Diyanet İşleri
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
Enbiyâ suresi · 1–15. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Enbiyâ suresi, 1. ayet. ٱقْتَرَبَ لِلنَّاسِ حِسَابُهُمْ وَهُمْ فِى غَفْلَةٍ مُّعْرِضُونَ
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Halbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
İnsanların hesab(a çekilmeler)i yaklaştı. Onlar (ise) gaflet içinde yüz çevirmektedir.
İnsanlar için yaptıklarının hesabını verme vakti oldukça yaklaştı; fakat onlar hala gaflet içerisinde (bu gerçeğe) sırt çeviriyorlar.
İnsanlar için hesap görme vakti yaklaşıyor; ama onlar (bu yaklaşan şeye karşı) hala inatla umursamazlık gösteriyorlar.
İnsanlara yaptıklarının sonucunu görme süreci yaklaşmıştır! Onlar ise kozaları içinde aldırmaz bir haldeler!
İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
İnsanların hesaba çekilecekleri (gün) yaklaştı. Hal böyle iken onlar, gaflet içinde yüz çevirdiler.
İnsanları sorgulama zamanı yaklaştı. Oysa onlar, aymazlık içinde yüz çeviriyorlar.
İnsanların hesapları yaklaştı; fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
İnsanların hesapları yaklaştı; ancak onlar hala bir aymazlık içinde yüz çevirmektedirler.
İnsanların hesapları yaklaştı; ancak onlar hala bir aymazlık içinde yüz çevirmektedirler.
İnsanlara hesap zamanı yaklaştı. Onlar ise hala gaflet içinde aldırmıyorlar.
Yaklaştı nasa hisabları onlar ise hala gaflette aldırmıyorlar
İnsanlar için hesap vakti dipnot 1 yaklaştı. Ne var ki onlar gaflet içinde aldırmıyorlar.
İnsanlar için hesap vakti dipnot 1 yaklaştı. Ne var ki onlar gaflet içinde aldırmıyorlar.
İnsanlar için hesap vakti dipnot 1 yaklaştı. Ne var ki onlar gaflet içinde aldırmıyorlar.
İnsanları sorgulama (zamanı) yaklaştı, kendileri ise gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
İnsanların hesab (günleri yaklaşdı. Böyleyken onlar (haala) gaflet içindedirler, (bunu tefekkürden) yüz çeviricidirler.
İnsanların hesab zamanı yaklaştı. Fakat onlar hala gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
İnsanların hesaba çekilmeleri yaklaştı. Hâlbuki onlar gaflet içinde yüz çevirmekteler.
İnsanların hesapları yaklaştı, fakat onlar hala gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı oysa onlar umursamazlık içindeler, yüz çevirip dururlar dipnot 1 .
İnsanların hesap verme zamanı yaklaştı. Oysa onlar gaflet içinde yüz çevirmektedirler.
İnsanların hesabı yaklaşmış olmasına rağmen onlar, gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
İnsanların hesabı yaklaşmış olmasına rağmen onlar, gaflet içinde yüz çeviriyorlar.
Yaklaştı insanlara hesapları! Ve onlar hala gaflet içinde yüz çevirip durmadalar.
Enbiyâ suresi, 2. ayet. مَا يَأْتِيهِم مِّن ذِكْرٍ مِّن رَّبِّهِم مُّحْدَثٍ إِلَّا ٱسْتَمَعُوهُ وَهُمْ يَلْعَبُونَ
(2-3) Rab'lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: "Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?"
(2, 3) Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi. dipnot 1 O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: "Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki! dipnot 2 Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz?"
Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir uyarı gelse, onu da sadece alaya alarak dinliyorlar.
Ne zaman Rablerinden kendilerine yeni bir uyarıcı, hatırlatıcı (mesaj) gelse, onu ancak alaya alarak dinliyorlar,
Rablerinden gelen her yeni uyarıyı, alaya alarak dinliyorlar!
Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.
Rablerinden kendilerine ne zaman yeni bir ihtar gelse, onlar bunu, hep alaya alarak, dinlemişlerdir.
Efendilerinden gelen yeni bir öğretiyi, ancak alaya alarak dinliyorlar.
Rabblerinden kendilerine gelen her yeni öğüdü alaya alarak dinlerler.
Her ne zaman Efendi'lerinden kendilerine yeni bir mesaj (zikr) gelse, onu ciddiye almadan dinlerler. dipnot 1
Her ne zaman Rab'lerinden kendilerine yeni bir mesaj (zikr) gelse, onu ciddiye almadan dinlerler.
Rablerinden kendilerine gelen her yeni uyarıyı ancak alaya alarak dinliyorlar.
Rablarından kendilerine gelen her yeni ıhtarı mutlak eğlenerek dinliyorlar
Rabb'lerinden, kendilerine gelen söze bürünmüş her yeni öğüdü, sadece alay ederek dinlerler.
Rabb'lerinden, kendilerine gelen söze bürünmüş her yeni öğüdü, sadece alay ederek dinlerler.
Rabb'lerinden, kendilerine gelen her yeni öğüdü, sadece alay ederek dinlerler.
Rablerinden kendilerine yeni bir hatırlatma gelmeyiversin, bunu mutlaka oyun konusu yaparak dinliyorlar.
(2-3) Rablerinden kendilerine yeni bir ihtaar gelmeye dursun, onlar bunu ille istihza ederek ve kalbleri oyuna dalarak dinlemişlerdir. Zaalimler gizli fısıltı ile (şöyle) konuşdular: "Bu sizin gibi bir insandan başka mıdır? Kendiniz görüb (ve bilib) dururken şimdi sihre mi geleceksiniz"?
Rabblarından kendilerine yeni bir uyarı gelmeye dursun; onlar, bunu mutlaka eğlenerek dinlemişlerdir.
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Rablerinden kendilerine her yeni öğüt geldiğinde, onlar mutlaka onu alay ederek dinlerler.
Kendilerine Rablerinden gelen her yeni ikazı mutlaka eğlenerek dinlerler.
Rablerinden kendilerine gelen her yeni zikri /bilgiyi sadece eğlenerek dinlerler dipnot 1 .
Onlara Rablerinden dipnot 1 yeni bir bilgi gelmeye görsün, hemen onu eğlenerek dinlerler.
Rablerinden gelen her yeni hatırlatma ancak alay ederek dinlerler.
Rab'lerinden gelen her yeni uyarıyı ancak alay ederek dinlerler.
Rablerinden kendilerine ulaşan, söze bürünmüş her yeni öğüt ve hatırlatmayı ancak eğlenerek dinliyorlar.
Enbiyâ suresi, 3. ayet. لَاهِيَةً قُلُوبُهُمْ وَأَسَرُّوا۟ ٱلنَّجْوَى ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ هَلْ هَٰذَآ إِلَّا بَشَرٌ مِّثْلُكُمْ أَفَتَأْتُونَ ٱلسِّحْرَ وَأَنتُمْ تُبْصِرُونَ
(2-3) Rab'lerinden kendilerine yeni bir öğüt (bir uyarı) gelmez ki, onlar mutlaka onu alaya alarak, kalpleri de gaflette olarak dinlemesinler. O zulmedenler gizlice şöyle konuştular: "Bu da ancak sizin gibi bir insan. Şimdi siz göz göre göre sihre mi kapılacaksınız?"
(2, 3) Kendilerine, Rablerinden her yeni mesaj geldiğinde, onlar kalpleri eğlencede olduğu hâlde elbette bununla hep alay ederek dinlemişlerdi. dipnot 1 O zalimler şu gizli fısıltıyı yapmışlardı: "Bu (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka nedir ki! dipnot 2 Siz şimdi göz göre göre büyüye mi geliyorsunuz?"
Onların aklı fikri oyunda oynaştadır; üstelik bilinci altüst olan bu kimseler el altından şöyle fiskos yapıyorlar: "Bu da sizin gibi ölümlü bir insan değil mi? Şu halde siz, göz göre göre büyüye kapılıp gidecek misiniz?"
kalpleri geçici hoşnutluklar peşinde; bununla birlikte, zulme (böylece) niyetli olanlar (birbirlerine şunu söylerken) gerçek düşüncelerini saklıyorlar: "(Peygamber olduğunu söyleyen) bu kişi sizin gibi ölümlü biri değil mi? Peki öyleyse, böyle göz göre göre büyü ürünü bir söze mi kapılacaksınız?"
