Diyanet İşleri
(49-50) Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.
Sâd suresi · 50–64. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Sâd suresi, 50. ayet. جَنَّٰتِ عَدْنٍ مُّفَتَّحَةً لَّهُمُ ٱلْأَبْوَٰبُ
(49-50) Bu bir öğüttür. Allah'a karşı gelmekten sakınanlar için elbette güzel bir dönüş yeri, kapıları kendilerine açılmış olarak Adn cennetleri vardır.
(50, 51) İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler dipnot 1 (vardır).
Kalıcı güzelliğin üretildiği merkez olan cennetlerin kapıları onlar için ardına kadar dayalı olacaktır.
Kapıları ardına kadar açık sonsuz mutluluk, esenlik bahçeleri,
Kapıları kendilerine açılmış halde Adn cennetleridir.
Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır.
Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
Kapıları onlar için açılmış olan Adn cennetleri.
Kendilerine kapıları açılmış 'Adn cennetleri vardır.
Ve kapıları kendilerine açılmış Adn bahçeleri vardır.
Ve kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri vardır.
Bütün kapıları kendilerine açılmış olan Adn cennetleri vardır.
Adn Cennetleri; açılarak kendilerine bütün kapılar
Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
Adn Cennetlerinin kapıları onlara açıktır.
Adn cennetleri; kapılar onlara açılmıştır.
Adin cennetleri. Onlar için bütün kapılar tastamam açılmışdır.
Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Kapıları yalnızca kendilerine açılmış Adn Cennetleri vardır.
Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.
Adn cennetleri! dipnot 1 Kapıları onlar için açılmış olacak dipnot 2 .
Onlara, kalıcı cennetler (bahçeler) verilecek, bütün kapılar onlara açık olacaktır.
Kapıları kendilerine açılmış Adn Cennetleri...
Kapıları kendilerine açılmış Adn Cennetleri...
Kapıları kendilerine açılmış Adn cennetleri.
Sâd suresi, 51. ayet. مُتَّكِـِٔينَ فِيهَا يَدْعُونَ فِيهَا بِفَٰكِهَةٍ كَثِيرَةٍ وَشَرَابٍ
Onlar orada koltuklara yaslanmış olarak pek çok meyveler ve içecekler isterler.
(50, 51) İçlerinde yaslanabilecekleri, her çeşit meyve ve içeceği isteyebilecekleri, kapıları onlar için açılmış durulmaya değer bahçeler dipnot 1 (vardır).
Orada huzurla uzanacaklar; ve meyvesine (dek) her çeşit lezzetli (yiyecek) ve içeceği talep edebilecekler.
orada uzanıp dinlenecekler; (ve) her tür meyveyi ve içeceği, (serbestçe) isteyebilecekler,
Zevkle kurularak, o hal içinde birçok meyve ve keyiflendirecek içki isterler.
İçinde yaslanıp dayanmışlardır; orda birçok meyve ve şarap istemektedirler.
Onlar koltuklara yaslanıp kurularak orada bir çok meyveler ve içecekler isterler.
Yaslanmış olarak, türlü meyveler ve içkiler isterler.
Orada koltuklara yaslanırlar. Birçok meyve ve içecek isterler.
Orada konfor içinde bol meyve ve içecek isterler.
Orada konfor içinde bol meyve ve içecek isterler.
İçlerine kurularak orada bir çok yemişle bambaşka bir içki isteyeceklerdir.
İçlerinde kurularak orada bir çok yemişle bambaşka bir içki isteyecekler
Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek çok meyve ve içecek sunulur.
Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek çok meyve ve içecek sunulur.
Orada keyiflerince oturmuş olarak onlara pek çok meyve ve içecek sunulur.
İçinde yaslanıp dayanmışlardır; orada birçok meyve ve şarap istemektedirler.
İçlerinde yaslanıb kuruluculardır onlar, Orada bir "ok yemişler), içecek (ler) isteyecekler.
Orada tahtlara yaslanmış olarak birçok meyveler ve içecekler isterler.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Orada koltuklarına kurulmuşlar, birçok meyve ve içecek isterler.
Orada (koltuklara) yaslanarak bir çok meyva ve içki isterler.
Oralara kurularak çeşit çeşit meyveler ve içecekler isteyeceklerdir dipnot 1 .
Orada keyif çatacaklar, çeşit çeşit meyveler ve içecekler isteyeceklerdir.
Orada koltuklarına kurulmuşlar, birçok meyve ve içecek isterler.
Orada koltuklarına kurulmuşlar bir çok meyve ve içecek isterler.
Orada, yaslanmış olarak birçok meyve ve içecek isterler.
Sâd suresi, 52. ayet. وَعِندَهُمْ قَٰصِرَٰتُ ٱلطَّرْفِ أَتْرَابٌ
Yanlarında gözlerini kendilerinden ayırmayan yaşıt eşler vardır.
Yanlarında yaşlarına uygun, bakışlarını kendilerine yönelten (eş)ler dipnot 1 (bulunacaktır).
Yanlarında kendilerine denk, gözü dışarda olmayan (eşler) bulunacak.
yanıbaşlarında yumuşak bakışlı, uyumlu eşler olacak.
