Diyanet İşleri
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."
Mürselât suresi · 29–40. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Mürselât suresi, 29. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ
Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."
(İnkârcılara şöyle denecektir): "Yalanlamış olduğunuz şeye doğru yürüyün!
Haydi artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü'ne) doğru ilerleyin bakalım!
Haydi, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım!
Haydi, yalanlamakta olduğunuza gidin!
Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
(İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!
Haydi, yalanladığınız şeye gidin!
- Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Haydi yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün.
Haydi yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün.
Haydi boşalıp (gidin) o yalan dediğinize.
Haydi boşanın o yalan dediğinize
Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin bakalım!
Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin bakalım!
Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin bakalım!
Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.
(O kafirlere şöyle denilecek:) "(Haydi) o yalan diyegeldiğiniz şey'e (azaba) gidin".
Varın yalanlayıp durduğunuz şeye gidin.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!
"Haydi yalanladığınız (azab)a gidin!
Şimdi karşısında yalana sarıldığınız şeye / cehenneme doğru gidin! dipnot 1
Yalan saydığınız yere gidin şimdi!
Haydi yalanladığınıza yürüyün.
Haydi yalanladığınıza yürüyün.
Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!
Mürselât suresi, 30. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
(30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"
(İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin!
Üç katlı gölgeye doğru gidin,
Haydi, üççatallı gölgeye gidin (Hristiyanların inandığı teslis - üçleme; Allah - Ruh-ül Kuds ve Oğlu inancı kurtarsın bakalım sizi, anlamında)!
Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
Üç kola ayrılmış, (ama) bir gölgeye gidin.
Üç kolu olan gölgeye gidin!
- Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Yürüyün, (cehennem alevinin) üç kollu gölgesine doğru...
Yürüyün, (cehennem alevinin) üç kollu gölgesine doğru...
haydi boşalın (gidin) bir üç çatallı (üç kola ayrılmış) gölgeye;
Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye
Üç çatal dipnot 1 sahibi gölgeye gidin;
Üç çatal dipnot 1 sahibi gölgeye gidin;
Üç çatal dipnot 1 sahibi gölgeye gidin;
Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.
"Haydi (cehennemin) üç kola (ayrılmış) (duman) gölgesine gidin".
Üç kollu gölgeye gidin.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!
Üç dallı bir gölgeye gidin."
Üç kola ayrılmış gölgeye doğru gidin;
Gidin de üç bölümlü gölgeye varın.
Yürüyün üç kollu (ateşin) gölgesine!
Yürüyün üç kollu karaltıya!
Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!
Mürselât suresi, 31. ayet. لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ
(30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."
(30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"
Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye);
hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),
Ne (ateşten) gölgelendirir ve ne de (renk renk) alevden kurtarır!
Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
Ne gölgelendiren, ne de alevden koruyan.
Gölgelendirmez ve alevden korumaz.
- Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
O ne gölgelendirir ne de alevden korur.
O ne gölgelendirir ne de alevden korur.
ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
Ne gölgelendirir ne alevden korur
Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.
Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.
Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.
Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.
(Ki o), gölgelendirici değildir. (Onları) alevden de korumaz.
Gölge yapmaz ve alevden korumaz.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Ne gölgelendirir, ne alevden korur.
Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.
gölgelendirmeyen /serinletmeyen ve alevden de korumayan gölgeye dipnot 1 .
Gölgelendirmeyen, alevden de korumayan yere.
Gölgelendirmez, alevden de korumaz.
Gölgelendirmez, alevden de korumaz.
Ne gölgelendirir ne alevden korur.
Mürselât suresi, 32. ayet. إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ
Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.
Şüphesiz ki o (cehennem), kütükler (gibi büyük) kıvılcımlar saçar.
O (alevin ateşi) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar;
(yanan) kütükler gibi (ateşten) kıvılcımlar saçan,
Muhakkak ki o saray gibi büyük kıvılcımlar atar!
Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.
Aslında, kütükler gibi alevler saçar. dipnot 561
- Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
Kıvılcımlar saçar, saraylar gibi...
Kıvılcımlar saçar, saraylar gibi...
Çünkü o öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibi.
çünkü o, öyle şerareler atacaktır ki her biri bir saray gibi
O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.
O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.
O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.
Gerçekten o sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.
Çünkü o (ateş) öyle kıvılcım atar ki herbiri sanki bir saraydır.
O; her biri bir saray gibi kıvılcımlar atar.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.
O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar.
Cehennem, her biri bir tomruk dipnot 1 gibi (kalın) kıvılcımlar saçar.
Orası kalaslar gibi dipnot 1 kıvılcımlar saçar.
O, köşk gibi kocaman kıvılcım saçar.
Kütük büyüklüğünde kıvılcımlar atar.
Gerçekten o, köşke benzer kıvılcımlar saçar.
Mürselât suresi, 33. ayet. كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ
Bunlar sanki birer kızıl devedir.
O (kıvılcımlar) sanki sarı (kızgın) halatlar gibidir. dipnot 1
sanki akkordan halatlar gibi...
kızgın dev halatlar gibi!
Sanki o (kıvılcımlar) sarı dev halatlar gibidir!
Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
Kızgın dev halatlar gibi! dipnot 562
- Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.
(Rengi de) Sarı deve gibi.
(Rengi de) Sarı deve gibi.
Sanki sarı hopalar (erkek develer) gibi.
Sanki sarı sarı hopalar gibi
Sanki o sarı deve sürüsüdür.
