Diyanet İşleri
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.
Enbiyâ suresi
Enbiyâ suresi, 64. ayet. فَرَجَعُوٓا۟ إِلَىٰٓ أَنفُسِهِمْ فَقَالُوٓا۟ إِنَّكُمْ أَنتُمُ ٱلظَّٰلِمُونَ
ferace`û ilâ enfüsihim feḳâlû inneküm entümu-żżâlimûn.
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim ve putlar; Lût ve Nûh Enbiyâ 48–77 3
(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.
(İbrahim gelince) "Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim" dediler.
Dedi ki: "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!"
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.
Sonra eski inanç ve inatlarına döndüler ve, "Andolsun, bunların konuşmayacağını sen de bilirsin" dediler.
İbrahim, şöyle dedi: "Öyle ise siz, (hala) Allah'ı bırakıp da, size hiçbir fayda, hiçbir zarar veremeyecek şeylere mi tapacaksınız?"
"Yazıklar olsun, size de; Allah'ı bırakıp tapmakta olduklarınıza da! Hala aklınızı başınıza almayacak mısınız?"
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
64. “Kendi vicdanlarına dönüp” yani akıllarını başlarına alarak, doğruyu görme imkânını bularak bu putlara tapmakla kendilerinin sapıklıklarını anladılar, zalim olduklarını ve şirk koştuklarını itiraf ettiler. “içlerinden: “Gerçekten asıl zalimler sizlersiniz, dediler.” Bununla İbrahim’in maksadı tahakkuk etmişti, zira onlar izledikleri yolun batıl olduğunu, yaptıkları işin de kötü ve zulüm olduğunu itiraf etmişlerdi. Onlara karşı susturucu delil de ortaya konmuş oluyordu.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Düşünüp taşınarak kendi vicdanlarına dönüp, putlarının fayda ya da zarar veremeyeceğini anladılar. Allah'a (ibadeti) bırakıp da putlara ibadet ettikleri için zalim kimselerdi.
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Aynı kök: رجع (104 geçiş)
Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Aynı kök: رجع (104 geçiş)
"Siz, Allah'ı bırakarak ancak putlara tapıyorsunuz ve yalan uyduruyorsunuz. Allah'ı bırakarak taptıklarınızın size hiçbir rızık vermeye güçleri…
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder…
Aynı kök: رجع (104 geçiş)
Onlar, sağırdırlar, dilsizdirler, kördürler. Artık (hakka) dönmezler.
Aynı kök: رجع (104 geçiş)
Siz cansız (henüz yok) iken sizi dirilten (dünyaya getiren) Allah'ı nasıl inkar ediyorsunuz? Sonra sizleri öldürecek, sonra yine diriltecektir. En…
Aynı kök: رجع (104 geçiş)
Onlar, Rablerine kavuşacaklarını ve gerçekten O'na döneceklerini çok iyi bilirler.
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Kendilerine dönüp "Zalimler sizsiniz, siz!" demişlerdi.
Bunun üzerine kendi iç dünyalarına döndüler ve (kendi kendilerine) "Siz var ya, siz" dediler, "işte asıl haddini bilmezin ta kendisisiniz!"
Bunun üzerine birbirlerine dönüp: "Doğrusu, asıl zalim olan sizlermişsiniz!" dediler.
Şöyle bir düşündükten sonra: "Muhakkak ki siz, evet siz zalimlersiniz" dediler (birbirlerine).
Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.
Bunun üzerine, kendi vicdanlarına dönüp (kendi kendilerine) «Zalimler sizlersiniz, sizler!» dediler.
Bunun üzerine, kendilerine geldiler; "Demek ki, gerçekten haksızlık yapmışsınız!" dediler.
- Kendi kendilerine dönüp birbirlerine, "Doğrusu siz zalimlerdensiniz" dedikten sonra, gönüllerindeki eski inançları depreşerek, "Ey İbrahim! Sen bunların konuşmayacağını bilirsin" dediler.
