Kalem suresi · 42–47. ayetler

Baldırların açılacağı gün ve verilen mühlet

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kalem suresi, 42. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 42. ayet. يَوْمَ يُكْشَفُ عَن سَاقٍ وَيُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ فَلَا يَسْتَطِيعُونَ

    Diyanet İşleri

    (42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.

    Mehmet Okuyan

    O gün, bacaktan açılacak (işler zorlaşacak) dipnot 1 ve secdeye davet edileceklerdir fakat (buna) güç yetiremeyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade bir deyimdir ve işlerin aşırı derecede zorlaşacağı anlamını içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    O ezici gücün kendini gösterip dizde dermanın kalmadığı ve secdeye davet edilecekleri gün, asla ona güçleri yetmeyecektir.

    Muhammed Esed

    insan bedeninin bir kemik yığınından ibaret hale getirileceği gün ve onların, (şimdi hakikati inkar edenlerin, Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılacakları ama onu yapmaya güçlerinin yetmeyeceği gün.

    Ahmed Hulusi

    Hakikatin açığa çıkıp, Allah'tan ayrı vücud verdikleri benliklerinin yokluğunu itirafa (secdeye) davet edildikleri süreçte, bunun gereğini yerine getiremeyeceklerdir!

    Ali Bulaç

    Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün incikler açılır ve secdeye davet edilirler; fakat buna güç getiremezler.

    Ali Rıza Safa

    Baldırın çıplak kalacağı ve onların secde etmeye çağırılacakları gün; artık güçleri yetmeyecek. dipnot 530

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 530
      "Baldırın çıplak kalması" söylemi, "İşler zorlaşacak ve herkes paçalarını sıvayıp kaçmaya çalışacak!" anlamında bir deyimdir. Bu söylem, kimi Kur'an çevirilerinde, "Baldırların açılacağı" veya "Baldır-bacağın açılacağı" veya "İncikten açılacağı" veya "İnsan bedeninin bir kemik yığınından ibaret duruma getirileceği" veya "İçyüzlerinin açığa çıkarılacağı" veya "Gerçeklerin ortaya çıkarılacağı" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    O gün işler zorlaşır ve secdeye davet edilirler; fakat güç yetiremezler.

    Edip Yüksel

    Gün gelecek, onların içyüzleri açığa çıkarılacak, secdeye çağrılacaklar; ancak buna güçleri yetmeyecektir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Hadise dayalı tefsirler bu ifadeyi çarpıtmışlar ve bu çarpıtmayı her zamanki gibi peygambere yakıştırmışlardır. Buhari'de üç kez rivayet edilen bir Hadise göre Tanrı, Yargı Gününde kimliğini kanıtlamak için örtüsünü kaldırıp bacaklarını peygamberlere gösterecekmiş! Buhari'yi "sahih ve kutsal" kabul eden Diyanet Meali, bu ayetin çevirisinde onu dinlememiştir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gün gelecek, onların içyüzleri açığa çıkarılacak, secdeye çağrılacaklar; ancak buna güçleri yetmeyecektir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Saktan keşfolunacağı (gerçek bütün çıplaklığıyla ortaya konulup iş büyümeye başladığı) gün secdeye davet edililirler, ama artık güçleri yetmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O gün ki saktan bir keşf olunur ve secdeye da'vet edilirler o vakıt güçleri yetmez.

    Erhan Aktaş

    Gerçeklerin açığa çıktığı gün secde dipnot 1 etmeye çağrılacaklar, ancak buna güçleri yetmez.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      48.29. ayetin 2. dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gerçeklerin açığa çıktığı gün secde dipnot 1 etmeye çağrılacaklar, ancak buna güçleri yetmez.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Secde; tam bir teslimiyet içinde Allah'a bağlılık göstermek, emrine amade olmak, değerini takdir etmek, yüceliğini, üstünlüğünü kabul etmek ve saygı göstermek ve içtenlikle boyun eğmek demektir. Bütün bir varlığın Allah'ın evrene koyduğu işleyiş yasalarına tabi olması, boyun bükmesidir. Yere kapanmak.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçeklerin açığa çıktığı gün secde dipnot 1 etmeye çağrılacaklar, ancak buna güçleri yetmez.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Saygı gösterip, değerini takdir etme. Secde sözcüğü, yer aldığı ayetlerin tamamında bu anlama gelmekte olup, namazda yapılan secde ile bir ilgisi yoktur.

