Tâhâ suresi · 115–127. ayetler

Âdem ve İblîs; zikirden yüz çevirenler

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Tâhâ suresi, 115. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 115. ayet. وَلَقَدْ عَهِدْنَآ إِلَىٰٓ ءَادَمَ مِن قَبْلُ فَنَسِىَ وَلَمْ نَجِدْ لَهُۥ عَزْمًا

    Diyanet İşleri

    Andolsun, bundan önce biz Adem'e (cennetteki ağacın meyvesinden yeme, diye) emrettik. O ise bunu unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

    Mehmet Okuyan

    Yemin olsun ki biz daha önce de Âdem'e (ağaca yaklaşmaması için) ahit (emir) vermiştik de o unutmuştu ve onda bir kararlılık bulamamıştık.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve doğrusu Biz Adem'e, her şeyden önce, talimatımıza (uygun bir fıtrat) nakşetmiştik; fakat o buna yabancılaştı; dolayısıyla Biz onu bu hususta kararlılık sahibi bulmadık.

    Muhammed Esed

    Ve gerçek şu ki, biz Adem'e önceden buyruğumuzu ulaştırmıştık; ne var ki o bunu unuttu; o'nu, yaratılışındaki amaçta azimli ve gayretli bulmadık.

    Ahmed Hulusi

    Bundan önce Adem'i bilgilendirmiştik. . . (Fakat) O unuttu. . . Onu (uyarıyı uygulamada) azimli bulmadık.

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun biz, daha önce de Adem'e ahit (emir ve vahiy) vermiştik. Ne var ki o, (ahdi) unuttu. Onda azim de bulmadık.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, daha önce, Âdem'den söz aldık; bu arada unuttu. Kendisinde bir kararlılık görmedik.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki, daha önce Adem'e emretmiştik, fakat unuttu; onu gayretli de bulamadık.

    Edip Yüksel

    Geçmişte Adem'den söz almıştık; ancak unuttu. Biz onda bir azim ve kararlılık görmedik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Geçmişte Adem'den söz almıştık; ancak unuttu. Biz onda bir azim ve kararlılık görmedik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gerçek şu ki, bundan önce Adem'e bir emir verdik, ama o unuttu ve Biz onda bir azim de bulmadık.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Filhakıka bundan evvel Ademe ahid verdik de unuttu ve biz onda bir azim bulmadık

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki Biz, bundan önce Adem'e ahit dipnot 1 verdik, ancak o unuttu. Onu azimli bulmadık.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyması gereken kurallar konusunda ona yükümlülük verdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki Biz, bundan önce Âdem'e ahit dipnot 1 verdik, ancak o unuttu. Onu azimli bulmadık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyması gereken kurallar konusunda ona yükümlülük verdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki Biz, bundan önce Âdem'e ahit dipnot 1 verdik, ancak o unuttu. Onu azimli bulmadık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uyması gereken kurallar konusunda ondan söz aldık.

    Gültekin Onan

    Andolsun, biz bundan önce Adem'e ahid vermiştik, fakat o, unutuverdi. Biz onda bir kararlılık bulmadık.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun biz bundan evvel Ademe de vahy (ve emr) etmişizdir. Fakat unutdu o. Biz onda bir azim bulmadık.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Biz, daha önce Adem'e de ahid vermiştik. Fakat o unuttu ve Biz onda bir azim bulmadık.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki biz daha önce Adem’e vahyetmiştik. Fakat o unuttu, biz onu azimli bulmadık.

    Süleyman Ateş

    Andolsun biz, önceden Adem'e (o ağaçtan yememesini) emretmiştik, unuttu. Biz onda bir azim (ve sebat) bulmadık.

    Süleymaniye Vakfı

    Daha önce Adem'e bir emir vermiştik ama onu aklından çıkardı. Onda bir kararlılık görmedik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Vaktiyle Âdem'e bir görev yükledik ama unuttu dipnot 1 . Onda bir kararlılık bulamadık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Şeytanın kendi düşmanı olduğunu unuttu ve onun sözüne uydu. Halbuki Allah Teala şöyle demiti:  Şeytan sizin düşmanınızdır. Sakın sizi bu bahçeden çıkarmasın.(Ta Ha 20/117)
    2. metne dön, dipnot 2
      Buradaki kararlılık, Allah'ın emirlerine uyma konusunda gösterilmesi gereken kararlılıktır.

    Şaban Britch

    Daha önceleri biz, Adem’e ahit/emir vermiştik. Fakat onu unuttu. Onu azimli de bulmadık.

    Şaban Piriş

    Daha önceleri biz, Adem'e öğüt vermiştik, Fakat onu unuttu. Onu azimli bulmadık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, biz daha önce Adem'e ahit verdik de unuttu; biz onda bir kararlılık bulamadık.

  2. Tâhâ suresi, 116. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 116. ayet. وَإِذْ قُلْنَا لِلْمَلَٰٓئِكَةِ ٱسْجُدُوا۟ لِـَٔادَمَ فَسَجَدُوٓا۟ إِلَّآ إِبْلِيسَ أَبَىٰ

    Diyanet İşleri

    Hani meleklere, "Adem için saygı ile eğilin" demiştik de, İblis'ten başka melekler hemen saygı ile eğilmişler; İblis bundan kaçınmıştı.

    Mehmet Okuyan

    Hani meleklere "Âdem için (Allah'a) secde edin." demiştik; onlar da hemen secde etmişlerdi. İblis hariç. dipnot 1 O, (secde etmemekte) direnmişti.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet "Adem'e secde edin" değil de "Adem için (Allah'a) secde edin" şeklinde tercüme edilmelidir. İblis'in secde etmemesiyle ilgili bkz. Bakara 2:34, dipnot 3.

    Mustafa İslamoğlu

    Hani meleklere "Adem(oğlu) için emre amade olun!" dediğimiz zaman, onların tümü hemen emre amade olmuştu; fakat sadece İblis yüz çevirmişti.

    Muhammed Esed

    (Şöyle ki:) Biz meleklere, "Adem'in önünde yere kapanın!" dediğimiz zaman, İblis'in dışında, onların hepsi yere kapandı; (İblis bunu yapmaya) yanaşmadı;

    Ahmed Hulusi

    Hani biz meleklere (arz kuvvelerine) "Secde edin Adem'e (şuur varlığa)" demiştik de, İblis hariç, (hepsi) hemen secde ettiler. . . (İblis) kaçınmıştı!

    Ali Bulaç

    Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis'in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o, ayak diremişti.

    Ali Özek ve heyeti

    Bir zaman biz meleklere: Âdem'e secde edin! demiştik. Onlar hemen secde ettiler; yalnız İblis hariç. O, diretti.

    Ali Rıza Safa

    Meleklere; "Âdem'e secde edin!" dediğimizde, İblis dışında secde ettiler; kaçındı.

    Bayraktar Bayraklı

    Meleklere, "Adem'e secde ediniz!" demiştik. İblis'ten başka herkes secde etmişti.

    Edip Yüksel

    "Adem'e secde edin" dediğimizde melekler secde ettiler, ancak İblis hariç; o reddetti.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Adem'e secde edin,' dediğimizde melekler secde ettiler, ancak İblis hariç; o reddetti.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve o vakti düşün ki, meleklere: "Adem için secde edin!" dedik, hemen secde ettiler;ancak İblis dayattı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve düşün o vaktı ki: Melaikeye "Adem için secde edin" dedik, hemen secde ettiler, ancak İblis dayattı

    Erhan Aktaş

    Hani! Meleklere: "Adem'e secde edin. dipnot 1 " demiştik. Hemen secde etmişlerdi, İblis ise bundan kaçınmıştı.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 17:61. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Hani! Meleklere: "Âdem'e secde edin." dipnot 1 demiştik. Hemen secde etmişlerdi, iblis ise bundan kaçınmıştı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Secde; itaat etmek, emrine amade olmak, değerini takdir etmek, üstünlüğünü kabul etmek ve saygı göstermek. İçtenlikle boyun eğmek. Allah'ın evrene koyduğu işleyiş yasalarına tabi olmak. Yere kapanmak.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Hani! Meleklere: "Âdem'e secde edin." dipnot 1 demiştik. Hemen secde etmişlerdi, iblis ise bundan kaçınmıştı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Saygı gösterin, değerini takdir edin. Ayette yer alan secde sözcüğü, tıpkı salatta/namazda yapılan secde gibi algılanmaktadır. Oysaki bu sözcük, yer aldığı ayetlerin tamamında saygı gösterme, selama durma, selamlama gibi anlamlara gelmekte olup, yere kapanmakla bir ilgisi bulunmamaktadır.

    Gültekin Onan

    Hani biz meleklere: "Adem'e secde edin" demiştik, İblis"in dışında (diğerleri) secde etmişlerdi, o ayak diremişti.

    Hasan Basri Çantay

    Hani meleklere: "Adem için secde edin" demişdik de İblisden başkaları secde etmişlerdi. O ise dayatmışdı.

    İbni Kesir

    Hani meleklere demiştik ki: Adem'e secde edin. İblis'ten başka hepsi secde etmiş, o ise dayatmıştı.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hani meleklere: Âdem'e secde edin demiştik de, hemen secde ettiler. İblis ise kaçındı.

    Süleyman Ateş

    Meleklere: "Adem'e secede edin," demiştik, secde ettiler, yalnız İblis diretti.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir gün meleklere "Adem'e secde edin /onun karşısında saygıyla eğilin! dipnot 1 " dedik; İblis hariç hemen secde ettiler ama İblis direndi.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Secdenin kök anlamı eğilmedir (Müfredat). Bu sebeple Güneş, Ay, gezegenler, dünya ve yıldızlar arasında oluşan eğimler /deklinasyon ve ona bağlı olarak gölgenin uzayıp kısalması, "secde" kelimesiyle ifade edilmiştir (Nahl 16/48, Ra'd 13/15). Bazı ayetlerde sadece itaat anlamında (Hac 22/18, İnşikak 84/21), bazılarında da itaat ile birlikte fiziki eğilme anlamında kullanılır (Bakara 2/34, 58, Nisa 4/154, A'raf 7/161, Yusuf 12/4 ve 100). Nitekim namazda, vücudumuz ayaklar, eller ve dizler üzerinde yere paralelken alnı yere koymak da Allah'a itaat ederek eğilme anlamındaki secdedir (Nisa 4/102-103).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir gün meleklere "Âdem'e secde edin!" demiştik, hemen secdeye kapanmışlardı ama İblis secde etmedi, direndi.

