Diyanet İşleri
Hamd, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd ahirette de O'na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
Sebe' suresi · 1–9. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sebe' suresi, 1. ayet. ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَهُۥ مَا فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَمَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَهُ ٱلْحَمْدُ فِى ٱلْـَٔاخِرَةِ وَهُوَ ٱلْحَكِيمُ ٱلْخَبِيرُ
Hamd, göklerdeki ve yerdeki her şey kendisinin olan Allah'a mahsustur. Hamd ahirette de O'na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, (her şeyden) hakkıyla haberdardır.
Hamd (övgü), göklerde ve yerde bulunanlar kendisine ait olan Allah içindir. Ahirette de hamd (övgü) yalnızca O'na aittir. dipnot 1 O, doğru hüküm verendir, haberdardır.
Hamd, tümüyle göklerde ve yerde var olan her şeyin gerçek sahibi Allah'a mahsustur; yine hamd öteki alemde de, tümüyla O'na mahsus olacaktır: zira yalnız O'dur her hükmünde tam isabet kaydeden, her şeyden haberdar olan.
Hamd, göklerde ve yerde ne varsa tümünün gerçek maliki olan Allah'a mahsustur; ahirette de hamd O'na mahsus olacaktır. Yalnız O'dur hikmet sahibi, her şeyden haberdar olan.
Hamd, semalarda (bilinç mertebeleri) ve arzda (beden) ne varsa kendisi için olan Allah'a aittir! Sonsuz gelecek yaşamda dahi Hamd O'na aittir! "HU"; Hakiym'dir, Habiyr'dir.
Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamd O’na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberi olandır.
Göklerde ve yeryüzünde olan her şeyin egemeni olan Allah'a övgüler olsun! Övgüler, sonsuz yaşamda da O'na özgüdür. Çünkü O, Bilgelik ve Adaletle Yönetendir; Haberlidir.
Bütün övgüler, göklerde ve yerde bulunan her şeyin sahibi olan Allah'adır. Ahirette de bütün övgüler O'na olacaktır. O'nun her işinde hikmet vardır ve O, her şeyden haberdardır.
Övgü, göklerde ve yerde ne varsa kendisine ait bulunan ALLAH'adır. Ahirette de övgü O'nadır. O Bilgedir, Haber Alandır.
Övgü, göklerde ve yerde ne varsa kendisine ait bulunan ALLAH'adır. Ahirette de övgü O'nadır. O Bilgedir, Haber Alandır.
Hamd O Allah'adır ki, göklerde ve yerde ne varsa hep O'nundur, ahirette de hamd O'nun. O, hikmet sahibidir, herşeyi bilendir.
Hamd o Allahındır ki göklerde ne var, yerde ne varsa hep onun, Ahırette de hamd onun ve o öyle hakim öyle habir ki.
Hamd, dipnot 1 göklerde ve yerde olan şeyler kendisine ait olan Allah içindir. Hamd, Ahiret'te de O'na aittir. O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Hamd dipnot 1 , göklerde ve yerde olan şeyler kendisine ait olan Allah içindir. Hamd, ahirette de O'na aittir. O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Hamd dipnot 1 , göklerde ve yerde olan şeyler kendisine ait olan Allah içindir. Hamd, ahirette de O'na aittir. O, En İyi Hüküm Veren'dir, Her Şeyden Haberdar'dır.
Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Tanrı'nındır; ahirette de hamd O'nundur. O, hüküm ve hikmet sahibidir, haber alandır.
Göklerde ne var, yerde ne varsa kendisinin olan Allaha hamdolsun. Ahiretde de hamd Onundur. O, yegane hukum ve hikmet saahibidir, (her şeyden de) hakkıyle haberdardır.
Hamd, O Allah'a ki; göklerde ve yerde bulunanlar kendisine aittir. Ahirette de hamd O'nadır. O; Hakim'dir, Habir'dir.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Hamt, göklerde ve yerde bulunanların hepsinin sahibi olan Allah’a mahsustur. Ahirette de hamt O’na mahsustur. O, hikmet sahibidir, (her şeyden) haberdardır.
Hamd, göklerde ve yerde bulunanların hepsi kendisinin olan Allah'a mahsustur. Ahirette de hamd O'na mahsustur. O, hüküm ve hikmet sahibidir; (her şeyi) haber alandır.
Yaptığını mükemmel yapmak dipnot 1 , göklerde ve yerdeki her şey kendisine ait olan Allah'a özgüdür dipnot 2 . Yaptığını mükemmel yapmak, Ahirette de ona özgüdür. O, kararları doğru olan, her şeyin iç yüzünü bilendir.
Herşeyi güzel yapmak Allah'a mahsustur. Göklerde ve yerde olan her şey onundur. Herşeyi güzel yapmak, Ahirette de ona mahsustur. O, doğru karar verir, her şeyin iç yüzünü bilir.
Hamd, göklerde ve yerde olanların tümü kendisine ait olan Allah'ındır; Ahirette de hamd O’nun içindir. O, hakimdir, (herşeyden) haberdardır.
Hamd, göklerdekilerin ve yerdekilerin sahibi Allah içindir. Ahirette de hamd O'nun içindir. O, hakimdir, (herşeyden) haberdardır.
Hamt, göklerde ve yerde bulunanlar kendisine ait olan Allah'adır. Ölüm ötesi alemde de hamt O'nadır. Hakim'dir O, Habir'dir.
Sebe' suresi, 2. ayet. يَعْلَمُ مَا يَلِجُ فِى ٱلْأَرْضِ وَمَا يَخْرُجُ مِنْهَا وَمَا يَنزِلُ مِنَ ٱلسَّمَآءِ وَمَا يَعْرُجُ فِيهَا وَهُوَ ٱلرَّحِيمُ ٱلْغَفُورُ
Allah, yere gireni, yerden çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O, çok merhamet edicidir, çok bağışlayıcıdır.
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. dipnot 1 O, çok merhametlidir; çok bağışlayandır.
Toprağa giren ve oradan çıkar her şeyi, yine gökten inen ve göğe yükselen her şeyi O bilir; ne ki tarifsiz bağışlayan da, eşsiz merhametin kaynağı olan da yine O'dur.
O, toprağa giren ve ondan çıkan her şeyi, gökten inen ve ona yükselen her şeyi bilir. O, tek başına, rahmet kaynağıdır, mağfiret sahibidir.
Arza (bedene - yeryüzüne) gireni ve ondan çıkanı; semadan inzal olanı (bilinçten açığa çıkanı) ve ondaki (boyutsal yükselişi) uruc edeni bilir. . . "HU"; Rahıym'dir, Ğafur'dur.
Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, esirgeyendir, bağışlayandır.
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni, oraya çıkanı bilir. O, çok esirgeyendir, çok bağışlayandır.
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. Ve O, Merhametlidir; Sınırsız Bağışlayandır.
Yerin içine gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükselen her şeyi bilir. O, çok merhametlidir; çok affedendir.
Yere gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O Rahimdir, Bağışlayandır.
Yere gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O Rahimdir, Bağışlayandır.
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyorsa hepsini bilir. O, çok merhametli, çok bağışlayıcıdır.
Yere ne giriyor ve ondan ne çıkıyor, Gökten ne iniyor ve ona ne çıkıyor hepsini bilir, hem o, öyle rahim, öyle ğafur
O, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
O, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
O, yere gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve ona yükseleni bilir. O, Çok Bağışlayıcı'dır, Rahmeti Kesintisiz'dir.
Yerin içine gireni, ondan çıkanı; gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O. esirgeyendir, bağışlayandır.
Yere ne giriyor, oradan ne çıkıyor, gökden ne iniyor, oraya ne yükselib çıkıyorsa bilir O. O, çok esirgeyici, çok yarlığayıcıdır.
Yere gireni, oradan çıkanı, gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O; Rahim'dir, Gafur'dur.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Allah; yere gireni, yerden çıkanı; gökten ineni ve oraya yükseleni bilir. O; çok merhametlidir, çok bağışlayıcıdır.
Yerin içine gireni ve ondan çıkanı, gökten ineni ve oraya çıkanı bilir. O, çok esirgeyen, çok bağışlayandır.
Yere ne girer ve yerden ne çıkarsa, gökten ne iner ve göğe ne yükselirse hepsini bilir dipnot 1 . O, ikramı bol olan ve çokça bağışlayandır.
Yere gireni ve oradan çıkanı, gökten ineni ve orada yükseleni bilir. Onun ikramı boldur, kusurları örter.
Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. O, çok merhametlidir, çok bağışlayıcıdır.
Yere gireni, ondan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni bilir. O, merhametlidir, bağışlayıcıdır.
Yerin içine gireni, oradan çıkanı, gökten ineni, oraya yükseleni o bilir. Rahim'dir O, Gafur'dur.
Sebe' suresi, 3. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَا تَأْتِينَا ٱلسَّاعَةُ قُلْ بَلَىٰ وَرَبِّى لَتَأْتِيَنَّكُمْ عَٰلِمِ ٱلْغَيْبِ لَا يَعْزُبُ عَنْهُ مِثْقَالُ ذَرَّةٍ فِى ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَلَا فِى ٱلْأَرْضِ وَلَآ أَصْغَرُ مِن ذَٰلِكَ وَلَآ أَكْبَرُ إِلَّا فِى كِتَٰبٍ مُّبِينٍ
İnkar edenler, "Kıyamet bize gelmeyecektir" dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbime andolsun ki, Kıyamet size mutlaka gelecektir. Ne göklerde ve ne de yerde zerre ağırlığında bir şey bile O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi apaçık bir kitaptadır."
Kâfir olanlar, "O (Son) Saat bize gelmeyecektir!" demişlerdi. De ki: "Hayır! Gaybı (bilinemeyeni) bilen dipnot 1 Rabbime yemin olsun ki o (Son Saat) mutlaka size gelecektir." Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O'ndan uzak (ve gizli) kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük (hiçbir şey) yoktur ki apaçık bir kitapta (ilahi kanunda) bulunmasın. dipnot 2
Ama küfürde direnenler "(Kıyamet) Saati asla gelip bizi bulmayacak!" dediler. De ki: "Hayır, Rabbime andolsun ki o mutlaka gelip sizi bulacaktar!" O, idraki aşan hakikatleri bilendir. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O'nun bilgisinden kaçıp kurtulamaz: İster bundan daha küçük olsun, ister daha büyük; bütün bunlar kesin ve net bir yazılım ve yasayla kayıt altına alınmıştır.
Ama hakikati inkara şartlanmış olanlar, "Kıyamet Saati bizi asla bulmaz!" diye düşünürler. De ki: "Hayır, insan kavrayışının ötesindeki her şeyi bilen Rabbimin hakkı için o mutlaka sizi bulacaktır!" Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile O'nun bilgisinden kaçamaz; ve bundan daha küçük veya daha büyük bir şey yoktur ki (O'nun) apaçık fermanında yer almasın;
Hakikat bilgisini inkar edenler: "O saat (ölümle hakikati fark etmek) bize gelmeyecek" dediler. . . De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime yemin ederim ki elbette size gelecektir! Semalarda ve arzda zerre ağırlığınca bir şey dahi O'ndan gizli kalmaz! (Hatta) ondan daha küçük ve daha büyük (ne varsa o da) Kitab-ı Mubiyn'dedir (apaçık kitap olan fiiller aleminde). "
İnkar edenler, dediler ki: "Kıyamet saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiç bir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."
İnkarcılar: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz, apaçık kitaptadır (yazılıdır).
Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Evrenlerin sonu gelmeyecek!" De ki: "Hayır, öyle değil! Gizli gerçekleri bilen Efendime yemin ederim ki, kesinlikle gelecektir!" Göklerde ve yeryüzünde en küçük ağırlığı olan bir şey, O'ndan gizli kalmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük hiçbir şey yoktur ki, Apaçık Kitap'ta olmasın.
İnkar edenler, "Kıyamet bize gelmeyecek" dediler. De ki: "Hayır! Gaybı bilen Rabbim hakkı için, kıyamet mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ölçüsünde bir şey O'ndan gizli kalamaz. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık bir kitaptadır."
İnkarcılar, "O an, hiçbir vakit gerçekleşmeyecek" dediler. De ki: "Kesinlikle, Efendime ant olsun size gelecektir. O, geleceği Bilendir. Göklerde ve yerde bir atom ağırlığı O'ndan gizli kalmaz. İster ondan küçük olsun, yahut büyük olsun... Hepsi apaçık bir kitaptadır."
İnkarcılar, 'Saat, hiç bir vakit gerçekleşmeyecek,' dediler. De ki, 'Kesinlikle, Rabbime andolsun size gelecektir. O, geleceği Bilendir. Göklerde ve yerde bir atom ağırlığı O'ndan gizli kalmaz. İster ondan küçük olsun, yahut büyük olsun... Hepsi apaçık bir kitaptadır.'
İnkar edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."
