Tâhâ suresi · 99–114. ayetler

Geçmişin haberleri, kıyamet sahnesi ve Arapça Kur'an

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Tâhâ suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 99. ayet. كَذَٰلِكَ نَقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ مَا قَدْ سَبَقَ وَقَدْ ءَاتَيْنَٰكَ مِن لَّدُنَّا ذِكْرًا

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Sana geçmişin haberlerinden bir kısmını böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (Kur'an) verdik.

    Mehmet Okuyan

    İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir bölümünü dipnot 1 sana anlatıyoruz. Elbette sana tarafımızdan (gerçeği) hatırlatan (bir mesaj) verdik. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümlede yer alan [min] edatı Hz. Muhammed'e vahyedilen eskilere dair haberlerin bütün insanlığın hayatını içermediğini, içlerinden bir kısmının Hz. Muhammed'e vahyedildiğini göstermektedir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:34; A‘râf 7:101; Hûd 11:120; Kasas 28:3.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kıssaların anlatılma gerekçeleriyle ilgili bilgi için bkz. A‘râf 7:176; Hûd 11:120; Yûsuf 12:111; Kâf 50:37; Hâkka 69:12; Nâzi‘ât 79:26.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte bu şekilde, geçmişte yaşanmış birtakım olayların özüne ilişkin anlatımı sana sunmuş olduk; zira sana, katımızdan hatırlatıcı bir mesaj vermiş bulunuyoruz.

    Muhammed Esed

    İşte sana geçmişte olup bitenlerin mahiyetinden de böyle (bir üslup içinde) bahsediyoruz; çünkü katımızdan hatırlatıcı bir öğreti bahşettik sana.

    Ahmed Hulusi

    İşte böylece öne geçmiş olanların haberlerinden bazısını sana hikaye ediyoruz. . . Gerçek ki, sana ledünnümüzden bir zikir (hatırlatıcı) verdik.

    Ali Bulaç

    Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) İşte böylece geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir (Kur'an) verdik.

    Ali Rıza Safa

    İşte böylece, geçmişin haberlerinden bir bölümünü sana anlatıyoruz. Kendi katımızdan, sana bir öğreti verdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Ey Peygamber! İşte böylece, geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir öğüt verdik.

    Edip Yüksel

    Geçmişlerin haberlerini, sana böylece aktarıyoruz. Sana katımızdan bir mesaj vermiş bulunuyoruz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Geçmişlerin haberlerini, sana böylece aktarıyoruz. Sana katımızdan bir mesaj vermiş bulunuyoruz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ya Muhammed, işte sana böyle geçmişin önemli haberlerinden kıssa anlatıyoruz. Şüphe yok ki, sana tarafımızdan bir zikir verdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İşte sana böyle ya Muhammed geçmişin mühim haberlerinden kıssa naklediyoruz, şübhe yok ki sana ledünnümüzden bir zikir verdik

    Gültekin Onan

    Sana geçmişlerin haberlerinden bir bölümünü böylece aktarıyoruz. Gerçekten, sana katımızdan bir zikir verdik.

    Hasan Basri Çantay

    Sana geçmiş (ümmet) lerin haberlerinden bir kısmını işte böylece anlatıyoruz. Şübhe yok ki sana tarafımızdan bir zikir vermişizdir.

    İbni Kesir

    Sana geçmişlerin haberlerinden bir kısmını işte böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana, katımızdan bir de zikir verdik.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İşte geçmiş olanların haberlerinden sana böylece anlatıyoruz. Şüphe yok ki sana katımızdan bir zikir (öğüt) verdik.

    Süleyman Ateş

    Böylece sana geçmişlerin haberlerinden bir miktar anlatıyoruz. Gerçekten sana katımızdan bir Zikir (geçmiş olaylardan bir anı) verdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte böylece daha önce gelip geçenlerin haberlerinden bölümler anlatıyoruz. Sana katımızdan doğru bilgi (Zikir, kitap) verdik.

    Şaban Britch

    İşte böylece sana geçmiştekilerin haberlerinden bir kısmını anlatıyoruz. Şüphesiz ki, tarafımızdan sana bir zikir verdik.

    Şaban Piriş

    Katımızdan sana verilmiş bir zikir olarak geçmişin haberlerinden işte bu şekilde anlatıyoruz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte böylece, geçip gitmişlerin haberlerinden bir kısmını sana anlatıyoruz. Biz sana katımızdan da bir zikir vermişizdir.

  2. Tâhâ suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 100. ayet. مَّنْ أَعْرَضَ عَنْهُ فَإِنَّهُۥ يَحْمِلُ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ وِزْرًا

    Diyanet İşleri

    Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.

    Mehmet Okuyan

    (100, 101) Ondan yüz çeviren kişi, kıyamet günü içinde ebedî kalacakları ağır bir günah yükünü yüklenecektir. Bu, onlar için kıyamet gününde ne kötü bir yüktür!

    Mustafa İslamoğlu

    Her kim bu (ilahi mesajdan) yüz çevirirse, iyi bilsin ki o, Kıyamet Günü (zorlanacağı) bir sorumluluğun altına girmiş olacak;

    Muhammed Esed

    Ondan yüz çeviren herkes, hiç şüphe edilmesin ki, Kıyamet Günü'nde sırtında (ağır) bir yük taşıyacaktır;

    Ahmed Hulusi

    Kim Ondan (hatırlatılan hakikatten) yüz çevirirse, muhakkak ki o kıyamet sürecinde ağır bir suç yüklenecektir!

    Ali Bulaç

    Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah yükü yüklenecektir.

    Ali Özek ve heyeti

    Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki kıyamet gününde o, ağır bir günah yükünü yüklenecektir.

    Ali Rıza Safa

    Ondan kim yüz çevirirse, Yeniden Yaratılış Günü'nde, kesinlikle ağır bir yük taşıyacaktır.

    Bayraktar Bayraklı

    Kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz ki, kıyamet gününde o ağır bir günah yükünü yüklenecektir.

    Edip Yüksel

    Kim ondan yüz çevirirse Diriliş Gününde bir (günah) yükü taşıyacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kim ondan yüz çevirirse Diriliş Gününde bir (günah) yükü taşıyacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim ondan yüz çevirirse, şüphesiz o, kıyamet gönünde bir günah yüklenecektir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her kim ondan yüz çevirirse şübhesiz o, Kıyamet günü bir vebal yüklenecek

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kim ondan dipnot 1 yüz çevirirse, o Kıyamet Günü için ağır bir yük yüklenir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikirden/Öğütten/Kur'an'dan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kim ondan dipnot 1 yüz çevirirse, o Kıyamet Günü için ağır bir yük yüklenir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikirden/Öğütten/Kur'an'dan.

    Gültekin Onan

    Kim bundan yüz çevirirse, şüphesiz kıyamet günü o, bir günah yükü yüklenecektir.

    Hasan Basri Çantay

    Kim ondan yüz çevirirse kıyamet günü şübhesiz ki ağır bir günah yükünü yüklenecekdir.

    İbni Kesir

    Kim, ondan yüz çevirirse; şüphesiz ki kıyamet günü ağır bir günah yüklenecektir.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kim ondan yüz çevirirse şüphesiz ki o, kıyamet gününde ağır bir günah yükü yüklenecektir.

    Süleyman Ateş

    Kim ondan yüz çevirirse o, kıyamet günü (ağır) bir günah yüklenecekdir.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu zikirden yüz çevirenler, kıyamet /mezardan kalkış günü ağır bir günah yüklenecek,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim ondan yüz çevirirse (mezardan) kalkış günü ağır bir yük yüklenecektir.

    Şaban Britch

    Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü o bir günah yüklenir.

    Şaban Piriş

    Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü o bir günah yüklenir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kim ondan yüz çevirirse, kıyamet günü bir günah yüklenecektir.

  3. Tâhâ suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 101. ayet. خَٰلِدِينَ فِيهِ وَسَآءَ لَهُمْ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ حِمْلًا

    Diyanet İşleri

    Onlar o günahın cezası içinde ebediyen kalacaklardır. Sura üfürüleceği gün, bu ağır yük onlar için ne kötü bir yüktür!

    Mehmet Okuyan

    (100, 101) Ondan yüz çeviren kişi, kıyamet günü içinde ebedî kalacakları ağır bir günah yükünü yüklenecektir. Bu, onlar için kıyamet gününde ne kötü bir yüktür!

    Mustafa İslamoğlu

    o sorumluluğun altından bir daha da asla kalkamayacaktır; üstelik o, Kıyamet Günü onlar için çok berbat bir yük olacaktır.

    Muhammed Esed

    ebediyyen bu yük altında kalacaktır böyleleri; (bir bilseler,) onlar için Kıyamet Günü'nde ne kötü bir yük olacak bu!

    Ahmed Hulusi

    O suçlarının sonucunu yaşamaları sonsuza dektir! Kıyamet süreci o (suç), onlar için ne kötü bir yüktür!

    Ali Bulaç

    O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.

    Ali Özek ve heyeti

    Bu kimseler, onda (o günah yükünün altında) ebedî kalırlar. Onlar için kıyamet gününde bu ne kötü bir yüktür!

    Ali Rıza Safa

    Sürekli olarak onda kalacaktır. Onlar için, Yeniden Yaratılış Günü'nde, ne kötü bir yük olacaktır.

    Bayraktar Bayraklı

    Sırtlarında uzun süreli kalan bu yük, kıyamet günü onlar için ne kötüdür!

