Enbiyâ suresi · 48–77. ayetler

İbrâhim ve putlar; Lût ve Nûh

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Enbiyâ suresi, 48. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 48. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ وَهَٰرُونَ ٱلْفُرْقَانَ وَضِيَآءً وَذِكْرًا لِّلْمُتَّقِينَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, biz Musa ile Harun'a, Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için o Furkan'ı (Tevrat'ı) bir ışık ve öğüt olarak verdik.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki biz Musa'ya ve Harun'a, muttakîler (duyarlı olanlar) için furkân'ı (doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini), aydınlığı ve (gerçeği) hatırlatan (öğüdü) vermiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz, Musa ve Harun'a, hakkı batıldan ayıran, karanlıkları aydınlatan ve sorumluluk bilincine sahip olanlara (yabancılaştıkları özlerini) hatırlatan bir mesaj vermiştik;

    Muhammed Esed

    Ve gerçek şu ki, Biz Musa ile Harun'a, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimseler için doğruyu eğriden ayırmaya yarayan bir ölçü, ışık saçan bir kaynak ve bir uyarıcı, hatırlatıcı (olarak vahyimizi) bahşettik;

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki biz Musa ve Harun'a Furkan'ı (Hak ile batılı ayırt edeni), korunmak isteyenler için bir ışık ve bir hatırlatıcı olarak verdik.

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz, Musa ve Harun’a, takvâ sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan'ı verdik.

    Ali Rıza Safa

    Ayrıca, gerçek şu ki, Musa'ya ve Harun'a, sorumluluk bilinci taşıyanlar için, bir aydınlık ve bir öğreti olarak, Gerçeği Ayrıştıran'ı verdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun, Musa ve Harun'a eğriyi doğrudan ayıran kitabı, takva sahipleri için ışık ve hatırlatıcı bilgi kaynağı olarak verdik.

    Edip Yüksel

    Musa'ya ve Harun'a Yasalar Kitabını, erdemliler için bir ışığı, bir mesajı verdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Musa'ya ve Harun'a Yasalar Kitabını, erdemliler için bir ışığı, bir mesajı verdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki: "Musa ile Harun'a Furkan'ı (Tevrat'ı) bir de ışık ve Allah'tan korkanlar için de bir öğüt vermiştik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Celalim hakkı için biz Musa ile Haruna fürkan ve bir zıya ve bir zikir vermiştik, müttekıler için

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki, Musa ve Harun'a takva sahipleri için bir ışık olan, bir öğüt olan Furkan'ı dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hakk ile Batıl'ı, İman ile Küfrü, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü birbirinden ayırma ölçüsü.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki, Musa ve Harun'a takva sahipleri için bir ışık olan, bir öğüt olan Furkan'ı dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hakk ile Batıl'ı, iman ile küfrü, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü birbirinden ayırma ölçüsü.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki, Musa ve Harun'a takva sahipleri için bir ışık olan, bir öğüt olan Furkan'ı dipnot 1 verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hakk ile Batıl'ı, iman ile küfrü, güzel ile çirkini, iyi ile kötüyü birbirinden ayırma ölçüsü.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz Musa'ya ve Harun'a, takva sahipleri için bir aydınlık ve bir öğüt (zikir) olarak, hak ile batılı birbirinden ayıran (furkan)ı verdik.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz Musa ile Haruunu bir zıyaa, takvaa saahibleri için de bir şeref olan fürkaanı verdik.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Biz Musa ile Harun'a Furkan ışık, takva sahibleri için de bir zikir verdik.

    Mehmet Alagaş

    (48-50) Kesin olan şu ki Musa’ya Harun’a Furkan’ı, muttakilere ışık ve hatırlatma olması için verdik, onlar ki Rableri gayb olduğu halde korkarlar, saat konusunda da titrer haldedirler, işte bu mübarek bir kitaptır ki onu indiriyoruz, siz mi onu inkâr ediyorsunuz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki biz Mûsâ ile Hârûn’a Furkan’ı takvâ sahiplerine bir ışık ve bir öğüt olarak verdik.

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz, Musa'ya ve Harun'a hak ve batılı ayırdeden ve korunanlar için bir ışık ve öğüt olan Kitabı verdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Musa ile Harun'a o Furkanı dipnot 1 , çekinerek korunanlar için bir ışık ve doğru bilgi kaynağı olsun diye verdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hak(doğru) ile batılı(yanlışı) ayıran Kitabı.

    Şaban Britch

    Musa ve Harun'a, takva sahipleri için bir ışık, bir öğüt ve Furkan'ı verdik

    Şaban Piriş

    Musa ve Harun'a Sakınanlar için aydınlık zikir (öğüt) ve furkanı verdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, biz, Musa'ya ve Harun'a hak ile batılı ayıran, korunanlar için bir ışık ve öğüt olan furkanı verdik.

  2. Enbiyâ suresi, 49. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 49. ayet. ٱلَّذِينَ يَخْشَوْنَ رَبَّهُم بِٱلْغَيْبِ وَهُم مِّنَ ٱلسَّاعَةِ مُشْفِقُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlar, görmedikleri halde Rablerinden içten içe korkarlar. Onlar kıyamet gününden de korkarlar.

    Mehmet Okuyan

    Onlar takvâ (duyarlılık) sahipleri, gaybdaki (bilinemeyendeki) Rablerine saygı duyarlar; dipnot 1 (dahası) onlar o (Son) Saat'ten de tir tir titreyenlerdir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Fâtır 35:18; Yâsîn 36:11; Kâf 50:33; Mülk 67:12.

    Mustafa İslamoğlu

    onlar ki, idrak sınırını aşan bir hakikat olsa da Rablerinden korkarlar; yine onlar (görürcesine inandıkları) Son Saat'ten dolayı titrerler.

    Muhammed Esed

    o (bilinçli, duyarlı) kimseler ki, algı ve tasavvurlarının ötesinde olsa da, Rablerinden korkar ve Son Saat'in kaygısıyla titrerler.

    Ahmed Hulusi

    Onlar ki gaybları olarak Rablerinden haşyet ederler. . . Onlar o Saat'ten de titrerler.

    Ali Bulaç

    Onlar, Rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'

    Ali Özek ve heyeti

    (O takvâ sahipleri ki) onlar, görmedikleri halde Rablerine candan saygı gösterirler. Yine onlar, kıyametten korkan kimselerdir.

    Ali Rıza Safa

    Onlar, görmemelerine karşın, Efendilerine derin saygı duyarlar; evrenlerin sonundan da ürperirler.

    Bayraktar Bayraklı

    Takva sahipleri, görmedikleri halde Rabblerine bilinçli bir şekilde saygı duyarlar; onlar kıyametten korkan kimselerdir.

    Edip Yüksel

    Onlar ki kimse kendilerini görmezken bile Efendi'lerini sayarlar ve o anın dehşetini duyarlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar ki kimse kendilerini görmezken bile Rab'lerini sayarlar ve Saatin dehşetini duyarlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O takva sahipleri için ki, gıyabında Rablerinden korkarlar ve kıyamet endişesiyle titrer dururlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O müttekıler için ki rablarına gıyabda haşyet beslerler ve o saatten titrer dururlar

    Erhan Aktaş

    Onlar, Rabb'lerini görmedikleri halde, O'na içten derin bir saygı duyarlar. Ve onlar, kıyamet gününün hesabından endişe ederler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, Rabb'lerini görmedikleri halde, O'na içten derin bir saygı duyarlar. Ve onlar, Kıyamet Günü'nün hesabından endişe ederler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, Rabb'lerini görmedikleri halde, O'na içten derin bir saygı duyarlar. Ve onlar, Kıyamet Günü'nün hesabından endişe ederler.

    Gültekin Onan

    Onlar rablerine karşı gayb ile (O'nu görmedikleri halde) bir haşyet içindedirler ve onlar, kıyamet saatinden 'içleri titremekte olanlardır.'

    Hasan Basri Çantay

    (Öyle takvaa saahibleri) ki onlar tenhada da Rablerine candan saygı gösterirler. Onlar kıyametden korkanlardır.

    İbni Kesir

    Onlar ki görmedikleri halde, Rabblarından korkarlar ve kıyamet saatından titrerler.

    Mehmet Alagaş

    (48-50) Kesin olan şu ki Musa’ya Harun’a Furkan’ı, muttakilere ışık ve hatırlatma olması için verdik, onlar ki Rableri gayb olduğu halde korkarlar, saat konusunda da titrer haldedirler, işte bu mübarek bir kitaptır ki onu indiriyoruz, siz mi onu inkâr ediyorsunuz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar, görmedikleri halde Rablerinden korkan ve kıyamet saatinden de çekinen kimselerdir.

    Süleyman Ateş

    Korunanlar görmeden Rablerinden korkarlar ve (Duruşma) sa'at(in)den de titrerler.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendilerini yanlışlardan koruyanlar; içten içe dipnot 1 Rablerinden çekinen ve hesap verme saatinden dolayı korkudan titreyen kimselerdir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İçten içe" anlamı verdiğimiz kelime el-ğayb = الغيب'dır. Bkz: Bakara 2/3.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar, Rablerinin korkusunu içlerinde dipnot 1 hisseden ve kıyamet saatinden dolayı da ürperen kimselerdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İçlerinde" anlamı verdiğimiz kelime el- ğayb = الغيب‘dır. Bkz: Bakara 2/3

    Şaban Britch

    Onlar, görmedikleri halde Rablerinden korkan ve kıyamet saatinden de sakınan kimselerdir.

    Şaban Piriş

    Onlar, görmedikleri halde Rablerinden korkan ve kıyamet saatinden de sakınan kimselerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O korunanlar ki, hiç görmeden Rablerinden korkarlar. Kıyamet saatinden de ürperirler onlar.

  3. Enbiyâ suresi, 50. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 50. ayet. وَهَٰذَا ذِكْرٌ مُّبَارَكٌ أَنزَلْنَٰهُ أَفَأَنتُمْ لَهُۥ مُنكِرُونَ

    Diyanet İşleri

    İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir öğüttür. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz?

    Mehmet Okuyan

    İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz bereket kaynağı bir hatırla(t)madır. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz!

    Mustafa İslamoğlu

    İşte bu da, kendisini Bizim indirdiğimiz mübarek bir hatırlatıcı mesajdır: Peki, bu durumda siz onu hala inkar edecek misiniz?

    Muhammed Esed

    Ve indirdiğimiz bu (mesaj da, öncekiler gibi) uyarıcı hatırlatıcı kutlu bir mesajdır; hal böyleyken yine de onu inkar mı edeceksiniz?

    Ahmed Hulusi

    Bu da inzal ettiğimiz mübarek bir hatırlatmadır! Siz O'nu inkar edenler misiniz?

    Ali Bulaç

    Bu, bizim ona indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şu halde onu inkar edecek olanlar siz misiniz?

    Ali Özek ve heyeti

    İşte bu (Kur'an) da, bizim indirdiğimiz hayırlı ve faydalı bir öğüttür. Şimdi onu inkâr mı ediyorsunuz?

    Ali Rıza Safa

    Oysa işte bu, indirdiğimiz kutsal bir öğretidir. Şimdi, Onu, inkar mı ediyorsunuz?

    Bayraktar Bayraklı

    İşte bu Kur'an da bizim indirdiğimiz hayırlı ve faydalı bir öğüttür. Şimdi onu inkar mı ediyorsunuz?

    Edip Yüksel

    Bu da ona indirdiğimiz yüce bir mesajdır. Siz şimdi ona karşı mı çıkıyorsunuz?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu, da ona indirdiğimiz kutsal bir mesajdır. Siz şimdi ona karşı mı çıkıyorsunuz?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte bu (Kur'an) da Bizim indirdiğimiz mübarek bir uyarıdır. Şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz mübarek zikirdir şimdi siz bunu mu inkar ediyorsunuz

    Erhan Aktaş

    Bu, indirdiğimiz çok değerli bir öğüttür. Böyleyken, siz onu inkar mı edeceksiniz?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bu, indirdiğimiz çok değerli bir öğüttür. Böyleyken, siz onu inkar mı edeceksiniz?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bu, indirdiğimiz çok değerli bir öğüttür. Böyleyken, siz onu inkar mı edeceksiniz?

    Gültekin Onan

    Bu, bizim ona indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şu halde onu inkar edecek olanlar siz misiniz?

    Hasan Basri Çantay

    İşte bu (Kur'an) da bizim indirdiğimiz feyz kaynağı bir zikirdir. Şimdi siz mi bunu inkar edicilersiniz?

    İbni Kesir

    İşte bu da Bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Yoksa siz onu inkar mı ediyorsunuz?

    Mehmet Alagaş

    (48-50) Kesin olan şu ki Musa’ya Harun’a Furkan’ı, muttakilere ışık ve hatırlatma olması için verdik, onlar ki Rableri gayb olduğu halde korkarlar, saat konusunda da titrer haldedirler, işte bu mübarek bir kitaptır ki onu indiriyoruz, siz mi onu inkâr ediyorsunuz?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte bu (Kur’an) da bizim indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şimdi siz bunu mu inkâr ediyorsunuz?

    Süleyman Ateş

    Bu (Kur'an) da ona (yani Muhammed'e) indirdiğimiz mübarek (çok faydalı) bir öğüttür. Şimdi siz onu inkar mı ediyorsunuz? (Ne kadar gafilsiniz siz)!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu Kur'an bereketli dipnot 1 doğru bilgidir; onu Biz indirdik . Şimdi siz bunu inkar mı ediyorsunuz?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sonsuz hikmetlerle dolu. ‘Bereket' kendinde artma özelliği bulunandır. Örneğin buğday tohumu bereket özelliğine sahiptir. Doğru şekilde kullanıldığı takdirde, birkaç kilogram buğday tanesinden tonlarca mahsul alınabilir.

    Şaban Britch

    İşte, bu da indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şimdi bunu inkar mı ediyorsunuz?

    Şaban Piriş

    İşte, bu da indirdiğimiz mübarek bir zikirdir. Şimdi bunu inkar mı ediyorsunuz?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bu, bereketli bir Zikir'dir ki, onu indirdik. Yoksa siz onu inkar mı ediyorsunuz?

  4. Enbiyâ suresi, 51. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 51. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَآ إِبْرَٰهِيمَ رُشْدَهُۥ مِن قَبْلُ وَكُنَّا بِهِۦ عَٰلِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, daha önce de İbrahim'e doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki İbrahim'e olgunluğunu daha önce vermiştik. dipnot 1 Biz onu iyi tanırdık.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet En‘âm 6:74-77'deki mesajın doğru anlaşılması için son derece önemlidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu Biz, (Musa'dan) çok daha önce İbrahim'e de doğru işleyen bir muhakeme vermiştik; (İbrahim'in) bununla (doğru yolu bulacağını) daha baştan biliyorduk.

    Muhammed Esed

    Ve gerçek şu ki, Biz (Musa'dan) çok önce İbrahim'e (de) sağduyu vermiştik; ve o'na (yön veren saiki) biliyorduk,

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki biz İbrahim'e daha önceden rüşdünü (olgunluk düşüncesi - haniflik) verdik. . . Biz Onu bilirdik.

    Ali Bulaç

    Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz İbrahim’e daha önce rüşdünü (hakkı, nübüvveti ve kavmine karşı sunacağı delilleri) vermiştik. Biz onu iyi tanırdık.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, bundan önce de İbrahim'e sağduyu vermiştik. Çünkü Onu biliyorduk.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki, daha önce İbrahim'e de doğru düşünme yeteneği vermiştik. Biz onu biliyorduk.

