Diyanet İşleri
Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Tevbe suresi
Tevbe suresi, 10. ayet. لَا يَرْقُبُونَ فِى مُؤْمِنٍ إِلًّا وَلَا ذِمَّةً وَأُو۟لَٰٓئِكَ هُمُ ٱلْمُعْتَدُونَ
lâ yerḳubûne fî mü'minin illev velâ ẕimmeh. veülâike hümü-lmü`tedûn.
Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Müşriklerle antlaşmaların bozulması ve berâet ilanı Tevbe 1–16 3
Allah'a ortak koşanların Allah katında ve Resulü yanında bir ahdi nasıl olabilir? Ancak Mescid-i Haram'ın yanında kendileriyle antlaşma yaptıklarınız başkadır. Bunlar size karşı dürüst davrandığı sürece, siz de onlara dürüst davranın. Çünkü Allah, kendine karşı gelmekten sakınanları sever.
Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirlerdi. Ağızlarıyla sizi hoşnut etmeye çalışıyorlar, oysa kalpleri buna karşı çıkıyor. Onların pek çoğu fasık kimselerdir.
Allah'ın ayetlerini az bir karşılığa değiştiler de insanları O'nun yolundan alıkoydular. Bunların yapmakta oldukları şeyler gerçekten ne kötüdür!
Bir mü'min hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Fakat tövbe edip, namazı kılar ve zekatı verirlerse, artık onlar sizin din kardeşlerinizdir. Bilen bir kavme ayetleri işte böyle ayrı ayrı açıklarız.
Eğer antlaşmalarından sonra yeminlerini bozup dininize dil uzatırlarsa, küfrün elebaşlarıyla savaşın. Çünkü onlar yeminlerine riayet etmeyen kimselerdir. Umulur ki, vazgeçerler.
Yeminlerini bozan, peygamberi yurdundan çıkarmaya kalkışan ve üstelik size tecavüzü ilk defa kendileri başlatan bir kavimle savaşmaz mısınız? Yoksa onlardan korkuyor musunuz? Oysa Allah, -eğer siz gerçek mü'minler iseniz- kendisinden korkmanıza daha layıktır.
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
10. “Onlar bir mü’min hakkında ne akrabalık bağı ne de bir ahit gözetmezler.” Bunun sebebi imana ve mü’minlere olan düşmanlıklarıdır. Onların size düşmanık etmelerine ve size kin duymalarına sebep, imandır.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Üzerinde oldukları düşmanlık sebebi ile bir Mümin hakkında ne bir akrabalık ve ne de bir anlaşma gözetirler. Onlar zulüm ve düşmanlıkla vasıflandıklarından dolayı Allah'ın sınırlarını çiğnemişlerdir.
Aynı kök: الل (2 geçiş) · Aynı kök: ذمم (5 geçiş) · Aynı kök: رقب (24 geçiş)
Onların bir ahdi nasıl olabilir ki! Eğer onlar size üstün gelselerdi, sizin hakkınızda ne akrabalık (bağlarını), ne de antlaşma (yükümlülüğünü)…
Aynı kök: ذمم (5 geçiş)
Kim bu geçici dünyayı isterse orada ona, (evet) dilediğimiz kimseye dilediğimiz kadar hemen veririz. Sonra da cehennemi ona mekan yaparız. O, buraya…
Aynı kök: ذمم (5 geçiş)
Allah ile birlikte başka bir tanrı edinme, yoksa kınanmış ve yalnızlığa itilmiş olarak kalırsın.
Aynı kök: ذمم (5 geçiş)
Şayet Rabbinden ona bir nimet yetişmemiş olsaydı, o mutlaka kınanmış bir halde ıssız bir yere atılacaktı.