    Edip Yüksel

    Orada ebedi kalırlar. Diriliş günü bu onlar için ne de kötü bir yüktür.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Orada ebedi kalırlar. Diriliş günü bu onlar için ne de kötü bir yüktür.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonsuza dek onun altında kalacaklardır. Onlar için kıyamet günü o ne kötü bir yüktür!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ebediyyen onun altında kalacaklar ki onlar için Kıyamet günü o ne fena yüktür

    Erhan Aktaş

    Onlar, orada sürekli kalacaklardır. Ve yüklendikleri yük, Kıyamet gününde onlar için ne kötüdür.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, orada sürekli kalacaklardır. Ve yüklendikleri yük, Kıyamet Günü'nde onlar için ne kötüdür.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, orada sürekli kalacaklardır. Ve yüklendikleri yük, Kıyamet Günü'nde onlar için ne kötüdür.

    Gültekin Onan

    O (yükün altı)nda ebedi olarak kalıcıdırlar. Bu, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.

    Hasan Basri Çantay

    O (günah) ın (cezası) içinde ebedi kalıcıdırlar. Bu, kıyamet gününde onlar için ne kötü bir yükdür!

    İbni Kesir

    Onda temelli kalacaklardır. Bu, kıyamet gününde onlar için ne kötü bir yüktür.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O kimseler onda ebediyen kalacaklardır. Kıyamet gününde o onlar için ne kötü bir yük olacaktır!

    Süleyman Ateş

    Sürekli olarak o yükün altında kalacaklardır. Kıyamet gününde bu, onlar için ne kötü bir yüktür!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar hep o yükün altında kalacaklardır. (Mezardan) kalkış günü onların yükü ne kötüdür!

    Şaban Britch

    Bu kimseler, onda ebedi kalırlar. Bu kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.

    Şaban Piriş

    O yükün altında kalır. Bu kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sürekli olarak o yükün altındadır; kıyamet gününde bu onlar için ne kötü yüktür!

  4. Tâhâ suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 102. ayet. يَوْمَ يُنفَخُ فِى ٱلصُّورِ وَنَحْشُرُ ٱلْمُجْرِمِينَ يَوْمَئِذٍ زُرْقًا

    Diyanet İşleri

    O gün günahkarları, (gözleri korkudan donup) gömgök kesilmiş olarak haşredeceğiz.

    Mustafa İslamoğlu

    O gün sura üflenecek; ve Biz de o gün günahı hayat tarzı haline getirmiş olanları, (korku ve dehşetten) morarmış olarak bir araya toplayacağız;

    Muhammed Esed

    O Gün ki, sura üflenir; o Gün ki, suçlu olanları, gözleri (korku ve şaşkınlıktan) donuklaşmış olarak bir araya toplayacağız;

    Ahmed Hulusi

    O süreçte Sur'a nefholunur! O gün suçluları gözleri dönmüş bir halde haşrederiz.

    Ali Bulaç

    Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak toplayacağız.

    Ali Özek ve heyeti

    O günde Sûr’a üflenir ve biz o zaman günahkârları, gözleri (korkudan) gömgök bir halde mahşerde toplarız .

    Ali Rıza Safa

    O gün, boruya üflenmiştir. Suçluları da gözleri donuklaşmış olarak, o gün toplayacağız.

    Bayraktar Bayraklı

    Sur'a üflenildiği gün, işte o gün, suçluları gözleri korkudan göğermiş bir halde toplarız.

    Edip Yüksel

    Boruya üfürüldüğü gün, suçluları o gün mavi (kederden yüzleri morarmış) olarak toplarız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Boruya üfürüldüğü gün, suçluları o gün mavi (kederden yüzleri morarmış) olarak toplarız

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün ki, sura üfrülecek ve suçluları o gün Biz, gömgök mahşere toplayacağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O gün ki sur üfürülecek ve mücrimler o gün gömgök mahşeri toplayacağız

    Erhan Aktaş

    O gün, Sur'a üfürülür. O gün, mücrimleri şaşkınlıktan gözleri donuklaşmış olarak toplayacağız.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O gün, Sur'a üfürülür. O gün, mücrimleri şaşkınlıktan gözleri donuklaşmış olarak toplayacağız.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün, sura üfürülür. O gün, suçluları şaşkınlıktan gözleri donuklaşmış olarak toplayacağız.

    Gültekin Onan

    Sur'a üfürüleceği gün, biz suçlu günahkarları o gün, (yüzleri kara, gözleri) gömgök (kaskatı ve kör) olarak toplayacağız.

    Hasan Basri Çantay

    (Evet) "Suur" un üfleneceği günde ki biz günahkarları o gün gözleri gömgök bir halde, mahşerde toplayacağız.

    İbni Kesir

    Sur'a üflendiği gün, işte o gün; suçluları, gözleri korkudan gövermiş olarak toplarız.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sûr’a üflendiği gün, işte o gün suçluların gözleri (korkudan) mavi halde haşrederiz.

    Süleyman Ateş

    O gün Sur'a üflenir ve o gün suçluları, gömgök (kör bir durumda) süreriz.

    Süleymaniye Vakfı

    (Bunlar) Sura üflendiği gün olacaktır. O gün suçluları gözleri donuklaşmış bir halde toplayacağız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sura üflendiği gün… İşte o gün günahkarları gözleri görmez dipnot 1 bir halde toplayacağız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Görme yetisini kaybetmiş, kör. Bkz İsra 17/97

    Şaban Britch

    Sur’a üflendiği gün, işte o gün, suçluların gözleri (korkudan) mavi olur ve bu şekilde haşrederiz.

    Şaban Piriş

    Sur'a üflendiği gün, işte o gün suçluları, uyuşmuş bir halde bir araya toplarız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O gün sura üfrülür ve günahkarları o gün gözleri gömgök bir halde haşrederiz.

  5. Tâhâ suresi, 103. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 103. ayet. يَتَخَٰفَتُونَ بَيْنَهُمْ إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا عَشْرًا

    Diyanet İşleri

    (103-104) Aralarında birbirlerine "(Dünya'da) sadece on (gün) kaldınız" diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, "Siz sadece bir gün kaldınız" diyecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    korkudan kısılmış bir sesle birbirlerine "(Dünyada) ne kadar kaldınız ki; hepsi hepsi on gün işte!" diye fısıldaşacaklar.

    Muhammed Esed

    birbirleriyle fısıldaşarak: "(Dünyada) on (günden) fazla kalmadınız (değil mi)?" diye soracaklar.

    Ahmed Hulusi

    Kendi aralarında şöyle fısıldaşırlar: "(Dünya'da) sadece on (saat) kaldınız. "

    Ali Bulaç

    "(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.

    Ali Özek ve heyeti

    Aralarında birbirlerine gizli gizli şöyle derler: «Dünyada sadece on gün kaldınız.»

    Ali Rıza Safa

    "Ancak on kaldınız!" diyerek aralarında gizlice konuşacaklar.

    Bayraktar Bayraklı

    "Siz dünyada sadece on gün kaldınız" diyerek aralarında fısıldaşırlar.

    Edip Yüksel

    Aralarında gizli gizli konuşurlar, "Siz (dünyada) sadece on kaldınız." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'da YeWM (gün) kelimesi tekil olarak tam 365 kez geçer. Burada kullanılmayarak dikkat çekiliyor. * Bak: 2:234

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Aralarında gizli gizli konuşurlar, 'Siz (dünyada) sadece on kaldınız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar, aralarında: "On günden fazla durmadınız." diye gizli gizli konuşacaklar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    "Ondan fazla durmadınız" diye aralarında gizli gizli konuşacaklar

    Erhan Aktaş

    "Dünya hayatınız sadece on gün sürdü değil mi?" diye aralarında fısıldaşırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Dünya hayatınız sadece on gün sürdü değil mi?" diye aralarında fısıldaşırlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Dünya hayatınız sadece on gün sürdü değil mi? diye aralarında fısıldaşırlar.

    Gültekin Onan

    "(Dünyada) Yalnızca on (gün) kaldınız" diye kendi aralarında fısıldaşacaklar.

    Hasan Basri Çantay

    Aralarında gizli gizli konuşacaklar, "(Dünyada) on (gece) den fazla eğlenmediniz" diye.

    İbni Kesir

    Aralarında gizli gizli konuşarak: Siz, sadece o gün eğleştiniz, derler,

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Kendi aralarında gizlice siz ancak on gün kaldınız diye fısıldaşırlar."

    Süleyman Ateş

    Kendi aralarında gizli gizli, "(dünyada) On günden fazla kalmadınız" derler.

    Süleymaniye Vakfı

    Aralarında, "Dünyada sadece on gün kaldınız." diye sessiz sessiz konuşurlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Aralarında fısıldaşacaklar ve "Dünyada topu topuna on gün kaldınız." diyeceklerdir.

    Şaban Britch

    Aralarında: On günden fazla kalmadınız, diye gizli gizli söyleşirler.

    Şaban Piriş

    Aralarında: -On günden fazla kalmadınız, diye gizli gizli söyleşirler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Aralarında fısıldaşır gibi konuşurlar: "Ancak on gün filan kaldınız."

  6. Tâhâ suresi, 104. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 104. ayet. نَّحْنُ أَعْلَمُ بِمَا يَقُولُونَ إِذْ يَقُولُ أَمْثَلُهُمْ طَرِيقَةً إِن لَّبِثْتُمْ إِلَّا يَوْمًا

    Diyanet İşleri

    (103-104) Aralarında birbirlerine "(Dünya'da) sadece on (gün) kaldınız" diye gizli gizli konuşacaklar. -Onların, hakkında konuşacakları şeyi biz daha iyi biliriz.- O vakit içlerinden en aklı başında olanları, "Siz sadece bir gün kaldınız" diyecektir.

