Diyanet İşleri
Allah ve Resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır:
Tevbe suresi · 1–16. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Tevbe suresi, 1. ayet. بَرَآءَةٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ
Allah ve Resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarıdır:
(Bu), Allah ve Elçisi'nden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ayrılış (uyarısı)dır! dipnot 1
Bu, Allah ve O'nun elçisi tarafından, müşrikler içerisinden anlaşma yaptıklarınıza yönelik bir ilişik kesme ilanıdır:
Allahtan ve Onun Elçisinden, kendileriyle adlaşma yapmış bulunduğunuz, Allahtan başkasına ilahlık yakıştıran kimselere bir beraet, bir yükümsüzlük bildirisidir bu.
Ültimatomdur bu Allah ve Rasulünden, anlaşma yaptığınız müşriklere!
(Bu,) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Allah'tan ve Resulü'nden kesin bir uyarıdır.
Allah ve Rasûlünden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!
Allah'tan ve O'nun elçisinden, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz ortaklar koşanlara uyarıdır.
Allah ve Peygamber'inden kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz müşriklere bir ihtar!
Bu, ALLAH ve elçisinden, kendileriyle anlaşma yapmış bulunduğunuz putperestlere bir ültimatomdur: dipnot 1
Bu, ALLAH ve elçisinden, kendileriyle anlaşma yapmış bulunduğunuz putperestlere bir ültimatomdur:
Bu, Allah ve Peygamberinden, antlaşma yaptığınız müşriklere bir ültimatomdur.
Bir ültimatum; Allah ve Resulünden, muahede ettiğiniz müşriklere:
Antlaşma yapılan Müşrik kimselere Allah ve Resul'ünden bir beraettir: dipnot 1
Antlaşma yapılan müşrik dipnot 1 kimselere Allah ve Resulünden bir beraettir: dipnot 2
Antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah'tan ve Resul'ünden ihtardır.
(Bu) Müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınıza Tanrı'dan ve Resülü'nden kesin bir uyarıdır.
Müşriklerin içinden (kendileriyle) muaahede etdiklerinize Allahdan ve Resulünden bir ültümatomdur (bu)!
Müşriklerden muahede yaptıklarınıza; Allah ve Rasulünden bir ihtardır:
(1-4) Allah ve Resulünden kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklere son uyarıdır, dört ay boyunca arzda dolaşın, (dört aylık son ve kesin bir süre) iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, muhakkak ki Allah kafirleri rezil edecektir, Allah ve O’nun Resulünden insanlara büyük hac günü ilandır, muhakkak ki Allah ve O’nun Resulü müşriklerden uzaktır, eğer vazgeçerseniz / tövbe ederseniz , sizin için hayırlı olur, eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, kafirleri acıtıcı bir azap ile müjdele, kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklerden, antlaşma sonrası size herhangi bir noksanlık yapmayanlar, sizin aleyhinize herhangi birine arka çıkmayanlar, onlar üzerindeki ahdinizin süresini / müddetini tamamlayın, muhakkak ki Allah sakınanları sever.
Allah ve Rasûlünden, kendileriyle anlaşma yapmış olduğunuz müşriklere kesin bir uyarı!
Allah ve Elçisinden, andlaşma yaptığınız müşriklere ihtardır.
Bu, antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah ve elçisi tarafından yapılan ilişkiyi kesme ilanıdır:
Antlaşma yaptığınız müşriklere, Allah ve Elçisi tarafından ilişkiyi kesme duyurusudur:
Allah’tan ve Peygamberinden kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere bir beraattir (uyarıdır).
Allah'tan ve peygamberinden kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklere uyarıdır.
Allah ve resulünden, kendileriyle antlaşma yapmış bulunduğunuz müşriklere bir ültimatomdur bu;
Tevbe suresi, 2. ayet. فَسِيحُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ أَرْبَعَةَ أَشْهُرٍ وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُخْزِى ٱلْكَٰفِرِينَ
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz; Allah ise, inkarcıları perişan edecektir.
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın! İyi bilin ki Allah'ı aciz bırakıcı değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil edecektir.
Bundan böyle, işte size dört ay daha serbest dolaşım izni! Ama bilin ki siz, Allah'ı asla atlatamayacaksınız; yine unutmayın ki, Allah inkar ve ihanette ısrar edenleri onursuzluğa mahkum edecektir.
(Duyur onlara:) "Yeryüzünde dört ay daha (serbestçe) dolaşın, fakat bilin ki, asla Allahın gözetiminden kaçamazsınız; ve (yine bilin ki,) Allah hakkı tanımaya yanaşmayan kimseleri, er geç utanç içinde bırakacaktır.
Yeryüzünde dört ay daha gezip dolaşın. . . İyi bilin ki, Allah'ı aciz bırakamazsınız. . . Allah (sonunda) hakikat bilgisini inkar edenleri rezil rüsva eder.
Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Allah, inkar edenleri hor ve aşağılık kılıcıdır.
(Ey müşrikler!) Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. İyi bilin ki siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz; Allah ise kâfirleri rezil (ve perişan) edecektir.
Artık, yeryüzünde dört ay dolaşın ve iyi bilin ki, Allah'ı, güçsüz bırakamazsınız. Kuşkusuz, Allah, nankörlük edenleri aşağılayacaktır.
Yeryüzünde dört ay daha serbestçe dolaşınız ve biliniz ki siz Allah'ı asla aciz bırakamazsınız; Allah ise kafirleri rezil edecektir.
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın, bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakamazsınız ve ALLAH inkarcıları rezil eder.
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın, bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakamazsınız ve ALLAH inkarcıları rezil eder.
Bundan böyle yeryüzünde dört ay istediğiniz gibi dolaşın; şunu da bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz ve Allah, herhalde kafirleri rezil edecek!
bundan böyle yer yüzünde dört ay istediğiniz gibi dolaşın, şunu da bilin ki siz, Allahı aciz bırakacak değilsiniz, Allah her halde kafirleri rusvay edecek
Yeryüzünde dört ay dipnot 1 daha dolaşın ve bilin ki Allah'ı aciz bırakamazsınız. Allah, Kafirleri rezil edecektir.
Yeryüzünde dört ay dipnot 1 daha dolaşın ve bilin ki Allah'ı aciz bırakamazsınız. Allah, gerçeği yalanlayan nankörleri rezil edecektir.
Yeryüzünde dört ay dipnot 1 daha dolaşın ve bilin ki Allah'ı aciz bırakamazsınız. Allah, gerçeği yalanlayan nankörleri rezil edecektir.
Bundan böyle yeryüzünde (size tanınmış bir süre olarak) dört ay dolaşın. Ve bilin ki Tanrı'yı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçekten Tanrı, kafirleri hor ve aşağılık kılıcıdır.
(Ey müşrikler, haydi) yer yüzünde dört ay daha (güvenlikle) dolaşın. Bilin ki siz Allahı aaciz bırakabilecekler değilsiniz. Allah her halde kafirleri (dilediği zaman) rüsvay edicidir.
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Ve bilin ki; siz, Allah'ı aciz bırakamazsınız. Hem Allah, gerçekten kafirleri rüsvay edendir.
(1-4) Allah ve Resulünden kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklere son uyarıdır, dört ay boyunca arzda dolaşın, (dört aylık son ve kesin bir süre) iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, muhakkak ki Allah kafirleri rezil edecektir, Allah ve O’nun Resulünden insanlara büyük hac günü ilandır, muhakkak ki Allah ve O’nun Resulü müşriklerden uzaktır, eğer vazgeçerseniz / tövbe ederseniz , sizin için hayırlı olur, eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, kafirleri acıtıcı bir azap ile müjdele, kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklerden, antlaşma sonrası size herhangi bir noksanlık yapmayanlar, sizin aleyhinize herhangi birine arka çıkmayanlar, onlar üzerindeki ahdinizin süresini / müddetini tamamlayın, muhakkak ki Allah sakınanları sever.
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın. Şunu bilin ki, siz Allah’ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah ise, kâfirleri perişan edecektir.
Dört ay daha yeryüzünde dolaşın, bilin ki siz, Allah'ı aciz bırakamazsınız ve Allah, kafirleri rezil, perişan edecektir!
Bugünden itibaren bu topraklarda dört ay daha dolaşabilirsiniz; ama Allah'ı aciz bırakamayacağınızı ve Allah'ın kafirleri /ayetleri görmezlikte direnenleri rezil edeceğini bilin!
Bu topraklarda dört ay daha dolaşın. Bilin ki Allah'ı çaresiz bırakamazsınız. Ama Allah, ayeti görmezlikten gelenleri (kafirleri dipnot 1 ) rezil eder.
Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'ı (size azap etmekten) aciz bırakamayacağınızı, Allah’ın kâfirleri rezil edeceğini bilin!
Yeryüzünde dört ay daha dolaşabilirsiniz. Allah'tan kaçıp kurtulamayacağınızı, Allah'ın kafirleri rezil edeceğini bilin!
Yeryüzünde dört ay daha dolaşın ve bilin ki siz, Allah'ı aciz bırakamazsınız. Şu da bir gerçek ki, Allah küfre batanları rezil eder.
Tevbe suresi, 3. ayet. وَأَذَٰنٌ مِّنَ ٱللَّهِ وَرَسُولِهِۦٓ إِلَى ٱلنَّاسِ يَوْمَ ٱلْحَجِّ ٱلْأَكْبَرِ أَنَّ ٱللَّهَ بَرِىٓءٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ وَرَسُولُهُۥ فَإِن تُبْتُمْ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَوَلَّيْتُمْ فَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّكُمْ غَيْرُ مُعْجِزِى ٱللَّهِ وَبَشِّرِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ بِعَذَابٍ أَلِيمٍ
Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Resulünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Resulü, Allah'a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah'ı aciz bırakabilecek değilsiniz. İnkarcılara, elem dolu bir azabı müjdele!
(Bu), en büyük hac gününde dipnot 1 Allah ve Elçisinden (bütün) insanlara bir bildiridir: Allah müşriklerden uzaktır, Elçisi de. Tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlı olandır. Yüz çevirirseniz, bilin ki siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. O kâfir olanlara elem verici bir azabı müjdele!
Yine Allah ve O'nun Elçisi'nden, Büyük Hac gününde bütün insanlığa yapılmış bir duyurudur ki; Allah kendine mahsus özellikleri başkalarına yakıştıranlarla ilişiğini kesmiştir; O'nun elçisi de öyle. Bundan böyle tevbe ederseniz, işte bu sizin için daha hayırlıdır; fakat (bu davetten) yüz çevirirseniz, iyi bilin ki siz Allah'ı asla atlatamazsınız. Nitekim, inkar ve ihanette ısrar edenleri can yakıcı bir azap ile müjdele.
Ve yine Allahtan ve Onun Elçisinden bu Büyük Hac günü bütün insanlığa (yapılmış) bir duyurudur şu: "Allahın Allahtan başkalarına tanrılık yakıştıranlarla hiçbir bağlantısı yoktur; Onun Elçisinin de (öyle). Hal böyleyken artık tevbe ederseniz, kendi iyiliğinize olacaktır bu; yok eğer (bu fırsatı da) teperseniz, o zaman, bilin ki, Allahın gözetiminden asla kurtulamayacaksınız!" Ve (bütün bunlardan sonra) sen (ey Peygamber), hakkı inkara şartlanmış olan o kimselere çok çetin bir azabı müjdele.
Haccı Ekber Günü, Allah ve Rasulünden insanlara bir ezandır (çağrı) ki, Allah da, O'nun Rasulü de müşriklerden beridir! Eğer tövbe ederseniz, sizin için daha hayırlıdır. . . Şayet yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. . . O hakikat bilgisini inkar edenleri, bunun sonucu acı bir azap ile müjdele.
Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Allah'tan ve Resulü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Allah, müşriklerden uzaktır, O'nun Resulü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Allah'ı elbette aciz bırakacak değilsiniz. İnkar edenleri acı bir azabla müjdele.
Haccı ekber (en büyük hac) gününde Allah ve Rasûlünden insanlara bir bildiridir: Allah ve Rasulü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer yüz çevirirseniz bilin ki, siz Allah'ı âciz bırakacak değilsiniz. (Ey Muhammed)! o kâfirlere elem verici bir azabı müjdele!
Allah'tan ve O'nun elçisinden, Büyük Hac Günü'nde, insanlara duyurudur: "Kuşkusuz, Allah, ortaklar koşanlardan uzaktır; O'nun elçisi de. Artık, Pişmanlık gösterirseniz, sizin için bu daha iyidir. Yüz çevirirseniz, iyi bilin ki, Allah'ı, güçsüz bırakamazsınız!" Nankörlük edenlere acı bir cezayı bildir.
En büyük hac/ hacc-ı ekber gününde Allah ve Peygamberinden insanlara bir bildiridir: Allah ve Rasulü müşriklerle ilişkisini kesmiştir. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır; eğer yüz çevirirseniz biliniz ki, siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Kafirlere elem verici azabı müjdele!
Bu, aynı zamanda, ALLAH ve elçisinden tüm halka, büyük konferans günü yayımlanmış bir bildiridir: ALLAH putperestlerden uzaktır, elçisi de... Tövbe ederseniz sizin için daha iyidir. Dönerseniz, bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakamazsınız. İnkarcılara acı bir azabı müjdele.