Akılları fikirleri oyun eğlencede! O, nefslerine zulmedenler, aralarında fısıldaşıyorlar: "Sizden farklı bir beşer mi sanki! Ne olduğunu görüp dururken, sihirli sözlerine mi kapılıyorsunuz?"
Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?"
Kalpleri oyuna, eğlenceye dalarak o zalimler şöyle fısıldaştılar: «Bu (Muhammed), sizin gibi bir beşer olmaktan başka nedir ki! Siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?»
Yürekleri eğlenceye dalmıştır. Haksızlık yapanlar, gizlice fısıldaştılar: "Sizin gibi bir insanoğlu değil mi bu? Yine de göz göre göre, büyüye mi kapılacaksınız?"
Kalpleri başka şeylerle oyalanarak haksızlık edenler, aralarında fısıldaşarak,"Bu da sizin gibi bir insandan başka bir şey değildir. Siz göre göre büyüyü mü kabul edip inanacaksınız?" derler.
Kalpleri pervasızdır. Zalimler gizlice birbirleriyle görüştüler: "Bu adam sizin gibi bir insan değil mi? Göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?"
Kalpleri pervasızdır. Zalimler gizlice birbirleriyle görüştüler: 'Bu adam sizin gibi bir insan değil mi? Göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?'
Kalpleri hep oyunda, hem o zalimler gizlice fısıldaştılar: "Bu ancak sizin gibi bir insan! Artık göz göre göre büyüye mi gidiyorsunuz?"
Kalbleri hep oyunda hem onlar o zalimler şu gizli fısıltıyı sirleştiler: bu sırf sizin gibi, bir beşer artık göre göre sihire mi gidiyorsunuz?
O haksızlık yapanlar, akıllarınca önemsemeyerek ve kendi aralarında fısıldayarak: "Bu, sizin gibi bir beşerden dipnot 1 başka bir şey midir? Yoksa siz, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?" diyorlar.
O haksızlık yapanlar, akıllarınca önemsemeyerek ve kendi aralarında fısıldayarak: "Bu, sizin gibi bir beşerden dipnot 1 başka bir şey midir? Yoksa siz, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?" diyorlar.
O haksızlık yapanlar, akıllarınca önemsemeyerek ve kendi aralarında fısıldayarak: "Bu, sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Yoksa siz, göz göre göre büyüye mi kapılacaksınız?" diyorlar.
Onların kalpleri tutkuyla oyalanmadadır. Zulmedenler, gizlice fısıldaştılar: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi"? Öyleyse, göz göre göre büyüye mi geleceksiniz?"
(2-3) Rablerinden kendilerine yeni bir ihtaar gelmeye dursun, onlar bunu ille istihza ederek ve kalbleri oyuna dalarak dinlemişlerdir. Zaalimler gizli fısıltı ile (şöyle) konuşdular: "Bu sizin gibi bir insandan başka mıdır? Kendiniz görüb (ve bilib) dururken şimdi sihre mi geleceksiniz"?
Kalbleri gaflet içerisinde. Zulmedenler gizlice fısıldaştılar: Bu sizin gibi bir insandan başka bir şey midir? Siz, göre göre büyüye mi aldanacaksınız?
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Kalpleri başka şeylerle meşguldür. Zulmedenler, aralarında gizlice danışıp: "Bu sizin benzeriniz olan bir beşer değil mi? Öyleyken, siz şimdi gözünüz göre göre büyüye mi geleceksiniz?”
Kalbleri eğlencededir. O zulmedenler, aralarında şu konuşmayı gizlediler: "Bu (Muhammed) de sizin gibi bir insan değil mi? Şimdi siz, göre göre büyüye mi kapılacaksınız?"
Dinlerken kalpleri boş işlerle meşguldür. Yanlışa dalan bu kimseler, aralarında gizlice şöyle konuşurlar: "Bu da sizin gibi bir beşerden başka nedir ki dipnot 1 ! Göz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?"
Eğlenmeyi içten içe yaparlar. Yanlışa dalan bu kimseler aralarında gizlice fısıldaşarak derler ki "Bu da sizin gibi bir insandan başka nedir ki? Göz göre göre sihire mi dipnot 1 geliyorsunuz?"
Zalimler kalpleri gaflet içerisinde gizlice fısıldaşıyorlar: Bu, (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka bir şey mi? Şimdi göz göre göre büyüye mi kapılıyorsunuz?
Zalimler kalpleri gaflet içerisinde gizlice fısıldaşıyorlar: -Bu, (Muhammed) sizin gibi bir insandan başka bir şey mi? Göz göre göre büyülenecek misiniz?
Kalpleri hep oyun ve oyalanmada. O zulüm sergileyenler, şu yolda bir fısıldaşmayı iyice koyulaştırdılar: "Bu adam, sizin gibi bir insandan başkası değil. Gözünüz baka baka büyüye mi gidiyorsunuz!"
Enbiyâ suresi, 4. ayet. قَالَ رَبِّى يَعْلَمُ ٱلْقَوْلَ فِى ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْعَلِيمُ
Peygamber, onlara dedi ki: "Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir."
(Peygamber) şöyle demişti: "Rabbim, yerde ve gökte(ki her) sözü bilir. O duyandır, bilendir."
(Ve) dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde söylenen her sözü, her düşünceyi bilmektedir: zira O her şeyi işitendir, her şeyi bilendir."
De ki: "Benim Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir; her şeyi işiten ve her şeyin aslını bilen O'dur".
(Hz. Rasulullah): "Benim Rabbim semada ve arzda konuşulanı bilir. . . O, Semi'dir, Aliym'dir" dedi.
Dedi ki: "Benim Rabbim, gökte ve yerde söylenen sözü bilir; O, işitendir, bilendir."
(Peygamber) dedi ki: Rabbim, yerde ve gökte (söylenmiş) her sözü bilir. O, hakkıyla işiten ve bilendir.
De ki: "Benim Efendim, gökte ve yeryüzünde söylenenleri bilir. Çünkü O, Duyandır; Bilendir!"
Peygamber,"Rabbim, gökte ve yerde söyleneni bilir. O her şeyi işiten ve her şeyi bilendir" dedi.
Dedi ki, "Efendim yerde ve gökte her sözü bilir. O İşitendir, Bilendir."
Dedi ki, 'Rabbim yerde ve gökte her sözü bilir. O İşitendir, Bilendir. '
(Peygamber) dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde söyleneni bilir; O, herşeyi işitendir, bilendir"
Dedi: rabbım söyleneni bilir: Gökte de Yerde de ve o öyle semi, öyle alimdir
"Rabb'im, gökte ve yerde olan her sözü bilir. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir." dedi.
"Rabb'im, gökte ve yerde olan her sözü bilir. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir." dedi.
"Rabb'im, gökte ve yerde olan her sözü bilir. O, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir. " dedi.
Dedi ki: "Benim rabbim, gökte ve yerde söylenen sözü bilir; O, işitendir, bilendir."
(Onlara) dedi ki: "Rabbim gökdeki, yerdeki (her) sözü bilir. O, hakkıyle işidici, kemaliyle bilicidir".
Dedi ki: Benim Rabbım; gökte ve yerde söyleneni bilir. O; Semi'dir. Alim'dir
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Peygamber, (onlara) dedi ki: “Rabbim yerdeki ve gökteki her sözü bilir. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.''
Dedi ki: "Rabbim gökte ve yerde konuşulan her sözü bilir, (O'ndan gizli kalan hiçbir şey yoktur). O, işitendir, bilendir."
(Elçimiz onlara) Dedi ki: "Rabbim, göklerde ve yerde söylenen her sözü bilir. O, her şeyi dinleyen ve bilendir dipnot 1 ."
(Elçi) Der ki "Rabbim dipnot 1 göklerde ve yerde söylenen her sözü bilir. Dinleyen ve bilen O'dur."