    Şaban Britch

    Hani meleklere: Adem'e secde edin demiştik de hemen secde ettiler. İblis ise kaçındı.

    Şaban Piriş

    Hani meleklere: -Adem için secde edin demiştik de hemen secde ettiler. İblis ise secde etmedi, kaçındı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Hani meleklere "Adem'e secde edin" demiştik de İblis müstesna hepsi secde etmişti. İblis dayatmıştı.

  3. Tâhâ suresi, 117. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 117. ayet. فَقُلْنَا يَٰٓـَٔادَمُ إِنَّ هَٰذَا عَدُوٌّ لَّكَ وَلِزَوْجِكَ فَلَا يُخْرِجَنَّكُمَا مِنَ ٱلْجَنَّةِ فَتَشْقَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    Biz de şöyle dedik: "Ey Âdem! Şüphesiz bu (İblis), sen ve eşin için bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra mutsuz olursun."

    Mehmet Okuyan

    Demiştik ki: "Ey Âdem! Bu (İblis) hem senin için hem de eşin için düşmandır. Sakın sizi cennetten (bahçeden) çıkarmasın! Sonra sıkıntı çekersin.

    Mustafa İslamoğlu

    Bunun üzerine Biz de "Ey Adem!" demiştik, "İşte bu, sana ve eşine tarifsiz bir düşmanlık beslemektedir; dolayısıyla, onun sizi bu has bahçeden çıkarma girişimlerine karşı çok dikkatli olun; yoksa bedbaht olursun!

    Muhammed Esed

    ve bunun üzerine Adem'e: "Ey Adem!" dedik, "Gerçek şu ki, bu senin ve eşinin düşmanıdır; öyleyse, dikkat edin, sizi (bu) hasbahçeden çıkarıp da seni bedbaht kılmasın.

    Ahmed Hulusi

    Dedik ki: "Ey Adem, kesinlikle şu (iblis, vehmini tahrik eden kendini beden kabul etme fikri) senin ve eşin (bedenin) için bir düşmandır! Sakın sizi (kendinizi şuur {meleki yapı - kuvve} olarak yaşadığınız) cennetten (bedenselliğe - bilinç yaşamı boyutuna) çıkarmasın; sonra şaki (kendini beden sınırlamasının mutsuzluğu içinde bulan ve bunun sonuçlarını yaşayarak yanan) olursun!" Not: Burada anlatılmak istenen, müşahedemizdekine göre özetle şudur: Adem ismiyle işaret edilen, yokken, Allah Esma'sının ihtiva ettiği ruh {manalar bütünü} üflenerek, bir "şuur varlık" halinde beyinde yani madde bedenden açığa çıkarılmıştır. Beyin bu açığa çıkarılışı kabul edecek şekilde 'tesviye' edildikten sonra, açığa çıkan bu El Esma ruhu - data olan şuur varlık, meleki bir yapı - boyut olarak cinsiyetsizdir. Ne var ki beyinin oluşum sürecinde karındaki ikinci beyin denen nöronlar topluluğunun ve diğer organların yolladığı verilerin beyinde oluşturduğu "ben bu bedenim" düşüncesi, iblis tarafından da kullanılarak, Adem'i, kendini beden kabul noktasına düşürmüştür. İblis diye tanımlanan cin türünün, {göze göre görünmez} ışınsal bedenli varlığın, beyine yolladığı impulse ile tahrik ettiği kendini beden olarak kabullenme fikriyle, şuurun hakikati örtülmüş; kendisini, eşi diye tanımlanmış olan beden kabulü noktasına indirmiştir. Beyin, yapısı itibarıyla, veri tabanını oluşturan genetik bilgiler, şartlanmalar, değer yargıları ve bunun getirisi duygular ile çeşitli fikirler doğrultusunda açığa çıkan bilincin, akıl kuvvesini değerlendirmesiyle kendi DÜNYASI İÇİNDE YAŞAR! Bilincin yani oluşmuş benliğin, şuur boyutunu oluşturan Allah Esma'sına 'İman' etmesi ve "orijin BEN"deki özelliklerle yaşayarak farkında olmadığı meleki denen kuvvelere ermesi istenir. Ona bu hatırlatılmak üzere BİLGİ {KİTAP} yollanır! İşin doğrusunun bu olduğu 'hatırlatılmaktadır'. Şuur ise bu bağlardan öte, hakikati Allah ilmine uzanan meleki kuvve - nurdur. Şuur, kalp veya daha deriniyle hakikati aksettirmesi itibarıyla 'fuad' (Esma mana özelliklerini beyine yansıtıcılar - kalp nöronları) diye anlatılır. Fuad adıyla işaret edilen hakikati kavrama özelliği ana rahminde 120. günde ya beyne aksettirilir o takdirde kişi "said" olarak nitelendirilir; ya da aksettirilemez ve beyinde bu açılım olmaz, bu defa da o kişi "şaki" diye tanımlanır. Bundan sonra o nöronların işlevi kopyalandığı beyinden devam eder. "Ayna nöronlar" konusunun bir kapsamı da bu olaydır tespitimize göre! Şuurun, eşi olarak kendisine geçici süre verilmiş olan beden ise, kah maddeden meydana gelmesi itibarıyla 'arzın dabbesi', kah bedendeki hayvanlarla ortak özellikler dolayısıyla 'en'am', kah da şuurun meleki vasfını sınırlaması veya örtmesi fikrini beyinde tetiklemesi itibarıyla 'şeytan' diye tanımlanmıştır. "İnsan" diye tanımlanmış "şuur", kendi orijin yapısını, bedende gözünü açması dolayısıyla da unutmuş, 'hatırlamaz' olduğu için 'zikir - hatırlatıcı' gönderilmiştir. Kur'an bilgisi, 'zikir' yani 'hatırlatıcı'dır. İnsana hakikatini hatırlatmak içindir. Beyin - beden kabulünün getirisi sınırlı - kayıtlı cehennemi bedensel yaşam; şuur boyutundaki meleki boyuttaki seyir ise cennet yaşamı olarak tanımlanmaktadır. Bütün bu olaylar ve cennet - cehennem tasvirleri bir kısım ayetlerde vurgulandığı üzere, tamamıyla misal yollu benzetme ve işaret yollu anlatımdır. Cennet şuur yaşamı ve şuurdan, El Esma özelliklerinin açığa çıktığı bir yaşam olduğu içindir ki; biyolojik - hayvansı beden var olmadığı ve dahi söz konusu olmadığı içindir ki; buna dair oluşlar da o boyutta yer almaz. Onun için cennetin gerçekte, çok algı dışı bir yaşam boyutu olduğuna işaret edilmiştir. Konunun detayları ayrı bir kitap mevzuudur. Ancak Kuran'daki işaretlerin yerli yerinde değerlendirilip anlaşılması için bu kadar bir özet anlayışımızı buraya eklemeyi uygun gördüm. Eksik veya yanlış müşahedem oluşmuşsa bağışlanma dilerim. Hakikatini bilen Allah'tır. A. H. )

    Ali Bulaç

    Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."

    Ali Özek ve heyeti

    Bunun üzerine: Ey Âdem! dedik, bu, hem senin için hem de eşin için büyük bir düşmandır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra yorulur, sıkıntı çekersin!

    Ali Rıza Safa

    Bunun üzerine, "Ey Âdem!" dedik; "Aslında, işte bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; mutsuz olursunuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa mutsuz olursun. Zira cennette ne acıkırsın ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Edip Yüksel

    "Adem" dedik, "Bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi bahçeden çıkarmasın, yoksa perişan olursun."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Adem,' dedik, 'Bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa perişan olursun.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunun üzerine Biz de: "Ey Adem, haberin olsun, bu, sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten çıkarmasın, sonra mutsuz olursun.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunun üzerine biz de ya Adem dedik: haberin olsun bu sana ve zevcene düşmandır, sakın sizi Cennetten çıkarmasın ki sonra bedbaht olursun

    Erhan Aktaş

    Bunun üzerine Biz de: "Ey Adem! Kuşkusuz bu sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi cennetten dipnot 1 çıkarmasın. Sonra mutsuz olursun." dedik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Söz konusu cennet, ahiretteki Cennet değildir. Adem, bu dünyada ve bu dünyanın toprağından yaratılmıştır. Cennet, kelime anlamı olarak, "yeşilliklerle örtülü toprak parçası" demektir. Çıkılacak cennet de böylesi bir yerdir. Yoksa ahiretteki Cennet'te İblisin bir rolü yoktur ve orada bir kısıtlama da söz konusu değildir. Orada ne suç vardır ne de ceza.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bunun üzerine Biz de: "Ey Âdem! Kuşkusuz bu sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi Cennet'ten dipnot 1 çıkarmasın. Sonra mutsuz olursun." dedik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Söz konusu cennet, ahiretteki cennet değildir. Adem, bu dünyada ve bu dünyanın toprağından yaratılmıştır. Cennet, sözcük anlamı olarak, "yeşilliklerle örtülü toprak parçası" demektir. Çıkılacak cennet de böylesi bir yerdir. Yoksa ahiretteki Cennette iblisin bir rolü yoktur ve orada bir kısıtlama da söz konusu değildir. Orada ne suç vardır ne de ceza.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bunun üzerine Biz de: "Ey Âdem! Kuşkunuz olmasın ki bu sana ve eşine düşmandır. Sakın sizi Cennet'ten dipnot 1 çıkarmasın. Sonra mutsuz olursun." dedik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Söz konusu cennet, ahiretteki cennet değildir. Adem, bu dünyada ve bu dünyanın toprağından yaratılmıştır. Cennet, sözcük anlamı olarak, "yeşilliklerle örtülü toprak parçası" demektir. Çıkılacak cennet de böylesi bir yerdir. Yoksa ahiretteki Cennette iblisin bir rolü yoktur ve orada bir kısıtlama da söz konusu değildir. Orada ne suç vardır ne de ceza.

