Diyanet İşleri
Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.
Hac suresi · 38–48. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hac suresi, 38. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ يُدَٰفِعُ عَنِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُحِبُّ كُلَّ خَوَّانٍ كَفُورٍ
Şüphesiz, Allah inananları savunur. Doğrusu Allah hiçbir haini, nankörü sevmez.
Şüphesiz ki Allah iman edenleri savunur (korur). Şüphesiz ki Allah hiçbir nankör haini sevmez.
Hiç kuşku yok ki Allah inanıp güvenenleri savunacaktır; çünkü Allah ihaneti tabiyat edinen hiç bir nankörü sevmez.
ki, Allah inananları (bütün kötülüklere karşı) mutlaka koruyacaktır; çünkü, Allah, hangi türden olursa olsun, hainleri ve nankörleri asla sevmez.
Muhakkak ki Allah iman edenlere sahip çıkar! Muhakkak ki Allah hiçbir hain (emanete ihanet eden) ve nankörü (verileni değerlendirmeyeni) sevmez!
Şüphesiz Allah, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) iman edenlerden uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez.
Allah, iman edenleri korur. Şu da muhakkak ki Allah, hain ve nankör olan herkesi sevgisinden mahrum eder.
Kuşkusuz, Allah, inananları koruyacaktır. Kuşkusuz, Allah, alçaklık yapanların ve nankörlerin hiçbirini sevmez.
Şüphesiz, Allah inananları korur.Allah hainleri ve nankörleri hiç sevmez.
ALLAH iman edenleri savunur. ALLAH hainleri ve nankörleri sevmez.
ALLAH inananları savunur. ALLAH hainleri ve nankörleri sevmez.
Biliniz ki, Allah, iman edenleri koruyacaktır; çünkü Allah, hain ve nankör olanları sevmez.
Haberiniz olsun ki Allah iyman edenler tarafından müdafaa edecektir, çünkü Allah her hangi bir haini, nankörü sevmez
Allah, iman edenleri savunur. Allah, hain nankörleri sevmez.
Allah, inananları savunur. Allah, hain nankörleri sevmez.
Allah, inananları savunur. Allah, hain nankörleri sevmez.
Şüphesiz Tanrı, (müşriklerin saldırı ve sinsi tuzaklarını) inananlardan uzaklaştırmaktadır. Gerçekten Tanrı hain ve (pek) kafir olan kimseyi sevmez.
Şübhesiz ki Allah (müşriklerin ezasını) iman edenlerden defedecekdir. Çünkü Allah hıyanetkar ve nankör olan herkesi sevmez.
Muhakkak ki Allah; iman edenleri savunur. Muhakkak ki Allah; hainleri ve nankörleri sevmez.
(25-38) Muhakkak ki kafirler, Allah yolundan ve Mescid - i Haram’ dan alıkoyarlar / geri çevirirler, ki o Mescid -i, oranın yerlisi insanlar ve yabancı / dışarıdan gelen insanlar için eşit seviyede olan bir yer yaptık, (Oraya sokmuyorlar) her kim orada zulmederek inançlarından dönmelerini dilerse, ona acıtıcı bir azap tattırırız. Kabe’nin / Beytin yerini İbrahim için belirleyip kondurmuştuk, bana hiçbir şeyi ortak koşma, evimi tavaf edenler için, kalkıp duranlar için, Rükû edenler için ve secde edenler için temiz tut . İnsanlar içinde haccı duyur / ilan et , yürüyerek ve geniş ova (amik) yollarından binek sırtında sana gelsinler, kendileri için birtakım menfaatlere şahit olsunlar, Allah’ın ismini hatırlayıp ansınlar, herkesçe belli / bilinen günlerde onları rızıklandırdığımız dört ayaklı hayvanlardan, onlardan kesip