Kalem suresi · 17–33. ayetler

Bahçe sahipleri kıssası

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kalem suresi, 17. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 17. ayet. إِنَّا بَلَوْنَٰهُمْ كَمَا بَلَوْنَآ أَصْحَٰبَ ٱلْجَنَّةِ إِذْ أَقْسَمُوا۟ لَيَصْرِمُنَّهَا مُصْبِحِينَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz biz, vaktiyle "bahçe sahipleri"ne bela verdiğimiz gibi, onlara (Mekkeli inkarcılara) da bela verdik. Hani o bahçe sahipleri, sabah erkenden (fakirler gelmeden) bahçenin ürünlerini devşirmeye yemin etmişlerdi.

    Mehmet Okuyan

    (17, 18) Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di). dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada sözü edilen "istisna etmemek" ifadesi "fakirlerin payını ayırmamak" veya "[inşallah] (Allah dilerse)" dememektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Şüphesiz şu (yukarıdakileri) sınamıştık, tıpkı malum bahçe sahiplerini sınadığımız gibi: Hani onlar, ertesi sabah kesinlikle hasat yapacaklarına dair sözleşmiştiler.

    Muhammed Esed

    Ve Biz o (günahkar)ları (sadece) sınayacağız, tıpkı ağaçtaki meyveleri ertesi gün kesinlikle toplayacağına yemin eden bazı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi;

    Ahmed Hulusi

    Doğrusu biz onları, o bahçe halkını belalandırdığımız gibi belalandırdık! Hani, sabah olurken onu mutlaka kesip devşireceklerine kasem etmişlerdi.

    Ali Bulaç

    Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz, vaktiyle bahçe sahiplerine belâ verdiğimiz gibi, onlara da belâ verdik. Hani onlar (bahçe sahipleri), sabah olurken (kimse görmeden) onu (mahsullerini) devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Ali Rıza Safa

    Ürünlerini sabahleyin kesinlikle toplayacaklarına yemin eden bahçeciler gibi onları sınayacağız.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz, bahçe sahiplerini sınadığımız gibi onları da sınıyoruz. Hani bir vakit onlar, sabahleyin kesinlikle meyvelerini toplayacaklarına yemin etmişlerdi.

    Edip Yüksel

    Onları sınadık; tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi. Sabahleyin devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onları sınadık; tıpkı bahçe sahiplerini sınadığımız gibi. Sabahleyin devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Haberiniz olsun ki, Biz onlara bela vermişizdir, (tıpkı) o bağ sahiplerine bela verdiğimiz gibi. O sırada ki, sabah olunca mutlaka onu devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haberiniz olsun ki biz onlara bela vermişizdir. O bağ sahiblerini belalandırdığımız gibi; o sıra ki yemin etmişlerdi; sabah olunca onu mutlaka divşireceklerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçek şu ki, Biz onları sınava tabi tuttuk. Tıpkı, bahçelerinin ürünlerini sabah erkenden dipnot 1 toplayacaklarına dair sözleşen dipnot 2 bahçe sahiplerini sınava tabi tuttuğumuz gibi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İhtiyaç sahiplerinin hakkını gözetmeksizin.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah'ın iradesini hesaba katmadan.

    Gültekin Onan

    Gerçek şu ki, biz o bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi, bunlara da bela verdik. Hani onlar, sabah vakti (erkenden ve kimseye haber vermeden) onu (bahçeyi) mutlaka devşireceklerine dair and içmişlerdi.

    Hasan Basri Çantay

    Biz, o bağçe saahiblerini nasıl belaya uğratdiysek muhakkak bunları da belalandırdık. Hani (bağçe saahibleri) sabah olunca onu mutlakaa devşireceklerine, biçeceklerine yemin etmişlerdi.

    İbni Kesir

    Biz; vaktiyle o bahçe sahiplerini denediğimiz gibi bunları da denedik. Hani sabah olunca; onu mutlaka devşireceklerine ve biçeceklerine yemin etmişlerdi.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerçek şu ki biz o bahçe sahiplerini sınadığımız gibi bunları da sınadık: Hani sabah vaktinde onu mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Süleyman Ateş

    Biz bunlara da bela verdik, şu bahçe sahiplerine bela verdiğimiz gibi: Hani onlar, sabah olunca bahçeyi mutlaka devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Süleymaniye Vakfı

    Şu bahçenin sahiplerini yıpratıcı bir imtihandan geçirdiğimiz gibi böylelerini de kesinlikle yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz dipnot 1 : Bir gün sahipleri, bahçedeki ürünleri sabahleyin mutlaka toplayacaklarına yemin etmişlerdi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer bir kıssa için bkz: Kehf 18/32-44.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Şu bahçenin sahiplerini yıpratıcı bir imtihandan geçirdiğimiz gibi bunları da yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz. Bahçenin sahipleri, ürünü sabah erkenden devşireceklerine yemin etmişlerdi.

    Şaban Britch

    Biz onları, sabahleyin meyvelerini toplamaya yemin eden bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik.

    Şaban Piriş

    Biz onları, sabahleyin meyvelerini toplamaya yemin eden bahçe sahiplerini denediğimiz gibi denedik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz onları, o bahçe sahiplerini belalandırdığımız gibi belalandırdık. Hani, onlar sabaha çıktıklarında, bahçeyi mutlaka kesip biçeceklerine yemin etmişlerdi.

  2. Kalem suresi, 18. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 18. ayet. وَلَا يَسْتَثْنُونَ

    Diyanet İşleri

    (Bunu tasarlarken) istisna da yapmıyorlardı. ("İnşaallah" demiyorlardı.)

    Mehmet Okuyan

    (17, 18) Şüphesiz ki biz, bahçe sahiplerini denediğimiz gibi onları da denemiştik. Hani o (bahçe sahipleri) bahçeyi kesin olarak sabah hasat edeceklerine yemin etmişlerdi; istisna etmemişler(di). dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada sözü edilen "istisna etmemek" ifadesi "fakirlerin payını ayırmamak" veya "[inşallah] (Allah dilerse)" dememektir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ancak Allah'ın hayata müdahil olduğu gerçeğine dair istisnai bir kayıt da düşmemiştiler.

    Muhammed Esed

    ve onlar (Allah'ın iradesi ile ilgili) hiçbir istisnai kayıt da koymamışlardı:

    Ahmed Hulusi

    (İnşaAllah diye) istisna yapmıyorlardı!

    Ali Bulaç

    (Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar istisna da etmiyorlardı.

    Ali Rıza Safa

    Hiç kuşkuları yoktu.

