Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, çekip koparanlara/yay çekenlere/kuyudan su çekenlere/bağsız-bekçisiz koşan atlara/ayrılık yüzünden hasret çekenlere/daldırıp daldırıp çıkaranlara,
79. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Naziât suresi, 1. ayet. وَٱلنَّٰزِعَٰتِ غَرْقًا
vennâzi`âti garḳâ.
Yemin olsun, çekip koparanlara/yay çekenlere/kuyudan su çekenlere/bağsız-bekçisiz koşan atlara/ayrılık yüzünden hasret çekenlere/daldırıp daldırıp çıkaranlara,
Naziât suresi, 2. ayet. وَٱلنَّٰشِطَٰتِ نَشْطًا
vennâşiṭâti neşṭâ.
Yemin olsun, rahatça, incitmeden çekenlere/düğümü hünerle çözenlere/bir yerden bir yere gidenlere/coşkuyla iç çekenlere,
Naziât suresi, 3. ayet. وَٱلسَّٰبِحَٰتِ سَبْحًا
vessâbiḥâti sebḥâ.
Yemin olsun, boşlukta yahut suda yüzüp gidenlere,
Naziât suresi, 4. ayet. فَٱلسَّٰبِقَٰتِ سَبْقًا
fessâbiḳâti sebḳâ.
Derken öne geçip yarışı kazananlara,
Naziât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُدَبِّرَٰتِ أَمْرًا
felmüdebbirâti emrâ.
Bir iş ve oluşu çekip çevirenlere,
Naziât suresi, 6. ayet. يَوْمَ تَرْجُفُ ٱلرَّاجِفَةُ
yevme tercüfü-rrâcifeh.
Ki o gün şiddetle sarsacak olan sarsacaktır.
Naziât suresi, 7. ayet. تَتْبَعُهَا ٱلرَّادِفَةُ
tetbe`uhe-rrâdifeh.
Onu, ardısıra gelen izleyecektir.
Naziât suresi, 8. ayet. قُلُوبٌ يَوْمَئِذٍ وَاجِفَةٌ
ḳulûbüy yevmeiẕiv vâcifeh.
Bazı kalpler o gün kaygıdan titreyecektir.
Naziât suresi, 9. ayet. أَبْصَٰرُهَا خَٰشِعَةٌ
ebṣâruhâ ḫâşi`ah.
Onların gözleri yerlere eğilecektir.
Naziât suresi, 10. ayet. يَقُولُونَ أَءِنَّا لَمَرْدُودُونَ فِى ٱلْحَافِرَةِ
yeḳûlûne einnâ lemerdûdûne fi-lḥâfirah.
"Biz gerçekten bu çukurda eski halimize döndürülecek miyiz?" diyorlar.
Naziât suresi, 11. ayet. أَءِذَا كُنَّا عِظَٰمًا نَّخِرَةً
eiẕâ künnâ `iżâmen neḫirah.
"Un ufak kemikler haline geldikten sonra, öyle mi!"
Naziât suresi, 12. ayet. قَالُوا۟ تِلْكَ إِذًا كَرَّةٌ خَاسِرَةٌ
ḳâlû tilke iẕen kerratün ḫâsirah.
"Hüsran dolu bir dönüştür bu öyleyse!" diye konuştular.
Naziât suresi, 13. ayet. فَإِنَّمَا هِىَ زَجْرَةٌ وَٰحِدَةٌ
feinnemâ hiye zecratüv vâḥideh.
Oysa ki o, sert bir komut sesinden ibarettir.
Naziât suresi, 14. ayet. فَإِذَا هُم بِٱلسَّاهِرَةِ
feiẕâ hüm bissâhirah.
Bir anda hepsi uyanıp ortaya geliverir.
Naziât suresi, 15. ayet. هَلْ أَتَىٰكَ حَدِيثُ مُوسَىٰٓ
hel etâke ḥadîŝü mûsâ.
Ulaştı mı sana Musa'nın haberi?