    Gültekin Onan

    Bunun üzerine dedik ki: "Ey Adem, bu gerçekten sana ve eşine düşmandır; sakın sizi cennetten sürüp çıkarmasın, sonra mutsuz olursun."

    Hasan Basri Çantay

    Biz de: "Ey Adem, demişdik, hiç şübhesiz ki bu, senin de, zevcenin de düşmanıdır. Bundan dolayı sakın sizi cennetden çıkarmasın o. Sonra zahmete düşersin".

    İbni Kesir

    Biz de demiştik ki: Ey Adem, doğrusu bu, hem senin hem de eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın. Yoksa bedbaht olursun.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ey Âdem! Bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht, mutsuz olursun." dedik.

    Süleyman Ateş

    Dedik ki: "Ey Adem, bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın, sizi cennetten çıkarmasın, sonra yorulursun."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Dedik ki "Bak Âdem! Bu sana da eşine de düşmandır. Sakın sizi bu bahçeden çıkarmasın yoksa mutsuz olursun.

    Şaban Britch

    Ey Adem, bu senin ve eşinin düşmanıdır. sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa sıkıntı çekersin, dedik.

    Şaban Piriş

    -Ey Adem, bu senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa sıkıntı çekersin, dedik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bunun üzerine biz şöyle demiştik: "Ey Adem! Şu, senin de eşinin de düşmanıdır, dikkat et de sizi cennetten çıkarmasın; sonra bedbaht olursun."

  4. Tâhâ suresi, 118. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 118. ayet. إِنَّ لَكَ أَلَّا تَجُوعَ فِيهَا وَلَا تَعْرَىٰ

    Diyanet İşleri

    "Şüphesiz senin için orada aç kalmak, çıplak kalmak yoktur."

    Mehmet Okuyan

    Orada (cennette) acıkmayacak ve çıplak kalmayacaksın.

    Mustafa İslamoğlu

    Zira aklından çıkarma ki burada aç değilsin, açık değilsin;

    Muhammed Esed

    (O hasbahçe ki,) orada acıkmaman ve kendini çıplak hissetmemen sağlanmıştır;

    Ahmed Hulusi

    "Oysa senin için onda (biyolojik - hayvansı - madde beden olmadığı için) ne acıkma (hissi) var ne de çıplak kalma!"

    Ali Bulaç

    Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."

    Ali Özek ve heyeti

    Şimdi burada senin için ne acıkmak vardır, ne de çıplak kalmak.

    Ali Rıza Safa

    "Kuşkusuz, orada, ne aç kalırsın ne de çıplak kalırsın!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa mutsuz olursun. Zira cennette ne acıkırsın ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Edip Yüksel

    "Burda ne acıkırsın, ne de açıkta kalırsın."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Burda ne acıkırsın, ne de açıkta kalırsın.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Çünkü senin acıkmaman ve çıplak kalmaman oradadır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman oradadır

    Erhan Aktaş

    "Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Senin için orada acıkmak ve açıkta kalmak yoktur.

    Gültekin Onan

    Şüphesiz ki, senin acıkmaman ve çıplak kalmaman orda (cennette kalmana bağlı)dır."

    Hasan Basri Çantay

    "Çünkü senin acıkmaman, çıplak kalmaman hep oradadır".

    İbni Kesir

    Zira cennette ne acıkırsın, ne de çıplak kalırsın.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Oysa Cennet'te ne acıkırsın, ne de açık/çıplak kalırsın.

    Süleyman Ateş

    "Şimdi burada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın."

    Süleymaniye Vakfı

    Burada ne açlık çekersin ne de çıplak kalırsın.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Burada ne açlık çekersin ne de çıplak kalırsın.

    Şaban Britch

    Oysa cennette ne acıkırsın ne de açık kalırsın.

    Şaban Piriş

    Oysa cennette ne acıkırsın ne de açık kalırsın.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Senin burada ne acıkman söz konusudur ne de çıplak kalman."

  5. Tâhâ suresi, 119. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 119. ayet. وَأَنَّكَ لَا تَظْمَؤُا۟ فِيهَا وَلَا تَضْحَىٰ

    Diyanet İşleri

    "Orada ne susuzluk çekersin, ne de güneş altında kalırsın."

    Mehmet Okuyan

    Orada susamayacak ve kuşluk sıcağından da etkilenmeyeceksin."

    Mustafa İslamoğlu

    yine unutma ki burada ne susuzluk çekersin, ne de sıcağa maruz kalırsın!"

    Muhammed Esed

    keza, orada susamaman ve güneşin sıcaklığından etkilenmemen de sağlanmıştır".

    Ahmed Hulusi

    "Kesinlikle sen onda (yeni madde - biyolojik bedensiz yaratılışın dolayısıyla) ne susarsın ne de güneşten yanarsın!"

    Ali Bulaç

    Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da."

    Ali Özek ve heyeti

    Yine burada sen, susuzluk çekmeyecek, sıcaktan da bunalmayacaksın.

    Ali Rıza Safa

    "Kuşkusuz, orada, ne susuzluk çekersin ne de sıcaktan bunalırsın!"

    Bayraktar Bayraklı

    - "Ey Adem! Doğrusu bu, senin ve eşinin düşmanıdır. Sakın sizi cennetten çıkarmasın, yoksa mutsuz olursun. Zira cennette ne acıkırsın ne de çıplak kalırsın; orada ne susarsın, ne de güneşin sıcağında kalırsın" dedik.

    Edip Yüksel

    "Burda ne susuzluk çeker, ne de sıcaktan bunalırsın."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Burda ne susuzluk çeker, ne de sıcaktan bunalırsın.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    ve sen orada susamazsın ve güneşte yanmazsın." dedik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve sen orada susamazsın ve Güneşte yanmazsın

    Erhan Aktaş

    "Orada susuz kalmazsın ve sıcaktan zarar görmezsin."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Orada susuz kalmazsın ve sıcaktan zarar görmezsin."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Orada susuz kalmazsın ve sıcaktan zarar görmezsin.

    Gültekin Onan

    Ve gerçekten sen burada susamayacaksın ve güneş altında yanmayacaksın da."

    Hasan Basri Çantay

    "Ve sen hakıykaten burada susamayacaksın, Güneş (in sıcağı altında da) kalmayacaksın".

    İbni Kesir

    Orada ne susarsın, ne de güneşte yanarsın.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ne susuzluk hissedersin, ne de Güneşin sıcağında kalırsın.

    Süleyman Ateş

    "Ve sen susamayacaksın, kuşluk vakti güneşi(nin ısısı)ndan etkilenmeyeceksin."

    Süleymaniye Vakfı

    Burada susuzluk çekmez, güneş altında da kalmazsın."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Burada susuz kalmaz, güneş ışığından etkilenmezsin."

    Şaban Britch

    Ne susuzluk hissedersin, ne de güneşin sıcağında kalırsın

    Şaban Piriş

    Ne susuzluk hissedersin ne de güneşte yanarsın.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ve sen burada ne susayacaksın ne de güneşten yanacaksın."

  6. Tâhâ suresi, 120. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 120. ayet. فَوَسْوَسَ إِلَيْهِ ٱلشَّيْطَٰنُ قَالَ يَٰٓـَٔادَمُ هَلْ أَدُلُّكَ عَلَىٰ شَجَرَةِ ٱلْخُلْدِ وَمُلْكٍ لَّا يَبْلَىٰ

    Diyanet İşleri

    Nihayet şeytan ona vesvese verip şöyle dedi: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacını ve yok olmayan bir saltanatı göstereyim mi?"

    Mehmet Okuyan

    (Buna rağmen), şeytan ona (Âdem'e) vesvese verip dipnot 1 "Ey Âdem! Sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir otoriteyi göstereyim mi?" demişti. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle özellikle Hz. Adem'in cennetten çıkartılma nedeninin şeytan olduğunu göstermektedir. Sanıldığı veya iddia edildiği gibi Hz. Adem'in cennetten çıkartılmasının sebebi eşi Hz. Havva değil, İblis'tir. Benzer mesajlar: Bakara 2:36; A‘râf 7:20.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesaj: A‘râf 7:20.

    Mustafa İslamoğlu

    Hal böyleyken Şeytan onu vehimlere sürükleyerek "Ey Adem!" dedi, "Sana sonsuzluk ağacını ve sonu gelmez bir saltanatın (yolunu) göstereyim mi?"

    Muhammed Esed

    Ne var ki, Şeytan o'na sinsice fısıldayarak: "Ey Adem!" dedi, "Sana sonsuzluk ağacını ve (dolayısıyla) hiç çökmeyecek bir hükümranlığı(n yolunu) göstereyim mi?"

    Ahmed Hulusi

    (Sonunda) Şeytan ona vesvese verip: "Ey Adem, sana ölümsüzlük ağacını ve eskiyip yok olmaz mülkü bildireyim mi?" dedi.

    Ali Bulaç

    Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"

    Ali Özek ve heyeti

    Derken şeytan onun aklını karıştırıp «Ey Âdem! dedi, sana ebedîlik ağacını ve sonu gelmez bir saltanatı göstereyim mi?»

    Ali Rıza Safa

    Sonunda, şeytan, Ona fısıldayarak, şöyle dedi: "Ey Âdem! Sonsuzluk ağacını ve asla yok olmayacak bir yönetimi sana göstereyim mi?" dipnot 260

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 260
      Adem peygamber ve eşinin şeytan tarafından aldatılması, Tevrat'ta yılan tarafından aldatılması olarak yazılmıştır. Tevrat, Yaratılış 3:1-24 ayetleri, özetle, şöyledir: "Allah, ‘Bahçenin ortasındaki ağacın meyvesini yemeyin, yoksa ölürsünüz.' dedi. Yılan ‘Kesinlikle ölmezsiniz. O ağacın meyvesini yediğinizde gözleriniz açılacak; iyiyle kötüyü bilerek Allah gibi olacaksınız.' Kadın, ağacın meyvesinin yemek için uygun olduğunu ve bilgelik kazanmak için çekici olduğunu gördü; meyveyi koparıp yedi. Yanındaki kocasına verdi; o da yedi. İkisinin de gözleri açıldı; çıplak olduklarını anladılar. İncir yapraklarını dikerek, kendilerine önlük yaptılar."