Kendi vicdanlarına dönüp, kendi kendilerine şunu söylediler: "Gerçekten sizler haksızsınız."
Kendi vicdanlarına dönüp, kendi kendilerine şunu söylediler: 'Gerçekten sizler haksızsınız.'
Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler de: "Doğrusu siz haksızsınız!" dediler.
Bunun üzerine vicdanlarına müracaat ettiler de dediler: doğrusu siz haksızsınız
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Haksızlık ediyoruz." dediler.
Bunun üzerine kendi vicdanlarına başvurdular da; "Gerçek şu ki, zalim olanlar sizlersiniz (biziz)" dediler.
Bunun üzerine vicdanlarına dönüb (birbirlerine) dediler ki: "Hiç şübhesiz (asıl) zaalimler sizsiniz, siz"!
Bunun üzerine kendilerine dönüp dediler ki: Hiç şüphesiz zalimler sizsiniz siz.
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, “Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz!” dediler.
Kendi vicdanlarına başvurup (içlerinden): "Hakikaten sizler haksızsınız!" dediler.
Bunun üzerine kendilerine geldiler ve şöyle dediler: "Biz, gerçekten yanlış yoldayız dipnot 1 !"
Bunun üzerine kendilerine geldiler de "Biz, gerçekten yanlış yoldayız dipnot 1 " dediler.
Bunun üzerine kendilerine gelip: "Siz, gerçekten zalimler kimselersiniz" dediler.
Bunun üzerine kendilerine gelip: -Siz, gerçekten haksızsınız dediler.
Bunun üzerine kendi benliklerine döndüler de şöyle dediler: "Siz, zalimlerin ta kendilerisiniz."
And there, they blamed themselves saying: "You are indeed the wrongful of actions"
They turned to one another, saying, ‘It is you who are in the wrong,’
So they turned to themselves and said, "Surely ye are the ones in the wrong!"
Thereupon they turned to their (inner) selves and said (to themselves): "Surely it is you who are the wrong-doers."
They consulted among themselves and said, ‘It is you yourselves who are wrongdoers. ’
So they turned to themselves and said: "Verily, you are the Zâlimûn (polytheists and wrong-doers)."
Thereat they came to themselves and said [to one another], ‘Indeed it is you who are the wrongdoers!’
Then they turned to their leaders and to one another and said, `You, yourselves are surely in the wrong. '
So they returned one to another, and they said, 'Surely it is you who are the evildoers. '
They consulted among themselves and arrived to the conclusion that they, themselves, were the real unjust people (worshipping the kind of gods who were good for nothing. "
Then they came to themselves and said, 'Verily, ye are the wrong-doers. '
So they turned and said to themselves: "It is indeed ourselves who have been wicked!"
And they returned unto themselves, and said the one to the other, verily ye are the impious persons.
Said he, "Nay, it was this largest of the idols. But ask them, if they can speak."
So they returned one to another (Literally: returned to themselves) (and) then said, "Surely you yourselves are the unjust. "
Then gathered they apart and said: Lo! ye yourselves are the wrong-doers.
Then they thought and observed: "Surely you are yourselves unjust. "
And so they turned upon one another, saying, "Behold, it is you who are doing wrong. "
So they came back to their senses, saying ˹to one another˺, "You yourselves are truly the wrongdoers!"
So they turned and said to themselves: "It is indeed ourselves who have been wicked!"
They were taken aback, and said to themselves, "Indeed, you are the ones who have been transgressing."
So they returned to [blaming] themselves and said [to each other], "Indeed, you are the wrongdoers. "
And they returned to themselves and said: “It is you who are the wrongdoers.”
They were taken aback, withdrew themselves, thought and said to one another, "Verily, you yourselves are the wrongdoers. " (You disregarded the security of the powerless idols).
So they turned amongst themselves and said, "Surely, you are the ones in the wrong!"
So they turned to one another and said, "In fact, you yourselves are the wrongdoers."
So they turned and said to themselves: "It is indeed ourselves who have been wicked!"