Süleyman Ateş
O sa'at yaklaştı, ay yarıldı.
54. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Kamer suresi, 1. ayet. ٱقْتَرَبَتِ ٱلسَّاعَةُ وَٱنشَقَّ ٱلْقَمَرُ
iḳterabeti-ssâ`atü venşeḳḳa-lḳamer.
O sa'at yaklaştı, ay yarıldı.
Kamer suresi, 2. ayet. وَإِن يَرَوْا۟ ءَايَةً يُعْرِضُوا۟ وَيَقُولُوا۟ سِحْرٌ مُّسْتَمِرٌّ
veiy yerav âyetey yü`riḍû veyeḳûlû siḥrum müstemirr.
Bir mu'cize görecek olsalar yüz çevirirler ve "Süregelen bir büyüdür" derler.
Kamer suresi, 3. ayet. وَكَذَّبُوا۟ وَٱتَّبَعُوٓا۟ أَهْوَآءَهُمْ وَكُلُّ أَمْرٍ مُّسْتَقِرٌّ
vekeẕẕebû vettebe`û ehvâehüm veküllü emrim müsteḳirr.
Yalanladılar, nefislerinin heveslerine uydular. Halbuki her iş, yerini bulacaktır (Allah'ın kararına kimse engel olamaz).
Kamer suresi, 4. ayet. وَلَقَدْ جَآءَهُم مِّنَ ٱلْأَنۢبَآءِ مَا فِيهِ مُزْدَجَرٌ
veleḳad câehüm mine-l'embâi mâ fîhi müzdecer.
Andolsun, onlara, (batılda kalmalarını) önleyecek (ibret verici olayları anlatan) haberler geldi.
Kamer suresi, 5. ayet. حِكْمَةٌۢ بَٰلِغَةٌ فَمَا تُغْنِ ٱلنُّذُرُ
ḥikmetüm bâligatün femâ tugni-nnüẕür.
Bunlar üstün hikmettir! Ama uyarılar fayda vermiyor.
Kamer suresi, 6. ayet. فَتَوَلَّ عَنْهُمْ يَوْمَ يَدْعُ ٱلدَّاعِ إِلَىٰ شَىْءٍ نُّكُرٍ
fetevelle `anhüm. yevme yed`u-ddâ`i ilâ şey'in nükür.
Öyleyse sen de onlardan yüz çevir; o çağırıcının görülmemiş, tanınmamış bir şeye çağıracağı gün,
Kamer suresi, 7. ayet. خُشَّعًا أَبْصَٰرُهُمْ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ كَأَنَّهُمْ جَرَادٌ مُّنتَشِرٌ
ḫuşşe`an ebṣâruhüm yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi keennehüm cerâdüm münteşir.
Gözleri düşkün düşkün (zillet ve dehşet içinde) kabirlerden çıkarlar; tıpkı yayılan çekirgeler gibidirler.
Kamer suresi, 8. ayet. مُّهْطِعِينَ إِلَى ٱلدَّاعِ يَقُولُ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا يَوْمٌ عَسِرٌ
mühti`îne ile-ddâ`. yeḳûlü-lkâfirûne hâẕâ yevmün `asir.
Boyunlarını, çağırana doğru uzatmış koşarlarken, kafirler: "Bu çetin bir gündür!" derler.
Kamer suresi, 9. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ فَكَذَّبُوا۟ عَبْدَنَا وَقَالُوا۟ مَجْنُونٌ وَٱزْدُجِرَ
keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥin fekeẕẕebû `abdenâ veḳâlû mecnûnüv vezdücira.
Onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanlamıştı. Kulumuzu yalanladılar ve: "Cinlenmiştir" dediler. Ve o(na çeşitli eziyetler yapılarak tebliğden) menedildi.
Kamer suresi, 10. ayet. فَدَعَا رَبَّهُۥٓ أَنِّى مَغْلُوبٌ فَٱنتَصِرْ
fede`â rabbehû ennî maglûbün fenteṣir.
Bunun üzerine Rabbine: "Ben yenik düştüm, yardım et!" diye yalvardı.
Kamer suresi, 11. ayet. فَفَتَحْنَآ أَبْوَٰبَ ٱلسَّمَآءِ بِمَآءٍ مُّنْهَمِرٍ
fefetaḥnâ ebvâbe-ssemâi bimâim münhemir.
Biz de boşalan bir su ile göğün kapılarını açtık.
Kamer suresi, 12. ayet. وَفَجَّرْنَا ٱلْأَرْضَ عُيُونًا فَٱلْتَقَى ٱلْمَآءُ عَلَىٰٓ أَمْرٍ قَدْ قُدِرَ
vefeccerne-l'arḍa `uyûnen felteḳe-lmâü `alâ emrin ḳad ḳudir.
