Ali Rıza Safa
K. Yemin olsun; Şanı Yüce Kur'an'a!
50. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Kâf suresi, 1. ayet. قٓ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ
ḳâf. velḳur'âni-lmecîd.
K. Yemin olsun; Şanı Yüce Kur'an'a!
Kâf suresi, 2. ayet. بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ
bel `acibû en câehüm münẕirum minhüm feḳâle-lkâfirûne hâẕâ şey'ün `acîb.
Hayır! Nankörlük edenler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Ardından, şöyle dediler: "Anlaşılmaz bir şey bu!"
Kâf suresi, 3. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ
eiẕâ mitnâ vekünnâ türâbâ. ẕâlike rac`um be`îd.
"Öldüğümüz ve toprak olduğumuzda mı? Olmadık bir dönüş bu!"
Kâf suresi, 4. ayet. قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظٌۢ
ḳad `alimnâ mâ tenḳuṣu-l'arḍu minhüm. ve`indenâ kitâbün ḥafîż.
Toprağın onlardan ne eksilttiğini, Biz biliriz. Çünkü Saklayıp Gözeten Kitap, katımızdadır.
Kâf suresi, 5. ayet. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ
bel keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.
Hayır! Gerçek onlara geldiğinde yalanladılar; artık şaşkınlık içindeler.
Kâf suresi, 6. ayet. أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
efelem yenżurû ile-ssemâi fevḳahüm keyfe beneynâhâ vezeyyennâhâ vemâ lehâ min fürûc.
Üstlerindeki gökyüzüne bakmıyorlar mı; onu nasıl yaptık ve süsledik? Onda bir eksiklik de yoktur.
Kâf suresi, 7. ayet. وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ
vel'arḍa medednâhâ veelḳaynâ fîhâ ravâsiye veembetnâ fîhâ min külli zevcim behîc.
Yeryüzünü genişletip yaydık ve sarsılmaz dağlar yerleştirdik. Ve her göz alıcı bitkiden çift yetiştirdik.
Kâf suresi, 8. ayet. تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
tebṣiratev veẕikrâ likülli `abdim münîb.
İçtenlikle yönelen her kul için, bir aydınlatma ve bir öğreti olarak.
Kâf suresi, 9. ayet. وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ
venezzelnâ mine-ssemâi mâem mübâraken feembetnâ bihî cennâtiv veḥabbe-lḥaṣîd.
Ve kutsanmış bir suyu gökten indirdik. Onunla, bahçeler ve biçilecek çekirdekler yetiştirdik.
Kâf suresi, 10. ayet. وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ
vennaḫle bâsiḳâtil lehâ ṭal`un neḍîd.
Ve üst üste dizilmiş tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları.
Kâf suresi, 11. ayet. رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ
rizḳal lil`ibâdi veaḥyeynâ bihî beldetem meytâ. keẕâlike-lḫurûc.
Kullara geçimlik olsun diye. Ve onunla, ölü bir yöreye yaşam verdik. İşte, çıkış da böyledir.
Kâf suresi, 12. ayet. كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَأَصْحَٰبُ ٱلرَّسِّ وَثَمُودُ
keẕẕebet ḳablehüm ḳavmü nûḥiv veaṣḥâbü-rrassi veŝemûd.
Onlardan önce, Nuh toplumu, Ress yoldaşları ve Semud da yalanlamıştı. dipnot 443
Kâf suresi, 13. ayet. وَعَادٌ وَفِرْعَوْنُ وَإِخْوَٰنُ لُوطٍ
ve`âdüv vefir`avnü veiḫvânü lûṭ.
Âd, Firavun ve Lut'un kardeşleri de.
Kâf suresi, 14. ayet. وَأَصْحَٰبُ ٱلْأَيْكَةِ وَقَوْمُ تُبَّعٍ كُلٌّ كَذَّبَ ٱلرُّسُلَ فَحَقَّ وَعِيدِ
veaṣḥâbü-l'eyketi veḳavmü tübba`. küllün keẕẕebe-rrusüle feḥaḳḳa ve`îd.
Eyke yoldaşları ve Tubba toplumu da. Tümü, elçileri yalanlamıştı. Sonunda, sözünü verdiğim gerçekleşti. dipnot 444
Kâf suresi, 15. ayet. أَفَعَيِينَا بِٱلْخَلْقِ ٱلْأَوَّلِ بَلْ هُمْ فِى لَبْسٍ مِّنْ خَلْقٍ جَدِيدٍ
efe`ayînâ bilḫalḳi-l'evvel. bel hüm fî lebsim min ḫalḳin cedîd.
