Yûnus suresi · 41–53. ayetler

Her ümmete bir peygamber ve azabın vakti

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Yûnus suresi, 41. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 41. ayet. وَإِن كَذَّبُوكَ فَقُل لِّى عَمَلِى وَلَكُمْ عَمَلُكُمْ أَنتُم بَرِيٓـُٔونَ مِمَّآ أَعْمَلُ وَأَنَا۠ بَرِىٓءٌ مِّمَّا تَعْمَلُونَ

    Diyanet İşleri

    Eğer onlar seni yalanlarlarsa, de ki: "Benim işim bana aittir; sizin işiniz de size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yapmakta olduğunuz şeylerden uzağım (sorumlu değilim)."

    Mehmet Okuyan

    Onlar seni yalanlamaya devam ederlerse, de ki: "Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. dipnot 1 Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yaptığınızdan uzağım."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Furkân 25:63, 72; Kasas 28:55; Şûrâ 42:15; kâfirûn 109:6.

    Mustafa İslamoğlu

    Şu durumda eğer seni yalanlamaya kalkarlarsa, hemen (onlara) de ki: "Benim yaptıklarım(ın sorumluluğu) bana, sizin yaptıklarınız(ın sorumluluğu) da size aittir; siz benim yaptıklarımdan sorumlu tutulmazsınız, ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu tutulacak değilim."

    Muhammed Esed

    Bunun içindir ki, (ey Peygamber) seni yalanlamaya kalkışırlarsa o zaman (onlara) de ki: "Benim yapıp ettiklerim bana (yazılacak), sizin yapıp ettikleriniz de size: ne siz benim yaptıklarımdan sorumlusunuz, ne de ben sizin yaptıklarınızdan sorumluyum".

    Ahmed Hulusi

    Seni yalanlamakta ısrarlı olurlarsa de ki: "Benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız size aittir! Siz benim yaptığımdan uzaksınız ben de sizin yaptığınızdan beriyim!"

    Ali Bulaç

    Eğer seni yalanlarlarsa, onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım."

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer onlar seni yalanlarlarsa, (onlara) de ki: Benim amelim bana, sizin ameliniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız; ben de sizin yaptığınızdan uzağım.

    Ali Rıza Safa

    Seni yalanlarlarsa, şunu söyle: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size; benim yaptığımdan siz sorumlu değilsiniz, sizin yaptığınızdan da ben sorumlu değilim!"

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar seni yalanlarsa, de ki: "Benim işim bana, sizin işiniz de size aittir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım."

    Edip Yüksel

    Seni yalanlarlarsa de ki: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız ise size! Siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Seni yalanlarlarsa de ki: 'Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız ise size! Siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz, ben de sizin yaptığınızdan sorumlu değilim.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer sen yalan söylüyorsun diye ısrar ederlerse de ki: "Benim işlediğim bana, sizin işlediğiniz de size! Siz benim işlediğimden uzaksınız; ben de sizin işlediğinizden uzağım!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer seni tekzibde ısrar ederlerse de ki bana amelim, size de ameliniz, siz benim yapacağımdan berisiniz, ben de sizin yapacağınızdan beriyim

    Erhan Aktaş

    Eğer seni yalanlarlarsa, de ki: "Benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız da sizedir. Siz benim yaptıklarımdan sorumlu değilsiniz ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer seni yalanlarlarsa de ki: "Benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız da sizedir. Siz benim yaptıklarımdan sorumlu değilsiniz ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer seni yalanlarlarsa de ki: "Benim yaptıklarım bana, sizin yaptıklarınız da sizedir. Siz benim yaptıklarımdan sorumlu değilsiniz ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim."

    Gültekin Onan

    Eğer seni yalanlarlarsa onlara de ki: "Benim yaptıklarım benim, sizin yaptıklarınız sizindir. Siz benim yaptıklarımdan uzaksınız ve ben de sizin yaptıklarınızdan uzağım."

    Hasan Basri Çantay

    Eğer onlar seni yalana çıkarırlar, (ilzam-ı huccetden sonra da tekzibde ısraar ederler) se de ki: "Benim işim bana, sizin işiniz,size aiddir. Benim yapdığımdan siz uzaksınız, sizin yapmakda olduğunuzdan da ben uzağım".

    İbni Kesir

    Şayet seni yalanlarlarsa; benim yaptığım bana, sizin yaptığınız sizedir. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım, de.

    Mehmet Alagaş

    (37-44) Bu Kur'an Allahtan başka sınca uydurulmuş / iftira edilmiş değildir ve fakat ellerinde olanı tasdik eder ve de kitabı açıklar, Onda çelişki yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa O nu uydurdu mu? diyorlar, deki sözünüze bağlı iseniz benzer bir sûre de siz getirin ve Allah’ın dışında gücünüzün yettiği kim varsa da çağırın. Bilakis ilimlerinin yetmediğini / kuşatmadığını, nasıl sonuçlan dığı kendilerine henüz belli olmamışken yalanladılar, Böylece bunlar da onlardan öncekiler gibi yalanladılar, Zalimlerin sonu / akıbeti nasıl oluyor bir bak. Onlardan birileri inanırlar birileri de inanmazlar, Rabbin bozanları / ifsat edenleri en iyi bilendir. Eğer seni yalanlarsalar deki benim amelim banadır sizin amelleriniz de sizedir, sizler benim yaptıklarımdan uzaksınız / berisiniz bende sizin yaptıklarınızdan uzağım / beriyim . Onlardan seni işitenler var, sağırlara sen mi işittireceksin ? üstelik akletmiyorsa! Onlardan kimileri de s ana bakıyor, köre sen mi yol göstereceksin üstelikte göremiyorsa! Allah hiçbir şeyde insana zulmetmez, velakin insan kendine zulmediyor.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Seni yalanlarlarsa; de ki: "Benim amellerim bana, sizin amelleriniz de size aittir. Siz benim yaptığım amellerden uzaksınız, ben de sizin yaptığınız amellerden uzağım."

    Süleyman Ateş

    Eğer onlar seni yalanladılarsa de ki: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Seni yalancı sayarlarsa de ki "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız da size. Benim yaptığımla sizin bir ilginiz yok, sizin yaptığınızla da benim bir ilgim yoktur."

    Şaban Britch

    Seni yalanlarlarsa; de ki: "Benim amellerim bana, sizin amelleriniz de size aittir. Siz benim yaptığım amellerden uzaksınız, ben de sizin amellerinizden uzağım."

    Şaban Piriş

    Seni yalanlarlarsa 'Benim yaptığım banadır. Siz benim yaptığımdan sorumlu değilsiniz. Ben de sizin yaptıklarınızdan sorumlu değilim.' de!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Seni yalanladılarsa şöyle söyle: "Benim yaptığım bana, sizin yaptığınız size. Siz benim yaptığımdan uzaksınız, ben de sizin yaptığınızdan uzağım."

  2. Yûnus suresi, 42. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 42. ayet. وَمِنْهُم مَّن يَسْتَمِعُونَ إِلَيْكَ أَفَأَنتَ تُسْمِعُ ٱلصُّمَّ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يَعْقِلُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de, onlar arasında sana kulak verip işitirmiş gibi yapanlar var; iyi ama, eğer akıllarını kullanmıyorlarsa sen sağırlara duyurabilir misin?

    Muhammed Esed

    Ve, onların aralarında sana kulak verir gibi yapanlar var; ama, eğer akıllarını kullanmıyorlarsa, sen sesini hiç sağırlara işittirebilir misin?

    Ahmed Hulusi

    Onlardan, dinliyormuşçasına sana kulak verenler var. . . Sağırlara (algılayamayanlara) duyurtabilir misin? Hele bir de akıllarını kullanamıyorlarsa!

    Ali Bulaç

    Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayan -sağırlara -üstelik hiç akılları ermiyorsasen mi duyuracaksın?

    Ali Özek ve heyeti

    Onlardan seni dinleyenler vardır. Fakat sağırlara üstelik akılları da ermiyorsa sen mi duyuracaksın?

    Ali Rıza Safa

    Onların arasında, sana kulak verenler de vardır. Öyleyse aklını kullanmayan sağırlara, sen mi duyuracaksın?

    Bayraktar Bayraklı

    İçlerinde seni dinleyenler de vardır. Peki,hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa, sağırlarsa sen mi işittireceksin?!

    Edip Yüksel

    Onlardan seni dinleyenler de var; akıllarını kullanmayan sağırlara sen mi işittireceksin?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlardan seni dinleyenler de var; akıllarını kullanmayan sağırlara sen mi işittireceksin?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İçlerinden seni dinlemeye gelenler de var; ama akılları da yokken sağırlara sen mi duyuracaksın?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İçlerinden seni dinlemiye gelenler de var, fakat akılları da yokken sağırlara sen mi işittireceksin

    Erhan Aktaş

    Onlardan seni dinleyenler de var. Ancak sağırlara duyurabilir misin? Üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlardan seni dinleyenler de var. Ancak sağırlara duyurabilir misin? Üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlardan seni dinleyenler de var. Ancak sağırlara duyurabilir misin? Üstelik akıllarını da kullanmıyorlarsa!

    Gültekin Onan

    Onlardan seni dinleyecekler vardır. Ama hiç duymayana, sağırlara -üstelik hiç akletmiyorsa- sen mi duyuracaksın?

    Hasan Basri Çantay

    Onlardan sana kulak verenler vardır. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele akılları da olmazsa!

    İbni Kesir

    İçlerinde sana kulak verenler vardır. Fakat sen sağırlara işittirebilir misin? Üstelik akılları da hiç ermiyorsa.