    Bayraktar Bayraklı

    "İnşallah" dememişlerdi.

    Edip Yüksel

    Bundan hiçbir kuşkuları yoktu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bundan hiç bir kuşkuları yoktu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Allah izin verirse, diye) bir istisna da yapmıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir istisna da yapmıyorlardı

    Erhan Aktaş

    Bir istisna da yapmıyorlardı. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yapacakları işi kesin ve garantili görerek; Allah'ı hesaba katmadılar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bir istisna da yapmıyorlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yapacakları işi kesin ve garantili görerek; Allah'ı hesaba katmadılar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bir istisna da yapmıyorlardı. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yapacakları işi kesin ve garantili görerek; Allah'ı hesaba katmadılar.

    Gültekin Onan

    (Bu konuda) Hiçbir istisna yapmıyorlardı.

    Hasan Basri Çantay

    (Bu babda) istisna da yapmıyorlardı.

    İbni Kesir

    Bir istisna da yapmıyorlardı.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisna da yapmıyorlardı.

    Süleyman Ateş

    İstisna da etmiyorlar (Allah dilerse biçeriz demiyorlar)dı.

    Süleymaniye Vakfı

    (Muhtaçlara) hiçbir şey bırakmayacaklardı dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kalem 68/16 ayetinden, burada anlatılan olayın, Kur'an'ın indirilmesinden önce yaşandığı anlaşılmaktadır. Tevrat'ta, her hasatta geçerli olan şu kurallar yer alır: Tarlaların en kenar ve köşelerinin biçilmemesi, artakalan başakların toplanmaması, bağ bozumunda olgun olmayan üzümlerin devşirilmemesi, düşen üzümlerin toplanmaması, bütün bunların yoksullara ve yolculara bırakılması (
      Levililer 19:9-11 — Eski Ahit, Levililer; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Levililer 19:9

      “ ‹Ülkenizdeki ekinleri biçerken tarlanızı sınırlarına kadar biçmeyeceksiniz. Artakalan başakları toplamayacaksınız.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ). Demek ki bahçenin kenarlarında bir şey bırakmadan ürünün tamamını toplamak Kur'an'dan önceki şeriate göre suçtur. Bahçe sahipleri, bu emirlere karşı gelerek, başkaları için bahçede bırakmaları gereken kısmı da toplamaya yemin ettiklerinden, cezayı hak etmişlerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Başka bir ihtimal düşünmüyorlardı.

    Şaban Britch

    (İnşaallah diyerek, yeminlerinde) istisnâ da yapmıyorlardı.

    Şaban Piriş

    Hiçbir istisna da yapmıyorlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hiçbir istisna tanımıyorlardı.

  3. Kalem suresi, 19. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 19. ayet. فَطَافَ عَلَيْهَا طَآئِفٌ مِّن رَّبِّكَ وَهُمْ نَآئِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Nihayet onlar uykuda iken Rabbinden bir afet (ateş) bahçeyi sardı.

    Mehmet Okuyan

    Onlar uykudayken, Rabbinden (gelen) kuşatıcı bir afet orayı sarmıştı.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve onlar uykudayken Rabbinden gelen bir (bela) o (bahçeyi) bir bir yokladı.

    Muhammed Esed

    bunun üzerine, onlar uykudayken Rabbinden (gelen) bir salgın o (bahçeyi) sarmıştı,

    Ahmed Hulusi

    Onlar uyurlarken, Rabbinden bir sarıcı o bahçeyi sardı!

    Ali Bulaç

    Fakat onlar, uyuyorlarken, Rabbin tarafından dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp kuşatıverdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Fakat onlar daha uykudayken Rabbinin katından (gönderilen) kuşatıcı bir âfet (ateş) bahçeyi sarıverdi de,

    Ali Rıza Safa

    Ardından, onlar uykudayken, Efendinden bir salgın orayı kapladı.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar uykudayken Rabbinin katından bir felaket, bostanlarını sardı.

    Edip Yüksel

    Onlar uykudayken Efendin tarafından gönderilen bir ziyaretçi (fırtına) bahçelerini ziyaret etti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar uykudayken Rabbin tarafından gönderilen bir ziyaretçi (fırtına) bahçelerini ziyaret etti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken onlar uyurken Rabbin tarafından bir dolaşan (afet) onun üzerinden dolaşıverdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken ona rabbından bir dolaşan dolaşıvermişti onlar uyuyorlardı

    Erhan Aktaş

    Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat onlar daha uyanmadan, Rabb'in tarafından bir dolaşan onun üzerinde dolaştı.

    Gültekin Onan

    Fakat onlar, uyuyorlarken, rabbin tarafından dolaşıp gelen bir bela onun üstünü sarıp kuşatıverdi.

    Hasan Basri Çantay

    Halbuki onlar uyurlarken hemen Rabbinden (gönderilen) dolaşıcı bir bela onu sardı da.

    İbni Kesir

    Ama onlar, daha uykuda iken; Rabbının katından gönderilen bir salgın onu sardı da,

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.

    Süleyman Ateş

    Fakat onlar uyurlarken hemen (gönderilen) dolaşıcı bir bela, onu sardı da,

    Süleymaniye Vakfı

    Bu yüzden, onlar uykudayken dipnot 1 Rabbinden gelen bir hortum dipnot 2 bahçeyi sardı.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette geçen "taif (طَائِفٌ)" kelimesi, "bir şeyin etrafında dönen şey/kimse" demektir. Bahçeyi kökünden sökülmüş hale getirebilecek afet, ancak güçlü bir rüzgar olabilir. Kendi ekseni etrafında dönen iki tür rüzgar fırtınası vardır. Biri tayfun, diğeri hortumdur. Kendi etrafında dönerek ilerleyen bir bulutla başlayan ve yerle temas ettiğinde de daireler halinde küçük bir alanda dolaşmaya devam eden, huni şeklini almış güçlü hava sütununa hortum denir. Hortumun etki alanı küçük olmasına rağmen şiddeti büyüktür ve her yerde görülebilir. Buna karşılık tayfunlar, çok büyük bir alanı kaplayan, dünyanın dönüş yönüne zıt bir şekilde doğudan batıya doğru kendi ekseni etrafında dönen, sadece tropik enlemlerde ve okyanusların sıcak suları üzerinde hareket eden dev rüzgar fırtınalarıdır. Bu ayette sözü edilen afet sadece belli bir bölgede güçlü bir etki oluşturduğu için, burada geçen 'taif' kavramına 'hortum" anlamı verilmiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar uykudayken Rabbinin emriyle bir afet, bahçeyi sarıp sarmaladı.