İlk kez yarattığımızda umarsız mı kaldık? Hayır, yeni bir yaratılıştan kuşku duyuyorlar.
Kâf suresi, 16. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ وَنَعْلَمُ مَا تُوَسْوِسُ بِهِۦ نَفْسُهُۥ وَنَحْنُ أَقْرَبُ إِلَيْهِ مِنْ حَبْلِ ٱلْوَرِيدِ
veleḳad ḫalaḳne-l'insâne vena`lemü mâ tüvesvisü bihî nefsüh. venaḥnü aḳrabü ileyhi min ḥabli-lverîd.
Oysa gerçek şu ki, insanı, Biz yarattık. Benliğinin ona ne fısıldadığını da Biz biliriz. Çünkü Biz, ona, şah damarından daha yakınız.
Kâf suresi, 17. ayet. إِذْ يَتَلَقَّى ٱلْمُتَلَقِّيَانِ عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ قَعِيدٌ
iẕ yeteleḳḳe-lmüteleḳḳiyâni `ani-lyemîni ve`ani-şşimâli ḳa`îd.
Sağında ve solunda oturan iki yazıcı kaydediyorlar.
Kâf suresi, 18. ayet. مَّا يَلْفِظُ مِن قَوْلٍ إِلَّا لَدَيْهِ رَقِيبٌ عَتِيدٌ
mâ yelfiżu min ḳavlin illâ ledeyhi raḳîbün `atîd.
Söylemiş olduğu bir söz yoktur ki, onun yanında bir gözetleyici hazır bulunmamış olsun.
Kâf suresi, 19. ayet. وَجَآءَتْ سَكْرَةُ ٱلْمَوْتِ بِٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ مَا كُنتَ مِنْهُ تَحِيدُ
vecâet sekratü-lmevt bilḥaḳḳ. ẕâlike mâ künte minhü teḥîd.
Ve ölüm sarhoşluğu gerçek olarak gelmiştir. Kaçtığın şey, işte budur.
Kâf suresi, 20. ayet. وَنُفِخَ فِى ٱلصُّورِ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْوَعِيدِ
venüfiḫa fi-ṣṣûr. ẕâlike yevmü-lve`îd.
Çünkü boruya üflenmiştir. İşte bu, sözü verilen gündür.
Kâf suresi, 21. ayet. وَجَآءَتْ كُلُّ نَفْسٍ مَّعَهَا سَآئِقٌ وَشَهِيدٌ
vecâet küllü nefsim me`ahâ sâiḳuv veşehîd.
Her benlik, yanında bir yönlendirici ve bir tanıkla gelecektir.
Kâf suresi, 22. ayet. لَّقَدْ كُنتَ فِى غَفْلَةٍ مِّنْ هَٰذَا فَكَشَفْنَا عَنكَ غِطَآءَكَ فَبَصَرُكَ ٱلْيَوْمَ حَدِيدٌ
leḳad künte fî gafletim min hâẕâ fekeşefnâ `anke giṭâeke febeṣaruke-lyevme ḥadîd.
"Gerçek şu ki, bundan aymazlık içindeydin. İşte, üzerindeki perdeni kaldırdık. Artık bugün, gözün daha keskindir!"
Kâf suresi, 23. ayet. وَقَالَ قَرِينُهُۥ هَٰذَا مَا لَدَىَّ عَتِيدٌ
veḳâle ḳarînühû hâẕâ mâ ledeyye `atîd.
Ve onun yanındaki, şöyle der: "Her zaman benimle olan, işte buydu!" dipnot 445
Kâf suresi, 24. ayet. أَلْقِيَا فِى جَهَنَّمَ كُلَّ كَفَّارٍ عَنِيدٍ
elḳiyâ fî cehenneme külle keffârin `anîd.
"Siz ikiniz; inatçı nankörlerin tümünü cehenneme atın!"
Kâf suresi, 25. ayet. مَّنَّاعٍ لِّلْخَيْرِ مُعْتَدٍ مُّرِيبٍ
mennâ`il lilḫayri mü`tedim mürîbün.
"İyiliğe engel olanı, saldırganı, kuşkucuyu!"
Kâf suresi, 26. ayet. ٱلَّذِى جَعَلَ مَعَ ٱللَّهِ إِلَٰهًا ءَاخَرَ فَأَلْقِيَاهُ فِى ٱلْعَذَابِ ٱلشَّدِيدِ
elleẕî ce`ale me`a-llâhi ilâhen âḫara feelḳiyâhü fi-l`aẕâbi-şşedîd.