    Bayraktar Bayraklı

    Ama, şeytan ona vesvese verip, "Ey Adem! Sana sonsuzluk ağacını ve çökmesi olmayan bir hükümranlık göstereyim mi?" dedi.

    Edip Yüksel

    Sapkın, "Adem, sana ebedilik ağacını ve tükenmez bir egemenliği göstereyim mi?" diye ona fısıldadı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Şeytan, 'Adem, sana ebedilik ağacını ve tükenmez bir egemenliği göstereyim mi,' diye ona fısıldadı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Derken şeytan ona vesvese verdi: "Ey Adem, sana sonsuzluk ağacını ve çürümesi olmayan bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Derken Şeytan ona vesvese verdi: ey Adem! sana kılağuzluk edeyim mi Huld ağacına ve çürümez mülke? dedi.

    Erhan Aktaş

    Sonra şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: "Ey Adem! Sana ebedilik ağacı ve yok olmayacak bir egemenlik dipnot 1 için yol göstereyim mi?"

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Veya varlık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: "Ey Âdem! Sana ebedilik ağacı ve yok olmayacak bir egemenlik dipnot 1 için yol göstereyim mi?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Veya varlık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra şeytan ona vesvese verdi. Dedi ki: "Ey Âdem! Sana süreklilik ağacı ve bitmeyecek bir mülk dipnot 1 için yol göstereyim mi?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Varlık.

    Gültekin Onan

    Sonunda şeytan ona vesvese verdi; dedi ki: "Sana sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir mülkü haber vereyim mi?"

    Hasan Basri Çantay

    Nihayet şeytan onu fitledi: "Ey Adem, dedi, seni ebedilik ağacına, zeval bulmayacak bir devlete (ulaşdırmaya) delalet edeyim mi"?

    İbni Kesir

    Ama şeytan ona vesvese verdi ve: Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir mülkü göstereyim mi? dedi.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonunda Şeytan ona vesvese verdi: "Ey Âdem!" dedi. "Sana ebedilik/sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir saltanatı göstereyim mi?"

    Süleyman Ateş

    Nihayet şeytan ona fısıldayıp: "Ey Adem, sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak bir hükümranlığı göstereyim mi? dedi.

    Süleymaniye Vakfı

    Sonra Şeytan ona fısıldadı. "Bak Adem! Sana ölümsüzlük ağacını ve yıpranmayacak bir saltanatı göstereyim mi?" dedi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Şeytan hemen vesveseye girişti de dedi ki "Bak Âdem! Sana ölümsüzlük ağacını ve bozulmayacak bir saltanatı göstereyim mi?"

    Şaban Britch

    Sonunda Şeytan ona vesvese verdi: Ey Adem! dedi, sana ebedilik/sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir saltanat göstereyim mi?

    Şaban Piriş

    Sonunda şeytan ona vesvese verdi: -Ey Adem dedi, Sana ebedilik sonsuzluk ağacını ve yok olmayacak bir saltanat göstereyim mi?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Derken, şeytan ona şöyle diyerek vesvese verdi: "Ey Adem! Sana, sonsuzluk ağacıyla eskimez, çökmez mülk ve saltanatı göstereyim mi?"

  7. Tâhâ suresi, 121. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 121. ayet. فَأَكَلَا مِنْهَا فَبَدَتْ لَهُمَا سَوْءَٰتُهُمَا وَطَفِقَا يَخْصِفَانِ عَلَيْهِمَا مِن وَرَقِ ٱلْجَنَّةِ وَعَصَىٰٓ ءَادَمُ رَبَّهُۥ فَغَوَىٰ

    Diyanet İşleri

    Bunun üzerine onlar (Adem ve eşi Havva) o ağacın meyvesinden yediler. Bu sebeple ayıp yerleri kendilerine göründü ve cennet yaprağından üzerlerine örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etti ve yolunu şaşırdı.

    Mehmet Okuyan

    (Âdem ve eşi yasak ağaçtan) yemiş ve edep yerleri görünmüştü. (Ardından) bahçenin yapraklarından üzerlerine örtmeye başlamışlardı. (Böylece) Âdem (unutarak) Rabbine karşı gelmişti ve şaşmıştı. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: A‘râf 7:22.

    Mustafa İslamoğlu

    Derken o ikisi ondan yediler. Bunun ardından kendi cinselliklerinin farkına vardılar ve başladılar has bahçenin yapraklarından topladıklarıyla üzerlerini örtmeye: sonuçta Adem Rabbine karşı gelmiş ve huzurunu bozmuş oldu.

    Muhammed Esed

    Ve böylece her ikisi de o ağac(ın meyvesin)den yediler; bunun üzerine çıplaklıklarının farkına vardılar ve bahçeden topladıkları yapraklarla üzerlerini örtmeye çalıştılar. Ve (böylece) Adem Rabbine karşı geldi ve dolayısıyla ciddi bir hataya düşmüş oldu.

    Ahmed Hulusi

    İkisi de (şuur ve bilinç {beden}) ondan (ağacın, bedenselliğin meyvesinden) yediler! SEVAT'ları (bedenleri) hissedilir oldu da Cennet yaprağından (bedensellik duygusunu bilinçteki hissedişleriyle) örtmeye çalıştılar! Adem, Rabbine asi oldu da yaşayışı bozuldu.

    Ali Bulaç

    Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar. Adem, Rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.

    Ali Özek ve heyeti

    Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı.

    Ali Rıza Safa

    Böylece, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çıplaklıkları kendilerine açıldı; cennet yapraklarından örtünmeye başladılar. Âdem, Efendisine karşı gelmiş ve yolunu şaşırmıştı.

    Bayraktar Bayraklı

    Bunun üzerine ikisi de ağaçtan yedi, ayıp yerleri görünüverdi. Cennet yapraklarıyla örtünmeye koyuldular. Adem, Rabbine baş kaldırdı ve yolunu şaşırdı.

    Edip Yüksel

    İkisi de ondan yediler ve bunun üzerine vücutları kendilerine göründü. Bahçenin yaprakları ile örtünmeye çalıştılar. Adem Efendisine karşı geldi ve şaşırdı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İkisi de ondan yediler ve bunun üzerine vucutları kendilerine göründü. Cennetin yaprakları ile örtünmeye çalıştılar. Adem Rabbine karşı geldi ve şaşırdı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bunun üzerine ikisi de ondan yediler; hemen ayıp yerleri kendilerine açılıp göründü, üzerlerine cennet yaprağından yamamağa başladılar ve Adem Rabbine asi oldu da şaşkın düştü.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunun üzerine ikisi de ondan yediler, derhal kendilerine kötü yerleri açılıverdi ve üzerlerine Cennet yaprağından yamamağa başladılar ve Adem rabbına asiy oldu da şaşkın düştü

    Erhan Aktaş

    Bunun üzerine ikisi de ondan yediler. dipnot 1 Hemen çirkinlikleri dipnot 2 kendilerine görünüverdi. Cennet yaprağından örtmeye başladılar. Adem, Rabb'ine asilik edip yanıldı.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Aşındırmak, zenginleşmek, küpünü doldurmak, azık, aş.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette; "sev'atu-huma" kelimesine, "avret yerlerinin açığa çıkması" veya "ayıp yerlerinin gözükmesi" şeklinde anlam verilmesi İsrailiyyat'tan kaynaklanmaktadır. İnsanın yaradılış itibariyle "bizatihi" çirkin olan bir organı yoktur. Bu nedenle cinsel organlar için çirkin nitelemesi yapmak doğru değildir. Ayette geçen "sev'ete" kelimesi "sue" kelimesinden türemiştir. "Sue" kelimesi; kötü ve çirkin olan iş, söz ve durum demektir. Dolayısıyla; "örtülmüş çirkinliklerin gösterilmesi, avret yerlerinin açığa çıkarılması değil, olsa olsa insanın fıtratında bulunan "hasenenin (iyiliğin)" karşıtı olan "kötülük" egosunun harekete geçmesi, açığa çıkması şeklinde anlaşılmalıdır. Dikkat edilirse, "ağaç yaprakları" değil, "cennet yaprakları" denmektedir. "Varak" kelimesi, burada "yaprak" anlamında değil, "mal varlığı" anlamındadır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bunun üzerine ikisi de ondan yediler. dipnot 1 Hemen çirkinlikleri dipnot 2 kendilerine görünüverdi. Cennet yaprağından örtmeye başladılar. Âdem, Rabb'ine asilik edip yanıldı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Aşındırmak, zenginleşmek, küpünü doldurmak, azık, aş.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette; "sev'atu-huma" sözcüğüne, "avret yerlerinin açığa çıkması" veya "ayıp yerlerinin gözükmesi" şeklinde anlam verilmesi İsrailiyyat'tan kaynaklanmaktadır. İnsanın yaradılış itibariyle "bizatihi" çirkin olan bir organı yoktur. Bu nedenle cinsel organlar için çirkin nitelemesi yapmak doğru değildir. Ayette geçen "sev'ete" sözcüğü "sue" sözcüğünden türemiştir. "Sue" sözcüğü; kötü ve çirkin olan iş, söz ve durum demektir. Dolayısıyla; "örtülmüş çirkinliklerin gösterilmesi, avret yerlerinin açığa çıkarılması değil, olsa olsa insanın fıtratında bulunan "hasenenin (iyiliğin)" karşıtı olan "kötülük" egosunun harekete geçmesi, açığa çıkması şeklinde anlaşılmalıdır. Dikkat edilirse, "ağaç yaprakları" değil, "cennet yaprakları" denmektedir. "Varak" sözcüğü, burada "yaprak" anlamında değil, "mal varlığı" anlamındadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bunun üzerine ikisi de ondan yediler. Hemen çirkinlikleri dipnot 1 kendilerine görünüverdi. Cennet yaprağından örtmeye başladılar. Âdem, Rabb'ine asilik edip yanıldı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette; "sev'atu-huma" sözcüğüne, "avret yerlerinin açığa çıkması" veya "ayıp yerlerinin gözükmesi" şeklinde anlam verilmesi İsrailiyat'tan kaynaklanmaktadır. İnsanın yaradılış itibariyle "bizatihi" çirkin olan bir organı yoktur. Bu nedenle cinsel organlar için çirkin nitelemesi yapmak doğru değildir. Ayette geçen "sev'ete" sözcüğü "sue" sözcüğünden türemiştir. "Sue" sözcüğü; kötü ve çirkin olan iş, söz ve durum demektir. Dolayısıyla; "örtülmüş çirkinliklerin gösterilmesi, avret yerlerinin açığa çıkarılması değil, olsa olsa insanın fıtratında bulunan "hasenenin (iyiliğin)" karşıtı olan "kötülük" egosunun harekete geçmesi, açığa çıkması şeklinde anlaşılmalıdır. Dikkat edilirse, "ağaç yaprakları" değil, "cennet yaprakları" denmektedir. "Varak" sözcüğü, burada "yaprak" anlamında değil, "mal varlığı" anlamındadır.

