Diyanet İşleri
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Fâtır suresi · 38–45. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Fâtır suresi, 38. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ عَٰلِمُ غَيْبِ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ عَلِيمٌۢ بِذَاتِ ٱلصُّدُورِ
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz O, göğüslerin özünü (kalplerde olanı) hakkıyla bilendir.
Şüphesiz ki Allah göklerin ve yerin gaybını (bilinemeyenlerini) bilendir. O, göğüslerin (kalplerin) içinde olanı da bilendir.
Şüphe yok ki Allah göklerin ve yerin gaybi gerçeklerini bilendir; nitekim O, göğüslerde saklı en mahrem sırları da bilendir.
Şüphesiz, Allah göklerin ve yerin gizli gerçekliğini bilir (ve) doğrusu O, (insanların) kalplerindekini de tam bilendir.
Muhakkak ki Allah semaların (Esma hakikatinden gelen beyindeki kapasitenin) ve arzın (beyindekilerin) gaybını bilendir. . . Şüphesiz ki O, sadırların (derunlarınızın) zatı (hakikati) olarak Aliym'dir.
Şüphesiz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı bilir.
Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir.
Kuşkusuz, Allah, göklerin ve yeryüzünün gizli gerçeklerini Bilendir. Kuşkusuz, O, içlerinden geçenleri Bilendir.
Allah, göklerin ve yerin gaybını/insanların bilemeyeceği şeyleri bilir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkı ile bilendir.
ALLAH göklerin ve yerin geleceğini ve gizemlerini bilendir. O, göğüslerin gizlediğini Bilendir.
ALLAH göklerin ve yerin geleceğini ve gizemlerini bilendir. O, göğüslerin gizlediğini Bilendir.
Şüphe yok ki, Allah, göklerin ve yerin sırrını bilendir. Kesinlikle O, sinelerin özünü bilir.
Şübhe yok ki Allah, Göklerin ve Yerin gaybine alimdir. Elbette o sinelerin künhünü bilir
Kuşkusuz Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Kuşkusuz O, göğüslerde olanı en iyi bilendir. dipnot 1
Kuşkusuz Allah, göklerin ve yerin gaybını dipnot 1 bilendir. Kuşkusuz O, göğüslerde olanı en iyi bilendir. dipnot 2
Kuşkusuz Allah, göklerin ve yerin gaybını dipnot 1 bilendir. Kuşkusuz O, göğüslerde olanı en iyi bilendir. dipnot 2
Şüphesiz Tanrı, göklerin ve yerin gaybını bilendir. Gerçek şu ki O, sinelerin özünde (saklı) olanı bilir.
Şübhesiz ki Allah göklerin ve yerin kaybını bilendir. Muhakkak O, göğüslerin özünde ne varsa onu da hakkıyle bilicidir.
Muhakkak ki Allah; göklerin ve yerin gaybını bilendir. Şüphesiz ki O; göğüslerde olanı da bilicidir.
(38-41) Allah göklerin ve yerin, yitik olanını / gaybını bilendir , Muhakkak ki göğüslerde olanı da bilir. O ki sizleri dünyada devralanlar / halifeler yaptı, Kim inkâr ederse / tanımazsa, küfrü onun üzerinedir. Kafirlerin tanımamış olmaları, Rableri yanında ancak O’nun buğuzunu artırır, kafirlerin küfrü ancak onların hasarlarını artırır. (Başka bir şey artırmaz) De ki Allah’ın dışında dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana arzda ne yarattılar ? yahut göklerde bir ortaklıkları mı var? Ya da onlara kitap vermişiz de onda delilleri mi var? Bilakis zalimler birbirlerine, sadece aldatıcı vaatte bulunuyorlar. Muhakkak ki Allah , gökleri ve yeri birbirinden uzaklaştırmayıp / ayırmayıp tutuyor, eğer uzaklaşırlarsa onları, ondan başkası asla bir arada tutamaz, O kesinlikle yumuşak davranandır ve bağışlayıcıdır.
Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir.
Allah göklerin ve yerin gaybını bilendir. O, göğüslerin özünü bilir.
Allah, göklerin ve yerin gaybını /gizlisini saklısını bilendir dipnot 1 . O, sinelerde olanı da çok iyi bilir.
Allah, göklerin ve yerin bilinmeyenlerini (gaybını) bilir. Kalplerde olanı bilen de odur.
Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir. O, kalplerin içinde ne varsa onu da hakkıyla bilendir.
Allah, göklerin ve yerin gaybını bilir. O, kalplerin özünü bilir.
Allah, göklerin ve yerin gaybını bilendir/Alim'dir. O, göğüslerin özündekini de çok iyi bilir.
Fâtır suresi, 39. ayet. هُوَ ٱلَّذِى جَعَلَكُمْ خَلَٰٓئِفَ فِى ٱلْأَرْضِ فَمَن كَفَرَ فَعَلَيْهِ كُفْرُهُۥ وَلَا يَزِيدُ ٱلْكَٰفِرِينَ كُفْرُهُمْ عِندَ رَبِّهِمْ إِلَّا مَقْتًا وَلَا يَزِيدُ ٱلْكَٰفِرِينَ كُفْرُهُمْ إِلَّا خَسَارًا
O, sizi yeryüzünde halifeler kılandır. Artık kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir. İnkarcıların inkarı, Rableri katında ancak uğrayacakları gazabı artırır. İnkarcıların inkarı, ancak ziyanlarını arttırır.
O (Allah) sizi yeryüzünde halifeler (sorumlular olarak) görevlendirmiştir. dipnot 1 Kim kâfir olursa küfrü kendi aleyhinedir. dipnot 2 Kâfirlerin küfrü Rableri katında öfkeden başka bir şey artırmaz. Kâfirlerin küfrü kayıptan başka bir şey(lerini) artırmaz. dipnot 3
O'dur sizleri yeryüzünde halifeler kılan. Şu halde kim O'nu inkar ederse bu inkarın zararı kendisine olur; zira inkarcıların küfrü Rableri katında sadece alçalışlarını arttırır; yine inkarcılar küfrü (kendileri için) de sadece aldanışlarını arttırır.
Sizleri yeryüzüne varis kılan O'dur. O halde, (Allah'ın birliği ve benzersizliği) gerçeği(ni) inkara kalkışan kişi (şunu bilsin ki), onun bu inkarı kendi aleyhinedir; çünkü, onların bu gerçeği (inatla) inkar etmeleri, yalnızca Rablerinin katındaki çirkinliklerini arttırır ve bu gerçeği inkar etmeleri inkarcıların ziyanını artırmaktan başka bir işe yaramaz.
"HU" ki sizi arzda halifeler olarak meydana getiren (hilafet özelliği; meydana getirilmiştir, yaratılmamıştır. Bu ince ve derin düşünülmesi gereken bir konudur. A. H. ). . . Kim nankörlük eder (birimsel, bedensel zevkler ve kabuller uğruna halifeliğini örter) ise, onun (hakikatini) inkarı kendi aleyhinedir! Hakikat bilgisini inkar edenlere bu inkarları Rableri indinde şiddetli gazap yaşatmaktan başka bir şey artırmaz! Hakikat bilgisini inkar edenlere inkarları hüsrandan başka bir şey eklemez!
Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim inkar ederse, artık inkarı kendi aleyhinedir. Rableri katında kafir olanlara kendi inkarları gazabtan başkasını arttırmaz ve kafir olanlara kendi inkarları kayıptan başkasını arttırmaz.
Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. Onun için kim inkâr ederse, inkârı kendi zararınadır. Kâfirlerin küfrü, Rableri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kâfirlerin küfrü, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez
O, sizi, yeryüzünün yeni yöneticileri yapmıştır. Artık, kim nankörlük ederse, ettiği nankörlük kendi yitimine yöneliktir. Nankörlük edenlerin inkarı, Efendilerinin katında, öfkeden başka bir şeyi çoğaltmaz. Nankörlük edenlerin inkarı, yitiklerinden başka bir şeyi çoğaltmaz.
Sizi yeryüzünde iktidar sahibi yapan O'dur. O halde, kim inkar ederse, inkarı kendi zararınadır. Kafirlerin küfrü, Rabbleri katında kendileri için ancak gazabı arttırır. Kafirlerin inkarı, kendilerine ziyandan başka bir şey getirmez.
O ki sizi yeryüzünde yöneticiler kıldı. Kim inkar ederse kendi zararına inkar etmiştir. İnkarcıların inkarı, Efendi'leri katında nefretten başka bir şey arttırmaz. İnkarcıların inkarı kayıptan başka bir şey artırmaz.
O ki sizi yeryüzünde yöneticiler kıldı. Kim inkar ederse kendi zararına inkar etmiştir. İnkarcıların inkarı, Rab'leri katında nefretten başka bir şey artırmaz. İnkarcıların inkarı kayıptan başka birşey artırmaz
Sizi yeryüzünde halifeler yapan O'dur. O halde kim inkar ederse inkarı kendi aleyhinedir. Kafirlere inkarları, Rableri katında gazaptan başka birşey artırmaz. Kafirlere inkarları, zarardan başka birşey artırmaz.