İnkâr edenler: "Bize o kıyamet saati gelmez." dediler. De ki: "Hayır, öyle değil, gaybı bilen Rabbim hakkı için kıyamet size mutlaka gelecektir. O'nun ilminden göklerde ve yerde zerre kadar bir şey kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük ne varsa, hepsi muhakkak açık bir kitaptadır."
Kafirler: "Bize o Sa'at dipnot 1 gelmeyecek." dediler. De ki: "Bilakis! Gaybı bilen Rabb'ime ant olsun ki, o kesinlikle size gelecektir. Göklerde olsun, yerde olsun zerre kadar da olsa hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. En küçüğünden en büyüğüne kadar her şey Kitab-ı Mubin'dedir. dipnot 2
Kafirler dipnot 1 : "Bize o Sa'at dipnot 2 gelmeyecek." dediler. De ki: "Bilakis! Gaybı bilen Rabb'ime ant olsun ki, o kesinlikle size gelecektir. Göklerde olsun, yerde olsun zerre kadar da olsa hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. En küçüğünden en büyüğüne kadar her şey Kitab-ı Mubin'dedir. dipnot 3
Gerçeği yalanlayan nankörler: "Bize o Sa'at dipnot 1 gelmeyecek." dediler. De ki: "Bilakis! Gaybı bilen Rabb'ime ant olsun ki, o kesinlikle size gelecektir. Göklerde olsun, yerde olsun zerre kadar da olsa hiçbir şey O'ndan gizli kalmaz. En küçüğünden en büyüğüne kadar her şey Kitab-ı Mubin'dedir. dipnot 2
Küfredenler dediler ki: "Kıyamet saati bize gelmez." De ki: "Hayır, gaybı bilen rabbime andolsun, o muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca hiç bir şey O'ndan uzak (saklı) kalmaz. Bundan daha küçük olanı da, daha büyük olanı da, istisnasız, mutlaka apaçık bir kitapta (yazılı)dır."
Küfredenler: "O saat bize gelmeyecek" dedi (ler). Sen de ki (Habibim): "Hayır, ğaybı bilen Rabbim hakkıyçün o, size mutlakaa gelecekdir. Ne göklerde, ne yerde bir zerre mıkdarı Ondan (Onun ilminden) kaçmaz. Bundan daha küçük ve daha büyük (hiçbir şey) müstesna olmamak üzere (hepsi) muhakkak apaçık bir kitabda (yazılıdır).
Küfredenler dediler ki: Kıyamet saatı bize gelmeyecektir. De ki: Hayır, gaybı Rabbıma andolsun ki; o saat muhakkak size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre kadar olanlar bile O'nun ilminin dışında değildir. Ondan daha küçüğü de, büyüğü de istisnasız, mutlaka apaçık kitabtadır.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Kâfirler: "Kıyamet bize gelmeyecek." dediler. De ki: "Hayır! Gaybı bilen Rabbim'e yemin olsun, o mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile O’ndan gizli değildir. Bundan daha küçük ve daha büyüğü de şüphesiz apaçık kitaptadır (yazılıdır)."
İnkar edenler: "O Sa'at bize gelmez," dediler. De ki: "Hayır, gaybı bilen Rabbim hakkı için o, mutlaka size gelecektir. Göklerde ve yerde zerre ağırlığınca bir şey, O'ndan gizli kalmaz. Ne bundan küçük, ne de bundan büyük hiçbir şey yoktur ki apaçık bir Kitapta bulunmasın.
Kafirlik edenler şöyle dediler: "O saat /yeniden diriliş saati bize gelmez." De ki: "Hayır! Gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki o saat size mutlaka gelecektir dipnot 1 . Göklerde ve yerde, ister zerre ağırlığında ister ondan küçük, ister daha büyük olsun, hiçbir şey onun bilgisinden kaçmaz, hepsinin apaçık yazılı bir kaydı tutulur dipnot 2 ."
Görmezlikten gelenler şöyle derler: "Kıyamet saati bize dokunmaz". De ki: "Hayır, görülmeyeni bilen Sahibim'e yemin olsun ki, o, size de dokunacaktır. Göklerde ve yerde zerre kadar bir şey bile ondan kaçmaz. Onun daha küçüğü ve daha büyüğü de her şeyi beyan eden bir Kitap'tadır."
Kafirler: Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: Hayır, Rabbi’me yemin ederim ki, o size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile gaybı bilenden gizli kalmaz. Bundan daha küçük veya daha büyük birşey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.
İnkar edenler: -Kıyamet bize gelmeyecek, dediler. De ki: -Hayır, Rabbi'me yemin ederim ki, o size mutlaka gelecektir. Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile gaybı bilenden gizli kalmaz. Bundan daha küçük veya daha büyük birşey yoktur ki apaçık bir kitapta bulunmasın.
Küfre sapanlar şöyle dediler: "Kıyamet saati bize gelmez!" De ki: "Hayır, öyle değil! Gaybı bilen Rabbime yemin olsun ki, o size mutlaka ve mutlaka gelecektir! Göklerde ve yerde zerre miktarı bir şey bile Rabbimden gizli kalmaz." Zerreden daha küçük veya daha büyük hiçbir istisna olmamak üzere, her şey apaçık bir Kitap'ta belirlenmiştir.
Sebe' suresi, 4. ayet. لِّيَجْزِىَ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Allah'ın, iman edip salih amel işleyenleri mükafatlandırması için (her şey o kitapta tespit edilmiştir.) İşte onlar için bir bağışlanma ve bereketli bir rızık vardır.
(Allah) iman edip iyi işler yapanlara karşılık vermek için (bunu yapacaktır). Onlar için bağışlanma ve değerli bir rızık vardır.
Ki böylece O, iman eden ve imanla uyumlu eylem üretenleri ödüllendirecektir: işte böylelerini sınırsız bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir.
O, böylece, inanan ve iyi işler yapanları ödüllendirir, onlar için mağfiret ve muhteşem bir rızık vardır;
İman edip imanının gereğini uygulayanları cezalandırması içindir (bu)! İşte onlar için mağfiret ve kerim yaşam gıdası vardır.
(Çünkü O) İman edip salih amellerde bulunanları ödüllendirecek. İşte mağfiret ve üstün rızık onlarındır.
Allah, inanıp salih ameller işleyenleri mükâfatlandırmak için (her şeyi açık bir kitapta tespit etmiştir). Onlar için büyük bir mağfiret ve güzel bir rızık vardır.
İnanmış olarak erdemli edimler yapanları ödüllendirecektir. İşte onlar için, bağışlanma ve bol geçimlik vardır.