    Gültekin Onan

    Ayağın üstünden (örtünün) açılacağı ve onların secdeye çağrılacakları gün, artık güç yetiremezler.

    Hasan Basri Çantay

    (Hatırla ki o gün) baldır (lar) ın açılacağı, kendilerinin secdeye da'vet edilecekleri bir gündür. Fakat (buna) güc yetiremeyeceklerdir.

    İbni Kesir

    O gün; baldırlar açılır ve secdeye çağrılırlar. Ama buna güç yetiremezler.

    Mehmet Alagaş

    (34-45) Sakınanlara Rableri yanında naim cennetleri kesin olarak vardır. Teslim olanları /Müslümanları, suçlular /cürümlüler gibi hiç yapar mıyız? Ne oluyor size, nasıl yargılıyorsunuz / hükmediyorsunuz? Yahut sizin bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Onda, siz neyi beğenip seç erseniz / tehayyer ederseniz o, kesinlikle sizindir mi? yazıyor, ya da geçerliliği / beeliğası kıyamete kadar / kalkış gününe kadar süren, yeminlerimiz mi var size? Her neye hükmederseniz / kararınız her neyse mutlak mıdır? Sor onlara onlardan hangisi b öyle bir şeyin sorumlusu olacak / kefili olacak. Ya da ortak birileri mi var ? Eğer dürüstseler ortaklarını da getirsinler. O gün ayaklar bacaklar açılır, secde etmeye davet edilirler ama istidatları yetmez / güçleri yetmez ki secde etsinler. Bakışları düşmüş / gözler yerde , onları zillet sarmıştır. Becerebilirken / sağ salim iken secde etmeye davet ediliyorlardı. Artık bu olayları / hâdiseleri yalanlayanı bana bırak/ sal gelsin bana. Onları bilmedikleri taraftan derece derece / tedrici bir biçimde azaba yaklaştıracağız. Onlara mühlet veririm kesinlikle benim tuzağım sağlamdır / metindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Baldırın açılacağı o günde onlar secde etmeye davet edilecekler. Fakat buna güç yetiremezler.

    Süleyman Ateş

    Bacaktan açılacağı (paçanın sıvanacağı, işlerin güçleşeceği) ve secdeye da'vet edilecekleri gün (secde) edemezler.

    Süleymaniye Vakfı

    O gün dizlerinin bağı çözülecek! Secdeye (kapanmaya) çağrılacaklar ama güçleri yetmeyecek dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dünyada iken secde etmeyen bu kimseler, ahirette isteseler de secde edemeyecek ve bu şekilde manevi bir azap yaşayacaklar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün her şey ortaya dökülecek! Secdeye çağrılacaklar ama güçleri yetmeyecek.

    Şaban Britch

    O gün incik açılır ve secdeye davet edilirler; fakat güç getiremezler.

    Şaban Piriş

    İşler kızıştığı gün, secdeye çağrılırlar da buna güçleri yetmez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Baldırın çıplak kalacağı, secdelere çağrılacakları gün, onu da yapamayacaklar.

  2. Kalem suresi, 43. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 43. ayet. خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ وَقَدْ كَانُوا۟ يُدْعَوْنَ إِلَى ٱلسُّجُودِ وَهُمْ سَٰلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    (42-43) Baldırların açılacağı (işlerin zorlaşacağı) ve kafirlerin secdeye çağrılıp da gözleri düşmüş ve kendilerini zillet kaplamış bir halde buna güç yetiremeyecekleri günü (Kıyamet gününü) düşün. Halbuki onlar sağlıklarında secde etmeye çağrılıyorlar (ve buna yanaşmıyorlar)dı.

    Mehmet Okuyan

    Kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (sıkıntıdan) yıkılmış bir hâlde (olacaktır). dipnot 1 (Oysa) onlar, sağlamken secde etmeye davet edilmişlerdi.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Me‘âric 70:44.

    Mustafa İslamoğlu

    Bakışları gerçeğin dehşetinden yere düşmüş, kendilerini bir zillet kuşatmıştır; zira onlar, becerebilecekleri bir haldeyken secdeye çağrılmışlardı (da reddetmişlerdi).