    Mehmet Alagaş

    (37-44) Bu Kur'an Allahtan başka sınca uydurulmuş / iftira edilmiş değildir ve fakat ellerinde olanı tasdik eder ve de kitabı açıklar, Onda çelişki yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa O nu uydurdu mu? diyorlar, deki sözünüze bağlı iseniz benzer bir sûre de siz getirin ve Allah’ın dışında gücünüzün yettiği kim varsa da çağırın. Bilakis ilimlerinin yetmediğini / kuşatmadığını, nasıl sonuçlan dığı kendilerine henüz belli olmamışken yalanladılar, Böylece bunlar da onlardan öncekiler gibi yalanladılar, Zalimlerin sonu / akıbeti nasıl oluyor bir bak. Onlardan birileri inanırlar birileri de inanmazlar, Rabbin bozanları / ifsat edenleri en iyi bilendir. Eğer seni yalanlarsalar deki benim amelim banadır sizin amelleriniz de sizedir, sizler benim yaptıklarımdan uzaksınız / berisiniz bende sizin yaptıklarınızdan uzağım / beriyim . Onlardan seni işitenler var, sağırlara sen mi işittireceksin ? üstelik akletmiyorsa! Onlardan kimileri de s ana bakıyor, köre sen mi yol göstereceksin üstelikte göremiyorsa! Allah hiçbir şeyde insana zulmetmez, velakin insan kendine zulmediyor.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlardan sana kulak verenler de vardır. Fakat sağırlara, hele akılları da ermiyorsa, sen mi işittireceksin?

    Süleyman Ateş

    İçlerinden sana kulak verip dinleyenler de vardır. Fakat sağırlara sen mi duyuracaksın? Hele akıllarını da kullanmıyorlarsa!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İçlerinden seni dinleyenler vardır. Ama sen sağırlara söz işittirebilir misin? Hele bir de akıllarını kullanmazlarsa?

    Şaban Britch

    Onlardan seni dinleyenler vardır. Şayet akletmez olduysalar sağırlara sen mi işittireceksin?

    Şaban Piriş

    Onlardan seni dinleyenler vardır. Şayet akletmez olduysalar sağırlara sen mi işittireceksin?

    Yaşar Nuri Öztürk

    İçlerinde sana kulak verenler de vardır. Peki, sağırlara sen mi işittireceksin? Hele bir de akıllarını kullanmıyorlarsa!

  3. Yûnus suresi, 43. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 43. ayet. وَمِنْهُم مَّن يَنظُرُ إِلَيْكَ أَفَأَنتَ تَهْدِى ٱلْعُمْىَ وَلَوْ كَانُوا۟ لَا يُبْصِرُونَ

    Diyanet İşleri

    İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere, hele gerçeği görmüyorlarsa, sen mi doğru yolu göstereceksin?

    Mustafa İslamoğlu

    Yine onlar arasında sana (sanki görürmüş gibi) bakanlar var; iyi de, eğer basiretleri bağlı ise sen (böylesi) körlerin görmesini sağlayabilir misin?

    Muhammed Esed

    Ve yine onların aralarında sana bakıyormuş gibi yapanlar var; ama, eğer göremiyorlarsa, sen hiç körlere doğru yolu gösterebilir misin?

    Ahmed Hulusi

    Onlardan sana bakanlar da vardır. . . Körlere doğru yolu gösterebilir misin, basiretten yoksunlarsa?

    Ali Bulaç

    Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın?

    Ali Özek ve heyeti

    Onlardan sana bakan da vardır. Fakat hele (gerçeği) göremiyorlarsa körleri sen mi doğru yola ileteceksin?

    Ali Rıza Safa

    Onların arasında, sana bakanlar da vardır. Öyleyse görüşü olmayan körleri, sen mi doğru yola eriştireceksin?

    Bayraktar Bayraklı

    Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körleri sen mi doğru yola ileteceksin? Hele gönül gözleriyle de görmüyorlarsa!

    Edip Yüksel

    Onlardan sana bakanlar da var; görüşü olmayan körleri sen mi doğruya ileteceksin?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlardan sana bakanlar da var; görüşü olmayan körleri sen mi doğruya ileteceksin?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İçlerinden sana bakanlar da var; ama basiretleri de yokken sen mi hidayet edeceksin?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İçlerinden sana bakanlar da var, fakat basıretleri de yokken körlere sen mi hidayet edeceksin?

    Erhan Aktaş

    Onlardan sana bakanlar da var. Fakat körlere dipnot 1 sen mi doğru yolu göstereceksin? Eğer basiretli dipnot 2 değillerse!

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçeği görmeyenlere.
    2. metne dön, dipnot 2
      Basiret, doğru algılama, doğru idrak etme, gerçeği ve doğruyu görme, kavrama ve anlama yetisi; kavrayış, sezgi ve aydınlanma demektir. Basiret kelimesi, parlayan, parlaklığı ile göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlardan sana bakanlar da var. Fakat körlere dipnot 1 sen mi doğru yolu göstereceksin? Eğer basiretli dipnot 1 değillerse!

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçeği görmeyenlere.
    2. metne dön, dipnot 2
      Basiret, gerçeği ve doğruyu görme, kavrama ve anlama yetisi; kavrayış, sezgi ve aydınlanma demektir. "Basiret sözcüğü, parlayan, parlaklığı ile göz kamaştıran yumuşak taş cinsi demektir. Bu ismi almasının nedeni uzaktan görülmesini sağlayan bir ışık saçmasındandır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlardan sana bakanlar da var. Eğer görmüyorlarsa, körlere dipnot 1 sen mi doğru yolu göstereceksin?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gerçeği görmeyenleri.

    Gültekin Onan

    Ve sana bakacak olanlar vardır. Ama kör olanları -üstelik basiretleri de yoksa- sen mi doğru yola ulaştıracaksın.

    Hasan Basri Çantay

    İçlerinden sana bakanlar da vardır. Fakat körlere sen mi doğru yolu göstereceksin? Hele (kalb gözlerinden de) görmez olurlarsa!.

    İbni Kesir

    İçlerinde sana bakanlar da vardır. Körlere sen mi yol göstereceksin? Üstelik hiç görmüyorlarsa.

    Mehmet Alagaş

    (37-44) Bu Kur'an Allahtan başka sınca uydurulmuş / iftira edilmiş değildir ve fakat ellerinde olanı tasdik eder ve de kitabı açıklar, Onda çelişki yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa O nu uydurdu mu? diyorlar, deki sözünüze bağlı iseniz benzer bir sûre de siz getirin ve Allah’ın dışında gücünüzün yettiği kim varsa da çağırın. Bilakis ilimlerinin yetmediğini / kuşatmadığını, nasıl sonuçlan dığı kendilerine henüz belli olmamışken yalanladılar, Böylece bunlar da onlardan öncekiler gibi yalanladılar, Zalimlerin sonu / akıbeti nasıl oluyor bir bak. Onlardan birileri inanırlar birileri de inanmazlar, Rabbin bozanları / ifsat edenleri en iyi bilendir. Eğer seni yalanlarsalar deki benim amelim banadır sizin amelleriniz de sizedir, sizler benim yaptıklarımdan uzaksınız / berisiniz bende sizin yaptıklarınızdan uzağım / beriyim . Onlardan seni işitenler var, sağırlara sen mi işittireceksin ? üstelik akletmiyorsa! Onlardan kimileri de s ana bakıyor, köre sen mi yol göstereceksin üstelikte göremiyorsa! Allah hiçbir şeyde insana zulmetmez, velakin insan kendine zulmediyor.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlardan sana bakanlar vardır. Basiretlerini kaybetmişlerse, körlere sen mi yol göstereceksin?

    Süleyman Ateş

    İçlerinden sana bakanlar da var. Fakat körleri sen mi yola götüreceksin? Hele sezgileriyle de görmüyorlarsa?

    Süleymaniye Vakfı

    İçlerinden sana bakanlar da vardır. Ama sen (bakar) körlere yol gösterebilir misin dipnot 1 ? Hele bir de basiretsizlik dipnot 2 ediyorlarsa!

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetten anlaşılacağı üzere görme duyusu olmayan insanlar bile basiretli olabilirler. Basiret arka planını görme, akıl gözü ve vizyon olarak Türkçeye çevrilebilir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlardan kimi de sana bakar durur. Sen körlere yol gösterebilir misin? Hele bir de basiretlerini dipnot 1 kullanmıyorlarsa?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Basiret: Görmek ile basiret arasındaki farkı anlamak açısından çok önemli bir ayettir. Ayetten anlaşılacağı üzere görme duyusu olmayan insanlar bile basiretli olabilirler. Basiret arka planını görme, akıl gözü ve vizyon olarak Türkçeye çevrilebilir.

    Şaban Britch

    Onlardan sana bakanlar vardır. Basiretlerini kaybetmişlerse körlere sen mi yol göstereceksin?

    Şaban Piriş

    -Onlardan sana bakanlar vardır. Basiretlerini kaybetmişlerse körlere sen mi yol göstereceksin?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlardan sana bakanlar da vardır. Peki, körlere sen mi kılavuzluk edeceksin? Hele, kalp gözleriyle de görmüyorlarsa!

  4. Yûnus suresi, 44. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 44. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ لَا يَظْلِمُ ٱلنَّاسَ شَيْـًٔا وَلَٰكِنَّ ٱلنَّاسَ أَنفُسَهُمْ يَظْلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat insanlar kendilerine zulmederler.