    Edip Yüksel

    Biz daha önce de İbrahim'e anlama ve kavrama yeteneğini bağışlamıştık. Biz onu çok iyi biliyorduk. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Dünya, aramızdan tövbeyi hak edenlere tövbe etme, yani Tanrı'ya dönme fırsatı vermek için yaratıldı. Melekler, hepimizin cehenneme atılmasını istediklerinde, "Ben sizin bilmediklerinizi biliyorum" diye karşılık almışlardı (2:30).

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz daha önce de İbrahim'e anlama ve kavrama yeteneğini bağışlamıştık. Biz onu çok iyi biliyorduk.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, bundan önce de İbrahim'e olgunluğunu vermiştik ve onun buna layık olduğunu da biliyorduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanım hakkı için bundan evvel de İbrahime rüşdünü vermiştik

    Erhan Aktaş

    Ant olsun İbrahim'e rüşdünü dipnot 1 vermiştik. Biz, onu tanıyorduk.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru düşünme yetisi, isabetli davranma olgunluğu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun İbrahim'e rüşdünü dipnot 1 vermiştik. Biz, onu tanıyorduk.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru düşünme yetisi, isabetli davranma olgunluğu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun İbrahim'e rüşdünü dipnot 1 vermiştik. Biz, onu tanıyorduk.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru düşünme yetisi, isabetli davranma olgunluğu.

    Gültekin Onan

    Andolsun, bundan önce İbrahim'e rüşdünü vermiştik ve biz onu (doğruyu seçme yeteneğinde olduğunu) bilenlerdik.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki biz daha evvel Ibrahime de rüşdünü verdik ve biz onu (n buna ehil olduğunu) bilenlerdik.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Biz, daha önce İbrahim'e de rüşdünü vermiştik. Ve Biz onu bilenlerdik.

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun, daha önce de İbrahim’e rüşdünü/doğruyu yanlıştan ayırma yeteneğini verdik. Biz zaten onu biliyorduk.

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz, daha önceden İbrahim'e de doğru yolu bulma yeteneğini vermiştik. Zaten biz onu(n olgun insan olduğunu) biliyorduk.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz daha önce (Musa ve Harun'dan önce) İbrahim'e de olgunluğunu vermiştik. Biz onu biliyorduk.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Daha önce de İbrahim'e olgunluk vermiştik. Biz ondaki olgunluğu biliriz.

    Şaban Britch

    Daha önce de İbrahim’e rüştünü verdik. Ve biz onu bilenlerdendik.

    Şaban Piriş

    Daha önce de İbrahim'e doğru yolu göstermiştik. Biz onu biliyorduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, İbrahim'e daha önceden, doğruyu bulma gücünü vermiştik. Onu bilmekteydik biz.

  5. Enbiyâ suresi, 52. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 52. ayet. إِذْ قَالَ لِأَبِيهِ وَقَوْمِهِۦ مَا هَٰذِهِ ٱلتَّمَاثِيلُ ٱلَّتِىٓ أَنتُمْ لَهَا عَٰكِفُونَ

    Diyanet İşleri

    Hani o, babasına ve kavmine, "Ne bu tapınıp durduğunuz heykeller?" demişti.

    Mehmet Okuyan

    Hani o, babasına ve kavmine "Şu tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor?" diye sormuştu.

    Mustafa İslamoğlu

    Hani o babasına ve kendi toplumuna "Sizin kendilerine tapınıp durduğunuz bu heykeller de neyin nesi?" dediği zaman,

    Muhammed Esed

    babasına ve halkına (şöyle): "Kendinizi bu kadar yürekten adadığınız bu biçimsel nesneler nedir?" dediği zaman,

    Ahmed Hulusi

    Hani (İbrahim) babasına ve halkına demişti ki: "Kendilerine tapındığınız bu heykeller de nedir?"

    Ali Bulaç

    Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?

    Ali Özek ve heyeti

    O, babasına ve kavmine: Şu karşısına geçip tapmakta olduğunuz heykeller de ne oluyor? demişti.

    Ali Rıza Safa

    Babasına ve toplumuna, şöyle dedi: "Karşısında durduğunuz, bu heykeller-simgeler de ne?"

    Bayraktar Bayraklı

    İbrahim, babasına ve toplumuna, "Şu karşısına geçip tapmakta olduğumuz heykeller de ne oluyor?" demişti.

    Edip Yüksel

    Babasına ve halkına, "Kendinizi adadığınız bu heykeller de neyin nesidir?" dedi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Babasına ve halkına, 'Kendinizi adadığınız bu heykeller de neyin nesidir,' dedi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O vakit babasına ve kavmine dedi ki: "Başına toplanıp durduğunuz şu putlar nedir?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O vakıt ki babasına ve kavmine ne bu başına toplanıb durduğunuz temasil dedi

    Erhan Aktaş

    Hani o, babasına ve halkına: "Kendinizi adadığınız bu heykeller nedir?" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hani o, babasına ve halkına: "Kendinizi adadığınız bu heykeller nedir?" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hani o, babasına ve halkına: "Kendinizi ibadetlerine adadığınız bu heykeller nedir? dedi.

    Gültekin Onan

    Hani babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin, karşılarında bel büküp eğilmekte olduğunuz bu temsili heykeller nedir?"

    Hasan Basri Çantay

    O zaman o, babasına ve kavmine: "Sizin tapmakda olduğunuz bu heykeller nedir?" demişdi.

    İbni Kesir

    Hani o, babasına ve kavmine demişti ki: Şu tapınıp durduğunuz heykeller de nedir?

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hani o, babasına ve kavmine: "Kendilerine ibadet edip, durduğunuz bu putlar nedir?" demişti.

    Süleyman Ateş

    Babasına ve kavmine demişti ki: "Sizin şu karşısında durup taptığınız heykeller nedir?"

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün babasına ve halkına şöyle demişti: "Karşılarında saygıyla durduğunuz şu heykeller de nedir?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir gün babasına ve halkına şöyle demişti: "Sizin şu karşılarında saygıyla durduğunuz heykeller nedir?"

    Şaban Britch

    Babasına ve kavmine: Kendilerine ısrarla bağlanıp (ibadet ettiğiniz) bu heykeller nedir? demişti.

    Şaban Piriş

    Babasına ve kavmine: -Kendilerine bağlandığınız bu heykeller nedir? demişti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Babasına ve toplumuna şöyle demişti: "Şu başına toplanıp durduğunuz heykeller de ne?"

  6. Enbiyâ suresi, 53. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 53. ayet. قَالُوا۟ وَجَدْنَآ ءَابَآءَنَا لَهَا عَٰبِدِينَ

    Diyanet İşleri

    "Babalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk" dediler.

    Mustafa İslamoğlu

    onlar şöyle cevap verdiler: "Atalarımızı onlara kulluk eder bulduk!"

    Muhammed Esed

    "Biz atalarımızı bunlara tapar bulduk" diye cevap verdiler.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Atalarımızı bunlara tapanlar olarak gördük (biz de onları taklit ediyoruz işte). "

    Ali Bulaç

    "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    Dediler ki: Biz, babalarımızı bunlara tapar kimseler bulduk.

    Ali Rıza Safa

    "Atalarımız, onlara hizmet ediyorlardı!" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar da, "Babalarımızı bunlara tapar bulduk" demişlerdi.

    Edip Yüksel

    "Atalarımızı onlara hizmet eder bulduk" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Atalarımızı onlara tapar bulduk,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Atalarımızı bunlara tapar bulduk," dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Atalarımızı bunlara ıbadet ediyor bulduk dediler

    Erhan Aktaş

    "Biz, atalarımızı bunlara kulluk edenler olarak bulduk." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Biz, atalarımızı bunlara kulluk edenler olarak bulduk." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Biz, atalarımızı bunlara ibadet edenler olarak bulduk." dediler.

    Gültekin Onan

    "Biz atalarımızı bunlara tapıyor bulduk" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar: "Biz atalarımızı bunların tapıcıları olarak bulduk" dediler.

    İbni Kesir

    Onlar da: Babalarımızı bunlara tapar bulduk, demişlerdi.

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Atalarımızı bunlara ibadet ediyor bulduk.” dediler.

    Süleyman Ateş

    "Babalarımızı onlara tapar bulduk (da onun için biz de onlara tapıyoruz.)" dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki "Biz bildik bileli atalarımız onlara kulluk ederler."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dediler ki "Biz bildik bileli atalarımız onlara kulluk ederler."

    Şaban Britch

    Onlar ise: Atalarımızı onlara ibadet ederken bulduk, dediler.

    Şaban Piriş

    Onlar ise: -Atalarımızı onlara kulluk ederken bulduk, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Atalarımızı onlara kulluk/ibadet eder bulduk."

  7. Enbiyâ suresi, 54. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 54. ayet. قَالَ لَقَدْ كُنتُمْ أَنتُمْ وَءَابَآؤُكُمْ فِى ضَلَٰلٍ مُّبِينٍ

    Diyanet İşleri

    İbrahim, "Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.

    Mehmet Okuyan

    (İbrahim) "Şüphesiz ki siz de atalarınız da apaçık bir sapkınlık içindesiniz!" demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Dedi ki: "Doğrusu siz de, atalarınız da başından beri açık bir sapıklık içindeymişsiniz."

    Muhammed Esed

    (İbrahim:) "Doğrusu, siz de atalarınız da apaçık bir sapıklık içindeymişsiniz!" dedi.

    Ahmed Hulusi

    (İbrahim) dedi ki: "Yemin ederim ki, sizin de atalarınızın da sapık bir düşüncede olduğu apaçık ortada!"

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz."

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu, siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz, dedi.

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Gerçek şu ki, siz ve atalarınız, apaçık bir sapkınlık içindesiniz!"

    Bayraktar Bayraklı

    İbrahim, "Andolsun ki, sizler de babalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz" dedi.

    Edip Yüksel

    "Doğrusu, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içine düşmüşsünüz" deyince,

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Doğrusu, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içine düşmüşsünüz,' deyince,

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İbrahim: "Andolsun ki, siz de, atalarınız da açık bir sapıklık içindesiniz!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kasem olsun ki dedi, siz de atalarınız da açık bir dalal içindesiniz

    Erhan Aktaş

    "Gerçek şu ki siz de atalarınız da açık bir sapkınlık içindesiniz." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçek şu ki siz de, atalarınız da açık bir sapkınlık içindesiniz." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Gerçek şu ki siz de atalarınız da açık bir sapkınlık içindesiniz." dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Andolsun, siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz."

    Hasan Basri Çantay

    (İbrahim) dedi: "Andolsun, siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz".

    İbni Kesir

    O: Andolsun ki sizler de, babalarınız da apaçık bir sapıklık içerisindesiniz, demişti.

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İbrahim: “Andolsun siz de, atalarınız da apaçık bir sapıklık içindesiniz.” dedi.

    Süleyman Ateş

    "Doğrusu siz de, babalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz!" dedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Dedi ki: "Siz de atalarınız da belli ki doğru yoldan çıkmışsınız."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dedi ki "Siz de sizin atalarınız da gerçekten açık bir sapkınlık içindesiniz."

    Şaban Britch

    Hiç kuşkusuz siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorsunuz, dedi.

    Şaban Piriş

    -Hiç kuşkusuz siz ve atalarınız apaçık bir sapıklık içinde bulunuyorsunuz dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Vallahi, siz de atalarınız da açık bir sapıklık içine düşmüşsünüz."

  8. Enbiyâ suresi, 55. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 55. ayet. قَالُوٓا۟ أَجِئْتَنَا بِٱلْحَقِّ أَمْ أَنتَ مِنَ ٱللَّٰعِبِينَ

    Diyanet İşleri

    "Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen bizimle eğleniyor musun?" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Onlar da "Bize gerçeği mi getirdin yoksa sen oyun oynayanlardan biri misin?" demişlerdi. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Enbiyâ 21:16 ve Duhân 44:38'de de geçen [el-lâ‘ıbîne/lâ‘ıbîne] kelimesi "oyun oynayanlar", "şaka yapanlar" gibi anlamlar içermektedir. Buradan hareketle, kavminin gözünde Hz. İbrahim'in ciddiye alınabilecek biri olmadığı izlenimi verilmek istenmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    Dediler ki: "Sen (bunları söylerken) gerçekten ciddi misin, yoksa bize (şakacıktan) bir oyun mu oynuyorsun?"

    Muhammed Esed

    "Sen (bu sözle) karşımıza çıkarken tamamen ciddi misin yoksa o şakacı insanlardan biri misin?" diye sordular.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Sen bize Hak olarak mı geldin yoksa sen oyun oynayanlardan mısın?"

    Ali Bulaç

    'Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (bizimle) oyun oynayanlardan mısın?"

    Ali Özek ve heyeti

    Dediler ki: Bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen oyunbazlardan biri misin?

    Ali Rıza Safa

    "Bize gerçeği mi getirdin; yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun?" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar da, "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun?" dediler.

    Edip Yüksel

    "Bize gerçeği mi getirdin, yoksa oyun mu oynuyorsun?" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bize gerçeği mi getirdin, yoksa oyun mu oynuyorsun,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Ciddi mi söylüyorsun, yoksa sen şakacılardan mısın?" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dediler: ciddi mi söylüyorsun yoksa sen şakacılardan mısın

    Erhan Aktaş

    "Gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun?" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun?" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle oyun mu oynuyorsun?" dediler.

    Gültekin Onan

    "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa (benimle) oyun oynayanlardan mısın?"

    Hasan Basri Çantay

    Onlar: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa sen şakacılardan mısın?" dediler.

    İbni Kesir

    Onlar: Sen, bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle eğleniyor musun? dediler

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Sen bize hakkı mı getirdin, yoksa bizimle alay mı ediyorsun?” dediler.

    Süleyman Ateş

    Dediler ki: "Sen bize gerçeği mi getirdin, yoksa şaka yapanlardan mısın?"

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Ciddi misin, yoksa sen şakacılardan mısın?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dediler ki "Sen ciddi misin yoksa bizimle eğleniyor musun?"

    Şaban Britch

    Bize hakkı mı getirdin, yoksa bizimle alay mı ediyorsun? dediler.

    Şaban Piriş

    -Bize gerçeği mi getirdin, yoksa bizimle eğleniyor musun? dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Sen gerçeği mi getirdin yoksa oynayıp eğlenenlerden biri misin?"

  9. Enbiyâ suresi, 56. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 56. ayet. قَالَ بَل رَّبُّكُمْ رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ ٱلَّذِى فَطَرَهُنَّ وَأَنَا۠ عَلَىٰ ذَٰلِكُم مِّنَ ٱلشَّٰهِدِينَ

    Diyanet İşleri

    İbrahim, dedi ki: "Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim."

    Mehmet Okuyan

    (İbrahim) "Hayır, sizin Rabbiniz, yoktan yarattığı göklerin ve yerin Rabbidir; dipnot 1 ben buna şahitlik edenlerdenim." demişti.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. İbrahim, kavminin kendisiyle alay etmesine karşılık onlara güçlü bir şekilde tevhid öğretisi sunmuş, inkar etseler bile tevhid gerçeklerini ayrıntılı bir şekilde kendilerine özellikle bildirmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    (İbrahim): "Asla!" dedi, "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır; ve ben de bu gerçeğe tanıklık etmek için (size gönderilen) biriyim.