Naziât suresi, 16. ayet. إِذْ نَادَىٰهُ رَبُّهُۥ بِٱلْوَادِ ٱلْمُقَدَّسِ طُوًى
iẕ nâdâhü rabbühû bilvâdi-lmüḳaddesi ṭuvâ.
Hani, Rabbi ona, kutsal vadide, Tuva'da seslenmişti:
Naziât suresi, 17. ayet. ٱذْهَبْ إِلَىٰ فِرْعَوْنَ إِنَّهُۥ طَغَىٰ
iẕheb ilâ fir`avne innehû ṭagâ.
"Firavun'a git! İyice azdı o."
Naziât suresi, 18. ayet. فَقُلْ هَل لَّكَ إِلَىٰٓ أَن تَزَكَّىٰ
feḳul hel leke ilâ en tezekkâ.
"De ki ona: 'Arınıp temizlenmeye ne dersin?"
Naziât suresi, 19. ayet. وَأَهْدِيَكَ إِلَىٰ رَبِّكَ فَتَخْشَىٰ
veehdiyeke ilâ rabbike fetaḫşâ.
"Seni Rabbine kılavuzlayayım da gönülden ürperesin!"
Naziât suresi, 20. ayet. فَأَرَىٰهُ ٱلْـَٔايَةَ ٱلْكُبْرَىٰ
feerâhü-l'âyete-lkübrâ.
Derken, ona o en büyük mucizeyi gösterdi.
Naziât suresi, 21. ayet. فَكَذَّبَ وَعَصَىٰ
fekeẕẕebe ve`aṣâ.
Ama o yalanladı, isyan etti.
Naziât suresi, 22. ayet. ثُمَّ أَدْبَرَ يَسْعَىٰ
ŝümme edbera yes`â.
Sonra, sırtını döndü; koşuyordu.
Naziât suresi, 23. ayet. فَحَشَرَ فَنَادَىٰ
feḥaşera fenâdâ.
Derken, bir araya toplayıp bağırdı.
Naziât suresi, 24. ayet. فَقَالَ أَنَا۠ رَبُّكُمُ ٱلْأَعْلَىٰ
feḳâle ene rabbükümü-l'a`lâ.
Dedi ki: "Ben sizin en yüce rabbinizim."
Naziât suresi, 25. ayet. فَأَخَذَهُ ٱللَّهُ نَكَالَ ٱلْـَٔاخِرَةِ وَٱلْأُولَىٰٓ
feeḫaẕehü-llâhü nekâle-l'âḫirati vel'ûlâ.
Bunun üzerine Allah, onu sonraya ve önceye ibret olmak üzere bir ceza ile çarptı.
Naziât suresi, 26. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَعِبْرَةً لِّمَن يَخْشَىٰٓ
inne fî ẕâlike le`ibratel limey yaḫşâ.
Kuşkusuz, bunda, içine ürperti düşen için tam bir ibret vardır.
Naziât suresi, 27. ayet. ءَأَنتُمْ أَشَدُّ خَلْقًا أَمِ ٱلسَّمَآءُ بَنَىٰهَا
eentüm eşeddü ḫalḳan emi-ssemâü. benâhâ.
Siz mi daha zorsunuz yaratılışça, gök mü?
Naziât suresi, 28. ayet. رَفَعَ سَمْكَهَا فَسَوَّىٰهَا
rafe`a semkehâ fesevvâhâ.
Onu O yapıp kurdu. Onun boyunu yükseltti; ardından ona ahenk ve düzen verdi.
Naziât suresi, 29. ayet. وَأَغْطَشَ لَيْلَهَا وَأَخْرَجَ ضُحَىٰهَا
veagṭaşe leylehâ veaḫrace ḍuḥâhâ.
Gecesini kararttı, kuşluğunu ortaya çıkardı.
Naziât suresi, 30. ayet. وَٱلْأَرْضَ بَعْدَ ذَٰلِكَ دَحَىٰهَآ
vel'arḍa ba`de ẕâlike deḥâhâ.
Bundan sonra da yeri yayıp deve kuşu yumurtası biçiminde yuvarlattı.
