Meâric suresi, 1. ayet. سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ
Soran biri gerçekleşecek azabı sordu.
70. sure · dinle
Okunan kelime metin üstünde işaretlenir; sure baştan sona kesintisiz çalar. Betik çalışmazsa her ayetin altındaki oynatıcı yine çalışır.
Meâric suresi, 1. ayet. سَأَلَ سَآئِلٌۢ بِعَذَابٍۢ وَاقِعٍۢ
Soran biri gerçekleşecek azabı sordu.
Meâric suresi, 2. ayet. لِّلْكَـٰفِرِينَ لَيْسَ لَهُۥ دَافِعٌۭ
Kâfirler için, o azabı savacak (kimse) yoktur.
Meâric suresi, 3. ayet. مِّنَ ٱللَّهِ ذِى ٱلْمَعَارِجِ
O (azap), yüksek makamların sahibi Allah'tandır.
Meâric suresi, 4. ayet. تَعْرُجُ ٱلْمَلَـٰٓئِكَةُ وَٱلرُّوحُ إِلَيْهِ فِى يَوْمٍۢ كَانَ مِقْدَارُهُۥ خَمْسِينَ أَلْفَ سَنَةٍۢ
Melekler ve ruh(lar), miktarı elli bin sene olan bir günde O'na yükselir.
Meâric suresi, 5. ayet. فَٱصْبِرْ صَبْرًۭا جَمِيلًا
Sen güzelce sabret!
Meâric suresi, 6. ayet. إِنَّهُمْ يَرَوْنَهُۥ بَعِيدًۭا
Doğrusu onlar, o (hesabı) uzak (ihtimal) görüyorlar.
Meâric suresi, 7. ayet. وَنَرَىٰهُ قَرِيبًۭا
Biz ise onu yakın görmekteyiz.
Meâric suresi, 8. ayet. يَوْمَ تَكُونُ ٱلسَّمَآءُ كَٱلْمُهْلِ
O gün gök, erimiş maden gibi olur.
Meâric suresi, 9. ayet. وَتَكُونُ ٱلْجِبَالُ كَٱلْعِهْنِ
Dağlar, (yayılmış) yün gibi bir hâl alır.
Meâric suresi, 10. ayet. وَلَا يَسْـَٔلُ حَمِيمٌ حَمِيمًۭا
Hiçbir dost da dostu(nu) soramaz.
Meâric suresi, 11. ayet. يُبَصَّرُونَهُمْ ۚ يَوَدُّ ٱلْمُجْرِمُ لَوْ يَفْتَدِى مِنْ عَذَابِ يَوْمِئِذٍۭ بِبَنِيهِ
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Meâric suresi, 12. ayet. وَصَـٰحِبَتِهِۦ وَأَخِيهِ
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Meâric suresi, 13. ayet. وَفَصِيلَتِهِ ٱلَّتِى تُـْٔوِيهِ
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Meâric suresi, 14. ayet. وَمَن فِى ٱلْأَرْضِ جَمِيعًۭا ثُمَّ يُنجِيهِ
(11, 12, 13, 14) Birbirlerine gösterileceklerdir. O suçlu kişi, o günün azabından (kurtulmak için) oğlunu (çocuğunu), hanımını (eşini), kardeşini, kendisini koruyup barındıran yakınlarını ve yeryüzünde kim varsa hepsini kendisini (azaptan) kurtarması için fidye vermek isteyecektir.
Meâric suresi, 15. ayet. كَلَّآ ۖ إِنَّهَا لَظَىٰ
(15, 16) Hayır! Şüphesiz ki o (cehennem), derileri kavurup soyan alevli bir ateştir.
Meâric suresi, 16. ayet. نَزَّاعَةًۭ لِّلشَّوَىٰ
(15, 16) Hayır! Şüphesiz ki o (cehennem), derileri kavurup soyan alevli bir ateştir.
Meâric suresi, 17. ayet. تَدْعُوا۟ مَنْ أَدْبَرَ وَتَوَلَّىٰ
(17, 18) Arkasını dönüp yüz çevireni ve (mal) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağıracaktır.
Meâric suresi, 18. ayet. وَجَمَعَ فَأَوْعَىٰٓ
(17, 18) Arkasını dönüp yüz çevireni ve (mal) toplayıp yığan kimseyi (kendine) çağıracaktır.
Meâric suresi, 19. ayet. إِنَّ ٱلْإِنسَـٰنَ خُلِقَ هَلُوعًا
Şüphesiz ki insan çok hırslı yaratılmıştır.
Meâric suresi, 20. ayet. إِذَا مَسَّهُ ٱلشَّرُّ جَزُوعًۭا
Başına bir kötülük geldiğinde çok sızlanır.
Meâric suresi, 21. ayet. وَإِذَا مَسَّهُ ٱلْخَيْرُ مَنُوعًا
Bir hayra (zenginliğe) ulaşınca da çok cimri kesilir.
Meâric suresi, 22. ayet. إِلَّا ٱلْمُصَلِّينَ
Ancak salât (ibadet) edenler hariç!
Meâric suresi, 23. ayet. ٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ دَآئِمُونَ
Onlar salâtlarında (ibadetlerinde) devamlı olanlardır.
Meâric suresi, 24. ayet. وَٱلَّذِينَ فِىٓ أَمْوَٰلِهِمْ حَقٌّۭ مَّعْلُومٌۭ
(24, 25) Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen(ler) için bilinen bir hak bulunanlardır.