Aynı kök: رقب (24 geçiş) · Aynı kök: عدو (106 geçiş)
Bir mü'minin bir mü'mini öldürmesi olacak şey değildir. Ancak yanlışlıkla olması başka. Kim bir mü'mini yanlışlıkla öldürürse, bir mü'min köleyi azad…
Aynı kök: رقب (24 geçiş)
İyilik, yüzlerinizi doğu ve batı taraflarına çevirmeniz(den ibaret) değildir. Asıl iyilik, Allah'a, ahiret gününe, meleklere, kitap ve peygamberlere…
Aynı kök: رقب (24 geçiş)
Ey insanlar! Sizi bir tek nefisten yaratan ve ondan da eşini yaratan; ikisinden birçok erkek ve kadın (meydana getirip) yayan Rabbinize karşı…
Aynı kök: عدو (106 geçiş)
Derken, şeytan ayaklarını oradan kaydırdı. Onları içinde bulundukları konumdan çıkardı. Bunun üzerine biz de, "Birbirinize düşman olarak inin. Sizin…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Bir mümin hakkında söz ve antlaşma gözetmezler. (Çünkü) onlar, saldıranların ta kendileridir.
Bir mü'min için ne bağlayıcı bir yükümlülük, ne de anlaşma ve yakınlıktan doğan bir sorumluluk gözetiyorlar. İşte böyleleri, haddi aşanların ta kendisidirler.
inanan kimseye karşı bu hiçbir sorumluluk, hiçbir koruma yükümlülüğü tanımayarak (işleyip durdukları): doğru yoldan çıkıp çizgiyi aşanlar işte böyleleridir.
Yemin veya koruma sorumluluğu bir iman edene dönük ise, onu uygulamazlar! İşte onlar haddi aşanların ta kendileridir!
Onlar (hiç) bir mü'mine karşı ne 'akrabalık bağlarını', ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar, haddi aşmakta olanlardır.
Bir mümin hakkında ne ahit tanırlar ne de antlaşma. Çünkü onlar saldırganların kendileridir.
İnananlara karşı, ne bir söz ne de bir sözleşme gözetmezler. Sınırı aşanlar, işte onlardır.
Bir mümine karşı ne and ne de antlaşma gözetirler. İşte saldırganlar onlardır.
Gerçeği onaylamış birisi hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler; saldırganlar ve haddi aşanlar onlardır.
İnanmış birisi hakkında ne bir akrabalık bağı ne de bir anlaşma gözetmezler; saldırganlar ve haddi aşanlar onlardır.
Bir mü'min hakkında ne bir ant, ne de hak gözetirler, onlar, öyle mütecavizlerdir.
Bir mü'min hakkında ne bir yemin gözetirler ne bir zimmet, bunlar öyle mütecavizler
Onlar, bir Mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Onlar, bir mü'min hakkında ne bir antlaşma ne de bir yükümlülük gözetirler. İşte saldırganlar, onlardır.
Onlar (hiç) bir inançlıya karşı ne 'akrabalık bağlarını' ne de 'sözleşme hükümlerini' gözetip tanırlar. İşte bunlar haddi aşmakta olanlardır.
Onlar bir mü'min hakkında ne bir yemin, ne de bir vecibe gözetib tanımazlar. Onlar taşkınların ta kendileridir.
Onlar, hiç bir mü'min hakkında bir vecibe veya yemin gözetmezler. İşte onlar, haddi aşanların kendileridir.
(7-11) Mescid-i Haram yanında sözleşme yaptıklarınız hariç, müşriklerin nasıl Allah’ın ve O’nun Resulünün yanında aldıkları bir söz olabilir ki? Size dürüst davrandıkları sürece siz de onlara dürüst davranın , muhakkak ki Allah sakınanları sever, Nasıl olabilir, onlar size galip gelselerdi, sizin hakkınızda ne bir söz ne bir koruma gözetirler, ağızları ile sizi razı etmeye çalışırlar, kalpleri ise bundan razı değildir, onların çoğu yoldan çıkmışlardır , az bir pahaya Allah’ın ayetlerini sattılar, O’nun yolundan alı koydular, muhakkak ki onların yapıyor oldukları ne kötüdür , bir mümin hakkında ne söz vermiş olmayı nede korumayı gözetmezler, işte onlar haddi aşanlardır , eğer tövbe ederlerse, namazı kalkıp kılarlarsa, zekâtı verirlerse, dinde sizin kardeşlerinizdir, bilen bir topluluk için ayetleri ayrı ayrı açıklıyoruz.
