Mustafa İslamoğlu
Şahit olsun (muhatabın yüreğine) dalıp (küfrü oradan) şiddetle söküp atan (uyarı ayetleri)!
79. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Naziât suresi, 1. ayet. وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا
vennâzi`âti garḳâ.
Şahit olsun (muhatabın yüreğine) dalıp (küfrü oradan) şiddetle söküp atan (uyarı ayetleri)!
Naziât suresi, 2. ayet. وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا
vennâşiṭâti neşṭâ.
Ve (mü'min gönüllere) müjde dolu bir umudu usulca getirip bırakan (rahmet ayetleri)!
Naziât suresi, 3. ayet. وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا
vessâbiḥâti sebḥâ.
Ve (o umutla hayat denizine) açılıp yüzdükçe yüzen (mü'min)ler!
Naziât suresi, 4. ayet. فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا
fessâbiḳâti sebḳâ.
Ve (hayır yolunda) birbirleriyle yarışan öncüler!
Naziât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
felmüdebbirâti emrâ.
Derken, onların peşinden işlerini yoluna koyan artçılar!
Naziât suresi, 6. ayet. يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
yevme tercüfü-rrâcifeh.
(Bunların her biri şahit olsun ki) o gün şiddetli bir sarsıcı herşeyi saracak;
Naziât suresi, 7. ayet. تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
tetbe`uhe-rrâdifeh.
daha büyük sarsıntılar birbirini kovalayacak;
Naziât suresi, 8. ayet. قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
(ve) kalpler çırpılmış (gibi) titreyecek;
Naziât suresi, 9. ayet. أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
onların gözleri yıkılmışlığı, bitmişliği temsil edecek.
Naziât suresi, 10. ayet. يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
(Hala) diyorlar ki: "Ne yani, şimdi biz yeniden eski halimize mi döneceğiz?
Naziât suresi, 11. ayet. أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
Tamamen çürüyüp bir külçe kemik haline gelsek de mi?"
Naziât suresi, 12. ayet. قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
(Ve) ekliyorlar: "O zaman desene bu ikinci bir hüsran olacak!"
Naziât suresi, 13. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Sözün özü: o (kalk emri), sert ve kesin bir komuttan ibarettir.
Naziât suresi, 14. ayet. فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
feiẕâ hüm bissâhirah.
İşte o zaman onlar, faltaşı gibi açılmış gözlerle mahşer meydanında beliriverecek.
Naziât suresi, 15. ayet. هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
Musa'nın olayından haberin var mı?
Naziât suresi, 16. ayet. إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani Rabbi, iki kat kutsal kılınmış bir vadide ona şöyle seslenmişti:
Naziât suresi, 17. ayet. ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
"Firavuna git, çünkü o haddini aştı;
Naziât suresi, 18. ayet. فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
ve ona de ki: "Arınmaya var mısın?
Naziât suresi, 19. ayet. وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
İmdi (cevabın evetse), ben seni Rabbine doğru yönelteceğim ve sen de kendine çekidüzen vereceksin!"
Naziât suresi, 20. ayet. فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Nihayet ona o büyük mucizevi belgeyi gösterdi;
Naziât suresi, 21. ayet. فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
fakat o yalanladı ve sert çıktı;
Naziât suresi, 22. ayet. ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
ŝümme edbera yes`â.
sonra hışımla orayı terk etti;
Naziât suresi, 23. ayet. فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
feḥaşera fenâdâ.
derken (adamlarını) topladı ve bağırıp çağırdı;
Naziât suresi, 24. ayet. فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
üstelik (bir de) "Ben sizin en büyük rabbinizim!" dedi.
Naziât suresi, 25. ayet. فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Sonunda Allah, onu ahiret ve dünya azabıyla (aleme) ibret olsun diye yakaladı.
Naziât suresi, 26. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Şüphesiz bunda Allah'a karşı içten bir saygı duyanlar için sayısız ibret vardır.
Naziât suresi, 27. ayet. ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Yaratılış açısından siz mi daha sağlamsınız, yoksa gök kubbe mi? Göğü O inşa etti;
Naziât suresi, 28. ayet. رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
onu (içinde gök cisimleri) yüzecek şekilde O yükseltti ve dengeli bir iç düzene kavuşturdu;
Naziât suresi, 29. ayet. وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
onun gecesini adım adım O kararttı, aydınlığını kıvamında O çıkardı.
Naziât suresi, 30. ayet. وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Ve onun ardından yeryüzünü yuvarlatarak bir düzene koydu;
Naziât suresi, 31. ayet. أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
orada suyunu ve bitki örtüsünü O çıkarttı;
Naziât suresi, 32. ayet. وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
velcibâle ersâhâ.
ve dağları sağlamca O yerleştirdi;
Naziât suresi, 33. ayet. مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
siz ve hayvanlarınız için geçim aracı olsun diye.
Naziât suresi, 34. ayet. فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
O muazzam olay gerçekleştiği zaman;
Naziât suresi, 35. ayet. يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
(evet) işte o gün, insan neyin peşinden koştuğunu hatırlayacak;
Naziât suresi, 36. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
zira gözleri faltaşı gibi açacak olan ateş, görme yeteneğine sahip herkesin gözüne sokulacak.
Naziât suresi, 37. ayet. فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
feemmâ men ṭagâ.
Ne var ki, işin sonunda haddini bilmeyen
Naziât suresi, 38. ayet. وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
ve dünya hayatını tercih edenler var ya:
Naziât suresi, 39. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
işte onların varacağı yer gözleri faltaşı gibi açacak olan ateştir.
Naziât suresi, 40. ayet. وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Ama Rabbinin yüce makamından korkan ve kendini nefsine (kulluktan) alıkoyan kimseler var ya:
Naziât suresi, 41. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
işte onların varacağı yer de Cennet'dir.
Naziât suresi, 42. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
(Ey Peygamber!) Sana "Kıyamet ne zaman kopacak?" diye soruyorlar.
Naziât suresi, 43. ayet. فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
fîme ente min ẕikrâhâ.
Sen nerde onun vaktini bilmek nerde!
Naziât suresi, 44. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
ilâ rabbike müntehâhâ.
Onun nihai ilmi Rabbine malum.
Naziât suresi, 45. ayet. إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen sadece onun azametinden korkanlara hatırlatıcısın.
Naziât suresi, 46. ayet. كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
(Kafirler) bu hakikati bizzat gördükleri gün, onlara sanki (bu dünyada) bir akşam veya bir kuşluktan fazla kalmamışlar gibi gelecek.