Mürselât suresi · 29–40. ayetler

Yalanlayanların karşılığı

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Mürselât suresi, 29. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 29. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ مَا كُنتُم بِهِۦ تُكَذِّبُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlara şöyle denecek: "Yalanlamakta olduğunuz şeye (cehennem azabına) gidin."

    Mehmet Okuyan

    (İnkârcılara şöyle denecektir): "Yalanlamış olduğunuz şeye doğru yürüyün!

    Mustafa İslamoğlu

    Haydi artık, yalanlayıp durduğunuz (Hesap Günü'ne) doğru ilerleyin bakalım!

    Muhammed Esed

    Haydi, yalanlayıp durduğunuz şu (kıyamete) doğru gidin bakalım!

    Ahmed Hulusi

    Haydi, yalanlamakta olduğunuza gidin!

    Ali Bulaç

    Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.

    Ali Özek ve heyeti

    (İnkarcılara o gün şöyle denilir:) yalan sayageldiğiniz azaba doğru gidin!

    Ali Rıza Safa

    Haydi, yalanladığınız şeye gidin!

    Bayraktar Bayraklı

    - Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.

    Edip Yüksel

    Haydi yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Haydi yalanlamakta olduğunuz şeye doğru yürüyün.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Haydi boşalıp (gidin) o yalan dediğinize.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haydi boşanın o yalan dediğinize

    Erhan Aktaş

    Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin bakalım!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin bakalım!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Haydi, kendisini yalanlamış olduğunuz şeye gidin bakalım!

    Gültekin Onan

    Kendisini yalanladığınız (azab)a gidin.

    Hasan Basri Çantay

    (O kafirlere şöyle denilecek:) "(Haydi) o yalan diyegeldiğiniz şey'e (azaba) gidin".

    İbni Kesir

    Varın yalanlayıp durduğunuz şeye gidin.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yalanlamış olduğunuza (azaba) doğru yürüyün bakalım!

    Süleyman Ateş

    "Haydi yalanladığınız (azab)a gidin!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yalan saydığınız yere gidin şimdi!

    Şaban Britch

    Haydi yalanladığınıza yürüyün.

    Şaban Piriş

    Haydi yalanladığınıza yürüyün.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Haydi, yalanlamakta olduğunuz şeye gidin!

  2. Mürselât suresi, 30. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 30. ayet. ٱنطَلِقُوٓا۟ إِلَىٰ ظِلٍّ ذِى ثَلَٰثِ شُعَبٍ

    Diyanet İşleri

    (30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

    Mehmet Okuyan

    (30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"

    Mustafa İslamoğlu

    (İnsanın duygu, düşünce ve eylemini kuşatan) üç boyutlu gölgeye doğru ilerleyin!

    Muhammed Esed

    Üç katlı gölgeye doğru gidin,

    Ahmed Hulusi

    Haydi, üççatallı gölgeye gidin (Hristiyanların inandığı teslis - üçleme; Allah - Ruh-ül Kuds ve Oğlu inancı kurtarsın bakalım sizi, anlamında)!

    Ali Bulaç

    Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.

    Ali Özek ve heyeti

    Üç kola ayrılmış, (ama) bir gölgeye gidin.

    Ali Rıza Safa

    Üç kolu olan gölgeye gidin!

    Bayraktar Bayraklı

    - Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.

    Edip Yüksel

    Yürüyün, (cehennem alevinin) üç kollu gölgesine doğru...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yürüyün, (cehennem alevinin) üç kollu gölgesine doğru...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    haydi boşalın (gidin) bir üç çatallı (üç kola ayrılmış) gölgeye;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haydi boşanın bir üç çatallı gölgeye

    Gültekin Onan

    Üç dala ayrılmış bir gölgeye gidin.

    Hasan Basri Çantay

    "Haydi (cehennemin) üç kola (ayrılmış) (duman) gölgesine gidin".

    İbni Kesir

    Üç kollu gölgeye gidin.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Üç kollu (ateşin) gölgesine doğru yürüyün!