Allah, inanıp iyi işler yapanları ödüllendirmek için her şeyi bir kitapta toplamıştır. Onlar için bir af ve güzel bir rızık vardır.
Böylece, iman edenleri ve erdemli davrananları ödüllendirir. Onlar için bir bağışlanma ve bol rızık vardır.
Böylece, inananları ve erdemli davrananları ödüllendirir. Onlar için bir bağışlanma ve bol rızık vardır.
Çünkü iman edip iyi işler yapanlara mükafat verecektir, işte onlar için bir bağışlama ve bol bir rızık vardır.
çünkü iyman edip iyi ameller işliyenlere mükafat verecek, işte onlar için bir mağrifet ve bir "rızkı kerim" var
O Gün; iman edip, salihatı yapanları dipnot 1 ödüllendirecektir. Onlar için bağışlanma ve cömertçe rızık vardır.
O gün; iman edip, salihatı yapanları dipnot 1 ödüllendirecektir. Onlar için bağışlanma ve cömertçe rızık vardır.
O gün; iman edip, salihatı yapanları ödüllendirecektir. Onlar için bağışlanma ve cömertçe rızık vardır.
(Çünkü O) İnanıp salih amellerde bulunanları ödüllendirecek. İşte mağfiret ve üstün rızık onlarındır.
(Kıyametin gelib çatmasının hikmeti de şudur) "Çünkü (Allah) iman edib de güzel güzel amel (ve hareket) lerde bulunanları mükafatlandıracakdır. Bunlar (yok mu?) mağfiret de, şerefli rızık da onlarındır.
İman etmiş olup da salih amel işleyenleri mükafatlandırması için. İşte onlara mağfiret ve cömertçe verilmiş bir rızık vardır.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Bu, iman edip salih amel işleyenleri mükâfatlandırması içindir. İşte Onlar için büyük bir mağfiret ve güzel bir rızık vardır.
(Her şeyi apaçık bir Kitapta tesbit etmiştir) Ki, inanıp iyi işler yapanları mükafatlandırsın. Onlar için mağfiret ve güzel rızık vardır.
Bu, inanıp güvenen ve iyi işler yapanları, Rabbinin ödüllendirmesi içindir. İşte onlar için mağfiret dipnot 1 /bağışlanma ve değerli bir rızık vardır dipnot 2 .
Bunlar, inanıp iyi işler yapanları ödüllendirmek içindir. Suçların örtülmesi ve değerli rızık onlar içindir.
İman edenleri ve salih amellerde bulunanları ödüllendirmek için. İşte onlar! Onlar için bağışlama ve güzel bir rızık vardır.
İman edenleri ve doğruları yapanları ödüllendirmek için. İşte onlar! Onlar için bağışlama, bol ve güzel bir rızık vardır.
Ki Allah, iman edip hayra ve barışa yönelik işler sergileyenleri ödüllendirsin. İşte bunlar için bir bağışlanma ve kutlu, bereketli bir rızık vardır."
Sebe' suresi, 5. ayet. وَٱلَّذِينَ سَعَوْ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مِّن رِّجْزٍ أَلِيمٌ
Ayetlerimizi geçersiz kılmak için yarışırcasına çaba harcayanlar var ya; işte onlar için elem dolu, çok kötü bir azap vardır.
Ayetlerimizi aciz bırakmak için karşılıklı olarak uğraşanlar için de en kötüsünden elem verici azap vardır. dipnot 1
Ama mesajlarımızı amacından mahrum bırakmak için çaba gösterenlere gelince: işte böylelerini de, (bu) çirkinlikten dolayı acıklı bir azap beklemektedir.
mesajlarımıza karşı mücadele ederek onların amacını geçersiz kılmaya çalışanlara gelince, (yaptıkları) çirkinliklerin bir sonucu olarak onlar için acıklı bir azap vardır.
İşaretlerimizi geçersiz kılmak için koşuşturanlara gelince, işte onlar için riczten (pislik, vehim) kaynaklanan feci bir azap vardır!
(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.
Âyetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışırcasına uğraşanlar için de, en kötüsünden, elem verici bir azap vardır.
Ayetlerimizi engellemek için uğraşanlar; acı veren ağır bir ceza, işte onlar içindir.
Ayetlerimizi hükümsüz kılmak için gayret edenler, işte bunlar için de en kötüsünden elem verici bir azap vardır.
Ayetlerimiz ve mucizelerimize karşı meydan okuyup duranlar için acıklı ve korkunç bir ceza vardır.
Ayetlerimiz ve mucizelerimize karşı meydan okuyup duranlar için acıklı ve korkunç bir ceza vardır.
Ayetlerimizi hükümsüz bırakmak için yarışanlar için de pislikten acı bir azap vardır.
Ayetlerimizi hukümsüz bırakmak için yarışanlar, onlar için de pislikten öyle bir azab var ki elim
Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çalışanlar; işte onlar, onlar için elem verici kötü bir azap vardır.
Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çalışanlar; işte onlar, onlar için elem verici kötü bir azap vardır.
Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çalışanlar; işte onlar, onlar için elem verici kötü bir azap vardır.
(Sözde) Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında çaba harcamış olanlar, işte onlar; onlar için de (en) iğrenç olanından acı bir azab vardır.
Birbiriyle yarış edercesine ayetlerimizin içinde koşanlar (a gelince.) İşte onlar, için de pek çetin ve kötü bir azab vardır.
Ayetlerimiz hakkında Bizi aciz bırakmaya yeltenenlere de, işte onlara çetin ve elim azab vardır.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Ayetlerimiz konusunda acze düşürmek için koşuşturanlar ise işte onlar için de en kötüsünden, pek acıklı bir azap vardır.
Ayetlerimiz hakkında (bizi) aciz bırakmağa çalışanlara gelince; onlar içinde pislikten acı bir azab vardır.
Ayetlerimizi etkisiz kılmaya çalışanlar var ya, işte onlara, sarsıcı ve acı veren bir azap vardır dipnot 1 .
Ayetlerimizi etkisizleştirmek için çaba harcayanlara da iğrenç ve can yakıcı bir azap vardır.
Aciz bırakmak için ayetlerimiz hakkında koşuşturup çaba sarfedenlere gelince, işte onlar! Onlar için şiddetli ve acı bir azap vardır.
Ayetlerimizi geçersiz kılmak için koşuşturanlara gelince, işte onlar! Onlar için şiddetli ve acı bir azap vardır.
Ayetlerimizi hükümsüz kılmak uğruna koşuşup duranlar var ya, onlar için pislikten, inletici bir azap vardır.
