Diyanet İşleri
(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.
Enbiyâ suresi
Enbiyâ suresi, 61. ayet. قَالُوا۟ فَأْتُوا۟ بِهِۦ عَلَىٰٓ أَعْيُنِ ٱلنَّاسِ لَعَلَّهُمْ يَشْهَدُونَ
ḳâlû fe'tû bihî `alâ a`yüni-nnâsi le`allehüm yeşhedûn.
(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu İbrâhim ve putlar; Lût ve Nûh Enbiyâ 48–77 3
Derken (İbrahim) belki kendisine başvururlar diye içlerinden bir büyüğü bırakarak onları (putları) paramparça etti.
Onlar, "Kim yaptı bunu tanrılarımıza! Muhakkak o zalimlerden biridir" dediler.
(İçlerinden bazıları), "İbrahim denilen bir gencin onları diline doladığını duyduk" dediler.
(Bir kısmı da) "O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler" dediler.
(İbrahim gelince) "Sen mi yaptın bunu ilahlarımıza ey İbrahim" dediler.
Dedi ki: "Hayır! Bunu şu büyükleri yapmıştır. Konuşabiliyorlarsa, onlara sorun bakalım!"
Bunun üzerine birbirlerine dönüp, "Hiç şüphesiz asıl zalimler sizsiniz siz" dediler.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
61. Bunu yapanın İbrahim olduğuna dair kesin kanaat sahibi olmaları üzerine: “Dediler ki: Onu” Yani İbrahim’i “insanların gözü önüne” herkesin görüp işiteceği bir şekilde “getirin, belki şahitlik ederler.” Putlarını kıranlara neler yapıldığını görmek için hazır olurlar. Zaten İbrahim’in istediği de herkesin hakkı görüp delilin onlara karşı ortaya konmasını sağlamak için herkesin görebileceği bir yerde hakkı beyan etmek ve bunu sağlamaktı. Onun maksadı bu idi. Nitekim Mûsâ da Firavun ile sözleştiğinde şunları söylemişti: “Sizinle karşılaşma zamanımız bayram günü insanlar toplandığı kuşluk vakti olsun.” (Taha, 20/59)
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Kavmin ileri gelenleri şöyle dediler: İbrahim'i insanların gözü önüne getirin. Belki yapmış olduklarını ikrar ettiğine şahitlik ederler. Onun bunu ikrar etmesi, onun aleyhinde kullanacağınız bir delil olur.
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim · Ortak kavram: Şahitlik
İbrahim, dedi ki: "Hayır! Rabbiniz, göklerin ve yerin Rabbidir. O, bunları yaratandır ve ben de buna şahitlik edenlerdenim."
Aynı kök: عين (65 geçiş) · Ortak kavram: Şahitlik
Peygamber'e indirileni (Kur'an'ı) dinledikleri zaman hakkı tanımalarından dolayı gözlerinin yaşla dolup taştığını görürsün. "Ey Rabbimiz! İnandık.…
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
Bir zaman Rabbi İbrahim'i birtakım emirlerle sınamış, İbrahim onların hepsini yerine getirmiş de Rabbi şöyle buyurmuştu: "Ben seni insanlara önder…
Aynı kıssa: Hz. İbrâhim
Hani, biz Kabe'yi insanlara toplantı ve güven yeri kılmıştık. Siz de Makam-ı İbrahim'den kendinize bir namaz yeri edinin. İbrahim ve İsmail'e şöyle…
Aynı kök: عين (65 geçiş)
Hani, Musa kavmi için su dilemişti. Biz de, "Asanı kayaya vur" demiştik, böylece kayadan on iki pınar fışkırmış, her boy kendi su alacağı pınarı…
Aynı kök: عين (65 geçiş)
Şüphesiz, karşı karşıya gelen iki toplulukta sizin için bir ibret vardır: Bir topluluk Allah yolunda çarpışıyordu. Öteki ise kafirdi. (Onları) göz…
Ortak kavram: Şahitlik
Eğer kulumuza (Muhammed'e) indirdiğimiz (Kur'an) hakkında şüphede iseniz, haydin onun benzeri bir sure getirin ve eğer doğru söyleyenler iseniz,…
Ortak kavram: Şahitlik
Hani, "Birbirinizin kanını dökmeyeceksiniz, birbirinizi yurtlarınızdan çıkarmayacaksınız" diye de sizden kesin söz almıştık. Sonra bunu böylece kabul…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
"Onu hemen insanların gözü önüne getirin! Belki şahitlik ederler." demişlerdi.