    Mustafa İslamoğlu

    Şüphe yok ki Allah, insanlara hiç bir şekilde kötülük etmez; fakat insanlar kötülüğü kendi kendilerine ederler.

    Muhammed Esed

    Gerçek şu ki, Allah (hiçbir konuda) insanlara en küçük bir haksızlık yapmaz; fakat insanların yine kendileridir kendilerine haksızlık yapan.

    Ahmed Hulusi

    Kesinlikle Allah, insanlara zerrece zulmetmez! Ne var ki, insanlar kendi nefslerine zulmederler!

    Ali Bulaç

    Şüphesiz Allah, insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar, kendi nefislerine zulmediyorlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, Allah, insanlara haksızlık etmez. Tam tersine, insanlar, kendilerine yazık ederler.

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz ki Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez; fakat onlar kendilerine zulmederler.

    Edip Yüksel

    ALLAH insanlara hiç zulmetmez; ancak insanlar kendi kendilerine zulmederler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH insanlara hiç zulmetmez; ancak insanlar kendi kendilerine zulmederler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Muhakkak Allah insanlara zerre kadar zulmetmez, ama insanlar kendilerine zulmediyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her halde Allah insanlara zerrece zulmetmez ve lakin insanlar kendilerine zulmediyorlar

    Erhan Aktaş

    Allah, insanlara haksızlık yapmaz. Ancak insanlar kendi kendilerine haksızlık yaparlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, insanlara haksızlık yapmaz. Ancak insanlar kendi kendilerine haksızlık yaparlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, insanlara haksızlık yapmaz. Ancak insanlar kendi kendilerine haksızlık yaparlar.

    Gültekin Onan

    Kuşkusuz Tanrı insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Ancak insanlar kendi nefslerine zulmediyorlar.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhesiz ki Allah insanlara hiç bir şeyle zulmetmez. Lakin insanlar kendi kendilerine zulmederler.

    İbni Kesir

    Doğrusu Allah insanlara hiç zulmetmez, ama insanlar kendilerine zulmederler.

    Mehmet Alagaş

    (37-44) Bu Kur'an Allahtan başka sınca uydurulmuş / iftira edilmiş değildir ve fakat ellerinde olanı tasdik eder ve de kitabı açıklar, Onda çelişki yoktur, alemlerin Rabbindendir. Yoksa O nu uydurdu mu? diyorlar, deki sözünüze bağlı iseniz benzer bir sûre de siz getirin ve Allah’ın dışında gücünüzün yettiği kim varsa da çağırın. Bilakis ilimlerinin yetmediğini / kuşatmadığını, nasıl sonuçlan dığı kendilerine henüz belli olmamışken yalanladılar, Böylece bunlar da onlardan öncekiler gibi yalanladılar, Zalimlerin sonu / akıbeti nasıl oluyor bir bak. Onlardan birileri inanırlar birileri de inanmazlar, Rabbin bozanları / ifsat edenleri en iyi bilendir. Eğer seni yalanlarsalar deki benim amelim banadır sizin amelleriniz de sizedir, sizler benim yaptıklarımdan uzaksınız / berisiniz bende sizin yaptıklarınızdan uzağım / beriyim . Onlardan seni işitenler var, sağırlara sen mi işittireceksin ? üstelik akletmiyorsa! Onlardan kimileri de s ana bakıyor, köre sen mi yol göstereceksin üstelikte göremiyorsa! Allah hiçbir şeyde insana zulmetmez, velakin insan kendine zulmediyor.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz ki Allah insanlara hiçbir şekilde zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

    Süleyman Ateş

    Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendi kendilerine zulmediyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah'ın insanlara yaptığı tek bir yanlış yoktur. Ama yanlışı insanlar kendilerine yaparlar.

    Şaban Britch

    Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

    Şaban Piriş

    Allah insanlara hiç zulmetmez, fakat insanlar kendilerine zulmederler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah, insanlara hiçbir şekilde zulmetmez. Ama insanlar öz benliklerine zulmediyorlar.

  5. Yûnus suresi, 45. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 45. ayet. وَيَوْمَ يَحْشُرُهُمْ كَأَن لَّمْ يَلْبَثُوٓا۟ إِلَّا سَاعَةً مِّنَ ٱلنَّهَارِ يَتَعَارَفُونَ بَيْنَهُمْ قَدْ خَسِرَ ٱلَّذِينَ كَذَّبُوا۟ بِلِقَآءِ ٱللَّهِ وَمَا كَانُوا۟ مُهْتَدِينَ

    Diyanet İşleri

    Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.

    Mehmet Okuyan

    (Allah) o gün onları, (dünyada) sanki günün ancak aralarında birbirleriyle tanışabilecekleri bir saati kadar kalmış gibi toplayacaktır. dipnot 1 Allah ile karşılaşmayı yalanlayıp doğru yola gelmemiş olanlar elbette zarara uğramışlardır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Tâhâ 20:103; Mü'minûn 23:112-114; Rûm 30:55; Ahkâf 46:35; Nâzi‘ât 79:46.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve o Gün gelip de Allah onları bir araya topladığı zaman, onlara (dünyada) sanki birbirleriyle tanışmalarına yetecek kadar, yalnızca gündüzün bir saatinde kalmışlar (gibi gelecek); doğrusu, Allah'ın huzuruna çıkarılacakları gerçeğine yalan gözüyle bakan ve doğru yola yönelmemekte ısrarcı davranan kimseler (o gün) hepten kaybetmiş olacaklar.

    Muhammed Esed

    Ve o Gün Allah onları (huzuruna) topladığı zaman (onlara öyle gelecek ki yeryüzünde) sanki sadece tanışmalarına yetecek kadar (kısa bir süre), sadece gündüzün bir saati kadar kalmışlar; (vaktiyle) Allah'ın huzuruna çıkarılacakları uyarısını yalanlayan ve (bu yüzden) doğru yolu tutmaktan geri duranlar (o Gün) bütün bütün yanılmış, kaybetmiş olacaklar.

    Ahmed Hulusi

    Onları haşredeceği süreçte, sanki (dünya yaşamında) günün bir saatinden fazla yaşamayıp bu arada tanışmışlarcasınadır. . . Allah'a likayı (hakikatleri olan Esma'nın farkındalığına ermeyi) yalanlamış olanlar, gerçekten hüsrana uğramıştır. . . (Onlar) hidayete elverişli değillerdi.

    Ali Bulaç

    Gündüzün bir saatinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları bir arada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah'ın onları, sanki günün ancak bir saati kadar kaldıklarını zanneder vaziyette yeniden diriltip toplayacağı gün aralarında birbirleriyle tanışırlar. Allah'ın huzuruna varmayı yalanlayanlar elbette zarara uğramışlardır. Zira onlar doğru yola gitmemişlerdi.

    Ali Rıza Safa

    Ve onları topladığımız gün, günün bir saati; ancak birbirleriyle tanışacak denli kalmış gibilerdir. Allah'a kavuşmayı yalanlayanlar yitime uğramışlardır; doğru yola da erişemezler.

    Bayraktar Bayraklı

    Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler;birbirleriyle tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmayanlar, hüsrana uğramışlardır.

    Edip Yüksel

    Onları topladığımız gün, sanki gündüzden bir an kadar kalmışlar gibi birbirlerini tanırlar. ALLAH ile karşılaşmayı yalanlayanlar kaybedenlerdir. Doğruyu da bulmamışlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onları topladığımız gün, sanki gündüzden bir saat kadar (dünyada) kalmışlar gibi birbirlerini tanırlar. ALLAH ile karşılaşmayı yalanlayanlar kaybedenlerdir. Doğruyu da bulmamışlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sanki gündüzün bir saatinden fazla kalmamışlar gibi hepsini mahşere sevkedeceği gün aralarında tanışacaklar! Allah'ın huzuruna çıkacaklarını yalanlayıp da doğru yolu tutmamış olanlar şüphesiz zarara uğramış olacaklar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sanki gündüzün bir saatinden başka durmamışlar gibi hepsini mahşere sevkedeceği gün beyinlerinde tanışacaklar, Allahın karşısına çıkacaklarını tekzib edib de doğru yolu tutmamış olanlar hakıkat husrana düşmüş bulunacaklar

    Erhan Aktaş

    Onları toplayacağımız gün; dünyada, ancak birbirleri ile tanışabilecekleri kadar kısa olan, gündüzün bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp, doğru yola yönelmemiş olanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer birçok ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi "kabir hayatı" denen bir hayat yoktur. Dolayısıyla kabir azabıyla ilgili söylenen şeylerin tamamı uydurmadır. Kabir azabı olsaydı azap görenler, yeniden diriltildiklerinde hiç, bir saat kadar yaşamış olduklarını zannederler miydi? Bir saat işkence görmüş olmak, insana bir ömür kadar uzun gelmez mi?

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onları toplayacağımız gün; dünyada, ancak birbirleri ile tanışabilecekleri kadar kısa olan, gündüzün bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp, doğru yola yönelmemiş olanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer birçok ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi "kabir hayatı" denen bir hayat yoktur. Dolayısıyla kabir azabıyla ilgili söylenen şeylerin tamamı uydurmadır. Kabir azabı olsaydı azap görenler, yeniden diriltildiklerinde hiç bir saat kadar yaşamış olduklarını zannederler miydi? Bir saat işkence görmüş olmak, insana bir ömür kadar uzun gelmez mi?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları toplayacağımız gün; dünyada, ancak birbirleri ile tanışabilecekleri kadar kısa olan, gündüzün bir saati kadar yaşamış gibi gelecek kendilerine. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp, doğru yola yönelmemiş olanlar, gerçekten hüsrana uğramışlardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer birçok ayetten de açıkça anlaşıldığı gibi "kabir hayatı" denen bir hayat yoktur. Dolayısıyla kabir azabıyla ilgili söylenen şeylerin tamamı uydurmadır. Kabir azabı olsaydı azap görenler, yeniden diriltildiklerinde hiç bir saat kadar yaşamış olduklarını zannederler miydi. Bir saat işkence görmüş olmak insana bir ömür kadar uzun gelmez mi?