Bu, aynı zamanda, ALLAH ve elçisinden tüm halka, büyük hac günü yayımlanmış bir bildiridir: ALLAH putperestlerden uzaktır, elçisi de... Tevbe ederseniz sizin için daha iyidir. Dönerseniz, bilin ki siz ALLAH'ı aciz bırakamazsınız. İnkarcılara acı birazabı müjdele.
Bir de Allah ve Peygamberinden Hacc-ı Ekber gününde insanlara bir bildiridir ki, Allah da Peygamberi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. Hemen tevbe ederseniz, hakkınızda hayırlı olur. Eğer aldırmazsanız, bilin ki, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Allah'ı ve Peygamberi tanımayanlara acı bir azabı müjdele!
Bir de Allah ve Resulünden hacci ekber günü insanlara bir i'lan, ki Allah müşriklerden beriydir, Resulü de, derhal tevbe ederseniz o, hakkınızda hayırdır, yok eğer aldırmazsanız biliniz ki siz, Allahı aciz bırakacak değilsiniz ve Allahı, Peygamberi tanımıyanlara elim bir azabı tebşir et
Bu Allah ve Resul'ünden; Hacc-ı Ekber dipnot 1 gününde, insanlara bir duyurudur. Allah ve Resul'ü Müşriklerden uzaktır. Ey Müşrikler! Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlı olandır. Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Kafirleri can yakıcı bir azaptan haberdar et.
Bu Allah ve Resul'ünden; Hacc-ı Ekber dipnot 1 gününde, insanlara bir duyurudur. Allah ve Resul'ü müşriklerden uzaktır. Ey müşrikler! Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için hayırlı olandır. Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Kafirleri dipnot 2 can yakıcı bir azaptan haberdar et.
Bu Allah ve Resul'ünden; Hacc-ı Ekber dipnot 1 gününde, insanlara bir duyurudur. Allah ve Rasul'ü müşriklerden uzaktır. Ey müşrikler! Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için daha hayırlıdır. Eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Gerçeği yalanlayan nankörleri can yakıcı bir azapla müjdele(!)
Ve büyük Hacc (Hacc-ı Ekber) günü, Tanrı'dan ve Resülü'nden insanlara bir duyuru: Kesin olarak Tanrı, müşriklerden uzaktır, O'nun Resülü de... Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlıdır; yok eğer yüz çevirirseniz, bilin ki Tanrı'yı elbette aciz bırakacak değilsiniz. Küfredenleri acı bir azabla müjdele.
Ve (bu), hacc-ı ekber günü Allahdan ve Resulünden insanlara (şöyle) bir i'lamdır: Allah ve Resulü müşrikler (i himaye etmek) den artık kat'iyyen uzakdır. (Bununla beraber) eğer (küfürden ve muaahedelere haainlik etmekden) tevbe ve rücu ederseniz bu, sizin için hayırlıdır. Eğer (yine) yüz çevirirseniz, (şunu) bilin ki, şübhesiz, siz Allahı aaciz bırakabilecek değilsiniz. O küfredenlere (Allahı ve peygamberi tanımayanlara) acıklı bir azabı müjdele!
Büyük hacc günü, insanlara Allah ve Rasulünden bir ilandır. Muhakkak ki Allah ve Rasulü, artık müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz; bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok eğer yüz çevirirseniz; bilin ki; siz, Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz. Küfredenlere elem verici bir azabı müjdele.
(1-4) Allah ve Resulünden kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklere son uyarıdır, dört ay boyunca arzda dolaşın, (dört aylık son ve kesin bir süre) iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, muhakkak ki Allah kafirleri rezil edecektir, Allah ve O’nun Resulünden insanlara büyük hac günü ilandır, muhakkak ki Allah ve O’nun Resulü müşriklerden uzaktır, eğer vazgeçerseniz / tövbe ederseniz , sizin için hayırlı olur, eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, kafirleri acıtıcı bir azap ile müjdele, kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklerden, antlaşma sonrası size herhangi bir noksanlık yapmayanlar, sizin aleyhinize herhangi birine arka çıkmayanlar, onlar üzerindeki ahdinizin süresini / müddetini tamamlayın, muhakkak ki Allah sakınanları sever.
Hacc-ı ekber gününde, Allah ve Rasûlünden bütün insanlara bir bildiridir: Allah ve Rasûlü, Allah’a ortak koşanlardan uzaktır. Eğer tövbe ederseniz, bu sizin için hayırlıdır. Ama yüz çevirirseniz, şunu iyi bilin ki, siz Allah’ı aciz bırakabilecek değilsiniz. Kâfirlere, elem dolu bir azabı müjdele!
En büyük Hac günü, Allah ve Elçisinden insanlara duyurudur: Allah ve Elçisi puta tapanlardan uzaktır. Eğer tevbe ederseniz, bu sizin için daha iyidir. Ve eğer dönerseniz bilin ki siz Allah'ı aciz bırakacak değilsiniz! (Ey Muhammed) kafirlere acı bir azabı müjdele.
Bu büyük hac gününde dipnot 1 Allah ve elçisi tarafından bütün insanlara yapılan duyuru şudur: Allah'ın ve elçisinin bu müşriklerle ilişkisi kalmamıştır! (Ey müşrikler!) Tövbe ederseniz /dönüş yaparsanız sizin için iyi olur. Yüz çevirirseniz bilin ki Allah'ı aciz bırakamazsınız. (Ey Muhammed!) Kafirlik edenlere acıklı bir azabı müjdele!
Bu büyük hac gününde Allah ve Elçisi tarafından bütün insanlara bildirilen şudur: Allah'ın o müşriklere desteği yoktur; elçisinin de öyle. Ey müşrikler, dönüş yaparsanız (tevbe) hayrınıza olur. Sırt çevirirseniz bilin ki siz, Allah'ı çaresiz bırakamazsınız. Kafirlere dipnot 1 acıklı bir azabı müjdele.
Allah ve Rasûlü’nden en büyük hac gününde insanlara bir duyurudur ki, Allah ve Rasûlü müşriklerden beridir/uzaktır. Eğer tevbe ederseniz bu sizin için çok hayırlı olur. Yüz çevirirseniz bilin ki Allah'ın (azabından) kaçamazsınız. Kafirlere acı veren azabı müjdele!
Allah ve Resulü'nden en büyük hac gününde insanlara bir duyurudur ki Allah ve Resulü müşriklerden uzaktır. Eğer tevbe ederseniz bu sizin için daha hayırlı olur. Yüz çevirirseniz bilin ki Allah'tan kaçamazsınız. Kafirlere acı veren azabı müjdele!
Bir de Allah ve resulünden insanlara Büyük Hac günü bir duyuru var: Allah da O'nun elçisi de müşriklerden kesinlikle uzaktır. O halde, tövde ederseniz bu sizin için hayırlırdır. Yok eğer yüz çevirirseniz şunu bilin ki, siz Allah'ı acze düşüremezsiniz. Küfre saplananlara acıklı bir azabı muştula!
Tevbe suresi, 4. ayet. إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّم مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ثُمَّ لَمْ يَنقُصُوكُمْ شَيْـًٔا وَلَمْ يُظَٰهِرُوا۟ عَلَيْكُمْ أَحَدًا فَأَتِمُّوٓا۟ إِلَيْهِمْ عَهْدَهُمْ إِلَىٰ مُدَّتِهِمْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Ancak Allah'a ortak koşanlardan, kendileriyle antlaşma yapmış olduğunuz, sonra da antlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan), hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını süreleri bitinceye kadar tamamlayın! Şüphesiz ki Allah muttakîleri (duyarlı olanları) sever.
Ne var ki, şirk koşanlar arasından kendileriyle anlaşma yapmış olduğunuz ve daha sonra bu anlaşmayı herhangi bir biçimde ihlal etmeyen ve sizin hasımlarınızdan hiç biriyle dayanışma içine girmeyen kimseler bunun dışındadır. Artık onlarla olan anlaşmanıza süresi doluncaya kadar riayet edin! Unutmayın ki Allah sorumlu davrananları sever.
Ancak, kendileriyle sizin (ey inananlar) bir andlaşma yapmış bulunduğunuz Allahtan başkalarına tanrılık yakıştıranlar arasından size karşı yükümlülüklerinde bundan böyle bir kusur işlemeyen ve size karşı kimseye arka çıkmayan kimseler bu söylenenlerin dışındadırlar; öyleyse onlarla olan andlaşmanıza, üzerinde anlaştığınız süre doluncaya kadar riayet edin. (Ve bilin ki) Allah, yalnızca, kendisine karşı sorumluluk bilinci içinde olanları sever.
Anlaşma yaptığınız müşriklerden, (anlaşma şartlarınızda) size karşı bir eksik uygulama yapmamış, sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar hariç. . . Anlaşmaların süresi kadarıyla sözünüzü yerine getirin. Muhakkak ki Allah korunanları sever.
Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Allah muttaki olanları sever.
Ancak kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden (antlaşma şartlarına uyan) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar (bu hükmün) dışındadır. Onların antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayınız. Allah (haksızlıktan) sakınanları sever.
Ancak, ortaklar koşanlar arasında, kendileriyle yaptığınız antlaşmadan bir şey eksiltmeyenler ve size karşı diğerleriyle yardımlaşmayanlar başkadır. Artık, belirlenen süreye dek antlaşmalarınızı koruyun. Kuşkusuz, Allah, sorumluluk bilinci taşıyanları sever.
Ancak, kendileriyle antlaşma yaptığınız müşriklerden antlaşma şartlarına uyan hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve sizin aleyhinize herhangi bir kimseye arka çıkmayanlar bu hükmün dışındadır. Onlara verdiğiniz söze, süresi bitinceye kadar riayet ediniz. Allah, sakınanları sever.
Ancak, kendileriyle yaptığınız anlaşmanın koşullarına eksiksiz uyan ve size karşı başkalarıyla iş birliğinde bulunmayan putperestlerin anlaşmasını tanıdığınız süreye kadar uygulayın. ALLAH erdemlileri sever.
Ancak, kendileriyle yaptığınız anlaşmanın koşullarına eksiksiz uyan ve size karşı başkalarıyla işbirliğinde bulunmayan putperestlerin anlaşmasını tanıdığınız süreye kadar uygulayın. ALLAH erdemlileri sever.
Ancak antlaşma yaptığınız müşriklerden daha sonra antlaşmalarında hiçbir eksiklik yapmamış ve aleyhinizde hiçbir kimseye arka çıkmamış olanlar başka. Bunlarla yaptığınız antlaşmayı süresine kadar tamamen yerine getirin. Allah, her halde sakınanları sever.
Ancak muahede yapmış olduğunuz müşriklerden bilahare size ahidlerinde hiç bir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinizde hiç bir kimseye muzaheret etmemiş bulunanlar müstesna, bunlara müddetlerine kadar ahidlerini tamamiyle iyfa edin, her halde Allah, müttekileri sever
Ancak, kendileriyle yaptığınız antlaşmanın hükümlerine eksiksiz uyan ve size karşı başkalarıyla iş birliğinde bulunmayan Müşrikler müstesna. Onlarla antlaşmanın süresini tamamlayın. Allah, takva dipnot 1 sahiplerini sever.
Ancak, kendileriyle yaptığınız antlaşmanın hükümlerine eksiksiz uyan ve size karşı başkalarıyla iş birliğinde bulunmayan müşrikler müstesna. Onlarla antlaşmanın süresini tamamlayın. Allah, takva dipnot 1 sahiplerini sever.
Ancak, kendileriyle yaptığınız antlaşmanın hükümlerine eksiksiz uyan ve size karşı başkalarıyla iş birliğinde bulunmayan müşrikler müstesna. Onlarla antlaşmanın süresini tamamlayın. Allah, takva dipnot 1 sahiplerini sever.
Ancak müşriklerden kendileriyle antlaşma imzaladıklarınızdan (antlaşmadan) bir şeyi eksiltmeyenler ve size karşı hiç kimseye yardım etmeyenler başka; artık antlaşmalarını, süresi bitene kadar tamamlayın. Şüphesiz, Tanrı muttaki olanları sever.
Muaahede yapdığınız müşriklerden size (ahidierinin şartlarında) hiçbir şey eksiklik yapmamış, aleyhinizde (düşmanlarınızdan) hiç bir kimseye yardım etmemiş olanlar (bu hükümden) müstesnadır. O halde onların müddetleri (bitinceye) kadar ahidlerini tamamlayın. Çünkü Allah (haksızlıkdan) sakınanları sever.
Yalnız muahede yaptığınız müşriklerden, muahede hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinizde kimseye yardım etmeyenler, müstesnadır. O halde anlaşmayı, sonuna kadar tamamlayın. Muhakkak ki Allah, müttakileri sever.