    Şaban Britch

    Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir kuşatıcı (ateş) bahçeyi sarıverdi.

    Şaban Piriş

    Onlar uyurken, Rabbin tarafından bir felaket bahçeyi sarıverdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ama onlar uyumaktayken, Rabbinden gelen bir dolaşıcı bahçeyi dolaştı da,

  4. Kalem suresi, 20. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 20. ayet. فَأَصْبَحَتْ كَٱلصَّرِيمِ

    Diyanet İşleri

    Böylece bahçe, (anızı) yakılmış toprağa döndü.

    Mehmet Okuyan

    (Bahçe) hasat edilmiş gibi (bomboş) olmuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, ertesi sabah o (bahçe) sırım gibi geçmiş küle dönmüştü.

    Muhammed Esed

    ve ertesi gün (bütün bitkiler) sararıp kurumuştu.

    Ahmed Hulusi

    Kuruyup kararıverdi (o bahçe)!

    Ali Bulaç

    Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup kapkara kesildi.

    Ali Özek ve heyeti

    bahçe kapkara kesildi.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, kapkara kesildi.

    Bayraktar Bayraklı

    Bostanları yanıp simsiyah oldu.

    Edip Yüksel

    Ve bahçe meyvesiz kalmıştı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve bahçe meyvesiz kalmıştı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sabaha kadar o bağ sırıma (biçilmiş tarlaya) dönmüştü.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sabaha kadar o bağ sırıma dönüvermişti

    Erhan Aktaş

    Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Böylece, bahçeleri, üzerinde hiç ekin olmayan kara toprak gibi oldu.

    Gültekin Onan

    Sonunda (bahçe) kökünden kuruyup kapkara kesildi.

    Hasan Basri Çantay

    (O bağçe) simsiyah kesiliverdi.

    İbni Kesir

    O, kupkuru kesildi.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bahçeler bir anda kapkara kesildi.

    Süleyman Ateş

    Bahçe simsiyah kesiliverdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Orası devşirilmiş gibi oldu.

    Şaban Britch

    Ve bahçe kapkara kesildi.

    Şaban Piriş

    Sabaha bahçe kapkara kesildi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O, simsiyah kesiliverdi.

  5. Kalem suresi, 21. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 21. ayet. فَتَنَادَوْا۟ مُصْبِحِينَ

    Diyanet İşleri

    (21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

    Mehmet Okuyan

    Sabah olurken birbirlerine şöyle seslenmişlerdi:

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, sabahın köründe birbirlerine seslendiler.

    Muhammed Esed

    Sabah erken kalktıklarında birbirlerine seslendiler:

    Ahmed Hulusi

    Sabah olurken (kalktıklarında) birbirlerine seslendiler:

    Ali Bulaç

    Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Beri tarafta ise) onlar, sabah olurken, birbirlerine seslendiler.

    Ali Rıza Safa

    Sabahleyin, birbirlerine seslendiler:

    Bayraktar Bayraklı

    - Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: "Eğer ürünlerinizi devşirecekseniz erkenden bostanlarınıza gidiniz!"

    Edip Yüksel

    Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken sabaha yakın birbirlerine seslendiler

    Erhan Aktaş

    Sabah olunca birbirlerine seslendiler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sabah olunca birbirlerine seslendiler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sabah olunca birbirlerine seslendiler.

    Gültekin Onan

    Nihayet sabah vakti birbirlerine seslendiler.

    Hasan Basri Çantay

    İşte sabaha karşı birbirlerini çağırdılar.

    İbni Kesir

    Sabah erken birbirlerine seslendiler;

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sabah vakti birbirlerine seslendiler.

    Süleyman Ateş

    Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

    Süleymaniye Vakfı

    Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler:

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sabah olunca bahçenin sahipleri biribirlerine seslendiler:

    Şaban Britch

    Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

    Şaban Piriş

    Sabahleyin birbirlerine seslendiler:

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sabaha çıktıklarında birbirlerine seslendiler:

  6. Kalem suresi, 22. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 22. ayet. أَنِ ٱغْدُوا۟ عَلَىٰ حَرْثِكُمْ إِن كُنتُمْ صَٰرِمِينَ

    Diyanet İşleri

    (21-22) Derken, sabahleyin birbirlerine, "Haydi, eğer ürününüzü devşirecekseniz erkenden gidin" diye seslendiler.

    Mehmet Okuyan

    "Hasat etmek istiyorsanız, erkenden arazinize (bahçenize) gidin!"

    Mustafa İslamoğlu

    "Hasat yapmak istiyorsanız, erkenden arazinize gidin!"

    Muhammed Esed

    "Meyve toplamak istiyorsanız erkenden tarlanıza gidin!"

    Ahmed Hulusi

    "Eğer kesip devşirecekseniz, ekininize erken gidin!" (diye).

    Ali Bulaç

    "Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp çıkın."

    Ali Özek ve heyeti

    Madem devşireceksiniz, hadi erkenden mahsûlünüzün başına gidin! diye

    Ali Rıza Safa

    "Ürün toplayacaksanız, erkenden bahçenize gidin!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Sabahleyin birbirlerine şöyle seslendiler: "Eğer ürünlerinizi devşirecekseniz erkenden bostanlarınıza gidiniz!"

    Edip Yüksel

    "Devşirecekseniz, haydi ekinlerinize erken varın."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Devşirecekseniz, haydi ekinlerinize erken varın.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Haydi, kesecekseniz harsinize (ekininize) erkence koşun! dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haydin kesecekseniz harsinize irkence koşun dediler.

    Erhan Aktaş

    Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer, ürününüzü toplayacaksanız, tarlanıza sabah erkenden gidin!

    Gültekin Onan

    "Eğer ürününüzü devşirecekseniz erkence kalkıp çıkın."

    Hasan Basri Çantay

    "Devşirecekseniz erkence mahsulünüzü (devşirmiye) çıkın" diye.

    İbni Kesir

    Mahsullerinizi devşirecekseniz erkence çıkın, diye.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!

    Süleyman Ateş

    "Haydi devşirecekseniz erkenden ekininize gidin" diye.

    Süleymaniye Vakfı

    "Eğer toplayacaksanız ürünlerinizin başına erkenden varın!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eğer devşirecekseniz ürünlerinizin başına erkenden varın!" dediler.

    Şaban Britch

    Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın!

    Şaban Piriş

    (22-23) -Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın! diye gizlice konuşarak yola düştüler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Hadi, eğer biçecekseniz ekininize erken gidin."