O ki sizleri yeryüzünde halifeler kıldı, o halde kim küfrederse küfrü kendi aleyhinedir. Kafirlere küfürleri rablarının katında buğzdan başka bir şey artırmaz, kafirlere küfürleri hasardan başka bir şey artırmaz
Sizi yeryüzünde halifeler dipnot 1 yapan O'dur. Kim gerçeğe kafirlik ederse, küfretmesi dipnot 2 kendi zararınadır. Kafirlerin küfürleri, kendileri için Rabb'lerinin yanında gazabı artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Kafirlerin, küfrü sadece kendilerinin zararını artırır.
Sizi yeryüzünde halifeler dipnot 1 yapan O' dur. Kim gerçeğe Kafirlik ederse, Küfretmesi dipnot 2 kendi zararınadır. Kafirlerin Küfrleri, kendileri için Rabb'lerinin yanında gazabı artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Kafirlerin, küfrü sadece kendilerinin zararını artırır.
Sizi yeryüzünde halifeler dipnot 1 yapan O' dur. Kim gerçeği yalanlayarak nankörlük ederse, gerçeği yalanlayarak nankörlük etmesi kendi zararınadır. Nankörlere; nankörlükleri, kendileri için Rabb'lerinin yanında azabı artırmaktan başka bir şeye yaramaz. Nankörlerin, nankörlükleri sadece kendilerinin zararını artırır.
Yeryüzünde sizi halifeler kılan O'dur. Öyleyse kim küfrederse, artık küfrü kendi aleyhinedir. Rableri katında kafirlere kendi küfürleri gazabtan başkasını arttırmaz ve kafirlere kendi küfürleri kayıptan başkasını arttırmaz.
O, sizi yer yüzünde halifeler yapandır. Artık kim küfrederse küfrü kendi zararınadır. Kafirlerin küfrü kendilerine Rableri katında şiddetli buğuzdan başka (bir şey) artırmaz. Kafirlerin küfrü kendilerine hüsran (ve helak) den başka (bir şey) artırmaz.
O'dur; sizi, yeryüzünde halifeler kılmış olan. Kim, küfrederse; küfrü kendi aleyhinedir. Kafirlerin küfrü Rabbları katında ancak gazabı artırır. Kafirlerin küfrü onlara hüsrandan başka bir şeyi artırmaz.
(38-41) Allah göklerin ve yerin, yitik olanını / gaybını bilendir , Muhakkak ki göğüslerde olanı da bilir. O ki sizleri dünyada devralanlar / halifeler yaptı, Kim inkâr ederse / tanımazsa, küfrü onun üzerinedir. Kafirlerin tanımamış olmaları, Rableri yanında ancak O’nun buğuzunu artırır, kafirlerin küfrü ancak onların hasarlarını artırır. (Başka bir şey artırmaz) De ki Allah’ın dışında dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana arzda ne yarattılar ? yahut göklerde bir ortaklıkları mı var? Ya da onlara kitap vermişiz de onda delilleri mi var? Bilakis zalimler birbirlerine, sadece aldatıcı vaatte bulunuyorlar. Muhakkak ki Allah , gökleri ve yeri birbirinden uzaklaştırmayıp / ayırmayıp tutuyor, eğer uzaklaşırlarsa onları, ondan başkası asla bir arada tutamaz, O kesinlikle yumuşak davranandır ve bağışlayıcıdır.
O sizi yeryüzünde halifeler yapandır. Artık kim kâfir olursa kâfir olması kendi aleyhinedir. Kâfirlere kâfirlikleri Rablerinin nezdinde aşırı bir gazaptan başka bir şey arttırmaz. Kâfirlere kâfirlikleri zarardan başka birşey arttırmaz.
Sizi yeryüzünde halifeler (yöneticiler) yapan O'dur. Artık kim nankörlük ederse nankörlüğü kendi zararınadır. Kafirlerin küfrü, Rableri yanında (kendilerine) gazabdan başka bir şey artırmaz; kafirlerin küfrü, (kendilerine) ziyandan başka bir şey artırmaz.
Sizleri yeryüzünde halifeler /öncekilerin yerine geçen kimseler yapan odur dipnot 1 . Kim kafirlik ederse /ayetleri görmezlikte direnirse onun kafirliği kendi aleyhine olur dipnot 2 . Kafirlerin kafirliği, Rableri katında yalnızca kendilerine karşı nefreti artırır. Kafirlerin kafirliği, sadece kendilerinin zararını artırır dipnot 3 .
Sizleri yeryüzünde başkalarının yerine yerleştiren odur. Kim Allah'ı görmezlik ederse onun görmezliği kendi aleyhine olur. Görmezlikten gelenlerin görmezliği, Rableri katında yalnızca kızgınlığı artırır. Görmezlikten gelenlerin görmezliği onların sadece zararlarını artırır.
Sizi yeryüzünde halifeler kılan O’dur. Kim küfrederse ederse, küfrü kendi aleyhinedir. Kâfirlerin küfrü, Allah katında gazaptan başka bir şey artırmaz. Kâfirlerin küfrü hüsrandan başka bir şey artırmaz.
Sizi yeryüzünde idareci kılan O'dur. Kim nankörlük ederse, nankörlüğü kendisinedir. Kafirlerin küfrü, Allah katında nefretten başka bir şey artırmaz. Kafirlerin küfrü hüsrandan başka bir şey artırmaz.
Sizi yeryüzünde halefler yapan O'dur. Nankörlük edenin nankörlüğü kendi aleyhinedir. Kafirlerin küfrü, Rableri katında öfkeden başka bir şey artırmaz. Kafirlerin küfrü hüsran ve yıkımdan başka bir şey artırmaz.
Fâtır suresi, 40. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ شُرَكَآءَكُمُ ٱلَّذِينَ تَدْعُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ أَرُونِى مَاذَا خَلَقُوا۟ مِنَ ٱلْأَرْضِ أَمْ لَهُمْ شِرْكٌ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ أَمْ ءَاتَيْنَٰهُمْ كِتَٰبًا فَهُمْ عَلَىٰ بَيِّنَتٍ مِّنْهُ بَلْ إِن يَعِدُ ٱلظَّٰلِمُونَ بَعْضُهُم بَعْضًا إِلَّا غُرُورًا
De ki: "Allah'ı bırakıp da taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, onlar yerden ne yaratmışlardır?" Yoksa onların göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa kendilerine bir kitap verdik de, o kitaptan, açık bir delile mi sahip bulunuyorlar? Hayır, zalimler birbirlerine aldatmadan başka hiçbir şey vaad etmezler.
De ki: "Allah'ın peşi sıra yalvardığınız ortaklarınızı bir düşünsenize! Yerden neyi yaratmışlar bana gösterin veya göklerle ilgili (onların yaratılışında) onların ortaklığı mı varmış! Yoksa biz onlara (farklı) bir kitap vermişiz de o kitaptan bir delile mi dayanıyorlarmış!" dipnot 1 Aksine o zalimler birbirlerine aldanmadan başka bir şey vadetmiyorlar.
De ki: "Hiç Allah'ı bırakıp da yalvarıp yakardığınız varlıklar olan şu şirk nesneleriniz hakkında kafa yordunuz mu? Bana gösterin bakayım, yeryüzünde neyi yaratmışlar? Yoksa onların gökler(in yönetimin)de bir payı mı var? Veyahut onlara bir vahiy indirdik de, kendileri delil olarak ona mı dayanıyorlar?Asla! bu haddini bilmezler, birbirlerine sadece aldanış vaad ediyorlar.
De ki: "Allah'a ortak koştuğunuz varlıkları ve güçleri (ve) Allah'tan başka yalvarıp yakardıklarınızı (gerçekten) hiç düşündünüz mü? Bana onların yeryüzünde ne yarattıklarını gösterin; yoksa onların gökler(in yönetimin)de bir katkıları mı var (sanıyorsunuz)?" Onlara (görüşlerini destekleyici) bir kanıt olarak kullanabilecekleri bir ilahi vahiy mi gönderdik? Hayır! Zalimlerin birbirleri hakkında besledikleri (ümitler), hayalden öteye geçmez.
De ki: "Allah dununda tapındığınız ortaklarınızı - dostlarınızı gördünüz mü? Gösterin bana, arzdan ne yarattılar (bedeninizde ne tasarrufları oldu)?". . . Yoksa onların semalarda bir ortaklığı mı var (bilinç dünyanıza farklı bir kendini bilme hali mi oluşturdular siz kendinizi beden kabullenirken)? Yoksa kendilerine hakikat bilgisi (kitap) verdik de onlar ondan bir açık delil üzere midirler? Bilakis, zalimler birbirlerine aldanıştan başka bir şey vadetmezler.