"Allah ile birlikte başka tanrılar da edindi. Artık, onu, yaman bir cezanın içine atın!"
Kâf suresi, 27. ayet. قَالَ قَرِينُهُۥ رَبَّنَا مَآ أَطْغَيْتُهُۥ وَلَٰكِن كَانَ فِى ضَلَٰلٍۭ بَعِيدٍ
ḳâle ḳarînühû rabbenâ mâ aṭgaytühû velâkin kâne fî ḍalâlim be`îd.
Onun yanındaki, şöyle der: "Efendimiz! Onu, ben azdırmadım; zaten derin bir sapkınlık içindeydi!"
Kâf suresi, 28. ayet. قَالَ لَا تَخْتَصِمُوا۟ لَدَىَّ وَقَدْ قَدَّمْتُ إِلَيْكُم بِٱلْوَعِيدِ
ḳâle lâ taḫteṣimû ledeyye veḳad ḳaddemtü ileyküm bilve`îd.
Diyecek ki: "Benim karşımda çekişmeyin; daha önce, sözümü size bildirmiştim!"
Kâf suresi, 29. ayet. مَا يُبَدَّلُ ٱلْقَوْلُ لَدَىَّ وَمَآ أَنَا۠ بِظَلَّٰمٍ لِّلْعَبِيدِ
mâ yübeddelü-lḳavlü ledeyye vemâ ene biżallâmil lil`abîd.
"Benim katımda söz değiştirilmez. Çünkü Ben, kullarıma haksızlık yapmam!"
Kâf suresi, 30. ayet. يَوْمَ نَقُولُ لِجَهَنَّمَ هَلِ ٱمْتَلَأْتِ وَتَقُولُ هَلْ مِن مَّزِيدٍ
yevme neḳûlü licehenneme heli-mtele'ti veteḳûlü hel mim mezîd.
O gün, cehenneme; "Doldun mu?" diye soracağız. Şöyle yanıt verecek: "Daha yok mu?"
Kâf suresi, 31. ayet. وَأُزْلِفَتِ ٱلْجَنَّةُ لِلْمُتَّقِينَ غَيْرَ بَعِيدٍ
veüzlifeti-lcennetü lilmütteḳîne gayra be`îd.
Ve sorumluluk bilinci taşıyanlara cennet yaklaştırılmıştır; uzak değildir.
Kâf suresi, 32. ayet. هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِكُلِّ أَوَّابٍ حَفِيظٍ
hâẕâ mâ tû`adûne likülli evvâbin ḥafîż.
"İşte bu, size sözü verilendir; yönelenler ve gözetenler için!"
Kâf suresi, 33. ayet. مَّنْ خَشِىَ ٱلرَّحْمَٰنَ بِٱلْغَيْبِ وَجَآءَ بِقَلْبٍ مُّنِيبٍ
men ḫaşiye-rraḥmâne bilgaybi vecâe biḳalbim münîb.
"Görmemesine karşın, Bağışlayana derin saygı duyan ve yönelmiş bir yürekle gelenler için!"
Kâf suresi, 34. ayet. ٱدْخُلُوهَا بِسَلَٰمٍ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُلُودِ
üdḫulûhâ biselâm. ẕâlike yevmü-lḫulûd.
"Oraya esenlikle girin!" "İşte bu, Sonsuzluk Günü'dür!"
Kâf suresi, 35. ayet. لَهُم مَّا يَشَآءُونَ فِيهَا وَلَدَيْنَا مَزِيدٌ
lehüm mâ yeşâûne fîhâ veledeynâ mezîd.
Diledikleri her şey onlar içindir; katımızda daha çoğu da vardır.
Kâf suresi, 36. ayet. وَكَمْ أَهْلَكْنَا قَبْلَهُم مِّن قَرْنٍ هُمْ أَشَدُّ مِنْهُم بَطْشًا فَنَقَّبُوا۟ فِى ٱلْبِلَٰدِ هَلْ مِن مَّحِيصٍ
vekem ehleknâ ḳablehüm min ḳarnin hüm eşeddü minhüm baṭşen feneḳḳabû fi-lbilâd. hel mim meḥîṣ.
Onlardan önceki, zorbalık ve acımasızlık yönünden kendilerinden daha güçlü nice kuşakları yıkıma uğrattık. Gezginler gibi yörelerde dolaşarak, sığınacak bir yer aradılar; kaçacak yer mi var?