Onların (Esma kuvveleriyle kendini - Rabbini tanımış şuurların) indlerinde gözlerini kendilerinden (açığa çıkacaklara) çevirmiş aynı yaşıtlar (bedenler) vardır. (Esma hakikatiyle kendini tanımış {Rabbine yakin elde etmiş} bilinçlerin açığa çıkaracağı manaları uygulamaya hazır bekleyen yaşıtları {açılım kapasitelerine uygun özellikte} olan cennet bedenleri. A. H. )
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır.
Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt güzeller vardır.
Yanlarında da yumuşak bakışlı yaşıtlar vardır.
Yanlarında, eşlerinden başkasına bakmayan, kendilerine yaşıt eşler vardır.
Yanlarında gözlerinin içine bakan yaşıtları vardır.
Yanlarında gözlerinin içine bakan yaşıtları vardır.
Yanlarında da gamzeleri kasan (bakışları yalnız kocalarına dönük) aynı yaşta dilberler vardır.
Yanlarında da gamzeleri kasan hep bir yaşıd dilberler
Ve yanlarında, bakışlarını koruyan yaşıtlar vardır. dipnot 1
Ve yanlarında, bakışlarını koruyan yaşıtlar vardır. dipnot 1
Ve yanlarında, bakışlarını eşlerine dikmiş yaşıtlar.
Ve yanlarında bakışlarını yalnızca eşlerine çevirmiş yaşıt kadınlar vardır.
Yanlarında da gözlerini yalınız (zevcelerine) dikmiş, bir yaşıt (dilberler) vardır.
Yanlarında gözlerini yalnız eşlerine dikmiş aynı yaştan güzeller vardır.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Yanlarında bakışlarını yalnız kendilerine dikmiş yaşıt eşler vardır.
Yanlarında da bakışlarını yalnız (kocalarına) diken (kendileriyle) yaşıt dilberler vardır.
Yanlarında gözlerini üzerlerinden ayırmayan, birbirleriyle yaşıt dişi varlıklar /huriler dipnot 1 olacaktır.
Yanlarında gözlerini üzerlerinden ayırmayan, yaşıt hizmetçi kızlar (huriler) olacaktır.
Yanlarında da gözlerini kendilerine dikmiş yaşıt güzeller vardır.
Yanlarında da gözlerini kendilerine dikmiş onlara denk güzeller vardır.
Yanlarında, bakışlarını eşlerine yöneltmiş yaşıt dilberler vardır.
Sâd suresi, 53. ayet. هَٰذَا مَا تُوعَدُونَ لِيَوْمِ ٱلْحِسَابِ
İşte bunlar, hesap günü için size vaad edilenlerdir.
Hesap günü için size vadedilen budur.
İşte bu, Hesap Günü için size verilen sözdür:
İşte bu, Hesap Günü için size verilen sözdür:
İşte budur, yaptıklarınızın sonucunu yaşama süreci için size vadolunan!
İşte hesap günü size va'dedilen budur.
İşte, hesap günü için size vâdolunan şeyler bunlardır.
İşte bu, Hesap Günü için size verilen sözdür.
İşte, hesap günü için, size vaad edilen budur.
Hesap Günü için size söz verilen budur.
Hesap Günü için size söz verilen budur.
İşte bu, o hesap günü için size va'dedilenlerdir.
İşte bu, o hisab günü için size va'dolunan
İşte bu, Hesap Günü için size söz verilenlerdir.
İşte bu, hesap günü için size söz verilenlerdir.
İşte bu, hesap günü için size söz verilenlerdir.
İşte hesap günü size vaadedilen budur.
İşte hesab günü için size va'dolunagelen şey (ler) bunlardır.
İşte hesab günü için size vaadolunan budur.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
İşte hesap günü için size vadedilen budur.
İşte, hesap günü için size söz verilen budur!
İşte bunlar, hesap gününde size verileceği vaadedilen şeylerdir dipnot 1 .
Hesap günü için size söz verilen budur.
Bu, hesap günü size vadolunanlardır.
Bu, hesap günü size vaat olunanlardır.
Hesap günü için size vaat edilen işte budur.
Sâd suresi, 54. ayet. إِنَّ هَٰذَا لَرِزْقُنَا مَا لَهُۥ مِن نَّفَادٍ
İşte bu bizim verdiğimiz rızıktır. Ona asla tükenme yoktur.
Şüphesiz ki bu(nlar), bitip tükenmek bilmeyen rızıklarımızdır. dipnot 1
elbet Bizim verdiğimiz bu rızık, asla tükenme riski taşımamaktadır.
Bu, (size) vereceğimiz tükenmeyen nimetimizdir!
Muhakkak ki işte bu bizim yaşam gıdamızdır. . . Hiç tükenmeyen!
Şüphesiz bu, Bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
Şüphesiz bu, bizim verdiğimiz rızıktır. Ona bitmek ve tükenmek yoktur.
Aslında, işte bu, tükenmeyen geçimliğimizdir.
Şüphesiz bu, bizim vaadimiz olan rızıktır. Onda tükenmek yoktur.
Bizim bu rızkımız tükenmez.
Bizim bu rızkımız tükenmez.
İşte bu bizim hiç tükenmeyecek rızkımızdır.
İşte ki bu bizim rızkımız, muhakkak ki ona hiç tükenmek yok
Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
Bu, bitmez tükenmez rızkımızdır.
Şüphesiz bu, bizim rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
Şübhe yok ki bü, bizim bitib tükenmeyecek rızkımızdır.
Doğrusu bu, Bizim rızkımızdır, onun için bitip tükenme yoktur.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Şüphesiz bu, bizim (ihsan ettiğimiz) rızkımızdır, bitip tükenmesi de yok.