    Süleyman Ateş

    Üç dallı bir gölgeye gidin."

    Süleymaniye Vakfı

    Üç kola ayrılmış gölgeye doğru gidin;

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gidin de üç bölümlü gölgeye varın.

    Şaban Britch

    Yürüyün üç kollu (ateşin) gölgesine!

    Şaban Piriş

    Yürüyün üç kollu karaltıya!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Haydi, üç çatallı gölgeye gidin!

  3. Mürselât suresi, 31. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 31. ayet. لَّا ظَلِيلٍ وَلَا يُغْنِى مِنَ ٱللَّهَبِ

    Diyanet İşleri

    (30-31) "Üç kola ayrılmış gölgeye gidin ki, o ne gölgelendirir ne de alevden korur."

    Mehmet Okuyan

    (30, 31) Üç katlı, gölge etmeyen ve ateşten korumayan bir karanlığa doğru yürüyün!"

    Mustafa İslamoğlu

    Serinletmeyen ve ateşin alevinden korumayan (acayip bir gölgeye);

    Muhammed Esed

    hiçbir (serinliği) olmayan ve ateşten korumayan (gölgeye),

    Ahmed Hulusi

    Ne (ateşten) gölgelendirir ve ne de (renk renk) alevden kurtarır!

    Ali Bulaç

    Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.

    Ali Özek ve heyeti

    Ne gölgelendiren, ne de alevden koruyan.

    Ali Rıza Safa

    Gölgelendirmez ve alevden korumaz.

    Bayraktar Bayraklı

    - Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.

    Edip Yüksel

    O ne gölgelendirir ne de alevden korur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O ne gölgelendirir ne de alevden korur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ne gölgelendirir ne alevden korur

    Erhan Aktaş

    Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gölge yapmayan ve alevden de korumayan.

    Gültekin Onan

    Ne gölge altında barındırır, ne (yakıcı) alevden korur.

    Hasan Basri Çantay

    (Ki o), gölgelendirici değildir. (Onları) alevden de korumaz.

    İbni Kesir

    Gölge yapmaz ve alevden korumaz.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ne gölgelendirir, ne alevden korur.

    Süleyman Ateş

    Ki ne gölgelendirir, ne de alevden korur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gölgelendirmeyen, alevden de korumayan yere.

    Şaban Britch

    Gölgelendirmez, alevden de korumaz.

    Şaban Piriş

    Gölgelendirmez, alevden de korumaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne gölgelendirir ne alevden korur.

  4. Mürselât suresi, 32. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 32. ayet. إِنَّهَا تَرْمِى بِشَرَرٍ كَٱلْقَصْرِ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz cehennem, her biri saray büyüklüğünde kıvılcımlar saçar.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki o (cehennem), kütükler (gibi büyük) kıvılcımlar saçar.

    Mustafa İslamoğlu

    O (alevin ateşi) dev yapılar gibi kıvılcımlar saçar;

    Muhammed Esed

    (yanan) kütükler gibi (ateşten) kıvılcımlar saçan,

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki o saray gibi büyük kıvılcımlar atar!

    Ali Bulaç

    Gerçekten o, sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.

    Ali Özek ve heyeti

    O, saray gibi kocaman kıvılcım saçar.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, kütükler gibi alevler saçar. dipnot 561

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 561
      "Kütükler gibi" tanımlaması, kimi Kur'an çevirilerinde, "Kocaman saray gibi" veya "Kızıl saray gibi" veya "Bina büyüklüğünde" veya "Sanki birer sarı deve; konak gibi de büyük" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.

    Edip Yüksel

    Kıvılcımlar saçar, saraylar gibi...

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kıvılcımlar saçar, saraylar gibi...

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çünkü o öyle kıvılcımlar atar ki, her biri bir saray gibi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    çünkü o, öyle şerareler atacaktır ki her biri bir saray gibi

    Erhan Aktaş

    O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O, kocaman kütükler gibi kıvılcımlar saçar.