yesinler , fakiri de ve baisi de (fakir değil fakat şartları daha sıkıntılı durumda olanı da) yedirsinler / doyursunlar sonra kirlerini gidersinler, adaklarını ifa etsinler, Beyt-i Atik’i / Eski Evi / Beytullah’ı tavaf etsinler, sözün özü, her kim Allah’ın yasaklarına hürmet gösterir ise bu davranışı onun için Rabbin yanında hayırlıdır, sizin için tüm evcil hayvanlar şu okunacak olanlar hariç helal kılındı. Putlardan oluşan pislikten kaçının, asılsız sözlerden kaçının , (Bunlar bizim İlah’ımız, bereket heykeli vb. sözler) O’na ortak koşmadan, yönelme eğilimi sadece Allah olanlar olun / Hanifler olun (Putlara yönelmeyin) (Hanif; doğru yola yönelme eğilimli, cenif; doğru yoldan sapmaya eğilimli ) Allah’a ortak koşan biri, gökten düşmüş kuşların da kendisini kaptığı biri gibidir yahut Rüzgârın kendisini ıssız uzak bir mekâna sürüklediği / savurduğu biri gibidir. Sözün özü, her kim Allah’ın sembollerine / şiarlarına hürmet gösterirse (Safa Merve Arafat bir semboldür hürmet gerekir) Muhakkak ki bunlara hürmet, kalplerin sakınmasındandır / takvasından dolayıdır, (Takvalı kalp böyle yapar) size onlarda / şiarlarda belirli bir sürelik faydalar vardır, ardından gideceğiniz yeriniz / mahalliniz ise Beyt-i Atiktir. Her bir toplum için / ümmet için, onları rızıklandırdığımız evcil hayvanları keserken üzerlerine Allah’ı hatırlayıp söylemelerini içeren ibadet yöntemleri yaptık, ilahınız tek ilahtır / bir ilahtır , artık O’na teslim olun , alçak gönüllü olanları / muhbitleri müjdele. Onlar öyleleridir ki Allah hatırlatıldığında kalpleri ürperirler, kendilerine isabet eden şeylere de sabırlıdırlar, namazı da kalkıp kılarlar, rızıklandırdığımız şeylerden de başkalarına harcarlar. Büyükbaş hayvanı / Büdne’yi Allah’ın kutsal sembollerinden yaptık, onlarda sizin için iyilikler vardır , diz çöktürüp boğazladığınız da üzerlerine Allah’ın ismini anın , yanlarına doğru yıkıldıklarında ise artık onlardan yiyin , kanaatkâr olup istemeyene de aç olup isteyene de yedirin , bu şekilde o hayvanları sizler için emre amade yaptık / sizin güdümünüze verdik , böylelikle belki teşekkür ed ersiniz. Onların etleri de kanları da Allah’a ulaşmaz / nail olmaz , lakin sizin sakınmanız / takvanız O’na ulaşır, bu şekilde onları sizin emrinize amade eder ki sizi yola iletmesinden dolayı Allah’ı büyükleyesiniz (En büyük sensin diyebilesiniz) Güzel davrananları müjdele. Allah iman edenleri savunur / müdafisi olur , muhakkak ki Allah, ihanet tabiatlı olanları ve görmezden geleni / nankörü hiçbirini sevmez.
Hiç şüphesiz Allah, iman edenleri savunur. Gerçekten Allah, hain ve nankör olan kimseyi sevmez.
Allah inananları savunur. Allah hiçbir hain, nankörü sevmez.
Allah, inanıp güvenenleri korur dipnot 1 . Allah, hainlikte ve nankörlükte direnip duranların da hiç birini sevmez dipnot 2 .
Muhakkak ki Allah, inanıp güvenenleri savunacaktır; Allah, ayetleri görmezlikten gelen hiçbir haini sevmez.
Şüphesiz Allah, iman edenleri müdafaa eder, hiçbir hain ve nankörü sevmez.
Şüphesiz Allah, iman edenleri savunur ve hiç bir hain kafiri sevmez.
