Kâf suresi

Kâf suresi, 5. ayet

Kâf suresi, 5. ayet. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ

bel keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.

Diyanet İşleri

Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Kâf 2–8 · surenin 5. ayeti / 45

Konu Dirilişe itiraz; gök, yer ve bitkilerdeki deliller Kâf 1–11 3

  1. Kâf 2

    (1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"

  2. Kâf 3

    "Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!"

  3. Kâf 4

    Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.

  4. 5

    Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.

  5. Kâf 6

    Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.

  6. Kâf 7

    Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.

  7. Kâf 8

    Bütün bunlar, içtenlikle Allah'a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

5. “Doğrusu” onların söyledikleri sözler, inat ve doğruyu yalanlamaktan ibarettir. Onlar doğruluğun en üstün seviyesinde bulunan “hak kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar. Şimdi karmakarışık ve şaşkın bir hal içindeler.” İşleri karmakarışık ve şüphelidir. Hiçbir şeyde sebat gösteremezler, herhangi bir noktada istikrarları yoktur. Senin hakkında kimi zaman sen sihirbazsın, kimi zaman delisin, kimi zaman şairsin, derler. Kur’ân-ı Kerim hakkındaki kanaatleri de bu şekilde türlü karmaşıktır. Onların her birisi kendi bozuk kanaatine göre bir şeyler söylemektedir.

Hakkı yalanlayan herkesin hali de budur. O karmakarışık ve şaşkın bir hal içinde kalır. Herhangi bir şekilde onun istikrarı söz konusu olmaz. Bütün işleri çelişkili ve tutarsızdır. Diğer taraftan hakka uyan ve onu hakkı tasdik eden kimsenin işi ise dosdoğrudur, yolu mutedildir ve işi ile sözü birbirini tutar.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Bilakis o müşrikler, Peygamber kendilerine Kur'an'ı getirince onu yalanladılar. Onlar, karışık ve tedirgin haldedirler. Onlar, o Kur'an hakkında sabit bir görüşe sahip değildirler.

Kelimeler

9 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. بَلْ bel doğrusu
  2. كَذَّبُوا۟ kezzebu onlar yalanladılar kök: كذب
  3. بِٱلْحَقِّ bil-hakki hak ile kök: حقق
  4. لَمَّا lemma
  5. جَآءَهُمْ ca'ehum kendilerine gelince kök: جيا
  6. فَهُمْ fehum şimdi onlar
  7. فِىٓ fi içindedirler
  8. أَمْرٍۢ emrin bir durumun kök: امر
  9. مَّرِيجٍ mericin çalkantılı kök: مرج

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 3 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: مرج (6 geçiş)

    O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir…

  • Aynı kök: مرج (6 geçiş)

    "Cin"i de yalın bir ateşten yarattı.

  • Aynı kök: مرج (6 geçiş)

    (Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

68 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.

Mustafa İslamoğlu

Dahasını da yaptılar; ayaklarına kadar geldiği halde hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.

Muhammed Esed

Buna rağmen onlar, (yeniden dirilmeyi inkar edenler,) ne zaman kendilerine tebliğ edildiyse hakikati yalanladılar; ve şimdi bir şaşkınlık içindeler.

Ahmed Hulusi

Hayır, onlara geldiğinde Hakikatlerini yalanladılar! Onlar pek karışık bir iş içindedirler.

Ali Bulaç

Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.

Ali Özek ve heyeti

Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.

Ali Rıza Safa

Hayır! Gerçek onlara geldiğinde yalanladılar; artık şaşkınlık içindeler.

Bayraktar Bayraklı

Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.

Edip Yüksel

Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Doğrusu, gerçek kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıstırap içindeler.

Elmalılı Hamdi Yazır

Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler

Erhan Aktaş

Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Gerçekliği kesin olan. Gerçeği kesin olarak bildiren mesaj. Mutlak gerçeklik, doğruluk. Bir şeyin aslı ve esası. Yasa, ferman, kural. Batıl'ın karşıtı.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Gerçek.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.