Sanki o sarı deve sürüsüdür.
Sanki o sarı bir halattır.
Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.
Herbiri sanki sarı sarı erkek develerdir.
Ve her biri sanki birer sarı erkek devedir.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Her biri sarı develer gibidir.
(Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.
Kıvılcımların saçılışı dipnot 1 sarı develer gibidir (peşpeşe ve kesintisizdir) dipnot 2 .
Her biri sarı renkli gemi halatına benzer.
Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.
Sanki o sarı halatlar gibidir.
O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir.
Mürselât suresi, 34. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, Allah'ın uyarısını yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
Yalan sayanların vay o gün haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O gün yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 35. ayet. هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu (mahşer, kâfirlerin) konuşamayacağı gündür.
Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür;
hiçbir söz söyle(ye)meyecekleri,
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür.
İşte bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, onların konuşamayacağı bir gündür.
Bu, onların konuşamıyacağı bir gündür.
Bugün onların nutukları tutulacağı gündür.
Bugün nutukları tutulacağı gündür
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Bu, (hepsinin) dillerinin tutulacağı bir gündür.
Bu; onların konuşamayacakları gündür.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Bu, konuşamayacakları gündür.
Bu, onların konuşamayacakları gündür dipnot 1 .
Bu, onların konuşamayacakları gündür.
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür
Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.
Konuşamayacakları gündür bu!
Mürselât suresi, 36. ayet. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ
Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.
Özür dilemeleri için kendilerine izin verilmeyecektir. dipnot 1
(o gün) onlara özür dilemeleri için dahi verilmez izin.
ve özür dilemelerine izin verilmeyeceği o Gün.
Onlara izin de verilmez ki mazeret beyan etsinler!
Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.
Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.
Artık, özür dilemeleri için izin verilmez.
Özür dilemelerine izin verilmeyecektir.
Ve özür dilemeleri için onlara izin de verilmez.
Ve özür dilemeleri için onlara izin de verilmez.
İzin de verilmez ki, özür dileyeler!
İzin de verilmez ki i'tizar ederler
Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.
Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.
Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.
Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.
Onlara izin de verilmeyecek ki özür dilesinler.
Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.
Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler.
Onlara izin verilmeyecek ki özür beyan etsinler dipnot 1 .
Özürlerini ortaya koymalarına dahi izin verilmez.
Özür dilemeleri için onlara izin verilmez
Özür dilemeleri için onlara izin verilmez.
İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.
Mürselât suresi, 37. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,
O süreci yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, ahireti yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Bu günü) yalan sayanların o gün vay haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O gün yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o günü yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Mürselât suresi, 38. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ
Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.
(38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!
İşte bu, Ayrım Günü'dür. (Onlara denilecek ki): "Sizi ve öncekileri bir araya topladık:
(onlara şöyle denilecek, doğru ile eğri arasındaki) o Ayrım Günü: "Sizi eski zamanların o (günahkar)ları ile bir araya getirdik;
Bu ayırt etme sürecidir! Sizi ve öncekileri bir araya getirdik.
Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.'
(O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.
İşte bu, Ayrım Günü'dür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
Bu,sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.
Bu, Karar Günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır.
Bu, Karar Günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır.
İşte bu o ayırt etme günüdür; topladık sizi ve öncekileri;
Bu işte o fasıl günü topladık sizi ve evvelkileri
Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, ayırma günüdür. dipnot 1
Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, Ayırma Günü'dür. dipnot 1
Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, Ayırma Günü'dür. dipnot 1
Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık'.
Bu, ayırd etme ve hukum verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de (bir arada) toplamışızdır.
İşte bu; sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.
İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.
Bu, iyiyi kötüden ayırma günüdür dipnot 1 . Sizi de öncekileri de bir araya getirmiş olacağız dipnot 2 .
İşte ayırma günü budur. O gün sizi de sizden öncekileri de bir araya toplayacağız.
Bu, ayırma günüdür Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız
Bu, hüküm günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.
Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık.
Mürselât suresi, 39. ayet. فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ
Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!
(38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!
Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!"
ve eğer bir bahaneniz (olduğunu sanıyorsanız), haydi (onu kullanıp) Beni atlatmaya çalışın!"
Eğer bir hileniz varsa, hadi bana bir hile yapın!
Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
(Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!
Artık, eğer sinsi bir tasarınız varsa; hemen tasarınızı uygulayın!
Eğer bir tuzağınız varsa, bana kurunuz.
Bir planınız varsa bana karşı onu uygulayın!
Bir planınız varsa bana karşı onu uygulayın!
Bir fenniniz (çareniz) varsa beni atlatın!
Varsa bir fenniniz atlatın beni
Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa, Bana karşı hemen planınızı uygulayın!
Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa, Bana karşı hemen planınızı uygulayın!
Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa, Bana karşı hemen planınızı uygulayın!
Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.
Eğer bir hıyleniz varsa hemen bu hileyi bana yapın!
Eğer Bana karşı bir düzeniniz varsa; onu hemen kurun.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!
Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın).
Kuracağınız bir oyun varsa onu Bana karşı kurun bakalım! dipnot 1
Bir oyununuz varsa (o günü beklemeyin) şimdiden oynayın.
Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!
-Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!
Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!
Mürselât suresi, 40. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
O gün vay yalanlayanların haline!
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, hüküm gününü yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Ba'si) yalan sayanların o gün vay haaline!
Vay haline o gün, yalanlayanların.
(29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?
O gün, yalanlayanların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay o gün yalanlayanların haline!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.