Kâf suresi · 1–11. ayetler

Dirilişe itiraz; gök, yer ve bitkilerdeki deliller

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kâf suresi, 1. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 1. ayet. قٓ وَٱلْقُرْءَانِ ٱلْمَجِيدِ

    Diyanet İşleri

    (1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

    Mustafa İslamoğlu

    Kaf!Bu şanlı-şerefli Kur'an'ın değerini bilin!

    Muhammed Esed

    Kaf. Düşün bu yüce ve özlü Kuran'ı!

    Ahmed Hulusi

    Kaf (KAF harfi {ENE} Eniyet'e işaret eder. İnsan Zatının üç mertebesi olan Ahadiyet, Eniyet ve Hüviyet tecellilerinden ilk açığa çıkış olan eniyet = ene = ego = BEN noktasına işaret eder. Kaf Dağı, Benlik dağı olarak tasavvufta sembolleştirilir. Dağ, benliğin sembolüdür. Allahu alem. A. H. )! Kur'an-ı Meciyd (açıklanan muhteşem Bilgi)!

    Ali Bulaç

    Kaf. 'Şerefli üstün' Kur'an'a andolsun.

    Ali Özek ve heyeti

    Kaf. Şerefli Kur’an'a andolsun.

    Ali Rıza Safa

    K. Yemin olsun; Şanı Yüce Kur'an'a!

    Bayraktar Bayraklı

    Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Q, şanlı Kuran'a andolsun

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kaf. Şanlı Kur'an'a andolsun!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kaf ve Kur'an-i mecid hakkı için

    Gültekin Onan

    Kaf. 'Şerefli üstün' Kuran'a andolsun.

    Hasan Basri Çantay

    Kaaf, o çok şerefli Kur'ana yemin ederim ki (Mekke kafirleri peygambere iman etmediler).

    İbni Kesir

    Kaf. O şerefli Kur'an'a andolsun ki;

    Mehmet Alagaş

    (1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kâf. dipnot 1 Çok şerefli Kur’an’a and olsun.

    Rowwad Tercüme Merkezi — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz: Bakara Suresi 1. ayetinin dipnotu.

    Süleyman Ateş

    Kaf. Zikir'li (uyarıcı, şerefli) Kur'an'a andolsun,

    Süleymaniye Vakfı

    Kaf! dipnot 1 Şanlı Kur'an'a dipnot 2 yemin olsun!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu harflere huruf-u mukattaa /birbiri ile bağlantısı kesilmiş harfler denir. Bunların Nebimize sorulmamış olması, bilinen bir anlamının olduğunu gösterir. Yoksa müşrikler bunu dillerine dolar, Nebimizi sürekli rahatsız ederlerdi. Bununla ilgili sorular, İslam'ın Arap yarımadası dışına yayılmasından sonra başlamıştır. Bu harflerle başlayan yirmi dokuz sureden yirmi beşinde Kur'an'a, dördünde de önemli bir konuya vurgu yapılıyor olmasından onların dikkatleri toplama görevi yaptığı anlaşılır. Türkçede böyle bir kullanım yoktur.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    KAF! Bu şanlı Kuran önemlidir.

    Şaban Britch

    Kâf. Şerefli Kur’an’a and olsun.

    Şaban Piriş

    Kaf, şerefli Kur'an'a and olsun,

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kaf. Şanı yüce, ilahi cömertlikle dolu Kur'an'a yemin olsun ki,

  2. Kâf suresi, 2. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 2. ayet. بَلْ عَجِبُوٓا۟ أَن جَآءَهُم مُّنذِرٌ مِّنْهُمْ فَقَالَ ٱلْكَٰفِرُونَ هَٰذَا شَىْءٌ عَجِيبٌ

    Diyanet İşleri

    (1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

    Mehmet Okuyan

    Doğrusu kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve kâfirler "Bu, şaşılacak bir şeydir! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Yûnus 10:2; Sâd 38:4.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama nerde! Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar ve işte bu kafirler dediler ki: "Bu ne acayip bir iş!

    Muhammed Esed

    Onlar içlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesine şaştılar; ve bu hakikat inkarcıları: "Ne tuhaf bir şey bu!" diyorlar,

    Ahmed Hulusi

    Bilakis aralarından bir uyarıcı onlara geldi diye hayret ettiler de, o hakikat bilgisini inkar edenler şöyle dedi: "Bu çok acayip bir şey. . . "

    Ali Bulaç

    Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kâfirler şöyle dediler: «Bu şaşılacak bir şeydir.»

    Ali Rıza Safa

    Hayır! Nankörlük edenler, kendi aralarından bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar. Ardından, şöyle dediler: "Anlaşılmaz bir şey bu!"

    Bayraktar Bayraklı

    Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da, kafirler şöyle dediler: "Bu şaşılacak bir şeydir."