Doğrusu bizim bu rızkımızın bitip tükenmesi yoktur!
Bunlar, vereceğimiz rızıklardır; asla tükenmeyecektir dipnot 1 .
Bu rızık bizdendir; tükenecek değildir.
İşte bu hiç tükenmeyecek rızıklarımızdır.
İşte bu hiç tükenmeyecek rızıklarımızdır.
İşte bu, bizim verdiğimiz rızıktır elbette. Bitip tükenmesi yoktur onun.
Sâd suresi, 55. ayet. هَٰذَا وَإِنَّ لِلطَّٰغِينَ لَشَرَّ مَـَٔابٍ
(55-56) İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!
(55, 56) (İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
Bu böyledir! Ama bir de haddini bilmez azgınlar var ki, onları da en kötü bir menzil beklemektedir:
Bu, (dürüst ve erdemliler içindir); doğruluk ve dürüstlük sınırlarını aşanları ise en kötü bir akibet beklemektedir.
İşte bu! Muhakkak ki, taşkınlık yapanlar için de dönüş yerinin şerrlisi vardır.
Bu (böyle işte); gerçekten azgınlar için de muhakkak varılacak kötü bir yer vardır.
Bu böyle; ama azgınlara kötü bir gelecek vardır.
İşte böyledir. Azıtanlar için de kesinlikle kötü bir gelecek vardır.
Bu da bir uyarıdır. Şüphesiz, azgınlar için de kötü bir gelecek vardır.
Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hakederler.
Bu böyledir; azgınlar ise kötü bir yeri hakederler.
Bu böyledir. Şüphesiz azgınlar için de kötü bir gelecek vardır.
Bu böyle, şübhesiz azgınlar için de fena bir istikbal (şer bir meab) var
İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü bir gelecek vardır.
İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü bir gelecek vardır.
İyilerin durumu budur. Azgınlar için ise kötü bir gelecek vardır.
Bu (böyle işte); gerçekten azgınlar için de muhakkak kötü bir dönüş yeri (meab) vardır.
Bu, (ehl-i cennete mahsusdur). Azgınların gideceği yer ise muhakkak en kötü (bir merci) dir:
Bu böyle. Azgınlar için de sonucun en kötüsü vardır.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Bu (takva sahipleri içindi; ama) azgınlar içinse muhakkak varılacak kötü bir yer vardır.
Bu böyledir; fakat azgınlara da en kötü bir gelecek vardır:
İşte bu (müttakilerin durumudur). Haddini aşanlar için ise şüphesiz ki varılacak kötü bir yer vardır;
Burası böyle olacak ama azgınların sonu da çok kötü olacaktır.
İşte şu da, azgınlar için kötü bir varış yeri vardır.
İşte şu da azgınlar için kötü bir gelecek...
Bu, budur! Azgınlara da kötü bir gelecek vardır elbette!
Sâd suresi, 56. ayet. جَهَنَّمَ يَصْلَوْنَهَا فَبِئْسَ ٱلْمِهَادُ
(55-56) İşte böyle! Şüphesiz azgınlar için elbette kötü bir dönüş yeri, cehennem vardır. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!
(55, 56) (İyilerin durumu) böyleyken, azgınlara da içine girecekleri, çok feci bir yatak olan kötü bir varış yeri, yani cehennem hazırlanmıştır.
cehennem... (Onlar da) ona yaslanacaklar: ama o ne berbat bir döşektir.
Onlar cehennemi tadacaklar, ne feci bir meskendir o!
Cehennemdir ki ona yaslanırlar! Ne kötü bir yaşam ortamıdır o!
Cehennem; onlar oraya girerler; ne kötü bir yataktır o.
Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir.
Cehenneme yaslanırlar; artık, ne kötü bir yataktır.
Onlar cehenneme girecekler. Orası ne kötü bir kalma yeridir!
Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır.
Cehennemde yanarlar; ne kötü bir duraktır.
Cehennem! Ona yaşlanacaklar, fakat o ne çirkin döşektir!
Cehennem, ona yaslanacaklar, fakat o ne çirkin döşek
Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yataktır.
Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yataktır.
Varacakları yer Cehennem'dir. Orası ne kötü bir yataktır.
Cehennem; onlar oraya girerler, ne kötü bir yataktır o.
Cehennem! Onlar buraya girecekler. Artık ne kötü döşekdir o!
Cehennem. Oraya girerler. Ne kötü bir konaktır.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Cehennem. Onlar oraya girerler. Orası ne kötü bir yataktır!
Cehennem! Oraya girerler. Ne kötü bir döşektir o!
Cehennem! Orada kalacaklardır. Ne kötü bir yerleşim alanıdır orası! dipnot 1
Cehenneme gidecekler ve orada kavrulacaklardır. Ne kötü yataktır o!
Cehennem! Oraya atılacaklar. Ne kötü bir yer.
Cehennem! Oraya atılacaklar. Ne kötü daraltılmıştır.
İçine dalacakları cehennem! Ne kötü döşektir o!
Sâd suresi, 57. ayet. هَٰذَا فَلْيَذُوقُوهُ حَمِيمٌ وَغَسَّاقٌ
İşte (azap), onu tatsınlar: Bir kaynar su ve bir irin.