    Muhammed Esed

    (işte o Gün) gözleri zilletin ağırlığıyla ürkekleşip durgunlaşacaktır; çünkü hayatta iken (Allah'ın huzurunda) secde etmeye çağrılmaları (boşa gitmişti).

    Ahmed Hulusi

    Gözleri dehşetten önlerine eğik, zillet halinde! Oysa onlar akılları başlarında dünyada iken secdeye davet olunuyorlardı.

    Ali Bulaç

    Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı (fakat yine secde etmiyorlardı).

    Ali Rıza Safa

    Bakışları düşmüş, onları bir aşağılanma kaplamıştır. Oysa sapasağlamken secdeye çağırılıyorlardı.

    Bayraktar Bayraklı

    Gözleri horluktan aşağı düşmüş bir halde, kendilerini zillet bürür. Halbuki onlar, sapasağlam iken de secdeye davet ediliyorlardı.

    Edip Yüksel

    Gözleri düşmüş bir durumda, onları aşağılanma kaplar. Oysa onlar sağlam iken secdeye çağrılmışlardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gözleri düşmüş bir durumda, onları aşağılanma kaplar. Oysa onlar sağlam iken secdeye çağrılmışlardı

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur. Oysa onlar, o secdeye sağ salim iken davet ediliyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Gözleri düşmüş, kendilerini bir zillet sarmış bulunur, halbuki o secdeye onlar sağ salim iken da'vet olunuyorlardı.

    Erhan Aktaş

    O Gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün, gözlerini umutsuzca endişe bürüyecek, yüzlerini aşağılanmışlık duygusu kaplayacaktır. Oysaki onlar, fırsat varken secdeye davet olunmuşlardı.

    Gültekin Onan

    Gözleri 'korkudan ve dehşetten düşük', kendilerini de zillet sarıp kuşatmış. Oysa onlar, (daha önce) sapasağlam iken secdeye davet edilirlerdi.

    Hasan Basri Çantay

    (Evet, secdeye da'vet edilecekler) gözleri düşük, kendilerini bir zillet sarmış olarak. Halbuki onlar bu secdeye (dünyada) herşeyden salim ve sapasağlam iken da'vet ediliyorlardı.

    İbni Kesir

    Gözleri dönmüş olarak, yğzlerini zillet bürür. Halbuki kendileri sapa* sağlam oldukları vakit secdeye çağırılmışlardı.

    Mehmet Alagaş

    (34-45) Sakınanlara Rableri yanında naim cennetleri kesin olarak vardır. Teslim olanları /Müslümanları, suçlular /cürümlüler gibi hiç yapar mıyız? Ne oluyor size, nasıl yargılıyorsunuz / hükmediyorsunuz? Yahut sizin bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Onda, siz neyi beğenip seç erseniz / tehayyer ederseniz o, kesinlikle sizindir mi? yazıyor, ya da geçerliliği / beeliğası kıyamete kadar / kalkış gününe kadar süren, yeminlerimiz mi var size? Her neye hükmederseniz / kararınız her neyse mutlak mıdır? Sor onlara onlardan hangisi b öyle bir şeyin sorumlusu olacak / kefili olacak. Ya da ortak birileri mi var ? Eğer dürüstseler ortaklarını da getirsinler. O gün ayaklar bacaklar açılır, secde etmeye davet edilirler ama istidatları yetmez / güçleri yetmez ki secde etsinler. Bakışları düşmüş / gözler yerde , onları zillet sarmıştır. Becerebilirken / sağ salim iken secde etmeye davet ediliyorlardı. Artık bu olayları / hâdiseleri yalanlayanı bana bırak/ sal gelsin bana. Onları bilmedikleri taraftan derece derece / tedrici bir biçimde azaba yaklaştıracağız. Onlara mühlet veririm kesinlikle benim tuzağım sağlamdır / metindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gözleri korku içinde, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secde etmeye çağrılmışlardı.

    Süleyman Ateş

    Gözleri düşük olarak yüzlerini bir zillet kaplar. Onlar sağlam iken de secdeye da'vet edilirler (fakat secde etmezler)di.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Saygıyla önlerine bakacaklar, alçaklık her yanlarını saracak. Onlar bu hale gelmeden önce de secdeye çağrılmışlardı.

    Şaban Britch

    Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet bürümüştür. Oysa onlar, sağ salim iken secdeye çağrılmışlardı.