    Gültekin Onan

    Gündüzün bir satinden başka sanki hiç ömür sürmemişler gibi onları bir arada toplayacağı gün, onlar birbirlerini tanımış olacaklar. Tanrı'ya kavuşmayı yalanlayanlar gerçekten hüsrana uğramışlardır. Onlar hidayete ermiş (kimseler) değildi.

    Hasan Basri Çantay

    O gün (kıyamet günü, Allah) hepsini bir araya toplayacak. Sanki onlar gündüzün bir saatinden başka (bir müddet) eğlenmemişlerdir. Birbirini tanıyacaklardır. Allahın karşılarına çıkacaklarını yalan sayıb da doğru yolu tutmamış bulunanlar muhakkak en büyük zarara uğramışdır.

    İbni Kesir

    O gün, onları sanki dünyada gündüzün sadece bir saat kalmışlar gibi toplayınca; birbirlerini tanırlar. Allah'a kavuşmayı yalan sayanlar ziyana uğramışlardır. Zaten onlar, hidayete ermişler de değillerdi.

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onları yeniden diriltip hepsini bir araya toplayacağı gün, sanki gündüzün bir saatinden başka kalmamışlar (yeni ayrılmışlar) gibi, aralarında tanışırlar. Allah’a kavuşmayı yalan sayanlar, ziyana uğramış ve doğru yolu bulamamışlardır.

    Süleyman Ateş

    Onları bir araya toplayacağı gün, sanki onlar sadece gündüzün, görüşüp, tanıştıkları bir sa'ati kadar dünyada kalmış olurlar. Allah'ın huzuruna çıkmayı yalanlayıp, yola gelmemiş olanlar, en büyük ziyana uğramışlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onları bir araya toplayacağı gün sanki gündüzün, tanışmayla geçen bir saati dışında dünyada bulunmamış gibi olurlar. Allah ile karşılaşmayı yalan sayanlar kaybedeceklerdir. Onlar yola gelmiş değillerdir.

    Şaban Britch

    Onları toplayacağı gün, sanki gündüz birbirleriyle tanışacakları bir zaman kadar kalmış gibidirler. Allah ile karşılaşmayı yalanlayıp doğru yolda olmayanlar kaybetmişlerdir.

    Şaban Piriş

    Onları toplayacağı gün, sanki gündüz birbirleriyle tanışacakları bir zaman kadar kalmış gibidirler. Allah ile karşılaşmayı yalanlayıp doğru yolda olmayanlar kaybetmişlerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onları huzuruna toplayacağı gün, gündüzün bir saatinden başka, dünyada durmamış gibidirler; aralarında tanışırlar. Allah'a kavuşmayı yalanlayıp da doğru yolu tutmamış bulunanlar, hüsrana uğramışlardır.

  6. Yûnus suresi, 46. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 46. ayet. وَإِمَّا نُرِيَنَّكَ بَعْضَ ٱلَّذِى نَعِدُهُمْ أَوْ نَتَوَفَّيَنَّكَ فَإِلَيْنَا مَرْجِعُهُمْ ثُمَّ ٱللَّهُ شَهِيدٌ عَلَىٰ مَا يَفْعَلُونَ

    Diyanet İşleri

    Onları tehdit ettiğimiz şeylerin bir kısmını sana göstersek de, (göstermeden) seni vefat ettirsek de sonunda onların dönüşü bizedir. Sonra, Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.

    Mehmet Okuyan

    Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz ya da seni vefat ettiririz. dipnot 1 Dönüşleri sadece bizedir. Sonra Allah onların yapmakta olduklarına da şahittir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Ra‘d 13:40; Mü'min 40:77.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve sana, onlara vaad ettiklerimizden bir kısmının gerçekleştiğini ya (bu dünyada) gösteririz, ya da senin canını alır (ahirette gösteririz). Nasıl olsa en sonunda dönüşleri Bizedir; dahası, Allah onların yaptığı her şeye şahittir.

    Muhammed Esed

    Ve (bu söylediklerimiz doğrultusunda) onlara (hakkı inkar edenlere) hazırladığımız şeylerden bazılarını sana ya (bu dünyada) gösteririz ya da (ceza gerçekleşmeden önce) senin canını alırız; (ama bil ki,) onların dönüşü er geç Bizedir; ve Allah, onların bütün edip eylediklerine tanıktır.

    Ahmed Hulusi

    Onlara yaşayacaklarını vadettiklerimizin bazısını hayatında sana göstersek yahut seni vefat ettirsek de göremesen (onlar yönünden bir şeyi değiştirmez), yine onların dönüşleri bizedir. . . Sonra, Allah yaptıkları üzerine şahittir.

    Ali Bulaç

    Onlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri bizedir, sonra Allah işlediklerine şahiddir.

    Ali Özek ve heyeti

    Ya (dünyada) onlara vadettiğimiz azabın bir kısmını sana gösteririz; ya da seni öldürürüz; nasıl olsa onların dönüşü bizedir. Sonra Allah, onların yapageldikleri şeylere de şâhiddir.

    Ali Rıza Safa

    Onlara sözünü verdiğimizin bir bölümünü sana gösteririz veya senin yaşamına son veririz. Sonunda, Bize dönecekler. Sonra Allah, yaptıklarının tümüne Tanıklık edecektir.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlara vaad ettiğimiz azabın bir kısmını sana göstersek de, göstermeden seni vefat ettirsek de, dönüşleri bizedir. Sonunda Allah, işlemiş olduklarına tanıklık edecektir.

    Edip Yüksel

    Onlara söz verdiklerimizin bir kısmını sana göstersek de veya canını alsak da, onların son dönüş yeri bizedir. Sonra ALLAH onların yaptıkları her şeye de tanıktır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara söz verdiklerimizin bir kısmını sana göstersek de veya canını alsak da, onların son dönüş yeri bizedir. Sonra ALLAH onların yaptıkları her şeye de tanıktır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlara va'dettiğimizin bir kısmını sana hemen göstersek de yahut senin ruhunu alsak da onların dönüşü Bizedir. Sonra Allah onların ne yapacaklarına da şahittir!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlara va'dettiğimizin ba'zısını sana behemehal göstersek de veya seni tamamen alsak da her iki takdirde onların nihayet dönümü bizedir, sonra Allah ne yapacaklarına da şahiddir

    Erhan Aktaş

    Onlara yaptığımız uyarının dipnot 1 bir kısmını sana göstersek de göstermeden vefat ettirsek de onların dönüşü Bizedir. Allah, onların ne yaptıklarına tanıktır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Görecekleri cezanın.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlara yaptığımız uyarının dipnot 1 bir kısmını sana göstersek de göstermeden vefat ettirsek de onların dönüşü Bizedir. Allah, onların ne yaptıklarına tanıktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Görecekleri cezanın.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlara yaptığımız uyarının dipnot 1 bir kısmını sana göstersek de göstermeden ruhunu alsak da, onların dönüşü Biz'edir. Allah, onların ne yaptıklarına tanıktır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Görecekleri cezanın.

    Gültekin Onan

    Onlara vaadettiğimiz (azabın) bir kısmını sana gösteririz veya senin hayatına son veririz (de görmen ahirete kalır.) Onların dönüşleri Bizedir, sonra Tanrı işlediklerine şahiddir.

    Hasan Basri Çantay

    Onlara vad' (kendilerini tehdid) etdiğimiz (akıbet) in bir kısmını eğer sana göstersek de, yahud seni (dünyadan tamamen) alsak da nihayet onların dönüşü ancak bizedir. Yine Allah, kendilerinin ne yapacaklarına şahiddir.

    İbni Kesir

    Onlara vaadettiğimizin bir kısmını sana gösteririz veya seni alırız. Onların dönüşü bizedir. Allah onların yaptıklarına şahiddir.

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlara vadettiğimizin bir kısmını sana (sen hayattayken) gösteririz, ya da seni vefat ettiririz. Onların dönüşü bizedir. Sonra Allah, onların yaptıklarına da şahittir.

    Süleyman Ateş

    Ya onları uyardığımız şeylerin bir kısmını sana gösteririz. Ya da (bundan önce) seni vefat ettiririz (farketmez). Nasıl olsa dönüşleri bizedir. Sonra Allah onların yaptıklarına da şahiddir.

    Süleymaniye Vakfı

    Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını sana göstersek de seni vefat dipnot 1 ettirsek de dönüp gelecekleri yer huzurumuzdur. Zaten yaptıkları her şeyin şahidi Allah'tır dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zümer 39/42'ye göre vefat, işi biten ruhun bedenden ayrılmasıdır. Allah ruhu iki şekilde vefat ettirir, biri uykuya daldığında, diğeri de öldüğünde olur. Ruh, bilgisayarın işletim sistemi gibi bütün bilgileri korur. Onun için Allah, hem uyuyan hem de ölen bedenin ruhunu koruma altına alır. Uyuyan insanın ruhu uyandığında, ölen kişinin ruhu da vücut yeniden yaratıldığında geri döner (Müminun 23/100, Tekvir 81/7).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onları tehdit ettiğimiz şeyin bir kısmını sana göstersek de seni vefat ettirsek dedönüşleri bize olacaktır. Üstelik yaptıkları her şeyin şahidi Allah'tır.