    Edip Yüksel

    İçlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşıladılar! Kafirler, "Bu tuhaf bir şey" dediler,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İçlerinden bir uyarıcının kendilerine gelmesini tuhaf karşıladılar! Kafirler, 'Bu tuhaf bir şey' dediler,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu kendilerine içlerinden korkutucu bir peygamber geldiğine şaştılar da kafirler dediler ki: "Bu şaşılacak şey!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Doğrusu şaştılar da kendilerine içlerinden korkutucu bir Peygamber geldiğine dediler ki kafirler bu acib bir şey

    Erhan Aktaş

    Ama kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Kafirler: dipnot 1 "Bu şaşılacak bir şey." dediler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnançsız, iman etmeyen. Gerçeğin üzerini örten, gerçeği kabul etmeyen, gerçeğe karşı nankörlük eden. Allah'ı ve vahyi reddeden. Fıtri yeteneğini köreltip örten. Küfr, İman'ın emin olmanın, güvenmenin, onaylamanın karşıtıdır. Kur'an, ektiği tohumun üzerini toprakla örttüğü için çiftçiye de kafir demektedir (57:20).

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ama kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Kafirler: "Bu şaşılacak bir şey." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ama kendilerinden bir uyarıcının onlara gelmesine şaşırdılar. Gerçeği yalanlayan nankörler: "Bu şaşılacak bir şey." dediler.

    Gültekin Onan

    Hayır, onlara kendilerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu şaşılacak bir şey" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    Bil'akis o kafirler, kendilerine içlerinden inzar edici (bir peygamber) geldi diye, hayrete düşdüler de "Bu, dediler, şaşılacak bir şey".

    İbni Kesir

    Aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar da o kafirler: Bu, şaşılacak bir şey, dediler.

    Mehmet Alagaş

    (1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, o kâfirler: "Bu, şaşılacak bir şeydir." dediler.

    Süleyman Ateş

    İçlerinden bir uyarıcı gelmesine şaştılar da, o kafirler: "Bu tuhaf bir şeydir" dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunları asıl şaşırtan içlerinden bir uyarıcının gelmesidir. Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler): "Bu şaşılacak bir şey" dediler.

    Şaban Britch

    Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, kafirler: Bu, acayip bir şey, dediler.

    Şaban Piriş

    Kendilerine içlerinden bir uyarıcının gelmesine şaşırdılar da, kafirler: Bu, acayip bir şey, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İş sanıldığı gibi değil! Kendilerine içlerinden bir uyarıcı geldi diye şaştılar da şöyle dediler o küfre batanlar: "Acayip şey bu!"

  3. Kâf suresi, 3. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 3. ayet. أَءِذَا مِتْنَا وَكُنَّا تُرَابًا ذَٰلِكَ رَجْعٌۢ بَعِيدٌ

    Diyanet İşleri

    "Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!"

    Mustafa İslamoğlu

    Ölümümüzün ve toza toprağa karışmamızın ardından (diriliş) ha? Bu dönüşü imkansız bir son."

    Muhammed Esed

    "Neden (ve nasıl olur da) biz öldükten ve toz toprak haline geldikten sonra (yeniden diriliriz)? Bu, gerçekleşmesi mümkün ve muhtemel olmayan bir dönüştür!"

    Ahmed Hulusi

    "Öldükten ve toprak olduktan sonra mı (ba's olunacağız)? O, çok uzak (dönüşü mümkün olmayan) bir geri dönüştür. "

    Ali Bulaç

    "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)."

    Ali Özek ve heyeti

    «Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirileceğiz)? Bu, akla uzak bir dönüştür »

    Ali Rıza Safa

    "Öldüğümüz ve toprak olduğumuzda mı? Olmadık bir dönüş bu!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Biz, ölüp toprak olduktan sonra mı dirileceğiz? Bu, akla uzak bir dönüştür."

    Edip Yüksel

    "Ölüp toprak olduktan sonra mı? Bu imkansız bir dönüştür."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ölüp toprak olduktan sonra mı? Bu imkansız bir dönüştür.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit ha?! Bu, çok uzak bir dönüş!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakıt ha? Bu baıyd bir irca'

    Erhan Aktaş

    "Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Biz ölüp, toprak olduktan sonra mı diriltileceğiz? İşte bu mümkün olmayan bir dönüştür." dediler.

    Gültekin Onan

    "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (yeniden diriltilecek mişiz)? Bu uzak bir dönüş (iddiasıdır)."

    Hasan Basri Çantay

    "Öldüğümüz ve bir toprak olduğumuz vakit mi (tekrar hayata dönecekmişiz)? Bu, (ihtimalden) uzak bir dönüşdür".

    İbni Kesir

    Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı? Bu, uzak bir dönüştür.

    Mehmet Alagaş

    (1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir dönüştür.

    Süleyman Ateş

    "Biz öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (tekrar bedene döneceğiz)? Bu, uzak bir dönüştür."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Ölüp toprak haline geldikten sonra tekrar geri dönmek, öyle mi? Uzak bir ihtimal."

    Şaban Britch

    Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir dönüştür.

    Şaban Piriş

    Biz öldükten ve toprak olduktan sonra mı? Bu ne uzak bir ihtimal.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ölünce mi, biz toprak olunca mı? Çok uzak bir dönüştür bu."