    Şaban Piriş

    Gözleri yere yıkılmış, yüzlerini zillet bürümüş/perişan olmuşlardır. Oysa onlar, selamette iken secdeye çağrılmışlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gözleri yere eğilmiş, benliklerini zillet kaplamıştır. Onlar, sapasağlam oldukları zaman da secde etmeye çağrılıyorlardı.

  3. Kalem suresi, 44. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 44. ayet. فَذَرْنِى وَمَن يُكَذِّبُ بِهَٰذَا ٱلْحَدِيثِ سَنَسْتَدْرِجُهُم مِّنْ حَيْثُ لَا يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanlarla beni baş başa bırak. Biz onları bilemeyecekleri biçimde adım adım helaka yaklaştıracağız.

    Mehmet Okuyan

    Bu sözü (Kur'an'ı) yalanlayanı bana bırak! dipnot 1 Biz onları bilemedikleri bir şekilde yavaş yavaş helake sürükleyeceğiz.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Müzzemmil 73:11; Müddessir 74:11.

    Mustafa İslamoğlu

    Artık bana bırak bu sözü yalanlayanları; hiç bilmedikleri bir yerden azar azar bitireceğiz onları.

    Muhammed Esed

    O halde bu haberi yalanlayanları Bana bırak. Onları, ne olup bittiğini fark etmeyecekleri şekilde, yavaş yavaş alçaltacağız;

    Ahmed Hulusi

    (Rasulüm) artık beni ve bu olayı yalanlayanı (başbaşa) bırak! Onları hiç bilmedikleri yönden aşama aşama helaka götüreceğiz!

    Ali Bulaç

    Artık bu sözü yalan sayanı sen Bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Sen bu sözü (Kur'an'ı) yalan sayanı bana bırak (kendini üzme). Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştıyoruz.

    Ali Rıza Safa

    Artık, bu sözü -hadisi- yalanlayanları, Bana bırak; bilmedikleri bir yerden, yavaş bir biçimde onları yaklaştıracağız.

    Bayraktar Bayraklı

    Sen, bu Kur'an'ı yalan sayanı bana bırak! Biz onları, bilmedikleri bir yönden yavaş yavaş azaba yaklaştırıyoruz.

    Edip Yüksel

    Bu hadisi (sözü) yalanlayanla Beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu hadisi (sözü) yalanlayanla Beni başbaşa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O halde Bana bırak bu sözü yalanlayanları! Biz onları bilmeyecekleri yönden derece derece azap uçurumuna yuvarlarız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O halde bana bırak bu sözü tekzib edenleri, biz onları istidrac ile çıkarır, bilemiyecekleri cihetten yuvarlarız.

    Erhan Aktaş

    O halde bu hadisi dipnot 1 yalanlayanları Bana bırak. Onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözü. İlahi mesajı, kıyamet gününü.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O halde bu hadisi dipnot 1 yalanlayanları Bana bırak. Onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sözü. İlahi mesajı, Kıyamet Günü'nü.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O halde bu sözü dipnot 1 yalanlayanları Bana bırak. Onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş yaklaştıracağız.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi mesajı, Kıyamet Günü'nü.

    Gültekin Onan

    Artık bu sözü yalan sayanı sen bana bırak. Biz onları, bilmeyecekleri bir yönden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

    Hasan Basri Çantay

    Artık bu sözü yalan sayanları bana bırak. Biz onları, kendilerinin bilmeyecekleri bir cihetden, derece derece azaba yaklaşdırıyoruz.

    İbni Kesir

    Bu sözü yalanlayanları Bana bırak. Biz; onları, kendilerinin bilmeyecekleri bir yönden derece derece azaba yaklaştıracağız.