    Muhammed Esed

    (İbrahim:) "Yoo!" dedi, "Ama sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir; yani, onları O yoktan var edip düzene sokmuştur: ve ben de bu gerçeğe tanıklık edenlerden biriyim!"

    Ahmed Hulusi

    (İbrahim) dedi ki: "Hayır (oyun değil bu)! Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir ki, onları belli bir işlev ve sistemle yaratmıştır! Ben buna şahitlerdenim. "

    Ali Bulaç

    "Hayır" dedi. "Sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir, onları kendisi yaratmıştır ve ben de buna şehadet edenlerdenim."

    Ali Özek ve heyeti

    Hayır! Dedi. Sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim.

    Ali Rıza Safa

    "Hayır!" dedi; "Efendiniz, Göklerin ve Yeryüzünün Efendisidir; onları da yaratmıştır. Ben de buna tanıklık edenler arasındayım!"

    Bayraktar Bayraklı

    İbrahim şöyle dedi: "Hayır, sizin Rabbiniz, yarattığı göklerin ve yerin de Rabbidir ve ben buna şahitlik edenlerdenim/inananlardanım."

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Aslında sizin Efendiniz (Sahibiniz) göklerin ve yerin Efendisidir; onları ayırarak yaratmıştır. Ben buna tanıklık edenlerdenim." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Buradaki tanıklık, akıl ve delil yoluyla tanıklıktır. * Bak 12:26-28.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Aslında sizin Rabbiniz (Sahibiniz) göklerin ve yerin Rabbidir; onları ayırarak yaratmıştır. Ben buna tanıklık edenlerdenim.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İbrahim: "Doğrusu, Rabbiniz o göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır ve ben buna şehadet edenlerdenim.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Doğrusu, dedi: rabbınız o Göklerin ve Yerin rabbıdır ki onları yaratmıştır ve ben buna şehadet edenlerdenim

    Erhan Aktaş

    "Hayır! Sizin Rabb'iniz göklerin ve yerin Rabb'idir. Onlara işleyiş yasalarını O koymuştur. Bunun böyle olduğundan kesinlikle eminim."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Hayır! Sizin Rabb'iniz göklerin ve yerin Rabb'idir. Onlara işleyiş yasalarını O koymuştur. Bunun böyle olduğundan kesinlikle eminim."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Hayır! Sizin Rabb'iniz göklerin ve yerin Rabb'idir. Ki onlara işleyiş yasalarını O koymuştur. Bunun böyle olduğundan kesinlikle eminim.

    Gültekin Onan

    "Hayır dedi. "Sizin rabbiniz göklerin ve yerin rabbidir, onları kendisi yaratmıştır (fatarahünne) ve ben de buna şehadet edenlerdenim."

    Hasan Basri Çantay

    O da: "Hayır, dedi, sizin Rabbiniz hem göklerin, hem yerin Rabbidir ki bunları O yaratmışdır ve ben de buna yakıyn haasıl edenlerdenim".

    İbni Kesir

    O da dedi ki: Hayır, Rabbınız göklerin ve yerin Rabbıdır ki onları, O yaratmıştır. Ve ben bunlara şahidlik edenlerdenim.

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Dedi ki: "Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim."

    Süleyman Ateş

    "Hayır, dedi, Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de buna şahidlik edenlerdenim."

    Süleymaniye Vakfı

    İbrahim: "Hayır! Sizin Rabbiniz /Sahibiniz, göklerin ve yerin Rabbidir, onları yaratmış olandır. Ben bunu gözüyle görmüş gibi bilenlerdenim dipnot 1 ." dedi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İbrahim: "Hayır" dedi. "Sizin Sahibiniz dipnot 1 göklerin ve yerin Sahibidir, onları yaratandır. Ben buna şahitlik ederim.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rabbiniz.

    Şaban Britch

    Hayır, sizin Rabbiniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır. Ben de buna şahit olanlardanım.

    Şaban Piriş

    -Hayır, sizin Rabb'iniz göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları O yaratmıştır. Ben de bunu kesin olarak bilenlerdenim.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Hiç de değil! Sizin Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir ki, onları yaratmıştır. Ben de bunlara tanıklık edenlerdenim."

  10. Enbiyâ suresi, 57. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 57. ayet. وَتَٱللَّهِ لَأَكِيدَنَّ أَصْنَٰمَكُم بَعْدَ أَن تُوَلُّوا۟ مُدْبِرِينَ

    Diyanet İşleri

    Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken, (İbrahim kendi içinden şu kararı aldı): "Allah'a yemin olsun ki, siz dönüp gittikten sonra, putlarınız için tasarladığım şeyi mutlaka gerçekleştireceğim!"

    Muhammed Esed

    Ve (içinden:) "Allah'a yemin olsun, siz arkanızı dönüp uzaklaşır uzaklaşmaz putlarınızı yere sereceğim!" diye ekledi.

    Ahmed Hulusi

    "Tallahi, arkanızı dönüp gittikten sonra, sizin putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım. "

    Ali Bulaç

    "Andolsun Allah'a, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."

    Ali Özek ve heyeti

    "Allah'a yemin olsun ki, sizin dönüp gitmenizden sonra putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım".

    Ali Rıza Safa

    "Allah tanıktır ki, arkanızı dönüp gittikten sonra, kutsallaştırdığınız simgelerinize bir oyun oynayacağım!"

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra içinden şöyle geçirdi: Allah'a yemin ederim ki, siz ayrılıp gittikten sonra putlarınıza bir oyun oynayacağım.

    Edip Yüksel

    "ALLAH'a and içerim ki, siz gider gitmez, ardınızdan heykellerinize karşı bir plan uygulayacağım."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'ALLAH'a and içerim ki, siz gider gitmez, ardınızdan heykellerinize karşı bir plan uygulayacağım.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Vallahi siz dönüp gittikten sonra putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve tallahi siz dönüp gittikten sonra putlarınıza labüdd bir tedbir yapacağım

    Erhan Aktaş

    "Allah'a yemin ederim ki, siz buradan ayrıldıktan sonra, putlarınız hakkında tasarladığımı gerçekleştireceğim."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Allah'a yemin ederim ki, siz buradan ayrıldıktan sonra, putlarınız hakkında tasarladığımı gerçekleştireceğim."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Allah'a yemin ederim ki, siz buradan ayrıldıktan sonra, putlarınız hakkında tasarladığımı gerçekleştireceğim."

    Gültekin Onan

    "Andolsun Tanrı'ya, sizler arkanızı dönüp gittikten sonra, ben sizin putlarınıza muhakkak bir tuzak kuracağım."

    Hasan Basri Çantay

    "Allaha yemin ederim ki siz arkanızı dönüb gitdikden sonra ben putlarınıza elbette bir tuzak kuracağım".

    İbni Kesir

    Allah'a yemin ederim ki; siz, arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım.

    Mehmet Alagaş

    (51-57) Kesin olan şu ki önceden de İbrahim’i yetişkinliğe / rüşte eriştirdik, Onu bilenlerdendik, O, babasına ve kavmine tutkunu olduğunuz bu heykeller ne ola ki dedi, onlar da babalarımızı bunlara ibadet eder halde bulduk dediler, kesin olan şu ki siz ve babalarınız apaçık bir sapıklık içindesiniz dedi. Sen bize gerçeğimi getirdin yahut bizle oynuyor musun dediler. Dedi ki Rabbiniz, semaların ve arzın Rabbidir, onları yaratmıştır ve ben de buna şahit oluyorum, Allah’a yemin olsun ben de sizin heykellerinize, siz dönüp gittikten sonra bir tuzak kurgulayacağım dedi, büyük olanı hariç onları parçaladı, onu da belki geri dönerler diye parçalamadı. Dediler ki bunu ilahlarımıza kim yaptı? Kesinlikle o zalimlerdendir, İbrahim dedikleri bir gencin onları andığını işittik dediler. Onu insanların göz önüne getirin böylelikle belki şahitlik ederler (Belki İbrahim denilen bu genç kırdı derler) Dediler ki Ey İbrahim ilahlarımıza bunu sen mi yaptın? Dedi ki onların büyük olanı, işte bu, yapmış olabilir, konuşabiliyorsanız ona sorun dedi, kendilerine döndüler ve dediler ki siz zalimlerdensiniz, sonra da başları eğik vaziyette , kesin olarak sende bilirsin ki onlar konuşamazlar dediler , Allah’ın dışında size faydası yahut zararı olmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz? Size de Allah’tan başka ibadet ettiklerinize yuh olsun / uf olsun hâlâ akıllanmayacak mısınız? dedi İlahlarınıza bir yardımınız olacaksa , bir şey yapacaksanız eğer , onu / İbrahim’i yakın dediler, biz de dedik ki ey ateş İbrahim’e soğuk ol ve barışık ol. O ateşle muratları hileli bir tuzak idi , onları hasara uğrattık, Onu ve Lut’u İçinde alemlere bereket olan bir yere götürmek için kurtardık, Ona İshak’ı hibe ettik, İlave olarak / ekstra olarak Yakub’u da hibe ettik, hepsini de Salihlerden eyledik, onları emrimizle hidayete erdiren bir toplum / bir ümmet yaptık , onlara hayırlı fiilleri / hayırlar işlemeyi namaz kılmayı zekât vermeyi vahyetti k, onlar da bize ibadet edenler oldular.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra ben bu putlarınıza mutlaka bir tuzak kuracağım.”

    Süleyman Ateş

    "Allah'a and olsun ki siz dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım!"

    Süleymaniye Vakfı

    (İçinden şöyle dedi:) Vallahi sizler çekilip gittikten sonra putlarınıza kesinlikle bir oyun kuracağım."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Vallahi sizler çekilip gittikten sonra putlarınızdan kurtulacağım dipnot 1 bir oyun oynayacağım."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      دً=keyd, çare bulmak ve gidermek anlamına gelir. (es-Sıhah ve Mekayis'ul-Luğa)

    Şaban Britch

    Allah’a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım.

    Şaban Piriş

    Allah'a yemin ederim ki, siz arkanızı dönüp gittikten sonra putlarınıza bir tuzak kuracağım.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Allah'a yemin ederim, sırtınızı dönüp gidişinizden sonra, putlarınıza bir oyun çevireceğim."

  11. Enbiyâ suresi, 58. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 58. ayet. فَجَعَلَهُمْ جُذَٰذًا إِلَّا كَبِيرًا لَّهُمْ لَعَلَّهُمْ إِلَيْهِ يَرْجِعُونَ

    Diyanet İşleri

    Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.

    Mehmet Okuyan

    (İbrahim), sonunda belki ona dönerler (sorarlar) diye büyükleri hariç onları (putları) paramparça etmişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Nihayet, onların tümünü paramparça etti; dönüp de kendisine başvurabilsinler diye (!) onların en iri yarı olanına dokunmadı.

    Muhammed Esed

    Ve en büyükleri dışında (putların) hepsini paramparça etti; belki dönüp (bu olup biten için) ona başvururlar diye.

    Ahmed Hulusi

    (Nihayet İbrahim) belki ona gidip sorarlar diye, en büyükleri dışında putları paramparça etti.

    Ali Bulaç

    Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonunda İbrahim onları paramparça etti. Yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye.

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, en büyükleri dışında, tümünü paramparça etti. Artık, belki ona başvururlar!

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar gidince hepsini paramparça edip içlerinden büyüğünü, ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

    Edip Yüksel

    Hepsini param parça etti, ancak belki ona danışırlar diye en büyüklerine dokunmadı. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Genç bir tektanrıcı olan İbrahim'in büyük put hariç diğer putları kırması ne putperestlerin tapınma özgürlüğünü ortadan kaldırıcı, ne de öfkesini dile getirici bir eylem değildi kuşkusuz. İbrahim'in bu eylemi didaktik bir amaç güdüyordu. Putperest halk, dinlerini sorgulama cesareti ve feraseti göstereceklerine, müşriklerin genel karakteri olan şiddet ile karşılık verdiler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Hepsini param parça etti; ancak belki ona danışırlar diye en büyüklerine dokunmadı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken, onları parça parça etti. Ancak büyüklerinden birini bıraktı ki belki ona müracaat ederler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken onları parça parça etti, ancak bir büyüklerini bıraktı ki belki ona müracaat ederler

    Erhan Aktaş

    Sonra da kendisine sorsunlar diye, büyük olanı hariç diğerlerini parça parça etti.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra da kendisine sorsunlar diye, büyük olanı hariç diğerlerini parça parça etti.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra da kendisine sorsunlar diye, büyük olanını hariç diğerlerini parçaladı.

    Gültekin Onan

    Böylece o, yalnızca büyükleri hariç olmak üzere onları paramparça etti; belki ona başvururlar diye.

    Hasan Basri Çantay

    Derken o, bunları parça parça etdi. Yalınız onların büyüğünü bırakdı, belki ona müracaat ederler diye.

    İbni Kesir

    Derken hepsini paramparça edip içlerinden büyüğünü, ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.

    Süleyman Ateş

    Nihayet (İbrahim) onları parça parça etti, yalnız onların büyüğünü bıraktı; belki ona müracaat ederler diye(!)

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra hepsini paramparça etti ama kendisine başvururlar diye sadece büyüğüne dokunmadı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra onları param parça etti. Belki başvururlar diye büyük olanına dokunmadı.

    Şaban Britch

    Sonunda İbrahim hepsini paramparça edip içlerinden büyüğünü ona müracaat ederler diye (sağlam) bıraktı.

    Şaban Piriş

    Sonunda İbrahim hepsini paramparça edip, içlerinden büyüğünü ona başvursunlar diye sağlam bıraktı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonunda onları parça parça etti. Yalnız en büyüklerini bıraktı ki, dönüp ona başvurabilsinler.

  12. Enbiyâ suresi, 59. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 59. ayet. قَالُوا۟ مَن فَعَلَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَآ إِنَّهُۥ لَمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Onlar, "Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir" dediler.

    Mehmet Okuyan

    (Kavmi) "Bunu ilahlarımıza kim yaptı? Şüphesiz ki o (bunu yapan kişi) zalimlerden biridir." demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    (Olan bitene vakıf olunca, birbirlerine) dediler ki: "Kim yaptı bunu ilahlarımıza? Her kimse, onun haddini bilmez biri olduğu apaçık ortada.

    Muhammed Esed

    (Dönüp de olanları görünce:) "Kim yaptı bunu tanrılarımıza?" diye sordular, "Her kimse, o'nun çok zalim biri olduğundan kuşku yok!"

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Bunu tanrılarımıza kim yaptı ise, muhakkak ki o zalimlerdendir. "

    Ali Bulaç

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    (İbrahim'in kavmi, putlarının parçalanmış olduğunu görünce) Şöyle demişlerdi: "İlâhlarımıza bunu kim yaptı? Muhakkak ki o, zâlimlerden biridir".

    Ali Rıza Safa

    "Tanrılarımıza, bunu kim yaptı? O, kesinlikle haksızlık yapanlardan birisi!" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    Putperestler, "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o, zalimlerden biridir" dediler.

    Edip Yüksel

    "Her kim Tanrılarımıza bunu yaptıysa gerçek bir zalimdir!" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Her kim Tanrılarımıza bunu yaptıysa gerçek bir zalimdir!,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Bunu bizim tanrılarımıza kim yapmış? Muhakkak o zalimlerden biridir," dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunu bizim ilahlarımıza kim yapmış? Her halde o zalimlerden biri dediler

    Erhan Aktaş

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Kuşku yok ki o, gerçekten zalimlerdendir." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Kuşku yok ki o, gerçekten zalimlerdendir." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bizim ilahlarımıza bunu kim yaptı? Kuşku yok ki o, gerçekten zalimlerdendir." dediler.