Peygamber: "Rabbim gökte ve yerde ne söyleniyorsa bilir" dedi. O her şeyi işitendir, her şeyi bilendir!
Peygamber: - Rabbim gökte ve yerde ne söyleniyorsa bilir. O işitendir, bilendir! dedi.
Dedi: "Rabbim, gökteki sözü de yerdeki sözü de bilir. O, herşeyi duyan, her şeyi bilendir!"
Enbiyâ suresi, 5. ayet. بَلْ قَالُوٓا۟ أَضْغَٰثُ أَحْلَٰمٍۭ بَلِ ٱفْتَرَىٰهُ بَلْ هُوَ شَاعِرٌ فَلْيَأْتِنَا بِـَٔايَةٍ كَمَآ أُرْسِلَ ٱلْأَوَّلُونَ
Onlar, "Hayır, bunlar karma karışık yalancı düşlerdir. Hayır, onu kendisi uydurdu; hayır, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin" dediler.
(Müşrikler:) "Hayır! (Bunlar) karmakarışık rüyalardır; aksine onu kendisi uydurmuştur; dipnot 1 dahası o bir şairdir. dipnot 2 (Öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir ayet (mucize) getirsin!" demişlerdi.
"Hayır!" dediler; "(Bunlar) karma karışık düşlerdir!.. Yok yok, onu kendisi uydurmuştur!.. Bu da değilse, o bir şair olmalı... İyi ama, önceden gönderilen (peygamberler) gibi bize bir mucize getirse ya!.."
"Yoo", diyorlar, "(Muhammed'in bu söyledikleri) karmakarışık rüyalardan ibaret!" "Yok yok, bütün bunları kendisi uyduruyor!" "Hayır, o sadece bir şairdir!" "Peki, madem öyle, önceki (peygamberlerin mucizelerle) gönderildiği gibi o da bize bir mucize getirse ya!"
Şöyle de dediler: "Konuştukları kuruntulardan oluşan rüyalarıdır! Muhtemelen uyduruyor. . . Hayır, O bir şairdir! (Eğer böyle değilse) geçmişte yaşamış Rasullerdeki gibi mucizesini göstersin!"
"Hayır" dediler. (Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet (mucize) getirsin."
«Hayır, dediler, (bunlar) saçma sapan rüyalardır; bilakis onu kendisi uydurmuştur; belki de o, şairdir. (Eğer öyle değilse) bize hemen, öncekilere gönderilenin benzeri bir mucize getirsin.»
"Hayır!" dediler; "Karmakarışık düşler!" "Hayır, Onu, kendisi uyduruyor!" "Hayır, O, bir ozan!" "Madem öyle, öncekilere gönderildiği gibi, bize de bir mucize getirsin!"
Onlar,"Hayır, bunlar karışık rüyalardır, onu kendisi uydurmuştur. Hayır o şairdir. Haydi, önceki peygamberler gibi bir belge getirsin!" dediler.
Hatta, "Boş hayallerdir" "Onu o uydurmuş" ve "O bir şairdir, daha önceki elçiler gibi o da bize mucizeler getirsin" dediler.
Hatta, 'Boş hayallerdir,' 'Onu o uydurmuş,' ve 'O bir şairdir, daha önceki elçiler gibi o da bize mucizeler getirsin,' dediler.
(Onlar): "Bunlar bir takım karışık rüyalar; yok onu kendisi uydurdu; yok o bir şairdir; öyle değilse, önceki peygamberlerin gönderdikleri gibi, bize bir mucize getirsin!" derler.
Dediler: adgasü ahlam, yok onu uydurdu, yok o bir şair, yoksa bize evvelkilerin gönderildikleri gibi bir ayet getirsin
"Hayır, bunlar karmakarışık düşlerdir. Hayır, belki onu uydurdu. Hayır, o bir şairdir. Öyleyse öncekilere gönderildiği gibi bize bir ayet dipnot 1 getirsin." dediler.
"Hayır, bunlar karmakarışık düşlerdir. Hayır, belki onu uydurdu. Hayır, o bir şairdir. Öyleyse öncekilere gönderildiği gibi bize bir ayet dipnot 1 getirsin." dediler.
"Hayır, bunlar karmakarışık düşlerdir. Hayır, belki onu uydurdu. Hayır, belki de o bir şairdir. Öyleyse öncekilere gönderildiği gibi bize bir ayet dipnot 1 getirsin." dediler.
"Hayır" dediler. "(Bunlar) Karmakarışık düşlerdir; hayır, onu kendisi uydurmuştur; hayır, o bir şairdir. Böyle değilse, öncekilere gönderildiği gibi bize de bir ayet getirsin."
Dediler: "Hayır, (bunlar) saçma sapan rü'yalardır. Hayır, onu kendisi uydurmuşdur. Hayır, o, bir şairdir. (Bunlar değilse) o halde evvelki (peygamber) lere gönderildiği gibi o da bize bir mu'cize getirsin".
Onlar: Hayır, bunlar saçma sapan rüyalardır. Hayır onu uydurmuştur, hayır o, şairdir. Haydi önceki peygamberler gibi o da bize bir mucize getirsin dediler.
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Onlar, “Hayır, bunlar (Kur'an) anlamsız rüyalardır. Üstelik, onu kendisi uydurdu; dahası, o bir şairdir. Eğer böyle değilse, önceki peygamberlerin (mucizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mucize getirsin.” dediler.
"Hayır, dediler, (bu) karmakarışık hayallerdir; hayır onu uydurmuş; hayır o şa'irdir. (Eğer gerçekten peygamberse) öncekilerin, (mu'cizelerle) gönderildikleri gibi o da bize bir mu'cize getirsin."
Aslında şunları dediler: "Karmakarışık düşler! Hayır, onu kendisi uydurdu dipnot 1 . Yok, o bir şairdir dipnot 2 . (Eğer elçi ise) Bize, öncekilere gönderilenler gibi bir mucize getirse ya dipnot 3 !".
Aslında onlar şöyle derler: "Bunlar karma karışık hayallerdir. Hayır, bu adam Allah'a iftira ediyor. Belki de şairdir. Eğer elçi ise bize bir belge (mucize) getirsin dipnot 1 ; öncekilere gönderilen belgelerden olsun."
Hayır, dediler. Bunlar karma karışık rüyalardır. Hayır, onu o uydurmuştur. Hayır, O şairdir! Haydi, önceki peygamberler gibi bize bir ayet/mucize getirsin!
-Hayır, dediler. Bunlar rüya saçmalıkları .. Hayır, onu o uydurmuştur. Hayır, O şairdir! Haydi, önceki peygamberler gibi bize bir mucize getirsin!
Şöyle de dediler: "Saçma sapan rüyalar bunlar! Belki de uydurduğu bir yalandır. Belki de bir şairdir o. Hadi bir mucize getirsin bize, öncekilere gönderildiği gibi..."
Enbiyâ suresi, 6. ayet. مَآ ءَامَنَتْ قَبْلَهُم مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَآ أَفَهُمْ يُؤْمِنُونَ
Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler!
Onlardan önce kendilerini (inkarda ısrarlarından dolayı) helak ettiğimiz nice kentler iman etmemişlerdi, şimdi bunlar mı iman edecekler?
Geçmişte helak ettiğimiz toplumlardan hiç biri (kendilerine gönderilen peygamberlere) inanmamışlardı; şimdi, bunlar mı inanacak?
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir şehir halkı da iman etmemişti. . . Onlar mı iman edecekler?
Kendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiç bir ülke (halkı) iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecek?
Bunlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir belde iman etmemişti; şimdi bunlar mı iman edecekler?
Yıkıma uğrattığımız onlardan önceki kentlerden hiçbiri inanmamıştı; şimdi bunlar mı inanacaklar?
Bunlardan önce helak ettiğimiz toplumların da hiçbiri iman etmemişti, şimdi bunlar mı iman edecekler?
Bunlardan önce yok ettiğimiz toplumlardan hiçbiri gerçeği onaylamamıştı. Şimdi bunlar mı onaylayacak?
Bunlardan önce yok ettiğimiz toplumlardan hiç biri inanmamıştı. Şimdi bunlar mı inanacak?
