Mehmet Okuyan
Yemin olsun: Birbiri ardınca gönderilenlere,
77. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Mürselât suresi, 1. ayet. وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا
velmürselâti `urfâ.
Yemin olsun: Birbiri ardınca gönderilenlere,
Mürselât suresi, 2. ayet. فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا
fel`âṣifâti `aṣfâ.
Esip savuranlara,
Mürselât suresi, 3. ayet. وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا
vennâşirâti neşrâ.
Yaydıkça yayanlara,
Mürselât suresi, 4. ayet. فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا
felfâriḳâti ferḳâ.
Ayırdıkça ayıranlara,
Mürselât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا
felmülḳiyâti ẕikrâ.
(5, 6) Özür (imkânı vermek) veya uyarı(da bulunmak) için öğüt bırakanlara (ulaştıranlara) ki dipnot 1
Mürselât suresi, 6. ayet. عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
`uẕran ev nüẕrâ.
(5, 6) Özür (imkânı vermek) veya uyarı(da bulunmak) için öğüt bırakanlara (ulaştıranlara) ki dipnot 1
Mürselât suresi, 7. ayet. إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ
innemâ tû`adûne levâḳi`.
Size vadedilen (gün) elbette gerçekleşecektir.
Mürselât suresi, 8. ayet. فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
feiẕe-nnücûmü ṭumiset.
Yıldızlar silindiği (söndürüldüğü)nde, dipnot 1
Mürselât suresi, 9. ayet. وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
veiẕe-ssemâü füricet.
Gök yarıldığında,
Mürselât suresi, 10. ayet. وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
veiẕe-lcibâlü nüsifet.
Dağlar ufalanıp savrulduğunda,
Mürselât suresi, 11. ayet. وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
veiẕe-rrusülü üḳḳitet.
Elçilere (şahitlik için) vakit verildiğinde (Son Saat gerçekleşmiş olacaktır).
Mürselât suresi, 12. ayet. لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
lieyyi yevmin üccilet.
(Bu durum), hangi güne ertelenmiştir?
Mürselât suresi, 13. ayet. لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
liyevmi-lfaṣl.
Ayrılma gününe.
Mürselât suresi, 14. ayet. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.
O ayrılma gününün ne olduğunu sana bildiren ne olabilir ki!
Mürselât suresi, 15. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 16. ayet. أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
elem nühliki-l'evvelîn.
Biz (bunlar gibi inkârcı olan) öncekileri de helak etmedik mi?
Mürselât suresi, 17. ayet. ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ
ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.
Sonra gelenleri de onların peşine takacağız.
Mürselât suresi, 18. ayet. كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
İşte biz, suçlulara böyle yaparız!
Mürselât suresi, 19. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 20. ayet. أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
elem naḫlukküm mim mâim mehîn.
Sizi dayanıksız bir sudan yaratmadık mı?
Mürselât suresi, 21. ayet. فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.
(21, 22) Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Mürselât suresi, 22. ayet. إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
ilâ ḳaderim ma`lûm.
(21, 22) Sonra onu belirli bir süreye kadar sağlam bir yere yerleştirmiştik.
Mürselât suresi, 23. ayet. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.
(İşte bunları) bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Mürselât suresi, 24. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 25. ayet. أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.
(25, 26) Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Mürselât suresi, 26. ayet. أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا
aḥyâev veemvâtâ.
(25, 26) Biz yeryüzünü diriler ve ölüler için toplanma yeri yapmadık mı?
Mürselât suresi, 27. ayet. وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.
Oraya sabit ağırlıklar koyduk dipnot 1 ve size tatlı sular içirdik.
Mürselât suresi, 28. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 29. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.
(İnkârcılara şöyle denecektir): "Yalanlamış olduğunuz şeye doğru yürüyün!
Mürselât suresi, 30. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ
inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.
(30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"
Mürselât suresi, 31. ayet. لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
(30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"
Mürselât suresi, 32. ayet. إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ
innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.
Şüphesiz ki o (cehennem), kütükler (gibi büyük) kıvılcımlar saçar.
Mürselât suresi, 33. ayet. كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ
keennehû cimâlâtün ṣufr.
O (kıvılcımlar) sanki sarı (kızgın) halatlar gibidir. dipnot 1
Mürselât suresi, 34. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 35. ayet. هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.
Bu (mahşer, kâfirlerin) konuşamayacağı gündür.
Mürselât suresi, 36. ayet. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.
Özür dilemeleri için kendilerine izin verilmeyecektir. dipnot 1
Mürselât suresi, 37. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 38. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.
(38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!
Mürselât suresi, 39. ayet. فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
fein kâne leküm keydün fekîdûn.
(38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!
Mürselât suresi, 40. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 41. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.
(41, 42) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Mürselât suresi, 42. ayet. وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
(41, 42) Şüphesiz ki muttakîler (duyarlı olanlar), gölgelerde, (su) kaynaklarında ve canlarının çektiği her tür meyve(lik)lerde olacaklardır.
Mürselât suresi, 43. ayet. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
(Onlara) "Yaptıklarınıza karşılık afiyetle yiyip için" (denecektir).
Mürselât suresi, 44. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
Şüphesiz ki biz güzel davrananları işte böyle ödüllendiririz. dipnot 1
Mürselât suresi, 45. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 46. ayet. كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.
(Suçlulara şöyle denecektir:) "Yiyin, (dünyadan) biraz daha yararlanın! (Bilin ki) siz suçlusunuz."
Mürselât suresi, 47. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 48. ayet. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.
Onlara "(Allah'a) boyun eğin!" dendiğinde boyun eğmezler.
Mürselât suresi, 49. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
Mürselât suresi, 50. ayet. فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.
Bundan (Kur'an'dan) sonra artık hangi söze inanacaklar ki! dipnot 1