  4. Kâf suresi, 4. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 4. ayet. قَدْ عَلِمْنَا مَا تَنقُصُ ٱلْأَرْضُ مِنْهُمْ وَعِندَنَا كِتَٰبٌ حَفِيظٌۢ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.

    Mehmet Okuyan

    Biz toprağın onlardan neleri eksiltmekte olduğunu elbette bilmekteyiz. dipnot 1 Katımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade, ölen insanın tamamıyla yok olmadığının apaçık delilidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz, yerin onları nasıl çürütüp toprak edeceğini daha baştan bilmekteyiz; zira katımızda mahfuz bir yasa mevcuttur.

    Muhammed Esed

    Biz toprağın onların bedenlerini nasıl çürütüp yok ettiğini iyi biliriz, çünkü katımızda şaşmaz bir sicil vardır.

    Ahmed Hulusi

    Arzın onlardan noksanlaştırdığı şeyi (yaşlılığın eksilttiklerini) gerçekten bilmişizdir. . . Kitab-ı Hafiyz (koruyup kayıt eden kitap = memory) indimizdedir (varlığın ruhunda).

    Ali Bulaç

    Doğrusu Biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz, toprağın onlardan neleri eksilttiğini kesinlikle bilmekteyiz. Yanımızda o bilgileri koruyan bir kitap vardır.

    Ali Rıza Safa

    Toprağın onlardan ne eksilttiğini, Biz biliriz. Çünkü Saklayıp Gözeten Kitap, katımızdadır.

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz biz, toprağın onlardan neyi eksilttiğini biliriz. Katımızda her şeyi saklayan bir kitap vardır.

    Edip Yüksel

    Yeryüzünün onlardan kimi alıp götürdüğünü bilmişizdir. Yanımızda koruyan bir kayıt vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yeryüzünün onlardan kimi alıp götürdüğünü bilmişizdir. Yanımızda koruyan bir kayıt vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ancak, Biz yerin onlardan neyi (yiyip) eksilteceğini biliriz ve yanımızda içinde herşeyi muhafaza eden bir kitap vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    fakat Arz onlardan neyi eksiltir bize ma'lumdur ve nezdimizde hıfzedici bir kitab vardır

    Erhan Aktaş

    Biz, yerin onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kayda alan bir Kitap vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz, yerin onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kayda alan bir Kitap vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, yerin onlardan neyi eksilttiğini elbette biliyoruz. Yanımızda her şeyi kayda alan bir Kitap vardır.

    Gültekin Onan

    Doğrusu biz, yerin onlardan ne eksilttiğini bilmişizdir. Katımızda (bütün bunları) saklayıp koruyan bir kitap vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Toprak, onlardan neleri (yeyib) eksiltdiğinizi biz muhakkak bilmişizdir. Nezdimizde de (her şey'i) hıfız (ve tesbit) eden bir kitab vardır.

    İbni Kesir

    Doğrusu Biz; toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Katımızda da her şeyi saklayan bir kitab vardır.

    Mehmet Alagaş

    (1-4) Kaf'a ve şanlı/şerefli/mecid Kurana and olsun . Bilakis, onlar kendilerinden bir uyarıcının gelmesini acayip karşıladılar. Kafirler dediler ki bu acayip bir şey / hayretengiz bir şey. Ölüp toprak olduğumuz zaman mı? Bu uzun sürecek bir dönüş. (Bu kadar eksikliği tekrar tam etmek uzun sürecektir. Bir hayli zaman alır) Tabi ki bizler, toprağın onlardan neleri eksilttiğini biliyoruz. Yanımızda ve muhafaza edilen bir kitapta.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir kitap vardır.

    Süleyman Ateş

    Biz yerin, onlar(ın cesetlerin)den ne eksilttiğini bilmişizdir. Yanımızda (her şeyi) zapteden bir Kitap vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Yerin onlardan neyi eksilttiğini dipnot 1 iyi biliriz. Yanımızda (o bilgileri) saklayan bir kayıt dipnot 2 da vardır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade, ölülerin bedeninin tamamının yok olmayacağını, ilk oluşumdaki döllenmiş yumurtanın benzerini oluşturacak bir kısmın kalacağını gösterir. Çünkü Allah, insanı, ilk haline döndürmenin ölçüsünü koymuştur (A'raf 7/29, Tarık 86/8-9).
    2. metne dön, dipnot 2
      "Kayıt" anlamı verdiğimiz kelime "kitap (كتاب)'tır. Arap dilinde her türlü kayda ve o kayıtların toplandığı şeye kitap denir (Müfredat). Kainatta olan her şey mutlaka kayda geçirilir (En'am 6/59, Yunus 10/61, Neml 27/75).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Toprağın onlardan neyi eksilttiğini iyi biliriz. Bizde her şeyi saklayan bir defter vardır.

    Şaban Britch

    Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir kitap vardır.