Yeri kaynaklar halinde fışkırttık, (göğün ve yerin) su(ları) takdir edilmiş bir işin olması için birleşti.
Kamer suresi, 13. ayet. وَحَمَلْنَٰهُ عَلَىٰ ذَاتِ أَلْوَٰحٍ وَدُسُرٍ
veḥamelnâhü `alâ ẕâti elvâḥiv vedüsür.
Nuh'u da tahtalar ve çiviler(le yapılmış gemi) üzerinde taşıdık.
Kamer suresi, 14. ayet. تَجْرِى بِأَعْيُنِنَا جَزَآءً لِّمَن كَانَ كُفِرَ
tecrî bia`yüninâ. cezâel limen kâne küfira.
(Kendisine karşı) Nankörlük edilen (kulumuz)a (bizden) bir mükafat olmak üzere (gemi), gözlerimizin önünde akıp gidiyordu.
Kamer suresi, 15. ayet. وَلَقَد تَّرَكْنَٰهَآ ءَايَةً فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳat teraknâhâ âyeten fehel mim müddekir.
Bunu bir ibret olarak bıraktık, ibret alan yok mudur?
Kamer suresi, 16. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Benim azabım ve uyarılarım nasılmış (görsünler diye).
Kamer suresi, 17. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Andolsun biz, Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Kamer suresi, 18. ayet. كَذَّبَتْ عَادٌ فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
keẕẕebet `âdün fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
'Ad da yalanladı, ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Kamer suresi, 19. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ رِيحًا صَرْصَرًا فِى يَوْمِ نَحْسٍ مُّسْتَمِرٍّ
innâ erselnâ `aleyhim rîḥan ṣarṣaran fî yevmi naḥsim müstemirr.
Biz onların üstüne uğursuz mu uğursuz bir günde uğultulu bir kasırga saldık.
Kamer suresi, 20. ayet. تَنزِعُ ٱلنَّاسَ كَأَنَّهُمْ أَعْجَازُ نَخْلٍ مُّنقَعِرٍ
tenzi`u-nnâse keennehüm a`câzü naḫlim münḳa`ir.
İnsanları sanki köklerinden sökülmüş hurma kütükleri imişler gibi koparıp deviriyordu.
Kamer suresi, 21. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Benim azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Kamer suresi, 22. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Kamer suresi, 23. ayet. كَذَّبَتْ ثَمُودُ بِٱلنُّذُرِ
keẕẕebet ŝemûdü binnüẕür.
Semud da uyarıları yalandı:
Kamer suresi, 24. ayet. فَقَالُوٓا۟ أَبَشَرًا مِّنَّا وَٰحِدًا نَّتَّبِعُهُۥٓ إِنَّآ إِذًا لَّفِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ
feḳâlû ebeşeram minnâ vâḥiden nettebi`uhû innâ iẕel lefî ḍalâliv vesü`ur.
"Bizden bir insana mı uyacağız? O takdirde biz apaçık bir sapıklık ve çılgınlık içine düşmüş oluruz" dediler.
Kamer suresi, 25. ayet. أَءُلْقِىَ ٱلذِّكْرُ عَلَيْهِ مِنۢ بَيْنِنَا بَلْ هُوَ كَذَّابٌ أَشِرٌ
eülḳiye-ẕẕikru `aleyhi mim beyninâ bel hüve keẕẕâbün eşir.
"Zikir, aramızdan ona mı bırakıldı? Hayır o, yalancı küstahın biridir!"
Kamer suresi, 26. ayet. سَيَعْلَمُونَ غَدًا مَّنِ ٱلْكَذَّابُ ٱلْأَشِرُ
seya`lemûne gadem meni-lkeẕẕâbü-l'eşir.
(Salih'e dedik ki): Yarın onlar, yalancı, küstahın kim olduğunu bilecekler.
Kamer suresi, 27. ayet. إِنَّا مُرْسِلُوا۟ ٱلنَّاقَةِ فِتْنَةً لَّهُمْ فَٱرْتَقِبْهُمْ وَٱصْطَبِرْ
innâ mürsilü-nnâḳati fitnetel lehüm ferteḳibhüm vaṣṭabir.
Biz onlara, kendilerini sınamak için dişi deveyi göndereceğiz. Hele sen onları gözetle, sabret.
Kamer suresi, 28. ayet. وَنَبِّئْهُمْ أَنَّ ٱلْمَآءَ قِسْمَةٌۢ بَيْنَهُمْ كُلُّ شِرْبٍ مُّحْتَضَرٌ
venebbi'hüm enne-lmâe ḳismetüm beynehüm. küllü şirbim muḥteḍar.