(1-4) Allah ve Resulünden kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklere son uyarıdır, dört ay boyunca arzda dolaşın, (dört aylık son ve kesin bir süre) iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, muhakkak ki Allah kafirleri rezil edecektir, Allah ve O’nun Resulünden insanlara büyük hac günü ilandır, muhakkak ki Allah ve O’nun Resulü müşriklerden uzaktır, eğer vazgeçerseniz / tövbe ederseniz , sizin için hayırlı olur, eğer yüz çevirirseniz, iyi bilin ki kesinlikle siz, Allah’ı aciz bırakamazsınız, kafirleri acıtıcı bir azap ile müjdele, kendileri ile antlaşma yaptığınız müşriklerden, antlaşma sonrası size herhangi bir noksanlık yapmayanlar, sizin aleyhinize herhangi birine arka çıkmayanlar, onlar üzerindeki ahdinizin süresini / müddetini tamamlayın, muhakkak ki Allah sakınanları sever.
Ancak Allah’a ortak koşanlardan, kendileriyle anlaşma yapmış olduğunuz, sonra da anlaşmalarında size karşı hiçbir eksiklik yapmamış ve sizin aleyhinize hiç kimseye yardım etmemiş olanlar, bu hükmün dışındadır. Onların anlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Şüphesiz Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
Ancak andlaşma yaptığınız müşriklerden, (andlaşma şartlarından) hiçbir şeyi size eksik bırakmayan ve size karşı hiç kimseye arka çıkmayanların andlaşmalarını, kendilerine tanıdığınız süreye kadar tamamlayın. Çünkü Allah korunanları sever.
(Ey müminler!) Bu duyuru; sizinle antlaşma yapmış, sonra ona aykırı bir davranışta bulunmamış ve size karşı hiç kimseye destek vermemiş müşrikleri kapsamaz. Onlarla yaptığınız antlaşmaya, süresi bitinceye kadar tam olarak uyun dipnot 1 . Allah müttakileri /yanlışlardan sakınanları sever.
Bu duyuru, sizinle antlaşma yapmış ve daha sonra bir kusur işlememiş, size karşı kimseye destek vermemiş müşrikleri kapsamaz. Onlara karşı olan andınızı süresinin sonuna kadar koruyun. Allah kendisinden çekinerek korunanları sever.
Yalnız antlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız antlaşmalarını, süreleri bitinceye kadar tamamlayın. Allah muttakileri sever.
Yalnız antlaşma hükümlerinde size karşı bir eksiklik yapmayan ve aleyhinize kimseye yardım etmeyen müşriklerle yaptığınız antlaşmaya sonuna kadar riayet edin. Allah muttakileri sever.
Antlaşma yapmış olduğunuz müşriklerden size karşı bir eksiklik sergilemeyen ve aleyhinizde başka birine yardım etmeyenler müstesnadır. Artık, onlara verdiğiniz sözü belirlenen süreye kadar tam bir şekilde koruyun. Şu bir gerçek ki Allah, sakınanları sever.
Tevbe suresi, 5. ayet. فَإِذَا ٱنسَلَخَ ٱلْأَشْهُرُ ٱلْحُرُمُ فَٱقْتُلُوا۟ ٱلْمُشْرِكِينَ حَيْثُ وَجَدتُّمُوهُمْ وَخُذُوهُمْ وَٱحْصُرُوهُمْ وَٱقْعُدُوا۟ لَهُمْ كُلَّ مَرْصَدٍ فَإِن تَابُوا۟ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَخَلُّوا۟ سَبِيلَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ غَفُورٌ رَّحِيمٌ
Haram aylar çıkınca bu Allah'a ortak koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tövbe ederler, namazı kılıp zekatı da verirlerse, kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Haram aylar çıkınca (antlaşmayı bozan) o müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; dipnot 1 onları yakalayın; onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin! Tevbe eder, namazı kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın! Allah çok bağışlayandır, çok merhametlidir.
Ve (bu) yasak (kapsamındaki) aylar çıktığında, artık müşrikleri tuttuğunuz yerde öldürün; yakalayın, çepeçevre kuşatın, onları her gözetim noktasına kurulup gözetleyin! Fakat eğer onlar tevbe eder, namazı istikametle eda eder ve arınıp yücelmek için ödenmesi gereken bedeli ödemeyi kabul ederlerse, işte o zaman bırakın yakalarını! Unutmayın ki Allah tarifsiz bir bağışlayıcı, eşsiz bir merhamet kaynağıdır.
Ve (bu ölçülere uyarak geçirilen) haram aylar sona erince artık nerede kıstırırsanız öldürün müşrikleri; tutsak edin; çevirip kuşatın; gözetlenebilecek her yerde bekleyip gözetleyin onları. Ama eğer dönüp tevbe ederler, salata katılırlar ve arındırıcı yükümlülükleri yerine getirirlerse, artık bırakın yollarına gitsinler: Çünkü, her halükarda Allah çok acıyıp esirgeyen gerçek bağışlayıcıdır.
Haram aylar bitince, (anlaşmayı bozup size saldıran) müşrikleri nerede bulursanız öldürün; onları yakalayıp esir alın; onların yollarını gözetleyip, geçitleri kontrol altına alın! Eğer tövbe eder, salatı ikame eder ve zekatı verirlerse o takdirde yollarını açın. . . Muhakkak ki Allah Ğafur'dur, Rahıym'dir.
Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Allah, bağışlayandır, esirgeyendir.
Haram aylar çıkınca müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayın, onları hapsedin ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekâtı da verirlerse artık yollarını serbest bırakın. Allah yarlığayan, esirgeyendir.
Kutsal aylar sona erince, ortaklar koşanları, bulduğunuz yerde etkisiz duruma getirin; tutuklayın, kuşatın ve gözetleme yerlerinde bekleyin. dipnot 140 Artık, pişmanlık gösterir, namazı kılar ve zekatı verirlerse yollarını açın. Kuşkusuz, Allah, Sınırsız Bağışlayandır; Merhametlidir.
Haram aylar çıkınca sizinle savaşan müşrikleri bulduğunuz yerde öldürünüz; onları yakalayınız; onları hapsediniz ve onları her gözetleme yerinde oturup bekleyiniz. Eğer tövbe eder, namazı dosdoğru kılar, zekatı da verirlerse, artık onları serbest bırakınız. Allah affedendir; merhamet edendir.
Sınırlanmış aylar çıkınca, (hala barışa yanaşmıyorlarsa) o putperestlerle karşılaştığınız yerde savaşın. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her hareketlerini izleyin. Tövbe edip salatı gözetir ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir. dipnot 1
Kutsal aylar çıkınca, (hala barışa yanaşmıyorlarsa) o putperestleri yakaladığınız yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın ve her hareketlerini izleyin. Tevbe edip namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. ALLAH Bağışlayandır, Rahimdir.
O haram aylar çıkınca artık müşrikleri nerede bulursanız öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve bütün geçit başlarını tutun! Eğer tevbe edip namaz kılar ve zekatı verirlerse, onları serbest bırakın; çünkü Allah bağışlayan ve merhamet edendir.
O haram olan aylar çıktımı artık o bir müşrikleri nerede bulursanız öldürün, yakalayın, habsedin ve bütün geçid başlarını tutun, eğer tevbe ederler ve namaz kılıb zekatı verirlerse sebillerini tahliye edin, çünkü Allah gafur, rahimdir
Haram aylar dipnot 1 çıktığı zaman, artık "o Müşrikleri" nerede bulursanız öldürün, dipnot 2 onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip, dipnot 3 salatı ikame eder, zekatı yaparlarsa dipnot 4 diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Haram aylar dipnot 1 çıktığı zaman, artık "o müşrikleri" nerede bulursanız öldürün dipnot 2 , onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tevbe edip dipnot 3 , salatı ikame eder dipnot 4 , zekatı yaparlarsa dipnot 5 diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Haram aylar dipnot 1 çıktığı zaman, artık "o müşrikleri" nerede bulursanız öldürün dipnot 2 , onları yakalayıp hapsedin, bütün geçit yerlerinde onları gözetleyin. Eğer tövbe edip dipnot 3 , salatı ikame eder dipnot 4 , zekatı verirlerse dipnot 5 diledikleri yolu seçsinler. Kuşkusuz Allah, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Haram aylar (süre tanınmış dört ay) sıyrılıp bitince (çıkınca) müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün, onları tutuklayın, kuşatın ve onların bütün geçit yerlerini kesip tutun. Eğer tevbe edip namaz kılarlarsa ve zekatı verirlerse yollarını açıverin. Gerçekten Tanrı, bağışlayandır, esirgeyendir.
(Dokunulması) haram olan o aylar çıkdığı zaman artık o müşrikleri, onları nerede bulursanız, öldürün, onları (esir olarak) yakalayın, onları habsedin, onların bütün geçid yerlerini tutun. Eğer tevbe ederler, (tevbelerini ve imanlarını tasdıyk için) namaz kılarlar, zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allah çor yarlığayıcıdır, çok esirgeyicidir.
Haram aylar çıkınca; artık müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın ve hapsedin. Her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe ederler; namaz kılar, zekat verirlerse; yollarını serbest bırakın. Muhakkak ki Allah; Gafur'dur, Rahim'dir.
(5-6) Haram aylar çıkınca, müşrikleri (antlaşmaya sadık kalmayan müşrikleri) nerede bulur iseniz öldürün, yakaladığınız da tutsak alın, her bir gözetleme yerinde oturup onları bekleyin, eğer vazgeçerlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, onlara yol verin, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Müşriklerden biri senden sığınma talebinde bulunursa ona bu emanı ver, hatta Allah’ın kelamını işitsin, sonra onu emin olacağı yere ulaştır, sözün özü bunlar bilmeyen bir topluluktur.
Haram aylar çıkınca, Allah’a şirk koşanları artık bulduğunuz yerde öldürün, onları yakalayıp hapsedin ve her gözetleme yerine oturup onları gözetleyin. Eğer tevbe ederler, namazı kılıp zekâtı da verirlerse kendilerini serbest bırakın. Şüphesiz Allah çok bağışlayıcıdır, çok merhamet edicidir.
Haram aylar çıkınca (Allah'a) ortak koşanları nerede bulursanız öldürün; onları yakalayın, hapsedin ve her gözetleme yerinde otur(up) onları bekleyin. Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar, zekatı verirlerse yollarını serbest bırakın. Çünkü Allah bağışlayandır, esirgeyendir.
Bu haram aylar /can ve mal dokunulmazlıklarının olduğu bu dört ay dipnot 1 çıkınca (Mekke'den ayrılmayan) o müşrikleri dipnot 2 bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, kuşatın ve onlar için her gözetleme yerinde bekleyin. Ama dönüş yapar, namazı özenle ve sürekli kılar ve zekatı da verirlerse artık onları serbest bırakın dipnot 3 . Şüphesiz Allah, çok bağışlayan ve ikramı bol olandır.
(Dört) yasak ay dipnot 1 çıkınca o müşrikleri dipnot 2 bulduğunuz yerde öldürün. Onları yakalayın, onları kuşatın, onlar için her gözetleme yerinde oturun. Ama dönüş yapar (tevbe eder), namazı kılar ve zekat verirlerse yollarını açın. Çünkü Allah bağışlar, ikramı boldur.
Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları (esir olarak) yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namazı ikame eder ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah, çok bağışlayandır, çok merhamet edendir.
Haram aylar çıkınca, müşrikleri bulduğunuz yerde öldürün; onları yakalayıp hapsedin; her gözetleme yerinde onları bekleyin. Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse yollarını serbest bırakın. Doğrusu Allah, bağışlar ve merhamet eder.
O haram aylar çıktığında artık müşrikleri, kendilerini bulduğunuz yerde öldürün. Yakalayın onları, kuşatın onları, tüm geçit noktalarını tıkayın onların. Bunun ardından tövbe eder, namazı gereğince kılar, zekatı verirlerse, yollarını açın onların. Kesin olan şu ki, Allah Gafur'dur, Rahim'dir.
Tevbe suresi, 6. ayet. وَإِنْ أَحَدٌ مِّنَ ٱلْمُشْرِكِينَ ٱسْتَجَارَكَ فَأَجِرْهُ حَتَّىٰ يَسْمَعَ كَلَٰمَ ٱللَّهِ ثُمَّ أَبْلِغْهُ مَأْمَنَهُۥ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَعْلَمُونَ
Eğer Allah'a ortak koşanlardan biri senden sığınma talebinde bulunursa, Allah'ın kelamını işitebilmesi için ona sığınma hakkı tanı. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olmaları sebebiyledir.
Müşriklerden biri senden yakınlık (güvence) dilerse, Allah'ın kelamını (duyup) dinleyinceye kadar ona yakınlık (güvence) ver! Sonra (Müslüman olmazsa) onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır! İşte bu (hoşgörü, gerçeği) bilmeyen bir topluluk olmalarından dolayıdır. dipnot 1
Ve eğer müşriklerden biri senden sığınma hakkı isterse ona sığınak ol; bakarsın Allah'ın kelamına kulak verir. Sonunda onu kendini güvende hissedebileceği bir yere bırak! Böyle davran, çünkü onlar hakikati bilmeyen bir topluluktur.
Ve Allahtan başkalarına tanrılık yakıştıranlardan biri senin korumana başvurursa, onu koruma altına al, olur ki (senden) Allahın sözünü işitip anla(yabili)r; ve sonra onu, kendini güvenlik içinde hissedebileceği bir yere ulaştır; bu (davranışın), onların (belki de yalnızca) (hakkı) bilmedikleri için (günah işleyen) kimselerden olmaları ihtimalinden dolayıdır.