Onlardan önce helak ettiğimiz hiçbir belde halkı iman etmedi. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
Onlardan evvel ihlak ettiğimiz hiç bir karye iyman etmedi şimdi onlar mı iyman edecekler?
Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir kent iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler? dipnot 1
Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir kent iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler? dipnot 1
Onlardan önce yok ettiğimiz hiçbir topluluk, iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler? dipnot 1
Kendilerinden evvel yıkıma uğrattığımız hiç bir ülke (halkı) inanmamıştı; şimdi bunlar mı inanacak?
Onlardan evvel helak etdiğimiz hiç bir memleket (halkı helak olub gitdi), iman etmedi de (şimdi) bunlar mı iman edecekler?
Onlardan önce helak etmiş olduğumuz kasaba halkı iman etmemişti. Şimdi bunlar mı iman edecekler?
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Onlardan önce helâk ettiğimiz hiçbir memleket halkı iman etmedi de şimdi bunlar mı iman edecekler?
Bunlardan önce helak ettiğimiz hiçbir kent (halkı) inanmamıştı, şimdi bunlar mı inanacaklar?
Bunlardan önce helak ettiğimiz kentlerden hiçbiri inanmamıştı; şimdi bunlar mı inanacaklar dipnot 1 !
Onlardan önce etkisizleştirdiğimiz kentlerden hiçbiri inanmamıştı; bunlar mı inanacaklar dipnot 1 ?
Onlardan önce, helâk ettiğimiz şehir halkı da iman etmemişti. Bunlar mı edecek?
Onlardan önce, helak ettiğimiz şehir halkı da iman etmemişti. Bunlar mı edecek?!
Onlardan önce yere batırdığımız hiçbir yurt ve uygarlık iman etmemiştir. Onlar mı iman edecekler!...
Enbiyâ suresi, 7. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا قَبْلَكَ إِلَّا رِجَالًا نُّوحِىٓ إِلَيْهِمْ فَسْـَٔلُوٓا۟ أَهْلَ ٱلذِّكْرِ إِن كُنتُمْ لَا تَعْلَمُونَ
Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber) olarak göndermedik. Bilmiyorsanız zikr (Kur'an) ehline sorun! dipnot 1
Biz senden önce de kendilerine mesajlarımızı ilettiğimiz (ölümlü) insanlardan başka birilerini peygamber olarak göndermedik. Hem eğer (bu konuda bir şey) bilmiyorsanız, (geçmiş) vahiylerin mensuplarına sorun!
Biz senden önce de (ey Muhammed,) kendilerine vahiy indirilen (ölümlü) adamlardan başkasını (elçi olarak) göndermedik; bunun içindir ki, (o inkarcılara de ki:) "Eğer kendiniz bilmiyorsanız, önceki kitapları okuyup izleyen kimselere sorun".
Senden önce, kendilerine erkeklerden başkasını vahiy ile irsal etmedik. . . Eğer bilmiyorsanız, geçmiş hakkında bilgi sahibi kişilere sorun.
Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.
Biz, senden önce de, kendilerine vahiy verdiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız (inanan) kitap ehlinden sorunuz.
Senden önce de kendilerine bildirdiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Bilmiyorsanız, aklında tutanlara sorun.
Biz, senden önce, kendilerine vahyettiğimiz kişilerden başkasını peygamber olarak göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Kur'an'ı bilenlere sorunuz!
Senden önce, insanların dışında elçi göndermedik; onlara vahiy ediyorduk. Bilmiyorsanız uzmanlara sorunuz. dipnot 1
Senden önce, insanların dışında elçi göndermedik; onlara vahyediyorduk. Bilmiyorsanız uzmanlara sorunuz
Senden önce de Biz, sadece kendilerine vahiy gönderdiğimiz birtakım erkekler gönderdik; bilmiyorsanız, haydi bilgisi olanlara sorun!
Senden evvel de başka değil ancak kendilerine vahiy gönderdiğimiz bir takım rical gönderdik, haydin zikr ehline sorun bilmiyorsanız
Senden önce de vahyimizi iletmede elçi olarak insandan başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline dipnot 1 sorun.
Senden önce de vahyimizi iletmede elçi olarak insandan başkasını görevlendirmedik. Eğer bilmiyorsanız, zikir ehline dipnot 1 sorun.
Bizim, senden önce gönderdiklerimiz de ölümlü kimselerden başkası değildi. Yalnızca onlara vahyettik. Eğer bilmiyorsanız zikir ehline dipnot 1 sorun.
Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz erkekler dışında elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız, o halde zikir ehline sorun.
Biz senden evvel de kendilerine vahy etdiğimiz erkeklerden başkasını (peygamber olarak) göndermedik. Eğer bilmiyorsanız ehl-i zikre sorun.
Senden önce de, kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkasını göndermedik. Eğer bilmiyorsanız; zikir ehline sorun.
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz birtakım erkekleri peygamber gönderdik. Eğer bilmiyorsanız ilim sahiplerine sorun.
Biz, senden önce yalnız kendilerine vahyedilen erkeklerden başkasını elçi göndermedik. Eğer bilmiyorsanız Zikir ehline (Kitap sahiplerine) sorun.
Senden önce elçi olarak gönderdiklerimiz de kendilerine vahyettiğimiz erkeklerden başkası değildi dipnot 1 . Bilmiyorsanız ehl-i zikre /önceki kitapların uzmanlarına sorun dipnot 2 .
Senden önce gönderdiğimiz elçiler sadece vahyettiğimiz erkeklerdi. Bilmiyorsanız o Zikri bilenlere dipnot 1 sorun.
Biz senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlar/kişiler dışında (melekleri) peygamber göndermedik. Zikir ehline sorun, eğer bilmiyorsanız.
Senden önce de kendilerine vahyettiğimiz adamlardan başkasını göndermedik. Kitap ehline sorun, eğer bilmiyorsanız ..
Senden önce de ancak kendilerine vahyettiğimiz erler gönderdik. Hadi, sorun zikir/Kur'an ehline, eğer bilmiyorsanız...
Enbiyâ suresi, 8. ayet. وَمَا جَعَلْنَٰهُمْ جَسَدًا لَّا يَأْكُلُونَ ٱلطَّعَامَ وَمَا كَانُوا۟ خَٰلِدِينَ
Biz, onları yemek yemez bir beden yapısında yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz onları (peygamberleri), yemek yemeyen birer ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedi kalıcı da değillerdi. dipnot 1
Biz onları yemeğe bile ihtiyaç duymayan varlıklar olarak göndermedik; dahası onlar ölümsüz de değildiler.
(Göreceksiniz ki,) Biz o'nları yiyip içmeye ihtiyaç duymayan bir yapıda yaratmamıştık; o'nlar ölümsüz de değillerdi.
Onları (Nebi/Rasulleri), yemeğe ihtiyacı olmayan bedenli olarak meydana getirmedik! (Onlar dünyada) ebedi kalıcılar da değillerdi.
Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi.
Biz onları (peygamberleri), yemek yemez birer (cansız) ceset olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedî de değillerdir.
Onları, yemek yemeyen bir beden yapısında yapmadık; ölümsüz de değillerdi.
Biz onları yiyip içmeyen birer ceset kılmadık ve onlar ölümsüz de değillerdir.
Onları, yemek yemeyen bedenler olarak yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
Onları, yemek yemeyen bedenler olarak yaratmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz onları yemek yemez bir ceset yapmadık; ölümsüz de değildiler.
biz onları hem yemek yemez bir cesed yapmadık hemde mühalled değildiler
Biz, onları yemeye, içmeye ihtiyaç duymayan varlıklar yapmadık. Ve onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz, onları yemeye, içmeye ihtiyaç duymayan varlıklar yapmadık. Ve onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz, onları yemeye, içmeye ihtiyaç duymayan bir varlık yapmadık. Ve onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar ölümsüz değillerdi.
Biz onları yemek yemez birer cesed olarak yaratmadık. Onlar (bu dünyada) ebedi de değillerdi.