    Mehmet Okuyan

    İçlerinden yolu en iyi örnek olan (en akıllıları) "Sadece bir gün kaldınız." dediğinde, (diğerlerinin) neler söyleyeceklerini çok iyi bileniz.

    Mustafa İslamoğlu

    Onların en akıldane yol göstericisinin "Hayır, asla bir günden fazla kalmadınız!" dediği zaman, berikilerin (kendi içlerinde) neler neler diyeceklerini de yine en iyi Biz biliriz.

    Muhammed Esed

    İçlerinden en kavrayışlısı: "(Orada) sadece bir tek gün kaldınız!" dediği zaman onların birbirlerine (şaşkınlıktan) neler diyeceklerini de, şüphesiz en iyi Biz biliriz.

    Ahmed Hulusi

    Onların ne dediklerini biz (hakikatleri olarak) daha iyi biliriz; en çok bileni "Sadece bir gün kaldınız" dediğinde.

    Ali Bulaç

    Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler.

    Ali Özek ve heyeti

    Aralarında konuştukları konuyu biz daha iyi biliriz. Onların en olgun ve akıllı olanı o zaman: «Bir günden fazla kalmadınız» der.

    Ali Rıza Safa

    En akıllıları; "Ancak bir gün kaldınız!" dediğinde, onların söylediklerini biliriz.

    Bayraktar Bayraklı

    Aralarında konuştuklarını biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise, "Sadece bir gün eğleştiniz" der.

    Edip Yüksel

    Onların ne konuştuğunu iyi biliriz. En doğru görüşlüleri, "Siz sadece bir gün kaldınız" diyordu.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onların ne konuştuğunu iyi biliriz. En doğru görüşlüleri, 'Siz sadece bir gün kaldınız,' diyordu.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Görüşü en üstün olanları, "Bir günden fazla durmadınız." dediği zaman, ne diyeceklerini Biz biliriz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Gidişce en beri benzerleri "bir günden fazla durmadınız" deyince ne diyeceklerini biz biliriz

    Erhan Aktaş

    Biz, aralarında ne konuştuklarını çok iyi biliriz. Onlardan isabetli olanı, "Olsa olsa bir gün kaldınız." diyecek.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz, aralarında ne konuştuklarını çok iyi biliriz. Onlardan isabetli olanı, "Olsa olsa bir gün kaldınız." diyecek.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, aralarında ne konuştuklarını çok iyi biliriz. Onlardan isabetli olanı, "Olsa olsa bir gün kaldınız." diyecek.

    Gültekin Onan

    Onların sözünü ettiklerini biz daha iyi biliyoruz. Tutulan yol bakımından onların daha üst olanları ise: "Siz yalnızca bir gün kaldınız" derler.

    Hasan Basri Çantay

    (Aralarında) ne konuşacaklarını biz daha iyi bileniz. Onların gidişi (ve aklı) daha üstün olanları da o zaman: "Bir günden fazla eğlenmediniz" diyecek.

    İbni Kesir

    Onların söylediklerini Biz daha iyi biliriz. En akıllıları da: Sadece bir gün eğleştiniz, der.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz, onların söylediklerini daha iyi biliriz. En tutarlı görüş sahibi olanı “Sadece bir gün kaldınız." der.

    Süleyman Ateş

    Onların dedikleri(kalış süresi)ni biz daha iyi biliriz. En akıllıları ise: "Siz yalnız bir gün kaldınız," der.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz onların ne konuşacaklarını iyi biliriz. Örnek aldıkları kişi de "Bir günden fazla kalmadınız" diyecektir.

    Şaban Britch

    Biz, onların söylediklerini daha iyi biliriz. en olgun ve akıllı olanı “sadece bir gün kaldınız der”.

    Şaban Piriş

    Biz, onların söylediklerini daha iyi biliriz. En akıllıları "sadece bir gün kaldınız der".

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların söylemekte olduklarını biz daha iyi biliriz. Yolca en seçkinleri olan şöyle diyordu: "Eni sonu, bir gün kaldınız."

  7. Tâhâ suresi, 105. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 105. ayet. وَيَسْـَٔلُونَكَ عَنِ ٱلْجِبَالِ فَقُلْ يَنسِفُهَا رَبِّى نَسْفًا

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Sana dağların (kıyamet günündeki) halini soruyorlar. De ki: "Rabbim onları toz edip savuracak."

    Mehmet Okuyan

    Sana (Son Saat'te) dağlar(ın durumun)dan soruyorlar. De ki: "Rabbim, onları şiddetli bir şekilde savuracaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Sana, (o gün) dağların ne olacağı hakkında sorarlar. Bu takdirde onlara şöyle de: "Rabbim onları un ufak edip tümünü savuracak;

    Muhammed Esed

    Ve sana (Kıyamet Günü'nde) dağları(n ne olacağını) soracaklar. O zaman (onlara) de ki: "Rabbim onları toza toprağa çevirip savuracak,

    Ahmed Hulusi

    Sana dağlardan sorarlar. . . De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak. "

    Ali Bulaç

    Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim Rabbim, onları darmadağın edip savuracak"

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: Rabbim onları ufalayıp savuracak.

    Ali Rıza Safa

    Ve sana, dağları soruyorlar; şunu söyle: "Benim Efendim, onları ufalayarak savuracaktır!"

    Bayraktar Bayraklı

    Sana dağlar hakkında sorarlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak."

    Edip Yüksel

    Senden dağları sorarlar. De ki: "Efendim onları ufalayıp savuracak."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Senden dağları sorarlar. De ki, 'Rabbim onları ufalayıp savuracak.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Rabbim, onları un ufak edip savuracak!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de sana dağlardan soruyorlar, binaenaleyh de ki: rabbım onları un ufra edip savuracak da

    Erhan Aktaş

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabb'im onları ufalayıp savuracak."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabb'im onları ufalayıp savuracak."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabb'im onları ufalayıp savuracak."

    Gültekin Onan

    Sana dağlar hakkında soruyorlar. De ki: "Benim rabbim, onları darmadağın edip savuracak"

    Hasan Basri Çantay

    Sana dağları (n kıyamet günündeki haalini) sorarlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıb savuracak".

    İbni Kesir

    Ve sana dağlardan sorarlar. De ki: Rabbım, onları ufalayıp savuracak.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un ufak edecektir."

    Süleyman Ateş

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları ufalayıp savuracak!

    Süleymaniye Vakfı

    Sana dağları soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un ufak edip savuracak.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sana dağları soruyorlar. De ki "Rabbim onları kül gibi savuracaktır,

    Şaban Britch

    Sana dağlardan soruyorlar de ki: Rabbim onları un ufak edecektir.

    Şaban Piriş

    Sana dağlardan soruyorlar de ki: -Rabbim onları un ufak edecektir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sana dağlardan soruyorlar. De ki: "Rabbim onları un ufak edecektir."

  8. Tâhâ suresi, 106. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 106. ayet. فَيَذَرُهَا قَاعًا صَفْصَفًا

    Diyanet İşleri

    "Onların yerlerini dümdüz, boş bir alan halinde bırakacaktır."

    Mehmet Okuyan

    Orayı (yerlerini) dümdüz, bomboş bırakacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    ve arzı çırılçıplak, kupkuru bir düzlük olarak bırakacak;

    Muhammed Esed

    yeri dümdüz ve çıplak bir hale getirecek,

    Ahmed Hulusi

    "Onların yerlerini boş, dümdüz halde bırakır. "

    Ali Bulaç

    "Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır."

    Ali Özek ve heyeti

    Böylece yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.

    Ali Rıza Safa

    "Yerlerini dümdüz ve bomboş bırakacaktır!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Böylece yerini dümdüz, bomboş bırakacaktır."

    Edip Yüksel

    "Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Yerlerini dümdüz, bomboş bırakacaktır.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yerlerini dümdüz bomboş bir halde bırakacak:

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Yerlerini düpedüz bomboş bırakacak

    Erhan Aktaş

    "Onları dümdüz araziye çevirecektir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Onları dümdüz araziye çevirecektir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları dümdüz araziye çevirecektir.

    Gültekin Onan

    "Yerlerini bomboş, çırçıplak bırakacaktır."

    Hasan Basri Çantay

    "(Savuracak) da yerlerini dümdüz bir toprak haalinde bırakacak".

    İbni Kesir

    Yerlerini düz, kuru bir toprak haline getirecek.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Yerlerini de dümdüz edecektir.

    Süleyman Ateş

    Yerlerini boş, dümdüz bırakacaktır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yerlerini de aynı seviyede dümdüz bırakacaktır.

    Şaban Britch

    Yerlerini de dümdüz, bomboş bırakacak.

    Şaban Piriş

    Yerlerini de dümdüz, kuru bir toprak haline getirecektir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Yerlerini bomboş, dümdüz bırakacaktır."

  9. Tâhâ suresi, 107. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 107. ayet. لَّا تَرَىٰ فِيهَا عِوَجًا وَلَآ أَمْتًا

    Diyanet İşleri

    "Orada hiçbir çukur, hiçbir tümsek göremeyeceksin."

    Mehmet Okuyan

    Orada hiçbir çukur ve tümsek göremeyeceksin."

    Mustafa İslamoğlu

    orada ne bir çukur ne de bir tümsek göreceksin!"

    Muhammed Esed

    (öyle ki) orada ne kıvrım ne de tümsek göreceksin".