    Şaban Britch

    Onlara vadettiğimizin bir kısmını sana (sen hayattayken) gösteririz; ya da seni vefat ettiririz. Onların dönüşü bizedir. Sonra Allah, onların yaptıklarına da şahittir.

    Şaban Piriş

    -Onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana ya gösteririz; ya da seni vefat ettiririz. Nasıl olsa onların dönüşü bizedir. Sonra Allah, onların yaptıklarına zaten şahittir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onların vaat ettiğimizin bazısını sana göstersek de seni vefat ettirsek de dönüşleri bizedir. Sonunda Allah, işlemiş olduklarına tanıklık edecektir.

  7. Yûnus suresi, 47. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 47. ayet. وَلِكُلِّ أُمَّةٍ رَّسُولٌ فَإِذَا جَآءَ رَسُولُهُمْ قُضِىَ بَيْنَهُم بِٱلْقِسْطِ وَهُمْ لَا يُظْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Her ümmetin bir peygamberi vardır. Onların peygamberi geldiği (tebliğini yaptığı) zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.

    Mehmet Okuyan

    Her ümmetin bir elçisi vardır. dipnot 1 Elçileri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara haksızlık edilmez.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: En‘âm 6:42; Ra‘d 13:7; Hicr 15:10; Nahl 16:36, 63; Fâtır 35:24; Zuhruf 43:6. Ayrıca İsrâ 17:15'te geçtiği üzere, vahiy birilerine hiç ulaşmamış veya doğru ulaşmamış ise o kişilere de vahiyle ilgili azap edilmeyeceği ifade edilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Her ümmet için bir elçi olagelmiştir: ve onlara elçileri geldikten (ve hakikati tebliğ ettikten) sonradır ki ancak aralarında adil yargıda bulunulabilir; onlara asla haksızlık da yapılmaz.

    Muhammed Esed

    Her ümmet için mutlaka bir elçi olagelmiştir: ancak (her ümmetin) elçisi geldikten (ve tebliğini yaptıktan) sonra onlar hakkında bütünüyle adaletle yargıda bulunulur; ve onlara asla haksızlık yapılmaz.

    Ahmed Hulusi

    Her ümmet için (Hakk'ı bildiren) bir Rasul vardır. . . Rasulleri geldiği vakit aralarında adl üzere (hak ettiklerine göre) hükmolunur. . . Onlar zulme uğratılmazlar.

    Ali Bulaç

    Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiği zaman, aralarında adaletle hükmedilir ve onlara asla zulmedilmez.

    Ali Rıza Safa

    Her toplumun bir elçisi vardır. Elçiler onlara geldiğinde, aralarında adaletle yargı verilir; onlara haksızlık yapılmaz.

    Bayraktar Bayraklı

    Her ümmetin bir peygamberi vardır. Peygamberleri geldiğinde, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlara asla zulmedilmez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her bir toplum için bir elçi vardır. Elçileri geldiği zaman adaletle yargılanırlar ve hiç zulmedilmezler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her ümmetin bir peygamberi vardır; o peygamberleri gelince aralarında adaletle hüküm verilir, hiçbirine zulmedilmez

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her ümmet için bir Resul vardır, o Resulleri geldiği vakıt aralarında adaletle huküm verilir, hiçbirine zulmedilmez.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Her ümmetin dipnot 1 bir resulü dipnot 2 vardır. Resulleri geldiği zaman aralarında hakkaniyetle hükmedilir. Asla haksızlığa uğratılmazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Topluluğun.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bir elçisi. Bu elçi ahiretteki elçidir. Zira bu ayet, Ahiret hayatıyla ilgilidir.

    Gültekin Onan

    Her ümmetin bir resulü vardır. Onlara resulleri geldiği zaman, aralarında adaletle hüküm verilir ve onlar zulme uğratılmazlar.

    Hasan Basri Çantay

    Her ümmetin bir peygamberi vardır. Resulleri geldiği zaman aralarında adaletle hükm edilir ve onlar asla haksızlığa uğratılmazlar.

    İbni Kesir

    Her ümmetin bir rasulü vardır. Onların rasulleri gelince aralarında adaletle hükmedilir. Ve asla zulme uğratılmazlar.

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Her ümmet için bir rasûl vardır. (Ahirette) onlara Rasulleri geldiğinde aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.

    Süleyman Ateş

    Her ümmetin bir elçisi vardır. Elçileri gel(ip de bunlar onu yalanlay)ınca aralarında adaletle hükmolunur, onlara hiç haksızlık edilmez.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Her toplumun(ümmetin) bir elçisi vardır. Elçileri yanlarına geldiği zaman, aralarında hakka uygun şekilde hükmedilir. Onlara haksızlık yapılmaz dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ahiretteki yargılamanın, elçinin şahitliğinde olduğunu gösteren ayetler yazılacak.

    Şaban Britch

    Her ümmet için bir rasûl vardır. (Ahirette) Onlara Resulleri geldiğinde aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.

    Şaban Piriş

    Her ümmet için bir resul vardır. Onlara Resulleri geldiğinde aralarında adaletle hükmedilir ve onlara zulmedilmez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Her ümmet için bir resul öngörülmüştür. Resulleri gelince, aralarında adaletle hüküm verilir. Hiçbir zulme uğratılmazlar.

  8. Yûnus suresi, 48. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 48. ayet. وَيَقُولُونَ مَتَىٰ هَٰذَا ٱلْوَعْدُ إِن كُنتُمْ صَٰدِقِينَ

    Diyanet İşleri

    "Eğer doğru söyleyenler iseniz, (söyleyin) bu tehdit ne zaman (gerçekleşecek)?" diyorlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Buna rağmen bir de kalkıp "Bu tehdit ne zaman gerçekleşecekmiş? Eğer doğru söylüyorsanız (cevap verin de görelim)!" diyorlar.

    Muhammed Esed

    Buna rağmen yine de (hakkı inkar edenler:) "(kıyamet ve (nihai) yargı hakkındaki) bu söz ne zaman gerçekleşecek? Eğer doğru sözlü kimselerseniz (buna cevap verin, ey siz inananlar)!" diye sorup duruyorlar.

    Ahmed Hulusi

    "Eğer doğru söyleyenler iseniz, bu vaat (haşr) ne zaman?" derler.

    Ali Bulaç

    Derler ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (va'd) ne zamanmış?"

    Ali Özek ve heyeti

    Doğru iseniz bu vaad (azap) ne zamandır? diyorlar.

    Ali Rıza Safa

    Üstelik diyorlar ki: "Bu sözü verilen, ne zaman; eğer doğruyu söylüyorsanız?"

    Bayraktar Bayraklı

    Diyorlar ki: "Doğru iseniz bu vaad ne zaman?"

    Edip Yüksel

    "Bu söz ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bu söz ne zaman gerçekleşecek,' diyorlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (48-49) "Ne zamandır bu va'dedilen (azap); eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar. De ki: "Ben Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir yarar, ne de bir zarara malikim!" Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince artık bir an geride kalamazlar, ileri de gidemezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ne zaman bu va'd? Sadıksanız diyorlar

    Erhan Aktaş

    "Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Eğer doğru söylüyorsanız, yaptığınız bu uyarı ne zaman gerçekleşecek?" diyorlar.

    Gültekin Onan

    Derler ki: "Eğer doğru sözlüyseniz, bu belirttiğiniz süre (va'd) ne zamanmış?"

    Hasan Basri Çantay

    "Eğer (İddianızda) doğrucu iseniz bu va'd (ve tehdidin tehakkuku) ne zaman? (Söyleyin)" derler.

    İbni Kesir

    Derler ki: Doğru sözlülerden iseniz bu vaad ne zamanmış?

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ve eğer doğru söylüyorsanız, bu vaad ne zaman gerçekleşecektir?" derler.

    Süleyman Ateş

    "Doğru iseniz bu bizi tehdid(ettiğiniz) azab ne zaman?" diyorlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Derler ki "Eğer söylediğiniz doğruysa, o tehdit ne zaman gerçekleşecek?"

    Şaban Britch

    Doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman gerçekleşecektir?’ derler.

    Şaban Piriş

    -Doğru söylüyorsanız bu vaat ne zaman gerçekleşecektir? derler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Diyorlar ki: "Doğru sözlülerseniz bu vaat ne zaman?"

  9. Yûnus suresi, 49. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 49. ayet. قُل لَّآ أَمْلِكُ لِنَفْسِى ضَرًّا وَلَا نَفْعًا إِلَّا مَا شَآءَ ٱللَّهُ لِكُلِّ أُمَّةٍ أَجَلٌ إِذَا جَآءَ أَجَلُهُمْ فَلَا يَسْتَـْٔخِرُونَ سَاعَةً وَلَا يَسْتَقْدِمُونَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Allah dilemedikçe, ben kendime bile ne bir zarar, ne de fayda verme gücüne sahibim. Her milletin bir eceli vardır. Onların eceli geldi mi, ne bir an geri kalabilirler ne de öne geçebilirler."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Allah'ın dilemesi hariç, kendime herhangi bir zarar veya yarar sağlayacak güce sahip değilim." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri geldiği zaman artık ne bir saat (bir an) geri kalabilir ne de ileri gidebilirler. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:34; Hicr 15:5; Nahl 16:61; Mü'minûn 23:43.

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Allah dilemedikçe, ben kendim için dahi ne yarar sağlayacak ne de zararı önleyecek bir güce sahibim. Her ümmet için belirlenmiş bir süre vardır; süreleri dolduğunda artık onu ne bir an erteleyebilirler, ne de öne alabilirler."