De ki: "Siz, Allah'ın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?" Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
De ki: Allah'ı bırakıp da taptığınız, ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yarattılar! Yoksa onların göklerde mi bir ortaklıkları var! Yahut biz onlara, (bu hususta) bir kitap mı verdik de onlar, o kitaptaki bir delile dayanıyorlar? Hayır! O zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey vâdetmiyorlar.
De ki: "Allah'tan başka bir de ayrıca yakarışlarda bulunduğunuz ortaklarınızı görüyor musunuz? Onların, yeryüzünde ne yarattıklarını bana gösterin!" Yoksa onların, göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de ondaki bir kanıta mı dayanıyorlar? Hayır! Haksızlık yapanlar, birbirlerine aldanıştan başka bir söz vermezler.
De ki: "Allah'tan başka yalvardığınız ortaklarınızı hiç düşündünüz mü? Gösteriniz bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yarattılar! Yoksa onların göklerde mi bir ortakları var! Yoksa biz onlara bir kitap mı verdik de onlar, o kitaptaki bir delile dayanıyorlar?" Hayır! O zalimler/müşrikler, birbirlerine aldatmadan başka bir şey vaad etmiyorlar.
De ki: "ALLAH'ın dışında çağırdığınız ortaklarınızı düşündünüz mü; onlar yeryüzünde neyi yaratmışlar bana gösterin?" Yoksa onların gökte bir ortaklıkları mı var? Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimler birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler.
De ki, 'ALLAH'ın dışında çağırdığınız ortaklarınızı düşündünüz mü; onlar yeryüzünde neyi yaratmışlar bana gösterin?' Yoksa onların gökte bir ortaklıkları mı var? Veya onlara bir kitap verdik de ondaki bir delile mi dayanıyorlar? Doğrusu, zalimlerin birbirlerine ancak aldatıcı sözler verirler.
De ki: "Gördünüz ya, O Allah'tan başka yalvardığınız ortaklarınızı! Gösterin bana onların bu yeryüzünün hangi parçasını yarattıklarını!" Yoksa onların göklerde mi bir ortaklığı var, ya da kendilerine bir kitap vermişiz de ondan açık bir delil mi var ellerinde? Hayır, o zalimler, birbirlerini aldatmadan başka bir vaadde bulunmuyorlar!
De ki gördünüz a o Allahın berisinden yalvardığınız şeriklerinizi? Gösterin bana onlar bu Arzdan hangi cüz'ü yaratmışlar? Yoksa onların gökler de mi bir ortaklığı var? Yoksa kendilerine bir kitab vermişiz de ondan bir beyyine üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır o zalimler birbirlerine aldatmadan başka bir va'dde bulunmuyorlar.
De ki: "Allah'ın yanı sıra yakardıklarınıza bir bakın bakalım! Onların, yeryüzünde yarattıkları bir şey varsa bana gösterin! Yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Ya da onlara bir kitap verdik de onlar, ondan bir beyyine dipnot 1 üzerinde midirler? Hayır, hayır! Zalimlerin birbirlerine verdikleri sözler, dipnot 2 aldatmacadan başka bir şey değildir.
De ki: "Allah'ın yanı sıra yakardıklarınıza bir bakın bakalım! Onların, yeryüzünde yarattıkları bir şey varsa bana gösterin! Yoksa onların göklerde bir ortakları mı var? Ya da onlara bir kitap verdik de onlar, ondan bir beyyine dipnot 1 üzerinde midirler? Hayır, hayır! Zalimlerin birbirlerine verdikleri sözler dipnot 2 , aldatmacadan başka bir şey değildir.
De ki: "Allah'ın yanı sıra kulluk ettiğiniz, ortak koştuklarınıza hiç baktınız mı? Gösterin bana, yeryüzünde neyi yaratmışlar? Ya da onlar için göklerde bir ortaklık mı var? Ya da onlara bir kitap verdik de onlar, ondan bir beyyine dipnot 1 üzerinde midirler? Hayır, hayır! Zalimlerin birbirlerine verdikleri sözler dipnot 2 , aldatmacadan başka bir şey değildir.
De ki: "Siz, Tanrı'nın dışında taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Bana haber verin; yerden neyi yaratmışlardır?" Ya da onların göklerde bir ortaklığı mı var? Yoksa biz onlara bir kitap vermişiz de onlar bundan (dolayı) apaçık bir belge üzerinde midirler? Hayır, zulmedenler, birbirlerine aldatmadan başkasını vadetmiyorlar.
(Habibim) de ki: "Allahı bırakıb tapdığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Yerden her hangi bir şey'i yaratdıklarını bana gösterin"! Yoksa onların göklerde (Allah ile) bir ortaklığı mı var? Yahud biz onlara bir kitab vermişiz de kendileri bundan apaçık bir hüccet üzerinde midirler? Hayır, o zaalimler birbirini aldatmakdan başka bir va'dde bulunmuyor (lar).
De ki: Allah'tan başka taptığınız ortaklarınızı gördünüz mü? Yeryüzünde ne yaratmışlardır gösterin bana. Yoksa onların ortaklığı göklerde midir? Yoksa onlara bir kitab verdik de onlar bundan bir delile mi dayanıyorlar? Hayır, o zalimler; birbirine ancak aldatıcı şeyler vaad ederler.
(38-41) Allah göklerin ve yerin, yitik olanını / gaybını bilendir , Muhakkak ki göğüslerde olanı da bilir. O ki sizleri dünyada devralanlar / halifeler yaptı, Kim inkâr ederse / tanımazsa, küfrü onun üzerinedir. Kafirlerin tanımamış olmaları, Rableri yanında ancak O’nun buğuzunu artırır, kafirlerin küfrü ancak onların hasarlarını artırır. (Başka bir şey artırmaz) De ki Allah’ın dışında dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana arzda ne yarattılar ? yahut göklerde bir ortaklıkları mı var? Ya da onlara kitap vermişiz de onda delilleri mi var? Bilakis zalimler birbirlerine, sadece aldatıcı vaatte bulunuyorlar. Muhakkak ki Allah , gökleri ve yeri birbirinden uzaklaştırmayıp / ayırmayıp tutuyor, eğer uzaklaşırlarsa onları, ondan başkası asla bir arada tutamaz, O kesinlikle yumuşak davranandır ve bağışlayıcıdır.
De ki: "Allah'ı bırakıp da dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yaratmışlardır? Yoksa onların göklerde mi bir ortaklıkları var? Yoksa onlara bir kitap verildi de, ondan bir delile mi dayanıyorlar?" Hayır! Zalimler birbirlerini aldatmaktan başka bir vaadde bulunmuyorlar.
De ki: "Siz, Allah'tan başka yalvardığınız şu tanrılarınızı gördünüz mü? Bana gösterin (bakayım), onlar yerden hangi şeyi yarattılar?" Yoksa onların, gökler(in yaratılmasın)da (Allah'a) ortaklıkları mı var? Yoksa biz onlara (taptıkları putları bize ortak koşmalarını söyleyen) bir Kitap vermişiz de onlar o Kitaptan bir delil üzerinde mi bulunuyorlar? Hayır, o zalimler birbirlerine, aldatmadan başka bir şey va'detmiyorlar.
De ki: "Allah'a ortak sayıp ondan önce yardıma çağırdıklarınız hakkında hiç düşündünüz mü? Gösterin bana onlar yeryüzünde neyi yaratmışlar! Ya da göklerde bir ortaklıkları mı var dipnot 1 ? Yoksa onlara bir kitap verdik de onlar o kitaptan bir delile mi dayanıyorlar dipnot 2 ? Hayır! Bu yanlışı yapanlar birbirlerine, sadece aldatmak için vaatte bulunurlar.
De ki: "Allah ile ortak sayarak araya koyup yardım istediklerinize baktınız mı? Gösterin bana; onlar yerin hangi parçasını yaratmışlar. Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Ya da onlara bir yazı verdik de onu belge olarak mı kullanıyorlar? Hayır; o zalimlerden biri diğerine sadece aldatıcı vaadde bulunur.
De ki: Allah'ı bırakıp da dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana! Onlar yerdeki hangi şeyi yarattılar? Yoksa onların göklerde mi bir ortaklıkları var? Yoksa onlara bir kitap verildi de, ondan bir delile mi dayanıyorlar? Hayır! Zalimler birbirlerini aldatmaktan başka bir vaatte bulunmuyorlar.
De ki: -Allah'tan başka dua ettiğiniz ortaklarınızı görüyor musunuz? Onların dünyada ne yarattığını bana gösterin. Yoksa, onların ortaklıkları göklerde midir? Yoksa onlara bir kitap verildi de, ondan bir belgeye mi dayanıyorlar? Hayır, zalimler birbirlerini aldatmaktan başka bir vaatte bulunmuyorlar.
De ki: "Allah'ın berisinden yakardığınız şu ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana topraktan neyi yarattı onlar!" Yoksa göklerde bir ortaklıkları mı var? Yoksa onlara bir kitap verdik de kendileri o kitaptan bir kanıt üzerinde midirler? Hayır, zalimler birbirlerine aldanıştan/aldatıştan başka hiçbir şey vaat etmezler.