Allah, iman edenleri savunur. Şu da kuşkusuz ki, Allah hiçbir haini, hiçbir nankörü sevmez.
Hac suresi, 39. ayet. أُذِنَ لِلَّذِينَ يُقَٰتَلُونَ بِأَنَّهُمْ ظُلِمُوا۟ وَإِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ نَصْرِهِمْ لَقَدِيرٌ
Kendilerine savaş açılan müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah'ın onlara yardım etmeğe gücü yeter.
Kendileriyle savaşılanlara, haksızlığa uğratılmaları sebebiyle (savaş için) izin verildi. Şüphesiz ki Allah onlara yardıma gücü yetendir. dipnot 1
(İşte bu yüzden), kendilerine savaş açılan kimselere (savaş) izni verildi; zira onlar zulme uğramış kimselerdi: ve elbette Allah, onlara yardım edecek güce sahiptir.
Kendilerine haksız yere saldırılan kimselere (savaşma) izni verilmiştir -ve şüphesiz Allah onlara yardım ulaştıracak güçtedir-:
Kendileri ile savaşılan kimselere, (savaş için) izin verilmiştir. . . Zulme uğradıkları içindir bu! Muhakkak ki Allah onları zafere ulaştırmaya Kaadir'dir.
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (mü'minlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Allah, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Şüphe yok ki Allah, onlara yardıma mutlak surette kadirdir.
Kendilerine haksız yere saldırılanlara izin verilmiştir. Kuşkusuz, Allah, onlara yardım etmeye, kesinlikle Gücü Yetendir.
Zulme uğrayanlara, kendilerine savaş açılmış müminlere savaş izni verildi. Allah onlara yardım etmeye elbette gücü yetendir.
Zulmedilerek kendilerine savaş açılanlara izin verilmiştir. ALLAH onları desteklemeye elbette kadirdir.
Zulmedilerek kendilerine savaş açılanlara izin verilmiştir. ALLAH onları desteklemeye elbette kadirdir.
Kendilerine savaş açılan kimselere (savaş) izni verildi; çünkü onlar zulme uğradılar. Şüphesiz Allah onları zafere ulaştırmaya gerçekten kadirdir.
İzin verildi o kendilerine kıtal edilenlere, çünkü onlara zulm olundu ve şübhesiz ki Allah onları muzaffer kılmağa her halde kadirdir
Kendileriyle savaşılan kimselerin, zulme uğramaları nedeniyle, savaşmalarına izin verildi. Kuşkusuz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir.
Kendileriyle savaşılan kimselerin, zulme uğramaları nedeniyle, savaşmalarına izin verildi. Kuşkusuz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir.
Kendileriyle savaşılan kimselerin, zulme uğramaları nedeniyle, savaşmalarına izin verildi. Kuşkusuz Allah, onlara yardım etmeye kadirdir.
Kendilerine zulmedilmesi dolayısıyla, onlara karşı savaş açılana (müminlere, savaşma) izni verildi. Şüphesiz Tanrı, onlara yardım etmeye güç yetirendir.
Kendileriyle mukaatele edilen (ya'ni düşmanların hücumuna uğrayan mü'min) lere, uğradıkları o zulümden dolayı, (bilmukaabele harbe) izin verildi. Şübhesiz ki Allah onlara yardım etmiye elbette kemaliyle kaadirdir.
Zulmedildikleri için savaşanlara izin verildi. Allah, onlara yardım etmeye elbette Kadir'dir.