    Gültekin Onan

    "Bizim tanrılarımıza bunu kim yaptı? Şüphesiz o, zalimlerden biridir" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    Dediler: "Bunu bizim Tanrılarımıza kim yapdı? Her halde o, zaalimlerden biri (olacak)".

    İbni Kesir

    Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Doğrusu o zalimlerden biridir, dediler.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar: “Bunu putlarımıza kim yaptıysa şüphesiz ki o zalimlerdendir” dediler.

    Süleyman Ateş

    (Döndükleri zaman): "Bunu tanrılarımıza kim yaptı? Muhakkak o zalimlerden biridir." dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    "Bunu ilahlarımıza kim yaptı? O gerçekten yanlış yapanlardan biridir" dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Bunu ilahlarımıza kim yaptı?" dediler; "O gerçekten yanlış yapanın (zalimin) tekidir."

    Şaban Britch

    İlahlarımıza bunu kim yaptı? Elbette o zalim biridir, dediler.

    Şaban Piriş

    -İlahlarımıza bunu kim yaptı? Elbette o zalim biridir, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Tanrılarımıza bunu yapan kesinlikle zalimlerdendir."

  13. Enbiyâ suresi, 60. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 60. ayet. قَالُوا۟ سَمِعْنَا فَتًى يَذْكُرُهُمْ يُقَالُ لَهُۥٓ إِبْرَٰهِيمُ

    Diyanet İşleri

    (İçlerinden bazıları), "İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler.

    Mehmet Okuyan

    (Bir kısmı) "Bunları diline dolayan, dipnot 1 kendisine ‘İbrahim' denen bir genç duyduk." demişlerdi.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki [yezküru] fiili "diline dolamak" gibi bir anlam içermektedir. Benzer mesaj: Enbiyâ 21:36.

    Mustafa İslamoğlu

    (Onlardan bazıları) "Adına İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığı kulağımıza kadar geldi" dediler.

    Muhammed Esed

    İçlerinden bazıları: "İbrahim denen bir gencin o (tanrı)ları diline doladığını işitmiştik" dediler.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Bunlar hakkında konuşan (geçersiz olduklarından söz eden) İbrahim diye bir genç işitmiştik. "

    Ali Bulaç

    "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Bir kısmı:) Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş, dediler.

    Ali Rıza Safa

    "İbrahim denilen bir gencin, onları diline doladığını duyduk!" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    Bazıları, "Bunları diline dolayan bir genç duyduk; kendisine İbrahim denilirmiş" dediler.

    Edip Yüksel

    "Onları diline dolayan bir delikanlı işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Onları diline dolayan bir delikanlı işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Aralarında): "İbrahim adında bir delikanlının, bunlara dil uzattığını duymuştuk;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir delikanlı işittik bunları anıyor adına İbrahim deniyormuş dediler

    Erhan Aktaş

    "İbrahim adında bir gencin onlardan söz ettiğini duyduk." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "İbrahim adında bir gencin onlardan söz ettiğini duyduk." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "İbrahim adında bir gencin onlardan söz ettiğini duyduk." dediler.

    Gültekin Onan

    "Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını işittik" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    Dediler: "İşitdik ki kendisine Ibrahim denilen bir gene bunları diline doluyordu".

    İbni Kesir

    Dediler ki: Kendisine İbrahim denilen bir gencin bunları diline doladığını duymuştuk.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (İçlerinden bazıları), “İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk” dediler.

    Süleyman Ateş

    "Onları diline dolayan bir genç işittik, kendisine İbrahim deniliyormuş," dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    "İbrahim denen bir gencin onları diline doladığını duyduk." dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Bazıları:) "Bir delikanlının onları diline doladığını duyduk, dediler. Adına İbrahim diyorlar."

    Şaban Britch

    İbrahim denilen bir gencin onları andığını duymuştuk, dediler.

    Şaban Piriş

    -İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duymuştuk, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Onları diline dolayan bir genç duymuştuk. Kendisine 'İbrahim' deniyor."

  14. Enbiyâ suresi, 61. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 61. ayet. قَالُوا۟ فَأْتُوا۟ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعْيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ

    Diyanet İşleri

    (Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.

    Mehmet Okuyan

    "Onu hemen insanların gözü önüne getirin! Belki şahitlik ederler." demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    (Diğerleri) dediler ki: "Onu insanların önüne çıkarın; belki görgü şahitliği yapacak birileri çıkar!"

    Muhammed Esed

    (Berikiler:) "Onu insanların karşısına çıkarın, (aleyhine) tanıklık etsinler!" dediler.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Onu tutuklayıp halkın gözleri önüne getirin ki, herkes olaya şahit olsun. "

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."

    Ali Özek ve heyeti

    O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.

    Ali Rıza Safa

    "Onu, insanların karşısına çıkarın; belki tanıklık eden olur!" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    "O halde, onu hemen insanların gözü önüne getirin, belki şahitlik ederler" dediler.

    Edip Yüksel

    "Onu kamunun huzuruna çıkarın ki tanık olsunlar" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Onu kamunun huzuruna çıkarın ki tanık olsunlar,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    hadi onu halkın gözleri önüne getirin, belki (onlar da aleyhinde) şehadet ederler." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haydin dediler: getirin onu nasın gözleri önüne belki şehadet ederler

    Erhan Aktaş

    "O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."

    Hasan Basri Çantay

    Dediler: "O halde onu insanların gözleri önüne getirin. Olur ki onlar da (aleyhinde) şahidlik ederler".

    İbni Kesir

    Dediler ki: O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu insanların gözleri önüne getirin.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bir kısmı da) “O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler.

    Süleyman Ateş

    "Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar" dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    "Öyleyse getirin onu halkın önüne; belki onlar görmüşlerdir" dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Diğerleri: "Getirin onu halkın önüne; belki bir gören olmuştur" diye karşılık verdi.

    Şaban Britch

    Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.

    Şaban Piriş

    -Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler."

  15. Enbiyâ suresi, 62. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 62. ayet. قَالُوٓا۟ ءَأَنتَ فَعَلْتَ هَٰذَا بِـَٔالِهَتِنَا يَٰٓإِبْرَٰهِيمُ

    Diyanet İşleri

    (İbrahim gelince) "Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Onlar "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?" demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    (Getirerek) "İlahlarımıza bunu sen mi yaptın ey İbrahim?" diye sorguladılar.

    Muhammed Esed

    (İbrahim onların yanına getirilince, o'na) "Bunu tanrılarımıza sen mi yaptın, ey İbrahim?" diye sordular.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Tanrılarımıza (heykellere - putlara) bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?"

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu ilahlarımıza sen mi yaptın?"

    Ali Özek ve heyeti

    Bunu ilâhlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim? dediler.

    Ali Rıza Safa

    "Ey İbrahim! Tanrılarımıza, bunu sen mi yaptın?" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    "İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?" dediler.

    Edip Yüksel

    "İbrahim, tanrılarımıza bunu sen mi yaptın?" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'İbrahim, tanrılarımıza bunu sen mi yaptın,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Dediler ki: "Sen mi yaptın bunu tanrılarımıza ey İbrahim?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dediler: sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ya İbrahim

    Erhan Aktaş

    "Ey İbrahim! İlahlarımıza bunu sen mi yaptın?" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ey İbrahim! İlahlarımıza bunu sen mi yaptın?" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ey İbrahim! İlahlarımıza bunu sen mi yaptın?" dediler.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Ey İbrahim, bunu tanrılarımıza sen mi yaptın?"

    Hasan Basri Çantay

    "Ey Ibrahim, dediler, sen mi Tanrılarımıza bu işi yapdın?"

    İbni Kesir

    Ey İbrahim; tanrılarımıza bu işi sen mi yaptın? dediler.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (İbrahim gelince) “Sen mi yaptın bunu ilâhlarımıza ey İbrahim!” dediler.

    Süleyman Ateş

    (İbrahim'i getirdiler), dediler ki: "İbrahim, tanrılarımıza sen mi bunu yaptın?"

    Süleymaniye Vakfı

    (İbrahim getirilince) "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, İbrahim?" dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (İbrahim getirilince) "Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın, İbrahim?" dediler.

    Şaban Britch

    Dediler ki: Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?

    Şaban Piriş

    Dediler ki: -Bunu ilahlarımıza sen mi yaptın ey İbrahim?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Tanrılarımıza bunu sen mi yaptın, ey İbrahim?"

  16. Enbiyâ suresi, 63. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 63. ayet. قَالَ بَلْ فَعَلَهُۥ كَبِيرُهُمْ هَٰذَا فَسْـَٔلُوهُمْ إِن كَانُوا۟ يَنطِقُونَ

    Diyanet İşleri

    Dedi ki: "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!"

    Mehmet Okuyan

    (İbrahim ise): "Belki de bu işi şu büyük olan yapmıştır. dipnot 1 Konuşabiliyorlarsa onlara sorun!" demişti.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. İbrahim'e sorulan soruya "hayır ben yapmadım" diye cevap vermemiş yani iddia edildiği gibi yalan konuşmamıştır. Onun yaptığı şey, putların çaresizliğine dikkat çekmek, onlara tapınılmasını eleştirmek ve putperestliğin büyük bir sapkınlık olduğunu muhataplara kavratmaktır. En‘âm 6:76-78'de de gök cisimleri üzerinden benzer mesajlar verdiği bilinmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    (İbrahim) "Hayır!" dedi, "Bunu yapsa yapsa, şu en iri-yarı olanı yapmış olmalıdır; en iyisi mi siz kendilerine sorun; tabi ki eğer cevap verebilirlerse!"

    Muhammed Esed

    (İbrahim:) "Bu işi, belli ki, şu yapmıştır, putların en irisi yani: ama en iyisi, siz kendiniz onlara sorun; tabii, eğer konuşmasını biliyorlarsa!"

    Ahmed Hulusi

    (İbrahim) dedi ki: "Hayır! Onların şu büyükleri yapmıştır onu! Onlara (putlara) sorun, eğer konuşabiliyorlarsa!"

    Ali Bulaç

    "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin."

    Ali Özek ve heyeti

    (İbrahim de şöyle demişti: ) Belki de bu işi şu büyükleri yapmıştır. Hadi onlara sorun; eğer konuşuyorlarsa! dedi.

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Hayır! İşte şu büyükleri yapmıştır; eğer konuşuyorlarsa, onlara sorun!"

    Bayraktar Bayraklı

    İbrahim, "Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır, konuşabiliyorlarsa onlara sorun" dedi.

    Edip Yüksel

    "Hayır, o işi işte şu büyükleri yaptı. Onlara sorun, eğer konuşurlarsa!" dedi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Hayır, o işi işte şu büyükleri yaptı. Onlara sorun, eğer konuşurlarsa!,' dedi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (İbrahim): "Belki onu şu büyükleri yapmıştır; sorun bakalım onlara, eğer söyleyebilirlerse" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Belki dedi şu büyükleri yapmıştır, sorun bakalım onlara eğer söylerlerse

    Erhan Aktaş

    "Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabilirlerse haydi onlara sorun!" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabilirlerse haydi onlara sorun!" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabilirlerse haydi onlara sorun!" dedi.

    Gültekin Onan

    "Hayır" dedi. "Bu yapmıştır, bu onların büyükleridir; eğer konuşabiliyorsa, siz onlara soruverin."

    Hasan Basri Çantay

    Dedi: "Belki bu işi onların şu büyüğü yapmışdır! O halde (başlarına geleni) onlara sorun, eğer söylerlerse"!

    İbni Kesir

    Dedi ki: Belki onu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorsa onlara sorun.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!” dedi.

    Süleyman Ateş

    "Hayır dedi, (büyük putu göstererek) işte şu büyükleri yapmış; onlara sorun, eğer konuşurlarsa (!)"

    Süleymaniye Vakfı

    "Belki onların şu büyüğü yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa onlara (kırılan putlara) sorun!" dedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Belki büyükleri, şu yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa parçalanmış olanlara sorun!" dedi.

    Şaban Britch

    Hayır, onu şu büyükleri yapmıştır. Eğer konuşabiliyorlarsa onlara sorun, dedi.

    Şaban Piriş

    -Hayır, onu, şu büyükleri yapmıştır. Eğer, konuşabiliyorlarsa onlara sorun, dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dedi: "Hayır, ben değil. Şu büyükleri yapmıştır onu. Hadi, sorun onlara eğer konuşabiliyorlarsa!"

  17. Enbiyâ suresi, 64. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 64. ayet. فَرَجَعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ فَقَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ أَنتُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Kendilerine dönüp "Zalimler sizsiniz, siz!" demişlerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Bunun üzerine kendi iç dünyalarına döndüler ve (kendi kendilerine) "Siz var ya, siz" dediler, "işte asıl haddini bilmezin ta kendisisiniz!"

    Muhammed Esed

    Bunun üzerine birbirlerine dönüp: "Doğrusu, asıl zalim olan sizlermişsiniz!" dediler.

    Ahmed Hulusi

    Şöyle bir düşündükten sonra: "Muhakkak ki siz, evet siz zalimlersiniz" dediler (birbirlerine).

    Ali Bulaç

    Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) «Zalimler sizlersiniz, sizler!» dediler.

    Ali Rıza Safa

    Bunun üzerine, kendilerine geldiler; "Demek ki, gerçekten haksızlık yapmışsınız!" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    - Kendi kendilerine dönüp birbirlerine, "Doğrusu siz zalimlerdensiniz" dedikten sonra, gönüllerindeki eski inançları depreşerek, "Ey İbrahim! Sen bunların konuşmayacağını bilirsin" dediler.

    Edip Yüksel

    Kendi vicdanlarına dönüp, kendi kendilerine şunu söylediler: "Gerçekten sizler haksızsınız."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendi vicdanlarına dönüp, kendi kendilerine şunu söylediler: 'Gerçekten sizler haksızsınız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler de: "Doğrusu siz haksızsınız!" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler de dediler: doğrusu siz haksızsınız

    Erhan Aktaş

    Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.

    Gültekin Onan

    Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.

    Hasan Basri Çantay

    Bunun üzerine vicdanlarına dönüb (birbirlerine) dediler ki: "Hiç şübhesiz (asıl) zaalimler sizsiniz, siz"!

    İbni Kesir

    Bunun üzerine kendilerine dönüp dediler ki: Hiç şüphesiz zalimler sizsiniz siz.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz!” dediler.

    Süleyman Ateş

    Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Bunun üzerine kendilerine geldiler ve şöyle dediler: "Biz, gerçekten yanlış yoldayız dipnot 1 !"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İltifat. Sözlükte eğmek /bükmek /çevirmek anlamındaki "left = لفت" kökünden türeyen iltifat, bir şeyi yöneldiği taraftan başka bir tarafa çevirmek anlamına gelir. Terim olarak iltifat, üslupla ilgili edebi bir sanattır. Kullanıldığı yerlerde ifadeye tehdit ve korkutma, tenbih, kınama, silkeleme, uyarma ve hatırlatma, sebep gösterme, talebin önemini ifade etme gibi anlamlar katar. Dinleyicinin ilgi ve dikkatini canlı tutmayı sağlar. İltifat; kişide, tekillik-çoğullukta ve zamanda yapılabilir. Türkçede de benzer amaçlarla, konuşurken kişi değiştirme, tekil kişiyi çoğul zamirle ifade etme ve kipte değişiklik yapma vardır: ancak her dilin dinamikleri kendine özgü olduğu için bir dilden başka bir dile çeviri yapılırken aynı anlam inceliklerini yansıtmak her zaman mümkün olmaz. Bu yüzden mealimizde Kur'an'da geçen iltifat sanatlı söyleyişler, Türkçede daha iyi anlaşılması amacıyla yer yer lafzen değil, manen aktarılmıştır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunun üzerine kendilerine geldiler de "Biz, gerçekten yanlış yoldayız dipnot 1 " dediler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      iltifat Bakara 2/64

    Şaban Britch

    Bunun üzerine kendilerine gelip: "Siz, gerçekten zalimler kimselersiniz" dediler.

