Yaşar Nuri Öztürk
Yemin olsun, o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgarlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara,
77. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Mürselât suresi, 1. ayet. وَٱلْمُرْسَلَٰتِ عُرْفًا
velmürselâti `urfâ.
Yemin olsun, o art arda gönderilenlere/meleklere/rüzgarlara/vahyin bölümlerine/kalplere inen doğuşlara,
Mürselât suresi, 2. ayet. فَٱلْعَٰصِفَٰتِ عَصْفًا
fel`âṣifâti `aṣfâ.
Esip de büküp devirenlere,
Mürselât suresi, 3. ayet. وَٱلنَّٰشِرَٰتِ نَشْرًا
vennâşirâti neşrâ.
Dağıtıp yayanlara/diriltip harekete getirenlere,
Mürselât suresi, 4. ayet. فَٱلْفَٰرِقَٰتِ فَرْقًا
felfâriḳâti ferḳâ.
Gerektiği şekilde ayıranlara,
Mürselât suresi, 5. ayet. فَٱلْمُلْقِيَٰتِ ذِكْرًا
felmülḳiyâti ẕikrâ.
Öğüt ulaştıranlara/Kur'an'ı ulaştıranlara,
Mürselât suresi, 6. ayet. عُذْرًا أَوْ نُذْرًا
`uẕran ev nüẕrâ.
Özür yahut uyarı için,
Mürselât suresi, 7. ayet. إِنَّمَا تُوعَدُونَ لَوَٰقِعٌ
innemâ tû`adûne levâḳi`.
Ki size duyurulmuş olan mutlaka gerçekleşecektir.
Mürselât suresi, 8. ayet. فَإِذَا ٱلنُّجُومُ طُمِسَتْ
feiẕe-nnücûmü ṭumiset.
Yıldızlar silinip süpürüldüğünde,
Mürselât suresi, 9. ayet. وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ فُرِجَتْ
veiẕe-ssemâü füricet.
Gök yarıldığında,
Mürselât suresi, 10. ayet. وَإِذَا ٱلْجِبَالُ نُسِفَتْ
veiẕe-lcibâlü nüsifet.
Dağlar un ufak edilip savrulduğunda,
Mürselât suresi, 11. ayet. وَإِذَا ٱلرُّسُلُ أُقِّتَتْ
veiẕe-rrusülü üḳḳitet.
Resuller vakte bağlandığında,
Mürselât suresi, 12. ayet. لِأَىِّ يَوْمٍ أُجِّلَتْ
lieyyi yevmin üccilet.
Hangi gün için vakte bağlandılar?
Mürselât suresi, 13. ayet. لِيَوْمِ ٱلْفَصْلِ
liyevmi-lfaṣl.
Ayrım ve hüküm günü için.
Mürselât suresi, 14. ayet. وَمَآ أَدْرَىٰكَ مَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ
vemâ edrâke mâ yevmü-lfaṣl.
Ayrım ve hüküm gününü sana bildiren nedir?
Mürselât suresi, 15. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Yalanlayanların vay haline o gün!
Mürselât suresi, 16. ayet. أَلَمْ نُهْلِكِ ٱلْأَوَّلِينَ
elem nühliki-l'evvelîn.
Öncekileri helak etmedik mi?
Mürselât suresi, 17. ayet. ثُمَّ نُتْبِعُهُمُ ٱلْـَٔاخِرِينَ
ŝümme nütbi`uhümü-l'âḫirîn.
Sonra, geriden gelenleri de onların peşlerine takarız.
Mürselât suresi, 18. ayet. كَذَٰلِكَ نَفْعَلُ بِٱلْمُجْرِمِينَ
keẕâlike nef`alü bilmücrimîn.
Biz, suçlulara işte böyle yaparız.
Mürselât suresi, 19. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Yalanlayanların o gün vay haline!
Mürselât suresi, 20. ayet. أَلَمْ نَخْلُقكُّم مِّن مَّآءٍ مَّهِينٍ
elem naḫlukküm mim mâim mehîn.
Sizi basit bir sudan yaratmadık mı?
Mürselât suresi, 21. ayet. فَجَعَلْنَٰهُ فِى قَرَارٍ مَّكِينٍ
fece`alnâhü fî ḳarârim mekîn.
Onu dayanıklı karargahta tuttuk.
Mürselât suresi, 22. ayet. إِلَىٰ قَدَرٍ مَّعْلُومٍ
ilâ ḳaderim ma`lûm.
Bilinen bir ölçüye/süreye kadar.