Sebe' suresi, 6. ayet. وَيَرَى ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ ٱلَّذِىٓ أُنزِلَ إِلَيْكَ مِن رَّبِّكَ هُوَ ٱلْحَقَّ وَيَهْدِىٓ إِلَىٰ صِرَٰطِ ٱلْعَزِيزِ ٱلْحَمِيدِ
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilen Kur'an'ın gerçek olduğunu ve onun, mutlak güç sahibi ve övgüye layık Allah'ın yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın) gerçek olduğunu ve onun güçlü, övgüye layık olan (Allah'ın) yoluna ulaştırdığını görürler (bilirler).
Bilgi ve bilginin amacını kavrama yeteneğiyle donatılmış olanlar, Rabbinden sana indirilenin hakikatin ta kendisi olduğunu; ve O yüceler yücesi, O tüm övgülere layık olanın yoluna yönelteceğini görmektedirler.
Bilgi ve kavrayış yeteneği ile donatılmış olanlar, Rabbinden sana indirilen her şeyin hak olduğunu ve kudret Sahibi'nin, her türlü övgüye layık Olan'ın yoluna ilettiğini bilirler.
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana inzal olunanın Hakk'ın ta kendisi olduğunu ve Aziyz, Hamiyd'in, Hakikatine erdirme yoluna yönlendirdiğini görürler.
Kendilerine ilim verilenler ise, Rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu ve üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Allah)ın yoluna yöneltip ilettiğini görüyorlar.
Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın) gerçek olduğunu bilir; onun, mutlak galip ve övgüye lâyık olan (Allah'ın) yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine bilgi verilenler, Efendinden sana indirilenin gerçek olduğunu ve Üstün Olanın; Övgülere Yaraşanın yoluna eriştirdiğini görüyorlar.
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu, mutlak galip ve övgüye layık olan Allah'ın yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine bilgi verilmiş olanlar, Efendinden sana indirilenin gerçek olduğunu ve onun Üstün ve en çok Övülen'in yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine bilgi verilmiş olanlar, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu ve onun Üstün ve en çok Övülen'in yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar ise, sana Rabbinden indirilen gerçeğin ta kendisi olduğunu ve onun, yüceliğinin sonu olmayan her türlü övgüye layık olan (Allah') ın yolunu gösterdiğini görüyorlar.
Kendilerine ılim verilmiş olanlar ise sana rabbından indirileni görüyorlar ki o mahza hak ve o ızzetine nihayet olmıyan sahib hamdin yolunu gösteriyor
Kendilerine ilim dipnot 1 verilmiş olanlar, dipnot 2 Rabb'inden sana indirilenin yegane gerçek olduğunu ve onun; Aziz'in, dipnot 3 Hamid'in dipnot 4 yoluna ilettiğini görüyorlar.
Kendilerine ilim dipnot 1 verilmiş olanlar dipnot 2 , Rabb'inden sana indirilenin yegane gerçek olduğunu ve onun; Aziz'in, Hamid'in dipnot 3 yoluna ilettiğini görüyorlar.
Kendilerine ilim dipnot 1 verilmiş olanlar dipnot 2 , Rabb'inden sana indirilenin yegane gerçek olduğunu ve onun; Aziz'in, Hamid'in dipnot 3 yoluna ilettiğini görüyorlar.
Kendilerine ilim verilenler ise, rabbinden sana indirilenin hakkın ta kendisi olduğunu ve üstün, güçlü, övülmeye layık olan (Tanrı)nın yoluna yöneltip ilettiğini görüyorlar.
Kendilerine ilim verilenler ise Rabbinden sana indirilen (Kur'an) in hakıykatın ta kendisi olduğunu bilir (ler) ve (onlar) her hamde layık olan Ğaalib-i mutlakın (ya'ni Allahın) yolunu gösterir (ler).
Kendilerine ilim verilmiş olanlar görürler ki; sana Rabbından indirilmiş olan, hakkın kendisidir. Ve Aziz, Hamid olanın dosdoğru yoluna iletmektedir.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın) gerçek olduğunu bilir. O'nun, mutlak galip ve övgüye lâyık olan (Allah'ın) yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine bilgi verilenler, Rabbinden sana indirilenin, gerçek olduğunu, mutlak galib ve hamde layık olan (Allah)ın yoluna ilettiğini görürler.
Kendilerine ilim verilenler dipnot 1 , Rabbinden sana indirilenin (Kur'an'ın) gerçeğin ta kendisi olduğunu, daima üstün ve yaptığını mükemmel yapanın yolunu gösterdiğini görürler dipnot 2 .
Kendilerine ilim verilenler, Sahibinden sana indirilenin, gerçekleri içerdiği, güçlü ve yaptığını güzel yapanın yolunu gösterdiği kanaatine varacaklardır.
Kendilerine ilim verilenler ise, Rabbinden sana indirilenin, hakkın ta kendisi olduğunu ve de çom güçlü, hamd olunmaya layık olanın yoluna hidayet ettiğini görürler.
İlim verilenler, sana Rabbinden indirilenin gerçek olduğunu ve güçlü, hamde layık olanın yoluna ilettiğini görüyorlar.
Kendilerine ilim verilenler, Rabbinden sana indirilenin, hakkın ta kendisi olduğunu, Hamid ve Aziz olan Allah'ın yoluna kılavuzladığını görürler.
Sebe' suresi, 7. ayet. وَقَالَ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ هَلْ نَدُلُّكُمْ عَلَىٰ رَجُلٍ يُنَبِّئُكُمْ إِذَا مُزِّقْتُمْ كُلَّ مُمَزَّقٍ إِنَّكُمْ لَفِى خَلْقٍ جَدِيدٍ
Yine inkar edenler şöyle dediler: "Çürüyüp ufalandıktan sonra sizin yeniden diriltileceğinizi söyleyen bir adamı size gösterelim mi?
Kâfir olanlar (kendi aralarında) şöyle demişlerdi: "Çürüyüp paramparça olduğunuz zaman yeni bir yaratılışta olacağınızı dipnot 1 bildiren adamı size gösterelim mi?
Beri yanda inkara saplanmış olanlar (yandaşlarına) derler ki: "Siz paramparça olup dağıldıktan sonra, size yeniden yaratılacağınızı haber veren bir adam gösterelim mi?
Buna karşılık, hakikati inkara şartlanmış olanlar, (kendileri ile aynı zihniyette olanlara) şöyle derler: "(Ölüp) sayısız parçalara dağıldıktan sonra yeni bir yaratılışla -evet, dikkat edin, (yeni bir yaratılışla)- (hayata dönmüş) olacağınızı iddia eden bir adam gösterelim mi size?