    Şaban Piriş

    Bunun üzerine kendilerine gelip: -Siz, gerçekten haksızsınız dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: "Siz, zalimlerin ta kendilerisiniz."

  18. Enbiyâ suresi, 65. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 65. ayet. ثُمَّ نُكِسُوا۟ عَلَىٰ رُءُوسِهِمْ لَقَدْ عَلِمْتَ مَا هَٰٓؤُلَآءِ يَنطِقُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler.

    Mehmet Okuyan

    Sonra (eski) kafalarına dönmüşler dipnot 1 de "Sen bunların konuşamadığını pekâlâ biliyorsun!" (demişlerdi).

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen "Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına dönmüşlerdi" cümlesi "başları üzerine geri döndürülmüşlerdi" anlamında "zihnen tepetaklak olmayı", "fikrinden aniden caymayı", "eski kafalarına dönmeyi" içeren deyimsel bir ifadedir. Burada söz konusu halkın Hz. İbrahim'i temize çıkarma temayülünden vazgeçip eski suçlayıcı tavırlarına geri dönmeleri ifade edilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat daha sonra, baş aşağı çevrilmiş bilinç haline (geri dönerek); "Doğrusu, onların konuşamayacağını kendin de çok iyi biliyorsun!" (dediler).

    Muhammed Esed

    Ama çok geçmeden yine eski düşünce tarzlarına döndüler ve (İbrahim'e:) "Bu (put)ların konuşamadıklarını kendin de pekala biliyorsun!" dediler.

    Ahmed Hulusi

    Sonra gene kafaları alt üst olup eski fikirlerinde ısrarla: "Sen gerçekten bilirsin ki, bunlar konuşmazlar!" (dediler).

    Ali Bulaç

    Sonra, yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra tekrar eski inanç ve tartışmalarına döndüler: «Sen bunların konuşmadığını pekâlâ biliyorsun» dediler.

    Ali Rıza Safa

    Yine de eski kafalarına döndüler: "Gerçek şu ki, bunların konuşamadıklarını sen de biliyorsun!"

    Bayraktar Bayraklı

    - Kendi kendilerine dönüp birbirlerine, "Doğrusu siz zalimlerdensiniz" dedikten sonra, gönüllerindeki eski inançları depreşerek, "Ey İbrahim! Sen bunların konuşmayacağını bilirsin" dediler.

    Edip Yüksel

    Sonra tekrar eski kafalarına döndüler: "Bunların konuşamadığını sen gayet iyi bilirsin!"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra tekrar eski kafalarına döndüler: 'Bunların konuşamadığını sen gayet iyi bilirsin!'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra tepeleri üstü ters döndüler: "Sen gerçekten bunların konuşmadığını bilirsin." dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra yine tepeleri üstü ters döndüler, sen cidden bilirsin ki bunlar söylemez dediler

    Erhan Aktaş

    Sonra çok geçmeden yine eski kafalarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra çok geçmeden yine eski kafalarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra çok geçmeden yine eski inançlarına döndürüldüler: "Gerçek şu ki sen bunların konuşmadıklarını biliyorsun!" dediler.

    Gültekin Onan

    Sonra yine tepeleri üstüne ters döndüler: "Andolsun, bunların konuşamayacaklarını sen de bilmektesin."

    Hasan Basri Çantay

    Sonra yine (eski) kafalarına döndürüldüler; "Andolsun ki bunların söz söylemeyeceğini sen de bilirsin" dediler.

    İbni Kesir

    Sonra eski kafalarına döndürüldüler: Bunların konuşamayacağını, andolsun ki; sen de bilirsin, dediler.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve: “Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin” dediler.

    Süleyman Ateş

    Sonra yine eski kafalarına döndürüldüler: "Sen de bilirsin ki bunlar konuşmazlar," dediler.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra tekrar eski hallerine döndüler (ve şöyle dediler): "İyi biliyorsun ki bunlar konuşamazlar."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra başları önlerine eğildi de dediler ki "Sen de biliyorsun ki bunlar konuşmazlar."

    Şaban Britch

    Sonra yine başları üzerine döndüler ve: "Onların konuşamayacağını sen çok iyi bilirsin" dediler.

    Şaban Piriş

    Sonra yine eski kafalarına döndüler ve: -Onların konuşamayacağını sen çok iyi bilirsin, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, yine kendi kafalarına döndürüldüler: "Vallahi, sen de bilirsin ki, bunlar konuşamazlar."

  19. Enbiyâ suresi, 66. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 66. ayet. قَالَ أَفَتَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ مَا لَا يَنفَعُكُمْ شَيْـًٔا وَلَا يَضُرُّكُمْ

    Diyanet İşleri

    İbrahim, şöyle dedi: "Öyle ise siz, (hala) Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?"

    Mehmet Okuyan

    (İbrahim) "Allah'ın peşi sıra size hiçbir yarar ve zarar veremeyen şeylere (hâlâ) tapacak mısınız?" demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    (İbrahim) "Ne yani" dedi, "şimdi siz Allah'ı bırakıp da, size hiçbir yarar sağlayamayan ve hiç bir zarardan (da sizi koruyamayan) nesnelere mi kulluk ediyorsunuz?

    Muhammed Esed

    (İbrahim:) "O halde" dedi, "Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şekilde ne yararı ne de zararı dokunmayan şeylere mi tapınıyorsunuz?

    Ahmed Hulusi

    (İbrahim) dedi ki: "Allah dununda size hiçbir yarar ya da zarar da veremeyen şeylere mi tapınıyorsunuz?"

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "O halde, Allah'ı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?"

    Ali Özek ve heyeti

    İbrahim ise şöyle demişti: "Siz, Allah'ı bırakıp da, size hiçbir şeyle faydası olmayan ve zararı da dokunmayan şeylere mi ibadet ediyorsunuz"?

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Allah'tan başka bir de ayrıca, size ne bir yarar ne de bir yitim veremeyecek olanlara da hizmet ediyorsunuz; öyle mi?"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim, "O halde, Allah'ı bırakıp size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Aklınızı kullanmıyor musunuz?" dedi.

    Edip Yüksel

    "ALLAH'ın yanında size hiçbir yararı ve zararı dokunmayan şeylere mi hizmet ediyorsunuz?" dedi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'ALLAH'ın yanında Size hiç bir yararı ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz,' dedi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (İbrahim) dedi: "O halde Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O halde dedi: Allahı bırakıp da size hiç bir faide veremiyecek, zarar da edemiyecek nesnelere mi tapıyorsunuz?

    Erhan Aktaş

    İbrahim: "Allah'ı bırakıp da size bir faydası da bir zararı da olmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz?" dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İbrahim: "Allah'ı bırakıp da size bir faydası da bir zararı da olmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz?" dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İbrahim: "Allah'ı bırakıp da size bir faydası da bir zararı da olmayan şeylere mi kulluk ediyorsunuz?" dedi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "O halde, Tanrı'yı bırakıp da sizlere yararı olmayan ve zararı dokunmayan şeylere mi tapıyorsunuz?"

    Hasan Basri Çantay

    (Ibrahim) dedi: "Öyleyse Allahı bırakıb da size hiçbir şeyle ne faide, ne zarar yapamayacak olan (bu put) lara haala tapacak mısınız"?

    İbni Kesir

    Dedi ki: O halde Allah'ı bırakıp da size hiç bir fayda veya zarar veremeyecek şeylere ne diye taparsınız?

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İbrahim: "O halde Allah’ı bırakıp da size hiç bir şekilde fayda ya da zarar vermeyen şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

    Süleyman Ateş

    "Peki, dedi, siz Allah'ı bırakıp da size hiçbir fayda ve zarar vermeyen şeylere mi tapıyorsunuz?"

    Süleymaniye Vakfı

    "Yani size hiçbir şekilde fayda veremeyecek, zararı da dokunmayacak şeyleri, Allah ile aranıza koyup onlara mı kulluk ediyorsunuz?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (İbrahim:) "Yani size faydası olmayan, zararı da olmayan şeyleri Allah'a tercih ederek onlara kulluk mu ediyorsunuz?" dedi.

    Şaban Britch

    İbrahim: "O halde Allah’ı bırakıp da size hiç bir şekilde fayda ya da zarar vermeyen şeylere mi ibadet ediyorsunuz?" dedi.

    Şaban Piriş

    İbrahim: -O halde Allah'ı bırakıp da size hiç bir şekilde fayda ya da zarar vermeyen şeylere mi kulluk ediyorsunuz? dedi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İbrahim dedi: "Siz, Allah'ın berisinden, size hiçbir şekilde yarar sağlamayan, zarar veremeyen şeylere mi tapıyorsunuz?"

  20. Enbiyâ suresi, 67. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 67. ayet. أُفٍّ لَّكُمْ وَلِمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Diyanet İşleri

    "Yazıklar olsun, size de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?"

    Mehmet Okuyan

    "Size de Allah'ın peşi sıra tapmakta olduğunuz şeylere de yazıklar olsun! Akıl etmiyor musunuz?"

    Mustafa İslamoğlu

    Size de, Allah'ı bırakıp taptığınız bütün bu nesnelere de yuh olsun! Siz hiç mi akıllanmayacaksınız?!"

    Muhammed Esed

    Yazıklar olsun size de, Allah yerine tapınıp durduğunuz bütün bu nesnelere de! Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

    Ahmed Hulusi

    "Yazık size! Allah dununda taptıklarınıza! Aklınızı kullanamıyor musunuz?"

    Ali Bulaç

    "Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Siz yine de akıllanmayacak mısınız?"

    Ali Özek ve heyeti

    "Size ve Allah'ı bırakıp da ibadet ettiğiniz şeylere yazıklar olsun. Hiç aklınızı kullanmıyor musunuz"?

    Ali Rıza Safa

    "Size ve Allah'tan başka bir de ayrıca hizmet ettiklerinize yazıklar olsun. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?"

    Bayraktar Bayraklı

    - İbrahim, "O halde, Allah'ı bırakıp size hiçbir fayda ve zarar veremeyecek olan putlara mı tapıyorsunuz? Size de, Allah'ı bırakıp taptıklarınıza da yazıklar olsun! Aklınızı kullanmıyor musunuz?" dedi.

    Edip Yüksel

    "Yuh size ve ALLAH'ın yanında hizmet ettiklerinize . Aklınızı kullanmaz mısınız?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Yuh size ve ALLAH'ın yanında taptıklarınıza. Aklınızı kullanmaz mısınız?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza! Hala akıllanmayacak mısınız!" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yuf size ve Allahdan başka taptıklarınıza! hala akıllanmıyacak mısınız?

    Erhan Aktaş

    "Yazıklar olsun size ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylere. Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız? dipnot 1 "

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İslam, inanç ve düşünce özgürlüğünü isteyen bir dindir. Allah "dileyen iman etsin, dileyen küfretsin diyerek insanı özgür irade sahibi kılmıştır. "Dinde zorlama yoktur (2:256) denmektedir. Peki! İbrahim neden halkının ibadet ettiği putları kırdı? "Neden" sorusuna verilecek doğru cevap, yapılan şeyin doğru mu yanlış mı olduğunun da cevabı olacaktır: İbrahim'in yaptığı şey inanç özgürlüğüne müdahale değildir. Aksine bir inanç özgürlüğü, düşünce özgürlüğü mücadelesidir. Zira köleci bir düzen var ve köleleştirilmiş ve başka bir şeye inanma hakları ellerinden alınmış bir halk. İbrahim'in mücadelesi, köleleştirilmiş ve istenilen şeye inanmak zorunda bırakılmış bir halkın özgürleşme ve dilediği şeye inanma hakkını elde etme mücadelesiydi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Yazıklar olsun size ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz şeylere. Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Yazıklar olsun size ve Allah'tan başka kulluk ettiğiniz şeylere. Siz hala akıllanmayacak mısınız?" dedi.

    Gültekin Onan

    "Yuh size ve Tanrı'dan başka taptıklarınıza. Siz yine de akletmeyecek misiniz?"

    Hasan Basri Çantay

    "Yuf size ve Allahı bırakıb tapmakda olduklarınıza! Akıllanmayacak mısınız siz"?

    İbni Kesir

    Yuh olsun size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Daha akıllanmayacak mısınız?

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    'Yazıklar olsun! Size de, Allah’ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hâlâ aklınızı başınıza almayacak mısınız?''

    Süleyman Ateş

    "Yuh size ve Allah'tan başka taptıklarınıza. Aklınızı kullanmıyor musunuz siz?"

    Süleymaniye Vakfı

    "Sizden de Allah ile aranıza koyarak kulluk ettiklerinizden de bıktım! Hiç aklınızı kullanmayacak mısınız?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Size de Allah'a tercih ederek kulluk ettiğiniz şeylere de yazıklar olsun. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

    Şaban Britch

    Yuh olsun size ve Allah’tan başka ibadet ettiklerinize! Hiç akletmiyor musunuz?

    Şaban Piriş

    Yazıklar olsun size ve Allah'tan başka kulluk ettiklerinize, hiç aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Yazıklar olsun size ve Allah'ın berisinden taptıklarınıza! Siz hala aklınızı kullanmayacak mısınız?"

  21. Enbiyâ suresi, 68. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 68. ayet. قَالُوا۟ حَرِّقُوهُ وَٱنصُرُوٓا۟ ءَالِهَتَكُمْ إِن كُنتُمْ فَٰعِلِينَ

    Diyanet İşleri

    (İçlerinden bazıları), "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilahlarınıza yardım edin" dediler.

    Mehmet Okuyan

    (Bir kısmı) "(Bir iş) yapacaksanız, onu (İbrahim'i) yakın da ilahlarınıza yardım edin!" demişti.

    Mustafa İslamoğlu

    "Onu yakın!" diye bağrıştılar; "İlle de bir şey yapacaksanız (böyle yapın) ki, ilahlarınızı desteklemiş olasınız!"

    Muhammed Esed

    "Eğer (bir şey) yapacaksanız" dediler, "bari o'nu yakın da, böylece tanrılarınıza arka çıkmış olun!"

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Onu (İbrahim'i) yakarak tanrılarınıza destek verin. . . Eğer elinizden bir şey gelirse (bunu yapın). "

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve ilahlarınıza yardımda bulunun."

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar da demişlerdi ki: "Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın ve ilâhlarınıza yardım edin".

    Ali Rıza Safa

    "Onu yakın ve tanrılarınızı destekleyin; eğer bir şey yapacaksanız?" dediler.

    Bayraktar Bayraklı

    Putperestler, "Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın da, tanrılarınıza yardım edin" dediler.