Fâtır suresi, 41. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ يُمْسِكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضَ أَن تَزُولَا وَلَئِن زَالَتَآ إِنْ أَمْسَكَهُمَا مِنْ أَحَدٍ مِّنۢ بَعْدِهِۦٓ إِنَّهُۥ كَانَ حَلِيمًا غَفُورًا
Şüphesiz Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye (kurduğu düzende) tutuyor. Andolsun, eğer onlar (yörüngelerinden sapıp) yok olur giderlerse, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halimdir (hemen cezalandırmaz, mühlet verir), çok bağışlayandır.
Şüphesiz ki göklerin ve yerin yok olmasını engelleyen Allah'tır. Yok olurlarsa, O'ndan sonra (Allah'tan başka) kimse onları (sistemlerinde) tutamaz. dipnot 1 Şüphesiz ki O hoşgörülüdür, çok bağışlayandır.
Şu açık ki, yok olurlar diye gökleri yeri (yörüngede) tutan sadece Allah'tır; eğer (yörüngeden) sapmalarına (izin verirse), bunun ardından hiçbir güç onları tutamaz: ne var ki O cezalandırmada hiç acele etmeyendir, eşsiz bir bağışlayıcıdır.
Gerçek şu ki, semavi varlıkları ve yeri (yörüngelerinden) sapmamaları için tutan (yalnızca) Allah'tır. Bir kere sapınca da, O'nun müdahale etmemesi halinde başka hiçbir güç onları tutamaz. (Fakat) Allah halimdir, çok bağışlayıcıdır!
Muhakkak ki Allah, semaları ve arzı, işlevlerini yitirmemeleri için ayakta tutuyor! Andolsun ki eğer işlevlerini yitirseler O'ndan sonra hiç kimse onları ayakta tutamaz. . . Muhakkak ki O, Haliym'dir, Ğafur'dur.
Allah, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, Halim'dir, bağışlayandır.
Şüphesiz Allah gökleri ve yeri, nizamları bozulmasın diye tutuyor. Andolsun ki onların nizamı eğer bir bozulursa, kendisinden başka hiç kimse onları tutamaz. Şüphesiz O, halîmdir, çok bağışlayıcıdır.
Aslında, Allah, sapmamaları için gökleri ve yeryüzünü tutuyor. Eğer saparlarsa, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Kuşkusuz, O, Hoşgörülüdür; Sınırsız Bağışlayandır.
Şüphesiz Allah, yörüngelerinden sapmamaları için gökleri ve yeri tutar. Eğer onlar sapacak olsalar O'ndan başka onları hiç kimse tutamaz. Şüphesiz O, son derece yumuşak davranır; affeder.
ALLAH, gökleri ve yeri kaos içine girmekten alıkoymaktadır. Kaosa girseler O'ndan başka kim onu engelleyebilir? O Şefkatlidir, Bağışlayandır.
ALLAH, gökleri ve yeri kaos içine girmekten alıkoymaktadır. Kaosa girseler O'ndan başka kim onu engelleyebilir? O Şefkatlidir, Bağışlayandır.
Doğrusu gökleri ve yeri, yok oluvermelerinden Allah tutuyor. Andolsun ki, eğer yok oluverseler, O'ndan başka kimse tutamaz onları. O, gerçekten çok halim, çok bağışlayandır.
Doğrusu Gökleri ve Yeri zeval buluvermelerinden Allah tutuyor, celalim hakkı için zeval buluverirlerse onları ondan başka kimse tutamaz, o cidden halim bir gafur bulunuyor
Gökleri ve yeri koyduğu yasalarla yok olmaktan koruyan Allah'tır. Ant olsun ki eğer onlar yok olurlarsa, o ikisini O'ndan başka tutacak yoktur. Kuşkusuz O, Çok Şefkatli'dir. Çok Bağışlayıcı'dır.
Gökleri ve yeri koyduğu yasalarla yok olmaktan koruyan Allah'tır. Ant olsun ki eğer onlar yok olurlarsa, o ikisini O'ndan başka tutacak yoktur. Kuşkusuz O, Çok Şefkatli'dir. Çok Bağışlayıcı'dır.
Gökleri ve yeri koyduğu yasalarla yok olmaktan koruyan Allah'tır. Ant olsun ki eğer onlar yok olurlarsa, o ikisini O'ndan başka tutacak yoktur. Kuşkusuz O, Çok Şefkatli'dir, Çok Bağışlayıcı'dır.
Şüphesiz Tanrı, gökleri ve yeri zeval bulurlar diye (her an kudreti altında) tutuyor. Andolsun, eğer zeval bulacak olurlarsa, kendisinden sonra artık kimse onları tutamaz. Doğrusu O, halimdir, bağışlayandır.
Şübhesiz ki Allah gökleri ve yeri zeval bulmalarından (korumak için bizzat) tutmakdadır. Eğer onlar zeval bulurlarsa andolsun ki, ondan sonra kimse bunları tutamaz. Hakıykaten o (Allah) ukuubetde aceleci değildir. Çok yarlığayıcıdır.
Muhakkak ki zail olmasınlar diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Eğer zail olurlarsa, andolsun ki; bundan sonra onları kimse tutamaz. Şüphesiz ki O; Halim, Gafur olandır.
(38-41) Allah göklerin ve yerin, yitik olanını / gaybını bilendir , Muhakkak ki göğüslerde olanı da bilir. O ki sizleri dünyada devralanlar / halifeler yaptı, Kim inkâr ederse / tanımazsa, küfrü onun üzerinedir. Kafirlerin tanımamış olmaları, Rableri yanında ancak O’nun buğuzunu artırır, kafirlerin küfrü ancak onların hasarlarını artırır. (Başka bir şey artırmaz) De ki Allah’ın dışında dua ettiğiniz ortaklarınızı gördünüz mü? Gösterin bana arzda ne yarattılar ? yahut göklerde bir ortaklıkları mı var? Ya da onlara kitap vermişiz de onda delilleri mi var? Bilakis zalimler birbirlerine, sadece aldatıcı vaatte bulunuyorlar. Muhakkak ki Allah , gökleri ve yeri birbirinden uzaklaştırmayıp / ayırmayıp tutuyor, eğer uzaklaşırlarsa onları, ondan başkası asla bir arada tutamaz, O kesinlikle yumuşak davranandır ve bağışlayıcıdır.
Yok olmaması için gökleri ve yeri Allah tutar. Göklerin ve yerin sonu gelirse, O’ndan başka onları kimse tutamaz. Allah; Halim'dir, çokça bağışlayandır.
Allah yıkılmamaları için gökleri ve yeri tutmaktadır. Andolsun, gökler ve yer yıkılsa, onları, Kendisinden başka hiç kimse tutamaz. Şüphesiz O, halimdir, çok bağışlayandır.
Yerlerinden oynamasınlar diye gökleri ve yeri Allah tutar dipnot 1 . Yerlerinden oynayacak olsalar, ondan sonra onları hiç kimse tutamaz. O pek yumuşak davranan, çokça bağışlayandır.
Dağılmasın diye gökleri ve yeri tutan Allah'tır. Onlar dağılacak olsa onları Allah'tan başka kimse tutamaz. O yumuşak davranır, çok bağışlar.
Yok olmaması için gökleri ve yeri Allah tutar. Göklerin ve yerin sonu gelirse, O’ndan başka kimse tutmaz. Allah, Halim'dir, çokça bağışlayandır.
Yok olmaması için gökleri ve yeri Allah tutar. Göklerin ve yerin sonu gelirse, O'ndan başka kimse tutmaz. Allah, şefkatle muamele eder ve bağışlar.
Allah, gökleri ve yeri, yok olup gitmesinler diye tutuyor. Yemin olsun, eğer çöküp giderlerse, O'ndan başka hiç kimse onları tutamaz. Halim'dir O, Gafur'dur.
Fâtır suresi, 42. ayet. وَأَقْسَمُوا۟ بِٱللَّهِ جَهْدَ أَيْمَٰنِهِمْ لَئِن جَآءَهُمْ نَذِيرٌ لَّيَكُونُنَّ أَهْدَىٰ مِنْ إِحْدَى ٱلْأُمَمِ فَلَمَّا جَآءَهُمْ نَذِيرٌ مَّا زَادَهُمْ إِلَّا نُفُورًا
Müşrikler, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerden herhangi birinden daha çok doğru yol üzere olacaklarına dair en güçlü şekilde Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara bir uyarıcı gelince, bu ancak onların nefretlerini artırdı.