    Şaban Piriş

    Yerin onlardan (cesetlerinden) ne eksilteceğini biliriz. Katımızda koruyup saklayan bir yazıt vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Toprağın onlardan neyi eksilttiğini pek iyi bilmişizdir biz. Her şeyi saklayıp koruyan bir Kitap var katımızda.

  5. Kâf suresi, 5. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 5. ayet. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ

    Diyanet İşleri

    Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.

    Mehmet Okuyan

    Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Dahasını da yaptılar; ayaklarına kadar geldiği halde hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.

    Muhammed Esed

    Buna rağmen onlar, (yeniden dirilmeyi inkar edenler,) ne zaman kendilerine tebliğ edildiyse hakikati yalanladılar; ve şimdi bir şaşkınlık içindeler.

    Ahmed Hulusi

    Hayır, onlara geldiğinde Hakikatlerini yalanladılar! Onlar pek karışık bir iş içindedirler.

    Ali Bulaç

    Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.

    Ali Rıza Safa

    Hayır! Gerçek onlara geldiğinde yalanladılar; artık şaşkınlık içindeler.

    Bayraktar Bayraklı

    Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.

    Edip Yüksel

    Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu, gerçek kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıstırap içindeler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler

    Erhan Aktaş

    Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçekliği kesin olan. Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj. Mutlak gerçeklik, doğruluk. Bir şeyin aslı ve esası. Yasa, ferman, kural. Batıl'ın karşıtı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçek.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.

    Gültekin Onan

    Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı (emrin meriyc) içinde bulunuyorlar.

    Hasan Basri Çantay

    Hayır, onlar, kendilerine hak gelince (onu) tekzib etdiler. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.

    İbni Kesir

    Hayır, onlar; hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi de şaşırmış bir haldedirler.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hayır! Onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.

    Süleyman Ateş

    Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.

    Şaban Britch

    Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.

    Şaban Piriş

    Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Çünkü onlar şaşkınlık içindedirler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.

  6. Kâf suresi, 6. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 6. ayet. أَفَلَمْ يَنظُرُوٓا۟ إِلَى ٱلسَّمَآءِ فَوْقَهُمْ كَيْفَ بَنَيْنَٰهَا وَزَيَّنَّٰهَا وَمَا لَهَا مِن فُرُوجٍ

    Diyanet İşleri

    Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.

    Mehmet Okuyan

    Üstlerindeki göğe bakmadılar mı hiç; dipnot 1 onu nasıl bina etmiş ve süslemişiz! Onda hiçbir eksik yoktur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve benzer ayetlerde evren kitabının incelenmesi emri verilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar üzerlerindeki göğe dönüp de bakmadılar mı? Onu nasıl inşa ettik ve ışıl ışıl bezedik; üstelik hiçbir eksik gedik bırakmadık!

    Muhammed Esed

    Onlar tepelerindeki gökyüzüne hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl inşa ettik, güzelleştirdik ve nasıl bütün kusurlardan, eksikliklerden arındırdık?

    Ahmed Hulusi

    (Kendilerini arz - beden kabullendikleri içindir ki) üstlerindeki semaya (bilinçlerine) bakmadılar mı ki, onu nasıl oluşturduk ve (duyularla) bezedik! Onun hiçbir kusuru da yoktur!

    Ali Bulaç

    Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onun hiçbir çatlağı yok.

    Ali Özek ve heyeti

    Üstlerindeki göğe bakmazlar mı ki, onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız! Onda hiçbir çatlak da yok.

    Ali Rıza Safa

    Üstlerindeki gökyüzüne bakmıyorlar mı; onu nasıl yaptık ve süsledik? Onda bir eksiklik de yoktur.

    Bayraktar Bayraklı

    Üstlerindeki göğü nasıl bina ettiğimize, onu nasıl süslediğimize ve onda hiçbir çatlağın olmadığına bakmazlar mı?

    Edip Yüksel

    Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu hiçbir çatlağı olmadan nasıl yaptık ve onu nasıl süsledik?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu hiçbir çatlağı olmadan nasıl yaptık ve onu nasıl süsledik?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Artık üstlerindeki göğe bir baksalar ya, Biz onu nasıl bina etmişiz ve süslemişiz; hiçbir gediği yok.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Artık üstlerindeki Semaya bir baksalar a, biz onu nasıl bina etmişiz ve ziynetlemişiz hiçbir gediği yok.

    Erhan Aktaş

    Öyleyse üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı ki, onu hiçbir çatlağı olmaksızın nasıl bina etmişiz, nasıl süslemişiz!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Öyleyse üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı ki, onu hiçbir çatlağı olmaksızın nasıl bina etmişiz, nasıl süslemişiz!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Öyleyse üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı ki, onu hiçbir çatlağı olmaksızın nasıl bina etmişiz, nasıl süslemişiz!

    Gültekin Onan

    Üzerlerindeki göğe bakmıyorlar mı? Biz, onu nasıl bina ettik ve onu nasıl süsledik? Onda hiçbir çatlak yok.

    Hasan Basri Çantay

    Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl bina etdik. Onu (yıldızlarla) nasıl donatdık. Onun hiçbir gediği de yok.

