Muhammed Esed
Güneş, karanlığa gömüldüğünde,
81. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Tekvîr suresi, 1. ayet. إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ
iẕe-şşemsü küvvirat.
Güneş, karanlığa gömüldüğünde,
Tekvîr suresi, 2. ayet. وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ
veiẕe-nnücûmü-nkederat.
ve yıldızlar ışıklarını yitirdiğinde,
Tekvîr suresi, 3. ayet. وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ
veiẕe-lcibâlü süyyirat.
dağlar kaybolup gittiğinde,
Tekvîr suresi, 4. ayet. وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ
veiẕe-l`işâru `uṭṭilet.
ve doğurmak üzere olan dişi develer başıboş bırakıldığında,
Tekvîr suresi, 5. ayet. وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ
veiẕe-lvuḥûşü ḥuşirat.
bütün hayvanlar bir araya toplandığında,
Tekvîr suresi, 6. ayet. وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ
veiẕe-lbiḥâru süccirat.
ve denizler kaynadığında,
Tekvîr suresi, 7. ayet. وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ
veiẕe-nnüfûsü züvvicet.
bütün insanlar (yaptıklarıyla) eşleştirildiğinde,
Tekvîr suresi, 8. ayet. وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ
veiẕe-lmev'ûdetü süilet.
ve diri diri gömülen kız çocuklarına sorulduğunda
Tekvîr suresi, 9. ayet. بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ
bieyyi ẕembin ḳutilet.
hangi suçtan dolayı öldürüldükleri,
Tekvîr suresi, 10. ayet. وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ
veiẕe-ṣṣuḥufü nüşirat.
(insanların yapıp ettiklerinin) dosyaları açıldığında,
Tekvîr suresi, 11. ayet. وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ
veiẕe-ssemâü küşiṭat.
ve gökyüzü açılıp ortaya serildiğinde,
Tekvîr suresi, 12. ayet. وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
veiẕe-lceḥîmü sü``irat.
(cehennemin) yakıcı ateşi parladığında,
Tekvîr suresi, 13. ayet. وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
veiẕe-lcennetü üzlifet.
ve cennet gözler önüne getirildiğinde,
Tekvîr suresi, 14. ayet. عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ
`alimet nefsüm mâ aḥḍarat.
(o Gün) her insan, (kendisi için) ne hazırlamış olduğunu görecektir.
Tekvîr suresi, 15. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ
felâ uḳsimü bilḫunnes.
Hayır! Hayır! Dönüp duran yıldızları tanıklığa çağırırım,
Tekvîr suresi, 16. ayet. ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ
elcevâri-lkünnes.
yörüngelerinde akan ve kaybolan gezegenleri,
Tekvîr suresi, 17. ayet. وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
velleyli iẕâ `as`as.
ve kararan geceyi,
Tekvîr suresi, 18. ayet. وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
veṣṣubḥi iẕâ teneffes.
ve soluk almaya başlayan sabahı:
Tekvîr suresi, 19. ayet. إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
bakın, bu (ilahi kelam), gerçekten soylu bir elçinin (vahyedilmiş) sözüdür,
Tekvîr suresi, 20. ayet. ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ
ẕî ḳuvvetin `inde ẕi-l`arşi mekîn.
güç bahşedilmiş, kudret ve egemenlik tahtının Sahibi nezdinde emin kılınmış,
Tekvîr suresi, 21. ayet. مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
müṭâ`in ŝemme emîn.
itaat edilen ve güvene layık birinin (sözü)!
Tekvîr suresi, 22. ayet. وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
vemâ ṣâḥibüküm bimecnûn.
Çünkü, bu arkadaşınız bir deli değil:
Tekvîr suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ
veleḳad raâhü bil'üfüḳi-lmübîn.
o gerçekten (meleği) gördü, berrak bir ufukta (gördü) onu;
Tekvîr suresi, 24. ayet. وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ
vemâ hüve `ale-lgaybi biḍanîn.
o, (başka birine vahyedilmiş olan) insan kavrayışının ötesindeki şeylerin bilgisinden dolayı onları kıskanan biri değildir.
Tekvîr suresi, 25. ayet. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
vemâ hüve biḳavli şeyṭânir racîm.
Bu (mesaj), lanetlenmiş bir şeytani gücün sözü de değildir.
Tekvîr suresi, 26. ayet. فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
feeyne teẕhebûn.
Öyleyse nereye gidiyorsunuz?
Tekvîr suresi, 27. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
in hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
Bu (mesaj), bütün insanlık için bir öğüt ve hatırlatmadan başka bir şey değildir,
Tekvîr suresi, 28. ayet. لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
limen şâe minküm ey yesteḳîm.
doğru yolda yürümek isteyen her biriniz için.
Tekvîr suresi, 29. ayet. وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâhü rabbü-l`âlemîn.
Ama Allah, bütün alemlerin Rabbi, (o yolu size göstermeyi) istemedikçe siz onu isteyemezsiniz.