Gültekin Onan

Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı (emrin meriyc) içinde bulunuyorlar.

Hasan Basri Çantay

Hayır, onlar, kendilerine hak gelince (onu) tekzib etdiler. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.

İbni Kesir

Hayır, onlar; hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi de şaşırmış bir haldedirler.

Mehmet Alagaş

(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Hayır! Onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.

Süleyman Ateş

Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.

Şaban Britch

Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.

Şaban Piriş

Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Çünkü onlar şaşkınlık içindedirler.

Yaşar Nuri Öztürk

Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Yet the infidels denied the truth when it was presented to them and treated the Messenger as one who passes himself as someone other than he is, as if they were involved in doubt and anxiety about a matter on account of its intricate character.

Abdul Haleem

But the disbelievers deny the truth when it comes to them; they are in a state of confusion.

Abdullah Yusuf Ali

But they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state.

Abul A'la Maududi

They gave the lie to the Truth when it came to them. So they are now in a state of great perplexity. dipnot 1

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    In this brief sentence a vast subject has been compressed. It means: These people did not rest content only with expressing wonder and declaring the thing to be far removed from reason, but when the Prophet Muhammad (peace be upon him) presented his message of the truth, they denied it as falsehood without any hesitation. Its inevitable result was, and the same only could follow from it, that they do not agree on any one position with regard to the invitation and the Messenger who has presented it. Sometimes they brand him a poet, sometimes a sorcerer, and sometimes a madman. Sometimes they say that he is a magician and sometimes that he is bewitched. Sometimes they say that he has fabricated this thing by himself in order to establish his superiority. Therefore, leaving it aside, detailed reasoning is now being presented about the authenticity of the second thing which those people regarded as strange and far removed from reason and intellect.

Aisha Bewley

But they denied the truth when it came to them. They are, therefore, in a very muddled state.

Al-Hilali & Khan

Nay, but they have denied the truth (this Qur’ân) when it has come to them, so they are in a confused state (cannot differentiate between right and wrong).

Ali Quli Qarai

Rather they denied the truth when it came to them; so they are now in a perplexed state of affairs.

Amatul Rahman Omar

Nay, (the truth of the matter is that) they denied the truth when it came to them, and so they are in a state of confusion.

Arthur John Arberry

Nay, but they cried lies to the truth when it came to them, and so they are in a case confused.

Bijan Moeinian

What a shame that the disbelievers reject a truth, revealed to them, out of sheer ignorance.

E. Henry Palmer

Nay, they call the truth a lie when it comes to them, and they are in a confused affair.

Edip-Layth

But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.

George Sale

But they charge falsehood on the truth, after it hath come unto them: Wherefore they are plunged in a confused business.

Hamid S. Aziz

Nay, they rejected the truth when it came to them, so they are now in a state of confusion.

Mahmoud Ghali

No indeed, (but) they cried lies to the Truth as soon as it came to them; so they are confused (Or: they are in a confused state) as regards the Command.

Marmaduke Pickthall

Nay, but they have denied the truth when it came unto them, therefor they are now in troubled case.

Mohamed Ahmed - Samira

But no! They called the truth a lie when it came to them; so they are in a confused state.

Muhammad Asad

Nay, but they [who refuse to believe in resurrection] have been wont to give the lie to this truth whenever it was proffered to them; and so they are in a state of confusion.

Mustafa Khattab

In fact, they reject the truth when it has come to them, so they are in a confused state.[1]

Progressive Muslims

But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.

Rashad Khalifa

They rejected the truth when it came to them; they are utterly confused.

Sahih International

But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition.

Sam Gerrans

The truth is, they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.

Shabbir Ahmed

Nay, but they denied the Truth as soon as it came to them. And so, they are in a state of utter confusion.

Syed Vickar Ahamed

No! But they deny the truth when it comes to them: So they are in a confused state.

Taqi Usmani

Rather, they rejected the truth when it came to them; so they are in a confused state.

The Monotheist Group

But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Kâf suresi, 5. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Kâf suresi, 5. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Kâf suresi, 5. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