    Mehmet Alagaş

    (34-45) Sakınanlara Rableri yanında naim cennetleri kesin olarak vardır. Teslim olanları /Müslümanları, suçlular /cürümlüler gibi hiç yapar mıyız? Ne oluyor size, nasıl yargılıyorsunuz / hükmediyorsunuz? Yahut sizin bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Onda, siz neyi beğenip seç erseniz / tehayyer ederseniz o, kesinlikle sizindir mi? yazıyor, ya da geçerliliği / beeliğası kıyamete kadar / kalkış gününe kadar süren, yeminlerimiz mi var size? Her neye hükmederseniz / kararınız her neyse mutlak mıdır? Sor onlara onlardan hangisi b öyle bir şeyin sorumlusu olacak / kefili olacak. Ya da ortak birileri mi var ? Eğer dürüstseler ortaklarını da getirsinler. O gün ayaklar bacaklar açılır, secde etmeye davet edilirler ama istidatları yetmez / güçleri yetmez ki secde etsinler. Bakışları düşmüş / gözler yerde , onları zillet sarmıştır. Becerebilirken / sağ salim iken secde etmeye davet ediliyorlardı. Artık bu olayları / hâdiseleri yalanlayanı bana bırak/ sal gelsin bana. Onları bilmedikleri taraftan derece derece / tedrici bir biçimde azaba yaklaştıracağız. Onlara mühlet veririm kesinlikle benim tuzağım sağlamdır / metindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Artık beni ve bu sözü yalanlayanları baş başa bırak. Biz onları bilmeyecekleri bir yerden derece derece azaba yaklaştıracağız.

    Süleyman Ateş

    Bu sözü yalanlayanı bana bırak; onları bilmedikleri yerden derece derece (azaba) yaklaştıracağız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu söz (Kur'an) karşısında yalana sarılanı bana bırak! Onları beklemedikleri yerden adım adım kötü sona yaklaştırırız.

    Şaban Britch

    Bu sözü yalan sayanları bana bırak! Onları bilmedikleri bir yerden yavaş yavaş azaba yaklaştıracağız.

    Şaban Piriş

    Bu sözü yalan sayanları bana bırak. Onları bilmedikleri bir yerden ağır ağır azaba yaklaştıracağız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bu sözü yalanlayanla beni baş başa bırak. Onları, bilmedikleri yerden yakalayacağız.

  4. Kalem suresi, 45. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 45. ayet. وَأُمْلِى لَهُمْ إِنَّ كَيْدِى مَتِينٌ

    Diyanet İşleri

    Onlara mühlet veriyorum. Şüphesiz benim tuzağım sağlamdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama onlara imkan ve zaman tanırım; çünkü onların entrikalarını başlarına geçiren düzenim pek sağlamdır.

    Muhammed Esed

    çünkü onlara bir süre belli bir üstünlük versem de Benim ince planım son derece sağlamdır!

    Ahmed Hulusi

    Mühlet veririm onlara. . . Muhakkak ki benim tuzağım çok sağlamdır!

    Ali Bulaç

    Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım çok sağlamdır!

    Ali Rıza Safa

    Onlara süre veriyorum. Kuşkusuz, Benim tasarılarım çok sağlamdır.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara biraz süre tanıyorum. Doğrusu benim planım çok sağlamdır.

    Edip Yüksel

    Onlara mühlet veriyorum. Benim planım sağlamdır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara mühlet veriyorum. Benim planım sağlamdır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve Ben, onların iplerini uzatır (süre tanır)ım, çünkü fendim sağlamdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve ben onların ipini uzatırım, çünkü fendim sağlamdır.

    Erhan Aktaş

    Onlara süre tanıyorum. Kuşkusuz, Benim planım çok sağlamdır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara süre tanıyorum. Kuşkusuz, Benim planım çok sağlamdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara süre tanıyorum. Kuşkusuz, Benim planım çok sağlamdır.

    Gültekin Onan

    Ben, onlara süre tanıyorum. Elbette benim düzenim (cezalandırmam) sapasağlamdır.

    Hasan Basri Çantay

    Ben onlara mühlet (zaman) veriyorum. Şübhe yok ki benim fendim sağlamdır!

    İbni Kesir

    Ben; onlara mühlet veriyorum. Benim tuzağım muhakkak sağlamdır.