    Gültekin Onan

    Böylece ikisi ondan yediler, hemen ardından ayıp yerleri kendilerine açılıverdi, üzerlerini cennet yapraklarından yamayıp örtmeye başladılar. Adem, rabbine karşı gelmiş oldu da şaşırıp kaldı.

    Hasan Basri Çantay

    İşte bunun üzerine ikisi de ondan yediler. Hemen kötü yerleri açılıverdi. Üstlerini cennet yaprağından yamamıya başladılar. Adem Rabbine karşı geldi de şaşıb kaldı.

    İbni Kesir

    Bunun üzerine ikisi de ondan yediler. Hemen ayıp yerleri açıldı. Üzerlerine cennet yapraklarından yamamaya başladılar. Adem, Rabbına karşı geldi de şaşkın düştü.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nihayet ondan yediler. Bunun üzerine kendilerine ayıp yerleri göründü. Üstlerini cennet yaprağı ile örtmeye çalıştılar. (Bu suretle) Âdem Rabbine âsi olup yolunu şaşırdı

    Süleyman Ateş

    O ağaçtan yediler. Böylece kendilerine kötü yerleri göründü (üreme organları ortaya çıktı). Üstlerini cennet yaprağıyle örtmeğe başladılar. Adem Rabbinin buyruğuna karşı geldi de şaşırdı.

    Süleymaniye Vakfı

    İkisi de o ağaçtan yediler, bunun üzerine tüm bedenleri kendilerine göründü. Bahçenin yapraklarını üst üste koyup örtünmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etti ve yanlış kurgulara kapıldı. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ğayy (غَيّ) yanlış yola girmek ve isteğine kavuşamamaktır (Sıhah).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonunda ikisi de o ağaçtan yediler ve her birine diğerinin edep yerleri göründü. Üzerlerini bahçenin yapraklarıyla örtmeye başladılar. Âdem, Rabbine karşı geldi ve yanlış bir yola girdi.

    Şaban Britch

    İkisi de ondan yediler, hemen avret yerleri açıldı. Üzerlerine cennet yapraklarıyla kapatmaya çalıştılar. Adem Rabbine asi oldu ve şaştı.

    Şaban Piriş

    İkisi de ondan yediler, hemen avret yerleri açıldı. Üzerlerini cennet yapraklarıyla kapatmaya çalıştılar. Adem Rabbine asi olmuş ve şaşkına dönmüştü.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nihayet, ikisi de ondan yediler. Bunun üzerine, çirkin yerleri kendilerine açıldı; üzerlerine cennet yapraklarından örtmeye başladılar. Adem, Rabbine isyan etmiş, azmış, ziyana uğramıştı.

  8. Tâhâ suresi, 122. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 122. ayet. ثُمَّ ٱجْتَبَٰهُ رَبُّهُۥ فَتَابَ عَلَيْهِ وَهَدَىٰ

    Diyanet İşleri

    Sonra Rabbi onu seçti, tövbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi.

    Mehmet Okuyan

    Daha sonra Rabbi, onu (Âdem'i) seçkin kılmış, tevbesini (yönelmesini) kabul etmiş ve (ona) doğru yolu göstermişti.

    Mustafa İslamoğlu

    Nihayet Rabbi onu seçip arındırdı. Dolayısıyla hem tevbesini kabul etti; hem de ona (sorumluluğunu ifa edecek) yolu göstererek

    Muhammed Esed

    Ama sonra Rabbi (yine de) o'nu (Rahmetiyle) seçip ayırdı; o'nun tevbesini kabul etti ve o'na doğru yolu gösterdi;

    Ahmed Hulusi

    Sonra Rabbi Onu seçti, arındırdı, Onun tövbesini gerçekleştirdi ve hakikatine erdirdi!

    Ali Bulaç

    Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra Rabbi onu seçkin kıldı; tevbesini kabul etti ve doğru yola yöneltti.

    Ali Rıza Safa

    Yine de Efendisi, Onu seçti; pişmanlığını kabul etti ve doğru yola eriştirdi.

    Bayraktar Bayraklı

    Rabbi yine de onu seçip tövbesini kabul etti, ona doğru yolu gösterdi.

    Edip Yüksel

    Sonra Efendisi onu seçip affetti ve ona yol gösterdi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra Rabbi onu seçip affetti ve ona yol gösterdi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra Rabbi, onu seçti de tevbesini kabul buyurdu ve yol gösterdi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra rabbı onu ıstıfa etti de tevbesini kabul buyurdu ve yol gösterdi

    Erhan Aktaş

    Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti. Ve ona doğru yolu gösterdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti. Ve ona doğru yolu gösterdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra Rabb'i onu arındırdı ve tövbesini kabul etti. Ve ona doğru yolu gösterdi.

    Gültekin Onan

    Sonra rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti ve doğru yola iletti.

    Hasan Basri Çantay

    (En) sonra Rabbi (yine) onu seçdi de tevbesini kabul etdi, ona doğru yolu gösterdi.

    İbni Kesir

    Sonra Rabbı onu seçti de tevbesini kabul etti ve ona doğru yolu gösterdi

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra Rabbi; onu seçti, tevbesini kabul etti ve hidayete erdirdi.

    Süleyman Ateş

    Sonra Rabbi onu seçti, tevbesini kabul etti, doğru yola iletti.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Sonra Rabbi ona fırsat verdi de kendine yönelmesini (tevbesini) kabul etti. Ona doğru yolu gösterdi.

    Şaban Britch

    Sonra Rabbi, onu seçti, tevbesini kabul etti ve hidayete erdirdi.

    Şaban Piriş

    Sonra Rabbi, onun tevbesini kabul edip, ona doğru yolu göstererek Onu seçti.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, Rabbi onu arıtıp temizledi, onun tövbesini kabul edip kendisini iyiye ve doğruya kılavuzladı.

  9. Tâhâ suresi, 123. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 123. ayet. قَالَ ٱهْبِطَا مِنْهَا جَمِيعًۢا بَعْضُكُمْ لِبَعْضٍ عَدُوٌّ فَإِمَّا يَأْتِيَنَّكُم مِّنِّى هُدًى فَمَنِ ٱتَّبَعَ هُدَاىَ فَلَا يَضِلُّ وَلَا يَشْقَىٰ

    Diyanet İşleri

    Allah, şöyle dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Eğer tarafımdan size bir yol gösterici (kitap) gelir de, kim benim yol göstericime uyarsa artık o, ne (dünyada) sapar ne de (ahirette) sıkıntı çeker."

    Mehmet Okuyan

    (Allah) şöyle demişti: "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (bahçeden) inin! dipnot 1 Artık benden size bir hidayet geldiğinde, kim hidayetime uyarsa sapmayacak ve sıkıntı çekmeyecektir. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cennetten inişle ilgili bkz. A'râf 7:13, dipnot 1.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bu pasaj (Tâhâ 20:115-123. ayetler) Bakara 2:34-38, A‘râf 7:11-25, Hicr 15:29-31, İsrâ 17:61-63 ve Sâd 38:72-78. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    dedi ki: "O makamdan hep birlikte birbirinize düşman olarak inin! Bundan böyle de, Benim katımdan size doğru yol bilgisi gelecektir: artık kim benim gösterdiğim yolu izlerse, işte o ne sapacak ne de kendini yitirecektir.

    Muhammed Esed

    (yani onlara şöyle) dedi: "Birbirinize düşman olarak hepiniz topluca inin bu (safiyet/arınmışlık) makamından! Bununla birlikte, muhakkak ki, size Benden doğru yol bilgisi gelecektir: kim ki Benim doğru yol öğretimi izlerse yoldan sapmayacak ve bedbaht olmayacaktır.

    Ahmed Hulusi

    (Rabbi) dedi ki: "Birlikte (şuur ve daha sonra terk edilecek beden eşi) inin aşağı ondan! Bir kısmınız bir kısmınıza düşman olarak! Benden size bir Hüda (hakikatinizi hatırlatıcı) geldiğinde, kim benim Hüdama (hatırlattığım hakikatine) tabi olur ise, işte o sapmaz ve şaki olmaz!"

    Ali Bulaç

    Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."

    Ali Özek ve heyeti

    Dedi ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan (cennetten) inin! Artık benden size hidayet geldiğinde, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.

    Ali Rıza Safa

    "Birbirinize düşman olarak, ikiniz de oradan inin!" dedi; "Bundan böyle, Benden size bir yol gösteren geldiğinde, Benim yoluma kim bağlı kalırsa, artık sapmaz ve mutsuz olmaz!" dipnot 261

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 261
      Adem peygamber ve eşinin cennetten kovulması, Tevrat, Yaratılış 3:23,24 ayetlerinde, şöyle yazılıdır: "Rab Allah, yaratılmış olduğu toprağı işlemek üzere, Adem'i, Aden bahçesinden çıkardı; onu kovdu."