    İbni Kesir

    Üstlerindeki göğe hiç bakmazlar mı? Onu nasıl bina etmiş ve nasıl donatmışız? Onda hiç bir çatlak da yoktur.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl süsledik? Onda bir çatlak da yoktur.

    Süleyman Ateş

    Üstlerindeki göğe bakmadılar mı, onu nasıl yaptık, süsledik, hiçbir çatlağı yoktur?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Üstlerindeki göğe bakmazlar mı, nasıl yükseltmişiz ve nasıl süslemişiz. Onda çatlaklıklar yoktur.

    Şaban Britch

    Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl süsledik, onda bir çatlak da yoktur.

    Şaban Piriş

    Üzerlerindeki göğe hiç bakmıyorlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık, onda bir çatlak da yoktur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bakmadılar mı üstlerindeki göğe ki nasıl kurduk onu, nasıl süsleyip nakışladık?! Yırtığı, çatlağı da yoktur onun.

  7. Kâf suresi, 7. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 7. ayet. وَٱلْأَرْضَ مَدَدْنَٰهَا وَأَلْقَيْنَا فِيهَا رَوَٰسِىَ وَأَنۢبَتْنَا فِيهَا مِن كُلِّ زَوْجٍۭ بَهِيجٍ

    Diyanet İşleri

    Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.

    Mehmet Okuyan

    Yeri de genişlettik ve içine ağırlıklar yerleştirdik. dipnot 1 Orada her tür güzel çiftten (bitkiler) yetiştirdik.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yerin içine ağırlıklar yerleştirilmesiyle ilgili bkz. Nahl 16:15, dipnot 1.

    Mustafa İslamoğlu

    Yeryüzünü ise (engebeli arazi yapısıyla) uzatıp genişlettik; zira oraya kalkmaz kımıldamaz dağlar yerleştirdik; üstelik orada her tür çiftten güzel bitkiler yeşerttik ki,

    Muhammed Esed

    Ve yeryüzü ki; Biz onu genişletip yaydık, üzerine sağlam dağlar yerleştirdik ve üstünde her cins güzel bitki yeşerttik,

    Ahmed Hulusi

    Arzı (bedeni) geliştirdik; onda sabit dağlar (organlar) oluşturduk! Onda her güzel çiftten (çift DNA sarmalından) bedenin nebati özelliklerini meydana getirdik.

    Ali Bulaç

    Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada gönül açan her türden (bitkiler) yetiştirdik.

    Ali Rıza Safa

    Yeryüzünü genişletip yaydık ve sarsılmaz dağlar yerleştirdik. Ve her göz alıcı bitkiden çift yetiştirdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Yine, yeryüzünü nasıl döşediğimize, oraya sabit dağlar yerleştirdiğimize ve orada her çeşit bitkileri bitirdiğimize bakmazlar mı?

    Edip Yüksel

    Yeri ise yaydık, içine dağlar yerleştirdik ve içinde her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yeri ise yaydık, içine dağlar yerleştirdik ve içinde her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yeryüzünü de (nasıl) uzatmışız, ona ağır baskılar oturtmuşuz ve seyrine doyulmaz her türden çiftler bitirmişiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Arza da: bir imtidad vermişiz ve ağır baskılar oturtmuşuz ve her çeşidden çiftler bitirmişiz ki temaşasına doyulmaz

    Erhan Aktaş

    Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her çeşitten göz alıcı çiftler yetiştirdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya ağır baskılar yerleştirdik. Ve orada her çeşitten göz alıcı çiftler yetiştirdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve yine yeryüzünü döşedik, oraya sağlam dağlar yerleştirdik. Ve orada her çeşitten göz alıcı çiftler yetiştirdik.

    Gültekin Onan

    Yeri de (nasıl) döşeyip yaydık? Onda sarsılmaz dağlar bıraktık ve onda 'göz alıcı ve iç açıcı' her çiftten (nice bitkiler) bitirdik.

    Hasan Basri Çantay

    Yere de (bakmadılar mı?) Onu (nasıl) döşedik. Ona (nasıl) sabit dağlar koyduk. Onda her sınırdan içe ferah verici (ne) çiftler bitirdik!

    İbni Kesir

    Yeryüzünü de döşedik ve ona sabit dağlar koyduk. Orada her türden güzel çiftler yetiştirdik.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit iç açıcı güzel bitkiler yetiştirdik.

    Süleyman Ateş

    Arzı nasıl yaydık, ona sağlam dağlar attık, onda her güzel çifti bitirdik!

    Süleymaniye Vakfı

    Yeryüzüne sabit dağlar yerleştirip yerin alanını artırdık dipnot 1 . Orada, erkekli dişili her güzel bitkiyi bitirdik dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ra'd 13/3, Hicr 15/19. Dağlar yer kabuğunun savrulmasını önler (Nahl 16/15, Enbiya 21/31, Lokman 31/10). Dağlar olmasaydı, depremler daha fazla zarar verirdi. Dağların üzerindeki alan tabanlarının kapsadığı alandan fazla olduğu için de yeryüzünü genişletir.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yeryüzünü de yayıp uzattık, oturaklı dağları içine kazık gibi çaktık. Orayı güzelleştiren her bitkinin erkeğini de dişisini de bitirdik.

