Elmalılı Hamdi Yazır
İstedi bir sail bir azabı ki olacak
70. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Meâric suresi, 1. ayet. سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍ وَاقِعٍ
seele sâilüm bi`aẕâbiv vâḳi`.
İstedi bir sail bir azabı ki olacak
Meâric suresi, 2. ayet. لِّلْكَٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌ
lilkâfirîne leyse lehû dâfi`.
Kafirler için yok onu defi' edecek
Meâric suresi, 3. ayet. مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
mine-llâhi ẕi-lme`âric.
O, mi'racların sahibi Allahdan
Meâric suresi, 4. ayet. تَعْرُجُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍ
ta`rucü-lmelâiketü verrûḥu ileyhi fî yevmin kâne miḳdâruhû ḫamsîne elfe seneh.
Ki ona Melaike ve Ruh uruc eder, bir günde ki mikdarı elli bin sene tutar
Meâric suresi, 5. ayet. فَٱصْبِرْ صَبْرًا جَمِيلًا
faṣbir ṣabran cemîlâ.
O halde sabret biraz bir sabri cemil ile
Meâric suresi, 6. ayet. إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا
innehüm yeravnehû be`îdâ.
Çünkü onlar onu uzak görürler
Meâric suresi, 7. ayet. وَنَرَىٰهُ قَرِيبًا
venerâhü ḳarîbâ.
Biz se onu yakın görürüz
Meâric suresi, 8. ayet. يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
yevme tekûnü-ssemâü kelmühl.
O gün ki olur sema' erimiş bir maden gibi
Meâric suresi, 9. ayet. وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
vetekûnü-lcibâlü kel`ihn.
Dağlar da atılmış elvan yun gibi
Meâric suresi, 10. ayet. وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًا
velâ yes'elü ḥamîmün ḥamîmâ.
Ve bir hısım bir hısıma halini sormaz
Meâric suresi, 11. ayet. يُبَصَّرُونَهُمْ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
yübeṣṣarûnehüm. yeveddü-lmücrimü lev yeftedî min `aẕâbi yevmiiẕim bibenîh.
Birbirlerine gösterilirlerken, mücrim ister ki fidye verse o günün azabından oğullarını
Meâric suresi, 12. ayet. وَصَٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
veṣâḥibetihî veeḫîh.
Ve refikasını ve biraderini
Meâric suresi, 13. ayet. وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
vefeṣîletihi-lletî tü'vîh.
Ve kendini barındıran fasilesini
Meâric suresi, 14. ayet. وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًا ثُمَّ يُنجِيهِ
vemen fi-l'arḍi cemî`an ŝümme yüncîh.
Ve Arzda bulunanların hepsini de sonra kendini kurtarsa
Meâric suresi, 15. ayet. كَلَّآ إِنَّهَا لَظَىٰ
kellâ. innehâ leżâ.
Hayır, çünkü o salgın bir leza,
Meâric suresi, 16. ayet. نَزَّاعَةً لِّلشَّوَىٰ
nezzâ`atel lişşevâ.
etrafı soyan nari ceza'
Meâric suresi, 17. ayet. تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
ted`û men edbera vetevellâ.
Çağırır arkasını dönüp tersine gideni
Meâric suresi, 18. ayet. وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
veceme`a feev`â.
Ve toplayıp toplayıp kasaya yığanı
Meâric suresi, 19. ayet. إِنَّ ٱلْإِنسَٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
inne-l'insâne ḫuliḳa helû`â.
Hakikat o insan helu' yaradılmıştır
Meâric suresi, 20. ayet. إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًا
iẕâ messehü-şşerru cezû`â.
Şer dokundumu mızıkcı
Meâric suresi, 21. ayet. وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
veiẕâ messehü-lḫayru menû`â.
Hayır dokundumu kıskanç
Meâric suresi, 22. ayet. إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
ille-lmüṣallîn.
Müstesna ancak o musalliler
Meâric suresi, 23. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
elleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim dâimûn.
Onlar ki namazlarına müdavimdirler
Meâric suresi, 24. ayet. وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّ مَّعْلُومٌ
velleẕîne fî emvâlihim ḥaḳḳum ma`lûm.
Ve onlar ki mallarında vardır bir hakkı ma'lum
Meâric suresi, 25. ayet. لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
lissâili velmaḥrûm.
Hem sail için hem mahrum
Meâric suresi, 26. ayet. وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
velleẕîne yüṣaddiḳûne biyevmi-ddîn.