    Gültekin Onan

    Gerçekten o sanki her biri saray olan bir kıvılcım saçar.

    Hasan Basri Çantay

    Çünkü o (ateş) öyle kıvılcım atar ki herbiri sanki bir saraydır.

    İbni Kesir

    O; her biri bir saray gibi kıvılcımlar atar.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O, her biri saraylar gibi olan kıvılcımlar saçar.

    Süleyman Ateş

    O, kütük gibi kıvılcım(lar) saçar.

    Süleymaniye Vakfı

    Cehennem, her biri bir tomruk dipnot 1 gibi (kalın) kıvılcımlar saçar.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki "kasr (القصر)" kelimesi, "kasra (قصرة)"nın çoğuludur ve "ağaç gövdeleri" anlamına da gelir. (Keşşaf Tefsiri) (Mearic 70/15-16).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Orası kalaslar gibi dipnot 1 kıvılcımlar saçar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      تفسير الكشاف مع الحواشى موافقا للمطبوع - (4 / 680) بشرار كَالْقَصْرِ أى كل شررة كالقصر من القصور في عظمها. وقيل : هو الغليظ من الشجر ، الواحدة قصرة ، نحو : جمرة وجمر. وقرئ : كالقصر ، بفتحتين : وهي أعناق الإبل ، أو أعناق النخل ، نحو شجرة وشجر. وقرأ ابن مسعود : كالقصر بمعنى القصور ، كرهن ورهن. وقرأ سعيد ابن جبير : كالقصر في جمع قصرة ، كحاجة وحوج جِمالَتٌ جمع جمال. أو جمالة جمع جمل ، شبهت بالقصور ، ثم بالجمال لبيان التشبيه. ألا تراهم يشبهون الإبل بالأفدان والمجادل «1». وقرئ : جمالات ، بالضم : وهي قلوس الجسور. وقيل : قلوس سفن البحر ، الواحدة جمالة.

    Şaban Britch

    O, köşk gibi kocaman kıvılcım saçar.

    Şaban Piriş

    Kütük büyüklüğünde kıvılcımlar atar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gerçekten o, köşke benzer kıvılcımlar saçar.

  5. Mürselât suresi, 33. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 33. ayet. كَأَنَّهُۥ جِمَٰلَتٌ صُفْرٌ

    Diyanet İşleri

    Bunlar sanki birer kızıl devedir.

    Mehmet Okuyan

    O (kıvılcımlar) sanki sarı (kızgın) halatlar gibidir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'da sadece burada geçen [şerar] kelimesi "kıvılcım, ışık huzmesi", [el-kasr] kelimesi ise "büyük kütük" veya "köşk" manasına gelmekte, böylece ateşin durumunu anlamada veya boyutunu ve şiddetini kavramada önemli mesajlar içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    sanki akkordan halatlar gibi...

    Muhammed Esed

    kızgın dev halatlar gibi!

    Ahmed Hulusi

    Sanki o (kıvılcımlar) sarı dev halatlar gibidir!

    Ali Bulaç

    Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.

    Ali Rıza Safa

    Kızgın dev halatlar gibi! dipnot 562

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 562
      "Kızgın dev halatlar" tanımlaması, kimi Kur'an çevirilerinde, "Sarı halatlar" veya "Sarımtırak bakırdan bir ip" veya "Her kıvılcımı sapsarı bir deve" veya "Sarı erkek develer" veya "Sapsarı erkek deve sürüleri" veya "Kızıl develer" biçiminde çevrilmiştir. "Cemel" sözcüğünün değişik anlamları nedeniyle 7:40 ayetinde de aynı yorum ayrılıkları vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    - Yalan sayageldiğiniz şeye doğru gidiniz! Üç boyutlu azaba, ne gölgelendiren ne de alevden koruyan bir gölgeye gidiniz. O saray gibi kocaman bir kıvılcım saçar. Her bir kıvılcım sanki birer sarı devedir.