    Şaban Britch

    Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit iç açıcı güzel bitkiler yetiştirdik.

    Şaban Piriş

    Ve yeryüzünü nasıl yayıp, üzerinde sabit dağlar yerleştirdik. Orada her çeşit güzel bitkiler yetiştirdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yeryüzünü de biz uzatıp yaydık; denge noktaları yerleştirdik ona ve bitirdik onda, bakanları hayran bırakan her türlü çifti.

  8. Kâf suresi, 8. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 8. ayet. تَبْصِرَةً وَذِكْرَىٰ لِكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ

    Diyanet İşleri

    Bütün bunlar, içtenlikle Allah'a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir.

    Mehmet Okuyan

    (Bütün bunlar, Allah'a) yönelen her kulun öngörülü olması ve (gerçeği) hatırlaması içindir.

    Mustafa İslamoğlu

    gönüllü olarak O'na yönelen her kul için bir bilinç kaynağı ve bir uyarı vesilesi olsun.

    Muhammed Esed

    isteyerek Allah'a yönelen her insana bir basiret ve uyarı vesilesi olarak.

    Ahmed Hulusi

    (Hakikatine) dönen her kula basiretini açmak ve hatırlatıp öğüt vermek için.

    Ali Bulaç

    (Bunlar,) 'İçten Allah'a yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah'a yönelen her kula gönül gözünü açmak ve ibret vermek için (bütün bunları yaptık).

    Ali Rıza Safa

    İçtenlikle yönelen her kul için, bir aydınlatma ve bir öğreti olarak.

    Bayraktar Bayraklı

    Bunları, yönelen her kul için bir aydınlatma ve öğüt yaptık.

    Edip Yüksel

    Her yönelen kul için bu bir aydınlatma ve mesajdır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her yönelen kul için bu bir aydınlatma ve mesajdır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hakka yüz tutan her kulun gözünü, gönlünü açmak ve ibret almasını sağlamak için.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Gözler gönüller açar, yaradanın kudretini ıhtar eder, dersler verir birer nişane-i basiret ve nümune-i ıbret olmak üzere, hakka yüz tutan her kul için

    Erhan Aktaş

    Bunları, Allah'a yönelen kulların basiretini dipnot 1 açmak ve öğüt olması için yaptık.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kavrayışını, gerçeği görme yeteneğini.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bunları, Allah'a yönelen kulların basiretini dipnot 1 açmak ve öğüt olması için yaptık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kavrayışını, gerçeği görme yeteneğini.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bunları, Allah'a yönelen kulların basiretini dipnot 1 açmak ve öğüt olması için yaptık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kavrayışını, gerçeği görme yeteneğini.

    Gültekin Onan

    (Bunlar,) 'içten Tanrı'ya yönelen' her kul için 'hikmetle bakan bir iç göz' ve bir zikirdir.

    Hasan Basri Çantay

    (Biz, bütün bunları) taatımıza dönen her kulun kalb gözünü açmak, (ona) ibret vermek için (yapdık).

    İbni Kesir

    Allah'a yönelen her kula öğüt ve ibret olsun diye.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bize) yönelen bütün kullar için (bunları) bir basiret ve öğüt kıldık.

    Süleyman Ateş

    (Bütün bunları) Allah'a yönelen her kulun, gönül gözünü açmak için ve (ona) ibret vermek için (yaptık).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gerçeği göstersin dipnot 1 , O'na yönelen her kul için doğru bilgi (zikir) kaynağı olsun dipnot 2 diye.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arkasında olan gerçekleri görsünler diye mana verdiğimiz kelime " تَبْصِرَةً : tebsıraten" dir. Türkçe'ye basiret olarak geçen bu kelime, görmek anlamından daha fazla anlam içerir. Gerçekleri yanılmadan görebilme yeteneği, uzağı görüş, seziş, anlayış, kavrayış, vizyon anlamlarını kapsar. Basiretli bir şekilde Allah'ın yarattığı ayetler incelenirse, O'nun yazılı ayetleri (Kur'an) ile tam bir uyum olduğu anlaşılacaktır. Bu ancak ilmi çalışmalar yaparak ve sağlam durarak yapılabilir (Bakara 2/269, Al-i İmran 3/190, Ra'd 13/19, İbrahim 14/52). Allah'ın yarattıkları ile Kur'an arasındaki bu kusursuz uyum sayesinde bu kitabın Allah'ın kitabı olduğunu anlayabiliriz. (Fussilet 41/53)
    2. metne dön, dipnot 2
      ...

    Şaban Britch

    (Bize) yönelen bütün kullar için (bunları) bir basiret ve öğüt kıldık.

    Şaban Piriş

    (Bize) yönelen bütün kullar için bir öğüt ve ibret olarak...

    Yaşar Nuri Öztürk

    İbretle bakılası, gönüller açıcı şeyler olarak; hakka yönelen her kula öğüt olarak.