(42, 43) Kendilerine bir uyarıcı gelmesi hâlinde, herhangi bir topluluktan daha doğru yolda olacaklarına dair dipnot 1 bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı gelince bu, onların sadece gerçek(ler)den uzaklaşmalarını yani yeryüzünde kibirlenmelerini ve kötülük tuzağını (kurmalarını) artırdı. Oysa kötü tuzak, sadece sahibinin başına geçer. dipnot 2 Onlar öncekilere (uygulanan Allah'ın) kanunundan başka ne bekliyorlar ki! Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! Allah'ın kanununda asla bir sapma bulamazsın. dipnot 3
Bir de o (inkarcı)lar, kendilerine bir uyarıcı geldiği takdirde, doğru yolu bulmakta tüm toplumların önünde yer alacaklarına dair Allah adına var güçleriyle yemin ettiler; fakat onlara bir uyarıcı geldiğinde ise, bu onların sadece tepkilerine artırdı;
Onlar, (hakikate her fırsatta muhalefet edenler,) eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, o'nun rehberliğine, (kendilerine gönderilen uyarıcıya tabi olan eski) toplumlardan daha çok bağlanacaklarına bütün güçleriyle yemin ederler: İşte şimdi onlara bir uyarıcı geldi, ama (o'nun çağrısı) onların sadece muhalefetlerini artırdı,
Var güçleriyle (billahi diye) Allah'a yemin ettiler ki, eğer onlara uyarıcı gelir ise, mutlaka (geçmiş ve gelecek diğer) ümmetlerin (herhangi) birinden daha çok hidayette olacaklardı. . . Kendilerine bir uyarıcı geldiğindeyse, (bu) onlarda nefretten başka bir şey artırmadı!
Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı, korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair, Allah'a and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı, korkutucu geldiğinde (bu) nefretlerinden başkasını artırmadı.
Kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, herhangi bir milletten daha çok doğru yolda olacaklarına dair bütün güçleriyle Allah’a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı (Muhammed) gelince, bu, onların haktan uzaklaşmalarından başka bir şeyi arttırmadı.
Kendilerine bir uyarıcı gelirse, toplumların herhangi birinden daha çok doğru yol üzerinde olacaklarına ilişkin, tüm güçleriyle yemin ettiler. Fakat bir uyarıcı geldiği zaman, nefretlerinden başka bir şey artmadı.
Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse bütün toplumların en doğruları olacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin ettiler. Ancak kendilerine bir uyarıcı gelince, bu, onların sadece haktan kaçmalarını arttırdı.
Kendilerine bir uyarıcı gelse, tüm topluluklardan daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle ALLAH'a yemin ettiler. Kendilerine bir elçi geldiğinde, bu durum, onların ancak nefretini artırdı.
Kendilerine bir uyarıcı gitse tüm topluluklardan daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle ALLAH'a yemin ettiler. Kendilerine bir elçi gittiğinde, bu durum, onların ancak nefretini artırdı
Onlar kendilerine uyarıcı bir peygamber gelirse kesinlikle ilerideki ümmetlerin en birincisinden daha kabiliyetli olacaklarına daha çok doğru yola gideceklerine dair Allah'a en ağır yeminleriyle yemin etmişlerdi. Fakat kendilerine uyarıcı bir peygamber geldiği zaman, bu onların yalnızca ürkekliklerini artırdı.
Yeminlerinin en kuvvetlisiyle Allaha kasem de etmişlerdi ki: billahi kendilerine inzar edici bir Peygamber gelse her halde ilerideki ümmetlerin en birincisinden daha kabiliyyetli olacaklar, daha iyi yola geleceklerdi, fakat kendilerine inzar edici bir Peygamber geldiği vakıt onlara sırf bir ürküntü artırdı
Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, diğer toplumlardan kesinlikle daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yeminler etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı geldiğinde bu onların yalnızca nefretlerini artırdı.
Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, diğer toplumlardan kesinlikle daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yeminler etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı geldiğinde bu onların yalnızca nefretlerini artırdı.
Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, diğer toplumlardan kesinlikle daha doğru yolda olacaklarına dair var güçleriyle Allah'a yeminler etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı geldiğinde bu onların yalnızca nefretlerini artırdı.
Yeminlerinin olanca güçleriyle, kendilerine bir uyarıcı, korkutucu gelecek olsa, ümmetlerinin herhangi birinden mutlaka daha doğru olacaklarına dair Tanrı'ya and içtiler. Ancak onlara bir uyarıcı, korkutucu geldiğinde (bu) nefretlerinden başkasını arttırmadı.
Onlar, kendilerine azab ile korkutucu (bir peygamber) gelirse her halde (diğer) ümmetlerden herhangi birinden daha ziyade doğru yolu tutacaklarını yeminlerinin bütün hızıyle Allaha andetmişlerdi. Fakat onlara azab ile korkutan (bir peygamber) gelince bu, onların (hakdan) uzaklaşmalarından başka bir şey attırmadı.
Var güçleriyle Allah'a yemin ettiler ki; kendilerine bir uyarıcı gelecek olursa; muhakkak ki, ümmetlerin herhangi birinden daha doğru yolda olacaklardır. Fakat kendilerine bir uyarıcı gelince; onların sadece nefretlerini artırdı.
(42-45) Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse , uyarı gelmiş toplumlardan / ümmetlerden herhangi birinden daha iyi yola gireceklerine dair tüm gayretleriyle Allah’a yemin ettiler. Ne zaman ki onlara uyarıcı geldi, nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı. Arzda büyüklenme, kötülük tuzaklama, tuzaklanan kötülükler sahibinden başka sının başına gelmez. Evvelkilere yapılanları mı bekliyorlar ? Allah’ın iş yapışında değişiklik / mübadele bulamazsın, Allah’ın iş yapışında değişme de bulamazsın. Arz da hiç gezmiyorlar mı? Öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? ki onlar, onlardan daha şiddetliydiler / kuvvetteydiler. Allah’ı, yerde ve göklerde herhangi bir şey aciz bırakamaz. Muhakkak ki O, bilendir, ayarlayandır muktedir olandır. Eğer ki Allah , insanları kazandıkları dolayısıyla hemen cezalandırsa idi , görünür de tek bir yaratık bırakmazdı ve lakin belli bir süreye kadar , süreleri gelinceye kadar erteliyor, muhakkak ki Allah kullarını görendir.
Kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, ümmetler içinde en doğru yolda olacaklarına, dair bütün güçleriyle Allah’a yemin ettiler. Fakat onlara uyarıcı (Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-) gelince; bu, onların haktan uzaklaşmalarından başka bir şeyi arttırmadı.
"Andolsun eğer kendilerine bir uyarıcı (peygamber) gelirse, her milletten daha çok doğru yolda olacaklar" diye, yeminlerinin bütün gücüyle Allah'a yemin ettiler. Fakat kendilerine uyarıcı gelince, onlara Hak'tan uzaklaşmaktan başka bir katkı sağlamadı.
Kendilerine bir uyarıcı gelirse bütün toplumlardan daha doğru bir yola girecekleri konusunda var güçleriyle Allah'a yemin ettiler dipnot 1 . Ne zaman ki onlara bir uyarıcı geldi, bu onların sadece uzaklaşmalarını artırdı dipnot 2 .
Kendilerine uyarıcı gelirse, toplulukların her birinden daha doğru yolda olacaklarına dair bütün güçleriyle yemin ettiler. Kendilerine uyarıcı gelince de sadece nefretleri arttı.
Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, herhangi bir milletten daha çok hidayet üzere olacaklarına dair bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi. Onlara bir uyarıcı gelince, kaçmaktan başka bir şey yapmadılar.
Eğer kendilerine bir uyarıcı gelecek olursa, ümmetlerin içinde en doğru yolda giden biri olacaklarına dair tüm güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi. Onlara bir uyarıcı gelince, nefretle uzaklaşmaktan başka birşey yapmadılar.
Yeminlerinin tüm gücüyle Allah'a ant içmişlerdi ki, eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse, ümmetlerin herhangi birinden çok daha doğru bir gidiş üzere olacaklar. Fakat uyarıcı onlara gelince, bu onlara nefretle kaçıştan başka bir katkı sağlamadı.
Fâtır suresi, 43. ayet. ٱسْتِكْبَارًا فِى ٱلْأَرْضِ وَمَكْرَ ٱلسَّيِّئِ وَلَا يَحِيقُ ٱلْمَكْرُ ٱلسَّيِّئُ إِلَّا بِأَهْلِهِۦ فَهَلْ يَنظُرُونَ إِلَّا سُنَّتَ ٱلْأَوَّلِينَ فَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَبْدِيلًا وَلَن تَجِدَ لِسُنَّتِ ٱللَّهِ تَحْوِيلًا
Yeryüzünde büyüklük taslamak ve kötü tuzak kurmak için (böyle davranıyorlardı). Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar ancak öncekilere uygulanan kanunu bekliyorlar. Sen Allah'ın kanununda hiçbir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah'ın kanununda hiçbir sapma bulamazsın.