    Bayraktar Bayraklı

    Allah onlara şöyle dedi, "Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan ininiz. Elbet size benden bir yol gösteren gelir. Benim yoluma uyan ne sapar ne de mutsuz olur."

    Edip Yüksel

    Dedi ki, "Birbirinize düşmanlar olarak oradan aşağı inin. Size benden bir yol gösterici geldiğinde, kim benim yoluma uyarsa o sapmaz ve perişan olmaz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dedi ki, 'Birbirinize düşmanlar olarak ordan aşağı inin. Size benden bir yol gösterici geldiğinde, kim benim yoluma uyarsa o sapmaz ve perişan olmaz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah: "İkiniz de oradan birlikte inin, kiminiz kiminize düşman olarak! Sonra ne zaman size Benden bir doğru yolu gösterici gelir de her kim Benim kılavuzuma uyarsa, işte o, sapıklığa düşmez ve mutsuz olmaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Buyurdu ki; ininiz ikiniz de oradan hepiniz, ba'zınız ba'zınıza düşman olarak, sonra ne zaman size benden bir hidayetçi gelir de her kim hidayetçime uyarsa işte o dalalete düşmez ve bedbaht olmaz

    Erhan Aktaş

    Dedi ki: "Hepiniz oradan ayrılın. dipnot 1 " Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İhbita" kelimesinin "inin" anlamı olmakla birlikte, bu kelimenin aynı zamanda "ayrılın" anlamı da bulunmaktadır (Bkz. 2: 61). Söz konusu olan "inme," seviye itibariyle yüksek bir yerden, alçak bir yere inmek anlamında değil, konum itibari ile bir inmeyi ifade etmektedir: Zenginken yoksul olmak gibi veya "köyden kente inmek" gibi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dedi ki: "Hepiniz oradan ayrılın. dipnot 1 " Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Benden size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İhbita" sözcüğünün "inin" anlamı olmakla birlikte, bu sözcüğün aynı zamanda "ayrılın" anlamı da bulunmaktadır. (Bakara,
    2. metne dön, dipnot 2
      ayet.) Söz konusu olan "inme", seviye itibariyle yüksek bir yerden, alçak bir yere inmek anlamında değil, konum itibari ile bir inmeyi ifade etmektedir: Zenginken yoksul olmak gibi veya "köyden kente inmek" gibi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dedi ki: "Hepiniz oradan çıkıp gidin." dipnot 1 Bir kısmınız bir kısmınıza düşmansınız. Ben'den size bir yol gösterici geldiği zaman, kim yol göstericime uyarsa; işte o sapkınlığa düşmez ve mutsuz olmaz." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İhbita" sözcüğünün "inin" anlamı olmakla birlikte, bu sözcüğün aynı zamanda "ayrılın" anlamı da bulunmaktadır. (Bakara, 61. ayet.) Söz konusu olan "inme", seviye itibariyle yüksek bir yerden, alçak bir yere inmek anlamında değil, konum itibari ile bir inmeyi ifade etmektedir: Zenginken yoksul olmak gibi veya "köyden kente inmek" gibi.

    Gültekin Onan

    Dedi ki: "Kiminiz kiminize düşman olarak, hepiniz ordan inin. Artık size benden bir yol gösterici gelecektir; kim benim hidayetime uyarsa artık o şaşırıp sapmaz ve mutsuz olmaz."

    Hasan Basri Çantay

    (Şöyle) buyurdu: "Kiminiz kiminize düşman olarak hepiniz oradan inin. Artık ne zaman benden size hidayet gelir de kim benim hidayetime uyarsa o (dünyada) sapmaz, (ahiretde de) bedbaht olmaz".

    İbni Kesir

    Buyurdu ki: Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Benden size bir yol gösteren gelir de kim, benim yoluma uyarsa; ne sapar, ne de bedbaht olur.

    Mehmet Alagaş

    (115-123) Önceden Adem'den bir söz almıştık, unuttu. (Şeytanı dost edinmeyecekti) Onu Azimli bulmadık. Meleklere Adem'e secde edin dediğimiz vakit, İblis hariç secde ettiler, di klendi. Biz de dedik ki Ey Âdem muhakkak ki işte bu, senin ve zevcenin düşmanıdır. Her ikinizi isyan ettirip de cennetten çıkarmasın . Orada acıkmayacaksın, çıplak kalmayacaksın, susamayacak ve de güneşten dolayı yanmayacaksın. Şeytan ona vesvese verdi ve dedi ki Ey Âdem sana ebedilik ağacını ve yok olmayacak saltanatı ispat edeyim mi? İkisi de ondan yedi ve ikisine de avret yerleri belirdi , her ikisi de cennet yapraklarından üzerlerine yamamaya başladılar, Âdem Rabbine asi oldu ve azdı. Yine de Rabbi onu seçti ve de tövbesini kabul etti, onu doğru yola yönlendirdi. Şimdi hep birlikte / topluca oradan birbirinize düşman olarak inin dedi. Eğer ki sizlere benden bir yönlendirme / rehberlik gelir de sizden kim de bu yönlendirmeye tabi olursa artık sapmaz ve isyan etmez.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Birbirinize düşman olarak hepiniz oradan inin. Benden size bir hidayet gelir de, kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht da olmaz.

    Süleyman Ateş

    Dedi ki: "Hepiniz oradan inin, birbirinize düşmansınız. İmdi benden size bir hidayet geldiği zaman kim benim hidayetime uyarsa o, sapmaz ve sıkıntıya düşmez."

    Süleymaniye Vakfı

    (Allah, Adem ile Havva'ya) dedi ki: "Biriniz diğerine düşman olarak birlikte oradan inin dipnot 1 ! Tarafımdan bir rehber /Kitap gelir de kim rehberime uyarsa ne yanlış yola girer ne de mutsuz olur dipnot 2 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Düşman anlamı verdiğimiz kelimenin kökü olan adv (عدو), haddini aşmak ve uyumsuzluk anlamındadır (Müfredat). Burada ikil zamirden çoğul zamire geçilmiştir. Arapçada çoğul en az üçü ifade ettiğinden buradaki üçüncü varlık İblis'tir. Şeytan insana muhaliftir. Muhalefet eşler ve çocuklar arasında da olur (Teğabun 64/14).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah:"Her ikiniz de biri birinize düşman olarak o bahçeden inin!" dedi. "Benim tarafımdan size doğru yolu gösteren bir rehber gelirde kim o rehbere uyarsa artık o ne sapar, ne de mutsuz olur."

    Şaban Britch

    Hepiniz, oradan aşağıya inin, birbirinize düşman olarak. Benden size bir hidayet gelir de kim benim hidayetime uyarsa o sapmaz ve bedbaht da olmaz.

    Şaban Piriş

    -Hepiniz, oradan inin, birbirinize düşman olarak. Benden size bir yol gösterici gelir de kim benim rehberime uyarsa o sapmaz ve bedbaht olmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah dedi: "İkiniz birlikte inin oradan! Birbirinize düşmansınız. Benden size bir hidayet geldiğinde, benim o hidayetime uyan artık ne sapar ne de bedbaht olur."

  10. Tâhâ suresi, 124. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 124. ayet. وَمَنْ أَعْرَضَ عَن ذِكْرِى فَإِنَّ لَهُۥ مَعِيشَةً ضَنكًا وَنَحْشُرُهُۥ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ أَعْمَىٰ

    Diyanet İşleri

    "Her kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, mutlaka ona dar bir geçim vardır. Bir de onu kıyamet gününde kör olarak haşrederiz."

    Mehmet Okuyan

    Kim de benim zikrimden (Kur'an'dan) yüz çevirirse, şüphesiz ki onun için sıkıntılı bir hayat olacak ve biz onu, kıyamet günü kör olarak dirilteceğiz." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Vahiyden yüz çevirmenin sonuçlarıyla ilgili benzer mesajlar: A‘râf 7:27; Meryem 19:83; Şu‘arâ 26:221-222; Fussilet 41:25; Zuhruf 43:36; Cinn 72:17; Müddessir 74:17.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat, kim de benim uyarıcı mesajlarımdan yüz çevirirse, iyi bilsin ki onun hayat alanı daraldıkça daralacak ve Kıyamet Günü Biz o kimseyi kör olarak kaldıracağız.

    Muhammed Esed

    Ama kim ki Beni anmaktan yüz çevirirse, bilsin ki, onun dar bir hayat alanı olacaktır; ve Kıyamet Günü onu kör olarak kaldıracağız".

    Ahmed Hulusi

    "Kim zikrimden (hatırlattığım hakikatinden) yüz çevirir ise, muhakkak ki onun için (beden - bilinç kayıtlarıyla) çok sınırlı yaşam alanı vardır ve onu kıyamet sürecinde kör olarak haşrederiz. "

    Ali Bulaç

    "Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."

    Ali Özek ve heyeti

    Kim de beni anmaktan yüz çevirirse, onun için dar bir geçim vardır. Kıyâmet günü de onu kör olarak haşrederiz.

    Ali Rıza Safa

    "Benim Öğretimden de kim yüz çevirirse, onun geçimliği daraltılır. Üstelik Yeniden Yaratılış Günü'nde, onu kör olarak getiririz!"

    Bayraktar Bayraklı

    Benim kitabımdan yüz çevirenin dar bir geçimi olur ve kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.