  9. Kâf suresi, 9. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 9. ayet. وَنَزَّلْنَا مِنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً مُّبَٰرَكًا فَأَنۢبَتْنَا بِهِۦ جَنَّٰتٍ وَحَبَّ ٱلْحَصِيدِ

    Diyanet İşleri

    (9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

    Mehmet Okuyan

    Gökten bereketli bir su indirdik de onunla, bahçeler ve biçilecek taneler yetiştirdik.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine Biz, gökten bereketli bir su indirdik ve onunla has behçeleri yeşerttik; dahası hasat edilen tahılı

    Muhammed Esed

    Biz gökten bereketli bir su indiririz ve onunla bahçelerin yeşerip büyümesini sağlarız; ve ekin tarlalarının,

    Ahmed Hulusi

    Semadan bereketli bir su (ilim) indirdik de onunla cennetler (hakikatindeki kuvvelerin güzelliğini hissettirdik) ve hasat edilen taneler (çeşitli marifetler) bitirdik.

    Ali Bulaç

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek daneler bitirdik.

    Ali Rıza Safa

    Ve kutsanmış bir suyu gökten indirdik. Onunla, bahçeler ve biçilecek çekirdekler yetiştirdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Gökten bereketli bir su indirip, onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.

    Edip Yüksel

    Ve gökten kutlu bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ve gökten kutlu bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de gökten mübarek bir su indirip de onunla bağlar, bahçeler ve biçilecek taneler bitirmekteyiz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de Semadan mübarek bir su indirip de onunla bağlar bağçeler bitirmekteyiz ve biçilecek taneler

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gökten bereketli su indirdik. Onunla cennetler dipnot 1 ve biçilecek ekinler yetiştirdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bahçeler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gökten bereketli su indirdik. Onunla cennetler dipnot 1 ve biçilecek ekinler yetiştirdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bahçeler.

    Gültekin Onan

    Ve gökten mübarek (bereket ve rahmet yüklü) su indirdik; böylece onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

    Hasan Basri Çantay

    Gökden de bereketli su indirdik de onunla bağçeler, biçilecek taneler bitirdik.

    İbni Kesir

    Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek taneler bitirdik.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.

    Süleyman Ateş

    Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve biçilecek dane(li ekin)ler bitirdik.

    Süleymaniye Vakfı

    Gökten bereketli bir su indirdik, onunla bahçeler ve hasat edilecek tahıllar bitirdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gökten bereketli bir su indirerek onunla bahçeler ve biçilecek daneli bitkiler bitirdik.

    Şaban Britch

    Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.

    Şaban Piriş

    Gökten bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler ve biçilecek ekinler bitirdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gökten, kutlu ve bereketli bir su indirdik de onunla bahçeler yeşerttik, hasatlanacak daneler yetiştirdik.

  10. Kâf suresi, 10. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 10. ayet. وَٱلنَّخْلَ بَاسِقَٰتٍ لَّهَا طَلْعٌ نَّضِيدٌ

    Diyanet İşleri

    (9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

    Mehmet Okuyan

    (10, 11) Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:25; Tâhâ 20:55; Hacc 22:6; Rûm 30:19; Fâtır 35:9; Kâf 50:42; Zuhruf 43:11; Nûh 71:18.

    Mustafa İslamoğlu

    ve sıra salkımlı meyveleriyle boylu poslu hurma ağaçlarını,

    Muhammed Esed

    ve salkım salkım meyveleriyle uzun hurma ağaçlarının,

    Ahmed Hulusi

    Salkım salkım meyveleriyle yüksek hurma ağaçları da. . .

    Ali Bulaç

    Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.

    Ali Özek ve heyeti

    Birbirine girmiş, küme küme tomurcukları olan uzun boylu hurma ağaçları yetiştirdik.

    Ali Rıza Safa

    Ve üst üste dizilmiş tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları.

    Bayraktar Bayraklı

    - Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.

    Edip Yüksel

    Küme küme tomurcuklara sahip yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Küme küme tomurcuklara sahip yüksek hurma ağaçları yetiştirdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve tormurcukları üstüste dizilmiş göğe doğru yükselen yüksek hurma ağaçları.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve Semaya ser çeken hurma ağaçları ki sıvama dizilmiş bir tal'ı vardır

    Erhan Aktaş

    Ve salkımları üst üste yığılmış, uzun hurma ağaçları.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve salkımları üst üste yığılmış, uzun hurma ağaçları.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve salkımları üst üste yığılmış, uzun hurma ağaçları.

    Gültekin Onan

    Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları da.

    Hasan Basri Çantay

    Ve domurcukları birbiri üstüne binmiş uzun boylu hurma ağaçları (yetişdirdik),

    İbni Kesir

    Ve birbiri üstüne dizilmiş tomurcuk yüklü yüksek hurma ağaçları.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve uzunca boylu hurma ağaçları da yetiştirdik ki, onlar için birbiri üstüne konmuş muntazam salkımlar, tomurcuklar vardır.