(39-41) Zulme uğramış olanların savaşmalarına izin verildi , m uhakkak ki Allah, onlara yardıma güç yetirendir , y urtlarından haksız yere, sırf Rabbimiz Allah’tır dedikleri için çıkarıldılar , şayet Allah’ın insanların bazısını bazıları ile def etmesi olmasaydı, içinde Allah’ın isminin çokça hatırlanıp söylendiği, manastırlar / saveemiğ, kiliseler /biyeağ, havralar / salavat ve mescitler harap olurdu, Allah, O’na / Allah’a yardım eden kişiye mutlaka yardım edecektir, muhakkak ki Allah güçlü / kuvvetlidir, saygı değerdir. Eğer O kimseleri arza yerleştirir isek, onlar namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, normal olanı / tanınıp bilineni / marufu emrederler, belirsiz olanı / tanınmayanı yasaklarlar / nehyederler , işlerin sonucu / akıbeti Allah’a aittir.
Kendilerine savaş açılan Müslümanlara, zulme uğramaları sebebiyle cihad için izin verildi. Şüphe yok ki Allah’ın onlara yardım etmeye gücü yeter.
Kendileriyle savaşılan(mü'min)lere (karşı koyma) izn(i) verildi. Çünkü onlara zulmedilmiştir ve şüphesiz Allah, onlara yardım etmeğe kadirdir.
Kendilerine savaş açılanlara, haksızlığa uğratılmaları sebebiyle savaş izni verildi dipnot 1 . Allah, onlara yardımın elbette kuralını belirlemiştir dipnot 2 .
Kendilerine karşı savaş açılanlara savaşma izni verildi çünkü haksızlığa uğradılar. Allah, onlara yardım için elbette bir ölçü belirlemiştir.
Kendileriyle savaşılanlara (müminlere), zulme uğramış olmaları sebebiyle, (savaş konusunda) izin verildi. Allah, onlara yardım etmeye elbette kadirdir.
Zulme uğrayan kimselere savaşmaları için izin verildi. Allah, onlara yardım etmeye elbette kadirdir.
Kendilerine savaş açılanlara savaşma izni verilmiştir. Çünkü onlar zulme uğratıldılar. Allah onlara yardıma elbette kadirdir.
Hac suresi, 40. ayet. ٱلَّذِينَ أُخْرِجُوا۟ مِن دِيَٰرِهِم بِغَيْرِ حَقٍّ إِلَّآ أَن يَقُولُوا۟ رَبُّنَا ٱللَّهُ وَلَوْلَا دَفْعُ ٱللَّهِ ٱلنَّاسَ بَعْضَهُم بِبَعْضٍ لَّهُدِّمَتْ صَوَٰمِعُ وَبِيَعٌ وَصَلَوَٰتٌ وَمَسَٰجِدُ يُذْكَرُ فِيهَا ٱسْمُ ٱللَّهِ كَثِيرًا وَلَيَنصُرَنَّ ٱللَّهُ مَن يَنصُرُهُۥٓ إِنَّ ٱللَّهَ لَقَوِىٌّ عَزِيزٌ
Onlar, haksız yere, sırf, "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler muhakkak yerle bir edilirdi. Şüphesiz ki Allah, kendi dinine yardım edene mutlaka yardım eder. Şüphesiz ki Allah, çok kuvvetlidir, mutlak güç sahibidir.
Onlar -başka değil- sadece "Rabbimiz Allah'tır." dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah bir kısım insanları diğer bir kısmı ile def edip önlemeseydi, elbette içlerinde Allah'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılırdı. Şüphesiz ki Allah kendisine (dinine) yardım edenlere yardım edecektir. dipnot 1 Şüphesiz ki Allah kuvvetlidir, güçlüdür.
Onlar ki, yalnızca "Bizim Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Zira eğer Allah insanların bir kısmını diğer bir kısmıyla savunmamış olsaydı, o zaman içerisinde Allah'ın adının çokca anıldığı nice manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılıp giderdi. Ama Allah kendi (davasına) destek verenlere elbette yardım edecektir: çünkü Allah aklın almayacağı kadar güçlü ve yücedir.
onlar ki, sadece "Bizim Rabbimiz Allah'tır!" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Çünkü, Allah insanları birbirlerine karşı savunmasız bıraksaydı, şüphesiz o zaman, içlerinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler (çoktan) yıkılıp gitmiş olurdu. Ve muhakkak ki Allah, O'nun davasına arka çıkanlara yardım edecektir: çünkü, Allah (her şeyi hükmü altında tutan) en yüce iktidar Sahibidir.