(57, 58) İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
Bu (da) böyledir! O halde bırak da, (yürek) dağlayıcı ve zift gibi iç karartıcı zehirli bir azabı sonuna kadar tatsınlar;
Bu, (işte böyleleri içindir,) öyleyse bırak tatsınlar: yakıcı bir ümitsizlik ve buz gibi bir karanlık,
İşte bu! Tatsınlar onu! Kaynar su (yakıcı benlik fikirleri) ve irindir (bedensellik kabulünün getirisi fiillerin yaşatacağı olaylar)!
İşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin.
İşte bu; kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar.
İşte böyledir. Artık, onu tatsınlar; kaynar su ve iğrenç bir sıvı.
İşte bu, kaynar su ve irindir. Onu tatsınlar.
İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.
İşte onu tatsınlar: Kaynar su ve irin.
İşte kaynar su ve irin; tatsınlar onu.
İşte, artık tatsınlar onu bir hamim ve bir ğassak
İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
İşte kaynar ve kokuşmuş su; tatsınlar bakalım!
İşte bu; tatsınlar onu: Kaynar su ve irin.
İşte o azabı, (evet) onu tatsınlar (ki bu) kaynar su ve irindir.
İşte şu, kaynar su ve irin. Tatsınlar onu.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
İşte bu kaynar su ve irindir, artık onu tatsınlar.
İşte onu tadsınlar: Kaynar ve kokuşmuş sudur!
İşte çok sıcak ve çok soğuk.. (Cehennem bu,) onu tatsınlar! dipnot 1
Onlarınki bu! Tatsınlar bakalım, kaynar ve dondurucu su.
İşte bu azap! Tatsınlar onu, kaynar su ve irin!
İşte bu azap! tatsınlar onu, kaynar su ve irin!
İşte burada! Hadi, tatsınlar onu: Kaynar su, kokuşmuş irin.
Sâd suresi, 58. ayet. وَءَاخَرُ مِن شَكْلِهِۦٓ أَزْوَٰجٌ
O azaba benzer çeşit çeşit başka azaplar da vardır.
(57, 58) İşte (ceza türleri); kaynar su, irin ve ona benzer daha nicelerinden oluşan (cehennemi) tatsınlar!
ve aynı türden ona eşdeğer daha başka azap çeşitlerini de...
ve aynı cinsten azap üstüne azap!
Aynı şekilde diğerleri, eşleriyle (hem bilinç - benlik hem de uygun beden) !
Ve onun şeklinden başka, çift çift (olan daha beter azablar) vardır.
Buna benzer daha türlü türlü başkaları da vardır.
Ve bunlara benzeyen çok sayıda cezalar.
Bu tür çeşit çeşit diğer azaplar da vardır.
Bunlara benzer daha başkaları da vardır.
Bunlara benzer daha başkaları da vardır.
Ve o şekilden çifter çifter diğer azaplar.
Ve o şekilden bir diğeri: çifte çifte
Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
Ve aynı türden çeşit çeşit azaplar.
Ve onun şeklinden başka, çift çift (olan daha beter azablar) vardır.
O şekilden başka daha diğer nevi' (azab) lar da vardır.
Bunlara benzer daha başkaları da vardır.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
O türden başka çeşit çeşit (azap) daha vardır.
Ve daha başka çeşit çeşit (azab) vardır.
Bunun benzeri daha nice çifter çifter (azap)...
Bunun benzeri daha nice çifte azap.
Ve buna benzer başka cinsten çeşit çeşit azap...
Ve buna benzer başka cinsten azap...
Ve o türden bir başkası daha: Çifter çifter.
Sâd suresi, 59. ayet. هَٰذَا فَوْجٌ مُّقْتَحِمٌ مَّعَكُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِهِمْ إِنَّهُمْ صَالُوا۟ ٱلنَّارِ
(Kendi aralarında şöyle derler:) "İşte sizinle beraber cehenneme tıkılacak bir grup. Onlara rahat ve huzur olmasın! Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir."
(Melekler, inkârcıların liderlerine) "İşte bunlar, sizin peşinize takılan topluluktur; (bakın işte) rahat yüzü görmeyecekler; onlar mutlaka ateşe gireceklerdir!" (diyeceklerdir).
(Küfrün rehberlerine denilecek ki): "İşte şu güruh, körü körüne arkanıza takılan yandaşlarınız!" (Onlar şöyle cevap verecek): "Rahat yüzü görmesin onlar! Elbet onların da ateşe girmesi gerek!"
(Ve onlar birbirlerine soracaklar: "Gördünüz mü) sizinle birlikte körükörüne (günaha) dalan bu kalabalığı? Rahat yüzü görmesin onlar! Elbet onlar (da) ateşi tadacaklar!"
İşte bu sizinle beraber (cehenneme) katlanan bir grup. . . (Suça yönlendirenleri der ki): "Onlara 'Merhaba = rahat olma temennisi' geçersizdir. . . Muhakkak ki onlar yanmaya maruz kalanlardır. "
(Müşrik olan hakim güçlere:) "İşte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir).
(İnkarcıların liderlerine:) İşte bu sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur (denildiğinde, liderler:) Onlar rahat yüzü görmesin (derler). Onlar mutlaka ateşe gireceklerdir.
"İşte şunlar da sizinle birlikte girecek olanlar!" "Onlara, ‘Merhaba' yok! Kuşkusuz, ateşe gireceklerdir!"