Biz onları; yemek yemez bir ceset kılmadık ve onlar, ebedi de değillerdi
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Biz onları yemek yemez birer ceset kılmadık. Onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz onları yemek yemeyen ceset(ler) yapmadık. (Onlar), ölümsüz de değillerdi.
O elçileri yemek yemeyen bedenler kılmadık; ölümsüz de değillerdi dipnot 1 .
Onları yemek yemeyen bedenler yapmadık; ölümsüz de değillerdi.
Biz onları, yemek yemez cesetler kılmadık ve onlar temelli kalıcılar da değillerdi.
Biz onlara yemek yemez bir vücut vermedik, onlar ölümsüz de değillerdi.
Biz onları yemek yemez bir ceset olarak yaratmadık. Onlar sonsuza dek kalıcı da değillerdi.
Enbiyâ suresi, 9. ayet. ثُمَّ صَدَقْنَٰهُمُ ٱلْوَعْدَ فَأَنجَيْنَٰهُمْ وَمَن نَّشَآءُ وَأَهْلَكْنَا ٱلْمُسْرِفِينَ
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık. Haddi aşanları ise helak ettik.
Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirmiştik; böylece hem onları hem de dilediğimiz (layık olan) kişileri kurtarmış; haddi aşanları da helak etmiştik.
Nitecede Biz onlara verdiğimiz sözü tuttuk; bunun sonucunda onları ve dilediklerimi kurtarıp, (hayatlarını) amaçsızca harcayanları ise helak ettik.
Sonuç olarak, Biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik ve bunun için kendilerini ve dilediğimiz kimseleri kurtardık; ama kendi kendilerini ziyan edenleri ise yok ettik.
Sonra Onlara bildirimimizi gerçekleştirdik; Onları ve dilediğimiz kimseleri kurtarıp, müsrifleri helak ettik.
Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.
Sonra onlara (verdiğimiz) sözü yerine getirdik; böylece, hem onları hem de dilediğimiz (başka) kimseleri kurtuluşa erdirdik; müsrifleri de helâk ettik.
Sonra, Onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; Onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ölçüyü aşanları da yıkıma uğrattık.
Sonra biz onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik. Onları ve dilediklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri de helak ettik.
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; onları dilediklerimizle birlikte kurtardık; aşırı gidenleri de helak ettik.
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik; onları dilediklerimizle birlikte kurtardık; aşırı gidenleri de helak ettik.
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık; aşırı gidenleri helak ettik.
Sonra onlara olan va'de sadık olduk da kendilerini ve dilediklerimizi necata çıkarıp müsrifleri helak ettik
Sonra onlara verdiğimiz söze bağlı kaldık. Onları ve hak eden kimseleri dipnot 1 kurtardık. Müsrifleri dipnot 2 ise yok ettik.
Sonra onlara verdiğimiz söze bağlı kaldık. Onları ve hak eden kimseleri dipnot 1 kurtardık. Müsrifleri dipnot 2 ise yok ettik.
Sonra onlara verdiğimiz söze bağlı kaldık. Onları ve dilediğimiz kimseleri dipnot 1 kurtardık. Aşırı gidenleri ise yok ettik.
Sonra onlara verdiğimiz söze sadık kaldık, böylece onları ve dilediklerimizi kurtardık da ölçüsüz davrananları yıkıma uğrattık.
Sonra biz onlara olan va'd (imiz) in doğruluğunu gösterdik de hem kendilerini, hem kimleri diliyorsak onları kurtardık. İftiracıları ise helak etdik.
Nihayet onlara verdiğimiz sözün doğruluğunu gösterdik. Kendilerini ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri de yok ettik.
(1-9) İnsanlar için, hesaplaşmaları yaklaştı, onlar da gaflet halinde sırt çeviriyorlar, Rablerinden ve zikirden onlara verilen her anlatıyı oyun oynayarak dinliyorlar, kalpleri ilgisiz / dikkatleri başka yerde, zalimlerin gizli konuşmalarının etkisindeler, bu da bizim gibi bir beşer değil mi? Gördüğünüz dururken, sihrin etkisine mi gireceksiniz ki? (Gizli konuşmaları buymuş) Dedi ki Rabbim gökte ve yerde konuşulanı bilir , O işitendir, bilendir, evet onlar, karışık rüyalar / düşler dediler , evet ona iftira attıla r, O şair dediler, o da bize evvelki gönderilenler gibi bir ayet getirsin dediler. Onlardan önceki memleketlerde kimi helak etti isek iman etmedi , onlar mı iman edecekler? Sen den önce de vahyettiğmiz erkekleri , onlara gönderdik, eğer ki bil miyorsanız kitap ehline sorun , biz onları (Resulleri) yemek yemez birer ceset yapmadık (hepsi canlı ve yemek yer halde idiler) kalıcı da olmadılar (Süreleri gelince hepsi öldü) sonra onlara olan / o kavimlere olan sözümüze sadık kaldık, onlardan istediğimizi kurtardık, savurganları / israf edenleri ise helak ettik.
Sonra onlara verdiğimiz sözümüzde durup, onları ve dilediğimiz kimseleri kurtarıp, haddi aşanları da helâk ettik.
Sonra onlara verdiğimiz sözü yerine getirdik, onları ve dilediklerimizi kurtardık, aşırı gidenleri helak ettik.
Sonunda verdiğimiz sözü tuttuk; elçileri ve uygun gördüğümüz dipnot 1 kişileri kurtardık dipnot 2 . Aşırı gidenleri de helak ettik.
Yeni Ahit · Matta 28:16
On bir öğrenci Celileye, İsanın kendilerine bildirdiği dağa gittiler. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Yeni Ahit · Matta 14:3
Hirodes, kardeşi Filipusun karısı Hirodiya yüzünden Yahyayı tutuklatmış, bağlatıp zindana attırmıştı. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Yeni Ahit · Markos 6:17
Hirodesin kendisi, kardeşi Filipusun karısı Hirodiyanın yüzünden adam gönderip Yahyayı tutuklatmış, zindana attırıp zincire vurdurmuştu. Çünkü Hirodes bu kadınla evlenince Yahya ona, “Kardeşinin… Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. Alıntı 200 karakterde kesilmiştir. tam metin
Sonunda onlara verdiğimiz sözü tuttuk; onları ve kurtulmasını tercih ettiklerimizi kurtardık. Aşırı gidenleri de etkisizleştirdik.
Onlara verdiğimiz sözü tuttuk, onları ve dilediklerimizi kurtardık, haddi aşanları ise helâk ettik.
Onlara verdiğimiz sözü tuttuk, onları ve dilediklerimizi kurtardık, gaflet ve cehalette diretenleri de helak ettik.
Sonra onlara verilen söze sadık kaldık da onları ve dilediklerimizi kurtardık. Ve israfa saplanıp haddi aşanları helak ettik.
Enbiyâ suresi, 10. ayet. لَقَدْ أَنزَلْنَآ إِلَيْكُمْ كِتَٰبًا فِيهِ ذِكْرُكُمْ أَفَلَا تَعْقِلُونَ
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Şüphesiz ki size, içinde (gerçekleri) hatırlamanız (için bilgiler) bulunan bir kitap indirdik. dipnot 1 Akıl etmiyor musunuz?
Doğrusu Biz size, içinde size şeref ve itibar kazandıran bir mesaj indirmiş bulunuyoruz: şu halde, aklınızı başınıza almayacak mısınız?
(Ey İnsanlar!) Gerçek şu ki, Biz size, akılda tutmanız gereken her şeyi kapsayan ilahi bir mesaj indirdik: hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Yemin olsun ki, size, içinde zikriniz olan (hakikatinizi HATIRLATAN) BİLGİ inzal ettik! Aklınız almıyor mu?
Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akıllanmayacak mısınız?
Andolsun, size içinde sizin için öğüt bulunan bir kitap indirdik. Hâlâ akıllanmaz mısınız?
Gerçek şu ki, aklınızda tutmanız gereken her şeyi içeren bir Kitap indirdik. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?
Andolsun size, içinde şerefiniz bulunan bir kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
Size, size olan mesajı içeren bir kitabı indirmiş bulunuyoruz. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Size, size olan mesajı içeren bir kitabı indirmiş bulunuyoruz. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Andolsun ki, size öyle bir kitap indirdik ki, bütün şanınız ondadır; hala akıllanmayacak mısınız?