Mürselât suresi, 23. ayet. فَقَدَرْنَا فَنِعْمَ ٱلْقَٰدِرُونَ
feḳadernâ. feni`me-lḳâdirûn.
Bir ölçüyle yaptık. Ne güzel ölçü koyanlarız biz!
Mürselât suresi, 24. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay başına o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 25. ayet. أَلَمْ نَجْعَلِ ٱلْأَرْضَ كِفَاتًا
elem nec`ali-l'arḍa kifâtâ.
Yeri, bir toplanma zemini yapmadık mı?
Mürselât suresi, 26. ayet. أَحْيَآءً وَأَمْوَٰتًا
aḥyâev veemvâtâ.
Diriler bakımından da ölüler bakımından da.
Mürselât suresi, 27. ayet. وَجَعَلْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ شَٰمِخَٰتٍ وَأَسْقَيْنَٰكُم مَّآءً فُرَاتًا
vece`alnâ fîhâ ravâsiye şâmiḫâtiv veesḳaynâküm mâen fürâtâ.
Orada oturaklı, başını yücelere kaldırmış dağlar oluşturduk. Ve size tatlı bir su içirdik.
Mürselât suresi, 28. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 29. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
inṭaliḳû ilâ mâ küntüm bihî tükeẕẕibûn.
Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!
Mürselât suresi, 30. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ
inṭaliḳû ilâ żillin ẕî ŝelâŝi şu`ab.
Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!
Mürselât suresi, 31. ayet. لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
lâ żalîliv velâ yugnî mine-lleheb.
Ne gölgelendirir ne alevden korur.
Mürselât suresi, 32. ayet. إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ
innehâ termî bişerarin kelḳaṣr.
Gerçekten o, köşke benzer kıvılcımlar saçar.
Mürselât suresi, 33. ayet. كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ
keennehû cimâlâtün ṣufr.
O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir.
Mürselât suresi, 34. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 35. ayet. هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
hâẕâ yevmü lâ yenṭiḳûn.
Konuşamayacakları gündür bu!
Mürselât suresi, 36. ayet. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
velâ yü'ẕenü lehüm feya`teẕirûn.
İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.
Mürselât suresi, 37. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 38. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
hâẕâ yevmü-lfaṣl. cema`nâküm vel'evvelîn.
Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık.
Mürselât suresi, 39. ayet. فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
fein kâne leküm keydün fekîdûn.
Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!
Mürselât suresi, 40. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 41. ayet. إِنَّ ٱلْمُتَّقِينَ فِى ظِلَٰلٍ وَعُيُونٍ
inne-lmütteḳîne fî żilâliv ve`uyûn.
Takvaya sarılanlar gölgeler altında, su kaynaklarındadır.
Mürselât suresi, 42. ayet. وَفَوَٰكِهَ مِمَّا يَشْتَهُونَ
vefevâkihe mimmâ yeştehûn.
Canlarının çektiği meyvelerle yanyanadırlar.
Mürselât suresi, 43. ayet. كُلُوا۟ وَٱشْرَبُوا۟ هَنِيٓـًٔۢا بِمَا كُنتُمْ تَعْمَلُونَ
külû veşrabû henîem bimâ küntüm ta`melûn.
"Yapıp ürettiklerinize karşılık olarak afiyetle yiyip için."
Mürselât suresi, 44. ayet. إِنَّا كَذَٰلِكَ نَجْزِى ٱلْمُحْسِنِينَ
innâ keẕâlike neczi-lmuḥsinîn.
İşte böyle ödüllendiririz biz, güzellikler sergileyenleri!
Mürselât suresi, 45. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 46. ayet. كُلُوا۟ وَتَمَتَّعُوا۟ قَلِيلًا إِنَّكُم مُّجْرِمُونَ
külû vetemette`û ḳalîlen inneküm mücrimûn.
Yiyin ve birazcık nimetlenin. Suçlularsınız siz.
Mürselât suresi, 47. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 48. ayet. وَإِذَا قِيلَ لَهُمُ ٱرْكَعُوا۟ لَا يَرْكَعُونَ
veiẕâ ḳîle lehümü-rke`û lâ yerke`ûn.
Onlara, "ruku' edin!" dendiğinde ruku etmezler.
Mürselât suresi, 49. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
Vay haline o gün, yalanlayanların.
Mürselât suresi, 50. ayet. فَبِأَىِّ حَدِيثٍۭ بَعْدَهُۥ يُؤْمِنُونَ
febieyyi ḥadîŝim ba`dehû yü'minûn.
Artık bundan sonra hangi hadise/söze iman edecekler?