Diyanet İşleri
(1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"
Kâf suresi · 1–11. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Kâf suresi, 1. ayet. قٓ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ
(1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"
Kâf. dipnot 1 Yüce Kur'an'a yemin olsun.
Kaf!Bu şanlı-şerefli Kur'an'ın değerini bilin!
Kaf. Düşün bu yüce ve özlü Kuran'ı!
Kaf (KAF harfi {ENE} Eniyet'e işaret eder. İnsan Zatının üç mertebesi olan Ahadiyet, Eniyet ve Hüviyet tecellilerinden ilk açığa çıkış olan eniyet = ene = ego = BEN noktasına işaret eder. Kaf Dağı, Benlik dağı olarak tasavvufta sembolleştirilir. Dağ, benliğin sembolüdür. Allahu alem. A. H. )! Kur'an-ı Meciyd (açıklanan muhteşem Bilgi)!
Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun.
Kaf. Şerefli Kur’an'a andolsun.
K. Yemin olsun; Şanı Yüce Kur'an'a!
Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.
Q100, şanlı Kuran'a ant olsun. dipnot 1
Q, şanlı Kuran'a andolsun
Kaf. Şanlı Kur'an'a andolsun!
Kaf ve Kur'an-i mecid hakkı için
Kaf. Mecid dipnot 1 Kur'an'a ant olsun.
Kaf. Mecid dipnot 1 Kur'an'a ant olsun.
Kaf. Mecid dipnot 1 Kur'an'a ant olsun.
Kaf. 'Şerefli üstün' Kuran'a andolsun.
Kaaf, o çok şerefli Kur'ana yemin ederim ki (Mekke kafirleri peygambere iman etmediler).
Kaf. O şerefli Kur'an'a andolsun ki;
(1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.
Kâf. dipnot 1 Çok şerefli Kur’an’a and olsun.
Kaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun,
Kaf! dipnot 1 Şanlı Kur'an'a dipnot 2 yemin olsun!
KAF! Bu şanlı Kuran önemlidir.
Kâf. Şerefli Kur’an’a and olsun.
Kaf, şerefli Kur'an'a and olsun,
Kaf. Şanı yüce, ilahi cömertlikle dolu Kur'an'a yemin olsun ki,
Kâf suresi, 2. ayet. بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ
(1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"
Doğrusu kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler "Bu, şaşılacak bir şeydir! dipnot 1
Ama nerde! Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar ve işte bu kafirler dediler ki: "Bu ne acayip bir iş!
Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar; ve bu hakikat inkarcıları: "Ne tuhaf bir şey bu!" diyorlar,
Bilakis aralarından bir uyarıcı onlara geldi diye hayret ettiler de, o hakikat bilgisini inkar edenler şöyle dedi: "Bu çok acayip bir şey. . . "
Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler.
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: «Bu şaşılacak bir şeydir.»
Hayır! Nankörlük edenler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Ardından, şöyle dediler: "Anlaşılmaz bir şey bu!"
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kafirler şöyle dediler: "Bu şaşılacak bir şeydir."
İçlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşıladılar! Kafirler, "Bu tuhaf bir şey" dediler,
İçlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşıladılar! Kafirler, 'Bu tuhaf bir şey' dediler,
Doğrusu kendilerine içlerinden korkutucu bir peygamber geldiğine şaştılar da kafirler dediler ki: "Bu şaşılacak şey!
Doğrusu şaştılar da kendilerine içlerinden korkutucu bir Peygamber geldiğine dediler ki kafirler bu acib bir şey
Ama kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Kafirler: dipnot 1 "Bu şaşılacak bir şey." dediler.
Ama kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Kafirler: "Bu şaşılacak bir şey." dediler.
Ama kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Gerçeği yalanlayan nankörler: "Bu şaşılacak bir şey." dediler.
Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler.
Bil'akis o kafirler, kendilerine içlerinden inzar edici (bir peygamber) geldi diye, hayrete düşdüler de "Bu, dediler, şaşılacak bir şey".
Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da o kafirler: Bu, şaşılacak bir şey, dediler.
(1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.
Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, o kâfirler: "Bu, şaşılacak bir şeydir." dediler.
İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler.
Doğrusu kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar dipnot 1 da o kafirler şöyle dediler: "Bu, çok acayip bir şey!"
Bunları asıl şaşırtan içlerinden bir uyarıcının gelmesidir. Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler): "Bu şaşılacak bir şey" dediler.
Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, kafirler: Bu, acayip bir şey, dediler.
Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, kafirler: Bu, acayip bir şey, dediler.
İş sanıldığı gibi değil! Kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye şaştılar da şöyle dediler o küfre batanlar: "Acayip şey bu!"
Kâf suresi, 3. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ
"Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!"
Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman (diriltilecek) mi(yiz)? dipnot 1 Bu, (akla) uzak bir dönüştür!" dediler.
Ölümümüzün ve toza toprağa karışmamızın ardından (diriliş) ha? Bu dönüşü imkansız bir son."
"Neden (ve nasıl olur da) biz öldükten ve toz toprak haline geldikten sonra (yeniden diriliriz)? Bu, gerçekleşmesi mümkün ve muhtemel olmayan bir dönüştür!"
"Öldükten ve toprak olduktan sonra mı (ba's olunacağız)? O, çok uzak (dönüşü mümkün olmayan) bir geri dönüştür. "
"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)."
«Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)? Bu, akla uzak bir dönüştür »
"Öldüğümüz ve toprak olduğumuzda mı? Olmadık bir dönüş bu!"
"Biz, ölüp toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, akla uzak bir dönüştür."
"Ölüp toprak olduktan sonra mı? Bu imkansız bir dönüştür."
'Ölüp toprak olduktan sonra mı? Bu imkansız bir dönüştür.'
Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit ha?! Bu, çok uzak bir dönüş!"
Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakıt ha? Bu baıyd bir irca'
"Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür." dediler.
"Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür." dediler.
"Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür." dediler.
"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)."
"Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar hayata dönecekmişiz)? Bu, (ihtimalden) uzak bir dönüşdür".
Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı? Bu, uzak bir dönüştür.
(1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.
Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir dönüştür.
"Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür."
Ölüp de toprak haline geldikten sonra mı (tekrar dirileceğiz)? Bu, (gerçekleşme ihtimali) uzak bir dönüş dipnot 1 !"
"Ölüp toprak haline geldikten sonra tekrar geri dönmek, öyle mi? Uzak bir ihtimal."
Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir dönüştür.
Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir ihtimal.
Ölünce mi, biz toprak olunca mı? Çok uzak bir dönüştür bu."
Kâf suresi, 4. ayet. قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظٌۢ
Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.
Biz toprağın onlardan neleri eksiltmekte olduğunu elbette bilmekteyiz. dipnot 1 Katımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.
Doğrusu Biz, yerin onları nasıl çürütüp toprak edeceğini daha baştan bilmekteyiz; zira katımızda mahfuz bir yasa mevcuttur.
Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini iyi biliriz, çünkü katımızda şaşmaz bir sicil vardır.
Arzın onlardan noksanlaştırdığı şeyi (yaşlılığın eksilttiklerini) gerçekten bilmişizdir. . . Kitab-ı Hafiyz (koruyup kayıt eden kitap = memory) indimizdedir (varlığın ruhunda).
Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.
Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır.
Toprağın onlardan ne eksilttiğini, Biz biliriz. Çünkü Saklayıp Gözeten Kitap, katımızdadır.
Şüphesiz biz, toprağın onlardan neyi eksilttiğini biliriz. Katımızda her şeyi saklayan bir kitap vardır.
Yeryüzünün onlardan kimi alıp götürdüğünü bilmişizdir. Yanımızda koruyan bir kayıt vardır.
Yeryüzünün onlardan kimi alıp götürdüğünü bilmişizdir. Yanımızda koruyan bir kayıt vardır.
Ancak, Biz yerin onlardan neyi (yiyip) eksilteceğini biliriz ve yanımızda içinde herşeyi muhafaza eden bir kitap vardır.
fakat Arz onlardan neyi eksiltir bize ma'lumdur ve nezdimizde hıfzedici bir kitab vardır
Biz, yerin onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kayda alan bir Kitap vardır.