    Muhammed Esed

    (Ey Peygamber) de ki: "Allah dilemedikçe, ben kendim ne bir zararı önleyecek ne de kendime bir yarar sağlayabilecek güçteyim. Her ümmet için bir süre belirlenmiştir: süreleri son bulunca, onu ne bir an geciktirebilirler, ne de çabuklaştırabilirler".

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Nefsim için Allah'ın dilediği haricinde bir zarar ve bir faydaya malik değilim. . . Her ümmetin bir ömrü vardır. . . Yaşam süreleri tamam olduğunda, ne bir saat geri kalırlar ve ne de ileri giderler. "

    Ali Bulaç

    De ki: "Allah'ın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince, artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler.

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) De ki: «Ben kendime bile Allah'ın dilediğinden başka ne bir zarar ne de bir fayda verme gücüne sahibim.» Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Allah dilemedikçe, kendime bile, ne bir yitim ne de bir yarar verme gücüm yok. Her toplum için bir süre belirlenmiştir. Süreleri dolduğunda, artık, ne bir saat ertelenirler ne de öne alınırlar!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Ben kendime bile, Allah'ın istediği dışında ne bir zarar ne de bir fayda verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman, artık ne bir saat geri kalırlar ne de ileri giderler.

    Edip Yüksel

    De ki: "ALLAH'ın dilemesi dışında, ben kendime dahi ne bir zarar ne de bir yarar verme gücüne sahip değilim. Her toplumun bir süresi vardır. Süreleri bitince ne bir an geciktirilir ne de öne alınırlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki: 'ALLAH'ın dilemesi dışında, ben kendime dahi ne bir zarar ne de bir yarar verme gücüne sahip değilim. Her toplumun bir süresi vardır. Süreleri bitince ne bir saat geciktirilir ne de öne alınırlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (48-49) "Ne zamandır bu va'dedilen (azap); eğer doğru söylüyorsanız?" diyorlar. De ki: "Ben Allah'ın dilediğinin dışında kendi kendime ne bir yarar, ne de bir zarara malikim!" Her ümmetin bir eceli vardır; ecelleri gelince artık bir an geride kalamazlar, ileri de gidemezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: ben kendi kendime Allahın dilediğinden başka ne bir menfeate ne de bir mazarrata malik değilim, her ümmet için bir ecel vardır, ecelleri geldiği vakıt artık bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler

    Erhan Aktaş

    De ki: "Ben, kendime dahi Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlama ne de bir zarar verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat öne alınırlar ne de geriye bırakılırlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Ben, kendime dahi Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlama ne de bir zarar verme gücüne sahibim." Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat öne alınırlar ne de geriye bırakılırlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Ben, kendime dahi Allah'ın dilediğinden başka ne bir yarar sağlama ne de bir zarar verme gücüne sahibim. Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir saat öne alınırlar ne de geriye bırakılırlar.

    Gültekin Onan

    De ki: "Tanrı'nın dilemesi dışında, kendim için zarardan ve yarardan (hiç bir şeye) malik değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Onların ecelleri gelince artık ne bir saat ertelenebilirler, ne öne alınabilirler."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Ben kendi kendime Allahın dilediğinden başka ne bir zarar, ne de bir faide (yapmıya) muktedir değilim. Her ümmetin (helakleri için mukadder) bir eceli vardır. Ecelleri geldiği zaman artık bir saat geri de kalamazlar, öne de geçemezler".

    İbni Kesir

    De ki: Allah'ın dilemesi dışında, ben; kendime bir fayda ve zarar verecek durumda değilim. Her ümmet için bir sure vardır. Sureleri gelince; ne bir an geciktirilir, ne de öne alınırlar.

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed) De ki: Allah’ın dilediğinden başka kendim için bir zarar da faydaya da sahip değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Eceli geldiği zaman bir saat bile geri de bırakılmaz, ileri de alınmaz.

    Süleyman Ateş

    De ki: "Ben kendime dahi, Allah'ın dilediğinden başka, ne zarar, ne de yarar verme gücüne sahip değilim. Her ümmetin bir süresi vardır. Süreleri gelince ne bir an geri kalırlar, ne de ileri giderler."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Kendim için, zararlı veya yararlı bir iş yapmaya gücüm yetmez; Allah'ın koyduğu kanuna uyarsam başka dipnot 1 . Her toplumun (ümmetin) bir eceli vardır. Ne ecelleri gelince onu bir süre erteleyebilirler, ne de ecelleri gelmeden dipnot 2 onun gelmesini sağlayabilirler. dipnot 3 "

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Nebimiz dahil hiç kimse, Allah'ın kanuna uymadan başarılı veya başarısız olamaz.
    2. metne dön, dipnot 2
      Biz bir şeyi irade etsek bile onu, Allah, ayrı bir varlık olarak yaratmadan hiçbir şey yapamayız. (Araf 7/54, Tekvir 81/29,Tevbe 9/51, Hadid 57/22)
    3. metne dön, dipnot 3
      Benzeşik (müteşabih ayetler) (Araf 7/34,Hicr 15/5, Yunus 10/49, Nahl 16/61, Müminun 23/43)

    Şaban Britch

    De ki: Allah’ın dilediğinden başka kendim için bir zarar da faydaya sahip değilim. Her ümmetin bir eceli vardır. Eceli geldiği zaman bir saat bile geri de bırakılmaz; ileri de alınmaz.

    Şaban Piriş

    De ki: -Allah'ın dilediğinden başka kendim için bir zarar da fayda da sağlayamam. Her ümmetin bir eceli vardır. Eceli geldiği zaman bir saat bile geri de bırakılmaz; ileri de alınmaz."

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Ben kendime bile Allah'ın istediği dışında bir zarar verme yahut yarar sağlama gücünde değilim. Her ümmetin bir eceli var. Ecelleri geldiğinde bir saat geri de kalamazlar, ileri de gidemezler."

  10. Yûnus suresi, 50. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 50. ayet. قُلْ أَرَءَيْتُمْ إِنْ أَتَىٰكُمْ عَذَابُهُۥ بَيَٰتًا أَوْ نَهَارًا مَّاذَا يَسْتَعْجِلُ مِنْهُ ٱلْمُجْرِمُونَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Söyleyin bakalım, O'nun azabı size geceleyin veya gündüzün (ansızın) gelecek olsa, suçlular bunun hangisini acele isterler?!" (Bunların hiçbiri istenecek bir şey değildir.)

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Hiç düşündünüz mü O'nun azabı size geceleyin veya gündüzün gelirse (ne yaparsınız)!" Suçlular bunun hangisini istemekte acele ediyorlar!

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Baksanıza! Tutun ki O'nun azabı bir gece ya da bir gündüz çıkageldi; günaha batmış olanlar ne (elde edeceklerini umarak) onu çabuklaştırmak istiyorlar?"

    Muhammed Esed

    De ki: "Ya bir gece vakti, ya da güpegündüz, eğer O'nun azabı başınızda koparsa, (neler hissedebileceğinizi) hiç düşündünüz mü? Günaha gömülüp gitmiş bir toplumun bunu tezlikle istemesini gerektirecek nasıl bir umudu olabilir ki?

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Gördünüz mü (düşünün bakalım), şayet O'nun azabı gece veya gündüzün bir anında gelmiş olsa, (söyleyin) suçlular neyi acele isterler?"

    Ali Bulaç

    De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer O'nun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu günahkarlar, bunu ne diye erkene almak istiyorlar?"

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: (Ey müşrikler!) Ne dersiniz? Allah'ın azabı size geceleyin veya gündüzün gelirse (ne yaparsınız?). Suçlular ondan hangisini istemekte acele ediyorlar!

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Hiç düşündünüz mü? O'nun cezası, size gece veya gündüz gelse, suçlular, hangisini ivedi olarak isterler?"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Ne dersiniz? Allah'ın azabı size geceleyin veya gündüz vaktinde gelirse ne yaparsınız? Suçlular ondan hangisini istemekte acele ediyorlar?"

    Edip Yüksel

    De ki: "O'nun azabı ister gece veya gündüz gelsin, ama neden suçlular o konuda acele içindedirler?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki: 'O'nun azabı ister gece veya gündüz gelsin, ama neden suçlular o konuda acele içindedirler?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Ne dersiniz, şayet O'nun azabı size yatarken veya gündüzün gelecek olsa, suçlular bunlardan hangisinin hemen gelmesini isterler?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: söyleyin bakayım şayed size onun azabı yatarken veya gündüzün gelecekse mücrimler bunun hangisini isti'cal ediyorlar?

    Erhan Aktaş

    De ki: "Söyleyin bakalım! O'nun azabı ister gece uykuda ister gündüz gelsin. Suçlular neden bunu acele istiyorlar?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Söyleyin bakalım! O'nun azabı ister gece uykuda, ister gündüz gelsin. Suçlular neden bunu acele istiyorlar?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Söyleyin bakalım! O'nun azabı ister gece, ister gündüz gelsin. Suçlular neden bunu acele istiyorlar?"

    Gültekin Onan

    De ki: "Düşündünüz mü hiç, eğer O'nun azabı size gece veya gündüz geliverirse, suçlu günahkarlar (cürüm ehli), bunu ne diye erkene almak istiyorlar?"

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Ya Onun (Allahın) azabı geceleyin, yahud gündüzün size gelib çatarsa (ne yapacaksınız?) söyleyin bana. Günahkarların ona olan isti'cali (ne sebeb) nedir"?