    Ahmed Hulusi

    "Orada ne çukur ne de tümsek görmezsin. "

    Ali Bulaç

    "Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek."

    Ali Özek ve heyeti

    Orada ne bir iniş, ne de bir yokuş görebileceksin.

    Ali Rıza Safa

    "Orada, ne bir eğrilik ne de bir tümsek görmeyeceksin!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Orada ne bir iniş ne de bir yokuş görebileceksin."

    Edip Yüksel

    "Orda ne ufak bir eğrilik ne de bir tümsek göreceksin."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Orda ne ufak bir eğrilik ne de bir tümsek göreceksin.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Orada ne bir eğrilik, ne de bir yumruluk göremeyeceksin.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onda ne bir eğrilik ne bir yumruluk göremiyeceksin

    Erhan Aktaş

    Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göremezsin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göremezsin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Orada ne bir çukur ne de bir tümsek göremezsin.

    Gültekin Onan

    "Orada ne bir eğrilik göreceksin, ne de bir tümsek."

    Hasan Basri Çantay

    "Onlarda ne bir iniş, ne de bir yokuş görmeyeceksin".

    İbni Kesir

    Orada ne bir çukur, ne de bir tümsek göreceksin.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Artık orada ne bir çukur, ne de bir tümsek görebilirsin?

    Süleyman Ateş

    Orada ne bir eğrilik, ne de bir tümsek görmeyeceksin.

    Süleymaniye Vakfı

    Orada herhangi bir çukur da bir tümsek de göremeyeceksin!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Orada ne bir alçaklık ne de yükseklik göreceksin.

    Şaban Britch

    Artık orada ne bir çukur ne de bir tümsek görebilirsin?

    Şaban Piriş

    Artık orada ne bir çukur ne de bir tümsek görebilirsin?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Yerlerinde bir eğrilik de bir yumruluk da görmeyeceksin."

  10. Tâhâ suresi, 108. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 108. ayet. يَوْمَئِذٍ يَتَّبِعُونَ ٱلدَّاعِىَ لَا عِوَجَ لَهُۥ وَخَشَعَتِ ٱلْأَصْوَاتُ لِلرَّحْمَٰنِ فَلَا تَسْمَعُ إِلَّا هَمْسًا

    Diyanet İşleri

    O gün kendisinden yan çizmek mümkün olmayan davetçiye (İsrafil'e) uyarlar. Sesler, Rahman'ın azametinden dolayı kısılmıştır. Artık sadece fısıltı işitebilirsin.

    Mehmet Okuyan

    O gün insanlar yan çizemeyecekleri davetçiye uyacaklardır. dipnot 1 Rahmân'ın (huzurunda) sesler kısılmış olacaktır. Fısıltıdan başka hiçbir şey duymayacaksın.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada sözü edilen davetçi, mahşerdeki yargılama için insanları çağıran görevli "melek" olmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    O gün onların (tümü), kendisine karşı yanlış yapamayacakları bir davetçiye tabi olmak durumundadırlar: artık bütün sesler O rahmet kaynağının azametinden dolayı iyice kısılmıştır; öyle ki, boğuk bir uğuldu dışında hiçbir ses işitemeyeceksin.

    Muhammed Esed

    O Gün herkes, kendisinden kaçıp kurtulmak kabil olmayan bir davetçinin peşinden gider; ve tüm sesler o sınırsız rahmet Sahibi'nin huzurunda saygıyla kısılır; öyle ki yalnızca cansız, baygın bir uğultu işitirsin.

    Ahmed Hulusi

    O süreçte zorunlu uyulacak davetçiye tabi olurlar. . . Rahman korkusuyla sesler kesilir. . . Derinden gelen iniltiden başka bir şey işitmezsin.

    Ali Bulaç

    O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahman (olan Allah)a karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün hiç kimseye meyletmeden herkesi mahşere davet eden (davetçiy)e uyarlar. Rahmân için sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Ali Rıza Safa

    O gün, kendisinden kaçılamayan çağrıcıya uyarlar. Bağışlayanın karşısında, sesler saygıyla kısılır; artık, cansız bir uğultudan başka şey duymazsın.

    Bayraktar Bayraklı

    "O gün insanlar, davetçiye uyacaklar. Ona karşı yan çizme yoktur. Artık, Rahman'ın hürmetine sesler kısılmıştır. Bu yüzden fısıltıdan başka bir ses işitemezsin."

    Edip Yüksel

    O gün, en ufak bir sapma göstermeden çağırıcıya uyarlar. Sesler Rahman'ın huzurunda kısılmıştır; fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün, en ufak bir sapma göstermeden çağırıcıya uyarlar. Sesler Rahman'ın huzurunda kısılmıştır; fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün davetçiye hiçbir yana sapmadan uyacaklar. Öyle ki, Rahman'ın heybetinden sesler kısılmıştır; artık bir hışırtıdan başka birşey işitmezsin.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O gün da'vetçiye ı'vicasız tebe'ıyyet edecekler öyle ki Rahmanın heybetinden sesler kısılmıştır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsin

    Erhan Aktaş

    O Gün, dipnot 1 hiçbir tarafa sapmadan, davetçiye uyarlar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hesap sorma zamanı, yalnızca Allah'ın belirlediği ilke ve kuralların geçerli olduğu gün.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O gün, hiçbir tarafa sapmadan, davetçiye uyarlar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün, hiçbir tarafa sapmadan, davetçiye uyarlar. Rahman'a karşı sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Gültekin Onan

    O gün, kendisinden sapma imkanı olamayan çağırıcıya uyacaklar. Rahmana karşı sesler kısılmıştır; artık bir hırıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Hasan Basri Çantay

    "O gün o da'vetciye — kendisine muhaalefet etmeksizin — uyub izinden gideceklerdir. Çok esirgeyici (Allahın heybetinden) sesler kısılmışdır. Artık bir hışırtıdan başka bir şey işitmezsin".

    İbni Kesir

    O gün; hiç bir tarafa sapmadan o davetçiye uyacaklardır. Sesler, Rahman' ın heybetinden kısılmıştır ve sen; fısıltıdan başka bir şey işitmezsin.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O günde davetçiye uyarlar. Hiçbir tarafa sapmayarak giderler. Rahman’ın huzurunda sesler kısılmış olacak. Kıpırdayan dudakların fısıltısından başkasını duyamayacaksın.

    Süleyman Ateş

    O gün hiç pürüzü olmayan çağrıcıya uyarlar; (ondan sapma imkanı yoktur). Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün sesler Rahman için kısılacak, bir tarafa sapmadan dosdoğru o davetçinin peşinden gideceklerdir dipnot 1 . Fısıltıdan başka bir şey duyamayacaksın."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. (Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaatten yararlanma hakkına sahip olamayacaktır. (Taha 20/86-87)

    Şaban Britch

    O gün hiç sapmadan çağırana uyarlar, Rahman’ın karşısında sesler kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Şaban Piriş

    O gün hiç sapmadan çağırana uyarlar, sesler Rahman'ın korkusundan kısılmıştır. Fısıltıdan başka bir şey işitemezsin.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O gün, eğip bükmesi olmayan davetçiye uyarlar. Rahman'ın huzurunda sesler kısılır, artık bir hışıltıdan başka bir şey işitmezsiniz.

  11. Tâhâ suresi, 109. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 109. ayet. يَوْمَئِذٍ لَّا تَنفَعُ ٱلشَّفَٰعَةُ إِلَّا مَنْ أَذِنَ لَهُ ٱلرَّحْمَٰنُ وَرَضِىَ لَهُۥ قَوْلًا

    Diyanet İşleri

    O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

    Mehmet Okuyan

    O gün Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden razı olduğundan başkasına şefaat yarar sağlayamayacaktır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Enbiyâ 21:28, Zümer 39:43-44 ve Necm 53:26. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    O gün, kendisine O rahmet kaynağının geçit verdiği ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasına şefaatin hiçbir yararı olmayacak.

    Muhammed Esed

    O Gün, hakkında sınırsız rahmet Sahibi'nin izin verdiği, sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasına kayırmanın, arka çıkmanın bir yararı olmayacaktır.

    Ahmed Hulusi

    O gün şefaat fayda vermez. . . Sadece Rahman'ın izin verdiği ve sözüne (illa Allah diyen) razı olduğu kimse müstesna!

    Ali Bulaç

    O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün, Rahmân'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığından başkasının şefaati fayda vermez.

    Ali Rıza Safa

    O gün, Bağışlayanın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının ara buluculuğu yarar sağlamaz.

    Bayraktar Bayraklı

    "O gün, Rahman'ın izin verdiğinden ve sözünden hoşnut olduğundan başkasının şefaati fayda vermez."