Biz, yerin onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kayda alan bir Kitap vardır.
Biz, yerin onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kayda alan bir Kitap vardır.
Doğrusu biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.
Toprak, onlardan neleri (yeyib) eksiltdiğinizi biz muhakkak bilmişizdir. Nezdimizde de (her şey'i) hıfız (ve tesbit) eden bir kitab vardır.
Doğrusu Biz; toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Katımızda da her şeyi saklayan bir kitab vardır.
(1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.
Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir kitap vardır.
Biz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitap vardır.
Yerin onlardan neyi eksilttiğini dipnot 1 iyi biliriz. Yanımızda (o bilgileri) saklayan bir kayıt dipnot 2 da vardır.
Toprağın onlardan neyi eksilttiğini iyi biliriz. Bizde her şeyi saklayan bir defter vardır.
Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir kitap vardır.
Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir yazıt vardır.
Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.
Kâf suresi, 5. ayet. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ
Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.
Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.
Dahasını da yaptılar; ayaklarına kadar geldiği halde hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.
Buna rağmen onlar, (yeniden dirilmeyi inkar edenler,) ne zaman kendilerine tebliğ edildiyse hakikati yalanladılar; ve şimdi bir şaşkınlık içindeler.
Hayır, onlara geldiğinde Hakikatlerini yalanladılar! Onlar pek karışık bir iş içindedirler.
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.
Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Hayır! Gerçek onlara geldiğinde yalanladılar; artık şaşkınlık içindeler.
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
Doğrusu, gerçek kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıstırap içindeler.
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı (emrin meriyc) içinde bulunuyorlar.
Hayır, onlar, kendilerine hak gelince (onu) tekzib etdiler. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Hayır, onlar; hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi de şaşırmış bir haldedirler.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Hayır! Onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.
Doğrusu, bu gerçekler /ayetler kendilerine geldiğinde yalana sarıldılar dipnot 1 ; artık onlar (ne yapacakları konusunda) karmakarışık bir haldedirler dipnot 2 .
Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.
Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.
Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Çünkü onlar şaşkınlık içindedirler.
Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.
Kâf suresi, 6. ayet. أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ
Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı hiç; dipnot 1 onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz! Onda hiçbir eksik yoktur.
Onlar üzerlerindeki göğe dönüp de bakmadılar mı? Onu nasıl inşa ettik ve ışıl ışıl bezedik; üstelik hiçbir eksik gedik bırakmadık!
Onlar tepelerindeki gökyüzüne hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl inşa ettik, güzelleştirdik ve nasıl bütün kusurlardan, eksikliklerden arındırdık?
(Kendilerini arz - beden kabullendikleri içindir ki) üstlerindeki semaya (bilinçlerine) bakmadılar mı ki, onu nasıl oluşturduk ve (duyularla) bezedik! Onun hiçbir kusuru da yoktur!
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok.
Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok.
Üstlerindeki gökyüzüne bakmıyorlar mı; onu nasıl yaptık ve süsledik? Onda bir eksiklik de yoktur.
Üstlerindeki göğü nasıl bina ettiğimize, onu nasıl süslediğimize ve onda hiçbir çatlağın olmadığına bakmazlar mı?
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu hiçbir çatlağı olmadan nasıl yaptık ve onu nasıl süsledik?
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu hiçbir çatlağı olmadan nasıl yaptık ve onu nasıl süsledik?
Artık üstlerindeki göğe bir baksalar ya, Biz onu nasıl bina etmişiz ve süslemişiz; hiçbir gediği yok.
Artık üstlerindeki Semaya bir baksalar a, biz onu nasıl bina etmişiz ve ziynetlemişiz hiçbir gediği yok.
Öyleyse üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı ki, onu hiçbir çatlağı olmaksızın nasıl bina etmişiz, nasıl süslemişiz!
Öyleyse üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı ki, onu hiçbir çatlağı olmaksızın nasıl bina etmişiz, nasıl süslemişiz!
