Ali Bulaç
Güneş, köreltildiği zaman,
81. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Tekvîr suresi, 1. ayet. إِذَا ٱلشَّمْسُ كُوِّرَتْ
iẕe-şşemsü küvvirat.
Güneş, köreltildiği zaman,
Tekvîr suresi, 2. ayet. وَإِذَا ٱلنُّجُومُ ٱنكَدَرَتْ
veiẕe-nnücûmü-nkederat.
Yıldızlar, bulanıklaşıp döküldüğü zaman,
Tekvîr suresi, 3. ayet. وَإِذَا ٱلْجِبَالُ سُيِّرَتْ
veiẕe-lcibâlü süyyirat.
Dağlar, yürütüldüğü zaman,
Tekvîr suresi, 4. ayet. وَإِذَا ٱلْعِشَارُ عُطِّلَتْ
veiẕe-l`işâru `uṭṭilet.
Gebe develer, kendi başına terkedildiği zaman,
Tekvîr suresi, 5. ayet. وَإِذَا ٱلْوُحُوشُ حُشِرَتْ
veiẕe-lvuḥûşü ḥuşirat.
Vahşi hayvanlar, toplandığı zaman,
Tekvîr suresi, 6. ayet. وَإِذَا ٱلْبِحَارُ سُجِّرَتْ
veiẕe-lbiḥâru süccirat.
Denizler, tutuşturulduğu zaman,
Tekvîr suresi, 7. ayet. وَإِذَا ٱلنُّفُوسُ زُوِّجَتْ
veiẕe-nnüfûsü züvvicet.
Nefisler, birleştiği zaman,
Tekvîr suresi, 8. ayet. وَإِذَا ٱلْمَوْءُۥدَةُ سُئِلَتْ
veiẕe-lmev'ûdetü süilet.
Ve 'diri diri toprağa gömülen kızcağıza' sorulduğu zaman:
Tekvîr suresi, 9. ayet. بِأَىِّ ذَنۢبٍ قُتِلَتْ
bieyyi ẕembin ḳutilet.
"Hangi suçtan dolayı öldürüldü?"
Tekvîr suresi, 10. ayet. وَإِذَا ٱلصُّحُفُ نُشِرَتْ
veiẕe-ṣṣuḥufü nüşirat.
Sahifeler (amel defterleri) açıldığı zaman,
Tekvîr suresi, 11. ayet. وَإِذَا ٱلسَّمَآءُ كُشِطَتْ
veiẕe-ssemâü küşiṭat.
Gök, sıyrılıp yüzüldüğü zaman
Tekvîr suresi, 12. ayet. وَإِذَا ٱلْجَحِيمُ سُعِّرَتْ
veiẕe-lceḥîmü sü``irat.
Cehennem ateşi çılgınca kızıştırıldığı zaman,
Tekvîr suresi, 13. ayet. وَإِذَا ٱلْجَنَّةُ أُزْلِفَتْ
veiẕe-lcennetü üzlifet.
Cennet de yakınlaştırıldığı zaman,
Tekvîr suresi, 14. ayet. عَلِمَتْ نَفْسٌ مَّآ أَحْضَرَتْ
`alimet nefsüm mâ aḥḍarat.
(Artık her) Nefis, neyi hazırladığını bilip öğrenmiştir.
Tekvîr suresi, 15. ayet. فَلَآ أُقْسِمُ بِٱلْخُنَّسِ
felâ uḳsimü bilḫunnes.
Artık hayır; yemin ederim (gündüz) sinip (gece) dönen (gezegen)lere,
Tekvîr suresi, 16. ayet. ٱلْجَوَارِ ٱلْكُنَّسِ
elcevâri-lkünnes.
Bir akış içinde yerini alanlara;
Tekvîr suresi, 17. ayet. وَٱلَّيْلِ إِذَا عَسْعَسَ
velleyli iẕâ `as`as.
Kararmaya ilk başladığı zaman, geceye andolsun,
Tekvîr suresi, 18. ayet. وَٱلصُّبْحِ إِذَا تَنَفَّسَ
veṣṣubḥi iẕâ teneffes.
Ve nefes almaya başladığı zaman, sabaha;
Tekvîr suresi, 19. ayet. إِنَّهُۥ لَقَوْلُ رَسُولٍ كَرِيمٍ
innehû leḳavlü rasûlin kerîm.
Şüphesiz o (Kur'an), üstün onur sahibi bir elçinin gerçekten (Allah'tan getirdiği) sözüdür;
Tekvîr suresi, 20. ayet. ذِى قُوَّةٍ عِندَ ذِى ٱلْعَرْشِ مَكِينٍ
ẕî ḳuvvetin `inde ẕi-l`arşi mekîn.
(Bu elçi,) Bir güç sahibidir, arşın sahibi katında şereflidir.
Tekvîr suresi, 21. ayet. مُّطَاعٍ ثَمَّ أَمِينٍ
müṭâ`in ŝemme emîn.
Ona itaat edilir, sonra güvenilirdir.
Tekvîr suresi, 22. ayet. وَمَا صَاحِبُكُم بِمَجْنُونٍ
vemâ ṣâḥibüküm bimecnûn.
Sizin sahibiniz bir deli değildir.
Tekvîr suresi, 23. ayet. وَلَقَدْ رَءَاهُ بِٱلْأُفُقِ ٱلْمُبِينِ
veleḳad raâhü bil'üfüḳi-lmübîn.
Andolsun o (peygamber), onu apaçık bir ufukta görmüştür.
Tekvîr suresi, 24. ayet. وَمَا هُوَ عَلَى ٱلْغَيْبِ بِضَنِينٍ
vemâ hüve `ale-lgaybi biḍanîn.
O, gayb (haberlerin)e karşı (söylediklerinden dolayı) suçlanamaz (ya da cimrilikte bulunup kıskançlık yapmaz.)
Tekvîr suresi, 25. ayet. وَمَا هُوَ بِقَوْلِ شَيْطَٰنٍ رَّجِيمٍ
vemâ hüve biḳavli şeyṭânir racîm.
O (Kur'an) da kovulmuş şeytanın sözü değildir.
Tekvîr suresi, 26. ayet. فَأَيْنَ تَذْهَبُونَ
feeyne teẕhebûn.
Şu halde, siz nereye kaçıp gidiyorsunuz?
Tekvîr suresi, 27. ayet. إِنْ هُوَ إِلَّا ذِكْرٌ لِّلْعَٰلَمِينَ
in hüve illâ ẕikrul lil`âlemîn.
O (Kur'an), alemler için yalnızca bir zikirdir;
Tekvîr suresi, 28. ayet. لِمَن شَآءَ مِنكُمْ أَن يَسْتَقِيمَ
limen şâe minküm ey yesteḳîm.
Sizden dosdoğru bir yön (istikamet) tutturmak dileyenler için.
Tekvîr suresi, 29. ayet. وَمَا تَشَآءُونَ إِلَّآ أَن يَشَآءَ ٱللَّهُ رَبُّ ٱلْعَٰلَمِينَ
vemâ teşâûne illâ ey yeşâe-llâhü rabbü-l`âlemîn.
Alemlerin Rabbi olan Allah dilemedikçe siz dileyemezsiniz.