    İbni Kesir

    De ki: Görmüyor musunuz, ya Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse? Suçlular neden bunu acele istiyorlar?

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: (Ey müşrikler!) Ne dersiniz? Allah’ın azabı size gece veya gündüz gelirse ne yaparsınız? Suçlular niye bunda acele ediyorlar?

    Süleyman Ateş

    De ki: "Bakın, eğer O'nun azabı size geceleyin, ya da gündüzün gelirse... Suçlular bun(lar)dan hangisini acele istiyor?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Düşünsenize, Allah'ın azabı size gece ya da gündüz gelse ne olur? Bu suçlular onun nesini çarçabuk isterler?"

    Şaban Britch

    De ki: (Ey müşrikler!) Ne dersiniz? Allah’ın azabı size gece veya gündüz gelirse ne yaparsınız? Suçlular niye bunda acele ediyorlar?

    Şaban Piriş

    De ki: -Allah'ın azabı size gece veya gündüz gelirse ne yaparsınız? Suçlular onu ne acele istiyorlar?!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle söyle: "Diyelim O'nun azabı size gündüzün veya geceleyin gelecektir. Suçlular bunlardan hangisini aceleyle ister?"

  11. Yûnus suresi, 51. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 51. ayet. أَثُمَّ إِذَا مَا وَقَعَ ءَامَنتُم بِهِۦٓ ءَآلْـَٰٔنَ وَقَدْ كُنتُم بِهِۦ تَسْتَعْجِلُونَ

    Diyanet İşleri

    (Onlara) "Azap gerçekleştikten sonra mı O'na iman ettiniz? Şimdi mi!? Oysa siz onu acele istiyordunuz" (denilecek).

    Mehmet Okuyan

    (Azap) başınıza geldikten sonra mı ona inanmış (olacak)sınız? Şimdi mi (iman ettiniz)? Onu (azabı) istemekte acele ediyordunuz!

    Mustafa İslamoğlu

    Tehdit gerçekleştikten sonra mı O'na inanacaksınız? Ne! Ancak şimdi ha? Oysa ki siz (asla gelmez diye meydan okuyor), onun çabuk gelmesinde ısrar ediyordunuz!?

    Muhammed Esed

    Peki, gelmesinde (meydan okurcasına) tezlik gösterdiğiniz (ve) şimdi (size, 'Ona inanıyor musunuz?' diye sorulacağı o Gün) gelip çattıktan sonra mı, ancak o zaman mı, ona inanacaksınız?

    Ahmed Hulusi

    (Azap) başınıza geldikten sonra mı iman edeceksiniz? ŞİMDİ mi? (Oysa) onu acilen yaşamayı istiyordunuz!

    Ali Bulaç

    Gerçekleştikten sonra mı O'na iman edeceksiniz? Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.

    Ali Özek ve heyeti

    Başınıza belâ geldikten sonra mı O'na iman edeceksiniz, şimdi mi? (Çok geç). Halbuki onu (azabın gelmesini) istemekte acele ediyordunuz?

    Ali Rıza Safa

    "Gerçekleştikten sonra mı inanacaksınız; şimdi mi? Zaten onu, ivedi olarak istiyordunuz!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Başınıza bela geldikten sonra mı O'na iman edeceksiniz, şimdi mi? Halbuki azabın gelmesini istemekte acele ediyordunuz."

    Edip Yüksel

    "Gerçekleştikten sonra mı onu onaylayacaksınız? Öyleyse neden onu şimdi çabuk isteyip duruyorsunuz?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Gerçekleştikten sonra mı ona inanacaksınız? Öyleyse neden onu şimdi çabuk isteyip duruyorsunuz?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bu azap meydana geldikten sonra mı ona iman edeceksiniz? Yoksa şimdi mi? Halbuki siz onun acele gelmesini istiyordunuz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya sonra vakı' olduğu zaman mı ona iyman edeceksiniz? Ya... şimdi ha? hani siz bunu acele istiyordunuz, a?

    Erhan Aktaş

    Gerçekleşmesi için acele istediğiniz azaba gerçekleşince mi inanacaksınız yoksa şimdi mi?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçekleşmesi için acele istediğiniz azaba gerçekleşince mi inanacaksınız yoksa şimdi mi?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Gerçekleşmesi için acele isteyip durduğunuz azap, gerçekleşince mi ona inanacaksınız?"

    Gültekin Onan

    Gerçekleştikten sonra mı O'na inanacaksınız? Hemen şimdi mi? Oysa siz, onun (azabın) erkence gelmesini istiyordunuz.

    Hasan Basri Çantay

    Bu (azab) vaaki olduktan sonra mı Ona (Allaha) iman edeceksiniz? (O vakit size:) "Şimdi mi (iman ediyorsunuz? denecek), halbuki siz onun mutlakaa gelmesini isteyib duruyordunuz".

    İbni Kesir

    Gerçekleştikten sonra mı ona inanacaksınız? Hemen şimdi mi. Hani siz onu acele istiyordunuz.

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O (azap), gerçekleştikten sonra mı ona iman edeceksiniz? (Size o vakit denilecek ki:) Şimdi mi (İman ediyorsunuz)? Siz onu acele istiyordunuz.

    Süleyman Ateş

    (Azab) başınıza geldikten sonra mı ona inanacaksınız? Şimdi mi (inandınız)? Hani ya siz onu çabuk isteyip duruyordunuz (nasılmış)?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Azap geldikten sonra mı inancınızı kesinleştireceksiniz?O zaman size şöyle denecektir: "Şimdi mi? Cezanın çabuk gelmesini isteyip duruyordunuz ya!"

    Şaban Britch

    O, gerçekleştikten sonra mı ona iman edeceksiniz? (Size o vakit denilecek ki:) Şimdi mi (İman ediyorsunuz)? Siz onu acele istiyordunuz.

    Şaban Piriş

    O, gerçekleştikten sonra mı ona inandınız? Siz onu acele istiyordunuz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O azap başınıza patladıktan sonra mı iman ettiniz! Şimdi mi? Hani onu aceleden isteyip duruyordunuz?

  12. Yûnus suresi, 52. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 52. ayet. ثُمَّ قِيلَ لِلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ ذُوقُوا۟ عَذَابَ ٱلْخُلْدِ هَلْ تُجْزَوْنَ إِلَّا بِمَا كُنتُمْ تَكْسِبُونَ

    Diyanet İşleri

    Sonra da zulmedenlere, "Ebedi azabı tadın! Siz ancak vaktiyle kazanmakta olduğunuzun cezasına çarptırılıyorsunuz" denilecektir.

    Mehmet Okuyan

    Sonra (kendilerine) haksızlık edenlere "Ebedî azabı tadın!" denmiş (olacak)tır. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?

    Mustafa İslamoğlu

    Sonunda, bilinci ters dönmüş kimselere denilecek ki: "Tadın bitimsiz azabı! Kazanıp durduğunuz şeyler dışında bir karşılık mı bekliyorsunuz?"

    Muhammed Esed

    O Gün ki, (dünya hayatında) haksızlık yapmaya eğilim gösterenlere, 'Tadın bitmeyen azabı' denecek, yapageldiğiniz işlerin karşılığından başkasıyla mı cezalandırılıyorsunuz sanki?;

    Ahmed Hulusi

    Sonra zulmedenlere: "Sonsuz azabı tadın!" denildi. . . "Sadece yapmış olduklarınızın getirisi olarak sonuçlarını yaşamıyor musunuz?"

    Ali Bulaç

    Sonra o zulmetmekte olanlara: "Sürekli azabı tadın" denilecek. Kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?"

    Ali Özek ve heyeti

    Sonra o (kendilerine) zulmedenlere, «Ebedî azabı tadın!» denilecek. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?

    Ali Rıza Safa

    Sonra, haksızlık yapanlara, şöyle denilir: "Tadın, sürekli cezayı; hak ettiğinizden başka bir şeyle mi cezalandırılacaktınız?"

    Bayraktar Bayraklı

    Sonra zulmedenlere, "Süreli azabı tadınız" denilecek. Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?

    Edip Yüksel

    Sonra zulmedenlere: "Ebedî azabı tadın" denir, "Kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonra zulmedenlere: 'Ebedi azabı tadın,' denir, 'Kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Sonra o zulmedenlere denilecek ki: "Tadın bakalım o sonsuz azabı! Vaktiyle kazandığınızın dışında bir sebeple cezalandırılacak da değilsiniz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sonra denilecek o zulm edenlere ki tadın bakalım huld azabını, vaktile kazandığınızdan başka bir sebeble cezalandırılacak değilsiniz?

    Erhan Aktaş

    Sonra zulmedenlere, "Süresiz azabı tadın." denir. "Kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sonra zulmedenlere, "Süresiz azabı tadın." denir. "Kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sonra zulmedenlere, "Süresiz azabı tadın." denir. Kazandığınızdan başka bir karşılık mı bekliyordunuz?

    Gültekin Onan

    Sonra o zulmetmekte olanlara: "Sürekli azabı tadın" denilecek. "Kazandıklarınız dışında, bir başka şeyle mi cezalandırılacaktınız?"

    Hasan Basri Çantay

    Sonra, o zulmedenlere "Ebedi azabı tadın, denilecek, (vaktiyle) ne kazanıyor idiyseniz ondan başkasıyle mi cezalandırılacakdınız ya"?.

    İbni Kesir

    Sonra zulmetmiş olanlara denilir ki: Sürekli azabı tadın. Yalnız kazanır olduğunuz şeylerle cezalandırılmıyor musunuz?

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Sonra zalimlere şöyle denir: "Sonsuz azabı tadın, kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?"

