayır, meğer mahrum bırakılan bizmişiz dipnot 1 !"
"Hayır hayır, biz yoksun bırakıldık!"
Hayır! Biz mahrum bırakıldık.
-Hayır, Biz mahrum bırakıldık.
"Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz."
Kalem suresi, 28. ayet. قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ
Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.
İçlerinden en makul olanı "Ben sizi ‘Tesbih etsenize!' diye uyarmamış mıydım?" demişti.
İçlerinden en dengeli olanı "Ben size "Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim" dememişmiydim?" diye çıkıştı.
Aralarındaki en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size, Allah'ın sınırsız şanını yüceltmelisiniz demedim mi?" diye sordu.
Onların biraz düşüncelisi dedi: "Ben size tespih (tenzih) etsenize, demedim mi?"
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"
İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size «Rabbinizi tesbih etsenize» dememiş miydim?
Aralarındaki en sağduyulu olan, şöyle dedi: "Size söylemedim mi? Keşke yüceltseydiniz!"
- Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"
Ortancaları (erdemlileri), "Ben size demedim mi? Efendinizi yüceltmeniz gerekmez miydi?" dedi.
Ortancaları (erdemlileri), 'Ben size demedim mi? Rabbinizi yüceltmeniz gerekmez miydi?' dedi.
En mutedil olanları: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize, demedim mi?" dedi.
Ortancaları (en mu'tedilleri) demedim mi size: tesbih etseydiniz
En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih dipnot 1 etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.
En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih dipnot 1 etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.
En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih dipnot 1 etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.
(İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Tanrı'yı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"
Ortancaları: "Ben size demedim mi? (Allahı) tenzih etmeli değil miydiniz?" dedi.
Ortancaları dedi ki: Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Onların en mu'tedil/insaflı olanı: "Ben size, keşke Allah’ı tesbih etseydiniz dememiş miydim?" dedi.
Orta (yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.
Onların orta yolda olanı şöyle dedi: "Size, 'Keşke (Allah'ın emrine) boyun eğseniz dipnot 1 !' dememiş miydim?"
Dengeli olanları söze karıştı: "Size, ‘Allah'ın emrine uysanıza!' dememiş miydim?"
Onların en insaflı olanı: "Ben size (Allah’ı) tesbih etmemiz gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.
Onların en insaflı olanı: -Ben size (Allah'ı) tesbih etmemiz gerekmez mi, dememiş miydim? dedi.
Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: "Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!"
Kalem suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.
(Onlar) "Rabbimiz yücedir! Doğrusu biz (kendimize) yazık etmişiz!" demişlerdi.
Onlar "Varlığın kendisi adına hareket ettiği Rabbimizin şanı ne yücedir" dediler; "Meğer biz zalimlerden olup çıkmışız."
Onlar: "Rabbimizin şanı yücedir! Doğrusu biz zulüm işliyorduk!" diye cevap verdiler;
Dediler ki: "Subhan'dır Rabbimiz! Muhakkak ki biz işin hakkını veremeyenler olduk!"
ki: "Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.
Dediler ki: "Efendimiz, tüm yakıştırmalardan ayrıktır!" "Belli ki, haksızlık yapanlardan olmuşuz!"
- Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."
Dediler ki, "Efendimiz yücedir. Biz zalimler imişiz."
Dediler ki, 'Rabbimiz yücedir. Biz zalimler imişiz.'
Onlar: "Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doğrusu bizler zalimlermişiz!" dediler.
Sübhansın ya rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz
Onlar: "Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.
Onlar: "Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.
Onlar: Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.
Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."
"Seni (tesbih ve) tenzih ederiz ey Rabbimiz. Hakıykaten biz zaalimlermişiz" dediler.
Dediler ki: Tesbih ederiz Seni Rabbımız, gerçekten biz, zalimlerden olmuşuz.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Onlar; “Rabbimizi tesbih ederiz. Şüphesiz biz, zalim kimseler imişiz.” dediler.
"Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz!" dediler.
Şöyle dediler: "Rabbimize boyun eğeriz! Biz gerçekten yanlış yapan kimselermişiz!"
Hep bir ağızdan, "Rabbimiz! Sana boyun eğeriz. Biz yanlışlar içindeyiz!" dediler.
Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) zulmedenlerdenmişiz dediler.
Hemen akılları başlarına geldi ve: -Rabbimiz'in şanı yücedir. Biz, zalimlerden olduk, dediler.
O zaman dediler ki: "Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk."
Kalem suresi, 30. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Birbirlerini kınamaya başlamışlardı.
Ardından birbirlerine yönelerek, karşılıklı özeleştiri yaptılar.
ve sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar.
Ardından birbirlerine dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar!
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.
Sonunda, birbirlerini suçlamaya başladılar.
- Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."
Ve hemen birbirlerini suçlamaya başladılar.
Ve hemen birbirlerini suçlamaya başladılar.
Sonra döndüler, kendilerini kınıyorlardı:
Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı
Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.
Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.
Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.
Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.
Şimdi kabahati birbirlerine yüklemiye başladı (lar).
Şimdi birbirlerini yermeye başladılar.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Karşılıklı olarak birbirlerini kınamaya başladılar.
Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:
Sonra da kendi kendilerini kınar bir halde birbirlerine döndüler.
Dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar:
Başladılar birbirlerini kınamaya.
Başladılar birbirlerini kınamaya..
Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.
Kalem suresi, 31. ayet. قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ
Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"
(Şunu) demişlerdi: "Eyvah, yazıklar olsun bize! Biz azgın kişilermişiz.
"Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.
(Sonunda) "Yazıklar olsun bize!" dediler, "Gerçekten biz küstahça davranmıştık!
Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz küstahça davranmışız!"
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
(Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.
"Vay başımıza gelene!" dediler; "Aslında, sınırı aştık!"
- Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."
Dediler ki, "Yazıklar olsun bize. Azgınmışız."
Dediler ki, 'Yazıklar olsun bize. Azgınmışız.'
Yazıklar olsun bizlere; bizler doğrusu azgınlarmışız.
Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
"Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."
"Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.
"Yazıklar olsun bize, dediler, hakıykaten biz azgınlarmışız".
Dediler ki: Yazıklar olsun bize, doğrusu biz; azgınlardanmışız.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”
"Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!"
Şöyle dediler: "Yazık bize! Biz gerçekten taşkınlık eden kimselermişiz!
"Yazık bize! Biz aşırı davranışlar içindeyiz.
Yazıklar olsun bize, azgınlardan olduk, dediler.
-Yazıklar olsun bize, azgınlardan olduk, dediler.
"Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız."
Kalem suresi, 32. ayet. عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ
"Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."
Belki Rabbimiz bize (yok olan bahçemizin) yerine daha iyisini verir. Şüphesiz ki biz (artık) sadece Rabbimize yönelenleriz."
Belki Rabbimiz, onun yerine bize daha iyisini verir: Artık bizim rağbetimiz Rabbimizedir."
(Ama) belki Rabbimiz yerine daha iyisini bize bağışlayacak. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz!"
"Umulur ki Rabbimiz onun yerine ondan daha hayırlısını verir! Muhakkak ki biz (artık) Rabbimize yönelenleriz. "
"Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz."
Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Râbbimizi (O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.
"Efendimiz, belki onun yerine daha iyisini verir!" "Aslında, biz, Efendimize yönelir; O'ndan umut ederiz!"
- Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."
"Belki Efendimiz bize daha iyisini verir. Biz Efendimize dönüyoruz."
'Belki Rabbimiz bize daha iyisini verir. Biz Rabbimize dönüyoruz.'
Ola ki, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz." diye.
Ola ki rabbımız bize onun yerine daha hayırlısını vere, her halde biz bütün rağbetimizi rabbımıza çeviriyoruz
"Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."
"Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."
"Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."
"Belki rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca rabbimize rağbet eden kimseleriz."
"(Eh) Rabbimizin bize, bunun yerine, ondan daha hayırlısını vermesi me'müldür. Biz (bütün dilek ve isteklerimizi artık) gerçekden Rabbimize çevirenleriz".
Belki Rabbımız bize bundan daha iyisini verir. Doğrusu biz; artık Rabbımızdan dilemekteyiz.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
“Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”
"Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O'ndan umarız."
Umarız ki Rabbimiz, bize bu bahçenin yerine daha iyisini verir. Biz umudumuzu sadece Rabbimize bağlarız dipnot 1 !"
Rabbimizin, bunun yerine daha iyisini vermesini bekleriz. Rabbimizin bol ikramını umarız." dediler.
Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz, ancak Rabbimizden dilemekteyiz.
Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz, ancak Rabbimiz'den dilemekteyiz.
"Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz."
Kalem suresi, 33. ayet. كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ
İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!
İşte (dünya) azabı böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
İşte (dünyevi) mahrumiyet böyle bir şeydir; ve ahiret mahrumiyeti, hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı.
İşte (bazı insanları bu dünyada denemek için verdiğimiz) azap böyledir ama öteki dünyada (günahkarların uğrayacağı) azap daha şiddetli olacak; keşke bunu bilselerdi!
İşte böylecedir azap! Sınırsız geleceğin azabı ise elbette ekberdir! Eğer bilselerdi.
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
İşte, ceza böyledir. Sonsuz yaşam cezası ise kesinlikle daha büyüktür; keşke bilselerdi!
İşte, azap böyledir. Ahiret azabı, elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür. Bir bilselerdi.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür. Bir bilselerdi.
İşte böyledir azap. Elbette ahiret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi!
İşte böyledir azab ve elbette Ahıret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.
İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise elbet daha büyükdür. (Bunu) bilselerdi...
Azab işte böyledir. Fakat ahiret azabı elbet daha büyüktür. Keşki bilmiş olsalardı.
(17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.
İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.
İşte (dünyadaki) azap böyledir! Ahiretteki azap ise daha büyüktür. Keşke bilselerdi dipnot 1 !
İşte azap böyle olur! Ahiretteki azap daha büyüktür. Keşke bilselerdi!
İşte azap böyledir. Ahiret azabı daha büyüktür. Bilmiş olsalardı.
İşte azap böyledir. Ahiret azabı daha büyüktür. Bilmiş olsalardı...
İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Bir bilselerdi!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.