Muhammed Esed
Düşün bu (yıldız)ları, batmak üzere yükselen;
79. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Naziât suresi, 1. ayet. وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا
vennâzi`âti garḳâ.
Düşün bu (yıldız)ları, batmak üzere yükselen;
Naziât suresi, 2. ayet. وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا
vennâşiṭâti neşṭâ.
ve (yörüngelerinde) istikrarlı şekilde hareket eden,
Naziât suresi, 3. ayet. وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا
vessâbiḥâti sebḥâ.
ve (uzayda) sakin sakin yüzen,
Naziât suresi, 4. ayet. فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا
fessâbiḳâti sebḳâ.
ve hızlı şekilde (birbirini) izleyen,
Naziât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
felmüdebbirâti emrâ.
böylece (Yaratıcı'nın) buyruğunu yerine getiren!
Naziât suresi, 6. ayet. يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
yevme tercüfü-rrâcifeh.
(O halde, düşün) şiddetli bir sarsıntının (dünyayı) sarstığı Gün(ü),
Naziât suresi, 7. ayet. تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
tetbe`uhe-rrâdifeh.
daha büyük (sarsıntı)ların ardından geleceği (Günü)!
Naziât suresi, 8. ayet. قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
O Gün (insanların) kalpleri titreyerek çarpacak
Naziât suresi, 9. ayet. أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
(ve) gözleri yere bakacak...
Naziât suresi, 10. ayet. يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
(Ama hala) bazıları: "Ne yani!" diyorlar, "Biz gerçekten eski halimize mi döndürüleceğiz,
Naziât suresi, 11. ayet. أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
çürüyen kemik (yığını) olsak bile?"
Naziât suresi, 12. ayet. قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
(Ve) ilave ediyorlar: "Öyleyse bu, zararlı bir dönüş olur!"
Naziât suresi, 13. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
(Ama) o zaman, (Son Saat), bir tek çığlık (gibi ansızın onların üzerine) kopacak,
Naziât suresi, 14. ayet. فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
feiẕâ hüm bissâhirah.
işte o zaman (hakikati) anlayacaklar!
Naziât suresi, 15. ayet. هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
Musa'nın kıssasından hiç haberin oldu mu?
Naziât suresi, 16. ayet. إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani kutsal bir vadide Rabbi o'na şöyle seslenmişti:
Naziât suresi, 17. ayet. ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
"Sen, Firavun'a git -çünkü o hak ve adalet sınırlarını ihlal ediyor-
Naziât suresi, 18. ayet. فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
ve (ona) söyle: 'Arınmaya istekli misin?
Naziât suresi, 19. ayet. وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
(Eğer istekliysen) o zaman seni Rabbin(i tanıma mertebesin)e ulaştıracağım ki (bundan sonra) O'nun korkusunu duyasın.'"
Naziât suresi, 20. ayet. فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Bunun üzerine (Musa), (Firavun'a gitti ve) ona (Rabbinin rahmetinin eseri olan) büyük mucizeyi anlattı.
Naziât suresi, 21. ayet. فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
Ama (Firavun) o'nu yalanladı ve (hidayeti) şiddetle reddetti,
Naziât suresi, 22. ayet. ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
ŝümme edbera yes`â.
sonra da kaba bir şekilde (Musa'ya) sırtını döndü;
Naziât suresi, 23. ayet. فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
feḥaşera fenâdâ.
daha sonra (ileri gelen adamlarını) topladı ve (halkını) çağırdı,
Naziât suresi, 24. ayet. فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
ve onlara "Ben sizin en yüce rabbinizim!" dedi.
Naziât suresi, 25. ayet. فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Bunun üzerine Allah onu yakalayıp hesaba çekti (ve bunu) hem bu dünyada hem de öteki dünyada uyarıcı bir örnek yaptı.
Naziât suresi, 26. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Bunda, şüphesiz, (Allah'ın) ürperti ve korkusunu duyanlar için bir ibret vardır.
Naziât suresi, 27. ayet. ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
(Ey insanlar!) Sizi yaratmak, göğü yaratmış olan Allah için daha mı zordur?
Naziât suresi, 28. ayet. رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
O, gökkubbeyi yükseltmiş ve ona gerektiği gibi biçim vermiştir;
Naziât suresi, 29. ayet. وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
onun gecesini karanlık yapmış ve gündüzünü aydınlatmıştır.
Naziât suresi, 30. ayet. وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Ve ardından yeri düzenleyip yaymıştır,
Naziât suresi, 31. ayet. أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
yerden suyu ve bitki örtüsünü çıkartmış,
Naziât suresi, 32. ayet. وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
velcibâle ersâhâ.
ve dağları sağlam şekilde yerleştirmiştir:
Naziât suresi, 33. ayet. مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
(bütün bunlar) sizin ve hayvanlarınızın geçinmesi için(dir).
Naziât suresi, 34. ayet. فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
Ve böylece, büyük, sarsıcı (yeniden dirilme) olayı gelip çattığında,
Naziât suresi, 35. ayet. يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
o Gün insan yaptığı her şeyi (açıkça) hatırlayacak;
Naziât suresi, 36. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
ve (cehennemin) yakıcı ateşi, onu gör(meye mahkum edil)en herkesin karşısına getirilecektir.
Naziât suresi, 37. ayet. فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
feemmâ men ṭagâ.
Çünkü, hak ve adalet sınırlarını ihlal eden,
Naziât suresi, 38. ayet. وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
ve bu dünya hayatını (ruh temizliğine) tercih eden(in)
Naziât suresi, 39. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
varacağı yer o yakıcı ateştir!
Naziât suresi, 40. ayet. وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Ama Rabbinin huzurunda korku ile duranın ve nefsini kötü arzulardan alıkoyanın
Naziât suresi, 41. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
varacağı yer cennettir!
Naziât suresi, 42. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
(Ey peygamber!) Sana Son Saat'i soruyorlar: "Ne zaman gelip çatacak?"
Naziât suresi, 43. ayet. فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
fîme ente min ẕikrâhâ.
Sen onun hakkında ne söyleyebilirsin ki?
Naziât suresi, 44. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
ilâ rabbike müntehâhâ.
(Çünkü) onun (bilgisinin) başı ve sonu yalnız Rabbinin katındadır!
Naziât suresi, 45. ayet. إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen ancak ondan korkanları uyar(mak için gönderil)mişsin.
Naziât suresi, 46. ayet. كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Onu anladıkları Gün (onlara, bu dünyada) bir akşamdan ya da kuşluğuyla (birlikte sona eren bir gece)den fazla kalmamışlar (gibi gelecek)!