Şanım hakkı için size bir kitab indirdik ki bütün şanımız onda? Hala akıllanmıyacakmısınız?
Ant olsun ki, gerçekten içinde sizin öğüdünüz dipnot 1 olan bir kitap indirdik. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ant olsun ki, gerçekten içinde sizin öğüdünüz dipnot 1 olan bir kitap indirdik. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Ant olsun ki, gerçekten içinde sizin öğüdünüz dipnot 1 olan bir kitap indirdik. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?
Andolsun, size (bütün durumlarınızı kapsayan) zikrinizin içinde bulunduğu bir Kitap indirdik. Yine de akletmeyecek misiniz?
Andolsun, size öyle bir kitab indirmişizdir ki (bütün) zikir (ve şeref) iniz ondadır. Haala akıllanmıyacak mısınız?
Andolsun ki; size, içinde zikrinizin bulunduğu bir Kitab indirdik. Hala akletmiyor musunuz?
(10-17) Kesin olan şu ki, içinde sizin hatırlamanız gereken şeyler olan kitabı indirdik, hâlâ akletmez misiniz? / bu verilerle bir bağlantı kuramıyor musunuz? / bir işlem yapamıyor musunuz? Zalim olan nice yerleşim yerini kırdık geçirdik , onların ardından diğer kavimleri inşa ettik, bizden bir sertlik / bir azap geleceğini sezdiklerinde işte o zaman panikle koşuşturuyorlardı, koşuşmayın, şımardığınız meskenlerinize gerisin geri dönün böylelikle belki sizi birileri sual edebilir, yazıklar olsun bize ki biz zalimlermişiz dediler, biz onları hasat edilmiş hâle / sönmüş hâle getirince ye kadar onların çağrıları /duaları, işte böyle sürdü gitti. Biz Göğü ve yeri bu ikisi arasını oyun olsun diye yaratmadık / oyun parkı değil buralar, biz eğlence istesek / yapacak olsak kendi katımızda edinirdik / yerde ve semada değil de burada olduğumuz yerde eğlenirdik.
Andolsun, size öyle bir kitap indirdik ki sizin bütün şeref ve şanınız ondadır. Hâlâ aklınızı kullanmayacak mısınız?
Andolsun, size, içinde Zikr'iniz bulunan bir Kitap indirdik. Aklınızı kullanmıyor musunuz?
(Ey ehl-i zikir /önceki kitapların uzmanları!) Size, kendi kitaplarınızın bilgisini de içeren bir kitap indirdik dipnot 1 . Bu bağı kuramıyor musunuz?
Size de bir Kitap indirdik; ihtiyaç duyduğunuz bilgiler ondadır. Aklınızı kullanmaz mısınız?
Size de, içinde sizin zikriniz/şerefiniz olan bir kitap indirdik. Hâlâ, akletmiyor musunuz?
Size de, içinde sizin için uyarıların yer aldığı bir kitap indirdik. Hala, aklınızı kullanmıyor musunuz?
Yemin olsun, size bir Kitap gönderdik ki, öğüt ve uyarınız/zikriniz/şerefiniz yalnız ondadır. Hala aklınızı çalıştırmayacak mısınız?
Enbiyâ suresi, 11. ayet. وَكَمْ قَصَمْنَا مِن قَرْيَةٍ كَانَتْ ظَالِمَةً وَأَنشَأْنَا بَعْدَهَا قَوْمًا ءَاخَرِينَ
Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka başka toplumlar meydana getirdik.
Zalim olan nice şehir (halkını) kırıp geçirmiş; arkasından da başka topluluklar yaratmıştık.
Üstelik Biz, zulümde ısrarcı olan nice beldeleri kırıp geçirdik; ve (bunun) ardından onların (yerine) başka bir toplum ikame ettik.
Hem (bilmiyor musunuz ki) Biz, zulümde ısrar eden nice toplumları kırıp geçirdik de onların yerine başka toplumlar meydana getirdik!
Zalim olan nice bölgeyi kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka halklar inşa ettik.
Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik.
Zalim olan nice beldeyi kırıp geçirdik; arkasından da nice başka topluluklar vücuda getirdik.
Haksızlık yapan nice kentleri kırıp geçirdik. Onlardan sonra da başka toplumlar oluşturduk.
Biz, halkı zulüm yapan nice ülkeleri yerle bir ettik. Ondan sonra yerlerine başka topluluklar vücuda getirdik.
Nice ülkeleri, haksızlık etmelerinden ötürü kırıp geçirdik ve ardlarından başka toplumlar varettik.
Nice ülkeleri, haksızlık etmelerinden ötürü kırıp geçirdik ve ardlarından başka toplumlar varettik.
Oysa Biz zulmetmekte olan nice memleket halkını kırıp geçirdik, arkasından da diğerlerini başka bir topluluk olarak meydana getirdik.
Halbuki biz zulmetmekte olan nice memleket kırdık geçirdik ve arkasından diğerlerini başka bir kavm olarak neşet ettirdik
Ve Biz, zalim olan kentlerden nicelerini kırıp geçirdik. Onlardan sonra başka bir halk getirdik.
Ve Biz, zalim olan kentlerden nicelerini kırıp geçirdik. Onlardan sonra başka bir halk getirdik.
Ve Biz, zalim olan kentlerden nicelerini kırıp geçirdik. Onlardan sonra başka bir toplum getirdik.
Biz, zulmeden ülkelerden nicesini kırıp geçirdik ve bunun ardından bir başka kavmi meydana getirdik.
Biz (küfür ve) zulmeden nice memleketi kırıb geçirdik, sonra ardından da diğer kavm (ler) i yaratdık.
Biz, zulmeden nice kasabayı kırıp geçirdik. Ve onlardan sonra başka bir kavmi var ettik.
(10-17) Kesin olan şu ki, içinde sizin hatırlamanız gereken şeyler olan kitabı indirdik, hâlâ akletmez misiniz? / bu verilerle bir bağlantı kuramıyor musunuz? / bir işlem yapamıyor musunuz? Zalim olan nice yerleşim yerini kırdık geçirdik , onların ardından diğer kavimleri inşa ettik, bizden bir sertlik / bir azap geleceğini sezdiklerinde işte o zaman panikle koşuşturuyorlardı, koşuşmayın, şımardığınız meskenlerinize gerisin geri dönün böylelikle belki sizi birileri sual edebilir, yazıklar olsun bize ki biz zalimlermişiz dediler, biz onları hasat edilmiş hâle / sönmüş hâle getirince ye kadar onların çağrıları /duaları, işte böyle sürdü gitti. Biz Göğü ve yeri bu ikisi arasını oyun olsun diye yaratmadık / oyun parkı değil buralar, biz eğlence istesek / yapacak olsak kendi katımızda edinirdik / yerde ve semada değil de burada olduğumuz yerde eğlenirdik.
Biz zulmetmekte olan nice memleketleri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka kavimler yarattık.
(Halkı) zulmeden nice şehri kırıp geçirdik ve onlardan sonra başka bir topluluk getirdik.
Yanlışlar yapan nice kenti kırıp geçirdik dipnot 1 ve arkalarından başka topluluklar oluşturup geliştirdik.
Yanlışlar içinde olan nice kentleri kırıp geçirdik de yerlerine başka topluluklar oluşturduk.
Biz zalim olan nice ülkeleri kırıp geçirdik. Onlardan sonra, başka bir toplum var ettik.
Biz zalim olan nice ülkeleri kırıp geçirdik. Onlardan sonra, başka bir toplum var ettik.
Zulmetmiş nice kenti/medeniyeti biz kırıp geçirdik ve arkalarından başka bir topluluk oluşturduk.
Enbiyâ suresi, 12. ayet. فَلَمَّآ أَحَسُّوا۟ بَأْسَنَآ إِذَا هُم مِّنْهَا يَرْكُضُونَ
Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
Azabımızı hissettiklerinde bir de bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar!
Ve onlar Bizim ezici gücümüzü hissettikleri zaman, derhal oradan kaçmaya yeltendiler.