(42, 43) Kendilerine bir uyarıcı gelmesi hâlinde, herhangi bir topluluktan daha doğru yolda olacaklarına dair dipnot 1 bütün güçleriyle Allah'a yemin etmişlerdi. Fakat onlara uyarıcı gelince bu, onların sadece gerçek(ler)den uzaklaşmalarını yani yeryüzünde kibirlenmelerini ve kötülük tuzağını (kurmalarını) artırdı. Oysa kötü tuzak, sadece sahibinin başına geçer. dipnot 2 Onlar öncekilere (uygulanan Allah'ın) kanunundan başka ne bekliyorlar ki! Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın! Allah'ın kanununda asla bir sapma bulamazsın. dipnot 3
yeryüzünde kibir ve çirkin bir entrika (düzeni kurdular).Oysa ki her çirkin entrika sadece onu çevireni çepeçevre kuşatır: bu durumda onlar, öncekilere uygulanan ilahi uygulama dışında başka bir şey mi bekliyorlar? Ve sen Allah'ın yasasında bir başkalaşma göremezsin; evet sen Allah'ın yasasında bir sapma da göremezsin.
Yeryüzünde böbürlenmelerini artırdı, (Allah'ın mesajlarına karşı) şeytani itirazlar geliştirme (çaba)larını... Halbuki, bütün şeytani tuzaklar (sonunda) sadece sahiplerini yutar; yoksa onlar, önceki (günahkar)ların (sürüklendikleri) yoldan başka bir şey mi bekliyorlar? Sen Allah'ın tuttuğu yol ve yöntemde hiçbir değişiklik göremezsin; evet sen, Allah'ın yolunda ve yönteminde bir sapma göremezsin!
Arzda kibirlenerek (benlikle) ve kötülüğün mekrini (hilelerini) kurarak (uzaklaştılar). . . Kötülüğün mekri ise sadece oluşturanları kuşatır! Acaba onlar, öncekilerin tabi olduğu sünnetten (Allah sistem ve düzeninden) başkasını mı bekliyorlar? Sünnetullah için bir alternatif asla bulamazsın! Sünnetullah'ta bir değişme asla bulamazsın!
(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi sahibinden başkasını sarıp kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler? Sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Halbuki kişi kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilerin kanunundan (onlara uygulanandan) başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda asla bir değişme bulamazsın, Allah'ın kanununda kesinlikle bir sapma da bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklük tasladılar ve kötülük tasarladılar. Oysa kötülük, yapanın kendisinden başkasını kuşatmaz. Yine de öncekilere uygulanan yasadan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın Yasası'nda, asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın Yasası'nda, asla bir sapma da bulamazsın.
Çünkü onlar yeryüzünde kibirlendiler ve kötü tuzaklar kurdular. Halbuki kişi, kazdığı kuyuya kendi düşer. Onlar öncekilere uygulanan yasayı mı bekliyorlar? Allah'ın yasasında asla bir değişme bulamazsın. Allah'ın yasasında bir başkalaşma da bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklendiler, kötülük planladılar. Halbuki kötü plan sahibine geri teper. Geçmişlere uygulanan sünnet(yasa)den başkasını mı bekliyorlar? ALLAH'ın sünnetinde bir değişiklik göremezsin; ALLAH'ın sünnetinde bir sapma göremezsin. dipnot 1
Yeryüzünde büyüklendiler, kötülük planladılar. Halbuki kötü plan sahibine geri teper. Geçmişlere uygulanan sünnet (yasa) dan başkasını mı bekliyorlar? ALLAH'ın sünnetinde bir değişiklik göremezsin; ALLAH'ın sünnetinde bir sapma göremezsin.
Bu, yeryüzünde bir büyüklük taslamak ve suikast düzenlemek istediklerindendir. Oysa kötü tuzak, yalnızca sahibinin başına geçer. O halde öncekilerin kanunundan başka ne gözetirler?! Sen Allah'ın kanununda asla bir değişiklik bulamazsın, Allah'ın kanununda asla bir sapma da bulamazsın!
Yerde bir kibirlenme ve bir sui kasd düzeni, halbuki fena düzen ancak sahibinin başına geçer, o halde evvelkilerin sünnetinden başka ne gözetirler. O halde Allahın sünnetine bir tebdil bulamazsın, Allahın sünnetine bir tahvil de bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklendiler ve kötü planlar yaptılar. Oysa kötü planlar, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öyleyse onlar, öncekilerin sünnetinden dipnot 1 başkasını mı gözlüyorlar? Halbuki Allah'ın sünnetinde dipnot 2 asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde asla bir sapma bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklendiler ve kötü planlar yaptılar. Oysa kötü planlar, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öyleyse onlar, öncekilerin sünnetinden dipnot 1 başkasını mı gözlüyorlar? Halbuki Allah'ın sünnetinde dipnot 2 asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde asla bir sapma bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklendiler ve kötü planlar yaptılar. Oysa kötü planlar, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öyleyse onlar, öncekilerin sünnetinden dipnot 1 başkasını mı gözlüyorlar? Halbuki Allah'ın sünnetinde dipnot 2 asla bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde asla bir sapma bulamazsın.
(Hem de) Yeryüzünde büyüklük taslayarak ve kötülüğü tasarlayıp düzenleyerek. Oysa hileli düzen, kendi ehlinden başkasını sarıp kuşatmaz. Artık onlar öncekilerin sünnetinden başkasını mı gözlemektedirler. Sen, Tanrı'nın sünnetinde kesinlikle bir değişiklik bulamazsın ve sen, Tanrı'nın sünnetinde kesinlikle bir dönüşüm de bulamazsın.
Çünkü (onlar) yer (yüzün) de büyüklenmek, fena (ve) hiyle (li tuzaklar) kurmak (istiyorlar). Halbuki kötü düzen, ona ehil olandan başkasını sarmaz. Ya onlar daha evvel ki (ümmet) ler (hakkında cari olan) kaanundan başkasını mı bekliyorlar? (Hayır) sen Allahın kaanununda asla bir değişiklik bulamazsın. Sen Allahın kaanununda asla bir döneklik de bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklenerek ve kötü düzen kurarak. Halbuki kötü düzen ancak ehline zarar verir. Öncekilerin sünnetlerini görmezler mi? Sen, Allah'ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. Sen, Allah'ın sünnetinde bir başkalaşma da bulamazsın.
(42-45) Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse , uyarı gelmiş toplumlardan / ümmetlerden herhangi birinden daha iyi yola gireceklerine dair tüm gayretleriyle Allah’a yemin ettiler. Ne zaman ki onlara uyarıcı geldi, nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı. Arzda büyüklenme, kötülük tuzaklama, tuzaklanan kötülükler sahibinden başka sının başına gelmez. Evvelkilere yapılanları mı bekliyorlar ? Allah’ın iş yapışında değişiklik / mübadele bulamazsın, Allah’ın iş yapışında değişme de bulamazsın. Arz da hiç gezmiyorlar mı? Öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? ki onlar, onlardan daha şiddetliydiler / kuvvetteydiler. Allah’ı, yerde ve göklerde herhangi bir şey aciz bırakamaz. Muhakkak ki O, bilendir, ayarlayandır muktedir olandır. Eğer ki Allah , insanları kazandıkları dolayısıyla hemen cezalandırsa idi , görünür de tek bir yaratık bırakmazdı ve lakin belli bir süreye kadar , süreleri gelinceye kadar erteliyor, muhakkak ki Allah kullarını görendir.
Çünkü onlar yeryüzünde büyüklük taslıyor ve kötü tuzaklar kuruyorlardı. Kötü tuzak ise ancak sahibine dolanır. Onlar ancak öncekilere uygulanan sünneti bekliyorlar. Sen Allah’ın sünnetinde hiçbir değişiklik bulamazsın. Allah'ın sünnetinde kesinlikle bir sapma da bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklük taslama(larını) ve kötü tuzak(lar) kurma(larını artırdı.) Kötü tuzak, ancak sahibine dolanır. Onlar öncekilerin yasasından başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yasasında bir değişme bulamazsın; Allah'ın yasasında bir sapma bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklük tasladılar ve kötü planlar kurdular. Oysa kötü plan, sadece sahibinin başını yakar dipnot 1 . Onlar, öncekilere uygulanan sünnetten /yasadan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın sünnetinin dipnot 2 yerine geçecek bir şey bulamazsın. Allah'ın sünnetinde bir değişme dipnot 3 de bulamazsın.
Bunu, orada büyüklük taslamak ve kötü düzen kurmak için yaptılar. Oysa kötü düzen, onu kuranların başını yakar. Öncekilere uygulanagelen yasaya bakmazlar mı? Allah'ın yasasının yerine geçecek birşey bulamazsın. Sen Allah'ın yasasında bir değişiklik de göremezsin.
Yeryüzünde büyüklenerek ve kötü tuzaklar kurmak için (böyle yapıyorlardı) Oysa kötü tuzak, ancak sahibini kuşatır. Onlar, öncekilere (gelen) sünnetten başkasını mı bekliyorlar? Allah’ın sünnetinde bir değişiklik bulamazsın. Allah’ın sünnetinde bir sapma da bulamazsın.
Yeryüzünde büyüklenerek ve kötü planlar kurarak... Oysa kötü tuzağa ancak tuzağı kuranlar düşer. Onlar, öncekilere uygulanan kanundan başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın kanununda bir değişiklik bulamazsın. Allah'ın kanununda bir sapma da bulamazsın.