    Edip Yüksel

    O gün, kimseden başkasının şefaati (aracılığı) yarar vermez. Rahman'ın izin verdiği ve sözünü uygun gördüğü hariç. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran, sadece Tanrı'nın kararına uygun olarak konuşanlara söz verileceğini bildirerek, müşriklerin elçilere ve erdemli kişilere yüklediği "kurtarıcı" fonksiyonu reddeder. 2:48; 19:87.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünü uygun gördüğü kimseden başkasının şefaatı (aracılığı) yarar vermez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başka, hiç kimsenin şefaati fayda vermez.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O gün şefaat faide vermez, ancak Rahmanın izin verdiği ve sözüne razı olduğu kimse müstesna

    Erhan Aktaş

    O Gün, şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yani, Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseye şefaat/yardım edilecek. Diğer bir anlatımla; ayet, "şefaat edecek" kimselerden değil, kimlere "şefaat edileceğinden" söz etmektedir. Şefaat edilecek, yani yardım görecek olan kimseler, yüzlerce ayette de ifade edildiği gibi "iman eden ve salihatı yapan" kimseler olacaktır. Ayette sözü edilen, "Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler," dünya hayatlarında iman eden ve salihatı yapan kimselerden başkası değildir. Diğer bir ifade ile ayet, "torpilin" olacağından değil, olmayacağından söz etmektedir. Bu ayete, çevirilerin büyük bir çoğunluğunda: "O Gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz." şeklinde anlam verilmektedir. "Birilerinin şefaat edeceği" şeklinde verilen bu anlam kesinlikle bir ön yargının sonucudur ve yanlıştır. Lafız olarak da anlam olarak da birilerinin "şefaat edeceğinden" değil; Allah'ın kimlere şefaat edeceğinden, yani işlerini kolaylaştıracağından, yardım edeceğinden söz edilmektedir. Kur'an, Allah'ın yanı sıra başka birilerinin "şefaat" edebileceği anlayış ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Kur'an'a göre Allah'ın yanı sıra başka birilerinin şefaat edebileceğine inanmak kesinlikle şirktir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin Günü dipnot 1 , şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç. dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Yevme izin", terkibi, "Sadece Allah'ın belirlediği ilke ve kuralların geçerli olduğu gün, " demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yani, Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseye şefaat/yardım edilecek. Diğer bir anlatımla; ayet, "şefaat edecek" kimselerden değil, kimlere "şefaat edileceğinden" söz etmektedir. Şefaat edilecek, yani bağışlanacak olan kimseler, yüzlerce ayette de ifade edildiği gibi "iman eden ve salihatı yapan" kimseler olacaktır. Ayette sözü edilen, "Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler, " dünya hayatlarında inanan ve salihatı yapan kimselerden başkası değildir. Diğer bir ifade ile ayet, "torpilin" olacağından değil, olmayacağından söz etmektedir. Bu ayete, çevirilerin büyük bir çoğunluğunda: "O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz." şeklinde anlam verilmektedir. "Birilerinin şefaat edeceği" şeklinde verilen bu anlam kesinlikle bir ön yargının sonucudur ve yanlıştır. Lafız olarak da anlam olarak da birilerinin "şefaat edeceğinden" değil; Allah'ın kimlere şefaat edeceğinden, yani işlerini kolaylaştıracağından, yardım edeceğinden söz edilmektedir. Kur'an, Allah'ın yanı sıra başka birilerinin "şefaat" edebileceği anlayış ve inancını kesin ve açık bir şekilde reddetmektedir. Kur'an'a göre Allah'ın yanı sıra başka birilerinin şefaat edebileceğine inanmak kesinlikle şirktir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İzin Günü, şefaat fayda vermez. Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse hariç. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yani, Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseye şefaat/yardım edilecek. Diğer bir anlatımla; ayette, kimlerin "şefaat edeceğinden" değil, kimlere "şefaat edileceğinden" söz edilmektedir. Şefaat edilecek, yani bağışlanacak olan kimseler, yüzlerce ayette de ifade edildiği gibi "iman eden ve salihatı yapan" kimseler olacaktır. Ayette sözü edilen, "Rahman'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseler," dünya hayatlarında inanan ve salihatı yapan kimselerden başkası değildir. Diğer bir ifade ile ayette, "torpilin" olacağından değil, olmayacağından söz edilmektedir. Bu ayete, mevcut çevirilerde şu şekilde anlam verildiği görülmektedir: "O gün, Rahman (olan Allah)'ın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz. Ayete, "birilerinin şefaat edeceği" şeklinde anlam vermek kesinlikle bir ön yargının sonucudur. Lafız olarak da anlam olarak da ayet, kimlerin şefaat edeceğini değil; Allah'ın kimlere şefaat edeceğini, yani işlerini kolaylaştıracağını, yardım edeceğini ifade etmektedir.

    Gültekin Onan

    O gün, Rahmanın kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimseden başkasının şefaati bir yarar sağlamaz.

    Hasan Basri Çantay

    O gün çok esirgeyici (Allahın) kendisine izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimselerden başkasının şefaati faide vermez.

    İbni Kesir

    O gün; Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnud olduğu kimseden başkasının şefaati fayda vermez.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez.

    Süleyman Ateş

    O gün Rahman'ın izin verip sözünden hoşlandığı kimseden başkasının şefa'ati fayda vermez.

    Süleymaniye Vakfı

    O gün dipnot 1 şefaat, Rahman'ın onay verdiği ve lehine söz söylenmesine razı olduğu kişilerden başkasına fayda sağlamaz dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      O gün, yeniden dirilme ile başlayıp sonsuza kadar devam edecek olan Kıyamet /mezardan kalkış günüdür (Araf 7/32).
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah'tan başkasının şefaat yetkisi olmadığı için (En'am 6/51, Secde 32/4, Zümer, 39/43-44) şefaati ancak onun yetki vereceği kişiler yapabilirler. Ahirette kimileri doğrudan cennete gideceklerdir. Bunlar, büyük günah işlemedikleri (Nisa 4/31, Necm 53/31-32) veya sevapları günahlarından fazla olduğu için (A'raf 7/8, Karia 101/6-7). cehennemin hışırtısını dahi duymayacaklardır (Enbiya 21/101-103). Bilerek şirk günahı işlemediği halde (Al-i İmran 3/105-106, Nisa 4/115-116) günahı sevabından fazla olanlar ise cehennemde cezalarını çektikten sonra (Karia 101/8-11) cennete gireceklerdir (Meryem 19/68-72). Cennet ile cehennem arasında bir sur olacaktır (Hadid 57/12-15). Surun yüksek yerleri A'raf'tır (Fahrettin er-Razi). Cennete gidenler oradan cehenneme bakabileceklerdir (Saffat 37/50-59). A'raf üzerinde, herkesi yüzlerinden tanıyan değerli şahsiyetler olacaktır (A'raf 7/46). Çünkü o gün kafirlerin yüzü kara, müminlerininki ak olur (Al-i İmran 3/106-107). Allah'ın şefaatten yararlanma hakkı verdikleri, yüzleri ak olanlardır (Meryem 19/87). Onlara kimin şefaat edeceğini de Allah belirleyecektir (Taha 20/109, Sebe 34/23). Bunlar, şefaatten sonra cennete girecekler (A'raf 7/46-49) ve oradaki yakınlarının yanlarına yerleştirileceklerdir (Tur 52/21).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün şefaat, sadece Rahman'ın onay verdiği ve lehine söz söylenmesini kabul ettiği kişiye fayda sağlar dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bunlar, günahları sevaplarından çok olduğu halde şirk günahı işlememiş olanlardır. Allah Teala şöyle demiştir: "Tartıları (sevapları) ağır gelen mutlu bir yaşayış içine girer.Kimin de tartıları (sevapları) az olursa onun da anası Haviye olur. Haviye nedir, nereden bileceksin? O, kızgın bir ateştir." Allah, şirk günahı işlememiş olanlara bağışlanma sözü vermiştir. İlgili ayetlerden biri şöyledir: "Allah, kendisine ortak koşulmasını (şirki) bağışlamaz. Bunun altında olan günahları, düzenine uygun gördüğü kişi için bağışlar. Kim Allah'a ortak koşarsa, O'na büyük bir iftirada bulunmuş olur." (Nisa 4/48) Allah'ın koyduğu düzen günahı sevabından çok olanın ceza çekmesidir. Cehenneme gidenlerle ilgili şu iki ayet konuya son noktayı koymaktadır: "Günahkarları, suya koşarcasına cehenneme sevk edeceğiz. (Orada) Rahman'dan söz almış olanlar dışında kimse şefaat hakkına sahip olamayacaktır" (Meryem 19/86-87) Rahman'dan söz alanlar, şirke düşmemiş olanlardır. Şefaat, bunların bir süre cezalarını çektikten sonra bağışlanıp Cennetteki yakınlarının yanına yerleştirilmeleridir.

    Şaban Britch

    O gün, Rahman’ın izin verdiği ve sözünden razı olduğu kimselerden başkasına şefaat fayda vermez.

    Şaban Piriş

    O gün, Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşlandığı kimselerden başkasına şefaat fayda vermez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O gün şefaat yarar sağlamaz. Ancak Rahman'ın izin verdiği ve sözünden hoşnut olduğu kimse müstesna...

  12. Tâhâ suresi, 110. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 110. ayet. يَعْلَمُ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُمْ وَلَا يُحِيطُونَ بِهِۦ عِلْمًا

    Diyanet İşleri

    O, önlerindekini ve arkalarındakini (dünyadaki ve ahiretteki durumlarını) bilir. Onların bilgisi ise Rahman'ı kuşatamaz.

    Mehmet Okuyan

    (Allah şefaat bekleyenlerin) önündekilerini de arkalarındakini de bilir. dipnot 1 Onlar, bilgi bakımından O'nu kuşatamazlar.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Bakara 2:255; Enbiyâ 21:28; Hacc 22:76.

    Mustafa İslamoğlu

    O onların bildiklerini de, bilmediklerini de biliyor; fakat insan bilgi (kapasitesinin sınırlılığı) sebebiyle bunu asla kavrayamaz.

    Muhammed Esed

    (Çünkü) O, insanların gözleri önünde olanı da, onlardan saklı tutulanı da bütünüyle bilmektedir, ama onlar O'nu bilgice asla kuşatamazlar.