  7. Kalem suresi, 23. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 23. ayet. فَٱنطَلَقُوا۟ وَهُمْ يَتَخَٰفَتُونَ

    Diyanet İşleri

    (23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

    Mehmet Okuyan

    (23, 24) (Bahçe sahipleri "Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!" (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken yola koyuldular... Aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:

    Muhammed Esed

    Derken yola koyuldular, giderken fısıldaşıyorlardı:

    Ahmed Hulusi

    Aralarında fısıldanarak yola koyulup gittiler.

    Ali Bulaç

    Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:

    Ali Özek ve heyeti

    fısıldaşa fısıldaşa yola koyuldular.

    Ali Rıza Safa

    Böylece, çıkıp gittiler; aralarında fısıldaşıyorlardı.

    Bayraktar Bayraklı

    - Yola çıktılar, birbirlerine gizlice şöyle diyorlardı: "Bugün tarlada, yanınıza hiçbir yoksulun girmesine müsaade etmeyiniz!"

    Edip Yüksel

    Derken yola çıktılar, aralarında konuşuyorlardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Derken yola çıktılar, aralarında konuşuyorlardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı (fısıldaşıyorlardı):

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hemen fırladılar, şöyle mızırdaşıyorlardı:

    Erhan Aktaş

    Hemen, sessizce yola koyuldular.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hemen, sessizce yola koyuldular.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hemen, sessizce yola koyuldular.

    Gültekin Onan

    Derken, aralarında fısıldaşarak çıkıp gittiler:

    Hasan Basri Çantay

    Derken onlar aralarında fısıldaşarak gitdiler:

    İbni Kesir

    Ve gizli gizli konuşarak yürüyorlardı.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendi aralarında fısıldaşarak yola koyuldular.

    Süleyman Ateş

    Derken yürüdüler; fısıldaşıyorlardı:

    Süleymaniye Vakfı

    Hemen yola çıktılar, aralarında şöyle fısıldaşıyorlardı:

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hemen yola çıktılar. Şöyle fısıldaşıyorlardı:

    Şaban Britch

    Diye gizlice konuşarak yola düştüler.

    Şaban Piriş

    (22-23) -Mahsulü toplayacaksanız, erkenden yola çıkın! diye gizlice konuşarak yola düştüler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yola koyuldular. Aralarında fısıldaşıyorlardı:

  8. Kalem suresi, 24. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 24. ayet. أَن لَّا يَدْخُلَنَّهَا ٱلْيَوْمَ عَلَيْكُم مِّسْكِينٌ

    Diyanet İşleri

    (23-24) Bunun üzerine, "Sakın, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın" diye fısıldaşarak yola koyuldular.

    Mehmet Okuyan

    (23, 24) (Bahçe sahipleri "Keşke) bugün yanınıza sokulmak üzere bahçeye hiçbir yoksul girmese!" (dileğiyle) fısıldaşarak yürüyorlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    "Bugün hiçbir yoksulun yanınıza sokulmaması gerekiyor!"

    Muhammed Esed

    "Bugün hiçbir yoksul, bahçeye girip (siz habersizken) yanınıza (sokulmayacak)!"

    Ahmed Hulusi

    "Sakın bugün hiçbir yoksul ona (bahçeye) girip yanınıza gelmesin!" (diye).

    Ali Bulaç

    "Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."

    Ali Özek ve heyeti

    Derken: Aman, bugün orada hiçbir yoksul yanınıza sokulmasın! Diye.

    Ali Rıza Safa

    "Bugün, hiçbir yoksul oraya girerek yanınıza sakın sokulmasın!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Yola çıktılar, birbirlerine gizlice şöyle diyorlardı: "Bugün tarlada, yanınıza hiçbir yoksulun girmesine müsaade etmeyiniz!"

    Edip Yüksel

    "Sakın, bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Sakın, bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sakın bugün aranıza bir yoksul sokulmasın! diyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sakın bu gün aranıza bir miskin sokulmasın diyorlardı

    Erhan Aktaş

    "Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Sakın ha! Bugün aranıza hiçbir ihtiyaç sahibi girmesin.

    Gültekin Onan

    "Bugün sakın oraya hiçbir yoksul girip de karşınıza çıkmasın."

    Hasan Basri Çantay

    "Sakın bugün karşınıza hiçbir yoksul (çıkıb) oraya girmesin" diye.

    İbni Kesir

    Sakın bugün hiç bir yoksul çıkmasın karşınıza ve oraya girmesin, diye.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Sakın bugün oraya bir yoksul girip yanınıza sokulmasın" diye.

    Süleyman Ateş

    "Sakın, bugün hiçbir yoksul bahçeye girip yanınıza sokulmasın" diye.

    Süleymaniye Vakfı

    "Bugün herhangi bir miskin /çaresiz, kesinlikle orada yanınıza sokulmamalı dipnot 1 !"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'da hasad günü, ürünün hakkının yani sadaka ve zekatının verilmesi istenmekte, sail (isteyen) ve mahrum (isteyemeyen) kimselerin insanların mallarında bilinen bir hakkı olduğu bildirilerek akraba, miskin ve yolcuya hakkının verilmesi emredilmektedir (En'am 6/141, İsra 17/26, Rum 30/38, Zariyat 51/19, Mearic 70/24, Maun 107/3).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Bu gün hiç bir yoksul, yanınıza kesinlikle sokulmamalı!"

    Şaban Britch

    Sakın bugün hiçbir yoksul oraya yanınıza girmesin, diyerek.

    Şaban Piriş

    -Sakın bugün hiçbir yoksul oraya girmesin, diyerek..

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Hey! Bugün oraya bir yoksul girip yanınıza gelmesin!"

  9. Kalem suresi, 25. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 25. ayet. وَغَدَوْا۟ عَلَىٰ حَرْدٍ قَٰدِرِينَ

    Diyanet İşleri

    (Yoksullara yardım etmeğe) güçleri yettiği halde (böyle söyleyerek) erkenden yola çıktılar.

    Mehmet Okuyan

    Her şeye güçleri yetermiş (gibi) çok erken davranıp (bahçeye gelmişlerdi).

    Mustafa İslamoğlu

    Sabah erkenden, güçleri her şeye yetermiş havasıyla yola koyuldular.

    Muhammed Esed

    ve amaçlarına ulaşmaya kararlı bir şekilde erkenden kalkıp gittiler.

    Ahmed Hulusi

    Yoksulları engellemeye güçleri yeterek gittiler.

    Ali Bulaç

    (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Evet, yoksullara yardıma) güçleri yettiği halde, onları yardımdan mahrum etmek niyet ve azmi ile erkenden yola düştüler.