Onlar ki yurtlarından haksız yere sırf: "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için çıkarıldılar. . . Eğer Allah, insanların bir kısmıyla bir diğer kısmını defetmeseydi; manastırlar, kiliseler, havralar ve içlerinde Allah isminin çokça zikredildiği mescitler elbette yıkılırdı. . . Allah kendisine (tefekkür, riyazat ve mücahede ile) yardım edene elbette yardım eder (Esma kuvvelerini kullandırtır). . . Muhakkak ki Allah Kaviyy'dir, Aziyz'dir.
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Allah'tır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Allah, güçlü olandır, aziz olandır.
Onlar, başka değil, sırf «Rabbimiz Allah'tır» dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılmış kimselerdir. Eğer Allah, bir kısım insanları (kötülüklerini) diğer bir kısmı ile defedip önlemeseydi, mutlak surette, içlerinde Allah’ın ismi bol bol anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılır giderdi. Allah, kendisine (kendi dinine) yardım edenlere muhakkak surette yardım eder. Hiç şüphesiz Allah, güçlüdür, galiptir.
Onlar, yalnızca, "Bizim Efendimiz, Allah'tır!" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir bölümünü, diğerleri aracılığıyla kovmasaydı, içerisinde Allah'ın İsminin çok anıldığı, manastırlar, kiliseler, havralar ve yakarış yerleri kesinlikle yerle bir edilirdi. Allah, Kendisine yardım edenlere, kesinlikle yardım edecektir. Kuşkusuz, Allah, Kudretlidir; Üstündür. dipnot 273
Onlar haksız yere vesırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleriiçin, haksız bir şekilde yurtlarından çıkarılmışlardır. Allah insanların bir kesimini diğerleriyle engellemeseydi, içinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler yıkılıp giderdi. Andolsun ki, Allah'a yardım edenlere O da yardım eder. Allah kuvvetlidir; güçlüdür.
Onlar ki yalnızca, "Efendimiz ALLAH'tır" dedikleri için haksız yere ülkelerinden çıkarıldılar. Allah halkın bir kısmını bir kısmına karşı savunmasaydı silolar, alışveriş merkezleri, yardım kurumları, ve içlerinde ALLAH'ın isminin çokça anıldığı mescidler yıkılırdı. ALLAH kendisine yardım edenlere elbette yardım edecektir. ALLAH Kuvvetlidir, Güçlüdür.. dipnot 1
Onlar ki yalnızca, 'Rabbimiz ALLAH'tır,' dedikleri için haksız yere ülkelerinden çıkarıldılar. ALLAH halkın bir kısmını bir kısmına karşı savunmasaydı içlerinde ALLAH'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, sinagoglar ve mescidler yıkılırdı. ALLAH kendisine yardım edenlere elbette yardım edecektir. ALLAH Kuvvetlidir, Güçlüdür,
Onlar: "Rabbimiz Allah'tır." demelerinden başka hiçbir haklı gerekçe olmaksızın yurtlarından çıkarıldılar. Allah, insanların bir kısmını bir kısmı ile defetmeseydi, şüphesiz manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescitler yıkılıp giderdi. Elbette Allah kendi (dini)ne yardım edene yardım edecektir. Şüphesiz Allah çok güçlü, çok izzetlidir.