    Mehmet Alagaş

    (34-45) Sakınanlara Rableri yanında naim cennetleri kesin olarak vardır. Teslim olanları /Müslümanları, suçlular /cürümlüler gibi hiç yapar mıyız? Ne oluyor size, nasıl yargılıyorsunuz / hükmediyorsunuz? Yahut sizin bir kitabınız var da ondan mı ders alıyorsunuz? Onda, siz neyi beğenip seç erseniz / tehayyer ederseniz o, kesinlikle sizindir mi? yazıyor, ya da geçerliliği / beeliğası kıyamete kadar / kalkış gününe kadar süren, yeminlerimiz mi var size? Her neye hükmederseniz / kararınız her neyse mutlak mıdır? Sor onlara onlardan hangisi b öyle bir şeyin sorumlusu olacak / kefili olacak. Ya da ortak birileri mi var ? Eğer dürüstseler ortaklarını da getirsinler. O gün ayaklar bacaklar açılır, secde etmeye davet edilirler ama istidatları yetmez / güçleri yetmez ki secde etsinler. Bakışları düşmüş / gözler yerde , onları zillet sarmıştır. Becerebilirken / sağ salim iken secde etmeye davet ediliyorlardı. Artık bu olayları / hâdiseleri yalanlayanı bana bırak/ sal gelsin bana. Onları bilmedikleri taraftan derece derece / tedrici bir biçimde azaba yaklaştıracağız. Onlara mühlet veririm kesinlikle benim tuzağım sağlamdır / metindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara mühlet veriyorum. Çünkü benim tuzağım çok sağlamdır.

    Süleyman Ateş

    Onlara mühlet veriyorum. Doğrusu benim tuzağım sağlamdır (onu kimse bozamaz).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara süre tanırım. Benim düzenim sağlamdır.

    Şaban Britch

    Onlara mühlet veriyorum Çünkü benim tuzağım çok sağlamdır.

    Şaban Piriş

    Onlara mühlet veriyorum. Çünkü benim tuzağım çok sağlamdır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Süre tanıyorum onlara. Tuzağım gerçekten zorludur benim.

  5. Kalem suresi, 46. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 46. ayet. أَمْ تَسْـَٔلُهُمْ أَجْرًا فَهُم مِّن مَّغْرَمٍ مُّثْقَلُونَ

    Diyanet İşleri

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

    Mehmet Okuyan

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da borç yüzünden ağır bir yük altında mı kalıyorlar?

    Mustafa İslamoğlu

    Yoksa sen onlardan bir ücret istedin de, onlar altında ezilecekleri ağır bir borç yükünden mi kaçıyorlar?

    Muhammed Esed

    Yoksa, (ey Peygamber,) onlardan bir karşılık isteyeceğinden ve böylece (seni dinledikleri için) borç yükü altında kalacaklar(ından mı korkuyorlar)?

    Ahmed Hulusi

    Yoksa onlardan bir karşılık istiyorsun da, onlar borçtan ağır bir yük altına mı girmişler?

    Ali Bulaç

    Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?

    Ali Özek ve heyeti

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Ali Rıza Safa

    Yoksa onlardan bir karşılık istiyorsun da ağır bir borç yükü altında mı kalıyorlar?

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa,sanki sen onlardan bir ücret istiyorsun da, bu yüzden onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Edip Yüksel

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borç altında mı kalıyorlar?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da bu yüzden onlar ağır borç altında mı eziliyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da mı cereme vermekten ezilmişler?

    Erhan Aktaş

    Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borca mı giriyorlar?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borca mı giriyorlar?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yoksa onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır bir borca mı giriyorlar?

    Gültekin Onan

    Sen, onlardan bir ücret mi istiyorsun ki, onlar, haksız bir borçtan dolayı ağır bir yük altında kalmışlar?

    Hasan Basri Çantay

    Yoksa sen kendilerinden bir ücret istiyorsun da onlar (sana ödeyecekleri) bir borcdan dolayı ağır yük altında mı bırakılmışlardır.

    İbni Kesir

    Yoksa sen, onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altında mı kalmışlardır?

    Mehmet Alagaş

    (46-52) Yahut sen bir ücret / ecir mi istedin de onlar o borcun altında ezilmişler mi? ya da gayb / şahit olunamayan, onların yanlarında da onu mu yazıyorlar? Rabbinin hükmüne / yargı kararına sabret, balık sahibi gibi olma, vaktaki o öfke ve kederle dolu seslenmişti / nida etmişti. Rabbinden bir nimet yetişmeseydi/ tedarik etmeseydi. O kınanmış kişi / mezmum kişi ıssız bir alana / diyara atılacaktı. Rabbin onu yeniden seçti de onu salihlerden yaptı. Kafirler, Hatırlatmayı / Kuranı işittiklerinde bakışlarıyla seni y ıkacak / devirecek gibi olurlar ve derler ki kesinlikle O, cinlenmiş / mecnun. O Okunan / O Kuran, alemler için bir hatırlatmadır / zikirdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar bu yüzden ağır bir borç yükü altına mı girmişlerdir?