Yeryüzünde kibirlendi ve kötülük tezgahladılar. Oysaki tezgahlanan kötülük, sahibinden başkasını kuşatmaz. Öncekilerin başına gelenlerden başkasını mı bekliyorlar? Allah'ın yol ve yönteminde değişme asla bulamazsın! Allah'ın yol ve yönteminde döneklik de bulamazsın!
Fâtır suresi, 44. ayet. أَوَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَيَنظُرُوا۟ كَيْفَ كَانَ عَٰقِبَةُ ٱلَّذِينَ مِن قَبْلِهِمْ وَكَانُوٓا۟ أَشَدَّ مِنْهُمْ قُوَّةً وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُعْجِزَهُۥ مِن شَىْءٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ إِنَّهُۥ كَانَ عَلِيمًا قَدِيرًا
Yeryüzünde dolaşıp kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmadılar mı? Oysa onlar kendilerinden daha da kuvvetli idiler. Göklerdeki ve yerdeki hiçbir şey, Allah'ı aciz bırakacak değildir. Şüphesiz O, hakkıyla bilendir, hakkıyla kudret sahibidir.
Kendilerinden çok daha güçlü olan dipnot 1 öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde hiç mi dolaşmadılar? dipnot 2 Göklerde de yerde de Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. dipnot 3 Şüphesiz ki O bilendir, gücü yetendir.
Şimdi onlar hiç yeryüzünde dolaşıp da, kendilerinden öncekilerin nasıl bir akıbete uğradığını görmediler mi? Oysa ki onların gücü bunlardan daha üstündü. Nitekim ne göklerde ne de yerde, hiçbir şeyin Allah'ı aciz bırakma imkan ve ihtimalı yoktur: çünkü O her şeyi bilir, üstün ve yüce kudret sahibidir.
Onlar hiç yeryüzünde dolaşıp kendilerinden daha güçlü önceki (hakikat inkarcı)larının uğradıkları akibeti görmezler mi? Ve (görmezler mi) göklerde ve yerdeki hiçbir şey Allah'ın (iradesine) karşı gelemez, çünkü O, her şeyi bilendir ve gücünde sınırsızdır.
Arzda gezip dolaşmadılar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl oldu basiretle görsünler? Onlar (öncekiler) kuvvet itibarıyla bunlardan daha şiddetli idiler. . . Ne semalarda ve ne de arzda hiçbir şey Allah'ı etkisiz bırakacak değildir! Muhakkak ki O, Aliym'dir, Kaadir'dir.
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
Bunlar yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Halbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah’ı âciz bırakacak bir güç vardır. O, her şeyi hakkıyla bilendir, her şeye hakkıyla kadirdir.
Yeryüzünde dolaşıp da öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmıyorlar mı? Onlar, güç yönünden daha üstündüler. Ama göklerde ve yeryüzünde, Allah'ı güçsüz bırakacak hiçbir şey yoktur. Kuşkusuz, O, Bilendir; Gücü Yetendir.
Kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmek için yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı? Onlar, kendilerinden daha güçlü idiler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, her şeyi bilir; her şeye gücü yeter.
Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmak için yeryüzünü dolaşmadılar mı? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde hiçbir şey ALLAH'ı aciz bırakamaz. O, Bilendir, Güçlüdür.
Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bakmak için yeryüzünü dolaşmadılar mı? Onlar kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde hiç bir şey ALLAH'ı aciz bırakamaz. O, Bilendir, Güçlüdür.
Ya yeryüzünde gezip bir bakmadılar mı, kendilerinden öncekilerin sonu nasıl olmuş? Oysa onlar, kendilerinden daha güçlüydüler. Allah'ı, ne göklerde ve ne de yerde O'nu, hiçbir şeyin aciz bırakma imkanı ve ihtimali yoktur. O, hiç şüphesiz, herşeyi bilendir, herşeye gücü yetendir.
Ya yeryüzünde gezip bir bakmadılar da mı? Kendilerinden evvelkilerin akıbeti nasıl olmuş? Halbuki onlar onlardan daha kuvvetli idiler, Allah, ne göklerde ne yerde hiçbir şeyin onu aciz bırakmasına imkan-ü ihtimal yoktur. O hiç şübhesiz alim bir kadir bulunuyor.
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerinin sonları nasıl olmuş, bir bakmadılar mı? Oysaki onlar, güç olarak kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. O, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerinin sonları nasıl olmuş, bir bakmadılar mı? Oysaki onlar, güç olarak kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. O, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Yeryüzünde dolaşıp, kendilerinden öncekilerinin sonları nasıl olmuş, bir bakmadılar mı? Oysaki onlar, güç olarak kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. O, Her Şeyi Bilen'dir, Her Şeye Gücü Yeten'dir.
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin nasıl bir sona uğradıklarını görsünler; üstelik onlar kuvvet bakımından kendilerinden daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Tanrı'yı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Şüphesiz O, bilendir, güç yetirendir.
Bunlar kendilerinden öncekilerin akıbeti nice olmuşdur, görmeleri için yer (yüzün) de gezib dolaşmadılar mı? Halbuki (o öncekiler) kuvvetçe bunlardan daha şiddetli idiler. Ne göklerde, ne yerde hiçbir şey Allahı aciz bırakamaz. Şübhesiz ki O, hakkıyle bilendir, (her şey'e) hakkıyle kaadirdir.
Yeryüzünde gezip dolaşmazlar mı ki; kendilerinden öncekilerin akıbetlerinin nasıl olduğunu görsünler. Hem onlar, kendilerinden daha da kuvvetliydiler. Göklerde de yerde de Allah'ı aciz bırakacak hiç bir şey yoktur. Şüphesiz ki O; Alim, Kadir olandır.
(42-45) Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse , uyarı gelmiş toplumlardan / ümmetlerden herhangi birinden daha iyi yola gireceklerine dair tüm gayretleriyle Allah’a yemin ettiler. Ne zaman ki onlara uyarıcı geldi, nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı. Arzda büyüklenme, kötülük tuzaklama, tuzaklanan kötülükler sahibinden başka sının başına gelmez. Evvelkilere yapılanları mı bekliyorlar ? Allah’ın iş yapışında değişiklik / mübadele bulamazsın, Allah’ın iş yapışında değişme de bulamazsın. Arz da hiç gezmiyorlar mı? Öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? ki onlar, onlardan daha şiddetliydiler / kuvvetteydiler. Allah’ı, yerde ve göklerde herhangi bir şey aciz bırakamaz. Muhakkak ki O, bilendir, ayarlayandır muktedir olandır. Eğer ki Allah , insanları kazandıkları dolayısıyla hemen cezalandırsa idi , görünür de tek bir yaratık bırakmazdı ve lakin belli bir süreye kadar , süreleri gelinceye kadar erteliyor, muhakkak ki Allah kullarını görendir.
Onlar, yeryüzünde gezip de kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görmediler mi? Hâlbuki onlar, bunlardan daha güçlü idiler. Allah’ı göklerde ve yerde aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. O, her şeyi hakkıyla bilendir, her şeye hakkıyla kâdirdir.
(Bunlar,) Yeryüzünde hiç gez(ip dolaş)madılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler? Onlar, (bunlardan) daha güçlü idiler. Ne göklerde ne de yerde Allah'ı engelleyecek bir şey var. O, bilendir, güçlüdür.
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğunu görsünler! Üstelik öncekiler bunlardan çok daha güçlüydüler dipnot 1 . Göklerde ve yerde hiçbir şey Allah'ı aciz bırakamaz dipnot 2 . O, her şeyi bilen ve ölçüyü koyandır.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görsünler. Onlar, bunlardan daha güçlüydüler. Göklerde ve yerde Allah'ı aciz bırakabilecek yoktur. Bilen o, ölçü koyan odur.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir baksınlar. Onlardan kuvvet bakımından daha da güçlüydüler. Allah’ı göklerde ve yerde aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Çünkü O, her şeyi bilen ve güç yetirendir.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı? Kendilerinden öncekilerin sonunun nasıl olduğuna bir baksınlar. Onlardan daha güçlüydüler. Allah'ı göklerde ve yerde aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Çünkü O, her şeyi bilen ve güç yetirendir.
Yeryüzünde dolaşıp da kendilerinden öncekilerin sonlarının nasıl olduğunu görmediler mi? Onlar, kuvvet bakımından bunlardan daha zorluydular. Göklerde de yerde de Allah'ı aciz bırakacak hiçbir şey yoktur. Alim'dir O, Kadir'dir.