Öyleyse üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı ki, onu hiçbir çatlağı olmaksızın nasıl bina etmişiz, nasıl süslemişiz!
Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onda hiçbir çatlak yok.
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl bina etdik. Onu (yıldızlarla) nasıl donatdık. Onun hiçbir gediği de yok.
Üstlerindeki göğe hiç bakmazlar mı? Onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız? Onda hiç bir çatlak da yoktur.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl süsledik? Onda bir çatlak da yoktur.
Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur?
Üstlerindeki göğe hiç bakmadılar mı, onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz? Onda hiçbir delik yoktur. dipnot 1
Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltmişiz ve nasıl süslemişiz. Onda çatlaklıklar yoktur.
Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl süsledik, onda bir çatlak da yoktur.
Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık, onda bir çatlak da yoktur.
Bakmadılar mı üstlerindeki göğe ki nasıl kurduk onu, nasıl süsleyip nakışladık?! Yırtığı, çatlağı da yoktur onun.
Kâf suresi, 7. ayet. وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ
Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.
Yeri de genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. dipnot 1 Orada her tür güzel çiftten (bitkiler) yetiştirdik.
Yeryüzünü ise (engebeli arazi yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira oraya kalkmaz kımıldamaz dağlar yerleştirdik; üstelik orada her tür çiftten güzel bitkiler yeşerttik ki,
Ve yeryüzü ki; Biz onu genişletip yaydık, üzerine sağlam dağlar yerleştirdik ve üstünde her cins güzel bitki yeşerttik,
Arzı (bedeni) geliştirdik; onda sabit dağlar (organlar) oluşturduk! Onda her güzel çiftten (çift DNA sarmalından) bedenin nebati özelliklerini meydana getirdik.
Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.
Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik.
Yeryüzünü genişletip yaydık ve sarsılmaz dağlar yerleştirdik. Ve her göz alıcı bitkiden çift yetiştirdik.
Yine, yeryüzünü nasıl döşediğimize, oraya sabit dağlar yerleştirdiğimize ve orada her çeşit bitkileri bitirdiğimize bakmazlar mı?
Yeri ise yaydık, içine dağlar yerleştirdik ve içinde her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.
Yeri ise yaydık, içine dağlar yerleştirdik ve içinde her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.
Yeryüzünü de (nasıl) uzatmışız, ona ağır baskılar oturtmuşuz ve seyrine doyulmaz her türden çiftler bitirmişiz.
Arza da: bir imtidad vermişiz ve ağır baskılar oturtmuşuz ve her çeşidden çiftler bitirmişiz ki temaşasına doyulmaz
Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her çeşitten göz alıcı çiftler yetiştirdik.
Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her çeşitten göz alıcı çiftler yetiştirdik.
Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya sağlam dağlar yerleştirdik. Ve orada her çeşitten göz alıcı çiftler yetiştirdik.
Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.
Yere de (bakmadılar mı?) Onu (nasıl) döşedik. Ona (nasıl) sabit dağlar koyduk. Onda her sınırdan içe ferah verici (ne) çiftler bitirdik!
Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada her türden güzel çiftler yetiştirdik.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit iç açıcı güzel bitkiler yetiştirdik.
Arzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik!
Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirip yerin alanını artırdık dipnot 1 . Orada, erkekli dişili her güzel bitkiyi bitirdik dipnot 2 .
Yeryüzünü de yayıp uzattık, oturaklı dağları içine kazık gibi çaktık. Orayı güzelleştiren her bitkinin erkeğini de dişisini de bitirdik.
Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit iç açıcı güzel bitkiler yetiştirdik.
Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.
Yeryüzünü de biz uzatıp yaydık; denge noktaları yerleştirdik ona ve bitirdik onda, bakanları hayran bırakan her türlü çifti.
Kâf suresi, 8. ayet. تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
Bütün bunlar, içtenlikle Allah'a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir.
(Bütün bunlar, Allah'a) yönelen her kulun öngörülü olması ve (gerçeği) hatırlaması içindir.
gönüllü olarak O'na yönelen her kul için bir bilinç kaynağı ve bir uyarı vesilesi olsun.
isteyerek Allah'a yönelen her insana bir basiret ve uyarı vesilesi olarak.