Meâric suresi, 25. ayet. لِّلسَّآئِلِ وَٱلْمَحْرُومِ
(24, 25) Onlar mallarında açıktan isteyen ve açıktan isteyemeyen(ler) için bilinen bir hak bulunanlardır.
Meâric suresi, 26. ayet. وَٱلَّذِينَ يُصَدِّقُونَ بِيَوْمِ ٱلدِّينِ
Onlar hesap gününe inananlardır.
Meâric suresi, 27. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم مِّنْ عَذَابِ رَبِّهِم مُّشْفِقُونَ
Onlar Rablerinin azabından korkanlardır.
Meâric suresi, 28. ayet. إِنَّ عَذَابَ رَبِّهِمْ غَيْرُ مَأْمُونٍۢ
Şüphesiz ki Rablerinin azabı(na karşı) güvende olunamaz.
Meâric suresi, 29. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِفُرُوجِهِمْ حَـٰفِظُونَ
Onlar namuslarını koruyanlardır.
Meâric suresi, 30. ayet. إِلَّا عَلَىٰٓ أَزْوَٰجِهِمْ أَوْ مَا مَلَكَتْ أَيْمَـٰنُهُمْ فَإِنَّهُمْ غَيْرُ مَلُومِينَ
Ancak eşleri yani (evlilik yoluyla) meşru olarak sahip oldukları kişiler hariç.Şüphesiz ki onlar, (eşleriyle ilişkilerinde) kınanmazlar.
Meâric suresi, 31. ayet. فَمَنِ ٱبْتَغَىٰ وَرَآءَ ذَٰلِكَ فَأُو۟لَـٰٓئِكَ هُمُ ٱلْعَادُونَ
Bundan öteye (geçmek) isteyenler ise haddini aşanların ta kendileridir.
Meâric suresi, 32. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ لِأَمَـٰنَـٰتِهِمْ وَعَهْدِهِمْ رَٰعُونَ
Onlar emanetlerine ve sözlerine uyanlardır.
Meâric suresi, 33. ayet. وَٱلَّذِينَ هُم بِشَهَـٰدَٰتِهِمْ قَآئِمُونَ
Onlar şahitliklerini yerine getirenlerdir.
Meâric suresi, 34. ayet. وَٱلَّذِينَ هُمْ عَلَىٰ صَلَاتِهِمْ يُحَافِظُونَ
Onlar bütün ibadetlerini koruyanlardır.
Meâric suresi, 35. ayet. أُو۟لَـٰٓئِكَ فِى جَنَّـٰتٍۢ مُّكْرَمُونَ
İşte onlar cennetlerde ağırlanacaklardır.
Meâric suresi, 36. ayet. فَمَالِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ قِبَلَكَ مُهْطِعِينَ
(36, 37) Kâfir olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan bölük bölük sana doğru boyunlarını uzatıyorlar!
Meâric suresi, 37. ayet. عَنِ ٱلْيَمِينِ وَعَنِ ٱلشِّمَالِ عِزِينَ
(36, 37) Kâfir olanlara ne oluyor ki sağdan ve soldan bölük bölük sana doğru boyunlarını uzatıyorlar!
Meâric suresi, 38. ayet. أَيَطْمَعُ كُلُّ ٱمْرِئٍۢ مِّنْهُمْ أَن يُدْخَلَ جَنَّةَ نَعِيمٍۢ
Onlardan her bir kişi nimet cennetine konulacağını mı umuyor!
Meâric suresi, 39. ayet. كَلَّآ ۖ إِنَّا خَلَقْنَـٰهُم مِّمَّا يَعْلَمُونَ
Hayır! Şüphesiz ki biz onları bildikleri şeyden yarattık.
Meâric suresi, 40. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِرَبِّ ٱلْمَشَـٰرِقِ وَٱلْمَغَـٰرِبِ إِنَّا لَقَـٰدِرُونَ
(40, 41) Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve biz asla geçilebilenler değiliz.
Meâric suresi, 41. ayet. عَلَىٰٓ أَن نُّبَدِّلَ خَيْرًۭا مِّنْهُمْ وَمَا نَحْنُ بِمَسْبُوقِينَ
(40, 41) Hayır! Doğuların ve batıların Rabbine yemin ederim ki onların yerine daha iyilerini getirmeye bizim gücümüz yeter ve biz asla geçilebilenler değiliz.
Meâric suresi, 42. ayet. فَذَرْهُمْ يَخُوضُوا۟ وَيَلْعَبُوا۟ حَتَّىٰ يُلَـٰقُوا۟ يَوْمَهُمُ ٱلَّذِى يُوعَدُونَ
Sen onları (şimdilik) bırak da kendilerine vadedilen günlerine kavuşuncaya kadar (boş işlere) dalsınlar, oynasınlar!
Meâric suresi, 43. ayet. يَوْمَ يَخْرُجُونَ مِنَ ٱلْأَجْدَاثِ سِرَاعًۭا كَأَنَّهُمْ إِلَىٰ نُصُبٍۢ يُوفِضُونَ
(43, 44) O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde mezarlarından hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür!
Meâric suresi, 44. ayet. خَـٰشِعَةً أَبْصَـٰرُهُمْ تَرْهَقُهُمْ ذِلَّةٌۭ ۚ ذَٰلِكَ ٱلْيَوْمُ ٱلَّذِى كَانُوا۟ يُوعَدُونَ
(43, 44) O gün onlar sanki dikili bir şeye koşuyorlar gibi kendilerini aşağılanma kaplamış olarak gözleri (perişanlıktan) yıkılmış bir hâlde mezarlarından hızla çıkacaklar. İşte bu kendilerine vadedilmiş gündür!