Eğer müşriklerden biri senden pes edip, koruman altına girmek isterse, onu koruman altına al ki (sana yakınlaşarak) Allah kelamını işitsin; sonra onu güvende olacağı yere ulaştır. . . Böyle (yapmalısın), çünkü onlar (Hakikati) bilmeyen bir toplumdur.
Eğer müşriklerden biri, senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Allah'ın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı yere ulaştır.' Bu, onların elbette bilmeyen bir topluluk olmaları nedeniyledir.
Ve eğer müşriklerden biri, sana sığınmak isterse, ona güven ver, ta ki Allah'ın kelamını işitsin. Sonra da güven içinde bulunacağı yerine kadar onu ulaştır. Bu, onların, (iyi) bilmeyen kimseler olmalarındandır.
Ortaklar koşanlardan birisi senin yakınlığını ararsa, onu koruma altına al ki, Allah'ın Sözünü duysun. Sonra, güvende olacağı yere onu ulaştır. Onlar, bilmeyen bir toplum olduğu için böyle yapılmalıdır.
Müşriklerden biri senden güvence isterse, Allah'ın kelamını anlaması için ona fırsat ver; sonra yine Müslüman olmazsa onu güven içinde bulunacağı bir yere ulaştır. İşte bu müsamaha, onların bilmeyen bir kavim olmalarından dolayıdır.
Putperestlerden biri sizden geçiş emniyeti dilerse ona koruma sağla ki ALLAH'ın sözünü işitsin; sonra onu kendisinin güvenlik bölgesine ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.
Putperestlerden biri sizden geçiş emniyeti dilerse ona koruma sağla ki ALLAH'ın sözünü işitsin; sonra onu kendisinin güvenlik bölgesine ulaştır. Çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.
Ve eğer müşriklerden biri senden aman dileyerek yakınına gelmek isterse, Allah'ın kelamını dinleyebilmesi için ona aman ver, sonra onu güven duyacağı yere kadar gönder; çünkü onlar gerçeği bilmez bir toplulukturlar.
Ve eğer müşriklerden biri aman ile yakınına gelmek isterse ona aman ver, taki Allahın kelamını dinlesin, sonra da onun me'menine kadar gönder, çünkü bunlar hakikatı bilmez bir kavimdirler
Eğer Müşriklerden biri senden korunma isterse, ona bu korumayı sağla ki Allah'ın sözlerini öğrenip anlama imkanı bulabilsin. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Zira bunlar, gerçeği bilmeyen bir halktır.
Eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, ona bu korumayı sağla ki Allah'ın sözlerini öğrenip anlama imkanı bulabilsin. Sonra da onu güven içinde olacağı yere ulaştır. Zira bunlar, gerçeği bilmeyen bir halktır.
Eğer müşriklerden biri senden korunma isterse, ona bu korumayı sağla ki Allah'ın sözlerini öğrenip anlama imkanı bulabilsin. Sonra da onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır. Zira bunlar, gerçeği bilmeyen bir kavimdir.
Eğer müşriklerden biri senden 'eman isterse', ona eman ver; öyle ki Tanrı'nın sözünü dinlemiş olsun, sonra onu 'güvenlik içinde olacağı' (me'meneh) yere ulaştır. Bu, onların elbette bilmeyen bir kavim olmaları nedeniyledir.
Eğer (kendilerine tearruz edilmesi emrolunan) müşriklerden biri senden aman dilerse ona aman ver. Taki Allahın kelamını dinlesin. Sonra onu emin olduğu yere kadar (selametle) ulaşdır. Çünkü onlar (hakıykatı) bilmeyen bir kavmdir.
Eğer müşriklerden birisi senden aman dilerse; ona aman ver. Ta ki Allah'ın kelamını dinlesin. Sonra onu emin olacağı yere kadar ulaştır. Bu; onların bilmez bir kavim olmaları sebebiyledir.
(5-6) Haram aylar çıkınca, müşrikleri (antlaşmaya sadık kalmayan müşrikleri) nerede bulur iseniz öldürün, yakaladığınız da tutsak alın, her bir gözetleme yerinde oturup onları bekleyin, eğer vazgeçerlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, onlara yol verin, muhakkak ki Allah bağışlayandır, esirgeyendir. Müşriklerden biri senden sığınma talebinde bulunursa ona bu emanı ver, hatta Allah’ın kelamını işitsin, sonra onu emin olacağı yere ulaştır, sözün özü bunlar bilmeyen bir topluluktur.
Eğer Allah’a ortak koşanlardan biri senden eman/sığınma talebinde bulunursa ona eman ver. Ta ki, Allah’ın kelâmını dinlesin. Sonra onu emin olacağı yere kadar ulaştır. Bu, onların bilmeyen bir kavim olduklarından dolayı böyledir.
Ve eğer ortak koşanlardan biri güvence dileyip yanına gelmek isterse, onu yanına al ki, Allah'ın sözünü işitsin; sonra onu güven içinde bulunacağı yere ulaştır. Böyle (yap), çünkü onlar, bilmez bir topluluktur.
O müşriklerden (Mekke'den ayrılmış) biri yanına gelmek isterse ona güvence ver ki gelsin, Allah'ın kelamını dinlesin. Sonra onu, kendini güvende gördüğü bölgeye ulaştır. Böyle yap, çünkü onlar bilmeyen bir topluluktur.
O müşriklerden biri senden güvence isterse ona güvence ver ki Allah'ın sözünü dinlesin. Sonra onu, kendi güvenlik bölgesine ulaştır. Böyle yap çünkü onlar bilgisiz bir topluluktur.
Eğer müşriklerden birisi senden eman dilerse, ona eman ver, ta ki Allah’ın kelamını dinlesin. Sonra onu güven içinde olacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir toplumdur.
Eğer müşriklerden birisi sana sığınırsa, onu güvene al, ta ki Allah'ın sözünü işitsin. Sonra onu güven içinde olacağı bir yere ulaştır. Çünkü onlar bilmeyen bir toplumdur.
Eğer müşriklerden biri senden güvence dilerse/senin yanına gelmek, sana komşu olmak isterse, ona güvence verip yakınlaşma isteğini kabul et ki, Allah'ın kelamını dinleyebilsin. Sonra da onu, güvenli gördüğü yere kadar götür. Böyle yapmanın gerekçesi şudur: Bunlar bilmeyen bir topluluktur.
Tevbe suresi, 7. ayet. كَيْفَ يَكُونُ لِلْمُشْرِكِينَ عَهْدٌ عِندَ ٱللَّهِ وَعِندَ رَسُولِهِۦٓ إِلَّا ٱلَّذِينَ عَٰهَدتُّمْ عِندَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ فَمَا ٱسْتَقَٰمُوا۟ لَكُمْ فَٱسْتَقِيمُوا۟ لَهُمْ إِنَّ ٱللَّهَ يُحِبُّ ٱلْمُتَّقِينَ
Allah'a ortak koşanların Allah katında ve Resulü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınızın dışında, müşriklerin Allah ve Elçisi yanında nasıl bir sözü olabilir ki! dipnot 1 Onlar size karşı dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın! Şüphesiz ki Allah muttakîleri (duyarlı olanları) sever.
Şirk koşan kimselerin Allah'la ve O'nun Elçi'siyle anlaşma yapmaları nasıl mümkün olabilir ki! Ne var ki sizin Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle anlaşma yaptığınız kimseler hariç; onlar size verdikleri söze sadık kaldıkları sürece siz de onlara verdiğiniz söze sadık kalın: unutmayın ki Allah sorumlu davrananları sever.
Sizin (ey inananlar) Mescid-i Haramın yakınında kendileriyle bir andlaşma yapmış olduğunuz kimselerin dışında, Allahtan başkalarına tanrılık yakıştıranların Allah ve Onun Elçisiyle bir andlaşma sağlamaları nasıl mümkün olabilir ki? (Sizin andlaşma yaptıklarınıza gelince,) onlar size karşı dürüst kaldıkları sürece siz de onlara karşı dürüst olun: çünkü, (unutmayın), Allah, yalnızca, kendisine karşı sorumluluk bilinci taşıyanları sever.
Müşriklerin, Allah ve Rasulünün indinde bir anlaşmaları nasıl olabilir? Mescid-i Haram indinde sözleştikleriniz müstesna. . . Onlar size sözlerine bağlı olarak davrandıkça, siz de onlara dosdoğru davranın. . . Muhakkak ki Allah, hükmüne boyun eğerek azabından korunanları sever.
Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında, müşriklerin Allah katında ve Resulünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Allah, muttaki olanları sever.
Mescid-i Harâm'da andlaşma yaptıklarınız dışında, müşrikler için Allah ve Rasûlü yanında nasıl bir andlaşma olabilir? Bu itibarla, onlar size (andlaşmalarına sâdık kalacak) dürüst davrandıkları sürece, siz de onlara dürüst davranın. Allah, şüphesiz (andlaşmalarını bozmaktan) sakınanları sever.
Kutsal Yakarış Evi yanında antlaşma yaptıklarınız dışında, Allah'ın katında ve O'nun elçisinin yanında, ortaklar koşanların bir antlaşma yapmaları nasıl olabilir? Artık, size karşı doğru kaldıkları sürece, siz de onlara karşı doğru olun. Kuşkusuz, Allah, sorumluluk bilinci taşıyanları sever.
Şirk koşanların Allah katında ve Peygamber'inin yanında nasıl antlaşmaları olabilir? Ancak Mescid-i Haram'da antlaştıklarınız hariçtir. Onlar size dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranınız; çünkü Allah, müttakileri/sakınanları sever.
Putperestlerin ALLAH ve elçisi yanında nasıl bir anlaşması olabilir ki? Sınırlanmış Mescitte sizinle anlaşma yapmış olanlar hariç. Onlar sizin haklarınızı gözettikleri sürece siz de onların haklarını gözetin. ALLAH erdemlileri sever.
Putperestlerin ALLAH ve elçisi yanında nasıl bir anlaşması olabilir ki? Kutsal Mescid'de sizinle anlaşma yapmış olanlar hariç. Onlar sizin haklarınızı gözettikleri sürece siz de onların haklarını gözetin. ALLAH erdemlileri sever.
Müşriklerin, Allah katında peygamber yanında bir antlaşması nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram'ın yanında antlaşma yaptıklarınız başka. Onlar size dürüstçe davrandıkça siz de onlara dürüst davranın. Şüphe yok ki, Allah hiyanetten sakınanları elbette sever.
O müşriklerin Allah yanında, Resulü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak mescidi haram yanında muahede yaptıklarınız var ki bunlar size doğru durdukça siz de onlara doğru bulunun, Allah, hıyanetten sakınanları elbette sever
Yaptıkları antlaşmayı bozan Müşriklerin, Allah ve Resul'ünün yanında nasıl itibarları olabilir ki? Kendileriyle Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınızın durumu başkadır. Onlar, size karşı sözlerinde durdukları sürece siz de sözünüzde durun. Allah, takva sahibi olanları sever.
Yaptıkları antlaşmayı bozan müşriklerin, Allah ve Resul'ünün yanında nasıl itibarları olabilir ki? Kendileriyle Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınızın durumu başkadır. Onlar, size karşı sözlerinde durdukları sürece siz de sözünüzde durun. Allah, takva sahibi olanları sever.
Yaptıkları antlaşmayı bozan müşriklerin, Allah ve Rasul'ünün yanında nasıl itibarları olabilir ki? Kendileriyle Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınızın durumu başkadır. Onlar, size karşı sözlerinde durdukları sürece siz de sözünüzde durun. Allah, takvalı olanları sever.
Mescid-i Haram yanında kendileriyle anlaştıklarınız dışında müşriklerin Tanrı katında ve Resülünün katında nasıl bir ahdi olabilir? Şu halde o (anlaşmalı olanlar), size karşı (doğru) bir tutum takındıkça, siz de onlara karşı doğru bir tutum takının. Şüphesiz Tanrı muttaki olanları sever.
O müşriklerin Allah yanında, resulü yanında nasıl bir ahdi olabilir? Mescid-i haraamın yanında muaahede etdikleriniz müstesnadır. O halde bunlar size karşı (ahidlerine sadakat hususunda) doğrulukla haraket ederlerse siz de kendilerine öylece doğrulukla muamele edin. Şübhesiz ki Allah (ahde vefasızlıkdan) sakınanları sever.
Mescid-i Haram'ın yanında muahede yaptıklarınız müstesna, müşriklerin Allah yanında ve Rasulünün yanında nasıl bir ahdi olabilir ki? Onlar, size doğru davrandıkça siz de onlara karşı doğru davranın. Muhakkak ki Allah; müttakileri sever.