İnkarcıların önderlerine, "İşte bu, sizinle beraber cehenneme girecek topluluktur" denildiğinde, "Onlar rahat yüzü görmesin, onlar mutlaka ateşe gireceklerdir" derler.
"Bunlar sizinle birlikte paldır küldür sürüklenen bir gruptur." (denilince, cehennemdeki liderler:) "Onlar hoş gelmediler. Onlar ateşte yanacaklar."
'Bunlar sizinle birlikte paldır küldür sürüklenen bir gruptur.' (denilince, cehennemdeki liderler:) 'Onlar hoş gelmediler. Onlar ateşte yanacaklar.'
Şu maiyyetiniz, göğüs germiş bir alay! Onlara merhaba (rahatlık) yok; çünkü onlar cehenneme salınıyorlar.
(59-60) Şu: bir alay maıyyetinizde göğüs germiş; onlara merhaba yok, çünkü onlar Cehenneme salınıyorlar. Hayır derler size merhaba yok, onu bize siz takdim ettiniz, bakın ne fena yatak.
İşte bunlar da sizinle birlikte azaba katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek olanlardır.
İşte bunlar da sizinle birlikte azaba katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek olanlardır.
İşte bunlar da sizinle birlikte azaba katlanacak olan bir gruptur. Onlara rahatlık yoktur. Onlar, ateşe girecek olanlardır.
(Müşrik olan hakim güçlere:) "işte bu(nlar) da sizinle birlikte (küfür ve zulümde) göğüs gerenlerdir. Onlara bir merhaba (bile) yok. Çünkü onlar ateşe gireceklerdir." (denilir).
İşte şu (nlar dünyada) körü körüne maıyyetinize koşub giren güruhdur. Onlar rahat (huzur) görmesinler. Çünkü onlar (bihakkın) o ateşe gireceklerdir.
İşte bu topluluk, sizinle beraber göğüs gerenlerdir. Rahat yüzü görmesin onlar. Muhakkak cehenneme gireceklerdir.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
(Kendi aralarında şöyle derler:) “İşte şunlar sizinle beraber (elim ateşe) girecek olanlardır.” (Zalimler ise der ki:) “Onlar rahat yüzü görmesinler! Onlar (da bizim gibi) ateşe gireceklerdir.”
İşte şunlar da sizinle beraber (cehenneme) girecek olanlardır: "Onlara merhaba yok, (yerleri geniş olmasın, rahat yüzü görmesinler)! Onlar ateşe gireceklerdir."
(Cehennem görevlileri önderlere şöyle diyecektir:) İşte sizinle birlikte gözü kapalı dalan güruh! (Önderler de onlara şöyle diyeceklerdir:) "Onlara merhaba! yok. Onlar da bu ateşte kalacaklardır dipnot 1 ."
Onlara: "İşte sizinle birlikte günaha dalan bir bölük daha!" denir. Bunlar da rahat yüzü görmeyecek, ateşe atılacaklardır.
Bu, sizinle birlikte girecek bir grup, (İleri gelen azgınlar birbirlerine) rahat yüzü yok size (derler). Şüphesiz onlar cehenneme gireceklerdir.
-Bu, sizinle birlikte girecek bir grup, rahat yüzü görmeyecekler çünkü ateşe atılacaklar.
Şöyle denilir: "İşte sizinle birlikte direnişe geçen bir grup. 'Merhaba' yok onlara! Onlar ateşe salınıyorlar."
Sâd suresi, 60. ayet. قَالُوا۟ بَلْ أَنتُمْ لَا مَرْحَبًۢا بِكُمْ أَنتُمْ قَدَّمْتُمُوهُ لَنَا فَبِئْسَ ٱلْقَرَارُ
O grup da, "Hayır, size rahat ve huzur olmasın. Bu cehennemi bizim önümüze siz sürdünüz. Orası ne kötü durak yeridir!" der.
(Saptırılanlar liderlerine) "Asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu (ateşi) bize siz sundunuz! Burası ne kötü bir yerdir!" diyeceklerdir.
(Körü körüne izleyenler ise), "Hayır, (sorumlu) sizsiniz! Asıl siz rahat yüzü görmeyin! Bunu başımıza siz sardınız ve gele gele en berbat yeri (buldunuz)!" diyerek
(Ve) onlar, (ayartılmış olanlar,) feryad edecekler: "Hayır, asıl (sorumlu) sizsiniz! Siz rahat yüzü görmeyin! Bunu başımıza getiren sizsiniz: Ne kötü bir yer burası!"
(O önderlere uyanlar ise): "Hayır, asıl size 'Merhaba = rahat olmak' yoktur. . . Onu (cehennemi) bize siz önerdiniz! Ne kötü bir karargahtır bu!" dediler.
(Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz. Ne kötü bir durak."
(Liderlere uyanlar ise:) Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin! Onu bize siz sundunuz! Ne kötü bir yerdir! derler.
"Hayır!" diyecekler; "Aslında, size, ‘Merhaba' yok! Bunu, önümüze siz çıkardınız; ne kötü bir yer burası!"
Önderlere uyanlar ise, "Asıl siz rahat yüzü görmeyiniz! Bizi buraya süren sizsiniz. Burası ne kötü bir yerdir!" derler.
Onlar da derler ki, "Aslında siz hoş gelmediniz. Bizi bu duruma siz soktunuz; ne kötü bir son!"
Onlar da derler ki, 'Aslında siz hoş gelmediniz. Bizi bu duruma siz soktunuz; ne kötü bir son!'