    Süleyman Ateş

    Birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları yetiştirdik;

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Tomurcuklu salkımlarıyla boy atmış hurma ağaçları da bitirdik.

    Şaban Britch

    Birbiri üzerine kümelenmiş tomurcuklu, uzun boylu hurma ağaçları...

    Şaban Piriş

    Birbiri üzerine kümelenmiş tomurcuklu, uzun boylu hurma ağaçları...

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yüksek yüksek hurma ağaçları büyüttük. Birbirine girmiş kümeler halinde tomurcukları vardır onların.

  11. Kâf suresi, 11. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kâf suresi, 11. ayet. رِّزْقًا لِّلْعِبَادِ وَأَحْيَيْنَا بِهِۦ بَلْدَةً مَّيْتًا كَذَٰلِكَ ٱلْخُرُوجُ

    Diyanet İşleri

    (9-11) Gökten de bereketli bir su indirip onunla kullar için rızık olarak bahçeler ve biçilecek taneler (ekinler), birbirine girmiş kat kat tomurcukları olan yüksek hurma ağaçları bitirdik ve böylece onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte (dirilip kabirlerden) çıkış da böyledir.

    Mehmet Okuyan

    (10, 11) Kullara rızık olması için tomurcukları üst üste uzun hurma ağaçları (yetiştirdik). Onunla (suyla) ölü bir şehri (toprağı) canlandırdık. İşte (mahşerdeki) çıkış da böyledir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:25; Tâhâ 20:55; Hacc 22:6; Rûm 30:19; Fâtır 35:9; Kâf 50:42; Zuhruf 43:11; Nûh 71:18.

    Mustafa İslamoğlu

    bütün kullara bir rızık olarak (verdik): Evet, Biz ölü bir beldeye o (su) ile can verdik; işte (insanın) yeniden dirilişi de böyle olacaktır.

    Muhammed Esed

    insanlara tahsis edilmiş rızk olarak; ve bun(lar)la ölü toprağa hayat veririz; işte (insanın) ölümden (sonra) yeniden vücuda gelmesi de böyle (olacak)tır.

    Ahmed Hulusi

    Kullara yaşam gıdası olması için. . . Onunla ölü bir beldeyi dirilttik. . . İşte huruç (dünyalarından - kozalarından çıkış) böylecedir.

    Ali Bulaç

    Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.

    Ali Özek ve heyeti

    Kullara rızık olması için. Ve o su ile ölü toprağa can verdik. İşte hayata yeniden çıkış da böyledir.

    Ali Rıza Safa

    Kullara geçimlik olsun diye. Ve onunla, ölü bir yöreye yaşam verdik. İşte, çıkış da böyledir.

    Bayraktar Bayraklı

    - Yarattıklarımıza rızık olarak salkımları birbirine geçmiş yüksek hurma ağaçlarını da onlar için yarattık. O su ile ölü toprağa can verdik. Kabirden çıkış da işte böyledir.

    Edip Yüksel

    Kullara bir besin olarak. Onunla bölgeyi dirilttik. Çıkış (diriliş) de böyledir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kullara bir besin olarak. Onunla bölgeyi dirilttik. Çıkış (diriliş) de böyledir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunlar, kullara rızık olmak üzeredir. Onunla ölü bir bölgeyi de diriltmekteyiz, işte o dirilip çıkış da böyledir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kullara rızk için ve onunla ölü bir beldeye hayat vermekteyiz, işte o huruc da böyledir.

    Erhan Aktaş

    Kullar için rızık olarak. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte yeniden diriliş de böyledir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kullar için rızık olarak. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte yeniden diriliş de böyledir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kullar için rızık olarak. Onunla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte yeniden diriliş de böyledir.

    Gültekin Onan

    Kullara rızık olmak üzere. Ve onunla (o suyla) ölü bir şehri dirilttik. İşte (ölümden sonra) diriliş de böyledir.

    Hasan Basri Çantay

    ki (bunlar) kullarına rızık olmak için (yaratılmışlardır). Biz onunla ölü bir memlekete can verdik, işte (kabirden) çıkış da böyledir.

    İbni Kesir

    Kullara rızık olması için. Ve onunla ölü bir beldeye can verdik. İşte çıkış da böyledir.

    Mehmet Alagaş

    (5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kullara rızık olarak. O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte (kabirden) çıkış da böyledir.

    Süleyman Ateş

    Kullara rızık olması için. Ve o su ile, ölü bir ülkeye can verdik. İşte çıkış da öyledir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunları, kullarımıza rızık olsun diye yaptık. O su ile ölü bir yeri canlandırdık. Tekrar diriliş de böyle olacaktır.

    Şaban Britch

    Kullara rızık olarak… O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte (kabirden) çıkış da böyledir.

    Şaban Piriş

    Kullara rızık olarak... O su ile ölü beldeye hayat verdik. İşte kabirden çıkış da böyledir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kullara rızık olsun diye. Ve o suyla ölü bir beldeye hayat verdik. İşte böyledir topraktan fışkırış.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.