Hakikat bilgisini inkar edenler dedi ki: "Unufak toz olduktan sonra, kesinlikle siz yeni bir yaratılışta olursunuz, diyerek Nebilik iddia eden bir adamı size gösterelim mi?"
İnkar edenler dediler ki: "Siz darmadağın olup dağıldığınızda, gerçekten sizin yeni bir yaratılışta bulunacağınızı size haber veren bir adamı gösterelim mi size?"
Kâfir olanlar (kendi aralarında) şöyle dediler: Çürüyüp paramparça olduğunuz vakit yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi gösterelim mi?
Nankörlük edenler, şöyle dediler: "Parçalar biçiminde dağıldıktan sonra, yeni bir yaratılışla yeniden yaratılacağınızı haber veren bir adamı size gösterelim mi?"
Kafir olanlar kendi aralarında şöyle dediler: "Çürüyüp paramparça olduğunuz vakit yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi gösterelim mi?"
İnkarcılar dediler, "Siz parça parça dağıldıktan sonra yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi bildiren bir adamı size gösterelim mi?"
İnkarcılar dediler, 'Siz parça parça dağıldıktan sonra yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi bildiren bir adamı size gösterelim mi?'
Böyle iken o küfredenler şöyle dediler: "Size, parçalanıp didik didik didiklendiğiniz zaman, muhakkak siz yeni bir yaratılış içinde bulunacaksınız diye, peygamberlik eden bir adam gösterelim mi?
Böyle iken o küfredenler şöyle dediler: Size bir adam gösterelim mi ki temamen didik didik didiklendiğiniz vakıt muhakkak siz, yeni bir hılkat içinde bulunacaksınız diye size Peygamberlik ediyor?
Kafirler alayımsı bir şekilde: "Çürüyüp, lime lime parçalandığınız zaman, sizin yeniden dirileceğinizi haber veren bir adamı size gösterelim mi?" dediler.
Kafirler alayımsı bir şekilde: "Çürüyüp, lime lime parçalandığınız zaman, sizin yeniden dirileceğinizi haber veren bir adamı size gösterelim mi?" dediler.
Gerçeği yalanlayan nankörler, alayımsı bir şekilde : "Çürüyüp, lime lime parçalandığınız zaman, sizin yeniden dirileceğinizi haber veren bir adamı size gösterelim mi?" dediler.
Küfredenler dediler ki: "Siz darmadağın olup dağıldığınızda, gerçekten sizin yeni bir yaratılışta bulunacağınızı size haber veren bir adamı gösterelim mi size?"
O küfredenler (birbirine şöyle) dedi (ler): "Siz didik didik parçalanıb dağıldığınız vakit her halde ve muhakkak tekrar yeni bir yaratılışda (bulunacağınızı) size (ehemmiyyetle) haber vermekde olan bir adam gösterelim mi size"?
Küfretmiş olanlar dediler ki: Siz, didik didik parçalanıp dağıldığınız zaman muhakkak sizin yeni bir yaratılışta bulunacağınızı haber veren bir adamı size gösterelim mi?
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Kâfir olanlar dediler ki: "Çürüyüp paramparça olduğunuz vakit yeniden dirileceğinizi söyleyerek haber veren kişiyi gösterelim mi?"
İnkar edenler, dediler ki: "Siz tamamen dağılıp parçalandıktan sonra, mutlaka yeni bir yaratılış içinde olacağınızı size haber veren bir adam gösterelim mi size?"
Kafirlik edenler (birbirlerine) şöyle dediler: "Size '(Ölüp de toprakta) tamamen parçalandığınızda kesinlikle yeni bir yaratılışla (diriltileceksiniz.)' diye haber veren bir adamı gösterelim mi dipnot 1 ?
Görmezlikten gelenler de şöyle diyeceklerdir: "Vücudunuz toprakta iyice dağılıp parça parça olmuşken yeniden dirileceğinizi haber veren adamı size gösterelim mi?
Kafirler: Size, paramparça olduğunuz zaman, sizin yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? dediler.
İnkar edenler: -Size, paramparça olduğunuz zaman, sizin yeni bir yaratılışla diriltileceğinizi haber veren bir adam gösterelim mi? dediler.
Küfre batanlar şöyle dedi: "Dağılıp parçalandığınızda, kesinlikle yepyeni bir yaratılış içinde olacağınız yolunda, peygamberce haberler veren bir adamı size gösterelim mi?"
Sebe' suresi, 8. ayet. أَفْتَرَىٰ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا أَم بِهِۦ جِنَّةٌۢ بَلِ ٱلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ بِٱلْـَٔاخِرَةِ فِى ٱلْعَذَابِ وَٱلضَّلَٰلِ ٱلْبَعِيدِ
"Allah'a karşı yalan mı uydurdu, yoksa onda delilik mi var?" Hayır, öyle değil! Ahirete inanmayanlar azap ve derin sapıklık içindedirler.
Acaba o, Allah'a yalan mı uydurmuştur? dipnot 1 Yoksa onda cinlenmişlik dipnot 2 mi var?" Hayır! Ahirete inanmayanlar (orada) azapta (olacaklar)dır ve derin bir sapkınlık içindedir.
O uydurduğu yalanı Allah'a mı isnat ediyor, yoksa kendisinde delilik belirtileri mi var?" Hayır! Asıl ahirete inanmayan kimseler, can yakıcı bir terk edilmişliğe ve en uç noktada bir sapıklığa mahkum olacaklar.
O, (bile bile) kendi uydurmalarını mı Allah'a isnad ediyor; yoksa bir deli mi?" Asla! (Peygamber'de hiçbir delilik yoktur;) ama ahirete inanmayanlar azaba gark olacak ve büyük bir sapkınlık içinde bulunacaklardır.
"(Acaba o adam) Allah'a atfen bir yalan mı uydurdu yoksa onda bir cinnet mi söz konusu?" (dediler). . . Tam tersine, sonsuz gelecek yaşamlarına iman etmeyenler, azap ve (hakikatten) uzak düşmüş bir sapma içindedirler.
" Allah'a karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler.
«Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda delilik mi var?» (dediler). Hayır! Ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve derin bir sapıklık içindedirler.
"Allah hakkında yalanlar söyleyerek iftira mı ediyor; yoksa delirmiş mi?" Hayır! Sonsuz yaşama inanmayanlar, hem ceza hem de derin bir sapkınlık içindedirler.