    Edip Yüksel

    "Kim mesajımdan yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkûm olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Kim mesajımdan yüz çevirirse sıkıntılarla dolu bir hayata mahkum olur. Diriliş günü de onu kör olarak meydana çıkarırız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her kim de zikrimden yüz çevirirse, ona dar bir geçim vardır ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her kim de zikrimden yüz çevirirse ona dar bir maışet vardır ve onu Kıyamet günü kör olarak haşrederiz

    Erhan Aktaş

    Kim Ben'im zikrimden dipnot 1 yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz. dipnot 2

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğüdümden/vahyimden, hatırlatmamdan.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kör olarak diriltiriz veya yargılama alanına kör olarak getiririz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kim Ben'im zikrimden dipnot 1 yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz. dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğüdümden/vahyimden.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kör olarak diriltiriz veya yargılama alanına kör olarak getiririz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kim Ben'im zikrimden dipnot 1 yüz çevirirse, bilmelidir ki onun için bunalımlı bir yaşam vardır. Kıyamet Günü de onu kör olarak haşrederiz. dipnot 2

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğüdümden/vahyimden.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kör olarak diriltiriz veya yargılama alanına kör olarak getiririz.

    Gültekin Onan

    "Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, artık onun için sıkıntılı bir geçim vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz."

    Hasan Basri Çantay

    Kim benim zikrimden yüz çevirirse onun hakkı da dar bir geçimdir ve biz onu kıyamet gününde kör olarak hasrederiz.

    İbni Kesir

    Kim de benim zikrimden yüz çevirirse bilsin ki; onun dar bir geçimi olur ve kıyamet gününde Biz onu kör olarak haşrederiz.

    Mehmet Alagaş

    (124-129) Kim benim hatırlatmamdan / zikrimden yüz çevirirse muhakkak ki ona dar / sıkışık bir geçim var ve de onu kıyamet günü kör olarak / gözünün akı çıkmış şekilde toparlayacağız / haşredeceğiz. Der ki niçin beni kör olarak / âmâ olarak toparladın / haşrettin. Halbuki ben görebilen biri idim. Bir şekilde sana ayetlerimiz geldi , sen de onu unuttun dedi Bugün de aynı şekilde sen unutulacaksın. Kim aşırılık eder / israf eder ve de Rabbinin ayetlerine iman etmez ise bu şekilde cezalandırırız. Ahiretteki işkence / sonraki azap daha şiddetli ve süreklidir. Onlardan önceki memleketlerden nicelerini ki onlar da meskenlerinde gezip dolaşıyorlardı helak etmemiz onları yola iletmedi mi / hidayete erdirmedi mi? Kesinlikle bunda merak edenler için ayetler vardır (nehimün meraklı demek) Rabbinin daha önceden söylenmiş belli bir süre verileceğine dair sözü olmasa onlara gereken yapılırdı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, gerçekten onun için dar,sıkıntılı bir hayat vardır ve biz onu kıyamet günü kör olarak haşredeceğiz.

    Süleyman Ateş

    "Ama kim beni anmaktan yüz çevirirse, onun için de dar bir geçim var. Kıyamet günü onu kör olarak (yüce Divana) süreriz."

    Süleymaniye Vakfı

    Kim de zikrimden dipnot 1 /Kitabımdan yüz çevirirse sıkıntılı bir hayatı olur. Onu kıyamet /mezardan kalkış günü mahşer yerine kör olarak getiririz."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikir kavramı için bkz Taha 20/14. ayetin dipnotu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kim de kitabımdan yüz çevirirse onun sıkıntılı bir hayatı olur. (Mezardan) kalkış günü mahşer yerine kör olarak getiririz."

    Şaban Britch

    Kim de benim zikrimden yüz çevirirse, onun da dar bir geçimliği olur ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.

    Şaban Piriş

    Kim de benim zikrimden/kitabımdan yüz çevirirse, onun da dar bir geçimliği olur ve onu kıyamet günü kör olarak haşrederiz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kim benim zikrimden/Kur'anımdan yüz çevirirse onun için zor, sıkıcı bir hayat şekli/dar bir geçim vardır; kıyamet günü de onu kör olarak haşrederiz.

  11. Tâhâ suresi, 125. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 125. ayet. قَالَ رَبِّ لِمَ حَشَرْتَنِىٓ أَعْمَىٰ وَقَدْ كُنتُ بَصِيرًا

    Diyanet İşleri

    O da şöyle der: "Rabbim! Dünyada gören bir kimse olduğum halde, niçin beni kör olarak haşrettin?"

    Mehmet Okuyan

    (Bu kişi), "Rabbim! Beni neden kör olarak dirilttin? (Oysa) ben gören biriydim." diyecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    O kimse "Rabbim" diyecek, "Niçin beni kör olarak kaldırdın; oysa ki ben daha önce gören biriydim?"

    Muhammed Esed

    (Böyle biri, Kıyamet Günü'nde:) "Rabbim, ben gören biriyken beni niçin kör olarak kaldırdın?" diye soracak.

    Ahmed Hulusi

    (O vakit) dedi ki: "Rabbim, niçin beni kör olarak haşrettin, (dünyadayken) gözlerim görüyordu?"

    Ali Bulaç

    "O da (şöyle) demiş olur: -Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin Rabbim?"

    Ali Özek ve heyeti

    O, Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin? Oysa ben, hakikaten görür idim, der.

    Ali Rıza Safa

    Der ki: "Efendim! Ben gören birisiyken, neden beni kör olarak getirdin?"

    Bayraktar Bayraklı

    O zaman, "Ey Rabbim! Beni niçin kör olarak haşrettin! Oysa, ben gören bir kimseydim" der.

    Edip Yüksel

    "Efendim" der, "Toplantı alanına beni niye kör olarak sürdün, oysa ben görür idim?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbim,' der, 'Toplantı alanına beni niye kör olarak sürdün, oysa ben görür idim?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Diyecek ki: "Ey Rabbim, beni niçin kör olarak haşrettin. Oysa ben, gören bir kimse idim?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Rabbım beni niçin kör olarak haşrettin, halbuki ben gözlü idim der

    Erhan Aktaş

    "Rabb'im, beni neden kör olarak haşrettin? Oysa dünyada iken gören biriydim." der.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Rabbim, beni neden kör olarak haşrettin? Oysa dünyada iken gören biriydim." der.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Rabbim, beni neden kör olarak haşrettin? Oysa dünyada iken gören biriydim." der.

    Gültekin Onan

    "O da (şöyle) demiş olur: "Ben görmekte olan biriyken, beni niye kör olarak haşrettin rabbim?"

    Hasan Basri Çantay

    (Artık o zaman) o: "Rabbim, beni niçin kör haşretdin? Halbuki ben hakıykaten görücü idim" demişdir.

    İbni Kesir

    Der ki: Rabbım, beni niçin kör olarak haşrettin? Halbuki ben gören biriydim

    Mehmet Alagaş

    (124-129) Kim benim hatırlatmamdan / zikrimden yüz çevirirse muhakkak ki ona dar / sıkışık bir geçim var ve de onu kıyamet günü kör olarak / gözünün akı çıkmış şekilde toparlayacağız / haşredeceğiz. Der ki niçin beni kör olarak / âmâ olarak toparladın / haşrettin. Halbuki ben görebilen biri idim. Bir şekilde sana ayetlerimiz geldi , sen de onu unuttun dedi Bugün de aynı şekilde sen unutulacaksın. Kim aşırılık eder / israf eder ve de Rabbinin ayetlerine iman etmez ise bu şekilde cezalandırırız. Ahiretteki işkence / sonraki azap daha şiddetli ve süreklidir. Onlardan önceki memleketlerden nicelerini ki onlar da meskenlerinde gezip dolaşıyorlardı helak etmemiz onları yola iletmedi mi / hidayete erdirmedi mi? Kesinlikle bunda merak edenler için ayetler vardır (nehimün meraklı demek) Rabbinin daha önceden söylenmiş belli bir süre verileceğine dair sözü olmasa onlara gereken yapılırdı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O da şöyle der: "Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Ben, gören birisiydim."

    Süleyman Ateş

    "Rabbim der, niçin beni kör sürdün, oysa ben görür idim?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Der ki "Ey Rabbim! Beni neden kör olarak getirdin, halbuki benim gözlerim görüyordu?"

    Şaban Britch

    Der ki: Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Ben, gören birisiydim.

    Şaban Piriş

    Der ki: - Rabbim beni niçin kör olarak haşrettin? Ben, gören birisiydim.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O der ki: "Rabbim, beni neden kör haşrettin, ben gören biri idim?"

  12. Tâhâ suresi, 126. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 126. ayet. قَالَ كَذَٰلِكَ أَتَتْكَ ءَايَٰتُنَا فَنَسِيتَهَا وَكَذَٰلِكَ ٱلْيَوْمَ تُنسَىٰ

    Diyanet İşleri

    Allah, "Evet, öyle. Ayetlerimiz sana geldi de sen onları unuttun. Aynı şekilde bugün de sen unutuluyorsun" der.

    Mehmet Okuyan

    (Allah) şöyle buyurmuş (olacak)tır: "İşte bu şekilde sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün sen de aynı şekilde unutulacaksın!" dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:51; Tevbe 9:67; Secde 32:14; Câsiye 45:34; Haşr 59:19.

    Mustafa İslamoğlu

    (Allah) "Böyle gerekiyordu" diyecek, "Sana Bizim ayetlerimiz ulaşmıştı, fakat sen onları unutmuştun; sonuçta bugün de sen unutulacaksın!

    Muhammed Esed

    (Allah da ona:) "Şunun için," diye cevap verecek, "sana mesajlarımız gelmişti de sen onları gözardı etmiştin; ve bugün de aynen öyle gözardı edileceksin!"

    Ahmed Hulusi

    (Rabbi) dedi ki: "İşte böyle. . . Delillerimiz sana geldi de sen onları (değerlendirmeyi) unuttun. Bunun sonucu olarak bu süreçte unutulursun (mahrum kalırsın unutup hatırlamadıklarından)!"

    Ali Bulaç

    (Allah da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."

    Ali Özek ve heyeti

    (Allah) buyurur ki: İşte böyle. Çünkü sana âyetlerimiz geldi; ama sen onları unuttun. Bugün de aynı şekilde sen unutuluyorsun!

    Ali Rıza Safa

    Şöyle diyecek: "Ayetlerimiz sana geldiğinde onları nasıl unuttuysan, bugün de işte böyle unutuluyorsun!"