    Edip Yüksel

    (Rengi de) Sarı deve gibi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    (Rengi de) Sarı deve gibi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sanki sarı hopalar (erkek develer) gibi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sanki sarı sarı hopalar gibi

    Erhan Aktaş

    Sanki o sarı deve sürüsüdür.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sanki o sarı deve sürüsüdür.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sanki o sarı bir halattır.

    Gültekin Onan

    Her biri, sanki sapsarı erkek deve sürüleri gibidir.

    Hasan Basri Çantay

    Herbiri sanki sarı sarı erkek develerdir.

    İbni Kesir

    Ve her biri sanki birer sarı erkek devedir.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Her biri sarı develer gibidir.

    Süleyman Ateş

    (Saçtığı) kıvılcım, sanki sarı bir halattır.

    Süleymaniye Vakfı

    Kıvılcımların saçılışı dipnot 1 sarı develer gibidir (peşpeşe ve kesintisizdir) dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada "hu (ه)" zamiri, "kıvılcım saçma eylemi (رمي الشرر)"ni gösterir; çünkü "şerar (شرر)" ve "kasr (قصر)" kelimeleri çoğuldur. Zamir bu kelimeleri gösterseydi "ha (ها)" olurdu.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kıvılcım saçılışının birbirini izleyen develere benzetilmesi, bu saçılışın ip gibi dizilişini ve sürekliliğini ifade eder.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Her biri sarı renkli gemi halatına benzer.

    Şaban Britch

    Her bir kıvılcım, sanki birer sarı deve gibidir.

    Şaban Piriş

    Sanki o sarı halatlar gibidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O kıvılcım sanki sarımtırak bir halat/bir deve kervanı/bakırdan bir ip gibidir.

  6. Mürselât suresi, 34. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 34. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    Diyanet İşleri

    O gün vay yalanlayanların haline!

    Mehmet Okuyan

    (O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!

    Mustafa İslamoğlu

    O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!

    Muhammed Esed

    O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,

    Ahmed Hulusi

    O süreçte yalanlayanların vay haline!

    Ali Bulaç

    O gün, yalanlayanların vay haline.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

    Ali Rıza Safa

    Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!

    Bayraktar Bayraklı

    O gün, Allah'ın uyarısını yalanlayanların vay haline!

    Edip Yüksel

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün yalan diyenlerin vay haline!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Vay haline o gün yalan diyenlerin

    Erhan Aktaş

    O Gün, yalanlayanların vay haline!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin Günü, yalanlayanların vay haline!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İzin Günü, yalanlayanların vay haline!

    Gültekin Onan

    O gün, yalanlayanların vay haline.

    Hasan Basri Çantay

    Yalan sayanların vay o gün haaline!

    İbni Kesir

    Vay haline o gün, yalanlayanların.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün yalanlayanların vay haline!

    Süleyman Ateş

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Süleymaniye Vakfı

    O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün yalancılar çok çekecekler.

    Şaban Britch

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

    Şaban Piriş

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

  7. Mürselât suresi, 35. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 35. ayet. هَٰذَا يَوْمُ لَا يَنطِقُونَ

    Diyanet İşleri

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Mehmet Okuyan

    Bu (mahşer, kâfirlerin) konuşamayacağı gündür.

    Mustafa İslamoğlu

    Bu, ağızlarını açamayacakları bir gündür;

    Muhammed Esed

    hiçbir söz söyle(ye)meyecekleri,

    Ahmed Hulusi

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Ali Bulaç

    Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

    Ali Özek ve heyeti

    Bu, (kâfirlerin) konuşamayacağı bir gündür.

    Ali Rıza Safa

    İşte bu, konuşamayacakları gündür.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Edip Yüksel

    Bu, onların konuşamayacağı bir gündür.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu, onların konuşamıyacağı bir gündür.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bugün onların nutukları tutulacağı gündür.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bugün nutukları tutulacağı gündür

    Erhan Aktaş

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Gültekin Onan

    Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

    Hasan Basri Çantay

    Bu, (hepsinin) dillerinin tutulacağı bir gündür.