"Allah hakkında yalan mı uyduruyor, yoksa aklını mı yitirmiş bu?" dediler. Bilakis, ahirete inanmayanlar azaptadırlar ve derin bir sapıklık içindedirler.
"ALLAH'a yalan mı yakıştırıyor, yoksa kendisinde delilik mi var?" Halbuki ahireti onaylamayanlar, uzak bir sapıklık ve azap içindedirler.
'ALLAH'a yalan mı yakıştırıyor, yoksa kendisinde delilik mi var?' Halbuki ahirete inanmıyanlar, uzak bir sapıklık ve azap içindedirler.
Allah'a bir yalanı mı iftira etmekte, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, doğrusu o ahirete inanmayanlar, derin bir sapıklıkla azap içindedirler.
Bir yalanı Allaha iftira etmekte mi? Yoksa kendisinde bir cinnet mi var? Hayır doğrusu o Ahırete inanmıyanlar uzak bir dalaletle azab içindeler
"Bu adam ya uydurduklarını Allah'a dayandırıyor ya da cinnet geçiriyor!" Hayır, aslında inanmayanlar, çaresizlik ve derin bir sapkınlık içindedirler.
Bu adam, ya uydurduklarını Allah'a dayandırıyor ya da cinnet geçiriyor! Hayır, aslında ahirete inanmayanlar, çaresizlik ve derin bir sapkınlık içindedirler.
Bu adam, ya uydurduklarını Allah'a dayandırıyor ya da cinnet geçiriyor! Hayır, aslında ahirete inanmayanlar, çaresizlik ve derin bir sapkınlık içindedirler.
Tanrı'ya karşı yalan mı düzüp uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azabta ve uzak bir sapıklık içindedirler.
O, Allaha karşı yalan yere iftira mı etdi? Yoksa onda bir delilik mi var? Hayır, ahirete inanmamakda olanlar (orada) azabda, (dünyada da hakdan) uzak (bir) sapıklık içindedirler.
Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa kendisinde bir delilik mi vardır? Hayır, ahirete inanmayanlar azabtadırlar, uzak bir sapıklık içindedirler.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
"Acaba o, yalan yere Allah'a iftira mı etmiştir? Yoksa onda delilik mi var?" (dediler). Hayır! Öyle değil! Ahirete iman etmeyenler azap içinde ve uzak bir sapıklıktadır.
"Allah'a yalan mı uydurdu, yoksa kendisinde delilik mi var?" Hayır, ahirete inanmayanlar, azab ve uzak bir sapıklık içindedirler.
O, Allah'a bir yalan mı mal ediyor dipnot 1 yoksa cinlerin etkisine mi girmiş dipnot 2 ?" Hayır! Aslında Ahirete inanmayanlar azap içinde ve derin sapkınlıktadır dipnot 3 .
Bu adam Allah'a karşı yalan mı uyduruyor, yoksa cinlerin etkisine mi girmiş?" Aslında Ahirete inanmayanlar tam bir ızdırap ve derin bir sapkınlık içindedirler.
O, Allah hakkında yalan mı uyduruyor yoksa deliliği mi var? Hayır! Ahirete iman etmeyenler azap ve derin bir sapıklık içindedirler.
-O, Allah hakkında yalan mı uyduruyor yoksa deliliği mi var? Hayır! Ahirete inanmayanlar azapta ve derin bir sapıklık içindedirler.
"Yalan düzüp Allah'a iftira mı ediyor, yoksa çıldırmış mı bu?" Hayır, söyledikleri gibi değil! Gerçek şu ki, ahirete inanmayanlar, dönüşü olmayan bir sapıklık ve bir azap içindedirler.
Sebe' suresi, 9. ayet. أَفَلَمْ يَرَوْا۟ إِلَىٰ مَا بَيْنَ أَيْدِيهِمْ وَمَا خَلْفَهُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ وَٱلْأَرْضِ إِن نَّشَأْ نَخْسِفْ بِهِمُ ٱلْأَرْضَ أَوْ نُسْقِطْ عَلَيْهِمْ كِسَفًا مِّنَ ٱلسَّمَآءِ إِنَّ فِى ذَٰلِكَ لَـَٔايَةً لِّكُلِّ عَبْدٍ مُّنِيبٍ
Onlar, önlerindeki ve arkalarındaki (kendilerini dört bir yandan kuşatan) göğe ve yere bakmadılar mı? Eğer dilersek onları yere geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunda, Rabbine yönelen her kul için bir ibret vardır.
Onlar gökten ve yerden, önlerinde ve arkalarında (olup bitenlere) hiç bakmıyorlar mı? Dilesek onları yere batırır veya üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz ki bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ders vardır.
Onlar gökten ve yerden ne kadarını önlerine serdiğimize, ne kadarını da kendilerinden gizlediğimize bakmazlar mı? Eğer Biz dileseydik, onları yerin dibine geçirir ya da göğü başlarında paralardık. Şüphe yok ki bütün bunlarda, O'na yönelen her bir kul için mutlaka alınacak bir ders vardır.
Göğün ve yerin ne kadar az kısmının önlerine serildiğini, ne kadarının da gizlendiğini anlamazlar mı? (Yine anlamazlar mı ki) Biz dileseydik onları yerin dibine batırır, yahut göğü başlarına geçirirdik? Bütün bunlarda, (pişmanlık duyarak) O'na yönelen her (Allah'ın) kul(u) için bir ders vardır.
Önlerinde ve arkalarında (gelecekte ve geçmişte), semadan ve arzdan (bilinç ve bedenen) neler olduğunu görmediler mi? Eğer dilesek onları arza batırırız (bedensellikte boğarız Esma'mızdan açığa çıkan bir şekilde) yahut üzerlerine semadan parçalar düşürürüz (düşüncelerini alt - üst ederiz)! Muhakkak ki bunda (hakikatine) yönelen her kul için elbette bir işaret vardır.
Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek, onları yerin dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Allah'a) yönelen' her kul için bir ayet vardır.
Onlar, gökte ve yerde önlerine ve arkalarına bakmıyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ibret vardır.
Hem gökten hem de yeryüzünden, önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer dilersek, onları yerin dibine geçiririz veya onların üzerine gökten parçalar düşürürüz. Aslında, işte bunda, içtenlikle yönelen her kul için kesinlikle bir gösterge vardır.
Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunana bakmıyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız, ya da üzerlerine gökten parçalar indiririz. Şüphesiz bunda Rabbine yönelen her kul için bir ders vardır.