Ve onlar Bizim cezalandırıcı kudretimizi hissetmeye başlar başlamaz, hemen oradan kaçmaya davranırlardı.
Şiddetimizi hissettiklerinde bir de bakarsın, oradan kaçıyorlar!
Bizim zorlu azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.
Azabımızı hissettiklerinde birde bakarsın ki oralardan (azap bölgesinden) kaçıyorlar!
Cezamızı sezdiklerinde, hızla oradan kaçmak için uğraşıyorlardı.
Azabımızı hissettiklerinde, oralardan kaçmaya başladılar.
Azabımızı hissettikleri anda ondan kaçmaya çalışıyorlardı.
Azabımızı hissettikleri anda ondan kaçmaya çalışıyorlardı.
Azabımızı hissettikleri zaman, hemen oradan üzengi tepiyorlardı (kaçıyorlardı).
Be'simizi hissettikleri vakit, hemen oradan üzengi depiyorlardı,
Öyle ki onlar azabımızı hissettikleri zaman, ondan kaçmaya çalışıyorlardı.
Öyle ki onlar azabımızı hissettikleri zaman, ondan kaçmaya çalışıyorlardı.
Öyle ki onlar azabımızı hissettikleri zaman, ondan kaçmaya çalışıyorlardı.
Bizim zorlu azabımızı hissettikleri zaman, oradan büyük bir hızla uzaklaşıp kaçıyorlardı.
(Evet), onlar azabımızı his (ve müşahede) etdikleri zaman hemen oralardan harıl harıl kaçıyorlardı.
Bizim baskınımızı hissettikleri zaman; onlar, oradan kaçmaya yelteniyordu
(10-17) Kesin olan şu ki, içinde sizin hatırlamanız gereken şeyler olan kitabı indirdik, hâlâ akletmez misiniz? / bu verilerle bir bağlantı kuramıyor musunuz? / bir işlem yapamıyor musunuz? Zalim olan nice yerleşim yerini kırdık geçirdik , onların ardından diğer kavimleri inşa ettik, bizden bir sertlik / bir azap geleceğini sezdiklerinde işte o zaman panikle koşuşturuyorlardı, koşuşmayın, şımardığınız meskenlerinize gerisin geri dönün böylelikle belki sizi birileri sual edebilir, yazıklar olsun bize ki biz zalimlermişiz dediler, biz onları hasat edilmiş hâle / sönmüş hâle getirince ye kadar onların çağrıları /duaları, işte böyle sürdü gitti. Biz Göğü ve yeri bu ikisi arasını oyun olsun diye yaratmadık / oyun parkı değil buralar, biz eğlence istesek / yapacak olsak kendi katımızda edinirdik / yerde ve semada değil de burada olduğumuz yerde eğlenirdik.
Onlar azabımızı hissedince, hemen oradan süratle kaçıyorlardı.
Azabımızı hissettikleri zaman onlar, derhal oradan (kaçmak için hayvanlarını) mahmuzluyorlardı.
Baskınımızı hissedince hemen oradan kaçıyorlardı.
Baskınımızı anlayınca hemen oradan kaçarlardı.
Azabımızı hissettikleri zaman, ondan süratle kaçıyorlardı.
Azabımızı hissettikleri zaman, ondan süratle kaçıyorlardı.
Şiddetimizi hissettiklerinde hiç vakit geçirmeksizin oradan dört nala kaçıyorlardı.
Enbiyâ suresi, 13. ayet. لَا تَرْكُضُوا۟ وَٱرْجِعُوٓا۟ إِلَىٰ مَآ أُتْرِفْتُمْ فِيهِ وَمَسَٰكِنِكُمْ لَعَلَّكُمْ تُسْـَٔلُونَ
Onlara, "Kaçmayın, o içinde şımartıldığınız bolluğa ve yurtlarınıza dönün. Çünkü sorulacaksınız" denildi.
(Onlara şöyle demiştik:) "Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!"
Durun, kaçmayın! Haydi, sizi küstahça şımartan konforlu yaşantınıza ve konuklarınıza geri dönün! Ne yani, herhalde hesaba çekilecektiniz!
(Ama sanki kendilerine:) "Kaçmaya kalkışmayın; bolluk ve keyif içinde sizi şımartan şeylere, evlerinize yurtlarınıza dönün, ki belki (yapıp ettiklerinizden ötürü) sorguya çekileceksiniz!" (denmiş gibi, kaybettiklerini anlarlar).
"Kaçmayın; bolluktan şımardığınız yere, meskenlerinize dönün ki sorgulanasınız. "
"Uzaklaşıp kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz."
«Kaçmayın! İçinde bulunduğunuz refaha ve yurtlarınıza dönün! Çünkü size sorular sorulacak!»
"Kaçmayın! Sizi şımartan şeylere ve yerleşim yerlerinize dönün; sorguya çekileceksiniz!"
"Kaçmayınız! İçinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönünüz! Çünkü size sorular sorulacak."
Kaçmayın, lüks ve savurganlık içinde yaşadığınız yere, evlerinize dönünüz. Çünkü sorguya çekileceksiniz.
Kaçmayın, lüks ve savurganlık için yaşadığınız yere, evlerinize dönünüz. Çünkü sorguya çekileceksiniz.
Yok tepinmeyin, dönün içinde şımartıldığınız nimetlere ve yurtlarınıza ki, sorguya çekileceksiniz! dedik.
yok, dedik: tepinmeyin, dönün o içinde şımartıldığınız şeylere ve meskenlerinize, ki sorguya çekileceksiniz
Boşuna kaçmayın, refaha kavuşturulduğunuz şeylere ve evlerinize geri dönün; çünkü hesaba çekileceksiniz.
Boşuna kaçmayın, refaha kavuşturulduğunuz şeylere ve evlerinize geri dönün; çünkü hesaba çekileceksiniz.
Boşuna kaçmayın, refaha kavuşturulduğunuz şeylere ve evlerinize geri dönün; çünkü hesaba çekileceksiniz.
"Uzaklaşıp kaçmayın, içinde şımarıp azdığınız refaha ve yurtlarınıza dönün; çünkü sorguya çekileceksiniz."
(Onlara:) "Kaçmayın, içinde bulunduğunuz refaha, yurdlarında dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz" (denildi).
Koşup kaçmayın, size nimet verilen yere, yurtlarınıza dönün. Elbette sorguya çekileceksiniz.
(10-17) Kesin olan şu ki, içinde sizin hatırlamanız gereken şeyler olan kitabı indirdik, hâlâ akletmez misiniz? / bu verilerle bir bağlantı kuramıyor musunuz? / bir işlem yapamıyor musunuz? Zalim olan nice yerleşim yerini kırdık geçirdik , onların ardından diğer kavimleri inşa ettik, bizden bir sertlik / bir azap geleceğini sezdiklerinde işte o zaman panikle koşuşturuyorlardı, koşuşmayın, şımardığınız meskenlerinize gerisin geri dönün böylelikle belki sizi birileri sual edebilir, yazıklar olsun bize ki biz zalimlermişiz dediler, biz onları hasat edilmiş hâle / sönmüş hâle getirince ye kadar onların çağrıları /duaları, işte böyle sürdü gitti. Biz Göğü ve yeri bu ikisi arasını oyun olsun diye yaratmadık / oyun parkı değil buralar, biz eğlence istesek / yapacak olsak kendi katımızda edinirdik / yerde ve semada değil de burada olduğumuz yerde eğlenirdik.
(Onlara): “Kaçışmayın. İçinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönün. Çünkü siz sorguya çekileceksiniz” (denildi.)
(Boşuna) Kaçmayın, (bol bol verilip) içinde şımartıldığınız(ni'metler)e ve yurtlarınıza dönün, çünkü sorguya çekileceksiniz!
"Kaçmayın, şımartıldığınız şeylere ve evlerinize dönün! Belki sizden bir şeyler istenir dipnot 1 ."
"Kaçmayın! Şımartıldığınız şeylere ve evlerinize dönün; belki size bir şey sorulur dipnot 1 ."
Kaçmayın, içinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönün. Belki size bir şey sorulur.