    Edip Yüksel

    "Bir şey yapacaksanız onu yakın da tanrılarınızı destekleyin" dediler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bir şey yapacaksanız onu yakın da tanrılarınızı destekleyin,' dediler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Onlar): "Siz bunu yakın da tanrılarınızın öcünü alın, eğer birşey yapacaksanız!" dediler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Siz bunu, dediler: yakın da ilahlarınızın öcünü alın, bir iş yapacaksınız

    Erhan Aktaş

    Halk: "Eğer yapabilirseniz, onu yakın! İlahlarınızın intikamını alın!" dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Halk: "Eğer yapabilirseniz, onu yakın! İlahlarınızın intikamını alın!" dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Halk: "Eğer yapabilirseniz, onu yakın! İlahlarınızın intikamını alın!" dediler.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın ve tanrılarınıza yardımda bulunun."

    Hasan Basri Çantay

    Dediler: "Ona yakın! (bu suretle) Tanrılarınıza yardım edin, eğer (bir iş) yapanlarsanız".

    İbni Kesir

    Onlar: Bir şey yapacaksanız şunu yakın da tanrılarınıza yardım edin, dedi

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (İçlerinden bazıları), “Eğer (bir şey) yapacaksanız, onu yakın da ilâhlarınıza yardım edin” dediler.

    Süleyman Ateş

    Dediler: "Onu yakın, tanrılarınıza yardım edin, eğer bir iş yapacaksanız."

    Süleymaniye Vakfı

    Dediler ki: "Bir şey yapacaksanız, yakın şunu da ilahlarınıza destek verin!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dediler ki "Bir şey yapacaksanız, yakın şunu! Yakın da ilahlarınıza destek verin."

    Şaban Britch

    Eğer bir şey yapacaksanız, onu yakın ilahlarınıza yardım da bulunun, dediler.

    Şaban Piriş

    -Eğer bir şey yapacaksanız, şunu yakın da, ilahlarınıza yardım edin, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler: "Yakın bunu! Eğer birşey yapacak kişilerseniz, ilahlarınıza yardım edin."

  22. Enbiyâ suresi, 69. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 69. ayet. قُلْنَا يَٰنَارُ كُونِى بَرْدًا وَسَلَٰمًا عَلَىٰٓ إِبْرَٰهِيمَ

    Diyanet İşleri

    "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol" dedik.

    Mehmet Okuyan

    Biz de "Ey ateş! İbrahim için serinlik ve esenlik ol!" demiştik.

    Mustafa İslamoğlu

    Biz "Ey ateş!" dedik; "İbrahim'e karşı serin ve esenlikli ol!"

    Muhammed Esed

    (Ne var ki) Biz "Ey ateş, serin ol, İbrahim'e dokunma!" dedik.

    Ahmed Hulusi

    Dedik: "Ey Ateş. . . İbrahim'e serin ve selam (selamet) ol!"

    Ali Bulaç

    Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."

    Ali Özek ve heyeti

    (Nitekim onu yakmaya kalkıştıkları zaman, ateşe) şöyle demiştik: "Ey ateş! İbrahim'e serin ve selâmet ol".

    Ali Rıza Safa

    Şunu söyledik: "Ey ateş; İbrahim'e karşı esenlik ol!"

    Bayraktar Bayraklı

    Biz, "Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve esenlik ol!" dedik.

    Edip Yüksel

    "Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve güvenilir ol" dedik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ey ateş, İbrahim'e karşı serin ve güvenilir ol,' dedik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Biz: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve zararsız ol!" dedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ey nar, serin ve selamet ol İbrahime dedik

    Erhan Aktaş

    "Ey ateş! İbrahim'e serin ve esenlik ol." dedik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Ey ateş! İbrahim'e serin ve esenlik ol." dedik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ey ateş! İbrahim'e serin ve esenlik ol." dedik.

    Gültekin Onan

    Biz de dedik ki: "Ey ateş, İbrahim'e karşı soğuk ve esenlik ol."

    Hasan Basri Çantay

    Biz de dedik: "Ey ateş, Ibrahime karşı serin ve selamet ol".

    İbni Kesir

    Biz de: Ey ateş; İbrahim'e serin ve selamet ol, dedik.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve esenlik ol!” dedik.

    Süleyman Ateş

    Biz de: "Ey ateş, İbrahim'e serin ve esenlik ol!" dedik.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz de "Ey ateş! İbrahim için serin ve güvenli ol!" dedik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Onu ateşe attılar.) "Ey ateş! İbrahim için serinliğe ve güvene dönüş" dedik.

    Şaban Britch

    Ey ateş! İbrahim’e karşı serin ve selamet ol! dedik.

    Şaban Piriş

    -Ey ateş! İbrahim'e karşı serin ve selamet ol! dedik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz de şöyle dedik: "Ey ateş, İbrahim'e bir serinlik ol, bir selam ol!"

  23. Enbiyâ suresi, 70. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 70. ayet. وَأَرَادُوا۟ بِهِۦ كَيْدًا فَجَعَلْنَٰهُمُ ٱلْأَخْسَرِينَ

    Diyanet İşleri

    Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.

    Mehmet Okuyan

    Ona tuzak kurmak istemişler; biz de onları, en çok kaybedenler hâline getirmiştik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu bağlamda yer alan konu putperest kavminin Hz. İbrahim'i yakmak üzere bir hazırlık yaptıkları, tuzak kurduklarıdır. Yüce Allah ise onların kurduğu bu tuzağı başarıya ulaştırmamış, kendilerini hüsrana uğratmıştır. Benzer mesaj: Sâffât 37:98.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte onlar (İbrahim'e) karşı bir düzen kurmak istediler; fakat Biz onların (düzenini) boşa çıkardık.

    Muhammed Esed

    Bu arada onlar İbrahim'e tuzak kurmaya çalıştılar; ama Biz onların bütün yapıp ettiklerini boşa çıkardık:

    Ahmed Hulusi

    Ona bir tuzak kurmak istediler; onların yaptığını geçersiz kıldık!

    Ali Bulaç

    Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.

    Ali Özek ve heyeti

    Böylece ona bir tuzak kurmak istediler; fakat biz onları, daha çok hüsrana uğrayanlar durumuna soktuk.

    Ali Rıza Safa

    Sonuç olarak, Ona, dalavere çevirmek istediler; onları başarısız yaptık.

    Bayraktar Bayraklı

    Ona tuzak kurmak istediler. Biz de onları daha çok kayba uğrattık.

    Edip Yüksel

    Böylece onun için bir plan uygulamak istediler de biz onları başarısızlığa mahkûm ettik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Böylece onun için bir plan uygulamak istediler de biz onları başarısızlığa mahkum ettik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O'na bir dolap kurmak istediler, fakat Biz kendilerini daha fazla hüsrana uğrattık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ona bir dolab kurmak istediler, biz de daha ziyade kendilerini husrana düşürdük

    Erhan Aktaş

    Ona tuzak kurmak istediler. Fakat onları hüsrana uğrattık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ona tuzak kurmak istediler. Fakat onları hüsrana uğrattık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ona tuzak kurmak istediler. Fakat onları hüsrana uğrattık.

    Gültekin Onan

    Ona bir düzen (tuzak) kurmak istediler, fakat biz onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.

    Hasan Basri Çantay

    Ona (böyle) bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz kendilerini daha ziyade hüsrana düşenler (den) kıldık.

    İbni Kesir

    Ona düzen kurmak istediler. Ama Biz, onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ona böyle bir tuzak kurmak istediler. Fakat biz onları en çok zarar edenler durumuna düşürdük.

    Süleyman Ateş

    Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz de, asıl kendilerini hüsrana uğrattık.

    Süleymaniye Vakfı

    Ona bir oyun kurmak dipnot 1 istediler; ama zararın en büyüğünü onlara verdik.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      كَيْدً = keyd, çare bulmak ve gidermek anlamına gelir (es-Sıhah ve Mekayis'ul-luğa).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bu yöntemle İbrahim'den kurtulmak istediler. Biz de onları en büyük zarara soktuk.

    Şaban Britch

    Ona bir tuzak kurmak istediler. Biz ise onları daha çok hüsrana uğrayanlar kıldık.

    Şaban Piriş

    -Ona bir tuzak kurmak istediler. Ama onları hüsrana uğrattık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ona tuzak kurmak istediler de biz onları hüsranın en beterine uğrayanlar yaptık.

  24. Enbiyâ suresi, 71. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 71. ayet. وَنَجَّيْنَٰهُ وَلُوطًا إِلَى ٱلْأَرْضِ ٱلَّتِى بَٰرَكْنَا فِيهَا لِلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    Onu Lut ile beraber kurtarıp, içinde alemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.

    Mehmet Okuyan

    Onu ve Lut'u kurtararak, dipnot 1 insanlar için bereketli kıldığımız toprağa dipnot 2 (ulaştırmıştık).

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. İbrahim neyden kurtarıldıysa Hz. Lut da ondan kurtarılmıştır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Enbiyâ 21:81. ayette de geçen "bereketli kıldığımız toprak" ifadesinde kastedilen, muhtemelen bugün işgal edilen geniş Filistin topraklarıdır. Yeni gelinen coğrafyanın bereketli kılınması, o yörede pek çok peygamberin görev yapacak olması şeklinde anlaşılabileceği gibi, buranın tarım ürünleri noktasındaki bereketine işaret edilmesi de muhtemeldir.

    Mustafa İslamoğlu

    Dahası onu ve (yeğeni) Lut'u (oradan) kurtararak, bütün milletler için mübarek kıldığımız yurda ilettik.

    Muhammed Esed

    ve o'nu da, (kardeşinin oğlu) Lut'u da, gelecek bütün çağlar için kutlu kıldığımız bir beldeye ulaştırarak kurtardık.

    Ahmed Hulusi

    Biz Onu (İbrahim'i) da Lut'u da, insanlar için bereketlendirdiğimiz o bölgeye eriştirip, kurtardık.

    Ali Bulaç

    Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz, onu ve Lût'u kurtararak, içinde cümle âleme bereketler verdiğimiz ülkeye ulaştırdık.

    Ali Rıza Safa

    Onu ve Lut'u kurtarıp, evrenler için kutsal yaptığımız bir yöreye ulaştırdık.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz, İbrahim ve Lut'u kurtararak alemler için kutsal kıldığımız topraklara ulaştırdık.

    Edip Yüksel

    Onu ve Lut'u, tüm insanlar için sınırladığımız topraklara ulaştırıp kurtardık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu ve Lut'u, tüm insanlar için kutsal kıldığımız topraklara ulaştırıp kurtardık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onu Lut ile beraber kurtarıp içinde alemlere bereketler verdiğimiz yere çıkardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve onu Lut ile beraber kurtarıp içinde alemine bereketler verdiğimiz Arza çıkardık

    Erhan Aktaş

    Onu ve Lut'u kurtarıp, alemler için bereketli kıldığımız yurda ulaştırdık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onu ve Lut'u kurtarıp, alemler için bereketli kıldığımız yurda ulaştırdık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onu ve Lut'u, alemler için bereketli kıldığımız yurda ulaştırdık.

    Gültekin Onan

    Onu ve Lut'u kurtarıp içinde, alemler (insanlık) için bereketler kıldığımız yere (ülkeye) çıkardık.

    Hasan Basri Çantay

    Onu da, Lutu da — içinde alemler için bereketler verdiğimiz arza (ulaşdırıb) — kurtardık.

    İbni Kesir

    Onu da, Lut'u da alemler için mübarek kıldığımız yere ulaştırıp kurtardık

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onu Lût ile beraber kurtarıp, içinde âlemler için bereketler kıldığımız yere ulaştırdık.

    Süleyman Ateş

    Onu ve Lut'u kurtarıp, alemlere bereketli kıldığımız bir yere getirdik.

    Süleymaniye Vakfı

    İbrahim'i ve Lut'u kurtarıp herkes için bereketli kıldığımız yere (Filistin'e) yerleştirdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hem İbrahim'i hem de Lut'u alemler için bereketli dipnot 1 kıldığımız o yere getirip kurtardık. 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      ..

    Şaban Britch

    Onu da Lût’u da alemler için mübarek kıldığımız yere (ulaştırıp) kurtardık.

    Şaban Piriş

    Onu da Lut'u da alemler için mübarek kıldığımız yere ulaştırıp, kurtardık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz onu da Lut'u da kurtarıp içinde alemlere bereketler sakladığımız toprağa ulaştırdık.

  25. Enbiyâ suresi, 72. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 72. ayet. وَوَهَبْنَا لَهُۥٓ إِسْحَٰقَ وَيَعْقُوبَ نَافِلَةً وَكُلًّا جَعَلْنَا صَٰلِحِينَ

    Diyanet İşleri

    Ona İshak'ı ve ayrıca da Yakub'u bağışladık ve her birini salih kimseler yaptık.

    Mehmet Okuyan

    Ona (İbrahim'e) ilave dipnot 1 (bir bağış) olarak İshak'ı ve (torunu) Yakup'u lütfetmiştik. Hepsini iyi insanlar yapmıştık.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bir kez de İsrâ 17:79'da geçen [nâfileh] kelimesi "ilave olarak", "fazladan", "armağan olarak" gibi anlamlar içermekte ve yıllarca süren çocuksuzluk döneminden sonra yaşlılık çağında ona verdiği Hz. İsmail'e ilave olarak bir de Hz. İshak'ı kendisine armağan ettiğini haber vermektedir. Ayetteki [nâfileh] kelimesi öncelikle Hz. İshak'la, ardından onun oğlu olan Hz. Yakup'la ilişkili olduğunu belirtmeliyiz.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve ona bir armağan olarak İshak'ı ve (onun oğlu) Yakub'u bahşettik; ve onların hepsini kişilik ve erdem sahibi kıldık;

    Muhammed Esed

    Ve o'na ayrıca İshak'ı ve (İshak'ın oğlu) Yakub'u armağan ettik, ve onların hepsinin dürüst ve erdemli insanlar olmalarını sağladık;

    Ahmed Hulusi

    Biz Ona İshak'ı bağışladık, fazladan da Yakup'u verdik. . . Hepsini salihler kıldık.

    Ali Bulaç

    Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık.

    Ali Özek ve heyeti

    Ayrıca ona, İshak'ı ve (O'nun oğlu) Yakûb'u bir bağış olarak vermiş, herbirini sâlihlerden eylemiştik.

    Ali Rıza Safa

    Ayrıca, İshak'ı ve Yakup'u, Ona armağan ettik. Tümünü, erdemli kişiler yaptık.

    Bayraktar Bayraklı

    İbrahim'e İshak'ı ve ilave bir bağış olmak üzere Ya'kub'u verdik. Her birini iyi kimseler kıldık.

    Edip Yüksel

    Ona ödül olarak İshak'ı ve Yakub'u verdik. Hepsini erdemli kıldık.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ona ödül olarak İshak'ı ve Yakub'u verdik. Hepsini erdemli kıldık

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ona İshak'ı lütfettik, üstelik Yakub'u da; ve onların herbirini iyi kimseler yaptık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve ona İshakı ihsan ettik, fazla olarak Ya'kubu da ve her birini salihinden kıldık

    Erhan Aktaş

    Ona İshak'ı ve ayrıca Ya'kub'u armağan ettik. Ve hepsini iyi kimseler yaptık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ona İshak'ı ve ayrıca Yakub'u armağan ettik. Ve hepsini iyi kimseler yaptık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ona İshak'ı ve ayrıca Yakup'u armağan ettik. Ve hepsini iyi kimseler yaptık.

    Gültekin Onan

    Ona İshak'ı armağan ettik, üstüne de Yakub'u; her birini salihler kıldık.