    Ali Rıza Safa

    Ve kararlı olarak, sabah erkenden vardılar.

    Bayraktar Bayraklı

    - Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"

    Edip Yüksel

    Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonuçtan emin bir halde erken vardılar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sadece engelleme gücüne sahip (bir tavırla) erkenden gittiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sırf bir men'a güçleri yeterek erkenden gittiler.

    Erhan Aktaş

    İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İhtiyaç sahiplerini göz ardı ederek erkenden gittiler.

    Gültekin Onan

    (Yoksulları) Engellemeye güçleri yetebilirmiş gibi erkenden gittiler.

    Hasan Basri Çantay

    (Fakirleri) men'e (sanki) gücleri yetecek adamlar tavriyle erkenden gitdiler.

    İbni Kesir

    Güçleri yetermiş gibi erkenden gittiler.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Yoksulları) alıkoymaya güçleri yetiyormuş gibi erkenden gittiler.

    Süleyman Ateş

    Devşirebileceklerini umarak erkenden gittiler.

    Süleymaniye Vakfı

    (Çaresizleri) mahrum bırakmak amacıyla planladıkları şekilde erkenden gittiler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Karar verdikleri gibi erkenden hırsla oraya vardılar.

    Şaban Britch

    (Zanlarınca yoksulları) Engellemeye güç yetirenler olarak erkenden gittiler.

    Şaban Piriş

    Varlıklı oldukları halde (muhtaçları) engellemek için erken yola çıktılar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sadece engellemeye, şiddete güçleri yeten kişiler olarak erkenden vardılar.

  10. Kalem suresi, 26. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 26. ayet. فَلَمَّا رَأَوْهَا قَالُوٓا۟ إِنَّا لَضَآلُّونَ

    Diyanet İşleri

    Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde, "Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Fakat bahçeyi gördüklerinde "Biz (herhâlde) yolumuzu şaşırdık!" demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, bahçeyi o halde görünce (tanıyamadılar ve) "Biz yolumuzu şaşırmışız (galiba)" dediler.

    Muhammed Esed

    Ama bahçeye bakıp onu (tanınmaz halde) görünce: "Herhalde yolumuzu şaşırmış olacağız!" diye bağırdılar;

    Ahmed Hulusi

    Bahçeyi gördüklerinde (harap olmuş): "Yanlış yere geldik herhalde" dediler.

    Ali Bulaç

    Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    Fakat bahçeyi gördüklerinde: Mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız! dediler.

    Ali Rıza Safa

    Birden orayı gördüklerinde, şöyle dediler: "Büyük olasılıkla, yolumuzu şaşırdık!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"

    Edip Yüksel

    Fakat bahçeyi görünce, "Biz yolu şaşırdık" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Fakat bahçeyi görünce, 'Biz yolu şaşırdık,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ama bağı gördüklerinde: "Biz her halde yanlış gelmişiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Vakta ki o bağı gördüler, biz, dediler: her halde yanlış gelmişiz

    Erhan Aktaş

    Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat onu gördüklerinde: "Herhalde yanlış yere geldik!" dediler.

    Gültekin Onan

    Ama onu görünce: "Muhakkak biz (gideceğimiz yeri) şaşırmışız" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    Fakat onu (bu halde) görüverince dediler ki: "Her halde biz yanlış gelenleriz".

    İbni Kesir

    Onu gördüklerinde dediler ki: Herhalde biz yanlış geldik.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Fakat bahçeyi o halde gördüklerinde; “Biz mutlaka yolumuzu şaşırmış olmalıyız!” dediler.

    Süleyman Ateş

    Fakat bahçeyi görünce: "Herhalde biz yolu şaşırdık." dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Bahçeyi görünce şöyle dediler: "Biz, kesinlikle yolumuzu şaşırdık!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bahçeyi görünce: "Biz, kesinlikle başka bir yere geldik!" dediler.

    Şaban Britch

    Onu gördüklerinde: Yolu şaşırdık, dediler.

    Şaban Piriş

    Onu gördüklerinde: -Yolu şaşırdık, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Fakat bahçeyi görünce: "Yahu biz yanlış gelmişiz." dediler.

  11. Kalem suresi, 27. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 27. ayet. بَلْ نَحْنُ مَحْرُومُونَ

    Diyanet İşleri

    (Gerçeği anlayınca da), "Hayır, meğer biz mahrum bırakılmışız!" dediler.

    Mustafa İslamoğlu

    (Akılları başlarına gelince), "Hayır, biz mahrum edilmişiz" dediler.

    Muhammed Esed

    (ve sonra da) "Hayır, galiba elimizden çıkmış!" (dediler).

    Ahmed Hulusi

    "Hayır, (doğru yerdeyiz ama) biz yitirmişleriz!" (dediler).

    Ali Bulaç

    "Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."

    Ali Özek ve heyeti

    Yok yok, doğrusu biz mahrum bırakılmışız!

    Ali Rıza Safa

    "Hayır, yoksun bırakıldık!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"

    Edip Yüksel

    "Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Yok, doğrusu biz yoksun bırakıldık.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yok, biz mahrum edilmişiz." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yok biz mahrum edilmişiz

    Erhan Aktaş

    "Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hayır! Biz, mahrum bırakılanlarız.

    Gültekin Onan

    "Hayır, biz (her şeyden ve bütün servetimizden) yoksun bırakıldık."

    Hasan Basri Çantay

    (Sonra hakıykatı anlayınca da) "Hayır, biz mahrum (kalmış) larız".

    İbni Kesir

    Hayır, belki de biz mahrum bırakıldık.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bilâkis biz, mahrum bırakıldık.

    Süleyman Ateş

    "Hayır, doğrusu biz mahrum bırakıldık!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Hayır hayır, biz yoksun bırakıldık!"

    Şaban Britch

    Hayır! Biz mahrum bırakıldık.

    Şaban Piriş

    -Hayır, Biz mahrum bırakıldık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Hayır, hayır! Biz mahrum edilenleriz."

  12. Kalem suresi, 28. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 28. ayet. قَالَ أَوْسَطُهُمْ أَلَمْ أَقُل لَّكُمْ لَوْلَا تُسَبِّحُونَ

    Diyanet İşleri

    Onların en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size 'Rabbinizi tespih etseydiniz ya! dememiş miydim?" dedi.

    Mehmet Okuyan

    İçlerinden en makul olanı "Ben sizi ‘Tesbih etsenize!' diye uyarmamış mıydım?" demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    İçlerinden en dengeli olanı "Ben size "Allah yokmuş gibi hareket etmeyelim" dememişmiydim?" diye çıkıştı.