    İbni Kesir

    Bu; onların konuşamayacakları gündür.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

    Süleyman Ateş

    Bu, konuşamayacakları gündür.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu, onların konuşamayacakları gündür.

    Şaban Britch

    Bu, onların konuşamayacakları bir gündür

    Şaban Piriş

    Bu, onların konuşamayacakları bir gündür.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Konuşamayacakları gündür bu!

  8. Mürselât suresi, 36. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 36. ayet. وَلَا يُؤْذَنُ لَهُمْ فَيَعْتَذِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlara izin de verilmez ki, özür dilesinler.

    Mustafa İslamoğlu

    (o gün) onlara özür dilemeleri için dahi verilmez izin.

    Muhammed Esed

    ve özür dilemelerine izin verilmeyeceği o Gün.

    Ahmed Hulusi

    Onlara izin de verilmez ki mazeret beyan etsinler!

    Ali Bulaç

    Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlara izin de verilmez ki (sözde) mazeretlerini beyan etsinler.

    Ali Rıza Safa

    Artık, özür dilemeleri için izin verilmez.

    Bayraktar Bayraklı

    Özür dilemelerine izin verilmeyecektir.

    Edip Yüksel

    Ve özür dilemeleri için onlara izin de verilmez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve özür dilemeleri için onlara izin de verilmez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İzin de verilmez ki, özür dileyeler!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İzin de verilmez ki i'tizar ederler

    Erhan Aktaş

    Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara izin verilmez ki, özür dilesinler.

    Gültekin Onan

    Ve onlara özür beyan etmeleri için izin verilmez.

    Hasan Basri Çantay

    Onlara izin de verilmeyecek ki özür dilesinler.

    İbni Kesir

    Onlara izin de verilmez ki özür dilesinler.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların özür dilemelerine dahi izin verilmez.

    Süleyman Ateş

    Kendilerine izin de verilmez ki özür dilesinler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Özürlerini ortaya koymalarına dahi izin verilmez.

    Şaban Britch

    Özür dilemeleri için onlara izin verilmez

    Şaban Piriş

    Özür dilemeleri için onlara izin verilmez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İzin verilmez ki onlara özür dilesinler.

  9. Mürselât suresi, 37. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 37. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    Diyanet İşleri

    O gün vay yalanlayanların haline!

    Mehmet Okuyan

    (O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!

    Mustafa İslamoğlu

    O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!

    Muhammed Esed

    O Gün vay haline hakikati yalanlayanların,

    Ahmed Hulusi

    O süreci yalanlayanların vay haline!

    Ali Bulaç

    O gün, yalanlayanların vay haline.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

    Ali Rıza Safa

    Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!

    Bayraktar Bayraklı

    O gün, ahireti yalanlayanların vay haline!

    Edip Yüksel

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün yalan diyenlerin vay haline!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Vay haline o gün yalan diyenlerin

    Erhan Aktaş

    O Gün, yalanlayanların vay haline!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin Günü, yalanlayanların vay haline!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İzin Günü, yalanlayanların vay haline!

    Gültekin Onan

    O gün, yalanlayanların vay haline.

    Hasan Basri Çantay

    (Bu günü) yalan sayanların o gün vay haaline!

    İbni Kesir

    Vay haline o gün, yalanlayanların.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün yalanlayanların vay haline!

    Süleyman Ateş

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Süleymaniye Vakfı

    O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün yalancılar çok çekecekler.

    Şaban Britch

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

    Şaban Piriş

    Vay haline o günü yalanlayanların!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

  10. Mürselât suresi, 38. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 38. ayet. هَٰذَا يَوْمُ ٱلْفَصْلِ جَمَعْنَٰكُمْ وَٱلْأَوَّلِينَ

    Diyanet İşleri

    Bu, hüküm ve ayırma günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya toplamışızdır.

    Mehmet Okuyan

    (38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!