Onlar ki rabbımız bir Allahdır demelerinden başka bir sebeb, bir hakk olmaksızın diyarlarından çıkarıldılar. Allahın da nasın bir kısmını bir kısmiyle def'etmesi olmasa idi her halde manastırlar, kiliseler, havralar, mescidler yıkılırdı ki bunlar da Allahın ismi çok zikr olunur ve elbette Allah kendine nusret edeni mensur kılacaktır, şübhe yok ki Allah çok kuvvetli, çok ızzetlidir
Onlar, sadece "Rabb'imiz Allah'tır." dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, İnsanların bazılarını bazılarıyla savmasaydı, içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı sevamiu, dipnot 1 biyeun, dipnot 2 selavat, dipnot 3 mescitler mutlaka yıkılırdı. Allah, kendisine yardım edene dipnot 4 mutlaka yardım eder. Kuşkusuz Allah, Mutlak Güç Sahibi'dir, Mutlak Üstün Olan'dır.
Onlar, sadece "Rabb'imiz Allah'tır." dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, insanların bazılarını bazılarıyla savmasaydı, içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı sevamiu dipnot 1 , biyeun dipnot 2 , selavat dipnot 3 , mescitler mutlaka yıkılırdı. Allah, kendisine yardım edene dipnot 4 mutlaka yardım eder. Kuşkusuz Allah, Mutlak Güç Sahibi'dir, Mutlak Üstün Olan'dır.
Onlar, sadece "Rabb'imiz Allah'tır." dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, insanların bazılarını bazılarıyla savmasaydı, içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı manastırlar, kiliseler, havralar, mescitler mutlaka yıkılırdı. Allah, kendisine yardım edene dipnot 1 mutlaka yardım eder. Kuşkusuz Allah, Mutlak Güç Sahibi'dir, Mutlak Üstün Olan'dır.
Onlar, yalnızca; "Rabbimiz Tanrı'dır" demelerinden dolayı, haksız yere yurtlarından sürgün edilip çıkarıldılar. Eğer Tanrı'nın, insanların kimini kimiyle defetmesi (yenilgiye uğratması) olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Tanrı'ın isminin çokça anıldığı mescidler, muhakkak yıkılır giderdi. Tanrı kendi (dini)ne yardım edenlere kesin olarak yardım eder. Şüphesiz Tanrı, güçlü olandır, aziz olandır.
Onlar (o müminlerdir ki) haksız yere ve ancak "Rabbimiz Allahdır" diyorlar diye yurdlarından çıkarılmışlardır. Allah ba'zı insanları (n şerrini diğer) ba'zısı ile def etmeseydi içlerinde Allahın adı çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler muhakkak yıkılıb giderdi. (Dinine) yardım edenlere elbet Allah da yardım eder. Şübhesiz ki Allah kavidir, yegane gaalibdir.
Onlar ki; haksız yere ve sadece: Rabbımız Allah'tır dedikleri için yurtlarından çıkarılmışlardır. Şüphesiz ki Allah; insanların bir kısmını diğerleriyle bertaraf etmeseydi; manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çok anılan mescidler yıkılır giderdi. Allah; kendisine yardım edenlere elbette yardım eder. Şüphesiz ki Allah; Kavi'dir, Aziz'dir.
(39-41) Zulme uğramış olanların savaşmalarına izin verildi , m uhakkak ki Allah, onlara yardıma güç yetirendir , y urtlarından haksız yere, sırf Rabbimiz Allah’tır dedikleri için çıkarıldılar , şayet Allah’ın insanların bazısını bazıları ile def etmesi olmasaydı, içinde Allah’ın isminin çokça hatırlanıp söylendiği, manastırlar / saveemiğ, kiliseler /biyeağ, havralar / salavat ve mescitler harap olurdu, Allah, O’na / Allah’a yardım eden kişiye mutlaka yardım edecektir, muhakkak ki Allah güçlü / kuvvetlidir, saygı değerdir. Eğer O kimseleri arza yerleştirir isek, onlar namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, normal olanı / tanınıp bilineni / marufu emrederler, belirsiz olanı / tanınmayanı yasaklarlar / nehyederler , işlerin sonucu / akıbeti Allah’a aittir.