    Muhammed Esed

    Aralarındaki en akl-ı selim sahibi olanı, "Ben size, Allah'ın sınırsız şanını yüceltmelisiniz demedim mi?" diye sordu.

    Ahmed Hulusi

    Onların biraz düşüncelisi dedi: "Ben size tespih (tenzih) etsenize, demedim mi?"

    Ali Bulaç

    (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Allah'ı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"

    Ali Özek ve heyeti

    İçlerinden en makul olanı şöyle dedi: Ben size «Rabbinizi tesbih etsenize» dememiş miydim?

    Ali Rıza Safa

    Aralarındaki en sağduyulu olan, şöyle dedi: "Size söylemedim mi? Keşke yüceltseydiniz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Amaçlarına ulaşacaklarından emin olarak erkenden gittiler. Harap olmuş bostanı gördüklerinde kimileri, "Biz yanlış yere geldik" dediler. Kimileri de, "Hayır, biz mahvolmuşuz" dediler. İçlerinden en feraset sahibi, "Ben size, niçin Allah'ı anmıyorsunuz, dememiş miydim?" dedi!"

    Edip Yüksel

    Ortancaları (erdemlileri), "Ben size demedim mi? Efendinizi yüceltmeniz gerekmez miydi?" dedi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ortancaları (erdemlileri), 'Ben size demedim mi? Rabbinizi yüceltmeniz gerekmez miydi?' dedi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    En mutedil olanları: "Ben size Rabbinizi tesbih etsenize, demedim mi?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ortancaları (en mu'tedilleri) demedim mi size: tesbih etseydiniz

    Erhan Aktaş

    En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih dipnot 1 etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ı hesaba katmalıyız. Bu kıssa ile anlatılmak isten şey: Her zaman ve her işte Allah'ı hesaba katmalıyız. Sahip olduğumuz her şeyin gerçek sahibinin Allah olduğunu, sahip olduğumuz her şeyi Allah'ın yarattığını ve bize O'nun verdiğini aklımızdan ve yaşantımızdan hiçbir zaman çıkartmamalıyız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih dipnot 1 etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ı hesaba katmalıyız. Allah'ın, her türlü kusur ve eksiklikten arınık, bütün mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak. Tesbih, tevhid inancının ve anlayışının kavranması ve Yaratıcının tüm nitelikleri ile tanınması ve tanıtılmasıdır. Allah'ı tesbih etmek; O'nu şirk içeren her türlü düşünce ve inançtan arındırarak, Kendisine özgü nitelikleri ile yüceltmek demektir. (20:130). Tesbihi, namazda tesbih çekmeye indirgemek bidat ve hurafedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    En makul düşünenleri: "Ben, size tesbih dipnot 1 etmeliyiz dememiş miydim?" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'ı hesaba katmalıyız. Tesbih, Allah'ın, her türlü noksanlıktan arınık, tüm mükemmel niteliklere sahip olduğunu bilmek; Allah'ı kendisine özgü nitelikleri ile tanımak ve tanıtmak demektir.

    Gültekin Onan

    (İçlerinde) Mutedil olan biri dedi ki: "Ben size dememiş miydim? (Tanrı'yı) Tesbih edip yüceltmeniz gerekmez miydi?"

    Hasan Basri Çantay

    Ortancaları: "Ben size demedim mi? (Allahı) tenzih etmeli değil miydiniz?" dedi.

    İbni Kesir

    Ortancaları dedi ki: Ben size demedim mi? Tesbih etmeli değil miydiniz?

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların en mu'tedil/insaflı olanı: "Ben size, keşke Allah’ı tesbih etseydiniz dememiş miydim?" dedi.

    Süleyman Ateş

    Orta (yolda giden iyi)leri: "Ben size demedim mi? Rabbinizi tesbih etmeniz gerekmez miydi?" dedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Onların orta yolda olanı şöyle dedi: "Size, 'Keşke (Allah'ın emrine) boyun eğseniz dipnot 1 !' dememiş miydim?"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tesbih, Allah'a kulluk konusunda hızlı hareket etmek, Allah'ı tenzih ve ona uygun olmayan şeyleri ondan uzak bilmek demektir (Müfredat). Bu nedenle metindeki tesbih etme fiiline "Allah'ın emrine boyun eğmek" anlamı verilmiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dengeli olanları söze karıştı: "Size, ‘Allah'ın emrine uysanıza!' dememiş miydim?"

    Şaban Britch

    Onların en insaflı olanı: "Ben size (Allah’ı) tesbih etmemiz gerekmez mi, dememiş miydim?" dedi.

    Şaban Piriş

    Onların en insaflı olanı: -Ben size (Allah'ı) tesbih etmemiz gerekmez mi, dememiş miydim? dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ortancaları/ılımlı olanı şöyle dedi: "Ben size söylemedim mi? Tespih etseydiniz ya!"

  13. Kalem suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 29. ayet. قَالُوا۟ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Onlar, "Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz). Şüphesiz biz zalim kimseler imişiz" dediler.

    Mehmet Okuyan

    (Onlar) "Rabbimiz yücedir! Doğrusu biz (kendimize) yazık etmişiz!" demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar "Varlığın kendisi adına hareket ettiği Rabbimizin şanı ne yücedir" dediler; "Meğer biz zalimlerden olup çıkmışız."

    Muhammed Esed

    Onlar: "Rabbimizin şanı yücedir! Doğrusu biz zulüm işliyorduk!" diye cevap verdiler;

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Subhan'dır Rabbimiz! Muhakkak ki biz işin hakkını veremeyenler olduk!"

    Ali Bulaç

    ki: "Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."

    Ali Özek ve heyeti

    Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) yazık etmişiz, dediler.

    Ali Rıza Safa

    Dediler ki: "Efendimiz, tüm yakıştırmalardan ayrıktır!" "Belli ki, haksızlık yapanlardan olmuşuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."

    Edip Yüksel

    Dediler ki, "Efendimiz yücedir. Biz zalimler imişiz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dediler ki, 'Rabbimiz yücedir. Biz zalimler imişiz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar: "Rabbimiz Seni tenzih ederiz, doğrusu bizler zalimlermişiz!" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sübhansın ya rabbena! Dediler: bizler doğrusu zalimlermişiz

    Erhan Aktaş

    Onlar: "Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar: "Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar: Rabb'imizi tesbih ederiz. Doğrusu bizler haksızlık edenlermişiz." dediler.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Rabbimiz seni tesbih eder, yüceltiriz; gerçekten bizler zalim imişiz."