(7-11) Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınız hariç, müşriklerin nasıl Allah’ın ve O’nun Resulünün yanında aldıkları bir söz olabilir ki? Size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın , muhakkak ki Allah sakınanları sever, Nasıl olabilir, onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir söz ne bir koruma gözetirler, ağızları ile sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise bundan razı değildir, onların çoğu yoldan çıkmışlardır , az bir pahaya Allah’ın ayetlerini sattılar, O’nun yolundan alı koydular, muhakkak ki onların yapıyor oldukları ne kötüdür , bir mümin hakkında ne söz vermiş olmayı nede korumayı gözetmezler, işte onlar haddi aşanlardır , eğer tövbe ederlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir, bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
Allah’a ortak koşanların Allah katında ve Rasûlü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram’ın yanında kendileriyle anlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı doğru davrandığı sürece, siz de onlara doğru davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
Ortak koşanların, Allah'ın yanında ve Elçisinin yanında nasıl andlaşması olabilir? Ancak Mescid-i haram'da andlaştıklarınız hariç. Onlar size dürüst davrandıkça siz de onlara dürüst davranın, çünkü Allah, korunanları sever.
Mescid-i Haram yanında dipnot 1 yaptığınız antlaşmanın kapsamına girmeyen müşrikler lehine, Allah ve elçisi nezdinde verilmiş bir söz nasıl olabilir ki! Antlaşma yaptıklarınızdan size karşı dürüst davranmaya devam edenlere siz de dürüst davranın. Allah yanlışlardan sakınanları sever.
Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız hariç Allah katından ve elçisi katından o müşrikler lehine verilmiş bir söz nasıl olabilir? Bunlar size karşı doğru davrandıkça siz de onlara karşı doğru davranın. Allah kendisinden çekinerek korunanları sever.
Mescid-i Haram’ın yanında (Hudeybiye'de) antlaştıklarınızın dışında, müşriklerin nasıl Allah katında ve Rasûlü yanında bir antlaşmaları olabilir. Size doğru dürüst davrandıkça siz de onlara karşı doğru davranın. Allah sakınanları/takvalı olanları sever.
Mescid-i Haram'ın yanında antlaştıklarınızın dışında, müşriklerin nasıl Allah katında ve resulü yanında bir antlaşmaları olabilir. (Bununla beraber) size doğru davrandıkça siz de onlara doğru davranın. Allah sakınanları sever.
Müşriklerin Allah katında, onun resulü katında ahitleri nasıl olabilir! Mescid-i Haram yanında antlaşma yaptıklarınız müstesna. Bu şekilde antlaşması olanlara, onlar size doğru dürüst davrandıkça, siz de doğru dürüst davranın. Allah, sakınanları sever.
Tevbe suresi, 8. ayet. كَيْفَ وَإِن يَظْهَرُوا۟ عَلَيْكُمْ لَا يَرْقُبُوا۟ فِيكُمْ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً يُرْضُونَكُم بِأَفْوَٰهِهِمْ وَتَأْبَىٰ قُلُوبُهُمْ وَأَكْثَرُهُمْ فَٰسِقُونَ
Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
Nasıl (onların bir sözü) olabilir ki! Onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda söz de antlaşma da gözetmezlerdi. Onlar ağızlarıyla sizi razı ediyorlar; (oysa) kalpleri yüz çeviriyor. Onların çoğu yoldan çıkmışlardır.
(Düşmanlarınızın) size galip gelmeleri halinde, size karşı ne bağlayıcı bir yükümlülük ne de anlaşmadan doğan bir sorumluluk üstlenmemişken, (başka) nasıl olabilirdi ki? Sözleriyle sizi hoş tutmaya çalışırken, yürekleri onları yalanlamaktadır; zira onların çoğu (fıtratın gösterdiği) yoldan çıkmış kimselerdir.
(Başka) nasıl (olabilirdi ki?) Eğer (düşmanlarınız) size üstün gelselerdi (size karşı) ne bir sorumluluk ne de bir koruma yükümlülüğü taşıyacaklardı. Onlar size dilleriyle yaranmaya çalışıyorlar, ama kalpleriyle kötülüğünüzü istiyorlar; zaten onların çoğu fasık kimselerdir.
(Onlarla antlaşma mı) nasıl? Eğer, size üstünlük sağlasalardı sizin hakkınızda ne yemin gözetirlerdi ne de zimmet (sözleşme sorumluluğu)! Lafla sizi razı ederler, ama kalpleri kaçınır! Onların çoğunluğu bozuk inançlıdır!
Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalbleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasık kimselerdir.
(Allah ve Rasûlü yanında, onlar için bir andlaşma) nasıl olsun ki, eğer size galip gelirlerse, hakkınızda ne yakınlık gözetirler, ne de andlaşma... Kalpleri istemediği ve çoğu fâsık (yoldan çıkmış kimseler) olduğu halde, ağızlarıyla sizi güya hoşnut ederler.
Nasıl olabilir ki, eğer üstün gelselerdi, size karşı, ne bir söz ne de bir sözleşme gözetmezlerdi. Sizi, ağızlarıyla hoşnut etmeye çalışıyorlar; oysa yürekleri buna karşı çıkıyor. Onların çoğu zaten yoldan çıkmıştır.
Evet Allah ve Peygamber'i katında onların nasıl antlaşması olabilir? Eğer onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de antlaşma gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi razı ederler; fakat kalpleri sizi istemez. Zaten onların çoğu yoldan çıkmış kimselerdir.
Nasıl olabilir ki? Size üstün gelselerdi ne bir akrabalık ilişkisini gözetirlerdi, ne de bir anlaşmayı... Ağızlarıyla sizi pasifleştirecek hoş sözler söylerler, fakat kalpleri tersini ister. Çokları yoldan çıkmıştır.
Nasıl olabilir ki? Size üstün gelselerdi ne bir akrabalık ilişkisini gözetirlerdi, ne de bir anlaşmayı... Ağızlarıyla sizi pasifleştirecek hoş sözler söylerler, fakat kalpleri tersini ister. Çokları yoldan çıkmıştır.
Nasıl olabilir ki, böyle bir antlaşma; eğer size karşı bir zafer kazansalar ne hakkınızı gözetirler, ne de antlaşmaya riayet ederler ve ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışırlar, kalpleri ise direnir durur. Zaten çoğu insanlıktan çıkmış günahkarlardır.
Evet, nasıl olabilir ki: size bir zafer bulsalar hakkınızda ne bir zimmet gözetirler ne de bir yemin, ağızlariyle sizi hoşnud etmeğe çalışırlar, kalbleri ise iba eder durur, zaten ekserisi insanlıktan çıkmış fasıklar
Nasıl olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar. dipnot 1
Nasıl olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar. dipnot 1
Nasıl olabilir ki? Onlar, size galip gelmiş olsalar, hakkınızda ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetmezler. Kalben istemedikleri halde, dilleriyle sizi hoşnut etmeye çalışırlar. Onların çoğu fasıktırlar. dipnot 1
Nasıl olabilir ki!.. Eğer size karşı galip gelirlerse size karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. Sizi ağızlarıyla hoşnut kılarlar, kalpleri ise karşı koyar. Onların çoğu fasıktır.
(Onların) nasıl (ahdi olabilir) ki eğer size galebe ederlerse hakkınızda ne bir yemin, ne de bir vecibe gözetib tanımazlar. Sizi ağızlariyle (guya) hoşnud ederler, (fakat) kalbleri dayatır. Onların çoğu faasık (adam) lardır.
Nasıl olabilir ki, şayet size üstün gelselerdi; hakkınızda ne yemin, ne de bir vecibe gözetirlerdi. Sizi ağızlarıyla hoşnud etmeye çalışırlar, ama kalbleri dayatır. Ve onların çoğu fasıklardır.
(7-11) Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınız hariç, müşriklerin nasıl Allah’ın ve O’nun Resulünün yanında aldıkları bir söz olabilir ki? Size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın , muhakkak ki Allah sakınanları sever, Nasıl olabilir, onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir söz ne bir koruma gözetirler, ağızları ile sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise bundan razı değildir, onların çoğu yoldan çıkmışlardır , az bir pahaya Allah’ın ayetlerini sattılar, O’nun yolundan alı koydular, muhakkak ki onların yapıyor oldukları ne kötüdür , bir mümin hakkında ne söz vermiş olmayı nede korumayı gözetmezler, işte onlar haddi aşanlardır , eğer tövbe ederlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir, bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
Onların bir ahdi nasıl olabilir ki? Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de anlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
Evet (Allah ve Elçisi yanında onların) nasıl (ahdi olabilir)? Eğer onlar size galib gelselerdi, sizin hakkınızda ne and ne de andlaşma gözetmezlerdi. Ağızlarıyla sizi razı ederler, fakat kalbleri (sizi) istemez. Çokları da yoldan çıkmışlardır.
Öyle bir söz nasıl verilmiş olabilir! Onlar size üstün gelseler ne akrabalık bağlarını gözetirler ne yükümlülüklerini! Kalpleri istemese de ağızlarıyla sizi razı etmeye çalışırlar. Onların çoğu, yoldan çıkmıştır dipnot 1 .
Böyle bir söz nasıl olabilir ki? Bunlar sizi alt etseler ne bir antlaşma akıllarına gelir ne de size karşı sorumlulukları. Onlar ağızlarıyla sizi memnun ediyorlar ama kalpleri bunu istemiyor. Onların çoğu, yoldan çıkmış fasıklardır.
Nasıl antlaşmaları olabilir ki, galip gelselerdi size karşı ne yakınlık, ne de antlaşmaya sadakat gösterirlerdi. Kalpleriyle istememelerine rağmen dilleriyle sizi hoşnut etmek istiyorlar. Onların çoğu fasıktır.
Nasıl antlaşmaları olabilir ki, galip gelselerdi size karşı ne yakınlık, ne de antlaşmaya sadakat gösterirlerdi. Kalpleriyle istememelerine rağmen dilleriyle sizi hoşnut etmek istiyorlar. Onların çoğu fasıktır.
Onların ahdine nasıl güvenilebilir! Eğer üzerinizde egemenlik kurarlarsa, sizinle ilgili ne bir antlaşmaya saygı duyarlar ne de bir yemine. Ağızlarıyla size hoşnutluk sunarlar, fakat kalpleri inat eder durur. Ve onların çoğu gerçeğe uzak düşmüş sapıklardır.
Tevbe suresi, 9. ayet. ٱشْتَرَوْا۟ بِـَٔايَٰتِ ٱللَّهِ ثَمَنًا قَلِيلًا فَصَدُّوا۟ عَن سَبِيلِهِۦٓ إِنَّهُمْ سَآءَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ
Allah'ın ayetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O'nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini az bir değer karşılığında sattılar ve (insanları) O'nun yolundan alıkoydular. Şüphesiz ki onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini az bir menfaate değiştiler ve O'nun yoluna engel oldular; onlar, ne berbat şeyler yapıp duruyorlar:
Basit bir kazanç uğruna Allahın ayetlerini gözden çıkarıyor ve böylece Onun yolundan dönü dönüveriyorlar: bakın, ne çirkin bütün bu yapageldikleri,
(Onlar) Allah işaretlerini az bir değer (dünyalık zevkler) karşılığında sattılar da O'nun yolundan engellediler. Yapmakta oldukları gerçekten ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece O'nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.
Allah'ın âyetlerine karşılık az bir değeri (dünya malını ve nefsânî istekleri) satın aldılar da (insanları) O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapmakta oldukları şeyler ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini, az bir değere sattılar. Böylece, O'nun yolundan alıkoydular. Aslında, ne kötü bir şey yapıyorlar.
Allah'ın ayetlerini az bir değere sattılar da, böylece insanları Allah yolundan engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!
ALLAH'ın ayetlerini az bir fiyata satıp onun yolundan saptılar. Yaptıkları ne kadar da kötüdür.
ALLAH'ın ayetlerini az bir fiyata satıp onun yolundan saptılar. Yaptıkları ne kadar da kötüdür.
Allah'ın ayetlerini az bir değer karşılığında sattılar ve Allah yolundan alıkoydular. Gerçekten bunlar, ne kötü şeyler yapmaktalar!
Allahın ayetlerini bir semeni kalile sattılar da Allah yolundan men'ettiler, hakıkat bunlar ne fena şeyler yapmaktalar!
Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satıp, O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları çok kötüdür!
Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satıp, O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları çok kötüdür!
Allah'ın ayetlerini az bir bedel karşılığında satıp, O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yaptıkları çok kötüdür!
Tanrı'nın ayetlerine karşılık az bir değeri satın aldılar, böylece O'nun yolunu engellediler. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür.
Onlar Allahın ayetleri mukaabilinde az bir bahayı satın aldılar da onun yolundan (halkı zorla) men'etdiler. Hakıykat, onların yapa geldikleri şeyler ne kötüdür!..
Onlar, Allah'ın ayetlerini az bir değere değişip O'nun yolundan alıkoydular. Gerçekten onların yapageldikleri şey ne kötüdür.
(7-11) Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınız hariç, müşriklerin nasıl Allah’ın ve O’nun Resulünün yanında aldıkları bir söz olabilir ki? Size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın , muhakkak ki Allah sakınanları sever, Nasıl olabilir, onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir söz ne bir koruma gözetirler, ağızları ile sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise bundan razı değildir, onların çoğu yoldan çıkmışlardır , az bir pahaya Allah’ın ayetlerini sattılar, O’nun yolundan alı koydular, muhakkak ki onların yapıyor oldukları ne kötüdür , bir mümin hakkında ne söz vermiş olmayı nede korumayı gözetmezler, işte onlar haddi aşanlardır , eğer tövbe ederlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir, bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
Allah’ın ayetlerini az bir bedel karşılığında sattılar ve (insanları) O’nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini az bir paraya sattılar da O'nun yoluna engel oldular. Onların yaptıkları, gerçekten ne kötüdür!
