Diyanet İşleri
O gün vay yalanlayanların haline!
Mürselât suresi
Mürselât suresi, 19. ayet. وَيْلٌ يَوْمَئِذٍ لِّلْمُكَذِّبِينَ
veylüy yevmeiẕil lilmükeẕẕibîn.
O gün vay yalanlayanların haline!
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Yaratılıştaki deliller Mürselât 16–28 3
Biz öncekileri helak etmedik mi?
Sonra arkadan gelenleri de onların peşine takacağız.
Biz suçlulara işte böyle yaparız.
O gün vay yalanlayanların haline!
Biz sizi bayağı bir sudan (meniden) yaratmadık mı?
(21-22) Sonra onu belli bir süreye kadar sağlam bir yerde (ana rahminde) tuttuk.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 16–19. ayetler için yazılmıştır.
16-18. Yani biz öncekilerden yalanlayanları helâk etmedik mi? Daha sonra gelenler arasından yine yalanlayanları helâk ederek bunları öncekilerin peşine katıyoruz. İşte Allah'ın her bir günahkâr hakkında önceden de sonradan da uygulayageldiği sünneti/kanunu budur. Günahkârların cezalandırılması kaçınılmaz bir şeydir. Niçin görüp duyduğunuz şeylerden gereği gibi ibret almıyorsunuz?
19. “O gün” gördükleri bunca âyet ve belgelere, ibretlik ceza örneklerine rağmen “yalanlayanların vay haline!”
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
O gün; helak, azap ve hüsran Yüce Allah’ın günahkârları cezalandırma vaadini yalanlayanların üzerine olsun!
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
(O günü) yalanlayanların, o gün vay hâline!
O gün vay haline bu hakikati yalanlayanların!
O Gün vay haline hakikati yalanlayanların!
O süreçte yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
O gün, (hakikatleri) yalan sayanların vay haline!
Yalanlayanların; o gün, vay başlarına gelene!
O gün, geçmişten ders almayan yalancıların vay haline!
Yalanlayanların vay haline o gün!
Yalanlayanların vay haline o gün!
O gün yalan diyenlerin vay haline!
Vay haline o gün yalan diyenlerin
O Gün yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
İzin Günü, yalanlayanların vay haline!
O gün, yalanlayanların vay haline.
(Allahın ayetlerini ve peygamberlerini) yalan sayanların o gün vay haaline!
O gün; yalanlayanların vay haline.
(1-19) Birbiri ardınca/ üst üste gönderilenlere ve estikçe esenlere (rüzgarlar), y ayıldıkça yayılanlara (bulutlar) ayırdıkça ayıranlara, u yarı ya da özür amaçlı zikri bırakılanlara / ilga edilenlere , s ize söz verilen / vaad edilen, kesinlikle gerçekleşecektir / vuku bulacaktır. Yıldızlar söndüğü / silindiği vakit , g ök/sema yarıldığı/açıldığı/ ferç olduğu vakit , Dağlar savrulduğu vakit, Elçiler / Resuller toplandığı vakit, hangi güne kadar süre almışlardı / ertelenmişlerdi? Ayrışım gününe kadar (ertelenmişlerdi) Ayrışım günü nedir? Sana ne idrak ettirdi? O gün, yalanlayanların vay haline! Evvelkileri helak etmedik mi? Sonra onları, diğer arkadan gelenler i onların peşlerine taktırırız. Suçlulara / mücrimlere böyle yaparız. O gün yalanlayanların vay haline!
O gün vay yalanlayanların haline!
(Hakkı) yalanlayanların vay haline o gün!
O gün (doğrular karşısında) yalan söyleyip durmuş olanların vay haline!
O gün yalancılar çok çekecekler.
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Vay haline o gün, yalanlayanların!
Yalanlayanların o gün vay haline!
Woe then, to those who looked upon the truth as an intentional assertion of falsehood.
Woe, on that Day, to those who denied the truth!
Ah woe, that Day, to the Rejecters of Truth!
Woe on that Day to those that give the lie to the Truth! dipnot 1
On that Day, woe to the deniers!
Woe that Day to the deniers (of the Day of Resurrection)!
Woe to the deniers on that day!
On that day woe shall befall those who belie (the truth).
Woe that day unto those who cry it lies!
Sorrow and pity on that day to the rejecters of the truth.
Woe on that day for those who say it is a lie!
Woes on that day to the deniers!
Woe be, on that day, unto them who accused the prophets of imposture!
Woe on that day to the rejecters.
Upon that Day woe to the beliers!
Woe unto the repudiators on that day!
Alas the woe that day for those who deny!
Woe on that Day unto those who give the lie to the truth!
Woe on that Day to the deniers!
Woe on that Day to the disbelievers!
Woe on that day to the rejectors.
Woe, that Day, to the deniers.
Woe, that day, to the deniers!
Anguish on that Day for those who deny the Truth in practice!
And, woe (sorrow and suffering), that Day for those (people) who reject the Truth.
Woe that Day to the deniers!
Woe on that Day to the disbelievers!