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, "İşte böyle, ayetlerimiz sana gelmişti de, sen onları unutmuştun. Bu gün de öylece unutulursun" der.

    Edip Yüksel

    Der ki: "Çünkü sana ayetlerimiz ve mucizelerimiz geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen unutuluyorsun."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Der ki: 'Çünkü sana ayetlerimiz ve mucizelerimiz geldiğinde sen onları unuttun. Bugün de sen unutuluyorsun.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah: "Öyle, sana ayetlerimiz geldi de sen onları unuttun. Bugün de böyle bırakılacaksın." buyurur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Buyurur ki: öyle, sana ayetlerimiz geldi de onları unuttun, bugün de böyle bırakılacaksın

    Erhan Aktaş

    "Bu böyledir, ayetlerimiz sana geldi ancak onları dikkate almadın; bugün de sen terk edileceksin." dedi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bu böyledir, ayetlerimiz sana geldi ancak onları dikkate almadın; bugün de sen terk edileceksin." dedi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bu böyledir, ayetlerimiz sana geldi ancak onları dikkate almadın; bugün de sen terk edileceksin." dedi.

    Gültekin Onan

    (Tanrı da) Der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti, fakat sen onları unuttun, bugün de sen işte böyle unutulmaktasın."

    Hasan Basri Çantay

    (Allah da şöyle) buyurmuşdur: "Öyledir. Sana ayetlerimiz geldi de sen onları unutdun. İşte bugün de sen öylece unutuluyorsun".

    İbni Kesir

    Allah buyurur ki: Öyledir işte. Sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuştun. Bugün de sen öylece unutulursun.

    Mehmet Alagaş

    (124-129) Kim benim hatırlatmamdan / zikrimden yüz çevirirse muhakkak ki ona dar / sıkışık bir geçim var ve de onu kıyamet günü kör olarak / gözünün akı çıkmış şekilde toparlayacağız / haşredeceğiz. Der ki niçin beni kör olarak / âmâ olarak toparladın / haşrettin. Halbuki ben görebilen biri idim. Bir şekilde sana ayetlerimiz geldi , sen de onu unuttun dedi Bugün de aynı şekilde sen unutulacaksın. Kim aşırılık eder / israf eder ve de Rabbinin ayetlerine iman etmez ise bu şekilde cezalandırırız. Ahiretteki işkence / sonraki azap daha şiddetli ve süreklidir. Onlardan önceki memleketlerden nicelerini ki onlar da meskenlerinde gezip dolaşıyorlardı helak etmemiz onları yola iletmedi mi / hidayete erdirmedi mi? Kesinlikle bunda merak edenler için ayetler vardır (nehimün meraklı demek) Rabbinin daha önceden söylenmiş belli bir süre verileceğine dair sözü olmasa onlara gereken yapılırdı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Allah da) der ki: "İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuş idin. Bugün sen de unutulacaksın."

    Süleyman Ateş

    (Allah) buyurur ki: "Nasıl sana ayetlerimiz geldiği zaman, sen onları unuttuysan, bugün de sen öyle unutulursun!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah der ki "Doğru ama ayetlerimiz sana kadar geldiğinde sen onları unuttun, bu gün de aynı şekilde sen unutuluyorsun."

    Şaban Britch

    İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları unutmuş idin. Bugün sende unutulacaksın, der.

    Şaban Piriş

    -İşte böyle, sana ayetlerimiz gelmişti de sen onları ihmal etmiştin? Bugün sende ihmal edilirsin, der.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah buyurur: "Ayetlerimiz sana geldiğinde sen böyle unutmuştun; bugün de sen aynı şekilde unutuluyorsun."

  13. Tâhâ suresi, 127. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tâhâ suresi, 127. ayet. وَكَذَٰلِكَ نَجْزِى مَنْ أَسْرَفَ وَلَمْ يُؤْمِنۢ بِـَٔايَٰتِ رَبِّهِۦ وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَشَدُّ وَأَبْقَىٰٓ

    Diyanet İşleri

    Haddi aşan ve Rabbi'nin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Şüphesiz ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan

    Haddi aşanları dipnot 1 ve Rabbinin ayetlerine inanmamış olanları işte böyle cezalandıracağız. Ahiret azabı ise elbette daha şiddetlidir ve daha kalıcıdır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İsraf" haddini, sınırını aşmak demektir. Vahyi kabul etmemek ona karşı israftır; onu dikkate almamak, ona verilmesi gereken değeri vermemektir. İsrafla ilişkili olarak insan için sınır Yüce Allah'ın "dur" dediği yerde durmasıdır. İsrafın başı, bir insanın yaratılış amacını ve hayatın Yüce Allah'a adanması gerektiğini bilmemesidir.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte Biz de, haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine güvenip inanmayan kimseleri böyle cezalandırırız; hele bir de ahiret azabı var ki, o çok daha şiddetli ve çok daha kalıcıdır.

    Muhammed Esed

    Çünkü, kendi elindekileri boşa harcayan ve Rabbinin mesajlarına inanmayan kimseleri Biz işte böyle cezalandıracağız; ve (böylelerinin) ahirette (çekeceği) azap, gerçekten de, (azapların) en zorlusu olacaktır!

    Ahmed Hulusi

    (Halifelik istidadını açığa çıkarıcı ömrünü) israf etmiş ve Rabbinin hakikatindeki delillerine iman etmemiş kimse, sonuçlarını böylece yaşar! Gelecek azabı ise daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

    Ali Bulaç

    İşte biz ölçüsüzce davrananları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Doğru yoldan sapan ve Rabbinin âyetlerine inanmayanı işte böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, elbette daha şiddetli ve daha süreklidir.

    Ali Rıza Safa

    Ölçüsüz davrananları ve Efendisinin ayetlerine inanmayanları, işte böyle cezalandırırız. Sonsuz yaşam cezası ise kesinlikle daha yaman ve daha süreklidir.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte, yüz çevirenleri, Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandıracağız. Hem, ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir.

    Edip Yüksel

    Sınırı aşanları ve Efendisinin ayet ve mucizelerini onaylamayanları işte böyle cezalandırırız. Ahiretin cezası elbette daha çetin ve daha süreklidir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sınırı aşanları ve Rabbinin ayet ve mucizelerine inanmıyanları işte böyle cezalandırırız. Ahiretin cezası elbette daha çetin ve daha süreklidir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve işte haddi aşıp Rabbinin ayetlerine inanmayanları Biz böyle cezalandırırız ve elbette o ahiret azabı daha çetin ve daha kalıcıdır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve işte rabbının ayatına iyman etmeyip israf edeni biz böyle cezalandıracağız ve elbette o Ahıret azabı daha şiddetli ve daha bakalıdır

    Erhan Aktaş

    Haddi aşanları ve Rabb'inin ayetlerine iman etmeyenleri işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Haddi aşanları ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Haddi aşanları ve Rabb'inin ayetlerine inanmayanları işte böyle cezalandırırız. Ve ahiret azabı daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

    Gültekin Onan

    İşte biz ölçüsüzce davrananları ve rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız; ahiretin azabı ise gerçekten daha şiddetli ve daha süreklidir.

    Hasan Basri Çantay

    İşte israfa sapan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları biz böyle cezalandırırız. Ahiretin azabı ise elbet daha çetin ve daha süreklidir.

    İbni Kesir

    İşte israf edenleri, Rabbının ayetlerine inanmayanları böylece cezalandıracağız. Hem ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir.

    Mehmet Alagaş

    (124-129) Kim benim hatırlatmamdan / zikrimden yüz çevirirse muhakkak ki ona dar / sıkışık bir geçim var ve de onu kıyamet günü kör olarak / gözünün akı çıkmış şekilde toparlayacağız / haşredeceğiz. Der ki niçin beni kör olarak / âmâ olarak toparladın / haşrettin. Halbuki ben görebilen biri idim. Bir şekilde sana ayetlerimiz geldi , sen de onu unuttun dedi Bugün de aynı şekilde sen unutulacaksın. Kim aşırılık eder / israf eder ve de Rabbinin ayetlerine iman etmez ise bu şekilde cezalandırırız. Ahiretteki işkence / sonraki azap daha şiddetli ve süreklidir. Onlardan önceki memleketlerden nicelerini ki onlar da meskenlerinde gezip dolaşıyorlardı helak etmemiz onları yola iletmedi mi / hidayete erdirmedi mi? Kesinlikle bunda merak edenler için ayetler vardır (nehimün meraklı demek) Rabbinin daha önceden söylenmiş belli bir süre verileceğine dair sözü olmasa onlara gereken yapılırdı.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Haddi aşıp, Rabbinin ayetlerine iman etmeyenleri de böylece cezalandırırız. Ahiret azabı ise elbette daha şiddetli ve daha kalıcıdır.

    Süleyman Ateş

    İşte israf eden ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Elbette ahiretin azabı daha çetin ve daha süreklidir.

    Süleymaniye Vakfı

    Aşırı giden ve Rabbinin ayetlerine güvenmeyenleri işte böyle cezalandırırız dipnot 1 . Şüphesiz ki ahiretteki azap en çetin dipnot 2 ve en kalıcı olandır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Çetin, ayetteki ('شديد) 'şedid'in karşılığıdır. Şedid, 'güçlü bağla bağlı' anlamındadır. Allah, vereceği cezayı, kulunun suçuna bağlamıştır (En'am 6/160).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbinin ayetlerine inanmayarak aşırı gidenleri işte böyle cezalandırırız. Ahiretteki azab ise daha ağır ve daha süreklidir

    Şaban Britch

    İşte biz (günahlarla) haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayanları böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, daha şiddetli ve daha devamlıdır.

    Şaban Piriş

    İşte, aldatılanları ve Rabbinin ayetlerini tasdik etmeyenleri böyle cezalandırırız. Ahiret azabı, daha şiddetli ve daha devamlıdır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İsraf eden/haddi aşan ve Rabbinin ayetlerine inanmayan kimseleri biz böyle cezalandırırız. Ve ahiretin azabı çok daha şiddetli, çok daha kalıcıdır.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.