(Bu topluluk): "Hayır, asıl size rahatlık yok, bunu bize siz hazırladınız; bakın ne kötü yatak!" derler.
(59-60) Şu: bir alay maıyyetinizde göğüs germiş; onlara merhaba yok, çünkü onlar Cehenneme salınıyorlar. Hayır derler size merhaba yok, onu bize siz takdim ettiniz, bakın ne fena yatak.
Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!" dediler.
Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!" dediler.
Diğerleri ise: "Hayır! Asıl size rahatlık yok. Ona uğramamızın sebebi sizsiniz. O ne kötü bir konaklama yeridir!" dediler.
(Onlara uyanlar) Derler ki: "Hayır, sizler; asıl size bir merhaba yok. Bunu (azabı) siz bizim önümüze sürdünüz. Ne kötü bir durak."
(Tabi' olanlar rüesaya) derler: "Hayır, siz, asıl rahat (huzur) görmeyin. Bunu bizim önümüze siz getirdiniz. (Bakın) ne çirkin durum"!
Dediler ki: Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Bizi buraya siz sürdünüz. Ne kötü bir duraktır burası.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
(Zalimlere uyanlar ise:) “Hayır, asıl siz rahat yüzü görmeyin. Onu bize siz sundunuz. Ne kötü bir yerdir.” diyeceklerdir.
(Uyanlar, uyulanlara) Dediler ki: "Hayır, asıl size merhaba yok, (asıl siz rahat yüzü görmeyin), siz bunu bizim önümüze getirdiniz. Ne kötü durak (bu)!"
(Onlara uyanlar da:) "Asıl size merhaba yok! Bunu (dünyada güzel göstererek) bize siz sundunuz. Ne kötü kalma yeri!" diyeceklerdir.
(Yeni gelenler öncekilere) "Rahat yüzü görmemeyi asıl hak eden sizlersiniz. Bu suçu önce siz işlediniz... Burası da ne kötü konaklama yeri böyle!" derler.
(Onlara uyanlar ise:) Hayır! Asıl size rahat yüzü yok! Onu siz bize sundunuz derler. Ne kötü kalma yeridir! derler.
Orada, birbirleriyle tartışacaklar, kendilerinin cehennemlik olmalarına sebep olan kimselere lanetler yağdıracaklar. -Hayır, siz rahat yüzü görmeyin. Onu siz bizim önümüze getirdiniz derler. Ne kötü karar.
Dediler: "Hayır, size merhaba yok. Onu siz önümüze çıkardınız. Ne kötü durak yeridir o!"
Sâd suresi, 61. ayet. قَالُوا۟ رَبَّنَا مَن قَدَّمَ لَنَا هَٰذَا فَزِدْهُ عَذَابًا ضِعْفًا فِى ٱلنَّارِ
Şöyle derler: "Ey Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim sürdüyse, cehennemde onun azabını bir kat daha artır."
(Saptırılanlar devamla), "Rabbimiz! Bunu önümüze (başımıza) kim getirdiyse onun ateşteki azabını kat kat artır!" diyeceklerdir. dipnot 1
şöyle yalvaracaklar: "Rabbimiz! Bunu başımıza kim sardıysa, onun ateş içersindeki azabını kat be kat artır!"
(Ve) "Ey Rabbimiz!" diye yalvaracaklar, "Bunu kim başımıza getirdiyse onun ateş içindeki azabını kat kat artır!"
Dediler ki: "Rabbimiz! Bunu bize kim önermişse, onun yanma azabını bir kat daha arttır. "
Derler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim önümüze sürdüyse, ateşteki azabını kat kat arttır."
Yine onlar: Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını iki kat artır! derler.
"Efendimiz!" diyecekler; "İşte bunu kim önümüze çıkardıysa, ateşteki cezasını katlayarak artır!"
"Rabbimiz! Bunu bizim önümüze kim getirdiyse, onun ateşteki azabını iki kat arttır!" derler.
"Efendimiz, kim bizi bu duruma soktuysa onun cezasını ateşte ikiye katlayarak arttır" diye eklerler.
'Rabbimiz, kim bizi bu duruma soktuysa onun cezasını ateşte ikiye katlayarak arttır,' diye eklerler.
Ey Rabbimiz, bize bunu hazırlayanın ateşteki azabını kat kat artır, derler.
Ya rabbena derler: bize bunu takdim edene ateşde azabı hemen kat kat artır
"Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
"Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
"Rabb'imiz! Buna kim sebep olduysa onun ateşteki azabını kat kat arttır!" dediler.
Derler ki: "Rabbimiz, kim bunu bizim önümüze sürdüyse, ateşteki azabını kat kat arttır."
(Yine) onlar derler: "Ey Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateş içindeki azabını katmerli olarak artır".
Dediler ki: Rabbımız; bizi buraya kim sürdüyse ona ateşteki azabını kat kat arttır.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
“Rabbimiz! Kim bunu bizim önümüze sürdüyse, onun ateşteki azabını kat kat arttır.” derler.
(Ve hepsi birbiri aleyhine du'a ederek): "Rabbimiz, bunu bizim önümüze kim getirdiyse onun ateşteki azabını bir kat daha artır!" dediler.
(Allah'a da) şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz, bunu önümüze kim sürdüyse, ona o ateşte iki kat azap ver dipnot 1 ."