    Süleyman Ateş

    Sonra zulmedenlere: "Sürekli azabı tadın!" denilecek, "Yalnız kazandığınız şeylerle cezalandırılmıyor musunuz?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İlerisinde yanlışlar içindeki o kimselere şöyle denecektir: "Kalıcı azabı tadın bakalım. Kazandığınızın karşılığından başka ne görecektiniz!"

    Şaban Britch

    Sonra zalimlere şöyle denir: Sonsuz azabı tadın, Kazanmakta olduğunuzdan başkasının karşılığını mı bulacaksınız?

    Şaban Piriş

    Sonra zalimlere şöyle denir: -Sonsuz azabı tadın! Kazandıklarınızdan başkasıyla mı cezalandırılacaksınız? denir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Sonra, zulmedenlere şöyle denecek: "Sonsuzluğun azabını/sonsuz azabı tadın! Kazandığınız şeyler dışında bir şeyle cezalandırılmayacaksınız!"

  13. Yûnus suresi, 53. ayet — bütün mealleriyle aç

    Yûnus suresi, 53. ayet. وَيَسْتَنۢبِـُٔونَكَ أَحَقٌّ هُوَ قُلْ إِى وَرَبِّىٓ إِنَّهُۥ لَحَقٌّ وَمَآ أَنتُم بِمُعْجِزِينَ

    Diyanet İşleri

    "O (azap) gerçek midir?" diye senden haber soruyorlar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz (bu konuda Allah'ı) aciz kılacak değilsiniz."

    Mehmet Okuyan

    (Bazı inkârcılar) "O (azap) gerçek midir?" diye senden haber bekliyorlar. dipnot 1 De ki: "Evet, Rabbime yemin olsun: Şüphesiz ki o gerçektir ve siz asla (O'nu) aciz bırakıcılar değilsiniz." dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'da sadece burada geçen [yestenbiûne] fiili "haber sormak", "bilgi teyit etmek", "soru sormak" demektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: En‘âm 6:134; Enfâl 8:59; Tevbe 9:2, 3; Hûd 11:20, 33; Nahl 16:46; Nûr 24:57; ‘Ankebût 29:22; Fâtır 35:44; Zümer 39:51; Şûrâ 42:31; Ahkâf 46:32.

    Mustafa İslamoğlu

    Tutup bir de seni "Şimdi bu gerçek mi yani?" diye sorguluyorlar. De ki: "Kesinlikle! Rabbim hakkı için bu gerçeğin ta kendisidir; üstelik sizler (büyük sorgulamayı) asla atlatamayacaksınız!"

    Muhammed Esed

    Bazıları da sana, "Bütün bunlar gerçek mi?" diye soruyorlar. De ki: "Elbette! Rabbim hakkı için, katıksız gerçek bu; ve sizler de (büyük sorgulamadan) asla kaçamayacaksınız!"

    Ahmed Hulusi

    "O (azap) gerçek midir?" diye senden haber isterler. . . De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o elbette gerçektir! Siz bundan kaçıp kurtulamazsınız!"

    Ali Bulaç

    "Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, Rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz."

    Ali Özek ve heyeti

    Sana o azabın hak olup olmadığını, sormaktadırlar. (Onlara) de ki: "Evet, Rabbime yemin ederim ki o haktır ve siz, (azabı göndermekten) Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz.

    Ali Rıza Safa

    Üstelik "Gerçek mi bu?" diyerek sana soruyorlar; şunu söyle: "Evet! Efendime yemin ederim ki, kesinlikle gerçektir. Zaten güçsüz bırakamazsınız!"

    Bayraktar Bayraklı

    "O bir gerçek midir?" diye senden haber istiyorlar. De ki: "Evet, Rabbime yemin ederim ki, o şüphesiz gerçektir ve siz aciz bırakacak değilsiniz."

    Edip Yüksel

    "Bu sahiden doğru mudur?" diye senden haber bekliyorlar. De ki: "Elbette, Efendime ant olsun o gerçektir ve siz onu engelleyemezsiniz!"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Bu sahiden doğru mudur,' diye senden haber bekliyorlar. De ki: 'Elbette, Rabbime andolsun o gerçektir ve siz onu engelleyemezsiniz!'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    "Sahi doğru mu bu?" diye senden soruyorlar. De ki: "Evet, Rabbime yemin ederim ki, o dosdoğru ve siz, bundan yakayı kurtaramazsınız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Sahih doğru mu bu? Diye senden istifsar ediyorlar, de ki: evet, rabbıma kasem ederim ki o, dosdoğru, ve siz bundan yakayı kurtaramazsınız

    Erhan Aktaş

    Sana "Bu gerçek midir?" diye soruyorlar. De ki: "Rabb'ime yemin ederim ki o gerçektir. Ve siz onu engelleyemezsiniz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Sana "Bu gerçek midir?" diye soruyorlar. De ki: "Rabb'ime yemin ederim ki o gerçektir. Ve siz onu engelleyemezsiniz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Sana "Bu gerçek midir?" diye soruyorlar. De ki: "Rabb'ime yemin ederim ki o gerçektir. Ve siz onu engelleyemezsiniz."

    Gültekin Onan

    "Bu bir gerçek mi?" diye senden haber soracaklar. De ki: "Evet, rabbime andolsun ki, şüphesiz gerçektir ve sizler aciz bırakacak değilsiniz."

    Hasan Basri Çantay

    "O (azab) bir gerçek mi?" diye senden haber isterler. De ki "Evet, Rabbime andederim ki, o elbet ve elbet bir hakıykatdır. Siz (bundan Allahı) aciz bırakıcılar değilsiniz".

    İbni Kesir

    O gerçek mi? diye senden haber sorarlar. De ki: Rabbıma andolsun ki o, muhakkak gerçektir. Elbette siz, O'nu aciz bırakacaklar değilsiniz.

    Mehmet Alagaş

    (45-57) Onları bir araya getirdiğimiz günde , sanki gündüzün bir saati kadar beklemiş gibi dirler ve kendi aralarında tanışırlar, Allah’la buluşmayı yalanlayanlar hasara uğradılar, hidayete de eremediler, o nlara vaa t edilenin bir kısmını sana göstersek ya da seni vefat ettirsek bile, onların geri gelecekleri yer bizizdir, ayrıca Allah da onların yaptıklarına tanıktır / şahittir. Her toplum için / ümmet için gönderilen vardır / Resul vardır, Resulleri geldiği zaman aralarında ölçülü bir şekilde hüküm gerçekleşir, onlara zulmedilmez. Diyorlar ki eğer verdiğin söze bağlı isen / sadıksan ne zaman bu vaad / bu söz? De ki ben kendime zarara ya da faydaya dahi Allah ’ın istedikleri hariç egemen değilim ki . Her topluma / her ümmete bir süre / bir ecel vardır, ne zaman ki ecelleri gelir, bir saat bile öteleyemezler / tehir edemezler ya da öne alamazlar / takdim edemezler. De ki eğer onun azabı yatarken / yatılı iken ya da gündüzün gelse peki? suçlular neyi ondan acele istiyorlar gördünüz mü? Peki o gerçekleştiğin de mi / azap gerçekleştiğinde mi, ona iman edeceksiniz? ya da şimdi mi? kesinlikle siz aceleyi isteyen oldunuz , s onra onlara denilir ki, kalıcı azabı tadın , sizler, kazanmış olduklarınızdan dolayı cezalandırılmıyor musunuz? Sana soruyorlar O, gerçek midir / hak mıdır? diye, deki evet, Rabbim, muhakkak ki O’da / Allah’ta haktır ve siz O’nu yetersizliğe / acze düşüremezsiniz. Kendine zulmetmiş her nefis, azabı gördüğü vakit, pişmanlık duygusuyla / nedamet duygusuyla, arzda ne var ise onu fidye olarak verirdi, aralarımda ölçüye / kıstasa uygun hüküm gerçekleşmiştir onlara zulmedilmemektedir. Dikkat edin! semalarda ve yeryüzünde ne varsa Allah içindir , y ine dikkat edin! Allah ’ın vaadi / verdiği söz, gerçektir , lakin onların çoğunluğu / ekserisi bilmiyorlar, O diriltir ve öldürür ve geri dönüş te onadır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O (azap) gerçek midir?” diye senden haber soruyorlar. De ki: “Evet! Rabbime andolsun ki o elbette gerçektir. Siz ondan kaçamayacaksınız."

    Süleyman Ateş

    "Sahiden o gerçek midir?" diye senden soruyorlar. De ki: "Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz (onu) önleyemezsiniz!"

    Süleymaniye Vakfı

    Senden "O azap gerçek mi?" diye bilgi almak istiyorlar. De ki: "Evet! Rabbime yemin ederim ki o gerçektir. Siz bunun önüne geçemezsiniz dipnot 1 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Senden haber almaya çalışıyorlar, "O gerçek mi?" diye. De ki "Evet! Rabbime yemin ederim ki gerçektir. Ondan yakanızı kurtaramayacaksınız."

    Şaban Britch

    Gerçek mi bu? diye senden haber bekliyorlar. De ki: Evet, Rabbim hakkı için yemin ederim ki o gerçektir. Siz (Allah'ın azabından) kaçamayacaksınız.

    Şaban Piriş

    -Gerçek mi bu? diye sana soruyorlar. De ki: -Evet, Rabbim hakkı için o gerçektir. Siz ondan kaçamayacaksınız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Soruyorlar sana: "Doğru mu bu?" De ki: "Evet! Rabbime yemin ederim, o doğrunun ta kendisidir! Ve siz ondan yakayı kurtaramayacaksınız."

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.