Onlar sadece; “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkartılmışlardır. Eğer Allah’ın insanların bir kısmını, bir kısmıyla bertaraf etmesi olmasaydı manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescitler yıkılıp giderdi. Allah kendi (dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Muhakkak Allah güçlüdür, Azizdir.
Onlar, sırf "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah'ın bazı insanları diğer bazılarıyle savunması olmasaydı, içlerinde Allah'ın ismi çok anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescidler yıkılırdı. Allah, kendi(dini)ne yardım edene elbette yardım eder. Kuşkusuz Allah, kuvvetlidir, galibdir.
Onlar sırf "Rabbimiz Allah'tır." dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarılanlardır. Eğer Allah, insanların bir kısmını bir kısmıyla engellemese manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çokça anılan mescitler kesinlikle yerle bir edilirdi dipnot 1 . Allah, kendine /dinine yardım edene dipnot 2 elbette yardım eder. Güçlü ve daima üstün olan Allah'tır.
Onlar sırf "Rabbimiz dipnot 1 Allah'tır." dedikleri için haksız yere yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah, insanların kimini kimiyle savmasa, tapınaklar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın adı çokça anılan mescitler yerle bir edilirdi. Allah, kendisine yardım edenlere elbette yardım eder. Allah güçlüdür, her işin üstesinden gelir.
Onlar, sadece “Rabbimiz Allah’tır” dedikleri için, haksız yere yurtlarından çıkartılmışlardır. Eğer Allah’ın insanların bir kısmını, bir kısmıyla bertaraf etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah’ın isminin çokça anıldığı mescitler yıkılıp giderdi. Allah, elbette ona yardım edenlere yardım eder. Şüphesiz Allah çok güçlüdür, çok kuvvetlidir.
Onlar, sadece "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için, haksız yere yurtlarından çıkartılmışlardır. Eğer Allah'ın insanların bir kısmını, bir kısmıyla bertaraf etmesi olmasaydı, manastırlar, kiliseler, havralar ve içinde Allah'ın isminin çokça anıldığı mescitler yıkılıp giderdi. Allah, elbette ona yardım edenlere yardım eder. Şüphesiz Allah güçlüdür, kuvvetlidir.
Onlar sırf, "Rabbimiz Allah'tır" dedikleri için yurtlarından çıkarıldılar. Eğer Allah'ın, insanların bir kısmını bir kısmıyla defetmesi olmasaydı, içlerinde Allah'ın adı çokça anılan manastırlar, kiliseler, havralar ve mescitler her halde yerle bir edilirdi. Allah, kendisine yardım edene elbette yardım eder. Allah elbette Kavi, Aziz'dir.
Hac suresi, 41. ayet. ٱلَّذِينَ إِن مَّكَّنَّٰهُمْ فِى ٱلْأَرْضِ أَقَامُوا۟ ٱلصَّلَوٰةَ وَءَاتَوُا۟ ٱلزَّكَوٰةَ وَأَمَرُوا۟ بِٱلْمَعْرُوفِ وَنَهَوْا۟ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَلِلَّهِ عَٰقِبَةُ ٱلْأُمُورِ
Onlar öyle kimselerdir ki, şayet kendilerine yeryüzünde imkan ve iktidar versek, namazı dosdoğru kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin akıbeti Allah'a aittir.
Onlar (muhacirler), kendilerine yeryüzünde güç versek (de) namazı kılar, zekâtı verir; iyiliği emreder (öğütler), kötülükten engeller (sakındırır)lar. İşlerin sonu yalnızca Allah'a (var)ır.
Bu kimseler ki, eğer onlara yeryüzünde iktidar versek namazı hakkını vererek eda ederler; arınmak için ödenmesi gereken bedeli öderler; iyi, doğru ve yararlı olanı emreder, kötü, yanlış ve zararlı olandan da sakındırırlar. En nihayetinde işlerin sonucunu belirlemek Allah'a aittir.