Onlar Allah'ın ayetlerini geçici dipnot 1 bir çıkar karşılığında satmış, böylece onun yolundan çıkmışlardır. Onların yapmakta oldukları şey ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini geçici dipnot 1 bir bedelle değiştirirler ve O'nun yolunu bozarlar. Onlar, gerçekten ne kötü iş yapıyorlar.
Allah’ın ayetlerini az bir paha karşılığında satıp, insanları O’nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini az bir değere değişip, insanları O'nun yolundan alıkoydular. Onların yaptıkları gerçekten ne kötüdür!
Allah'ın ayetlerini nasıl basit bir ücret karşılığı sattılar da Allah'ın yolundan alıkoydular. Gerçekten ne fena şeylerdir onların yapmakta oldukları.
Tevbe suresi, 10. ayet. لَا يَرْقُبُونَ فِى مُؤْمِنٍ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُعْتَدُونَ
Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Bir mümin hakkında söz ve antlaşma gözetmezler. (Çünkü) onlar, saldıranların ta kendileridir.
Bir mü'min için ne bağlayıcı bir yükümlülük, ne de anlaşma ve yakınlıktan doğan bir sorumluluk gözetiyorlar. İşte böyleleri, haddi aşanların ta kendisidirler.
inanan kimseye karşı bu hiçbir sorumluluk, hiçbir koruma yükümlülüğü tanımayarak (işleyip durdukları): doğru yoldan çıkıp çizgiyi aşanlar işte böyleleridir.
Yemin veya koruma sorumluluğu bir iman edene dönük ise, onu uygulamazlar! İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir!
Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.
İnananlara karşı, ne bir söz ne de bir sözleşme gözetmezler. Sınırı aşanlar, işte onlardır.
Bir mümine karşı ne and ne de antlaşma gözetirler. İşte saldırganlar onlardır.
Gerçeği onaylamış birisi hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler; saldırganlar ve haddi aşanlar onlardır.
İnanmış birisi hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler; saldırganlar ve haddi aşanlar onlardır.
Bir mü'min hakkında ne bir ant, ne de hak gözetirler, onlar, öyle mütecavizlerdir.
Bir mü'min hakkında ne bir yemin gözetirler ne bir zimmet, bunlar öyle mütecavizler
Onlar, bir Mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Onlar (hiç) bir inançlıya karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar haddi aşmakta olanlardır.
Onlar bir mü'min hakkında ne bir yemin, ne de bir vecibe gözetib tanımazlar. Onlar taşkınların ta kendileridir.
Onlar, hiç bir mü'min hakkında bir vecibe veya yemin gözetmezler. İşte onlar, haddi aşanların kendileridir.
(7-11) Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınız hariç, müşriklerin nasıl Allah’ın ve O’nun Resulünün yanında aldıkları bir söz olabilir ki? Size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın , muhakkak ki Allah sakınanları sever, Nasıl olabilir, onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir söz ne bir koruma gözetirler, ağızları ile sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise bundan razı değildir, onların çoğu yoldan çıkmışlardır , az bir pahaya Allah’ın ayetlerini sattılar, O’nun yolundan alı koydular, muhakkak ki onların yapıyor oldukları ne kötüdür , bir mümin hakkında ne söz vermiş olmayı nede korumayı gözetmezler, işte onlar haddi aşanlardır , eğer tövbe ederlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir, bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
Bir Mümin hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de anlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Bir mü'mine karşı ne and, ne de andlaşma gözetmezler. İşte saldırganlar onlardır.
Onlar herhangi bir mümine karşı ne akrabalık bağı gözetirler ne de yükümlülüklerini yerine getirirler! İşte sınırı aşanlar onlardır.
Hiçbir inanıp güvenen hakkında ne antlaşma akıllarına gelir ne de onlara karşı sorumlulukları. İşte asıl saldırganlar onlardır.
Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.
Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.
Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygı gösterirler ne de bir antlaşma şartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kişilerin ta kendileridir.
Tevbe suresi, 11. ayet. فَإِن تَابُوا۟ وَأَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ فَإِخْوَٰنُكُمْ فِى ٱلدِّينِ وَنُفَصِّلُ ٱلْـَٔايَٰتِ لِقَوْمٍ يَعْلَمُونَ
Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
(Fakat) tevbe eder, namaz kılar ve zekât verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluma ayetlerimizi ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz. dipnot 1
Ama eğer kendilerini düzeltir, namazı istikametle kılar ve zekatı gönülden gelerek verirlerse, o zaman sizin dinde kardeşiniz olmuş olurlar. Ve Biz ayetlerimizi, onların (değerini) bilen bir toplum için işte bu şekilde tüm boyutlarıyla açıklıyoruz.
Ama yine de tevbe eder, salata katılırlar ve arınma için gerekli yükümlülükleri yerine getirirlerse onlar da artık din kardeşleriniz sayılırlar: Bakın, işte böyle açık açık ve ayrıntılı olarak dile getiriyoruz, bilmek öğrenmek isteyen bir topluluk için, ayetlerimizi!
Eğer tövbe eder, salatı ikame eder ve zekatı verirlerse, artık Din'de kardeşlerinizdir. . . Bilen bir kavim için işaretleri detaylandırıyoruz.
Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
Bununla beraber, eğer bu hallerinden tövbe ederler, namazı dosdoğru kılarlar ve zekâtı da verirlerse, bu takdirde, sizin dinde kardeşlerinizdirler. Biz, bilen kimselere âyetleri işte böyle uzun uzun açıklarız.
Artık, pişmanlık gösterir, namazı kılar ve zekatı verirlerse, bundan sonra din kardeşiniz olurlar. Bilen bir toplum için, ayrıntılı olarak ayetleri açıklıyoruz.
Tövbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse artık onlar dinde kardeşlerinizdir. Biz, anlayacak bir topluluğa ayetlerimizi böyle açıklıyoruz.
Tövbe ederlerse, salatı gözetir ve zekat verirlerse din kardeşleriniz olurlar. Bilenlere ayetleri böyle açıklarız.
Tevbe ederlerse, namaz kılar ve zekat verirlerse din kardeşleriniz olurlar. Bilenlere ayetleri böyle açıklarız.
Eğer tevbe edip namazı kılar, zekatı verirlerse din kardeşiniz olurlar. Bilecek bir topluluk için Biz ayetlerimizi daha çok açıklarız.
Bundan böyle eğer tevbe ederler, nemazı kılarlar, zekatı verirlerse dinde kardeşleriniz olurlar, bilecek bir kavim için biz ayetlerimizi daha tafsıl ederiz
Eğer tevbe eder, "salatı ikame eder dipnot 1 ve zekatı yaparlarsa, dipnot 1 " onlar artık dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz, ayetleri, bilen bir kavim için böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.
Eğer tevbe eder, "salatı ikame eder dipnot 1 ve zekatı yaparlarsa" dipnot 1 , onlar artık dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz, ayetleri, bilen bir kavim için böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.
Eğer tövbe eder, salatı ikame eder ve zekatı verirlerse dipnot 1 , onlar artık dinde sizin kardeşlerinizdir. Biz, ayetleri, bilen bir kavim için böyle ayrıntılı bir şekilde açıklıyoruz.
Eğer onlar tevbe edip namazı kılarlarsa ve zekatı verirlerse artık onlar sizin dinde kardeşlerinizdir. Bilen bir topluluk için ayetleri böyle birer birer açıklarız.
(Bununla beraber) eğer tevbe ve rücu ederler, namaz kılarlar, zekat verirlerse artık dinde kardeşlerinizdir onlar. Biz ayetleri bilecek bir kavm için açıklarız.
Eğer tevbe ederler, namaz kılarlar ve zekat verirlerse; onlar, artık dinde kardeşlerinizdir. Biz, ayetleri bilir bir kavim için açıklıyoruz.
(7-11) Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınız hariç, müşriklerin nasıl Allah’ın ve O’nun Resulünün yanında aldıkları bir söz olabilir ki? Size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın , muhakkak ki Allah sakınanları sever, Nasıl olabilir, onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir söz ne bir koruma gözetirler, ağızları ile sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise bundan razı değildir, onların çoğu yoldan çıkmışlardır , az bir pahaya Allah’ın ayetlerini sattılar, O’nun yolundan alı koydular, muhakkak ki onların yapıyor oldukları ne kötüdür , bir mümin hakkında ne söz vermiş olmayı nede korumayı gözetmezler, işte onlar haddi aşanlardır , eğer tövbe ederlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir, bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
Eğer tevbe edip, namazı kılar ve zekâtı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
Eğer tevbe ederler, namazı kılarlar ve zekatı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdirler. Biz, bilen bir kavme ayetleri böyle uzun uzun açıklıyoruz.
Eğer tövbe eder /dönüş yapar, namazı özenle ve sürekli kılar, zekatı da verirlerse artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Biz ayetlerimizi bilenler topluluğu için ayrıntılı olarak açıklarız.
Eğer dönüş yapar, namazı kılar ve zekatı verirlerse din kardeşleriniz olurlar. Biz ayetlerimizi bilenler topluluğu için açıklarız.
Eğer tevbe eder, namazı ikame eder ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri apaçık bir şekilde açıklıyoruz.
Eğer tevbe eder, namaz kılar ve zekat verirlerse, sizin din kardeşiniz olurlar. Bilen kimseler için ayetleri iyice açıklıyoruz.
Bununla birlikte tövbe eder, namazı kılar, zekatı verirlerse, artık sizin, dinde kardeşlerinizdirler. Biz ayetlerimizi, bilen bir topluluk için böyle açık seçik ortaya koyarız.
Tevbe suresi, 12. ayet. وَإِن نَّكَثُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُم مِّنۢ بَعْدِ عَهْدِهِمْ وَطَعَنُوا۟ فِى دِينِكُمْ فَقَٰتِلُوٓا۟ أَئِمَّةَ ٱلْكُفْرِ إِنَّهُمْ لَآ أَيْمَٰنَ لَهُمْ لَعَلَّهُمْ يَنتَهُونَ
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
Antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, yeminleri olmayan (yeminlere sadakat göstermeyen) küfrün önderlerine karşı savaşın! Umulur ki küfre son verirler. dipnot 1
Fakat, anlaşma yaptıktan sonra sözlerini bozar ve inanç sisteminize hakarete yeltenirlerse, işte o zaman küfrün öncülerine karşı savaş açın; çünkü sözü-sebatı olmayan bu tipler, hainliklerine belki (bu sayede) bir son verirler.
Fakat eğer bir andlaşma yaptıktan sonra andlarını bozar da dininizi karalamaya kalkarlarsa, o zaman, (kendi) andlarına saygısı olmayan bu sadakatsizlik timsali kimselerle savaşın, ki (o zaman) belki (azgınlıklarından) vazgeçerler.
Eğer sözlerinden sonra yeminlerini bozarlar ve Dininizi karalarlar ise, o takdirde küfrün önderlerini öldürün. . . Çünkü onların yeminleri yoktur. . . Umulur ki onlar vazgeçerler.
Ve eğer antlaşmalardan sonra, yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün önderleriyle çarpışın. Çünkü onlar, yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozarlar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşın. Çünkü onlar yeminleri olmayan adamlardır. (Onlara karşı savaşırsanız) umulur ki (küfür, inat ve sapıklıktan) vazgeçerler.
Antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, nankörlük edenlerin elebaşıları ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böylece, belki buna son verirler.
Antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa, küfrün önderlerine karşı savaşınız! Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız umulur ki yaptıklarına son verirler.
Anlaşma yaptıktan sonra antlarını bozar ve dininize saldırırlarsa, o inkarcılığın önderleriyle savaşın; çünkü onların andı artık geçersizdir. Belki vazgeçerler.
Anlaşma yaptıktan sonra andlarını bozar ve dininize saldırırlarsa, o inkarcılığın önderleriyle savaşın; çünkü onların andı artık geçersizdir. Belki vazgeçerler.
Ve eğer antlaşma yaptıktan sonra yeminlerini bozar ve dininize saldırıya kalkarlarsa, o küfür öncülerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur, belki vazgeçerler.
Ve eğer verdikleri ahidden sonra yeminlerini bozar ve dininize taarruza kalkarlarsa o küfr öncülerini hemen öldürün, çünkü onların yeminleri yoktur, ola ki vaz geçerler
Eğer onlar, antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa dipnot 1 , küfrün öncüleri ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yaptıklarından vazgeçerler.
Eğer onlar, antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa dipnot 1 , küfrün öncüleri ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yaptıklarından vazgeçerler.
Eğer onlar, antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa dipnot 1 , küfrün öncüleri ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yok hükmündedir. Umulur ki yaptıklarından vazgeçerler.
Ve eğer antlaşmalardan sonra yine yeminlerini bozarlarsa ve dininize hınç besleyip saldırırlarsa, bu durumda küfrün imamlarıyla çarpışın. Çünkü onlar yeminleri olmayan kimselerdir; belki cayarlar.