    Hasan Basri Çantay

    "Seni (tesbih ve) tenzih ederiz ey Rabbimiz. Hakıykaten biz zaalimlermişiz" dediler.

    İbni Kesir

    Dediler ki: Tesbih ederiz Seni Rabbımız, gerçekten biz, zalimlerden olmuşuz.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar; “Rabbimizi tesbih ederiz. Şüphesiz biz, zalim kimseler imişiz.” dediler.

    Süleyman Ateş

    "Rabbimizi tesbih ederiz, doğrusu biz zulmedenlermişiz!" dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Şöyle dediler: "Rabbimize boyun eğeriz! Biz gerçekten yanlış yapan kimselermişiz!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hep bir ağızdan, "Rabbimiz! Sana boyun eğeriz. Biz yanlışlar içindeyiz!" dediler.

    Şaban Britch

    Rabbimizi tesbih ederiz; doğrusu biz (kendi kendimize) zulmedenlerdenmişiz dediler.

    Şaban Piriş

    Hemen akılları başlarına geldi ve: -Rabbimiz'in şanı yücedir. Biz, zalimlerden olduk, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O zaman dediler ki: "Tespih ederiz seni, ey Rabbimiz! Gerçekten biz zalimler olduk."

  14. Kalem suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 30. ayet. فَأَقْبَلَ بَعْضُهُمْ عَلَىٰ بَعْضٍ يَتَلَٰوَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

    Mehmet Okuyan

    Birbirlerini kınamaya başlamışlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Ardından birbirlerine yönelerek, karşılıklı özeleştiri yaptılar.

    Muhammed Esed

    ve sonra dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Ahmed Hulusi

    Ardından birbirlerine dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar!

    Ali Bulaç

    Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.

    Ali Özek ve heyeti

    Ardından, kabahati birbirlerine yüklemeye başladılar.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."

    Edip Yüksel

    Ve hemen birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve hemen birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra döndüler, kendilerini kınıyorlardı:

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra döndüler kendilerine levm ediyorlardı

    Erhan Aktaş

    Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ardından birbirlerini suçlamaya başladılar.

    Gültekin Onan

    Şimdi birbirlerine karşı kendilerini kınamaya başladılar.

    Hasan Basri Çantay

    Şimdi kabahati birbirlerine yüklemiye başladı (lar).

    İbni Kesir

    Şimdi birbirlerini yermeye başladılar.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Karşılıklı olarak birbirlerini kınamaya başladılar.

    Süleyman Ateş

    Dönüp birbirlerini kınamağa başladılar:

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra da kendi kendilerini kınar bir halde birbirlerine döndüler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dönüp birbirlerini suçlamaya başladılar:

    Şaban Britch

    Başladılar birbirlerini kınamaya.

    Şaban Piriş

    Başladılar birbirlerini kınamaya..

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine birbirlerini kınamaya başladılar.

  15. Kalem suresi, 31. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 31. ayet. قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا طَٰغِينَ

    Diyanet İşleri

    Şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!"

    Mehmet Okuyan

    (Şunu) demişlerdi: "Eyvah, yazıklar olsun bize! Biz azgın kişilermişiz.

    Mustafa İslamoğlu

    "Yazıklar olsun bize! Gerçekten de biz, haddimizi aşmışız.

    Muhammed Esed

    (Sonunda) "Yazıklar olsun bize!" dediler, "Gerçekten biz küstahça davranmıştık!

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Doğrusu biz küstahça davranmışız!"

    Ali Bulaç

    "Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Nihayet) şöyle dediler: Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz.

    Ali Rıza Safa

    "Vay başımıza gelene!" dediler; "Aslında, sınırı aştık!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."

    Edip Yüksel

    Dediler ki, "Yazıklar olsun bize. Azgınmışız."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dediler ki, 'Yazıklar olsun bize. Azgınmışız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yazıklar olsun bizlere; bizler doğrusu azgınlarmışız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yazıklar olsun bizlere, bizler doğrusu azgınlarmışız

    Erhan Aktaş

    "Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Yazıklar olsun bize! Biz, gerçekten azgınlık eden kimselermişiz."

    Gültekin Onan

    "Yazıklar bize, gerçekten bizler azgınmışız" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    "Yazıklar olsun bize, dediler, hakıykaten biz azgınlarmışız".

    İbni Kesir

    Dediler ki: Yazıklar olsun bize, doğrusu biz; azgınlardanmışız.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şöyle dediler: “Yazıklar olsun bize! Gerçekten biz azgın kişilermişiz!”

    Süleyman Ateş

    "Yazık bize, dediler, biz azgınlarmışız!"

    Süleymaniye Vakfı

    Şöyle dediler: "Yazık bize! Biz gerçekten taşkınlık eden kimselermişiz!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Yazık bize! Biz aşırı davranışlar içindeyiz.

    Şaban Britch

    Yazıklar olsun bize, azgınlardan olduk, dediler.

    Şaban Piriş

    -Yazıklar olsun bize, azgınlardan olduk, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Yazıklar olsun bize, dediler, biz gerçekten azgınlarmışız."

  16. Kalem suresi, 32. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 32. ayet. عَسَىٰ رَبُّنَآ أَن يُبْدِلَنَا خَيْرًا مِّنْهَآ إِنَّآ إِلَىٰ رَبِّنَا رَٰغِبُونَ

    Diyanet İşleri

    "Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız."

    Mehmet Okuyan

    Belki Rabbimiz bize (yok olan bahçemizin) yerine daha iyisini verir. Şüphesiz ki biz (artık) sadece Rabbimize yönelenleriz."

    Mustafa İslamoğlu

    Belki Rabbimiz, onun yerine bize daha iyisini verir: Artık bizim rağbetimiz Rabbimizedir."

    Muhammed Esed

    (Ama) belki Rabbimiz yerine daha iyisini bize bağışlayacak. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz!"

    Ahmed Hulusi

    "Umulur ki Rabbimiz onun yerine ondan daha hayırlısını verir! Muhakkak ki biz (artık) Rabbimize yönelenleriz. "

    Ali Bulaç

    "Belki Rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca Rabbimize rağbet eden kimseleriz."

    Ali Özek ve heyeti

    Belki Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz (artık) Râbbimizi (O'nun hoşnutluğunu) arzuluyoruz.

    Ali Rıza Safa

    "Efendimiz, belki onun yerine daha iyisini verir!" "Aslında, biz, Efendimize yönelir; O'ndan umut ederiz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Onlar, "Ey Rabbimiz! Seni noksan sıfatlardan uzak tutarız. Gerçekten biz, kendimize yazık ettik" dediler. Birbirlerini suçlamaya başladılar. Sonra şöyle dediler: "Yazıklar olsun bize, biz azgın kimseleriz. Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz de ümitle O'na yöneleceğiz."