    Mustafa İslamoğlu

    İşte bu, Ayrım Günü'dür. (Onlara denilecek ki): "Sizi ve öncekileri bir araya topladık:

    Muhammed Esed

    (onlara şöyle denilecek, doğru ile eğri arasındaki) o Ayrım Günü: "Sizi eski zamanların o (günahkar)ları ile bir araya getirdik;

    Ahmed Hulusi

    Bu ayırt etme sürecidir! Sizi ve öncekileri bir araya getirdik.

    Ali Bulaç

    Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık.'

    Ali Özek ve heyeti

    (O zaman şöyle denir:) Bu, ayırım günüdür. Sizi ve sizden öncekileri bir araya getirdik.

    Ali Rıza Safa

    İşte bu, Ayrım Günü'dür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu,sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.

    Edip Yüksel

    Bu, Karar Günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu, Karar Günüdür. Sizi ve öncekileri toplamışızdır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte bu o ayırt etme günüdür; topladık sizi ve öncekileri;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bu işte o fasıl günü topladık sizi ve evvelkileri

    Erhan Aktaş

    Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, ayırma günüdür. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yargılama günü. Suçluyu suçsuzu belli etme.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, Ayırma Günü'dür. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yargılama günü. Suçluyu suçsuzu belli etme.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu, sizi ve öncekileri topladığımız, Ayırma Günü'dür. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yargılama günü. Suçluyu suçsuzu belli etme.

    Gültekin Onan

    Bu, hüküm günüdür; sizi ve öncekileri 'bir arada topladık'.

    Hasan Basri Çantay

    Bu, ayırd etme ve hukum verme günüdür. Sizi de, evvelki (ümmet) leri de (bir arada) toplamışızdır.

    İbni Kesir

    İşte bu; sizleri ve öncekileri topladığımız hüküm günüdür.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bu, ayırma (hüküm) günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.

    Süleyman Ateş

    İşte bu, hüküm günüdür. Sizi ve öncekileri bir araya topladık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte ayırma günü budur. O gün sizi de sizden öncekileri de bir araya toplayacağız.

    Şaban Britch

    Bu, ayırma günüdür Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız

    Şaban Piriş

    Bu, hüküm günüdür. Sizi ve evvelkileri bir araya toplarız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ayırma günüdür bu! Sizinle öncekileri bir yere topladık.

  11. Mürselât suresi, 39. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 39. ayet. فَإِن كَانَ لَكُمْ كَيْدٌ فَكِيدُونِ

    Diyanet İşleri

    Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana tuzak kurun!

    Mehmet Okuyan

    (38, 39) (İnkârcılara şöyle denecektir:) "Bu, ayrılık günüdür. Sizi de öncekileri de bir araya toplayacağız. (Azaptan kurtulmak için) bir hileniz varsa hemen bana tuzak kurun!

    Mustafa İslamoğlu

    Haydi, eğer elinizde bir kurtuluş planı varsa hemen onu uygulayın!"

    Muhammed Esed

    ve eğer bir bahaneniz (olduğunu sanıyorsanız), haydi (onu kullanıp) Beni atlatmaya çalışın!"

    Ahmed Hulusi

    Eğer bir hileniz varsa, hadi bana bir hile yapın!

    Ali Bulaç

    Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.

    Ali Özek ve heyeti

    (Azaptan kurtulmanız için) bir hileniz varsa, gösterin bana hilenizi!

    Ali Rıza Safa

    Artık, eğer sinsi bir tasarınız varsa; hemen tasarınızı uygulayın!

    Bayraktar Bayraklı

    Eğer bir tuzağınız varsa, bana kurunuz.

    Edip Yüksel

    Bir planınız varsa bana karşı onu uygulayın!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bir planınız varsa bana karşı onu uygulayın!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir fenniniz (çareniz) varsa beni atlatın!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Varsa bir fenniniz atlatın beni

    Erhan Aktaş

    Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa, Bana karşı hemen planınızı uygulayın!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa, Bana karşı hemen planınızı uygulayın!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Haydi! Eğer kurtulmak için bir planınız varsa, Bana karşı hemen planınızı uygulayın!