Eğer ahidlerinden sonra yine andlarını bozarlar ve dininize saldırırlarsa küfrün önderlerini hemen öldürün. Çünkü onlar (hakıykatda) andları olmayan adamlardır. (Bu suretle) umabilirsiniz ki (onlara tabi olanlar) vaz geçerler.
Eğer andlaşmalarından sonra yine yeminlerini bozar ve dininize saldırırlarsa; o küfür önderlerini hemen öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Belki son verirler.
(12-13) Eğer yeminlerini sözleştikten sonra bozarlarsa, dininize dil uzatırlarsa, örtbas edenlerin / kafirlerin öncülerini katledin, çünkü onların kesinlikle yeminleri yoktur, böylelikle belki sonlandırırlar. Yeminlerini bozan bir topluluk ile Resulü çıkaran bir t opluluk ile ilk defa saldırı başlatıcı olanlarla savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan çekiniyor musunuz? Eğer iman ediyorsanız, Allah, gerçekten çekinilmeyi hak edendir, onlarla savaşın ki Allah, onların bazılarına sizin elinizle azap etsin, onları rezil etsin, onların aleyhine size yardım etsin, mümin topluluğun göğüslerine şifa versin, onların kalplerinde ki öfkeyi gidersin, Allah, istediğinin vazgeçişini / tövbesini kabul eder, Allah bilendir, hâkimdir. Terkedildiğinizi mi hesap ettiniz? Oysa k i içinizden cihat edenleri ve Allah’ın, O’nun Resulünün ve müminlerin dışındaki kimselerin arasına katılmayanları Allah bilinceye kadar terkedilmediniz, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
Eğer anlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o zaman küfrün elebaşıları ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur/riayet etmezler. Umulur ki (böylece) vazgeçerler.
Eğer andlaşma yaptıktan sonra andlarını bozarlar ve dininize dil uzatırlarsa, o küfür önderleriyle savaşın. Çünkü onların andları yoktur; belki (böylece küfürden) vazgeçerler.
Antlaşmalarından sonra (ilişkiyi kesme ilanı dışında kalanlar) yeminlerini bozar ve dininize de saldırırlarsa o zaman siz de küfrün elebaşlarına savaş açın. Artık verdikleri sözün bir değeri kalmamış olur. Böyle yapın, belki yanlış davranışlarından vazgeçerler.
Eğer anlaştıktan sonra antlarını bozarlar ve dininize saldırırlarsa küfrün elebaşılarıyla o zaman savaşın. Çünkü verdikleri antlar artık bitmiş olur. Böyle yapın ki belki vazgeçerler.
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o zaman küfrün elebaşları ile savaşın. Çünkü onların yeminleri yoktur/riayet etmezler. Umulur ki (böylece) vazgeçerler.
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozar ve dininize dil uzatırlarsa, o zaman küfrün elebaşları ile savaşın. Çünkü onların yeminleri boştur. Belki vazgeçerler.
Eğer verdikleri ahitten sonra yeminlerini bozar, dininize saldırırlarsa, o zaman küfrün elebaşlarını öldürün. Çünkü onların yeminleri yoktur. Böyle yaparsanız hal ve gidişlerine son verebilirler.
Tevbe suresi, 13. ayet. أَلَا تُقَٰتِلُونَ قَوْمًا نَّكَثُوٓا۟ أَيْمَٰنَهُمْ وَهَمُّوا۟ بِإِخْرَاجِ ٱلرَّسُولِ وَهُم بَدَءُوكُمْ أَوَّلَ مَرَّةٍ أَتَخْشَوْنَهُمْ فَٱللَّهُ أَحَقُّ أَن تَخْشَوْهُ إِن كُنتُم مُّؤْمِنِينَ
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü'minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha layıktır.
Antlaşma yeminlerini bozan, Elçiyi (yurdundan) çıkarmaya çalışan ve ilk önce size karşı (savaşa) başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? dipnot 1 (Gerçek) müminlerseniz, (bilin ki) Allah kendisinden korkmanıza daha layıktır. dipnot 2
Hala sözlerini bozan, Elçi'yi kovuncaya kadar çabalayan ve önce kendileri saldırmış bulunan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Yoksa onları gözünüzde büyütüp saygınlık mı kazandırıyorsunuz? Ama, eğer gerçekten imanda ısrarlıysanız, unutmayın ki Allah kendisini tazim edip saygı duymanıza daha layıktır.
Andlarını bozan, Elçiyi sürüp çıkarmak için yapmadıklarını komayan ve size ilkin kendileri saldıran bir topluluğa karşı savaşmaktan geri mi duracaksınız? Onlardan çekiniyor musunuz yoksa? Yoo, asıl çekinmeniz gereken Allahtır, eğer (gerçekten) inanan kimseler iseniz!
Yeminlerini bozmuş, Er Rasul'ü (Rasulullah'ı) yurdundan dışlamış ve üstelik sizinle ilk kez savaşa başlamış bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Onlardan çekiniyor musunuz? Haşyet duymanızı hak eden Allah'tır, eğer iman edenler iseniz.
Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inanıyorsanız, kendisinden korkmanıza Allah daha layıktır.
(Ey müminler!) verdikleri sözü bozan, Peygamberi (yurdundan) çıkarmaya kalkışan ve ilk önce size karşı savaşa başlamış olan bir kavme karşı savaşmayacak mısınız; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer (gerçek) müminler iseniz, bilin ki, Allah, kendisinden korkmanıza daha lâyıktır.
Yeminlerini bozan, elçiyi çıkarmaya kalkışan ve önce başlatan topluma karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Aslında, korkulması gereken Allah'tır; eğer inanıyorsanız?
Yeminlerini bozan, Peygamber'i yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı önce onlar başlattı. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer müminler iseniz, biliniz ki asıl çekinilmesi gereken Allah'tır.
Antlarını bozan, elçiyi sürmeye yeltenen ve sizinle (savaşı) ilk başlatan topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Gerçeği onaylıyorsanız asıl çekinmeniz gereken ALLAH'tır.
Andlarını bozan, elçiyi sürmeye yeltenen ve sizinle (savaşı) ilk defa başlatan topluluğa karşı savaşmıyacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? İnanıyorsanız asıl çekinmeniz gereken ALLAH'tır.
Yeminlerini bozup peygamberi yurdundan çıkarmayı tasarlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Hem de ilk önce onlar size saldırmaya başlamışken; yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mü'minseniz, daha önce Allah'tan korkmalısınız!
Ya öyle bir kavme muharebe etmezmisiniz ki yeminlerini bozdular ve Peygamberi çıkarmayı kurdular, hem de ilk evvel size tearruza onlar başladılar, yoksa onlardan korkuyormusunuz? Eğer mü'minseniz daha evvel Allahdan korkmalısınız
Antlarını bozup, Resul'ü yurdundan çıkarmaya karar veren ve size karşı saldırıya ilk geçen dipnot 1 bir halkla savaşmaz mısınız? Yoksa onlara huşu dipnot 2 mu duyuyorsunuz? Eğer gerçekten iman edenler iseniz, Allah'a daha çok huşu duymanız gerektiğini bilmelisiniz.
Antlarını bozup, Resul'ü yurdundan çıkarmaya karar veren ve size karşı saldırıya ilk geçen dipnot 1 bir halkla savaşmaz mısınız? Yoksa onlara huşu dipnot 2 mu duyuyorsunuz? Eğer gerçekten inananlar iseniz, Allah'a daha çok huşu duymanız gerektiğini bilmelisiniz.
Antlarını bozup, Rasul'ü yurdundan çıkarmaya karar veren ve size karşı saldırıya ilk geçen bir toplumla savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten inananlar iseniz, Allah'ın cezalandırmasından daha çok korkmanız gerektiğini bilmelisiniz.
Yeminlerini bozan, elçiyi (yurdundan) sürmeye çabalayan ve sizinle ilk defa (savaşa) başlayan bir toplulukla savaşmaz mısınız? Korkuyor musunuz onlardan? Eğer inançlılar iseniz, kendisinden korkmanıza Tanrı daha layıktır.
(Ey mü'minler,) andlarını bozan, o peygamberi sürüb çıkarmayı kuran ve bununla beraber ilk defa da sizinle kendileri (muhaarebeye) başlayan bir kavm ile döğüşmez misiniz? Onlardan korkacak mısınız? Eğer (gerçekden) inanmış kimselerseniz kendisinden korkmanıza daha çok layık olan bir Allah vardır.
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya teşebbüs eden bir kavim ile döğüşmez misiniz? Ki, önceleri kendileri başlamışlardır. Onlardan korkar mısınız? Şayet mü'minler iseniz asıl korkmanız gereken; Allah'tır.
(12-13) Eğer yeminlerini sözleştikten sonra bozarlarsa, dininize dil uzatırlarsa, örtbas edenlerin / kafirlerin öncülerini katledin, çünkü onların kesinlikle yeminleri yoktur, böylelikle belki sonlandırırlar. Yeminlerini bozan bir topluluk ile Resulü çıkaran bir t opluluk ile ilk defa saldırı başlatıcı olanlarla savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan çekiniyor musunuz? Eğer iman ediyorsanız, Allah, gerçekten çekinilmeyi hak edendir, onlarla savaşın ki Allah, onların bazılarına sizin elinizle azap etsin, onları rezil etsin, onların aleyhine size yardım etsin, mümin topluluğun göğüslerine şifa versin, onların kalplerinde ki öfkeyi gidersin, Allah, istediğinin vazgeçişini / tövbesini kabul eder, Allah bilendir, hâkimdir. Terkedildiğinizi mi hesap ettiniz? Oysa k i içinizden cihat edenleri ve Allah’ın, O’nun Resulünün ve müminlerin dışındaki kimselerin arasına katılmayanları Allah bilinceye kadar terkedilmediniz, Allah yaptıklarınızdan haberi olandır.
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve savaşa evvela kendileri başlayan bir toplumla savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer Mümin iseniz kendisinden korkulmaya Allah daha layıktır.
Andlarını bozan, Elçiyi (Mekke'den) çıkarmağa yeltenen ve ilk önce kendileri siz(inle savaş)a başlamış olan bir kavimle savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer gerçekten inanan insanlar iseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan Allah'tır.
(Hudeybiye'de) ettikleri yemini bozmuş ve Allah'ın elçisini (Mekke'den) çıkarmaya kastetmiş bir toplulukla savaşmayacak mısınız dipnot 1 ? Üstelik sizinle savaşı başlatan onlardır. Yoksa onlardan çekiniyor musunuz? Eğer inanıp güvenmiş kimselerseniz asıl çekinmeniz gereken dipnot 2 Allah'tır.
Antlarını bozan ve Elçiyi yurdundan çıkarmaya kararlı olan bir toplulukla savaşmayacak mısınız? Halbuki sizden önce savaşı başlatan onlardır. Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer inanıp güvenmiş kimselerseniz bilin ki Allah, kendisinden korkmanıza daha layıktır.
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve savaşa evvela kendileri başlayan bir toplumla savaşmayacak mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Eğer mümin iseniz kendisinden korkulmaya Allah daha layıktır.
Yeminlerini bozan, peygamberi sürgüne göndermeye azmeden ve savaşa evvela kendileri başlayan bir toplumla savaşmanız gerekmez mi? Onlardan korkar mısınız? Eğer mümin iseniz kendisinden korkulmaya Allah daha layıktır.
Yeminlerini bozan, resulü yurdundan çıkarmaya gayret eden bir topluluğa karşı savaşmayacak mısınız? Üstelik size saldırıyı ilkin onlar başlattı. Korkuyor musunuz onlardan? Eğer mümin kişilerseniz, kendisinden korkmanıza en layık olan, Allah'tır.
Tevbe suresi, 14. ayet. قَٰتِلُوهُمْ يُعَذِّبْهُمُ ٱللَّهُ بِأَيْدِيكُمْ وَيُخْزِهِمْ وَيَنصُرْكُمْ عَلَيْهِمْ وَيَشْفِ صُدُورَ قَوْمٍ مُّؤْمِنِينَ
(14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü'min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, onları rezil etsin; onlara karşı size yardım etsin ve mümin topluluğun kalplerini ferahlatsın! dipnot 1
Onlarla savaşın, Allah onlara sizin ellerinizle azap edip onları rezil eder; ve onlara karşı size yardım edip inananların gönlüne ferahlık verir
Savaşın onlarla! Allah sizin elinizle cezalandıracak onları; hor ve hakir kılacak; sizi de onlara karşı yardımıyla destekleyecek; ve inananların içlerini ferahlatıp
Savaşın onlarla (ki), Allah elleriniz olarak onları azaplandırsın, rezil etsin onları; onlara karşı size zafer kazandırsın; (böylece) iman edenler topluluğunun içine şifa versin.
Onlarla çarpışınız. Allah, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, mü'minler topluluğunun göğsünü şifaya kavuştursun.
Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın; onları rezil etsin; sizi onlara galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın.
Onlarla savaşın ki, Allah, sizin elinizle onları cezalandırsın, onları aşağılasın ve onlara karşı size yardım etsin. İnanan bir toplumun da gönlüne dinginlik versin.
Onlarla savaşınız ki, Allah sizin ellerinizle cezalandırsın, rezil etsin onları; sizi onlara karşı galip kılsın ve mümin toplumun kalplerini ferahlatsın!