    Edip Yüksel

    "Belki Efendimiz bize daha iyisini verir. Biz Efendimize dönüyoruz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Belki Rabbimiz bize daha iyisini verir. Biz Rabbimize dönüyoruz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ola ki, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir; gerçekten biz bütün ümidimizi Rabbimize çeviriyoruz." diye.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ola ki rabbımız bize onun yerine daha hayırlısını vere, her halde biz bütün rağbetimizi rabbımıza çeviriyoruz

    Erhan Aktaş

    "Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Umarız ki, Rabb'imiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Ümitle Rabb'imize yöneliyoruz."

    Gültekin Onan

    "Belki rabbimiz, onun yerine daha hayırlısını verir; şüphesiz biz, yalnızca rabbimize rağbet eden kimseleriz."

    Hasan Basri Çantay

    "(Eh) Rabbimizin bize, bunun yerine, ondan daha hayırlısını vermesi me'müldür. Biz (bütün dilek ve isteklerimizi artık) gerçekden Rabbimize çevirenleriz".

    İbni Kesir

    Belki Rabbımız bize bundan daha iyisini verir. Doğrusu biz; artık Rabbımızdan dilemekteyiz.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Umulur ki, Rabbimiz bize bunun yerine daha iyisini verir. Çünkü biz artık Rabbimizi arzulayanlarız.”

    Süleyman Ateş

    "Belki Rabbimiz, bize onun yerine ondan daha iyisini verir. Biz Rabbimize yönelir, O'ndan umarız."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbimizin, bunun yerine daha iyisini vermesini bekleriz. Rabbimizin bol ikramını umarız." dediler.

    Şaban Britch

    Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz, ancak Rabbimizden dilemekteyiz.

    Şaban Piriş

    Belki Rabbimiz bize bundan daha iyisini verir. Biz, ancak Rabbimiz'den dilemekteyiz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Umarız, Rabbimiz bize onun yerine daha hayırlısını verir. Biz de her şeyimizle Rabbimize yöneliriz."

  17. Kalem suresi, 33. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 33. ayet. كَذَٰلِكَ ٱلْعَذَابُ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَكْبَرُ لَوْ كَانُوا۟ يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    İşte böyledir azap! Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür; ah bir bilselerdi!

    Mehmet Okuyan

    İşte (dünya) azabı böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

    Mustafa İslamoğlu

    İşte (dünyevi) mahrumiyet böyle bir şeydir; ve ahiret mahrumiyeti, hiç kuşkusuz daha beterdir: keşke bilmiş olsalardı.

    Muhammed Esed

    İşte (bazı insanları bu dünyada denemek için verdiğimiz) azap böyledir ama öteki dünyada (günahkarların uğrayacağı) azap daha şiddetli olacak; keşke bunu bilselerdi!

    Ahmed Hulusi

    İşte böylecedir azap! Sınırsız geleceğin azabı ise elbette ekberdir! Eğer bilselerdi.

    Ali Bulaç

    İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

    Ali Rıza Safa

    İşte, ceza böyledir. Sonsuz yaşam cezası ise kesinlikle daha büyüktür; keşke bilselerdi!

    Bayraktar Bayraklı

    İşte, azap böyledir. Ahiret azabı, elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

    Edip Yüksel

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür. Bir bilselerdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür. Bir bilselerdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte böyledir azap. Elbette ahiret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İşte böyledir azab ve elbette Ahıret azabı daha büyüktür, fakat bilselerdi.

    Erhan Aktaş

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İşte azap böyledir. Âhiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilenlerden olsalardı.

    Gültekin Onan

    İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise, muhakkak çok daha büyüktür; bir bilseler.

    Hasan Basri Çantay

    İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise elbet daha büyükdür. (Bunu) bilselerdi...

    İbni Kesir

    Azab işte böyledir. Fakat ahiret azabı elbet daha büyüktür. Keşki bilmiş olsalardı.

    Mehmet Alagaş

    (17-33) Mutlaka bahçe sahiplerine imtihan / bela ettiğimiz gibi onları da belaya / imtihana uğrattık. Yemin ettiler ki sabahlayınca onun ürünlerini biçelim. İstisna da etmediler (İnşallah demediler) onlar uyurlarken Rabbinden bir dolaşan /taif onun üzerinde dolaştı/gezindi. Sabahlayıncaya kadar ürünler biçildi /hasat edildi. Sabah olunca (gece çekilince) haydi eğer ki biçecekseniz erkenden gidin ekinlerinize / harslarınıza diye seslendiler / nidada bulundular. Fırlayıp gidiyorlarken aralarında da bugün beraberinizde miskin biri /çalışma gücü olmayan biri olmasın, ona / bahçeye girmesin diye mırıldanıyorlardı. (Birilerini) mahrum etmek kadriyle / niyetiyle erkenden yola düştüler. (Tüm her şe yin iyice ayarladığı zannıyla bahçeye, cesur bir giriş yapıyorlar) Onu gördüklerinde, yolu şaşırmışız dediler. Bilakis bizler mahrum olduk. Onlardan vasat olanı / orta yolu tutan biri dedi ki, size demedim mi keşke üstün tutsaydık / yüceltseydik. Dediler ki Rabbimiz seni yüceltiyoruz / üstün tutuyoruz, kesinlikle biz zalimler olduk. Az sonra da birbirlerini çekiştirip kınadılar. Yazıklar olsun bizlere kesinlikle biz azgınlarmışız. Umulur ki Rabbimiz bundan hayırlısına bizi tebdil eyler /değiştirir. Kesinlikle rabbimize rağbet ediciyiz / itibar gösteriyoruz / önem veriyoruz. İşte azap böyledir. (Bahçe sahiplerinin azabı mahrumiyettir) Sonraki azap / ahiret azabı da daha büyüktür. Keşke biliyor olsalardı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı ise elbette daha büyüktür. Keşke bilselerdi.

    Süleyman Ateş

    İşte azab böyledir. Ahiret azabı ise daha büyüktür, keşke bilselerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte azap böyle olur! Ahiretteki azap daha büyüktür. Keşke bilselerdi!

    Şaban Britch

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı daha büyüktür. Bilmiş olsalardı.

    Şaban Piriş

    İşte azap böyledir. Ahiret azabı daha büyüktür. Bilmiş olsalardı...

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte böyledir azap! Ahiretin azabı ise gerçekten çok daha büyüktür. Bir bilselerdi!

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.