    Ahmed Hulusi

    Onların önlerindekini de, arkalarındakini de (geçmiş ve geleceklerini) bilir. . . O'nun ilmini ihata edemezler.

    Ali Bulaç

    O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.

    Ali Özek ve heyeti

    O, onların önlerindekini de arkalarındakini de bilir; fakat onlar, bilgileriyle O'nu (Allah'ı) kuşatamazlar.

    Ali Rıza Safa

    Onların yaptıklarını ve yapacaklarını bilir. Oysa onlar, O'nu, bilgiyle kavrayamazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    "O, insanların geleceklerini de geçmişlerini de bilir. Onlar, bilgi olarak Allah'ı kuşatamazlar."

    Edip Yüksel

    Hiç kimse O'nu bilgice kavrayamazken, O onların geçmişini de geleceğini de bilir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Hiç kimse O'nu bilgice kavrayamazken, O onların geçmişini de geleceğini de bilir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O, onların geleceklerini de bilir geçmişlerini de. Fakat onların bilgisi O'nu kapsayamaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O onların önlerindekini ve arkalarındakini bilir, onlar ise onu ılmen ihata edemezler

    Gültekin Onan

    O, önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onlar ise, bilgi bakımından O'nu kavrayıp kuşatamazlar.

    Hasan Basri Çantay

    O, onların önlerindekileri de, arkalarındakilerini de bilir. Onların ilmi ise asla bunu kavrayamaz.

    İbni Kesir

    O, onların önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onların hiç birinin ilmi asla bunu kavrayamaz.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah; önlerindekini de, arkalarındakini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi O'nu kuşatamaz.

    Süleyman Ateş

    O, onların önlerindekini ve arkalarındakini (geçmişlerini ve geleceklerini) bilir; onlar ise bilgice O'nu kavrayamazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yaptıklarını da geriye bıraktıklarını da O bilir. Ama onlar (şefaat edecekler) bunları bilemezler.

    Şaban Britch

    Allah, önlerindekini de; arkalarındakini de bilir. Onların hiçbirinin ilmi ise O'nu kuşatamaz.

    Şaban Piriş

    Allah, önlerindekini de; arkalarındakini de bilir. Onların ilmi bunu kavrayamaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların önden gönderdiklerini de arkada bıraktıklarını da bilir, ama onlar O'nu ilimle kuşatamazlar.

  13. Tâhâ suresi, 111. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 111. ayet. وَعَنَتِ ٱلْوُجُوهُ لِلْحَىِّ ٱلْقَيُّومِ وَقَدْ خَابَ مَنْ حَمَلَ ظُلْمًا

    Diyanet İşleri

    Bütün yüzler; diri, yaratıklarına hakim ve onları koruyup gözeten Allah'a boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen, mutlaka hüsrana uğramıştır.

    Mehmet Okuyan

    (Bütün) yüzler, gerçek diri ve hayatı elinde tutan (Allah) için boyun eğmiş (olacak)tır. Zulüm (şirk) yüklenen (yüzler) ise elbette perişan olacaktır.

    Mustafa İslamoğlu

    Her şeyi ayakta tutan Mutlak Diri'nin huzurunda yüzler yere eğilmiştir ve sıtına zulüm yükünü yüklenen kimsenin işi bitmiştir.

    Muhammed Esed

    Ve var olan her şeyin kaynağı, dayanağı olan O kendine yeterli ebedi, diri varlık önünde (o Gün) yüzler saygı ve hicapla eğilir; ve zulmün yüküyle yüklü olanın soluğu kesilir, gücü tükenir.

    Ahmed Hulusi

    Vechler (yüzler), Hayy ve Kayyum'a zillet ile boyun eğmiştir. . . Bir zulüm yüklenen (halife oluşunu fark edemeden vefat eden) kimse hakikaten kaybetmiştir.

    Ali Bulaç

    (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    Yüzler, Hayy (diri) ve (Kayyûm) her şeye hakim olan (Allah)'a boyun eğerler. Yükü zulüm olanlar ise, hüsrana uğrarlar.

    Ali Rıza Safa

    Yaşayan ve Sonsuz Olan; Her Şeyin Kaynağı ve Dayanağı önünde yüzler eğilir. Haksızlık yüklenenler ise acınacak durumlara düşmüşlerdir.

    Bayraktar Bayraklı

    Bütün yüzler, diri ve her şeye hakim olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen ise gerçekten perişan olmuştur.

    Edip Yüksel

    Tüm yüzler O Yaşayan, Ebedi Yöneticiye çevrilmiştir. Zulüm yüklenenler kaybedecektir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Tüm yüzler O Yaşayan, Ebedi Yönetici'ye çevrilmiştir. Zulüm yüklenenler kaybedecektir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bütün yüzler, o diri ve herşeyi gözetip durana baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen gerçekten hüsrana uğramıştır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bütün yüzler o hayyü kayyuma baş eğmiş ve bir zulüm yüklenen cidden haib olmuştur

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Yüzler, Hayy dipnot 1 ve Kayyum dipnot 2 olanın önünde eğilmiştir. Zulüm taşıyıcılar perişan olmuştur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mutlak Diri/canlı olan; ezeli ve ebedi hayat sahibi olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bütün yarattıklarını gözetip kollayan, her şeyi ayakta tutan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Yüzler, Hayy dipnot 1 ve Kayyum dipnot 2 olanın önünde eğilmiştir. Zulüm taşıyıcılar perişan olmuştur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mutlak Diri/canlı olan; ezeli ve ebedi hayat sahibi olan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bütün yarattıklarını gözetip kollayan, her şeyi ayakta tutan.

    Gültekin Onan

    (Artık bütün) Yüzler, diri, kaim olanın önünde eğik durmuştur ve zulüm yüklenen ise yok olup gitmiştir.

    Hasan Basri Çantay

    (Artık bütün) yüzler (ezelde ve ebedde) diri ve herşey'e bihakkın haakim olan Allaha baş eğmişdir. Zulüm yükü taşıyanlar ise hakıykaten husrane uğramışdır.

    İbni Kesir

    Ve bütün yüzler Hayy ve Kayyum olan Allah'a baş eğmiştir. Bir zulüm yükü taşıyanlar ise gerçekten hüsrana uğramıştır.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ve yüzler Hayy ve Kayyum olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen hüsrana uğramıştır.

    Süleyman Ateş

    Bütün yüzler, o diri ve yöneticiye boyun eğmiştir. Zulüm yüklenen perişan olmuştur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Başlar dipnot 1 , diri ve sürekli işinin başında olan Allah için eğilecektir. Yanlış yük yüklenenler de umduklarını bulamayacaklardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Küme küme

    Şaban Britch

    Ve yüzler Hayy ve Kayyum olan Allah için eğilip boyun bükmüştür. Zulüm yüklenen hüsrana uğramıştır.

    Şaban Piriş

    Ve yüzler hayat sahibi, görüp gözetene dönmüştür. Zulüm yüklenen hüsrana uğramıştır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bütün yüzler o Hayy ve Kayyum önünde yere inmiştir. Zulüm taşıyan perişan olup gitmiştir.

  14. Tâhâ suresi, 112. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 112. ayet. وَمَن يَعْمَلْ مِنَ ٱلصَّٰلِحَٰتِ وَهُوَ مُؤْمِنٌ فَلَا يَخَافُ ظُلْمًا وَلَا هَضْمًا

    Diyanet İşleri

    Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse, o, ne zulme uğramaktan korkar, ne yoksun bırakılmaktan.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat, kim de mü'min olduğu halde erdemli davranırsa, artık o ne haksızlığa uğramaktan ne de (cehenneme) yem olmaktan korksun.

    Muhammed Esed

    Buna karşılık, inanıp da dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan kimseye gelince: böyle birinin, haksızlığa uğramaktan ya da (hak ettiği karşılıktan) yoksun bırakılmaktan korkmasına hiçbir sebep yoktur.

    Ahmed Hulusi

    Kim imanlı olarak doğru fiiller ortaya koyarsa, o, bir haksızlığa uğramaktan ve hakkının çiğnenmesinden korkmaz.

    Ali Bulaç

    Kim de bir mü'min olarak, salih olan amellerde bulunursa, artık o, ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.

    Ali Özek ve heyeti

    Her kim, mümin olarak iyi olan işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.

    Ali Rıza Safa

    Oysa kim inanmış olarak erdemli edimler yaparsa, artık, ne haksızlıktan ne de yoksun bırakılmaktan korkmasın.

    Bayraktar Bayraklı

    Her kim, mümin olarak iyi işlerden yaparsa, artık o, ne zulümden ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.

    Edip Yüksel

    Gerçeği onaylayıp erdemli davrananlar herhangi bir haksızlıktan ve güçlükten korkmayacaktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İnançlı olduğu halde erdemli davrananlar herhangi bir haksızlıktan ve güçlükten korkmayacaktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim de mümin olarak yararlı işler yaparsa, ne bir zulümden korkar, ne de çiğnenmeden.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her kim de mü'min olarak salih amellerden işlerse o vakıt o, ne bir zulümden korkar, ne çiğnenmeden

    Erhan Aktaş

    İman Eden biri olarak salihatı yapan kimse ise haksızlığa uğramaktan da hakkının yeneceğinden de korkmaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İnanan biri olarak salihatı yapan kimse ise haksızlığa uğramaktan da hakkının yeneceğinden de korkmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İnanan biri olarak salihatı dipnot 1 yapan kimse ise haksızlığa uğramaktan da hakkının yeneceğinden de korkmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.

    Gültekin Onan

    Kim de (bir) inançlı olarak salih amellerde bulunursa, artık o ne zulümden korksun, ne hakkının eksik tutulmasından.