Onlara, suyun aralarında paylaştırılacağını, (bir gün devenin, bir gün de kendilerinin su içme nöbeti olacağını) haber ver; içme sırası kiminse o gelip suyunu alsın.
Kamer suresi, 29. ayet. فَنَادَوْا۟ صَاحِبَهُمْ فَتَعَاطَىٰ فَعَقَرَ
fenâdev ṣâḥibehüm fete`âṭâ fe`aḳara.
Bir arkadaşlarını çağırdılar, o da bıçağı çekip (deveyi) kesti.
Kamer suresi, 30. ayet. فَكَيْفَ كَانَ عَذَابِى وَنُذُرِ
fekeyfe kâne `aẕâbî venüẕür.
Ama azabım ve uyarılarım nasıl oldu?
Kamer suresi, 31. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ صَيْحَةً وَٰحِدَةً فَكَانُوا۟ كَهَشِيمِ ٱلْمُحْتَظِرِ
innâ erselnâ `aleyhim ṣayḥatev vâḥideten fekânû keheşîmi-lmuḥteżir.
Biz onların üzerine tek sayha (korkunç bir ses) gönderdik; ağılcının topladığı kuru ot gibi kırılıp döküldüler.
Kamer suresi, 32. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Andolsun Biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Kamer suresi, 33. ayet. كَذَّبَتْ قَوْمُ لُوطٍۭ بِٱلنُّذُرِ
keẕẕebet ḳavmü lûṭim binnüẕür.
Lut'un kavmi de uyarıları yalanladı.
Kamer suresi, 34. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا عَلَيْهِمْ حَاصِبًا إِلَّآ ءَالَ لُوطٍ نَّجَّيْنَٰهُم بِسَحَرٍ
innâ erselnâ `aleyhim ḥâṣiben illâ âle lûṭ. necceynâhüm biseḥar.
Biz de üstlerine (taşlar savuran) bir fırtına gönderdik, yalnız Lut ailesini seher vakti kurtardık;
Kamer suresi, 35. ayet. نِّعْمَةً مِّنْ عِندِنَا كَذَٰلِكَ نَجْزِى مَن شَكَرَ
ni`metem min `indinâ. keẕâlike neczî men şekera.
Katımızdan bir ni'met olarak. Biz şükredeni böyle mükafatlandırırız.
Kamer suresi, 36. ayet. وَلَقَدْ أَنذَرَهُم بَطْشَتَنَا فَتَمَارَوْا۟ بِٱلنُّذُرِ
veleḳad enẕerahüm baṭşetenâ fetemârav binnüẕür.
Lut, onları bizim yakalamamıza karşı uyarmıştı, fakat uyarılara karşı kuşku duydular.
Kamer suresi, 37. ayet. وَلَقَدْ رَٰوَدُوهُ عَن ضَيْفِهِۦ فَطَمَسْنَآ أَعْيُنَهُمْ فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
veleḳad râvedûhü `an ḍayfihî feṭamesnâ a`yünehüm feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.
Onun (güzel delikanlılar şeklinde görünen melek) konuklarından murad almağa kalkıştılar. Biz de gözlerini siliverdik: "Haydi azabımı ve uyarılarımı tadın!"
Kamer suresi, 38. ayet. وَلَقَدْ صَبَّحَهُم بُكْرَةً عَذَابٌ مُّسْتَقِرٌّ
veleḳad ṣabbeḥahüm bükraten `aẕâbüm müsteḳirr.
Sabah erken, onları kararlı bir azab yakaladı.
Kamer suresi, 39. ayet. فَذُوقُوا۟ عَذَابِى وَنُذُرِ
feẕûḳû `aẕâbî venüẕür.
"Azabımı ve uyarılarımı(n akıbetini) tadın!"
Kamer suresi, 40. ayet. وَلَقَدْ يَسَّرْنَا ٱلْقُرْءَانَ لِلذِّكْرِ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad yesserne-lḳur'âne liẕẕikri fehel mim müddekir.
Andolsun biz Kur'an'ı öğüt almak için kolaylaştırdık. Öğüt alan yok mudur?
Kamer suresi, 41. ayet. وَلَقَدْ جَآءَ ءَالَ فِرْعَوْنَ ٱلنُّذُرُ
veleḳad câe âle fir`avne-nnüẕür.
Fir'avn'ın kavmine de uyarılar gelmiştir.
Kamer suresi, 42. ayet. كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا كُلِّهَا فَأَخَذْنَٰهُمْ أَخْذَ عَزِيزٍ مُّقْتَدِرٍ
keẕẕebû biâyâtinâ küllihâ feeḫaẕnâhüm aḫẕe `azîzim muḳtedir.