(Hakikatine) dönen her kula basiretini açmak ve hatırlatıp öğüt vermek için.
(Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.
Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).
İçtenlikle yönelen her kul için, bir aydınlatma ve bir öğreti olarak.
Bunları, yönelen her kul için bir aydınlatma ve öğüt yaptık.
Her yönelen kul için bu bir aydınlatma ve mesajdır.
Her yönelen kul için bu bir aydınlatma ve mesajdır.
Hakka yüz tutan her kulun gözünü, gönlünü açmak ve ibret almasını sağlamak için.
Gözler gönüller açar, yaradanın kudretini ıhtar eder, dersler verir birer nişane-i basiret ve nümune-i ıbret olmak üzere, hakka yüz tutan her kul için
Bunları, Allah'a yönelen kulların basiretini dipnot 1 açmak ve öğüt olması için yaptık.
Bunları, Allah'a yönelen kulların basiretini dipnot 1 açmak ve öğüt olması için yaptık.
Bunları, Allah'a yönelen kulların basiretini dipnot 1 açmak ve öğüt olması için yaptık.
(Bunlar,) 'içten Tanrı'ya yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.
(Biz, bütün bunları) taatımıza dönen her kulun kalb gözünü açmak, (ona) ibret vermek için (yapdık).
Allah'a yönelen her kula öğüt ve ibret olsun diye.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
(Bize) yönelen bütün kullar için (bunları) bir basiret ve öğüt kıldık.
(Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık).
Bunlar, bize yönelen her kula gerçeği göstermek dipnot 1 ve doğru bilgi vermek içindir dipnot 2 .
Gerçeği göstersin dipnot 1 , O'na yönelen her kul için doğru bilgi (zikir) kaynağı olsun dipnot 2 diye.
(Bize) yönelen bütün kullar için (bunları) bir basiret ve öğüt kıldık.
(Bize) yönelen bütün kullar için bir öğüt ve ibret olarak...
İbretle bakılası, gönüller açıcı şeyler olarak; hakka yönelen her kula öğüt olarak.
Kâf suresi, 9. ayet. وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla, bahçeler ve biçilecek taneler yetiştirdik.
Yine Biz, gökten bereketli bir su indirdik ve onunla has behçeleri yeşerttik; dahası hasat edilen tahılı
Biz gökten bereketli bir su indiririz ve onunla bahçelerin yeşerip büyümesini sağlarız; ve ekin tarlalarının,
Semadan bereketli bir su (ilim) indirdik de onunla cennetler (hakikatindeki kuvvelerin güzelliğini hissettirdik) ve hasat edilen taneler (çeşitli marifetler) bitirdik.
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.
Ve kutsanmış bir suyu gökten indirdik. Onunla, bahçeler ve biçilecek çekirdekler yetiştirdik.
Gökten bereketli bir su indirip, onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.
Ve gökten kutlu bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
Ve gökten kutlu bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
Bir de gökten mübarek bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.
Bir de Semadan mübarek bir su indirip de onunla bağlar bağçeler bitirmekteyiz ve biçilecek taneler
Gökten bereketli su indirdik. Onunla cennetler dipnot 1 ve biçilecek ekinler yetiştirdik.
Gökten bereketli su indirdik. Onunla cennetler dipnot 1 ve biçilecek ekinler yetiştirdik.
Gökten bereketli su indirdik. Onunla cennetler dipnot 1 ve biçilecek ekinler yetiştirdik.
Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
Gökden de bereketli su indirdik de onunla bağçeler, biçilecek taneler bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve hasat edilecek tahıllar bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek daneli bitkiler bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.
Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.
Gökten, kutlu ve bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler yeşerttik, hasatlanacak daneler yetiştirdik.
Kâf suresi, 10. ayet. وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
(10, 11) Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir. dipnot 1
ve sıra salkımlı meyveleriyle boylu poslu hurma ağaçlarını,
ve salkım salkım meyveleriyle uzun hurma ağaçlarının,
Salkım salkım meyveleriyle yüksek hurma ağaçları da. . .
Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.
Birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.
Ve üst üste dizilmiş tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları.
- Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.
Küme küme tomurcuklara sahip yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.
Küme küme tomurcuklara sahip yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.
Ve tormurcukları üstüste dizilmiş göğe doğru yükselen yüksek hurma ağaçları.
Ve Semaya ser çeken hurma ağaçları ki sıvama dizilmiş bir tal'ı vardır
Ve salkımları üst üste yığılmış, uzun hurma ağaçları.
Ve salkımları üst üste yığılmış, uzun hurma ağaçları.
Ve salkımları üst üste yığılmış, uzun hurma ağaçları.
Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.
Ve domurcukları birbiri üstüne binmiş uzun boylu hurma ağaçları (yetişdirdik),
Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Ve uzunca boylu hurma ağaçları da yetiştirdik ki, onlar için birbiri üstüne konmuş muntazam salkımlar, tomurcuklar vardır.
Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik;
Salkımları meyve dolu, yüksek hurma ağaçları da (bitirdik) dipnot 1 .
Tomurcuklu salkımlarıyla boy atmış hurma ağaçları da bitirdik.
Birbiri üzerine kümelenmiş tomurcuklu, uzun boylu hurma ağaçları...
Birbiri üzerine kümelenmiş tomurcuklu, uzun boylu hurma ağaçları...
Yüksek yüksek hurma ağaçları büyüttük. Birbirine girmiş kümeler halinde tomurcukları vardır onların.
Kâf suresi, 11. ayet. رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ
(9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.
(10, 11) Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir. dipnot 1
bütün kullara bir rızık olarak (verdik): Evet, Biz ölü bir beldeye o (su) ile can verdik; işte (insanın) yeniden dirilişi de böyle olacaktır.
insanlara tahsis edilmiş rızk olarak; ve bun(lar)la ölü toprağa hayat veririz; işte (insanın) ölümden (sonra) yeniden vücuda gelmesi de böyle (olacak)tır.
Kullara yaşam gıdası olması için. . . Onunla ölü bir beldeyi dirilttik. . . İşte huruç (dünyalarından - kozalarından çıkış) böylecedir.
Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.
Kullara rızık olması için. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.
Kullara geçimlik olsun diye. Ve onunla, ölü bir yöreye yaşam verdik. İşte, çıkış da böyledir.
- Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.
Kullara bir besin olarak. Onunla bölgeyi dirilttik. Çıkış (diriliş) de böyledir.
Kullara bir besin olarak. Onunla bölgeyi dirilttik. Çıkış (diriliş) de böyledir.
Bunlar, kullara rızık olmak üzeredir. Onunla ölü bir bölgeyi de diriltmekteyiz, işte o dirilip çıkış da böyledir.
Kullara rızk için ve onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz, işte o huruc da böyledir.
Kullar için rızık olarak. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte yeniden diriliş de böyledir.
Kullar için rızık olarak. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte yeniden diriliş de böyledir.
Kullar için rızık olarak. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte yeniden diriliş de böyledir.
Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.
ki (bunlar) kullarına rızık olmak için (yaratılmışlardır). Biz onunla ölü bir memlekete can verdik, işte (kabirden) çıkış da böyledir.
Kullara rızık olması için. Ve onunla ölü bir beldeye can verdik. İşte çıkış da böyledir.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Kullara rızık olarak. O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte (kabirden) çıkış da böyledir.
Kullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir.
Bunlar, kullarımıza rızık olması içindir. O su ile ölü bir beldeyi canlandırdık. (Öldükten sonra topraktan) çıkış da böyle olacaktır dipnot 1 .
Bunları, kullarımıza rızık olsun diye yaptık. O su ile ölü bir yeri canlandırdık. Tekrar diriliş de böyle olacaktır.
Kullara rızık olarak… O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte (kabirden) çıkış da böyledir.
Kullara rızık olarak... O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte kabirden çıkış da böyledir.
Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyledir topraktan fışkırış.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.