(Diğerleri) dediler ki: "Onu insanların önüne çıkarın; belki görgü şahitliği yapacak birileri çıkar!"
(Berikiler:) "Onu insanların karşısına çıkarın, (aleyhine) tanıklık etsinler!" dediler.
Dediler ki: "Onu tutuklayıp halkın gözleri önüne getirin ki, herkes olaya şahit olsun. "
Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
O halde, dediler, onu hemen insanların gözü önüne getirin. Belki şahitlik ederler.
"Onu, insanların karşısına çıkarın; belki tanıklık eden olur!" dediler.
"O halde, onu hemen insanların gözü önüne getirin, belki şahitlik ederler" dediler.
"Onu kamunun huzuruna çıkarın ki tanık olsunlar" dediler.
'Onu kamunun huzuruna çıkarın ki tanık olsunlar,' dediler.
hadi onu halkın gözleri önüne getirin, belki (onlar da aleyhinde) şehadet ederler." dediler.
Haydin dediler: getirin onu nasın gözleri önüne belki şehadet ederler
"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.
"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.
"O halde onu insanların huzuruna getirin. Belki tanıklık eden çıkar" dediler.
Dediler ki: "Öyleyse, onu insanların gözü önüne getirin ki ona (nasıl bir ceza vereceğimize) şahid olsunlar."
Dediler: "O halde onu insanların gözleri önüne getirin. Olur ki onlar da (aleyhinde) şahidlik ederler".
Dediler ki: O halde bunların şahidlik edebilmeleri için onu insanların gözleri önüne getirin.
(Bir kısmı da) “O halde haydi, onu insanların gözü önüne getirin. Belki (bu konuda) şahitlik ederler” dediler.
"Onu insanların gözü önüne getirin de (nasıl cezalandırılacağına) tanık olsunlar" dediler.
"Öyleyse getirin onu halkın önüne; belki onlar görmüşlerdir" dediler.
Diğerleri: "Getirin onu halkın önüne; belki bir gören olmuştur" diye karşılık verdi.
Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.
-Şahitlik etmeleri için onu halkın gözü önüne getirin, dediler.
Dediler: "Halkın gözleri önüne getirin onu ki, açıkça görebilsinler."
"Bring him here before the people", they said, "so that they may witness with their own eyes the consequence, for he -Ibrahim- has much to answer for".
They said, ‘Bring him before the eyes of the people, so that they may witness [his trial].’
They said, "Then bring him before the eyes of the people, that they may bear witness."
The others said: "Bring him, then, before the eyes of the people that they may see (what will be done to him)." dipnot 1
They said, ‘Bring him before the people’s eyes so they can be witnesses. ’
They said: "Then bring him before the eyes of the people, that they may testify."
They said, ‘Bring him before the people’s eyes so that they may bear witness [against him]. ’
They said, ' Then bring him before the eyes of the people so that they may bear witness (against him). '
They said, 'Bring him before the people's eyes; haply they shall bear witness. '
They said: "Then bring him here so that he answers a few question before the public. "
Said they, 'Then bring him before the eyes of men; haply they will bear witness. '
They said, "Bring him before the eyes of the people so that they may bear witness."
They said, bring him therefore before the eyes of the people, that they may bear witness against him.
Others said, "We heard a youth mention them, he is called Abraham. "
They said, "Then come up with him (i. e., bring him) before the eyes of the multitude, that possibly they would testify."
They said: Then bring him (hither) before the people's eyes that they may testify.
"Bring him before the people, " they said, "that they may bear witness. "
[The others] said: "Then bring him before the peoples eyes, so that they might bear witness [against him]!"
They demanded, "Bring him before the eyes of the people, so that they may witness ˹his trial˺."
They said: "Bring him before the eyes of the people so that they may be witness. "
They said, "Bring him before the eyes of all the people, that they may bear witness."
They said, "Then bring him before the eyes of the people that they may testify. "
They said: “Then bring him before the eyes of the people, that they might bear witness.”
The custodians of the temple conferred and said, "Then bring him before the people's eyes, so that they might bear witness. "
They said: "Then bring him before the eyes of the people, so that they may bear witness,"
They said, "Then, bring him before the eyes of the people, so that they may see".
They said: "Bring him before the eyes of the people so that they may be witness."