Bütün ayetlerimizi yalanladılar. Biz de onları, galib ve güçlü (padişah)ın yakalaması gibi yakaladık.
Kamer suresi, 43. ayet. أَكُفَّارُكُمْ خَيْرٌ مِّنْ أُو۟لَٰٓئِكُمْ أَمْ لَكُم بَرَآءَةٌ فِى ٱلزُّبُرِ
eküffâruküm ḫayrum min ülâiküm em leküm berâetün fi-zzübür.
Şimdi sizin kafirleriniz, ötekilerinizden hayırlı mı? Yoksa Kitaplarda sizin için bir beraet (inkarınızdan dolayı size sorumsuzluk) mu var?
Kamer suresi, 44. ayet. أَمْ يَقُولُونَ نَحْنُ جَمِيعٌ مُّنتَصِرٌ
em yeḳûlûne naḥnü cemî`um münteṣir.
Yoksa "Biz muzaffer (yenilmez) bir topluluğuz" mu diyorlar?
Kamer suresi, 45. ayet. سَيُهْزَمُ ٱلْجَمْعُ وَيُوَلُّونَ ٱلدُّبُرَ
seyühzemü-lcem`u veyüvellûne-ddübüra.
O topluluk bozulacak ve geriye dönüp kaçacaklardır.
Kamer suresi, 46. ayet. بَلِ ٱلسَّاعَةُ مَوْعِدُهُمْ وَٱلسَّاعَةُ أَدْهَىٰ وَأَمَرُّ
beli-ssâ`atü mev`idühüm vessâ`atü edhâ veemerr.
Hayır, buluşma zamanları o (uyarıldıkları) sa'attir. O sa'at cidden çok feci ve acıdır;
Kamer suresi, 47. ayet. إِنَّ ٱلْمُجْرِمِينَ فِى ضَلَٰلٍ وَسُعُرٍ
inne-lmücrimîne fî ḍalâliv vesü`ur.
Suçlular bir sapıklık ve çılgınlık içindedir.
Kamer suresi, 48. ayet. يَوْمَ يُسْحَبُونَ فِى ٱلنَّارِ عَلَىٰ وُجُوهِهِمْ ذُوقُوا۟ مَسَّ سَقَرَ
yevme yüsḥabûne fi-nnâri `alâ vucûhihim. ẕûḳû messe seḳara.
O gün yüzükoyun ateşe sürüklenecekler: "Cehennemin dokunuşunu tadın!" diye.
Kamer suresi, 49. ayet. إِنَّا كُلَّ شَىْءٍ خَلَقْنَٰهُ بِقَدَرٍ
innâ külle şey'in ḫalaḳnâhü biḳader.
Biz her şeyi bir kadere (bir düzene, ölçüye, plana) göre yarattık.
Kamer suresi, 50. ayet. وَمَآ أَمْرُنَآ إِلَّا وَٰحِدَةٌ كَلَمْحٍۭ بِٱلْبَصَرِ
vemâ emrunâ illâ vâḥidetün kelemḥim bilbeṣar.
Bizim buyruğumuz yalnız bir tektir, göz açıp yumma gibidir.
Kamer suresi, 51. ayet. وَلَقَدْ أَهْلَكْنَآ أَشْيَاعَكُمْ فَهَلْ مِن مُّدَّكِرٍ
veleḳad ehleknâ eşyâ`aküm fehel mim müddekir.
Andolsun biz sizin benzerlerinizi hep helak ettik. Öğüt alan yok mudur?
Kamer suresi, 52. ayet. وَكُلُّ شَىْءٍ فَعَلُوهُ فِى ٱلزُّبُرِ
veküllü şey'in fe`alûhü fi-zzübür.
İşledikleri her şey, Kitaplarda mevcuttur.
Kamer suresi, 53. ayet. وَكُلُّ صَغِيرٍ وَكَبِيرٍ مُّسْتَطَرٌ
veküllü ṣagîriv vekebîrim müsteṭar.
Küçük, büyük hepsi satır satır yazılmıştır.
Kamer suresi, 54. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى جَنَّٰتٍ وَنَهَرٍ
inne-lmütteḳîne fî cennâtiv veneher.
Korunanlar cennetlerde ırmaklar(ın kenarın)dadırlar.
Kamer suresi, 55. ayet. فِى مَقْعَدِ صِدْقٍ عِندَ مَلِيكٍ مُّقْتَدِرٍۭ
fî maḳ`adi ṣidḳin `inde melîkim muḳtedir.
Güçlü padişahın huzurunda doğruluk koltuklarında (memnunluk içinde)dirler.