Naziât suresi, 31. ayet. أَخْرَجَ مِنْهَا مَآءَهَا وَمَرْعَىٰهَا
aḫrace minhâ mâehâ vemer`âhâ.
Ondan suyunu, otlağını çıkardı.
Naziât suresi, 32. ayet. وَٱلْجِبَالَ أَرْسَىٰهَا
velcibâle ersâhâ.
Dağları, demir atmış gibi oturttu;
Naziât suresi, 33. ayet. مَتَٰعًا لَّكُمْ وَلِأَنْعَٰمِكُمْ
metâ`al leküm velien`âmiküm.
Sizin için ve hayvanlarınız için bir geçim aracı olarak.
Naziât suresi, 34. ayet. فَإِذَا جَآءَتِ ٱلطَّآمَّةُ ٱلْكُبْرَىٰ
feiẕâ câeti-ṭṭâmmetü-lkübrâ.
O güç yetmez büyük felaket geldiğinde,
Naziât suresi, 35. ayet. يَوْمَ يَتَذَكَّرُ ٱلْإِنسَٰنُ مَا سَعَىٰ
yevme yeteẕekkeru-l'insânü mâ se`â.
O gün insan, uğrunda gayret sarfettiği şeyi hatırlar.
Naziât suresi, 36. ayet. وَبُرِّزَتِ ٱلْجَحِيمُ لِمَن يَرَىٰ
vebürrizeti-lceḥîmü limey yerâ.
Gören kişi için cehennem apaçık ortaya çıkarılmıştır.
Naziât suresi, 37. ayet. فَأَمَّا مَن طَغَىٰ
feemmâ men ṭagâ.
Artık azmış olan,
Naziât suresi, 38. ayet. وَءَاثَرَ ٱلْحَيَوٰةَ ٱلدُّنْيَا
veâŝera-lḥayâte-ddünyâ.
Ve iğreti hayatı yeğlemiş olan için,
Naziât suresi, 39. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَحِيمَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lceḥîme hiye-lme'vâ.
Cehennem, barınağın ta kendisidir.
Naziât suresi, 40. ayet. وَأَمَّا مَنْ خَافَ مَقَامَ رَبِّهِۦ وَنَهَى ٱلنَّفْسَ عَنِ ٱلْهَوَىٰ
veemmâ men ḫâfe meḳâme rabbihî venehe-nnefse `ani-lhevâ.
Rabbinin yüceliğinden korkup nefsini boş heveslerden yasaklamış olan içinse,
Naziât suresi, 41. ayet. فَإِنَّ ٱلْجَنَّةَ هِىَ ٱلْمَأْوَىٰ
feinne-lcennete hiye-lme'vâ.
Cennet, barınağın ta kendisidir.
Naziât suresi, 42. ayet. يَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلسَّاعَةِ أَيَّانَ مُرْسَىٰهَا
yes'elûneke `ani-ssâ`ati eyyâne mürsâhâ.
O saatten soruyorlar sana, "gelip demir atması ne zaman?" diye.
Naziât suresi, 43. ayet. فِيمَ أَنتَ مِن ذِكْرَىٰهَآ
fîme ente min ẕikrâhâ.
Nerede sende, onu hatırlatacak şey!
Naziât suresi, 44. ayet. إِلَىٰ رَبِّكَ مُنتَهَىٰهَآ
ilâ rabbike müntehâhâ.
Ona ilişkin bilginin sonu Rabbine varır.
Naziât suresi, 45. ayet. إِنَّمَآ أَنتَ مُنذِرُ مَن يَخْشَىٰهَا
innemâ ente münẕiru mey yaḫşâhâ.
Sen sadece, ondan korkanları uyaransın.
Naziât suresi, 46. ayet. كَأَنَّهُمْ يَوْمَ يَرَوْنَهَا لَمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا عَشِيَّةً أَوْ ضُحَىٰهَا
keennehüm yevme yeravnehâ lem yelbeŝû illâ `aşiyyeten ev ḍuḥâhâ.
Onu gördükleri gün onlar, dünyada sanki bir akşam veya onun kuşluk vaktinden başka kalmamışa dönerler.