"Sahibimiz, bu suçu bizden önce işleyenleri bu ateşte iki kat cezalandır." derler.
Rabbimiz, derler. Bunu kim bize getirdiyse, onun azabını ateşte kat kat artır.
-Rabb'imiz, derler. Bunu kim bizim önümüze getirdiyse, onun azabını ateşte kat kat artır.
Şöyle yakardılar: "Rabbimiz, bunu bizim önümüze çıkaranın ateşteki azabını bir kat daha artır."
Sâd suresi, 62. ayet. وَقَالُوا۟ مَا لَنَا لَا نَرَىٰ رِجَالًا كُنَّا نَعُدُّهُم مِّنَ ٱلْأَشْرَارِ
Yine şöyle derler: "Dünyada kendilerini kötü saydığımız adamları acaba neden göremiyoruz?"
(Saptıranlar ise) şöyle diyeceklerdir: "Kendilerini dünyadayken kötülerden saydığımız erkekleri (insanları) niçin görmüyoruz?
Bir de diyecekler ki: "Ne oldu da, bir zamanlar kendilerini yaramaz adam saydıklarımızdan hiçbirini burada göremez olduk?
Ve ekleyecekler: "Nasıl olur da (dünyada) çarpılmış olanlar arasında saydıklarımızı(n hiç birini) burada görmeyiz,
Dediler ki: "Biz niye, kendilerini şerrliler kabul ettiğimiz ricali (burada) görmüyoruz?"
Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz."
(İnkarcılar) derler ki: Kendilerini dünyada iken kötülerden saydığımız kimseleri burada niçin görmüyoruz?
Ve şöyle diyecekler: "Nasıl oluyor da kötüler arasında saydığımız adamları burada görmüyoruz?"
İnkarcılar derler ki: "Dünyada kendilerini kötülerden saydığımız kimseleri burada niçin göremiyoruz?"
"Nasıl oluyor da kötü olarak saydığımız insanları göremiyoruz?"
'Nasıl oluyor da kötü olarak saydığımız insanları göremiyoruz?'
Bir de derler ki: "Biz bayağılardan saydığımız o adamları ne diye görmüyoruz?
Bir de derler ki: neye görmüyoruz biz o eşrardan saydığımız bir takım adamları
"Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz adamları dipnot 1 görmüyoruz?" derler.
"Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz adamları dipnot 1 görmüyoruz?" derler.
"Biz, neden kötülerden olarak gördüğümüz adamları dipnot 1 görmüyoruz?" derler.
Ve derler ki: "Bize ne oluyor ki, kendilerini şerir (kötü)lerden saydığımız adamları göremiyoruz."
(Azgınlar) derler: "Kendilerini (dünyada) bayağılardan saydığımız adamları neye görmüyoruz"?
Ve dediler ki: Bizim kendilerini kötülerden saydığımız adamları niçin burada görmüyoruz?
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Derler ki: "Ne oluyor da, kendilerini kötülerden saydığımız adamları göremiyoruz?"
"Bize ne oldu ki, (dünyada) kötülerden saydığımız adamları (burada) görmüyoruz?" dediler.
(Birbirlerine) "Neden bazı adamları göremiyoruz, onları kötü kimseler sayardık?
Birbirlerine dönüp "Kötü ve tehlikeli saydığımız kimseler vardı; onları niye göremiyoruz?
Bize ne oldu da kötü saydığımız adamları burada göremiyoruz? derler.
-Bize ne oldu da kötü saydığımız adamları burada göremiyoruz? derler.
Şöyle dediler: "Şer temsilcilerinden saydığımız adamları, acaba neden görmüyoruz?"
Sâd suresi, 63. ayet. أَتَّخَذْنَٰهُمْ سِخْرِيًّا أَمْ زَاغَتْ عَنْهُمُ ٱلْأَبْصَٰرُ
"(Cehennemlik değillerdi de) biz onları alaya mı almış olduk, yoksa (buradalar da) gözlerimizden mi kaçtılar?"
Kendileriyle de alay ediyorduk değil mi? Yoksa gözler onlardan kaydı mı?" dipnot 1
Bir de onları alaya almıştık, değil mi? Yoksa (buradalar da), gözden kaybolup saklandılar mı?"
(ve) kendileriyle alay ettiklerimizin? Yoksa (onlar burada da) biz mi göremiyoruz?
"Biz onları alaya alırdık. . . Yoksa gözlerimiz onları göremiyor mu ortalarda?"
Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?"
Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa (buradalar da) onları gözden mi kaçırdık?
"Onlarla alay ederdik. Yoksa onları gözden mi kaçırdık?"
"Alaya aldığımız onlar değil miydi? Yoksa onları gözden mi kaçırdık?"
"Onları aşağılayıp durduk. Yoksa onları gözlerimizden mi kaçırdık?"
'Onlarla alay edip durduk. Yoksa onları gözlerimizden mi kaçırdık?'
Onları alaya aldıydık ya! Yoksa gözler kendilerinden kaydı mı?"
Onları eğlence yerine tuttuktu ha! yoksa onlardan kaydı mı bu gözler?
Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa buradalar da biz mi görmüyoruz?
Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa buradalar da biz mi görmüyoruz?
Hani kendilerini alaya almıştık! Yoksa buradalar da biz mi görmüyoruz?
Biz onları bir alay konusu edinmiştik; yoksa gözler mi onlardan kaydı?"
"Biz onları eğlence edinirdik. Yoksa gözler (imiz) onlardan uzaklaşıb kaydı mı"?