Ve onlar ki din gününü (ceza gününü) tasdik ederler
Meâric suresi, 27. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
velleẕîne hüm min `aẕâbi rabbihim müşfiḳûn.
Ve onlar ki Rablarının azabından korkarlar
Meâric suresi, 28. ayet. إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍ
inne `aẕâbe rabbihim gayru me'mûn.
Çünkü rablarının azabından emin olunmaz
Meâric suresi, 29. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَٰفِظُونَ
velleẕîne hüm lifürûcihim ḥâfiżûn.
Ve onlar ki apışlarını korurlar
Meâric suresi, 30. ayet. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
illâ `alâ ezvâcihim ev mâ meleket eymânühüm feinnehüm gayru melûmîn.
Ancak zevcelerine veya milki yeminlerine başka. Çünkü bunda levm olunmazlar
Meâric suresi, 31. ayet. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
femeni-btegâ verâe ẕâlike feülâike hümü-l`âdûn.
Fakat ondan ötesini arayanlar, işte onlar haddi aşan haşarılardır
Meâric suresi, 32. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَٰنَٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
velleẕîne hüm liemânâtihim ve`ahdihim râ`ûn.
Ve onlar ki emanetlerine ve ahdlerine riayet ederler
Meâric suresi, 33. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
velleẕîne hüm bişehâdetihim ḳâimûn.
Ve onlar ki şahidliklerinde dürüstürler
Meâric suresi, 34. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
velleẕîne hüm `alâ ṣalâtihim yüḥâfiżûn.
Ve onlar ki namazları üzerine muhafızlık ederler
Meâric suresi, 35. ayet. أُو۟لَٰٓئِكَ فِى جَنَّٰتٍ مُّكْرَمُونَ
ülâike fî cennâtim mükramûn.
İşte onlar Cennetlerde ikram olunanlardır
Meâric suresi, 36. ayet. فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
femâ lilleẕîne keferû ḳibeleke mühti`în.
Şimdi ne var o küfredenlere ki sana doğru boyunlarını uzatarak koşuyorlar?
Meâric suresi, 37. ayet. عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
`ani-lyemîni ve`ani-şşimâli `izîn.
Sağdan ve soldan fırka fırka
Meâric suresi, 38. ayet. أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍ
eyaṭme`u küllü-mriim minhüm ey yüdḫale cennete ne`îm.
Onlardan her kişi na'im Cennetine sokulacağını ümid mi ediyor?
Meâric suresi, 39. ayet. كَلَّآ إِنَّا خَلَقْنَٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
kellâ. innâ ḫalaḳnâhüm mimmâ ya`lemûn.
Yağma yok, biz onları o bildikleri nesneden yarattık
Meâric suresi, 40. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَٰرِقِ وَٱلْمَغَٰرِبِ إِنَّا لَقَٰدِرُونَ
felâ uḳsimü birabbi-lmeşâriḳi velmegâribi innâ leḳâdirûn.
Artık o maşrıklerin, mağriblerin Rabbı için yemine ne hacet, şübhesiz ki biz elbette kadiriz
Meâric suresi, 41. ayet. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
`alâ en nübeddile ḫayram minhüm vemâ naḥnü bimesbûḳîn.
Onları kendilerinden hayırlısına tedbil edebiliriz ve bizim önümüze geçilmez
Meâric suresi, 42. ayet. فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
feẕerhüm yeḫûḍû veyel`abû ḥattâ yülâḳû yevmehümü-lleẕî yû`adûn.
O halde bırak onları dalsınlar ve oynıya dursunlar ta o va'd olundukları güne çatacakları deme kadar
Meâric suresi, 43. ayet. يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍ يُوفِضُونَ
yevme yaḫrucûne mine-l'ecdâŝi sirâ`an keennehüm ilâ nüṣubiy yûfiḍûn.
O gün ki kabirlerden hızlı hızlı çıkacaklar, sanki çantalariyle dikmelere (putlara) gidiyorlarmış gibi fırlıyacaklar
Meâric suresi, 44. ayet. خَٰشِعَةً أَبْصَٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
ḫâşi`aten ebṣâruhüm terheḳuhüm ẕilleh. ẕâlike-lyevmü-lleẕî kânû yû`adûn.
Gözleri düşgün, kendilerini bir zillet saracak da saracak, o işte onların va'dolunup durdukları gün