    Hasan Basri Çantay

    Ona (İbrahime) Ishaakı, üstelik bir de Ya'kuubu ihsan etdik ve (bunların) her birini saalih (zat) ler yapdık.

    İbni Kesir

    Ona İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u ihsan ettik. Ve her birini salih kimseler kıldık.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve ona İshak’ı, üstelik bir de Ya'kûb’u bağışladık. Her ikisini de salih kimseler kıldık.

    Süleyman Ateş

    Ona İshak'ı hediye ettik, üstelik (torunu) Ya'kub'u da (verdik). Hepsini de iyi insanlar yaptık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İbrahim'e ayrıca dipnot 1 İshak'ı ve Yakup'u da verdik; hepsini de iyi kimseler yaptık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      ...

    Şaban Britch

    Ve ona İshak’ı, üstelik bir de Yakub’u bağışladık. Her ikisini de salih kimseler kıldık.

    Şaban Piriş

    Ve ona, İshak'ı, üstelik bir de Yakub'u bağışladık. Her ikisini de dürüst kimseler kıldık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ona İshak'ı bağışladık, ayrıca Yakub'u da hediye ettik. Hepsini hak ve barış için çalışan insanlar yaptık.

  26. Enbiyâ suresi, 73. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 73. ayet. وَجَعَلْنَٰهُمْ أَئِمَّةً يَهْدُونَ بِأَمْرِنَا وَأَوْحَيْنَآ إِلَيْهِمْ فِعْلَ ٱلْخَيْرَٰتِ وَإِقَامَ ٱلصَّلَوٰةِ وَإِيتَآءَ ٱلزَّكَوٰةِ وَكَانُوا۟ لَنَا عَٰبِدِينَ

    Diyanet İşleri

    Onları bizim emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar sadece bize ibadet eden kimselerdi.

    Mehmet Okuyan

    Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yapmış ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekât vermeyi vahyetmiştik. dipnot 1 Onlar daima bizim kullarımızdılar.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu buyruk namaz, oruç, zekât, kurban vs. ibadetlerin eski ümmetlerden beri farz olduğunun delillerindendir. Benzer mesajlar: Bakara 2:83, 183; Al-i İmrân 3:39; Mâide 5:12; Yûnus 10:87; İbrâhîm 14:40; Kehf 18:21; Meryem 19:31, 55, 59; Tâhâ 20:14; Hacc 22:26-30, 34-37; Lokmân 31:17; Şûrâ 42:13. Buradaki ve Beyyine 98:5'teki bilgilerden anlaşılacağı üzere, "bütün hayırlı işler" bütün ilahi öğretilerde yer almıştır. Hayırlı işlerin bedensel anlamda en önemli göstergelerinden biri hatta birincisi "namaz kılmak"tır; ekonomik içerikli olanlardan birisi ise "zekat vermek"tir. Namaz bedensel ibadet ve eylemleri, zekât ise ekonomik yardımlaşmaların tamamını içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    ve onları talimatlarımız çerçevesinde herkese doğru yolu gösteren önderler yaptık; nitekim onlara hayırlı işler yapmalarını, Allah'a ibadetin hakkını vermelerini, arınmak ve yücelmek için gerekli bedeli ödemelerini vahyettik: Nihayet, onların tümü de sadece Bize kulluk eden kimselerdi.

    Muhammed Esed

    ve onları buyruklarımız doğrultusunda (başkalarına) yol gösteren önderler yaptık; çünkü onlara iyi ve yararlı işler yapmayı, salat konusunda duyarlı ve devamlı olmayı, arınmak için verilmesi gereken şeyi vermeyi vahyettik; böylece onlar hep Bize kulluk ettiler.

    Ahmed Hulusi

    Onları hükmümüzce hakikate erdiren önderler kıldık. . . Onlara hayırlı işler yapmayı, salatı ikame etmeyi ve zekat vermeyi vahyettik. . . Kulluklarının farkındalığında idiler.

    Ali Bulaç

    Ve onları, kendi emrimizle hidayete yönelten önderler kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Onları, emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler yaptık ve kendilerine hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı, zekât vermeyi vahyettik. Onlar, daima bize ibadet eden kimselerdi.

    Ali Rıza Safa

    Onları, buyruğumuzla yol gösteren önderler yaptık. Ve iyilik yapmayı, namazı dosdoğru kılmayı ve zekatı vermeyi bildirdik. Çünkü Onlar, Bize hizmet ediyorlardı.

    Bayraktar Bayraklı

    Onları, emrimiz doğrultusunda insanlara yol gösteren önderler yaptık; onlara iyi işler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, bize hep kulluk ettiler.

    Edip Yüksel

    Biz onları, emrimize göre yol gösteren önderler kıldık. Onlara iyi işlerin nasıl yapılacağını, salatın nasıl gözetileceğini ve zekatın nasıl verileceğini vahiy ettik. Onlar bize hizmet edenlerdi. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'ın indirildiği dönemde tüm dini görevler, bazı tahrifatlarla birlikte İbrahim'den geldiği biçimiyle biliniyordu. Mekke müşrikleri, oruç, salat, zekat ve yıllık konferanstan habersiz insanlar değildi. * Bak 2:128; 16:123; 22:78.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz onları, emrimize göre yol gösteren önderler kıldık. Onlara iyi işlerin nasıl yapılacağını, namazın nasıl gözetileceğini ve zekatın nasıl verileceğini vahyettik. Onlar bize kulluk edenlerdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve hepsini, emrimizle yol gösteren rehberler yaptık ve kendilerine hayırlı işler işlemeyi, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Hepsi Bize kulluk eden kimselerdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve hepsini emrimizle yol gösteren imamlar ettik ve kendilerine hayırlar işlemeği, namaz kılmayı zekat vermeyi, vahyeyledik ve hep bize abid idiler

    Erhan Aktaş

    Onları, buyruklarımızla doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlar yapmayı, salatı dipnot 1 ikame etmeyi, zekatı yapmayı dipnot 1 vahyettik. Ve onlar yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Salatın namaz kılmak anlamının yanı sıra birçok anlamı bulunmaktadır. Bu ayetteki salat, "namaz kılmak" anlamında değildir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkip: İbadete layık yegane ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah'a yönelmeyi, kulluğu ve duayı "şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkipteki "vermek" kelimesinin kök harfleri (Elif-Te-Ye) olup, 549 yerde geçmektedir. Her ne kadar bu terkipte," vermek" anlamına gelen "Atu" kelimesi yer alsa da () atu kelimesine, () Eta "yapmak" anlamının verilmesi de uygundur. Bu kelime kök anlamı itibarıyla yaygın olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: "Yapmak", "getirmek" ve "vermek." Arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan "zekat", verilen bir şey değil, "yapılan" bir şeydir. Kur'an, zekat kelimesini "arınmak" anlamında kullanmaktadır (Bkz. 19:13). Zekat, "mali yardım" demek değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Kur'an'daki mali yardımın adı sadakadır (Bkz. 9:60). Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onları, buyruklarımızla doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlar yapmayı, salatı dipnot 1 ikame etmeyi, zekatı yapmayı dipnot 1 vahyettik. Ve onlar yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu terkip: İbadete layık yegane ilahın yalnızca Allah olduğuna inanmak; Allah'a yönelmeyi, kulluğu, duayı ve ibadeti, "şirkten arınmış bir bilinçle; arınmış, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; dayanışmayı, yardımlaşmayı ve destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir. Namazı kılın, zekatı verin" şeklinde anlam verilen bu terkipteki "vermek" sözcüğünün kök harfleri أَ ت ي (Elif-Te-Ye)  olup, 549 yerde geçmektedir. Ve sözcük, ağırlıklı olarak şu üç anlamda kullanılmaktadır: Yapmak, getirmek ve vermek. (اتى) Ata, vermek, (أَتَى) Eta yapmak anlamına gelmektedir. Her ne kadar bu terkipte, " vermek" anlamına gelen "Atu" yer alsa da (اتى) atu sözcüğüne, "yapmak" anlamının verilmesi de mümkündür. Zira arınmak, aklanmak, temizlenmek demek olan "zekat", verilen bir şey değil, "yapılan" bir şeydir. Kur'an, zekat sözcüğünü "arınmak" anlamında kullanmaktadır. (Örneğin 19:13) Zekat, mali yardım değil, mali yardım yapılarak malın arınmasıdır. Mali yardım sadakadır. Sadaka verilirse, malın arınması gerçekleşmiş olacaktır

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları, buyruklarımızla doğru yolu gösteren önderler kıldık. Onlara hayırlar yapmayı, salatı dipnot 1 ikame etmeyi, zekatı dipnot 1 vermeyi vahyettik. Ve onlar yalnızca bize kulluk eden kimselerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Salatı ikame etmek, zekatı vermek" bir terkip olarak; ibadete layık yegane ilah olarak Allah'a inanmak; kulluğu, Allah'a yönelmeyi, dua ve ibadeti şirkten arındırılmış bir bilinçle ve arınmış, temizlenmiş, arı duru hale gelmiş bir benlikle yapmak; yardımlaşmayı, destek olmayı canlı ve diri tutmak demektir.

    Gültekin Onan

    Ve onları kendi buyruğumuzla hidayete yönelten imamlar kıldık ve onlara hayrı kapsayan fiilleri, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize ibadet edenlerdi.

    Hasan Basri Çantay

    Onları emrimizle doğru yolu gösterecek rehberler kıldık, kendilerine hayırlı işler yapmayı, dosdoğru namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyetdik. Onlar bize ibadet edicilerdi,

    İbni Kesir

    Onları emrimizle insanlara doğru yolu gösteren imamlar kıldık. Ve onlara hayırlar yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Ve onlar, Bize kulluk eden kimselerdi.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onları emrimizle doğru yolu gösteren önderler kıldık ve kendilerine hayırlar işlemeyi, namazı dosdoğru kılmayı, zekâtı vermeyi vahyettik. Onlar yalnızca bize ibadet eden kimselerdi.

    Süleyman Ateş

    Onları, emrimizle doğru yolu gösteren önderler yaptık ve onlara hayırlı işler yapmayı, namaz kılmayı ve zekat vermeyi vahyettik. Onlar bize kulluk eden(insan)lardı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onları, emrimize uygun olarak yol gösteren önderler yaptık. Hayırlı işler yapmalarını, namazı tam kılmalarını ve zekat vermelerini vahyetmiştik. Onlar yalnız bize kulluk ederlerdi.

    Şaban Britch

    Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler kılıp, onlara hayır işlemeyi, namazı ikame etmeyi, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar, (yalnız) bize ibadet eden kimselerdi.

    Şaban Piriş

    Onları emrimiz uyarınca doğru yolu gösteren önderler kılıp, onlara hayır işlemeyi, namazı kılmayı, zekatı vermeyi vahyettik. Onlar, bize kulluk eden kimselerdi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onları, bizim buyruğumuzla yol alan önderler yaptık. Onlara iyilikler yapmayı, namaz kılmayı, zekat vermeyi vahyettik. Onlar, yalnız bize kulluk ediyorlardı.

  27. Enbiyâ suresi, 74. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 74. ayet. وَلُوطًا ءَاتَيْنَٰهُ حُكْمًا وَعِلْمًا وَنَجَّيْنَٰهُ مِنَ ٱلْقَرْيَةِ ٱلَّتِى كَانَت تَّعْمَلُ ٱلْخَبَٰٓئِثَ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍ فَٰسِقِينَ

    Diyanet İşleri

    Biz, Lut'a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah'ın emrinden çıkan kimseler) idiler.

    Mehmet Okuyan

    Lut'a gelince, ona da doğru hüküm verme yeteneği ve ilim vermiştik. Onu çirkin işler yapmakta olan şehir (halkın)dan kurtarmıştık. Şüphesiz ki onlar kötü iş yapan yoldan çıkan bir toplumdu.

    Mustafa İslamoğlu

    Lut'a da sağlam bir muhakeme ve seçip ayırma yeteneği kazandıran bir bilgi tasavvuru bahşettik; ve onu çirkin eylemleriyle tanınan kentten kurtardık; çünkü onlar yoldan çıkmış yoz bir kavimdi.

    Muhammed Esed

    Ve Lut'a da (doğru ile eğrinin seçiminde) sağlam bir muhakeme yetisi ve ilim verdik; ve o'nu çirkin davranışlar ortaya koyan bir toplumun elinden kurtardık. (Bu toplumu ise yok ettik, çünkü) gerçekten günaha gömülüp gitmiş yoz bir toplumdu.

    Ahmed Hulusi

    Lut'a (gelince), Ona bir hüküm ve bir ilim verdik. . . Onu çirkin şeylerleri işleyen o kentten kurtardık. . . Muhakkak ki onlar bozuk inançlı, kötü bir kavim idi.

    Ali Bulaç

    Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık. Şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan kötü bir kavimdi.

    Ali Özek ve heyeti

    Lût’a gelince, ona da hüküm (hakimlik, peygamberlik, hükümdarlık) ve ilim verdik; onu, çirkin işler yapmakta olan memleketten kurtardık. Zira onlar (o memleketin halkı), gerçekten fena işler yapan kötü bir kavimdi.

    Ali Rıza Safa

    Lut'a da hem bilgelik hem de bilgi verdik. Ve Onu, iğrenç eylemlerin yapıldığı bir kentten kurtardık. Aslında, onlar, yoldan çıkmış bir toplumdu.

    Bayraktar Bayraklı

    Lut'a gelince, ona da hüküm ve ilim verdik; onu çirkin işler yapmakta olan halkından kurtardık. Zira onlar, gerçekten fena işler yapan kötü bir topluluktu.

    Edip Yüksel

    Lut'a da bilgi ve bilgelik verdik. Onu, çirkin işler işleyen topluluktan kurtardık. Onlar, yoldan çıkmış kötü bir toplumdu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Lut'a da bilgi ve bilgelik verdik. Onu, çirkin işler işleyen topluluktan kurtardık. Onlar, yoldan çıkmış kötü bir toplumdu

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Lut'a, ona da bir hüküm ve ilim verdik. Onu çirkeflikler işleyen o beldeden kurtardık; doğrusu onlar kötü ve fasık bir kavim idiler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Lut, ona da huküm, bir ılim verdik ve onu habasetler işliyen o karyeden kurtardık, hakıkat onlar kötü, fasık bir kavm idiler

    Gültekin Onan

    Lut'a da bir hüküm ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapmakta olan şehirden kurtardık, şüphesiz onlar, bozulmaya uğrayan fasıklar kavmi olmuşlardı.

    Hasan Basri Çantay

    Luta, (evet) ona da bir hüküm, bir ilim verdik. Onu kötülükler yapmakda devam eden o memleketden kurtardık. Hakıykat onlar fena bir kavm idiler, fasıkdılar.

    İbni Kesir

    Lut'a da. Ona hüküm ve ilim verdik, onu çirkin işler yapan o memleketten kurtardık. Doğrusu onlar, yoldan çıkmış kötü bir kavim idiler.

    Mehmet Alagaş

    (74-75) Lut’a hüküm (gerekçeli karar verme yeteneği) ve bilgi / ilim verdik , Onu pis işler yapan bir memleketten kurtardık, ki onlar kötü bir kavim idiler, yoldan çıkmışlardı, Onu esirgeme alanımıza soktuk, O, kesinlikle salihlerden idi / ıslah edici idi.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz, Lût’a da bir hikmet ve bir ilim verdik ve onu çirkin işler yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar kötü bir toplum idiler, fasık (Allah’ın emrinden çıkan kimseler) idiler.