    Hasan Basri Çantay

    Kim, bir mü'min olarak, iyi iyi amel (ve hareket) lerde bulunursa o, ne (seyyiatının) artırılmasından, ne (hasenatının) ekşitilmesinden endişe etmez.

    İbni Kesir

    Kim de inanmış olarak salih ameller işlerse; o, zulümden ve hakkının yenmesinden korkmaz.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Mümin olarak salih amel işleyen kimse, zulme uğratılmaktan da korkmaz, (hakkının) eksiltilmesinden de.

    Süleyman Ateş

    Kim inanarak iyi olan işlerden yaparsa artık o, ne zulümden, ne de hakkının çiğnenmesinden korkar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim inanıp güvenerek iyi işler yaparsa, ne haksızlıktan ne de hakkının yenmesinden korkar.

    Şaban Britch

    Mümin olarak salih ameller yapan ise zulümden ve hakkının eksiltilmesinden korkmaz.

    Şaban Piriş

    Mümin olarak doğruları yapan ise zulümden ve hakkının yenmesinden korkmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Mümin olarak hayra ve barışa yönelik iyilikler yapan ise ne haksızlığa uğratılmaktan korkar ne de ezilip horlanmaktan.

  15. Tâhâ suresi, 113. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 113. ayet. وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ قُرْءَانًا عَرَبِيًّا وَصَرَّفْنَا فِيهِ مِنَ ٱلْوَعِيدِ لَعَلَّهُمْ يَتَّقُونَ أَوْ يُحْدِثُ لَهُمْ ذِكْرًا

    Diyanet İşleri

    İşte böylece biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve Allah'a karşı gelmekten sakınsınlar, yahut onlara bir uyarı versin diye onda tehditleri teker teker sıraladık.

    Mehmet Okuyan

    Biz o (Kur'an'ı), insanlar takvâlı (duyarlı) olsunlar veya onlar için (gerçeği) hatırlama oluştursun diye Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve uyarıları onda tekrar tekrar açıkladık.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve böylece Biz bu (vahyi) Arapça bir hitap olarak indirdik; ve ondaki tüm uyarıları bütün boyutlarıyla ortaya serdik: Belki sorumluluk duyarlar veya (bu mesaj) onları (fıtratlarında zaten) var olanı hatırlatarak yeniden ortaya çıkarır diye.

    Muhammed Esed

    İşte böylece bu (vahyi mesajı) Biz sana Arap diliyle (ifade edilmiş) bir hitabe olarak indirdik; ve onda her türden uyarıyı apaçık dile getirdik ki, insanlar Bize karşı sorumluluk bilinci taşısınlar; yahut bu (kitap) onlarda yepyeni bir bilinç uyanıklığı meydana getirsin.

    Ahmed Hulusi

    İşte böylece O'nu Arapça bir Kur'an olarak inzal ettik; Onun içinde tehditkar haberleri, sonları, türlü türlü açıkladık. . . Umulur ki korunurlar (arınırlar) yahut (Kur'an) onlara bir öğüt olur.

    Ali Bulaç

    Böylece biz onu, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Biz onu böylece Arapça bir Kur’an olarak indirdik ve onda ikazları tekrar tekrar açıkladık. Umulur ki onlar (bu sayede günahtan) korunurlar; yahut da o (Kur'an) kendileri için bir ibret ortaya koyar.

    Ali Rıza Safa

    Ve işte böylece, Onu, çok kolay anlaşılacak Kur'an olarak indirdik ve uyarıları Onda anlattık; böylece, belki sorumluluk bilincine erişirler veya onlara bir öğreti olur diye.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz, onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. Onda uyarıları ayrıntılı olarak açıkladık ki, belki saygılı olurlar, yahut onlara bir hatırlatma yapar.

    Edip Yüksel

    Biz, böylece onu Arapça bir Kuran olarak indirdik. Erdemli davranırlar veya onlar için bir öğüt olur diye onda geleceğin haberlerini çeşitli biçimlerde açıkladık. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu ayetin bir başka anlamı için bak 43:3.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz, böylece onu Arapça bir Kuran olarak indirdik. Erdemli davranırlar veya onlar için bir öğüt olur diye onda geleceğin haberlerini çeşitli biçimlerde açıkladık.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte böylece Biz onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü şekillerde tekrarladık ki, belki korunur takva yolunu tutarlar ya da o onlarda bir düşünme, ibret alma meydana getirir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve işte onu böyle Arabi bir Kur'an olarak indirdik ve bunda vaiydden türlü şekilde tekrar yaptık, ki belki korunur takva yolunu tutarlar, yahud da o, onlara bir zikr ihdas eyler

    Erhan Aktaş

    Sana onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. O'nda, uyarıları teker teker bildirdik. Böylece takva dipnot 1 sahibi olurlar veya onlar için öğüt veren bir söz olur.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Takva, korunmak demektir. Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak fucur, günah, kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı kendisini korumak ve güvene almaktır. Takva, kelime anlamı olarak zarar verecek şey ile korunacak şey arasına konan engel demektir. Muttaki: Takva sahibi olan. Takva "Fucur"un karşıtıdır (38:28; 91:8). Facir, fütursuzca günaha dalan, Hakk'tan Batıl'a sapan kimse demektir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sana onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. O'nda, uyarıları teker teker bildirdik. Böylece takva dipnot 1 sahibi olurlar veya onlar için öğüt veren bir söz olur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahiy ile kötülükten korunmak. Takva, korunmak, önlemek, saklamak. Kişinin vahye içtenlikle uyarak kendisini kötü, zararlı ve tehlikeli şeylere karşı koruması ve güvene almasıdır. Takva, sözcük olarak zarar verecek şey ile korunacak şey arasına konan engel demektir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sana onu Arapça bir Kur'an olarak indirdik. O'nda, uyarıları teker teker bildirdik. Böylece takva dipnot 1 sahibi olurlar veya onlar için bir öğüt olur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Korunma; Allah'ın buyruklarına içtenlikle uyarak; o buyruklarla, kötü ve zararlı şeylere karşı kendisini korumaya, güvenceye almak.

    Gültekin Onan

    Böylece biz onu, Arapça bir Kuran olarak indirdik ve onda korkulacak şeyleri türlü şekillerde açıkladık; umulur ki korkup sakınırlar ya da onlar için düşünme (yeteneğini) oluşturur.

    Hasan Basri Çantay

    Biz onu böylece Arabca bir Kur'an olarak indirdik, onda tehdidlerden (nicesini) tekrar tekrar açıkladık. Olur ki (meaasiden) korunurlar, yahud o, kendilerinde yeni bir haatıra ve ibret canlandırır.

    İbni Kesir

    Biz onu böylece Arapça bir Kur'an olarak indirdik. Belki sakınırlar veya onlara ibret verir diye tehditleri açıkladık.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Böylece onu Arapça bir Kur’ân olarak indirdik ve onda tehditlerimizi tekrar ettik. Olur ki korkarlar yahut o onlara bir ibret ve öğüt olur.

    Süleyman Ateş

    Biz sana onu böyle Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onda tehditleri türlü biçimlere çevirip açıkladık ki korunsunlar. Yahut (Kur'an,) onlara bir hatırlama yaptırsın.

    Süleymaniye Vakfı

    Böylece bunu /Kur'an'ı, Arapça kur'anlar /ayet kümeleri dipnot 1 halinde indirdik. Tehditleri de onun içinde, değişik biçimlerde anlattık ki yanlışlardan sakınsınlar ya da Kur'an onlar için bir bilgi oluştursun.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an, karaa (قرأ) fiilinin mastarı olan kur (القُرْء) veya kar (القَرْء)'dan türetilmiştir; anlamı, toplama ve birleştirmedir. Mastar olarak kullanıldığı gibi bütünlük ve küme anlamında isim olarak da kullanılır. Allah'ın kitabına Kur'an denmesi, bütün sureleri toplayıp bir araya getirmesi sebebiyledir (Lisanu'l-Arab). Arapçada Kur'an (قُرْآنً)'ın çoğulu olmadığından tekil için de çoğul için de kullanılır. Bu sebeple kur'an (قُرْآن) kelimesine, bağlamına göre, kur'anlar diye de anlam verilebilir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Böylece onu, Arapça kur'an dipnot 1 olarak indirdik. Belki çekinirler ya da bilgi edinirler diye tehditleri onun içine, değişik şekillerde yerleştirdik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kümeler halinde, küme küme

    Şaban Britch

    Biz onu işte böyle Arapça Kur’an olarak indirdik. Belki sakınırlar veya onlara ibret olur diye tehditleri o kitapta türlü türlü açıkladık.

    Şaban Piriş

    -Biz onu işte böyle Arapça Kur'an olarak indirdik. Belki sakınırlar veya onlara ibret olur diye tehditleri o kitapta açıkladık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz onu işte böyle, Arapça bir Kur'an olarak indirdik ve onun içinde tehditleri türlü ifadelerle sıraladık ki sakınabilsinler, yahut da Kur'an onlara yeni bir hatırlatıcı/hatırlatma sunsun.

  16. Tâhâ suresi, 114. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 114. ayet. فَتَعَٰلَى ٱللَّهُ ٱلْمَلِكُ ٱلْحَقُّ وَلَا تَعْجَلْ بِٱلْقُرْءَانِ مِن قَبْلِ أَن يُقْضَىٰٓ إِلَيْكَ وَحْيُهُۥ وَقُل رَّبِّ زِدْنِى عِلْمًا

    Diyanet İşleri

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme. "Rabbim! İlmimi arttır" de.