    Gültekin Onan

    Şayet kurabileceğiniz hileli bir düzeniniz varsa, durmaksızın bana karşı kurun.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer bir hıyleniz varsa hemen bu hileyi bana yapın!

    İbni Kesir

    Eğer Bana karşı bir düzeniniz varsa; onu hemen kurun.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer bir tuzağınız varsa, haydi bana karşı tuzak kurun!

    Süleyman Ateş

    Eğer (kurtulmak için yapacağınız) bir hileniz varsa bana hile yapın (da beni atlatın).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir oyununuz varsa (o günü beklemeyin) şimdiden oynayın.

    Şaban Britch

    Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!

    Şaban Piriş

    -Eğer bana karşı bir tuzağınız varsa, onu hemen kurun!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer bir hileniz/bir tuzağınız varsa, hadi hile yapıp tuzak kurun bana!

  12. Mürselât suresi, 40. ayet — bütün mealleriyle aç

    Mürselât suresi, 40. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ

    Diyanet İşleri

    O gün vay yalanlayanların haline!

    Mehmet Okuyan

    (O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!

    Mustafa İslamoğlu

    O gün vay haline (bu) hakikati yalanlayanların!

    Muhammed Esed

    O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!

    Ahmed Hulusi

    O süreçte yalanlayanların vay haline!

    Ali Bulaç

    O gün, yalanlayanların vay haline.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!

    Ali Rıza Safa

    Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!

    Bayraktar Bayraklı

    O gün, hüküm gününü yalanlayanların vay haline!

    Edip Yüksel

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün yalan diyenlerin vay haline!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Vay haline o gün yalan diyenlerin

    Erhan Aktaş

    O Gün, yalanlayanların vay haline!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin Günü, yalanlayanların vay haline!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İzin Günü, yalanlayanların vay haline!

    Gültekin Onan

    O gün, yalanlayanların vay haline.

    Hasan Basri Çantay

    (Ba'si) yalan sayanların o gün vay haaline!

    İbni Kesir

    Vay haline o gün, yalanlayanların.

    Mehmet Alagaş

    (29-50) Yalanlamış olduğunuza doğru artık girin. Üç kola ayrık gölgeye girin. Ne gölgelendirir ne de aleve karşı bir faydası vardır. Muhakkak ki O (alev), Sarı deve sürüleri gibi (akkor halatlar gibi) köşkler / kasırlar kadar yüksek kıvılcımlar saçacaktır. O gün yalanlayanların vay haline! Bugün konuşulamayacak gündür / nutkun tutulacağı gündür. Onlara İzin verilmez ki mazeret sunsunlar. O gün yalanlayanların vay haline! Ayrışım günü budur. Sizi de Evvelkileri de topladık. Eğer sizin bir planınız varsa hemen planlayın . O gün yalanlayanların vay haline! Muhakkak ki sakınanlar / muttakiler onlarda gölgedeler ve de göze başındalar. İştahlandıkları ne ise onun içinde zevklenirler . Yaptıklarınızdan / Amellerinizden dolayı afiyetle yiyin için . İhsanda bulunanların / güzel davrananların karşılığı / cezası kesinlikle böyledir. O gün yalanlayanların vay haline! Suçlular olarak sizler birazcık geçinin / metalanın yiyin O gün yalanlayanların vay haline! Eğilin / Rükû edin denildiğinde rükû etmediler. O gün yalanlayanların vay haline! Bu sözden sonra hangi söze inanacaklar ki?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün, yalanlayanların vay haline!

    Süleyman Ateş

    Yalanlayanların vay haline o gün!

    Süleymaniye Vakfı

    O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün yalancılar çok çekecekler.

    Şaban Britch

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

    Şaban Piriş

    Vay o gün yalanlayanların haline!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Vay haline o gün, yalanlayanların!

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.