    Süleyman Ateş

    Lut'a da hüküm (hükümranlık, peygamberlik, hikmet) ve ilim verdik ve onu çirkin işler yapan bir kentten kurtardık. Gerçekten onlar yoldan çıkan kötü bir kavim idiler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Lut'a da hikmet dipnot 1 ve ilim verdik. Onu, pis işler yapan o kentten kurtardık; onlar bozgunculuk yapan ve yoldan çıkmış bir topluluktu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      ...

    Şaban Britch

    Lut’a da hüküm/peygamberlik ve ilim verdik. Onu çirkin iş yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar, fasık olan kötü bir toplum idi.

    Şaban Piriş

    Lut'a da hikmet ve ilim verdik. Onu çirkin iş yapan memleketten kurtardık. Gerçekten onlar, yoldan çıkmış kötü bir toplum idi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Lut'a da hükümranlık ve ilim verdik. Onu, pislikler üretip duran bir kentten kurtardık. O kent halkı yoldan çıkmış kötü bir kavimdi.

  28. Enbiyâ suresi, 75. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 75. ayet. وَأَدْخَلْنَٰهُ فِى رَحْمَتِنَآ إِنَّهُۥ مِنَ ٱلصَّٰلِحِينَ

    Diyanet İşleri

    Onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.

    Mehmet Okuyan

    Onu (Lut'u) merhametimize yerleştirmiştik. Şüphesiz ki o da iyilerdendi.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama (Lut'a bir şey olmadı), onu rahmetimizle kuşatmıştık; zira o dürüst ve erdemli kimselerdendi.

    Muhammed Esed

    Ve (Lut'u) rahmetimizle kuşattık: çünkü o gerçekten dürüst ve erdemli kimselerdendi.

    Ahmed Hulusi

    Onu rahmetimize kattık. . . Muhakkak ki O salihlerden idi.

    Ali Bulaç

    Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi.

    Ali Özek ve heyeti

    Onu (Lût'u) rahmetimize kabul ettik; çünkü o, sâlihlerden idi.

    Ali Rıza Safa

    Onu, rahmetimizle de çevreledik. Aslında, O, erdemli olanlar arasındaydı.

    Bayraktar Bayraklı

    Lut'u rahmetimize aldık; doğrusu o, iyilerdendi.

    Edip Yüksel

    Onu merhametimizin kapsamına aldık, çünkü o erdemlilerden idi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onu merhametimizin kapsamına aldık, çünkü o erdemlilerden idi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onu ise rahmetimizin içine aldık. Çünkü o iyi kişilerdendi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onu ise rahmetimize idhal eyledik, çünkü o cidden salihinden idi

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onu rahmetimize dahil ettik. O salihlerdendi dipnot 1 .

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kötülükle mücadele edenlerdendi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onu rahmetimize dahil ettik. O salihlerdendir dipnot 1 .

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arı, saf, temiz, iyi, erdemli, dürüst.

    Gültekin Onan

    Onu rahmetimize soktuk, çünkü o, salihlerdendi.

    Hasan Basri Çantay

    Onu rahmetimizin ta içine koyduk. Çünkü o, saalihlerdendi.

    İbni Kesir

    Ve onu rahmetimize kattık. Doğrusu o, salih kimselerdendi.

    Mehmet Alagaş

    (74-75) Lut’a hüküm (gerekçeli karar verme yeteneği) ve bilgi / ilim verdik , Onu pis işler yapan bir memleketten kurtardık, ki onlar kötü bir kavim idiler, yoldan çıkmışlardı, Onu esirgeme alanımıza soktuk, O, kesinlikle salihlerden idi / ıslah edici idi.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve biz onu rahmetimizin içine aldık. Çünkü o, gerçekten salih kimselerdendi.

    Süleyman Ateş

    Ve onu rahmetimizin içine soktuk. Çünkü o, Salihlerden idi.

    Süleymaniye Vakfı

    Onu iyilik ve ikramımız içine aldık; çünkü o iyi kişilerdendi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onu ikramımızla kuşattık. Çünkü o iyi kimselerdendi.

    Şaban Britch

    O’nu da rahmetimize dahil ettik. Çünkü o, salih kimselerdendi.

    Şaban Piriş

    O'nu da rahmetimize dahil ettik. Çünkü o, iyi ve dürüst kimselerdendi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onu rahmetimizin içine soktuk. O, hak ve barış için çalışanlardandı.

  29. Enbiyâ suresi, 76. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 76. ayet. وَنُوحًا إِذْ نَادَىٰ مِن قَبْلُ فَٱسْتَجَبْنَا لَهُۥ فَنَجَّيْنَٰهُ وَأَهْلَهُۥ مِنَ ٱلْكَرْبِ ٱلْعَظِيمِ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Nuh'u da hatırla. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan

    Nuh'u da (an)! Daha önce bize dua etmişti. Biz de duasına cevap vermiş, böylece, onu ve ailesini (destekçilerini) büyük sıkıntıdan dipnot 1 kurtarmıştık.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Sâffât 37:76 ve 115'te de geçen [el-karbi'l-‘azîmi] tamlaması "büyük sıkıntı", "müthiş felaket", "korkunç bela" gibi anlamlar içermekte ve yaşanan olay bağlamında kavminin tufanda boğulması anlamına gelmektedir. Bu arada kavminin inatçı inkarları ve korkunç tepkisi karşısında bunalan Hz. Nuh ve onunla birlikte iman etmiş olanların içlerinde hissettikleri sıkıntıdan kurtarılmaları da elbette ayette kastedilen anlamın içeriğinde bulunmaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlardan çok daha önce Nuh da Bize yalvarmış, bunun üzerine Biz de onun duasını kabul etmiş, onu ve onun yakınlarını büyük bir beladan kurtarmıştık.

    Muhammed Esed

    Ve Nuh(u da hatırla); hani, o (İbrahim ve Lut'tan) çok önce (Bize) yakarmıştı ve Biz de o'nun (bu yakarışına) cevap vermiş, o'nu ve o'nunla beraber olanları büyük bir felaketten kurtarmıştık;

    Ahmed Hulusi

    Nuh. . . Hani daha önce bize yönelmişti de, Ona icabet etmiş; (böylece) Onu ve ehlini o aziym sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Ali Bulaç

    Nuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ailesini büyük bir üzüntüden kurtardık.

    Ali Özek ve heyeti

    Daha önce Nuh da dua etmiş, biz onun duasını kabul etmiştik. Böylece, kendisini ve (iman eden) yakınlarını büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Ali Rıza Safa

    Ve Nuh, daha önce, Bize seslenmişti. Bunun üzerine, Ona yanıt verdik; Onu ve ailesini, büyük bir üzüntüden kurtardık.

    Bayraktar Bayraklı

    Nuh da, daha önce yalvarmıştı; onun da duasını kabul etmiştik. Kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Edip Yüksel

    Daha önce Nuh da bizi çağırmıştı. Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtararak duasına cevap verdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Daha önce Nuh da bizi çağırmıştı. Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtararak duasına cevap verdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nuh'u da. Zira daha önce dua etmişti. Biz de onun duasını kabul ettik; kendisini ve ailesini büyük bir sıkıntıdan kurtardık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nuhu da, zira mukaddema nida etmişti, biz de duasını kabul ettik de kendisini ve ehlini büyük bir sıkıntıdan kurtardık

    Erhan Aktaş

    Ve Nuh'u da hani o daha önce bize çağrıda bulunmuştu. Biz de çağrısına karşılık verdik. Onu ve ehlini dipnot 1 büyük bir felaketten kurtardık.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ailesini, yakınlarını, onunla birlikte hareket edenleri.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve Nuh'u da hani o daha önce bize çağrıda bulunmuştu. Biz de çağrısına karşılık verdik. Onu ve ehlini dipnot 1 büyük bir felaketten kurtardık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ailesini, yakınlarını, onunla birlikte hareket edenleri.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve Nuh'u da, hani o daha önce çağrıda bulunmuştu. Biz de çağrısına karşılık verdik. Onu ve ehlini dipnot 1 büyük bir felaketten kurtardık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ailesini, yakınlarını, yanında yer alanları.

    Gültekin Onan

    Nuh da; daha önce çağrıda bulunduğu zaman, biz onun çağrısına cevap verdik, onu ve ehlini (ailesini) büyük bir üzüntüden kurtardık.

    Hasan Basri Çantay

    Nuuhu da (hatırla). Çünkü o, daha evvel düa etmişdi de biz onu kabul eylemişdik. Nihayet kendisini de, ehlini de o büyük sıkıntıdan kurtardık.

    İbni Kesir

    Nuh'u da. Hani daha önceleri Bize niyaz etmişti. Onun duasını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtardık.

    Mehmet Alagaş

    (76-77) Nuh’ta önceden bize seslenmiş idi , ona cevap verdik ve onu ve yakın çevresini çok büyük bir tasadan / sıkıntıdan kurtardık, Onu kavminden kurtardık, ki onlar ayetlerimizi yalanladılar, muhakkak ki onlar kötü bir kavim idiler, onların hepsini boğduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed!) Nûh’u da an. Hani o daha önce dua etmişti de biz onun duasını kabul ederek, kendisini ve ailesini o büyük sıkıntıdan (tufandan) kurtarmıştık.

    Süleyman Ateş

    Nuh'u da (an), o da bunlardan önce bize yalvarmıştı. Biz de onun du'asını kabul edip kendisini ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Süleymaniye Vakfı

    Nuh'u da... O, bunlardan önce yalvarıp yakarmıştı da isteğini kabul etmiş, onu ve ailesini büyük bir sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Daha önce Nuh da yalvarıp yakarınca isteğini olumlu karşılamış, hem onu hem de ailesini o büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Şaban Britch

    Hani Nuh, daha önce dua etmişti de, biz de ona icabet etmiştik. Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Şaban Piriş

    Nuh'u da.. Hani o, daha önce dua etmişti de, biz de ona karşılık vermiştik. Onu ve ailesini büyük sıkıntıdan kurtarmıştık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nuh'a gelince, o da daha önce bize yakarmıştı. Yakarışına cevap verdik de onu ve ailesini, o büyük sıkıntıdan kurtardık.

  30. Enbiyâ suresi, 77. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 77. ayet. وَنَصَرْنَٰهُ مِنَ ٱلْقَوْمِ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَآ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ قَوْمَ سَوْءٍ فَأَغْرَقْنَٰهُمْ أَجْمَعِينَ

    Diyanet İşleri

    Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Şüphesiz onlar kötü bir toplumdu. Bu yüzden biz de onları topyekun suda boğduk.

    Mehmet Okuyan

    Onu, delillerimizi inkâr eden o toplumdan korumuştuk. Şüphesiz ki onlar, kötü bir toplumdu; hepsini (suda) boğmuştuk.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine onu, ayetlerimizi yalanlamakta ısrar eden bir topluma karşı desteklemiştik: zira onlar da ahlaken yozlaşmış bir toplumdu; bu yüzden Biz de tümünü boğulmaya terk ettik.

    Muhammed Esed

    Onu, ayetlerimizi yalanlayan bir topluma karşı korumuştuk; gerçekten de günaha gömülüp gitmiş bir toplumdu onlar ve bu yüzden Biz de onların hepsini boğuverdik.

    Ahmed Hulusi

    Ona, kendilerindeki işaretlerimizi yalanlayan halka (karşı) yardım etmiştik. . . Muhakkak ki onlar kötü bir topluluk idi. . . Biz de onların hepsini birden suda boğduk.

    Ali Bulaç

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden 'ona yardım edip öcünü aldık'. Şüphesiz onlar, kötü bir kavimdi, biz de onların tümünü suya batırıp boğduk.

    Ali Özek ve heyeti

    Onu, âyetlerimizi inkâr eden kavimden koruduk. Gerçekten onlar, fena bir kavim idi; bu yüzden topunu birden (suya) gömdük.

    Ali Rıza Safa

    Ve ayetlerimizi yalanlayan bir toplumdan, Onu koruduk. Aslında, onlar, kötü bir toplumdu; sonunda tümünü boğduk.

    Bayraktar Bayraklı

    Nuh'u, ayetlerimizi inkar eden kavimden koruduk. Gerçekten onlar, fena bir kavimdi. Bu yüzden hepsini suya gömdük.

    Edip Yüksel

    Ayetlerimizi inkar eden toplumlara karşı onu destekledik. Onlar, kötü bir toplum olduklarından hepsini boğduk.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ayetlerimizi inkar eden toplumlara karşı onu destekledik. Onlar, kötü bir toplum olduklarından hepsini boğduk.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ayetlerimize yalan diyen kavimden öcünü aldık. Gerçekten onlar kötü bir kavimdiler, Biz de hepsini birden boğuverdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve ayetlerimizi tekzib eden kavmden öcünü aldık, hakikat onlar kötü bir kavm idiler, biz de hepsini birden gargettik

    Erhan Aktaş

    Ayetlerimizi yalanlayan bir halka karşı ona yardım ettik. Onlar kötü bir halktı. Bundan dolayı Biz de hepsini boğduk.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Âyetlerimizi yalanlayan bir halka karşı ona yardım ettik. Onlar kötü bir halktı. Bundan dolayı Biz de hepsini boğduk.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ayetlerimizi yalanlayan bir halka karşı ona yardım ettik. Onlar kötü bir toplumdu. Bundan dolayı Biz de hepsini suda boğduk.

    Gültekin Onan

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden 'ona yardım edip öcünü aldık.' Şüphesiz onlar kötü bir kavimdi, biz de onların tümünü suya batırıp boğduk.

    Hasan Basri Çantay

    Onun, ayetlerimizi yalanlayan kavminden, biz öcünü aldık. Hakıykat onlar kötü bir kavmdiler. Biz de işte topunu birden (suda) boğduk.

    İbni Kesir

    Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım ettik. Doğrusu onlar; kötü bir kavim idiler. Biz de hepsini birden suda boğduk.

    Mehmet Alagaş

    (76-77) Nuh’ta önceden bize seslenmiş idi , ona cevap verdik ve onu ve yakın çevresini çok büyük bir tasadan / sıkıntıdan kurtardık, Onu kavminden kurtardık, ki onlar ayetlerimizi yalanladılar, muhakkak ki onlar kötü bir kavim idiler, onların hepsini boğduk.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ayetlerimizi yalanlayanlara karşı ona yardım etmiştik. Çünkü onlar kötü bir toplum idiler. Bu yüzden biz de onları topyekûn suda boğduk.

    Süleyman Ateş

    Ve ayetlerimizi yalanlayan kavimden onun öcünü almıştık. Onlar, kötü bir kavim olmuşlardı, biz de onların hepsini boğmuştuk.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılan o topluluktan dolayı Nuh'a yardım etmiştik. Onlar kötü bir topluluğa dönüşmüşlerdi. Biz de hepsini boğduk.

    Şaban Britch

    Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım etmiştik. Çünkü onlar kötü bir toplum idi. Bu sebeple onların hepsini suda boğmuştuk.

    Şaban Piriş

    Ayetlerimizi yalanlayan kavme karşı ona yardım etmiştik. Çünkü onlar kötü bir toplum idi, bu sebeple onların hepsini suda boğmuştuk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ona, ayetlerimizi yalanlayan topluluğa karşı yardım ettik. Kötülüğün toplumuydu onlar. Hepsini birden batırıp boğduk.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.