    Mustafa İslamoğlu

    Sonuçta, aşkın olan Allah,mutlak otoritenin sahibi olarak mutlak hakikatin de kaynağıdır: şu halde O'nun vahyi tamamıyla sana ulaştırılmadan önce, Kur'an hakkında tez canlı davranarak (sonuç çıkarma), fakat, "Rabbim, ilmimi artır!" de.

    Muhammed Esed

    Öyleyse, (bil ki) Allah, var olan her şeyin ötesindeki yüceler yücesidir; mutlak ve nihai egemenlik sahibi, mutlak ve nihai Gerçek'tir; dolayısıyla, Kuran'ın vahyi sana bütünüyle ulaştırılmadan önce onun hakkında (görüş bildirmekte) tezlik gösterme; fakat (daima) "Ey Rabbim, benim ilmimi artır!" de.

    Ahmed Hulusi

    Melik ve Hak olan Allah ne yücedir! O'nun vahyi sana bitmeden önce Kuran'ı (tekrara) acele etme ve: "Rabbim ilmimi arttır" de.

    Ali Bulaç

    Hak olan, biricik hükümdar olan Allah yücedir. Onun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kur'an'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim, ilmimi arttır."

    Ali Özek ve heyeti

    Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana O'nun vahyi tamamlanmazdan önce Kur'an'ı (okumakta) acele etme ve «Rabbim, benim ilmimi artır» de.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek Olan Egemen Allah, Yüceler Yücesidir. dipnot 259 O'nun bildirimi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında acele etme. Ve şunu söyle: "Efendim! Bilgimi artır!"

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 259
      "Allah, yüceler yücesidir!" anlamına gelen "Allahu Teala" söylemi, halk arasında anlamı bilinmeden söylenen bir Kur'an ayeti ve Allah'a övgü yakarışıdır. Bu söylem, bu ayette ve 23:116 ayetinde, "Gerçek olan Egemen Allah, yüceler yücesidir" biçiminde; 10:18, 16:1, 17:43, 28:68, 30:40 ve 39:67 ayetlerinde, "Allah, onların ortaklar koştuklarından ayrıktır ve yüceler yücesidir." biçiminde; 72:3 ayetinde "Şanı, yüceler yücesidir." biçiminde tekrarlanır.

    Bayraktar Bayraklı

    Gerçek hükümdar olan Allah yücedir. Kur'an sana vahyedilirken, vahiy bitmeden önce tekrarlamakta acele etme ve "Rabbim, ilmimi arttır!" de!

    Edip Yüksel

    Gerçek Yönetici olan ALLAH çok yücedir. Sana vahyi tamamlanmadan önce Kuran'ı (anlamak için) acele etme ve, "Efendim, bilgimi arttır" de. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * İlk okuyuşta anlayamadığımız bir ayeti, ikinci veya üçüncü okuyuşumuzda anlayabiliriz. Bazı ayetleri anlamak için Kuran'ın perspektifini kazanmak gerekir. Bazen de herhangi bir ayeti yıllar sonra ani bir ilham yoluyla anlayabiliriz. Kuran'ı, güçlü ve net yayın yapan bir radyo istasyonuna benzetirsek, biz de radyoya benzeriz. Gelenekler ve çevrenin etkisiyle kazandığımız yanlış bilgi ve tavırların oluşturduğu parazit yayınlar Tanrısal yayını olduğu gibi işitmemize engel olabilir. * Ayrıca dalga ayarımız, transistörün durumu, pilin gücü ve antenin yönü gibi bizim kişisel tavır, ilgi ve bilgi durumumuza bağlı olan nedenler zayıf işitmemize veya hiç almamamıza neden olabilir. Hadisçi-Sünnetçi radyolar, Kuran kanalından parazitli ve kesintili yayın almaya mahkumdur (2:20).

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gerçek Yönetici olan ALLAH çok yücedir. Sana vahyi tamamlanmadan önce Kuran'ı (anlamak için) acele etme ve, 'Rabbim, bilgimi arttır,' de.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Demek ki Allah, O hak hükümdar, yüceler yücesidir !.. Sana vahyi tamamlanmadan önce Kur'an'ı okumakta acele etme ve: "Rabbim, benim ilmimi artır!" de.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Demek ki Allah o hak şehinşah yüksek, çok yüksek, maamafih sana vahyi tamam edilmeden evvel Kur'anı acele etme ve de ki "rabbım artır beni ılimce"

    Erhan Aktaş

    Her şeyin gerçek egemeni olan Allah, yücedir. Kur'an'ın sana vahyedilmesi bitirilmeden önce acele etme. "Rabb'im bana bilgiyi arttır." de.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Her şeyin gerçek egemeni olan Allah, yüceler yücesidir. Kur'an'ın sana vahyedilmesi bitirilmeden önce acele etme. "Rabb'im bana bilgiyi arttır." de.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Her şeyin gerçek egemeni olan Allah, yüceler yücesidir. Kur'an'ın sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce acele etme. "Rabb'im bana bilgiyi arttır." de. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayet önemli bir ilkeyi belirtmektedir; bir konuda açıklama yapabilmek için Kur'an'ın tamamı dikkate alınmalıdır, diğer bir ifade ile Kur'an, bir bütün olarak ele alınmalıdır. Ve ayrıca kesin bilgi sahibi olunmadan bir konuda yargıda bulunulmamalıdır.

    Gültekin Onan

    Hak olan, biricik hükümdar olan Tanrı yücedir. Onun vahyi sana gelip tamamlanmadan evvel, Kuran'ı (okumada) acele etme ve de ki: "Rabbim ilmimi arttır."

    Hasan Basri Çantay

    (Öyle ya, o Hak kelamıdır. Padişahlar) padişah (ı) olan, Hak olan Allah (ın şaanı) çok yücedir. Sana onun vahyi tamamlanmazdan evvel Kur'an (ı okumada) acele etme, "Rabbim, benim ilmimi artır" de.

    İbni Kesir

    Gerçek hükümdar olan Allah; yücedir. Kur'an sana vahyedilirken; vahiy bitmezden önce unutmamak için acele tekrar edip durma ve: Rabbım, ilmimi artır, de.

    Mehmet Alagaş

    (99-114) Kesin olan şu ki sana katımızdan bir zikir de verdik, kim ondan yüz çevirirse kesinlikle o, kıyamet günü sorumlulu ğunu taşır, orada kalıcıdır, kıyamet günü onlar için ne kötü bir yüktür. Sur'a üfürüldüğü gün suçluları gözlerinin akı çıkmış şekilde toplayacağız, Aralarında gizli gizli sadece on gün kaldınız diye konuşurlar. Biz ne dediklerini biliyoruz, yine aynı yolda olanlar / yoldaşları ise siz ancak bir gün kaldınız diyorlar. Sana dağlardan soruyorlar de Rabbim onları toz haline getirip savuracaktır. Onları tümseksiz, düz bir ova şeklinde bırakacaktır. Orada / dünyada tepelik bir yer herhangi bir kıvrım göremeyeceksin. O gün işinde herhangi bir yanlış yapmayan çağırıcıya tabi olurlar. Rahman'a karşı sesleri kesiktir. Soluk sesleri /nefes hırıltıları dışında bir şey işitmezler. O gün Allah'ın sözlerinden hoşnut olup ta izin verdiği kimsenin ki hariç şefaatin de faydası yoktur. Onların elleriyle sunduklarını ve geri de bıraktıklarını bili r, onu ilmen kuşatamazlar. Yüzleri, ayakta olana, diri olana / Allah’a boyun eğmiştir. Zulüm taşıyan lar / zulüm yüklenenler kesin olarak mahvolmuştur. Her kim de iman ederek salih amel işliyorsa onun zulmedilme ve hakkının çiğnenmesi korkusu yoktur. Bu şekilde biz sana o Kur'an'ı Arapça / bedevi diliyle indirdik, onda vaatlerimizden bahsettik, böylelikle belki sakınırlar veya onlara anlatılan bir öğüt / yahut hatırlatma olur. Gerçek saltanat sahibi olan Allah, yücedir, Vahyin sana gerçekleşmesi tamamlanmadan önce Kuran da acele etme, Rabbim ilmimi artır de.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerçek Melik/Hükümran olan Allah yücedir. Sana vahyedilmesi tamamlanmadan önce Kur’an’ı okumakta acele etme ve: “Rabbim! İlmimi arttır.” de.

    Süleyman Ateş

    Gerçek hükümdar olan Allah, yücedir. Sana vahyedilmesi henüz tamamlanmadan Kur'an'ı acele okumağa kalkma; "Rabbim, ilmimi artır!" de.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gerçek hükümdar olan Allah pek yücedir. Kur'anın dipnot 1 vahyi tamamlanmadan hüküm vermekte acele etme. "Rabbim ilmimi (bilgimi) artır" de.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      ilgili anlam kümesinin

    Şaban Britch

    Gerçek Melik/Hükümran olan Allah, üstündür. Vahyi sana tamamlamadan önce Kur’an’a/okumaya acele etme ve “Rabbim ilmimi artır!” de.

    Şaban Piriş

    Gerçek hükümran olan Allah, yücedir, Vahyi sana tamamlamadan önce Kur'an'a / okumaya acele etme ve "Rabbim bilgimi artır!" de.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O Melik/o hak hükümdar olan Allah, yüceler yücesidir. Sana vahyi tamamlanmadan önce, Kur'an hakkında aceleci olma. Şöyle de:"Rabbim, ilmimi artır!"

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.