Göklerde ve yerde, önlerinde ve arkalarında bulunanlara bakmadılar mı? Dilersek onları yere batırır veya gökten bir kütle düşürürüz. Her yönelen kul için elbette bunda bir işaret vardır.
Göklerde ve yerde, önlerinde ve arkalarında bulunanlara bakmadılar mı? Dilersek onları yere batırır veya gökten bir kütle düşürürüz. Her yönelen kul için elbette bunda bir işaret vardır.
Ya gökten ve yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilersek kendilerini yere indiriveririz yahut gökten üstlerine parçalar düşürürüveririz. Gerçekten onda hakka gönül veren her kul için şüphesiz bir ibret vardır.
Ya Gökten ve Yerden önlerindekine ve arkalarındakine bir bakmazlar mı? Dilersek kendilerini Yere geçiriveririz, yahud Gökten üzerlerine parçalar düşürüveririz hakıkaten onda inabe edecek (hakka gönül verecek) bir kul için şübhesiz bir ayet vardır
Onlar, göklerde ve yerde, önlerinde ve arkalarında olanları görmediler mi? Dilersek onları yere geçiririz. Veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunlarda dipnot 1 yönelen dipnot 2 her kul için ayet dipnot 3 vardır.
Onlar, göklerde ve yerde, önlerinde ve arkalarında olanları görmediler mi? Dilersek onları yere geçiririz. Veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunlarda dipnot 1 yönelen dipnot 2 her kul için ayet dipnot 3 vardır.
Onlar, göklerde ve yerde, önlerinde ve arkalarında olanları görmediler mi? Dilersek onları yere geçiririz. Veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Bunlarda dipnot 1 yönelen dipnot 2 her kul için ayet dipnot 3 vardır.
Onlar, gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Eğer biz dilersek, onları yerin dibine geçirir ya da gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. Hiç şüphesiz, bunda 'gönülden (Tanrı'ya) yönelen' her kul için bir ayet vardır.
Gökden ve yerden önlerinde ne var, arkalarında ne var, bakmadılar mı? Eğer biz dilersek onları yere geçiririz, yahud gökden üstlerine parçalar düşürürüz. Şübhe yok ki bunda Rabbine dönen her kul için elbet bir ibret vardır.
Gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında olanı görmüyorlar mı? Biz, istersek; onları yerin dibine geçirir veya üzerlerine gökten parçalar indiririz. Muhakkak ki bunda, Allah'a yönelen her kul için bir ayet vardır.
(1-9) Hamd Allah içindir, semalar ve yerde ne varsa onundur, diğer hayatta da / ahirette de hamd onundur, (Verince şükredilir, verince yahut alınca, iki durumda da hamdedilir. Her şey onundur, verdiğinin bir kısmını geri alır, sende geri kalan yine onundur, daha fazla vermek için almış olabilir, yeniden verebilecek olan da yine O’dur.) ve o gerekçeli karar verir / hakimdir, haberdardır. Yere / Arza giren ne varsa ve ondan çıkan ne varsa bilir, (Gökten inenler ve arzdan çıkanlar; nüzul -miraç ikilisi, yağmur -filiz ikilisi, vahiy -dua ikilisi, melek -ruh ikilisi, gazap -isyan ikilisi ) O esirgeyendir, bağışlayandır. Kafirler saat bize gelmeyecek dediler, deki Bilakis gayb olanı bilen Rabbim sizlere onu getirecek, göklerde ve yerde zerre miktar da olsa onun aklından gitmez / gözünden kaçmaz, bundan daha küçük te olsa büyükte olsa muhakkak apaçık bir kitaptadır. İman edip ıslah edici ameller yapanlar için işte onlar için bağışlanma / mağfiret ve ikram edilen bir rızık vardır. Ayetlerimizde bizi aciz bırakmak için koşuşturan lar, onlar için de acıtıcı pislikten bir azap vardır. İlim verilenler, Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu / hak olduğunu ve saygın olanın, övülenin yoluna ilettiğini görüyorlar. Kafirler dediler ki; her bir parçalanan gibi sizde parçalandığınız vakit kesinlikle yeni bir yaratılış içinde olacağınızı haber veren adamı sizlere belli edelim mi? Allah’a iftira mı atıyor? yoksa onda bir cinnet hali mi var? Bilakis sonraki hayata / ahirete iman etmeyenler azap içindedirler, uzak bir sapıklık içindedirler. Önlerindekileri, arkalarındakileri, göktekileri ve yerdekileri görmediler mi? Eğer istersek biz, inanmayanları yere geçiririz / batırırız, ya da gökten üzerlerine parçacıklar dökeriz, işte bunda kesinlikle gönülden yönelen / münib kul için ayetler vardır.
Onlar önlerindeki ve arkalarındaki göğe ve yeryüzüne bakmıyorlar mı? Dilersek onları yere batırır veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. İşte bunda, (Rabbine) ihlasla yönelen her kul için bir ayet/delil vardır.
Onlar gökten ve yerden önlerinde ve arkalarında bulunanı, (kendilerini her yandan kuşatan göğü ve yeri) görmüyorlar mı? Dilesek onları yere batırırız ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Şüphesiz bunda (Rabbine) yönelen her kul için bir ibret vardır.
Onlar, önlerinde ve arkalarında olan göğe ve yere bakmadılar mı dipnot 1 ? Gerek görürsek dipnot 2 onları yerin dibine geçirir veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz dipnot 3 . Hiç şüphesiz bunda, Allah'a yönelen her kul için bir ayet /bir gösterge vardır dipnot 4 .
Bunlar, önlerinde ve arkalarındaki göğe ve yere bakmadılar mı? Emretsek onları yere batırır veya gökten başlarına parçalar düşürürdük. Bunda, Allah'a yönelen her kul için dersler vardır.
Onlar önlerindeki ve arkalarındaki göğe ve yeryüzüne bakmıyorlar mı? Dilersek onları yere batırır veya gökten üzerlerine parçalar düşürürüz. İşte bunda, her ihlasla yönelen kul için bir ayet/delil vardır.
Onlar önlerindeki arkalarındaki göğe ve yeryüzüne bakmıyorlar mı? Dilersek onları yere batırır veya gökten bir parça üzerlerine düşürürüz. İşte bunda, her ihlasla yönelen kul için bir işaret vardır.
Onlar, önlerinde ve arkalarında, gökten ve yerden neler var, görmediler mi? Dilesek onları yere batırırız ya da üzerlerine gökten parçalar düşürürüz. Hiç kuşkusuz, bütün bunlarda Allah'a yönelen her kul için mutlak bir ibret vardır.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.