Onlarla savaşın ki, ALLAH ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin, sizi zafere ulaştırsın ve gerçeği onaylayan toplumun göğsünü ferahlatsın,
Onlarla savaşın ki, ALLAH ellerinizle onları cezalandırıp rezil etsin, sizi zafere ulaştırsın ve inanan toplumun göğsünü ferahlatsın,
Onlarla savaşın ki, Allah onları sizin elinizle cezalandırsın, rezil etsin onları, yardımıyla sizi onlara karşı zafere erdirsin, mü'min bir topluluğun yüreklerine su serpsin,
Muharebe edin onlara ki Allah sizin ellerinizle kendilerini muazzeb kılsın, rüsvay etsin, nusratiyle sizi üzerlerine muzaffer buyursun ve mü'min bir kavmin yüreklerine su serpsin
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin. İman Eden halkın göğüslerine şifa dipnot 1 versin.
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin. İnanan halkın göğüslerine şifa dipnot 1 versin.
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin. İnanan halkın göğüslerine şifa versin. dipnot 1
Onlarla çarpışınız. Tanrı, onları sizin ellerinizle azablandırsın, hor ve aşağılık kılsın ve onlara karşı size zafer versin, inançlılar kavminin göğsünü şifaya kavuştursun.
Onlarla muhaarebe edin ki Allah sizin ellerinizle onları azablandırsın, onları rüsvay etsin, size onlara karşı nusret versin, mü'minler zümresinin göğüslerini ferahlandırsın.
Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onları azablandırsın, rüsvay etsin ve sizi onlara karşı üstün kılsın ve mü'minler topluluğunun göğüslerini ferahlandırsın.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Onlarla savaşın ki, Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, rezil etsin ve sizi onların üzerlerine galip kılsın, Mümin toplumun gönüllerine şifa versin.
Onlarla savaşın ki Allah, sizin ellerinizle onlara azabetsin, onları rezil etsin, sizi onlara üstün getirsin ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa versin;
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin ve onları rezil etsin; size de onlara karşı zafer versin ve inanıp güvenenler topluluğunun içini rahatlatsın.
Onlarla savaşın ki sizin ellerinizle Allah onlara azap etsin, onları parçalasın, size zafer versin ve inanıp güvenenler topluluğunun içini rahatlatsın.
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onlara azap etsin, rezil etsin ve sizi onların üzerlerine galip kılsın, mümin toplumun gönüllerine şifa versin.
Onlarla savaşın ki Allah sizin ellerinizle onları cezalandırsın, rezil etsin. Ve sizi üstün getirerek mümin bir toplumun gönüllerine şifa versin.
Savaşın onlarla ki, sizin elinizle Allah onlara azap etsin, onları rezil etsin. Onlara karşı size yardım etsin. Ve inananlar toplumunun göğüslerine şifa ulaştırsın.
Tevbe suresi, 15. ayet. وَيُذْهِبْ غَيْظَ قُلُوبِهِمْ وَيَتُوبُ ٱللَّهُ عَلَىٰ مَن يَشَآءُ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
(14-15) Onlarla savaşın ki, Allah onlara sizin ellerinizle azap etsin, onları rezil etsin, onlara karşı size yardım etsin, mü'min topluluğun gönüllerini ferahlatsın ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tövbesini kabul eder. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Kalplerinden öfkeyi gidersin! Allah dileyenin (layık gördüğünün) tevbesini kabul eder. Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
ve kalplerindeki öfkeyi dindirir. Sonuçta Allah dilediğine affını tahsis eder; zira Allah her şeyi bilendir, her hükmünde üstün hikmet sahibidir.
kalplerindeki öfkeyi yatıştıracak. Ve Allah dilediğine merhametle yönelir ve bağışlar; çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen mutlak ve sınırsız bilgi sahibidir.
Kalplerindeki kin ve öfkeyi gidersin. . . Allah dilediğinin tövbesini kabul eder. . . Allah Aliym'dir, Hakiym'dir.
Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ve onların (müminlerin) kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah hakkıyla bilendir, hikmet sahibidir.
Ve yüreklerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediği kimsenin pişmanlığını kabul edecektir. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Kafirlerin kalplerinden öfkeyi gidersin. Allah dileyenin tövbesini kabul eder. Allah bilendir; hikmet sahibidir.
Yüreklerinin öfkesini gidersin. ALLAH dilediğinin tövbesini kabul eder. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Yüreklerinin öfkesini gidersin. ALLAH dilediğinin tevbesini kabul eder. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Kalplerindeki kini gidersin. Bir de Allah, dilediğine tevbe de nasip eder. Allah herşeyi bilendir, hikmet sahibidir.
ve kalblerindeki gayzı gidersin, hem Allah dilediğine tevbe de nasıb eder, Allah alimdir, hakimdir
Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, hak edene dipnot 1 tevbe nasip eder. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, hak edene dipnot 1 tevbe nasip eder. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ve onların kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğine dipnot 1 tövbe nasip eder. Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Ve kalplerindeki öfkeyi gidersin. Tanrı dilediğinin tevbesini kabul eder. Tanrı bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Ve kalblerindeki gazabı gidersin. Allah kimi dilerse ona tevbe nasıyb eder. Allah hakkıyle bilendir, tam bir hüküm ve hikmet saahibidir O.
Ve kalblerindeki öfkeyi gidersin. Allah; dilediğine tevbe nasib eder. Ve Allah; Alim'dir, Hakim'dir.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Kalplerinizdeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah; Alîm'dir, Hakîm'dir.
Yüreklerinin öfkesini gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Bir de inanıp güvenenlerin kalplerindeki öfkeyi gidersin. Allah gerekeni yapanın tövbesini /dönüşünü de kabul eder. Allah daima bilen ve kararları doğru olandır.
Bir de onların kalplerinde ki kini gidersin ve dönüş yapmayı (tevbe) tercih edenlerin dönüşünü kabul etsin. Allah bilir, doğru kararlar verir.
Kalplerinizdeki öfkeyi gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, Alim'dir, Hakim'dir.
Kalplerinizdeki korkuyu gidersin. Allah, dilediğinin tevbesini kabul eder. Allah, bilendir, hakimdir.
Ve yüreklerinin öfkesini gidersin. Allah dilediğine tövbe nasip eder. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Tevbe suresi, 16. ayet. أَمْ حَسِبْتُمْ أَن تُتْرَكُوا۟ وَلَمَّا يَعْلَمِ ٱللَّهُ ٱلَّذِينَ جَٰهَدُوا۟ مِنكُمْ وَلَمْ يَتَّخِذُوا۟ مِن دُونِ ٱللَّهِ وَلَا رَسُولِهِۦ وَلَا ٱلْمُؤْمِنِينَ وَلِيجَةً وَٱللَّهُ خَبِيرٌۢ بِمَا تَعْمَلُونَ
Yoksa; Allah içinizden, Allah'tan, Resulünden ve mü'minlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeksizin cihad edenleri ayırt etmeden bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptıklarınızdan hakkıyla haberdardır.
Yoksa Allah, sizden cihad edip (fedakârlık yapıp) Allah'tan, Elçisinden ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri bil(dir)meden (ortaya çıkarmadan) dipnot 1 terk edileceğinizi (bırakılacağınızı) mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Yoksa siz, Allah'ın içinizden kendi yolunda tüm çabasını seferber edenleri; Allah'tan, O'nun Elçisi'nden ve inananlardan başkasını can yoldaşı edinmeyecek kimseleri seçip ayırmadan, karma karışık bir halde bırakılacağınızı mı sandınız? Oysa ki Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
(Ey inananlar!) Allah, aranızdan, Allahtan, Onun Elçisinden ve Ona inananlardan başka kimseden yardım gözlemeden (Onun yolunda) her türlü çabayı gösterenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sanıyorsunuz? Oysa, Allah yaptığınız her şeyden haberdardır.
Yoksa siz, Allah sizden mücahede edenleri, Allah'tan ve Rasulünden ve iman edenlerden başkasını veli (sırdaş, dost) edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yapmakta olduğunuz şeylere Habiyr'dir (nefsinizdeki Habiyr ismi manası ile).
Yoksa siz, içinizden cihad edenleri ve Allah'tan ve Resulü'nden ve mü'minlerden başka sır dostu edinmeyenleri Allah 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
Yoksa siz, Allah, içinizden cihâd edenleri, Allah'tan, Rasûlûnden ve mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan bırakılıvereceğinizi mi zannediyorsunuz? Allah, yaptıklarınızın hepsinden haberdârdır.
Yoksa siz, aranızdan çaba gösterenleri; Allah'tan, O'nun elçisinden ve inananlardan başkasını sırdaş edinmeyenleri Allah belirlemeden, kendi kendinize bırakılacağınızı mı sandınız? Çünkü Allah, yaptıklarınızdan Haberlidir.
Yoksa Allah sizden, cihad edip Allah, Peygamber ve müminlerden başkasını kendilerine sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan,kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızdan haberdardır.
ALLAH, içinizden kendisi uğrunda cihat edenleri, ALLAH'tan, elçisinden ve iman edenlerden başkasını yakın dost edinmeyenleri bilip ayırmadan bırakılacağınızı mı sandınız? ALLAH yaptıklarınızı Haber Alır.
ALLAH, içinizden kendisi uğrunda cihad edenleri, ALLAH'tan, elçisinden ve inananlardan başkasını yakın dost edinmeyenleri bilip ayırmadan bırakılacağınızı mı sandınız? ALLAH yaptıklarınızı Haber Alır.
Yoksa siz, kendi halinize bırakılacağınızı, içinizden savaşanları ve Allah'tan, Peygamberinden ve mü'minlerden başka sokulacak bir locaya tutunmayanları Allah'ın hiç de bilip görmeyeceğini mi sandınız? Oysa Allah, bütün yaptıklarınızdan haberdardır.
Yoksa siz zannetiniz mi ki halinize bırakılıvereceksiniz de Allah içinizden mücahede edenleri ve Allahdan, Resulünden ve mü'minlerden maada sokulacak bir locaya tutunmıyanları hiç de bilib görmiyecek? Halbuki Allah bütün amellerinize habirdir
Yoksa siz, Allah'ın içinizden cihat dipnot 1 edip, Allah'tan, Resul'ünden ve Mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Yoksa siz, Allah'ın içinizden cihat dipnot 1 edip, Allah'tan, Resul'ünden ve Mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Yoksa siz, içinizden cihat edip, Allah'tan, Rasul'ünden ve mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan, kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yaptığınız her şeyden haberdardır.
Yoksa siz içinizden cihad edenleri ve Tanrı'dan ve Resülü'nden ve inançlılardan başka sır dostu edinmeyenleri Tanrı 'bilip (ortaya) çıkarmadan' bırakılıvereceğinizi mi sandınız? Tanrı yaptıklarınızdan haberdardır.
Yoksa siz (kendi haalinize) bırakılıvereceğinizi, içinizden cihad edenleri, Allahdan, Resulünden ve mü'minlerden başkasını sır dostu edinmeyenleri Allahın bilmediği (Onun uğrundaki fedakarlıklarınızın mükafatsız kalacağını) mı sandınız? Allah, ne yaparsanız (hepsinden) haberdardır.
Yoksa siz, içinizden cihad edip Allah'tan, peygamberinden ve mü'minlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi kendi halinize bırakacak mı sandınız? Allah, işlediklerinizden haberdardır.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
Allah, içinizden cihad edenleri; Allah’tan, Rasûlünden ve Müminlerden başkasını yakın dost edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi bırakacak mı sandınız? Allah işlediklerinizin hepsinden haberdardır.
Yoksa siz, Allah içinizden cihad eden ve Allah'tan, Elçisinden ve mü'minlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri bilmeden, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah yaptıklarınızı haber almaktadır.
Yoksa Allah içinizden hem cihad edenleri /elinden geleni yapanları dipnot 1 hem de Allah'ı, elçisini ve müminler dışında birini sırdaş edinmeyenleri dipnot 2 bilmeden kendi halinize bırakılacağınızı mı sandınız dipnot 3 ? Allah, yaptığınız her şeyin iç yüzünden haberdardır.
Siz ne zannediyorsunuz? Allah içinizden mücadele (cihad) dipnot 1 edenleri bilmeden, Allah'tan, Elçisi'nden ve inanıp güvenenlerden başkasını yakın dost(veli) edinmeyenleri bilmeden, sizi rahat mı bırakacak sanıyorsunuz? Allah, yaptıklarınızın içyüzünü bilir.
Allah, içinizden cihad edenleri; Allah’tan, rasûlünden ve müminlerden başkasını yakın dost edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi bırakacak mı sandınız? Allah işlediklerinizin hepsinden haberdardır.
Allah, içinizden cihad edenleri; Allah'tan, peygamberinden ve müminlerden başkasını sırdaş edinmeyenleri ortaya çıkarmadan sizi bırakacak mı zannettiniz? Allah işlediklerinizden haberdardır.
Allah; içinizden cihat edenleri, Allah'tan, resulünden ve müminlerden başkasını kendisine sırdaş edinmeyenleri belirlemedikçe, bırakılacağınızı mı sandınız? Allah, yapmakta olduklarınızdan haberdardır.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.