Diyanet İşleri
Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.
Kâf suresi
Kâf suresi, 5. ayet. بَلْ كَذَّبُوا۟ بِٱلْحَقِّ لَمَّا جَآءَهُمْ فَهُمْ فِىٓ أَمْرٍ مَّرِيجٍ
bel keẕẕebû bilḥaḳḳi lemmâ câehüm fehüm fî emrim merîc.
Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Dirilişe itiraz; gök, yer ve bitkilerdeki deliller Kâf 1–11 3
(1-2) Kaf. Şerefli Kur'an'a andolsun ki kafirler, aralarından bir uyarıcının gelmesine şaştılar ve şöyle dediler: "Bu tuhaf bir şeydir!"
"Öldüğümüz ve toprak olduğumuz zaman mı (dirilecekmişiz)? Bu, akla uzak (imkansız) bir dönüştür!"
Şüphesiz biz, toprağın; onlardan neleri eksilttiğini bilmekteyiz. Yanımızda (o bilgileri) koruyan bir kitap vardır.
Hatta gerçek kendilerine gelince onu yalanladılar. Artık onlar kararsız bir haldedirler.
Üstlerindeki göğe bakmazlar mı? Onu nasıl bina ettik, nasıl donattık! Onda hiçbir düzensizlik ve eksiklik yoktur.
Yeryüzünü de yaydık ve orada sabit dağlar yerleştirdik. Orada her türden iç açıcı çift bitkiler bitirdik.
Bütün bunlar, içtenlikle Allah'a yönelen her kulun gönül gözünü açmak ve ona öğüt ve ibret vermek içindir.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
5. “Doğrusu” onların söyledikleri sözler, inat ve doğruyu yalanlamaktan ibarettir. Onlar doğruluğun en üstün seviyesinde bulunan “hak kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar. Şimdi karmakarışık ve şaşkın bir hal içindeler.” İşleri karmakarışık ve şüphelidir. Hiçbir şeyde sebat gösteremezler, herhangi bir noktada istikrarları yoktur. Senin hakkında kimi zaman sen sihirbazsın, kimi zaman delisin, kimi zaman şairsin, derler. Kur’ân-ı Kerim hakkındaki kanaatleri de bu şekilde türlü karmaşıktır. Onların her birisi kendi bozuk kanaatine göre bir şeyler söylemektedir.
Hakkı yalanlayan herkesin hali de budur. O karmakarışık ve şaşkın bir hal içinde kalır. Herhangi bir şekilde onun istikrarı söz konusu olmaz. Bütün işleri çelişkili ve tutarsızdır. Diğer taraftan hakka uyan ve onu hakkı tasdik eden kimsenin işi ise dosdoğrudur, yolu mutedildir ve işi ile sözü birbirini tutar.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Bilakis o müşrikler, Peygamber kendilerine Kur'an'ı getirince onu yalanladılar. Onlar, karışık ve tedirgin haldedirler. Onlar, o Kur'an hakkında sabit bir görüşe sahip değildirler.
Aynı kök: مرج (6 geçiş)
O, birinin suyu lezzetli ve tatlı, diğerininki tuzlu ve acı olan iki denizi salıverip aralarına da görünmez bir perde ve karışmalarını önleyici bir…
Aynı kök: مرج (6 geçiş)
"Cin"i de yalın bir ateşten yarattı.
Aynı kök: مرج (6 geçiş)
(Suları acı ve tatlı olan) iki denizi salıvermiştir; birbirine kavuşuyorlar.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Aksine onlar, kendilerine geldiğinde gerçeği yalanladılar. (Şimdi) onlar derin bir perişanlık içindedir.
Dahasını da yaptılar; ayaklarına kadar geldiği halde hakikati yalanladılar: hasılı onlar derin bir iç karmaşası yaşıyorlar.
Buna rağmen onlar, (yeniden dirilmeyi inkar edenler,) ne zaman kendilerine tebliğ edildiyse hakikati yalanladılar; ve şimdi bir şaşkınlık içindeler.
Hayır, onlara geldiğinde Hakikatlerini yalanladılar! Onlar pek karışık bir iş içindedirler.
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı içinde bulunuyorlar.
Bilakis onlar, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Hayır! Gerçek onlara geldiğinde yalanladılar; artık şaşkınlık içindeler.
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
Oysa onlar gerçek kendilerine geldiği zaman onu yalanladılar; kararsızlık içindedirler.
Doğrusu, gerçek kendilerine geldiği zaman yalanladılar da şimdi karmakarışık bir ıstırap içindeler.