-Kaçmayın, içinde bulunduğunuz refaha ve evlerinize dönün. Belki size bir şey sorulur.
Kaçmayın, içinde servet şımarıklığına düştüğünüz yere, meskenlerinize dönün ki, hesaba çekilebilesiniz.
Enbiyâ suresi, 14. ayet. قَالُوا۟ يَٰوَيْلَنَآ إِنَّا كُنَّا ظَٰلِمِينَ
"Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik" dediler.
(Onlar:) "Ah, eyvah bize! Şüphesiz ki biz zalimlermişiz!" demişlerdi.
Onlar "Vah bize!" diyecekler; "Şu kesin ki, bizler hep zulümde ısrar ettik!"
Ve yalnızca: "Vah bize!" diye yanıp yakınırlardı, "Doğrusu, gerçekten zalim kimselerdik biz!"
Dediler ki: "Yazıklar olsun bize! Gerçekte zulmedenlerden olmuşuz!"
"Yazıklar bize" dediler. "Gerçekten biz, zalimmişiz."
(Fakat onlar, Allah'ın azâbı onlara gelipte kaçamayacaklarını anlayınca) «Vay başımıza gelenlere! dediler, gerçekten biz zalim insanlarmışız.»
"Vay başımıza gelene! Demek ki, gerçekten haksızlık yapmışız!" dediler.
"Vay başımıza gelenlere!" dediler. "Gerçekten biz zalim insanlarmışız."
"Vay bize, biz gerçekten zulmedenlermişiz" dediler.
'Vay bize, biz gerçekten zulmedenlermişiz,' dediler.
(Onlar da): "Vay bizlere! Gerçekten bizler zalim insanlardık!" dediler.
Vay bizlere: bizler cidden zalimler idik dediler
"Yazıklar olsun bize! Biz zalimlermişiz." dediler.
"Yazıklar olsun bize! Biz zalimlermişiz." dediler.
"Yazıklar olsun bize! Biz zalimlermişiz." dediler.
"Yazıklar bize" dediler. "Gerçekten biz, zalimmişiz."
Dediler: "Ne yazık bize! Biz hakıykaten zaalimler idik".
Dediler ki: Vay başımıza gelenlere; doğrusu biz, zalimler idik.
(10-17) Kesin olan şu ki, içinde sizin hatırlamanız gereken şeyler olan kitabı indirdik, hâlâ akletmez misiniz? / bu verilerle bir bağlantı kuramıyor musunuz? / bir işlem yapamıyor musunuz? Zalim olan nice yerleşim yerini kırdık geçirdik , onların ardından diğer kavimleri inşa ettik, bizden bir sertlik / bir azap geleceğini sezdiklerinde işte o zaman panikle koşuşturuyorlardı, koşuşmayın, şımardığınız meskenlerinize gerisin geri dönün böylelikle belki sizi birileri sual edebilir, yazıklar olsun bize ki biz zalimlermişiz dediler, biz onları hasat edilmiş hâle / sönmüş hâle getirince ye kadar onların çağrıları /duaları, işte böyle sürdü gitti. Biz Göğü ve yeri bu ikisi arasını oyun olsun diye yaratmadık / oyun parkı değil buralar, biz eğlence istesek / yapacak olsak kendi katımızda edinirdik / yerde ve semada değil de burada olduğumuz yerde eğlenirdik.
“Eyvah bizlere! Bizler gerçekten zalim kimseler idik.” dediler.
"Eyvah bize, dediler, gerçekten biz zalimlermişiz!"
Şöyle dediler: "Vay halimize! Biz gerçekten yanlış yapan kişilerdik dipnot 1 !"
"Eyvah, çekeceğimiz var. Çünkü yanlış yaptık" dediler.
Eyvah bize, dediler. Biz zalimlerden idik.
-Eyvah bize, dediler. Biz haksızlık etmiştik.
Dediler: "Eyvah bize! Biz gerçekten zalimlermişiz."
Enbiyâ suresi, 15. ayet. فَمَا زَالَت تِّلْكَ دَعْوَىٰهُمْ حَتَّىٰ جَعَلْنَٰهُمْ حَصِيدًا خَٰمِدِينَ
Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
Biz kendilerini yere serilmiş, hasat edilmiş (ekin)e çevirinceye kadar o feryatları sürüp gitmişti.
Ve onların bu yazıklanmaları, Biz kendilerini biçilmiş ekin haline getirip sönmüş köze çevirinceye kadar devam edip gidecek.
Ve bu yakınmaları, Biz kendilerini biçilmiş bir tarlaya (ya da) bir kül yığınına çevirinceye kadar sürüp giderdi.
Onların bu iddiaları sürüp gitti. . . Ta ki biz onları biçilmiş ekin ve sönmüş ateşe döndürene kadar.
Onların bu yakınmaları, biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı.
Biz kendilerini, kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirinceye kadar bu feryatları sürüp gider.
Onları, biçilmiş bir ekinlik, sönmüş bir kül yığını durumuna getirinceye dek bu haykırışları bitmedi.
Biz, kendilerini kuruyup biçilmiş ekine, sönmüş ateşkülüne çevirinceye kadar, bu feryatları sürüp gider.
Onları biçip tüketinceye kadar bu yalvarışlarını tekrarlayıp duracaklar.
Onları biçip tüketinceye kadar bu yalvarışlarını tekrarlayıp duracaklar.
Artık olanca feryatları bu oldu kaldı. Neticede onları öyle yaptık ki, biçildiler, söndüler.
Artık bütün davaları bu oldu kaldı, nihayet onları öyle yapdık ki biçildiler, söndüler
Biçilmiş ekin gibi pörsüyüp, cansız kalıncaya kadar bu çağrıları son bulmadı.
Biçilmiş ekin gibi pörsüyüp, cansız kalıncaya kadar bu çağrıları son bulmadı.
Biçilmiş ekin gibi pörsüyüp, cansız kalıncaya kadar bu çağrıları son bulmadı.
Onların bu yakınmaları, biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ocak durumuna getirinceye kadar son bulmadı.
Nihayet biz onları biçilmiş bir ot, ocakları sönmüş (bir kül yığını) haaline getirinceye kadar daima feryadları bu (söz) olmuşdur.
Bu haykırmaları devam edip dururken Biz; onları, biçilmiş bir ot, sönmüş bir ocak haline getirdik.
(10-17) Kesin olan şu ki, içinde sizin hatırlamanız gereken şeyler olan kitabı indirdik, hâlâ akletmez misiniz? / bu verilerle bir bağlantı kuramıyor musunuz? / bir işlem yapamıyor musunuz? Zalim olan nice yerleşim yerini kırdık geçirdik , onların ardından diğer kavimleri inşa ettik, bizden bir sertlik / bir azap geleceğini sezdiklerinde işte o zaman panikle koşuşturuyorlardı, koşuşmayın, şımardığınız meskenlerinize gerisin geri dönün böylelikle belki sizi birileri sual edebilir, yazıklar olsun bize ki biz zalimlermişiz dediler, biz onları hasat edilmiş hâle / sönmüş hâle getirince ye kadar onların çağrıları /duaları, işte böyle sürdü gitti. Biz Göğü ve yeri bu ikisi arasını oyun olsun diye yaratmadık / oyun parkı değil buralar, biz eğlence istesek / yapacak olsak kendi katımızda edinirdik / yerde ve semada değil de burada olduğumuz yerde eğlenirdik.
Biz onları biçilmiş ekin, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar bu feryatları devam etti.
Bu mırıldanmaları sürüp giderken biz onları, biçilmiş (ekin gibi) yaptık, sönüp gittiler.
Bu şekildeki feryatları, onları biçilmiş ekin, alevi sönmüş ateş gibi yapmamıza kadar sürmüştü.
Onları biçilmiş ot gibi, sönmüş ateş gibi yapıncaya kadar yakınmaları kesilmedi.
Bu haykırışları devam edip dururken, biz onları biçilmiş ekine, sönmüş ateşe çevirdik.
Bu haykırışları devam edip dururken, biz onları biçilmiş ekine, sönmüş ocağa çevirdik.
Bu davaları sürüp giderken biz onları kökten biçiverdik, sönüp silindiler.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.