Onları alaya almıştık. Yoksa şimdi gözlere görünmez mi oldular?
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
Biz onlarla alay ederdik. Yoksa gözler mi onlardan kaydı (da göremiyoruz)?”
"Hani onlarla alay ederdik. Yoksa gözler(imiz) mi onlardan kaydı, (onları gözden mi kaçırdık)?"
Onları alaya mı aldık, yoksa gözlerden mi kaçtılar?" diyecekler dipnot 1 .
Onları hep hafife alırdık; yoksa gözümüzden mi kaçırdık?"
Onlarla alay ederdik. Yoksa gözler mi onlardan kaydı (da göremiyoruz).
Onlarla alay ederdik. Yoksa şimdi gözler mi onları görmek istemiyor?
"Onları alaya alırdık; yoksa gözler onlardan kaydı mı?"
Sâd suresi, 64. ayet. إِنَّ ذَٰلِكَ لَحَقٌّ تَخَاصُمُ أَهْلِ ٱلنَّارِ
Şüphesiz bu, cehennemliklerin birbirleriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.
İşte cehennem halkının bu tür tartışması şüphesiz bir gerçektir.
Elbet ateş ehlinin birbiriyle çekişmesi, işte böyle gerçekleşecektir.
Cehennem sakinlerinin karşılıklı çekişmeleri (ve şaşkınlıkları) işte böyle sürüp gidecek!
Muhakkak ki o gerçekleşecektir. . . Yanacakların karşılıklı tartışması!
Bu, cehennem halkının birbiriyle çekişmesi kesin bir gerçektir.
İşte bu, cehennem ehlinin tartışması, şüphesiz bir gerçektir.
Kuşkusuz, ateş halkının bu çekişmeleri kesinlikle gerçekleşecektir.
İşte cehennemliklerin bu şekilde tartışması gerçekleşecektir.
Cehennem halkının birbiriyle çekişmesi bir gerçektir.
Cehennem halkının birbiriyle çekişmesi bir gerçektir.
Şüphesiz şu bir gerçektir ki, ateş ehlinin birbiriyle tartışması muhakkak olacaktır.
Şübhesiz ki bu haktır muhakkak olacaktır ehli narın birbirine husumeti
Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri kesinlikle gerçektir.
Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri kesinlikle gerçektir.
Ateş halkının birbirleriyle bu çekişmeleri kesinlikle gerçektir.
Bu -ateş ehlinin birbiriyle çekişmesi (husumeti)- kesin bir gerçektir.
İşte bu, (ya'ni) ehl-i cehennemin birbiriyle da'valaşması muhakkak ve kat'i bir gerçekdir.
İşte bu, hakkın kendisidir. Cehennem ehlinin birbiriyle tartışması.
(49-68) Bu bir hatırlatmadır. Kesinlikle, sakınanlar için / muttakiler için güzel bir varış yeri vardır. Onlara adn cennetleri nin kapıları açıktır. Onda yaslanarak otururlar. Orada çokça yiyecekler ve içecekler çağırırlar. Onların yanında bakışları zarflı yaşıtları/ akranları vardır. Hesap günü için sizlere vaad edilen budur. Muhakkak bu rızkımızdır , bunda bir tükeniş te yoktur. İşte bu, m uhakkak ki taşkınlara, fena / şerli bir varış yeri vardır. Cehennem; işte oraya salınacaklar ne kötü oturulacak yerdir / mahat’tır. İşte bu, artık tatsınlar onu, kaynar su ve irini. Ve onun şeklinden türdeş / eş başkasını da tatsınlar. İşte bu, sizinle beraber atılanlara, onlara merhaba yok, kesinlikle onlar da ateşe salınacaklar. Dediler ki bilakis sizlere merhaba olmasın, siz bunu bize sundunuz / takdim ettiniz, ne kötü durulacak yer. Dediler ki Rabbimiz bunu bize kim sundu ise / takdim etti ise ateşteki azabını bir kat daha artır / ziyadeleştir. Bize ne oldu da en fena / en şerli olarak saydığımız, onlarla dalga geçtiğimiz adamlardan göremiyoruz dediler. Yoksa gözümüzden mi kaçırdık. Ateş halkının bu çekişmesi / kavgası kesinlikle gerçekleşecektir. De ki muhakkak ben bir uyarıcıyım. Allahtan başka ilah yoktur. Tek ve kahredici (karşı konulamayan ezici güç) O’dur. Göklerin ve yerin ve ikisi arasındakilerin rabbidir. Saygıdeğerdir, çok defa bağışlayandır. Deki size büyük / kocaman bir haber vereyim mi? Siz ondan yüz çeviriyorsunuz.
İşte cehennem halkının birbiriyle olan bu tartışması kesin gerçektir.
Bu, mutlaka gerçektir, ateş halkının tartışmasıdır (bunun olacağından asla şüphe yoktur).
Şüphesiz bu; ateş halkının birbirleri ile çekişecek olmaları bir gerçektir dipnot 1 .
Bu iş, yani cehennemliklerin birbirleriyle çekişecek olmaları kesin gerçektir.
İşte Cehennem ehlinin tartışmaları şüphesiz böylece gerçekleşecektir.
İşte cehennem ehlinin tartışmaları böyle gerçekleşecektir.
İşte bu, kesin gerçektir. Ateş halkının çekişmesi gerçekleşecektir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.