Doğrusu hak kendilerine geldiği zaman tekzib ettiler de şimdi karma karışık bir ıztırab içindeler
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk dipnot 1 gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Ne var ki onlar, kendilerine Hakk gelince onu yalanladılar. Bu yüzden karmakarışık bir durumdalar.
Hayır, hak kendilerine gelince yalanladılar. Şimdi onlar, derin bir sarsıntı (emrin meriyc) içinde bulunuyorlar.
Hayır, onlar, kendilerine hak gelince (onu) tekzib etdiler. Şimdi onlar şaşırmış bir haldedirler.
Hayır, onlar; hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi de şaşırmış bir haldedirler.
(5-11) Bilakis gerçeği/gerçekleşeni tamda geldiği vakit yalanladılar. Karmakarışık bir iş içindeler. Hiç bakmadılar mı / nazar etmediler mi üzerlerindeki göğe ki onu nasıl kubbeleştirmişiz / bina etmişiz. Onu nasıl süslemişiz / ziynetlendirmişiz. Onda bir çatlaklık ta / gedik te yok. Yeri / Arzı yaygın uzatıp döşemişiz. Oraya Sabiteler yerleştirmişiz /ilga etmişiz. Onda/yerde, görünüşü güzel her türden bitki yetiştirmişiz. Allah’a yönelen her bir kul için basiret ve zikir olsun. (Nazar bakmak basiret görmek râe ise iradeli, tercihli görmek, sonradan görmek) Semadan bereketli su indirdik ve onu nla bahçeler, hasat edilen ekinler yetiştirdik. Onunla (suyla) baş aşağı uza dıkça uzamış salkım salkım tomurcuklanm ış hurmalar, kullar için rızık yetiştirdik ve onunla ölü beldelerl /memleketleri dirilttik, işte çıkışta böyledir.
Hayır! Onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.
Doğrusu onlar, hak kendilerine gelince onu yalanladılar. Şimdi onlar çalkantılı bir durumun içindedirler.
Doğrusu, bu gerçekler /ayetler kendilerine geldiğinde yalana sarıldılar dipnot 1 ; artık onlar (ne yapacakları konusunda) karmakarışık bir haldedirler dipnot 2 .
Hayır! Kendilerine gelen bu gerçek karşısında yalan söylediler; tam bir tereddüt içindeler.
Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Şimdi onlar şaşkınlık içindedirler.
Hayır onlar, kendilerine hak gelince yalanladılar. Çünkü onlar şaşkınlık içindedirler.
Hayır, hayır! Onlar, hak kendilerine geldiğinde, onu yalanladılar. Şimdi perişan mı perişan bir durum içindedirler.
Yet the infidels denied the truth when it was presented to them and treated the Messenger as one who passes himself as someone other than he is, as if they were involved in doubt and anxiety about a matter on account of its intricate character.
But the disbelievers deny the truth when it comes to them; they are in a state of confusion.
But they deny the Truth when it comes to them: so they are in a confused state.
They gave the lie to the Truth when it came to them. So they are now in a state of great perplexity. dipnot 1
But they denied the truth when it came to them. They are, therefore, in a very muddled state.
Nay, but they have denied the truth (this Qur’ân) when it has come to them, so they are in a confused state (cannot differentiate between right and wrong).
Rather they denied the truth when it came to them; so they are now in a perplexed state of affairs.
Nay, (the truth of the matter is that) they denied the truth when it came to them, and so they are in a state of confusion.
Nay, but they cried lies to the truth when it came to them, and so they are in a case confused.
What a shame that the disbelievers reject a truth, revealed to them, out of sheer ignorance.
Nay, they call the truth a lie when it comes to them, and they are in a confused affair.
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
But they charge falsehood on the truth, after it hath come unto them: Wherefore they are plunged in a confused business.
Nay, they rejected the truth when it came to them, so they are now in a state of confusion.
No indeed, (but) they cried lies to the Truth as soon as it came to them; so they are confused (Or: they are in a confused state) as regards the Command.
Nay, but they have denied the truth when it came unto them, therefor they are now in troubled case.
But no! They called the truth a lie when it came to them; so they are in a confused state.
Nay, but they [who refuse to believe in resurrection] have been wont to give the lie to this truth whenever it was proffered to them; and so they are in a state of confusion.
In fact, they reject the truth when it has come to them, so they are in a confused state.[1]
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
They rejected the truth when it came to them; they are utterly confused.
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused condition.
The truth is, they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.
Nay, but they denied the Truth as soon as it came to them. And so, they are in a state of utter confusion.
No! But they deny the truth when it comes to them: So they are in a confused state.
Rather, they rejected the truth when it came to them; so they are in a confused state.
But they denied the truth when it came to them, so they are in a confused state.