    Süleyman Ateş

    Yoksa sen onlardan bir ücret istiyorsun da onlar ağır borç altında mı kalıyorlar?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yoksa onlardan bir karşılık istiyorsun da borç altında mı eziliyorlar?

    Şaban Britch

    Yoksa, onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altındalar mı?

    Şaban Piriş

    Yoksa, onlardan bir ücret istiyorsun da ağır bir borç altındalar mı?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bir ücret mi istiyorsun kendilerinden de onlar, bir borç altında eziliyorlar!

  6. Kalem suresi, 47. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kalem suresi, 47. ayet. أَمْ عِندَهُمُ ٱلْغَيْبُ فَهُمْ يَكْتُبُونَ

    Diyanet İşleri

    Yahut gayb (Levh-i Mahfuz) kendi yanlarında da onlar mı (bundan aktarıp) yazıyorlar?

    Mustafa İslamoğlu

    Yoksa idrakı aşan hakikatler onlara ayan oldu da, (gayba dair) kayıt kuyudatı kendileri mi tutuyorlar?

    Muhammed Esed

    Yoksa, (bütün varoluşun) gizli gerçekliği(nin) kendi kavrayış alanları içinde (olduğunu), böylece (zamanla) onu yazabilecekler(ini) mi (zannediyorlar)?

    Ahmed Hulusi

    Yoksa gayb (algılanmayanlar) onların indinde de, onlar mı yazıyorlar?

    Ali Bulaç

    Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?

    Ali Özek ve heyeti

    Yahut gaybın bilgisi onların nezdinde de, onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

    Ali Rıza Safa

    Yoksa gizli gerçekler onların yanında da onlar mı yazıyorlar?

    Bayraktar Bayraklı

    Yoksa, gayb bilgileri var da bu bilgileri kendileri mi yazıyorlar?

    Edip Yüksel

    Yoksa geçmişin ve geleceğin bilgisi onların yanında da onlar mı kaydediyorlar?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yoksa geçmişin ve geleceğin bilgisi onların yanında da onlar mı kaydediyorlar?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yoksa gayb yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

    Erhan Aktaş

    Veya gaybın bilgisine sahipler de oradan mı yazıyorlar?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Veya gaybın bilgisine sahipler de oradan mı yazıyorlar?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Veya gaybın bilgisine sahipler de oradan mı yazıyorlar?

    Gültekin Onan

    Yoksa gayb (görünmeyenin bilgisi) onların yanında mıdır ki, kendileri yazıp duruyorlar?

    Hasan Basri Çantay

    Yahud gayb, yanlarındadır da onlar (bunu ondan) mı yazıyorlar?

    İbni Kesir

    Yoksa gayb kendilerinin katında mıdır da ondan yazıyorlar?

    Mehmet Alagaş

    (46-52) Yahut sen bir ücret / ecir mi istedin de onlar o borcun altında ezilmişler mi? ya da gayb / şahit olunamayan, onların yanlarında da onu mu yazıyorlar? Rabbinin hükmüne / yargı kararına sabret, balık sahibi gibi olma, vaktaki o öfke ve kederle dolu seslenmişti / nida etmişti. Rabbinden bir nimet yetişmeseydi/ tedarik etmeseydi. O kınanmış kişi / mezmum kişi ıssız bir alana / diyara atılacaktı. Rabbin onu yeniden seçti de onu salihlerden yaptı. Kafirler, Hatırlatmayı / Kuranı işittiklerinde bakışlarıyla seni y ıkacak / devirecek gibi olurlar ve derler ki kesinlikle O, cinlenmiş / mecnun. O Okunan / O Kuran, alemler için bir hatırlatmadır / zikirdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yoksa gayb onların yanındadır da onlar mı yazıyorlar?

    Süleyman Ateş

    Yoksa gayb (görünmez bilgi hazinesi), kendi yanlarında da onlar mı (istedikleri gibi) yazıyorlar?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yoksa gizli bilgiler onlarda da onu mu yazıyorlar?

    Şaban Britch

    Yoksa gayb onların yanında da, onlar mı yazıyorlar?

    Şaban Piriş

    Yoksa gayb onların yanında da, onlar mı yazıyorlar?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yoksa gayb, yanlarında da onlar mı yazıyorlar?

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.