Kâf suresi, 37. ayet. إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَذِكْرَىٰ لِمَن كَانَ لَهُۥ قَلْبٌ أَوْ أَلْقَى ٱلسَّمْعَ وَهُوَ شَهِيدٌ
inne fî ẕâlike leẕikrâ limen kâne lehû ḳalbün ev elḳa-ssem`a vehüve şehîd.
Aslında, işte bunda, yürekleri açık olanlar veya tanık olarak kulak verenler için kesinlikle bir öğüt vardır.
Kâf suresi, 38. ayet. وَلَقَدْ خَلَقْنَا ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ وَمَا بَيْنَهُمَا فِى سِتَّةِ أَيَّامٍ وَمَا مَسَّنَا مِن لُّغُوبٍ
veleḳad ḫalaḳne-ssemâvâti vel'arḍa vemâ beynehümâ fî sitteti eyyâm. vemâ messenâ mil lügûb.
Oysa gerçek şu ki, gökleri, yeryüzünü ve ikisi arasındakileri altı günde yarattık. Bize, bir yorgunluk da dokunmadı. dipnot 446
Kâf suresi, 39. ayet. فَٱصْبِرْ عَلَىٰ مَا يَقُولُونَ وَسَبِّحْ بِحَمْدِ رَبِّكَ قَبْلَ طُلُوعِ ٱلشَّمْسِ وَقَبْلَ ٱلْغُرُوبِ
faṣbir `alâ mâ yeḳûlûne vesebbiḥ biḥamdi rabbike ḳable ṭulû`i-şşemsi veḳable-lgurûb.
Artık, onların söylediklerine karşı dirençli ol ve güneşin doğuşundan önce de batışından önce de övgülerle yücelterek Efendini an.
Kâf suresi, 40. ayet. وَمِنَ ٱلَّيْلِ فَسَبِّحْهُ وَأَدْبَٰرَ ٱلسُّجُودِ
vemine-lleyli fesebbiḥhü veedbâra-ssücûd.
Gecenin bir bölümünde ve secdelerin arkasından da yücelterek O'nu an.
Kâf suresi, 41. ayet. وَٱسْتَمِعْ يَوْمَ يُنَادِ ٱلْمُنَادِ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ
vestemi` yevme yünâdi-lmünâdi mim mekânin ḳarîb.
Çağrıcının yakın bir yerden çağıracağı güne kulak ver!
Kâf suresi, 42. ayet. يَوْمَ يَسْمَعُونَ ٱلصَّيْحَةَ بِٱلْحَقِّ ذَٰلِكَ يَوْمُ ٱلْخُرُوجِ
yevme yesme`ûne-ṣṣayḥate bilḥaḳḳ. ẕâlike yevmü-lḫurûc.
O gün, o gürlemeyi, gerçek olarak duyacaklardır. İşte bu, Çıkış Günü'dür.
Kâf suresi, 43. ayet. إِنَّا نَحْنُ نُحْىِۦ وَنُمِيتُ وَإِلَيْنَا ٱلْمَصِيرُ
innâ naḥnü nuḥyî venümîtü veileyne-lmeṣîr.
Kuşkusuz, Biz, yaşam verir ve öldürürüz. Çünkü dönüş, Bize olacaktır.
Kâf suresi, 44. ayet. يَوْمَ تَشَقَّقُ ٱلْأَرْضُ عَنْهُمْ سِرَاعًا ذَٰلِكَ حَشْرٌ عَلَيْنَا يَسِيرٌ
yevme teşeḳḳaḳu-l'arḍu `anhüm sirâ`â. ẕâlike ḥaşrun `aleynâ yesîr.
O gün, yeryüzü çepeçevre yarılarak, onlardan hızla uzaklaşacaktır. İşte bu, Bizim için kolay bir toplanmadır.
Kâf suresi, 45. ayet. نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ وَمَآ أَنتَ عَلَيْهِم بِجَبَّارٍ فَذَكِّرْ بِٱلْقُرْءَانِ مَن يَخَافُ وَعِيدِ
naḥnü a`lemü bimâ yeḳûlûne vemâ ente `aleyhim bicebbârin feẕekkir bilḳur'âni mey yeḫâfü ve`îd.
Onların ne söylediklerini biliyoruz. Sen, onların üzerine zorlayıcı değilsin. Sözünü verdiğimden korkanlara, artık, Kur'an ile hatırlat!