Fâtır suresi, 45. ayet. وَلَوْ يُؤَاخِذُ ٱللَّهُ ٱلنَّاسَ بِمَا كَسَبُوا۟ مَا تَرَكَ عَلَىٰ ظَهْرِهَا مِن دَآبَّةٍ وَلَٰكِن يُؤَخِّرُهُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى فَإِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَإِنَّ ٱللَّهَ كَانَ بِعِبَادِهِۦ بَصِيرًۢا
Eğer Allah, insanları kazandıkları yüzünden hemen cezalandıracak olsaydı, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar erteliyor. Nihayet süreleri gelince, (gerekeni yapar). Çünkü Allah, kullarını hakkıyla görmektedir.
Allah insanları yaptıkları yüzünden (hemen) hesaba çekseydi, onun sırtında (yeryüzünde) hiçbir canlı bırakmazdı. Ancak onları belirlenmiş bir süreye erteliyor. Süreleri gelince şüphesiz ki Allah kullarını görendir. dipnot 1
Eğer Allah insanları yapıp ettikleri yüzünden (hemen) hesaba çekecek olsaydı, yer üzerinde bir tek canlı (insan) bırakmazdı; ama onları sonu yasayla belirlenmiş bir süreye kadar erteliyor; fakat süreleri dolunca artık anlarlar ki, Allah kullarını her daim görüp gözetmektedir.
Eğer Allah, insanları (hayatta) işledikleri (kötülükler)den dolayı (hemen) hesaba çekseydi, yer üzerinde tek bir canlı varlık bırakmazdı. Ama Allah, onlara (Kendisi tarafından) belirlenmiş bir vadeye kadar mühlet tanır, vadeleri dolunca da (anlarlar ki) Allah kulların(ın kalplerindekin)i görmektedir.
Eğer Allah, insanlara, yaptıklarının getirisini anında yaşatmayı dileseydi yeryüzünde hiçbir DABBE (insan bedenini sağ) bırakmazdı! Ne var ki onları (bedenli yaşamlarını) takdir edilmiş bir ömrün sonuna kadar tehir ediyor. Onların ecelleri geldiğinde (dünyada işleri biter)! Muhakkak ki Allah Esma'sıyla kullarının varlığında olarak Basıyr'dir.
Eğer Allah, kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı, ancak onları, adı konulmuş bir süreye kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.
Eğer Allah, yaptıkları yüzünden insanları (hemen) cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı yaratık bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Vakitleri gelince (gerekeni yapar) Şüphesiz Allah, kullarını hakkıyla görendir.
Allah, yaptıkları yüzünden insanları hemen cezalandırsaydı, onun sırtında hiçbir yaratık bırakmazdı. Fakat belirlenmiş bir süreye dek onları erteliyor. Sonunda süreleri dolduğunda, kuşkusuz, Allah, kullarını Görendir.
Şayet Allah, insanları yaptıklarıyla hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat onları belirlenen bir vakte kadar ertelemektedir. Vakitleri gelince Allah, onları cezalandıracaktır. Çünkü Allah kullarını kesinlikle gözlemektedir.
ALLAH insanları yaptıkları yüzünden cezalandırsaydı yeryüzünde hiçbir yaratık bırakmazdı. Fakat, onları belli bir süreye kadar ertelemektedir. Ne zaman ki süreleri biter, işte o zaman ALLAH kullarının (hesabını) görür.
ALLAH insanları yaptıkları yüzünden cezalandırsaydı yeryüzünde hiç bir yaratık bırakmazdı. Fakat, onları belli bir süreye kadar ertelemektedir. Ne zaman ki süreleri biter, işte o zaman ALLAH kullarının (hesabını) görür.
Bununla beraber Allah, insanları kendi işledikleri yüzünden hemen cezalandıracak olsa, yeryüzünde bir deprenen bırakmazdı. Fakat onları belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Nihayet ecelleri geldiği vakit, işte o zaman şüphe yok ki, Allah kullarını görendir (hiçbirini karşılıksız bırakmaz).
Bununla beraber Allah insanları kesibleriyle hemen muahaze ediverecek olsa yeryüzünde bir deprenen bırakmazdı ve lakin müsemma bir ecele kadar onları te'hır buyurur, nihayet ecelleri geldiği vakıt işte o vakıt, şübhe yok ki Allah kullarını basir bulunuyor
Eğer Allah, insanların yaptıklarının hesabını hemen görecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onlara belli bir zamana kadar süre vermektedir. Belirlenen süre dolduğu zaman da kuşkusuz Allah kendi kullarını en iyi görendir. dipnot 1
Eğer Allah, insanların yaptıklarının hesabını hemen görecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onlara belli bir zamana kadar süre vermektedir. Belirlenen süre dolduğu zaman da kuşkusuz Allah kendi kullarını en iyi görendir. dipnot 1
Eğer Allah, insanların yaptıklarının hesabını hemen görecek olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat O, onlara belli bir zamana kadar süre vermektedir. Belirlenen süre dolduğu zaman da kuşkusuz Allah kendi kullarını en iyi görendir. dipnot 1
Eğer Tanrı kazandıkları dolayısıyla insanları (azab ile) yakalayıverecek olsaydı, (yerin) sırtı üzerinde hiçbir canlıyı bırakmazdı; ancak onları, adı konulmuş bir ecele kadar ertelemektedir. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Tanrı kendi kullarını görendir.
Eğer Allah insanları kazandıkları (günahlar) yüzünden (hemen) muahaze etseydi (yerin) sırtında hiçbir canlı mahluk bırakmazdı. Fakat O, bunları muayyen bir müddete kadar gecikdiriyor. Nihayet vakıfları gelince muhakkak ki Allah kullarını hakkıyle görücüdür.
Şayet Allah; insanları kazandıklarıyla muaheze etmiş olsaydı; onun üstünde hiç bir canlı bırakmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar te'hir eder. Süreleri geldiği zaman muhakkak ki Allah; kulları için Basir olandır.
(42-45) Eğer kendilerine bir uyarıcı gelirse , uyarı gelmiş toplumlardan / ümmetlerden herhangi birinden daha iyi yola gireceklerine dair tüm gayretleriyle Allah’a yemin ettiler. Ne zaman ki onlara uyarıcı geldi, nefretlerinden başka bir şeyi artırmadı. Arzda büyüklenme, kötülük tuzaklama, tuzaklanan kötülükler sahibinden başka sının başına gelmez. Evvelkilere yapılanları mı bekliyorlar ? Allah’ın iş yapışında değişiklik / mübadele bulamazsın, Allah’ın iş yapışında değişme de bulamazsın. Arz da hiç gezmiyorlar mı? Öncekilerin sonları / akıbetleri nasıl olmuş bakmıyorlar mı? ki onlar, onlardan daha şiddetliydiler / kuvvetteydiler. Allah’ı, yerde ve göklerde herhangi bir şey aciz bırakamaz. Muhakkak ki O, bilendir, ayarlayandır muktedir olandır. Eğer ki Allah , insanları kazandıkları dolayısıyla hemen cezalandırsa idi , görünür de tek bir yaratık bırakmazdı ve lakin belli bir süreye kadar , süreleri gelinceye kadar erteliyor, muhakkak ki Allah kullarını görendir.
Eğer Allah insanları işlediklerinden dolayı hemen yakalayıp cezalandırsaydı onun (yerin) üzerinde bir tek canlı bırakmazdı. Fakat onları belirli bir süreye kadar ertelemektedir. Ecelleri geldiğinde artık muhakkak ki Allah kullarını görmektedir.
Eğer Allah, insanları yaptıkları işler yüzünden (hemen) cezalandıracak olsaydı, yeryüzünde hiçbir canlı bırakmazdı. Fakat Allah, onları belirtilmiş bir süreye kadar erteliyor. Süreleri geldiği zaman, kuşkusuz Allah kullarını görmektedir (onları yaptıkları işlere göre cezalandıracaktır).
Allah insanlara, yaptıklarının cezasını hemen verseydi yeryüzünde tek bir canlı bırakmazdı. Ama onları, belirlenmiş bir süreye kadar erteler. Süreleri gelince (gereğini yapar). Şüphesiz Allah, kullarını görmektedir dipnot 1 .
Allah insanları işlediklerine karşılık hemen yakalayıverseydi, yeryüzünde tek bir hareketli canlı bırakmazdı. Ama onları, o belirlenmiş ecellerine kadar erteler. Sürelerinin sonu gelince gereğini yapar. Allah kullarını görmektedir.
Allah, insanları yaptıkları yüzünden hemen yakalayıp/cezalandırsaydı, yeryüzü üstünde bir tek canlı kalmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Sonunda ecelleri geldiği zaman, artık şüphesiz Allah kendi kullarını görendir.
Allah, insanları yaptıkları yüzünden hemen cezalandırsaydı, yeryüzünde ayaklarının üstünde bir tek canlı kalmazdı. Fakat onları belli bir süreye kadar erteler. Süreleri dolunca... Allah, kullarını elbette görmekte.
Eğer Allah, insanları, kazandıkları yüzünden hesaba çekseydi, yerkürenin sırtında hiçbir canlı bırakmazdı. Ne var ki, onları belirli bir süreye kadar, ecelleri gelinceye kadar erteliyor. Allah, kullarını iyice görmektedir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.