Bir Mümin hakkında ne akrabalık (bağlarını), ne de anlaşma (yükümlülüğünü) gözetirler. İşte onlar taşkınlık yapanların ta kendileridir.
Bir mü'mine karşı ne and, ne de andlaşma gözetmezler. İşte saldırganlar onlardır.
Onlar herhangi bir mümine karşı ne akrabalık bağı gözetirler ne de yükümlülüklerini yerine getirirler! İşte sınırı aşanlar onlardır.
Hiçbir inanıp güvenen hakkında ne antlaşma akıllarına gelir ne de onlara karşı sorumlulukları. İşte asıl saldırganlar onlardır.
Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.
Onlar, bir mümin hakkında akrabalık da antlaşma da gözetmezler. İşte onlar taşkınlık edenlerdir.
Bir mümin hakkında onlar ne bir yemine saygı gösterirler ne de bir antlaşma şartına. Onlar düşmanlık dolu, azmış kişilerin ta kendileridir.
If they get an advantage over a Muslim and prevail against him, they shall injure him, disregarding totally their ties of kinship and their obligations. Their disposition reflects their transgressive infirmities. They prevail themselves of what the occasion gives.
Where believers are concerned, they respect no tie of kinship or treaty. They are the ones who are committing aggression.
In a Believer they respect not the ties either of kinship or of covenant! It is they who have transgressed all bounds.
[9:10] They neither have any respect for kinship nor for agreement in respect of the believers. Such are indeed transgressors.
They respect neither kinship nor treaty where a mumin is concerned. They are the people who overstep the limits.
With regard to a believer, they respect not the ties, either of kinship or of covenant! It is they who are the transgressors.
They observe toward a believer neither kinship nor covenant, and it is they who are the transgressors.
They observe no bond nor any word of honour while dealing with one who trusts (them). It is these who are the transgressors.
observing neither bond nor treaty towards a believer; they are the transgressors.
They never respect any right of kinship nor do they take their promises seriously. They are indeed transgressors.
They will not observe in a believer ties of kindred nor ties of clientship; but they it is are the transgressors.
They neither respect the ties of kinship nor a pledge for any those who acknowledge. These are the transgressors.
They regard not in a believer either consanguinity or faith; and these are the transgressors.
They will not observe towards a believer ties of kindred nor ties of honour (or covenants); these are the transgressors.
They respect (Literally: watch) neither consanguinity nor treaty towards a believer; and those are the ones (who are) transgressors. .
And they observe toward a believer neither pact nor honour. These are they who are transgressors.
They have no regard for kinship or treaties with believers, for they are transgressors.
respecting no tie and no protective obligation with regard to a believer; and it is they, they who transgress the bounds of what is right!
They do not honour the bonds of kinship or treaties with the believers. It is they who are the transgressors.
They do not respect those who are believers, nor a kinship, nor a pledge. These are the transgressors.
They never observe any rights of kinship towards any believer, nor do they uphold their covenants; these are the real transgressors.
They do not observe toward a believer any pact of kinship or covenant of protection. And it is they who are the transgressors.
And they regard towards a believer neither pact of kinship, nor obligation to protect; and it is they who are the transgressors.
They respect no tie and no pact regarding a believer. They are the ones given to excesses.
They do not respect the ties of friendship or of promise, in a believer. It is they who have exceeded all limits.
They do not observe any bond or treaty with a believer; and they are the transgressors.
They do not respect those who are believers, nor a kinship, nor a pledge. These are the transgressors.