Diyanet İşleri
Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
Meâric suresi
Meâric suresi, 6. ayet. إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًا
innehüm yeravnehû be`îdâ.
Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Soran birisi: azabı uzak görenler Meâric 1–7 3
(1-3) Soran birisi, yükselme yollarının sahibi Allah tarafından kafirlere kesinlikle inecek olan ve hiç kimsenin uzaklaştıramayacağı azabı sordu.
Melekler ve Ruh (Cebrail) ona süresi elli bin yıl olan bir günde yükselir.
(Ey Muhammed!) Sen güzel bir şekilde sabret.
Şüphesiz onlar o azabı uzak görüyorlar.
Biz ise onu yakın görüyoruz.
(8-9) Göğün, erimiş maden gibi ve dağların atılmış renkli yün gibi olacağı günü hatırla.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 5–7. ayetler için yazılmıştır.
5. “O halde sen” kavmini davet etmekte herhangi bir usanma ve tahammülsüzlük göstermeksizin “güzel bir şekilde sabret.” Allah’ın emri üzere devam et, kullarını O’nu tevhid etmeye çağır, onların itaatsizliklerini ve böyle bir çağrıyı kabul etme isteksizliklerini görmen dahi bu konuda sana engel olmasın. Çünkü bu yolda sabrın pek büyük hayırları vardır.
6-7. “Şüphesiz onlar, onu uzak görüyorlar. Biz ise onu yakın görüyoruz.” Buradaki “onu” zamiri, azabın gelmesini isteyenlerin azaba uğramalarını ihtiva eden dirilişe aittir. Yani bunların tutumu, öldükten sonra dirilişi inkâr eden bir tutumdur. Bedbahtlığın ve ne yaptığını bilmezliğin etkisi altında kalarak ileride karşı karşıya kalacakları diriliş ve amellerin karşılıklarının verilmesini uzak görecek hale gelmiş bir tutumdur.
Yüce Allah ise onların uzak gördüklerini pek yakın görmektedir. Çünkü O, rıfk ile muamele eder. Halîmdir, acele etmez. Geleceğini takdir ettiği her bir şeyin mutlaka gerçekleşeceğini bilir ki gelecek olan her şey de yakındır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz onlar; bu azabın gerçekleşmesini imkânsız, çok uzak bir ihtimal olarak görüyorlar.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Doğrusu onlar, o (hesabı) uzak (ihtimal) görüyorlar.
Çünkü onlar (Hesap Günü'nü) çok uzak bir ihtimal olarak görüyorlar;
Bak, insanlar o (hesaba) uzak bir şey olarak bakıyorlar,
Muhakkak ki onlar onu (azap günü olan ölümü) uzak görüyorlar!
Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.
Doğrusu onlar, o azabı (ihtimalden) uzak görüyorlar.
Aslında, onu uzak görüyorlar.
- Kafirler o azabı uzak görüyorlar; biz ise onu yakın görmekteyiz.
Onlar onu uzak görüyorlar.
Onlar onu uzak görüyorlar.
Çünkü onlar, onu uzak görürler.
Çünkü onlar onu uzak görürler
Onlar onu dipnot 1 uzak olarak görüyorlar.
Onlar onu dipnot 1 uzak olarak görüyorlar.
Onlar onu dipnot 1 uzak olarak görüyorlar.
Çünkü, gerçekten onlar, bunu uzak görüyorlar.
Filhakıyka onlar bunu (imkandan) uzak görürler,
Doğrusu onlar; bunu uzak görüyorlar.
(1-18) İsteyici biri , y ükselinecek yerleri / mearicleri olan Allah’tan , olacak olan azabı yani kafirler için olan azabı istedi , O savılacak bir şey değildir. Melekler ve Ruh miktarı elli bin sene olan bir günde Allah’a yükselirler, güzel bir sabırla sabret, onlar kesinlikle onu uzak görüyorlar , (Daha süre varmış diyorlar) biz ise onu yakın görüyoruz. Gök o gün kaynayan maden / erimiş maden olur , dağlar da atılmış yün olur , birbirlerini gördükleri halde hiçbir samimi dost dostunu soramaz, suçlular azabın fidyesi olarak (kefalet le azaptan kurtuluş ücreti olarak) evlatlarını, eşini, kardeşini, kendisini barındıran ailesini ve de yer yüzünün hepsini vermeyi ister ki sonrasında kendisi kurtulabilsin. Hayır Asla! O alevli bir ateştir, başın derisini söker alır, (vahye) arkasını döneni yüz çevireni, (malı) depo edip toplayanı çağırır.
Doğrusu onlar, o günü çok uzak görüyorlar.
Onlar onu uzak görüyor(lar).
Onlar o azabı (kendilerinden) uzak görüyorlar dipnot 1 ;
Onlar o günü uzak görüyorlar;
Onlar bunu uzak görüyorlar.
Onlar bunu uzak görüyorlar.
Onlar onu çok uzak görüyorlar.
They -the infidels- see it (that is) that day of the Eventful Event far and away, remote in time,
The disbelievers think it is distant,
They see the (Day) indeed as a far-off (event):
Verily they think that the chastisement is far off,
They see it as something distant,
Verily, they see it (the torment) afar off.
Indeed they see it to be far off,
They think it (- the Day of Judgment) to be far off.
behold, they see it as if far off;
From the disbelievers point of view it will take forever for them to be subject to the Hereafter’s punishment.
verily, they see it as afar off,
They see it as far away.
for they see their punishment afar off,
Surely they think it to be far off,
Surely they see it far off,
Lo! they behold it afar off
They surely take it to be far away,
behold, men look upon that [reckoning] as something far away –
They truly see this ˹Day˺ as impossible,
They see it as far away.
For they see it far away.
Indeed, they see it [as] distant,
They see it as far off,
Behold, they see it far away.
They see the (Day) indeed as a far-off (event):
They see it far off,
They see it as far away.