(O yardıma layık olanlar ki,) kendilerini yeryüzünde egemen kılsak (dahi) salata devam ederler, arınmak için verilmesi gerekeni verirler, yapılması iyi ve doğru olanı emreder, yanlış ve kötü olanı yasaklarlar; ama yine de, olup biten her şeyin sonucu Allah'a kalmıştır.
Onlar, eğer kendilerine arzda yer verirsek; salatı ikame ederler, zekatı verirler, doğrulukla hükmedip, çirkin davranışlardan engellerler. . . İşlerin sonu Allah'a aittir.
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'rufu emrederler, münkerden sakındırırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir.
Onlar (o müminler) ki, eğer kendilerine yeryüzünde iktidar verirsek namazı dosdoğru kılarlar, zekâtı verirler, iyiliği emreder ve kötülükten nehyederler. İşlerin sonu Allah'a varır.
Onlar, öyle kimselerdir ki, kendilerini yeryüzünde egemen yapsak, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği öğütlerler ve kötülüğü yasaklarlar. Zaten tüm işlerin sonucu Allah'a kalmıştır.
Eğer onlara yeryüzünde iktidar verirsek namazı kılar, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten sakındırırlar. İşlerin sonu Allah'a varır.
Onlar ki kendilerini yeryüzüne yöneticiler kıldığımız zaman salatı gözetir, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten menederler. Son karar ALLAH'a aittir.
Onlar ki kendilerini yeryüzüne yöneticiler kıldığımız zaman namazı gözetir, zekatı verir, iyiliği emreder ve kötülükten menederler. Son karar ALLAH'a aittir.
Onlara ki, kendilerini yeryüzünde iktidar mevkiine getirdiğimiz takdirde, namazı kılarlar, zekatı verirler, iyilikle emir, kötülükten nehyederler. Bütün işlerin sonu sadece Allah'a aittir.
Onlar ki şayed kendilerini arzda makam-ı iktıdara getirirsek namazı kılarlar, zekatı verirler, ma'ruf ile emir ve münkerden nehiy ederler bütün umurun akıbeti de sırf Allaha aiddir
Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salatı ikame ederler dipnot 1 , zekatı yaparlar dipnot 1 , ma'ruf olanı yapar, münkerden sakındırırlar. dipnot 2 Bütün işlerin sonucu Allah'a dönecektir.
Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salatı ikame ederler dipnot 1 , zekatı yaparlar dipnot 1 , ma'ruf olanı yapar, münkerden sakındırırlar. dipnot 2 Bütün işlerin sonucu Allah'a dönecektir.
Eğer yeryüzünde onları egemen kılarsak, salatı ikame ederler, zekatı verirler dipnot 1 , iyiliği buyururlar, kötülükten sakındırırlar. Bütün işlerin sonucu Allah'a dönecektir.
Onlar ki, yeryüzünde kendilerini yerleştirir, iktidar sahibi kılarsak, dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, marufu buyururlar, münkerden sakındırırlar. Bütün buyrukların sonu Tanrı'yadır / Tanrı'ya aittir.
Onlar, (o müminlerdir ki) eğer kendilerine yer (yüzün) de bir iktidar mevkii verirsek dosdoğru namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emr ederler, kötülükden vaz geçirmiye çalışırlar. (Bütün) umurun aakıbeti (nihayet) Allaha (raci') dir.
Onlar ki; eğer kendilerini yeryüzüne yerleştirirsek; namaz kılarlar, zekat verirler, ma'rufu emreder, münkerden nehyederler. Bütün işlerin akıbeti Allah'adır.
(39-41) Zulme uğramış olanların savaşmalarına izin verildi , m uhakkak ki Allah, onlara yardıma güç yetirendir , y urtlarından haksız yere, sırf Rabbimiz Allah’tır dedikleri için çıkarıldılar , şayet Allah’ın insanların bazısını bazıları ile def etmesi olmasaydı, içinde Allah’ın isminin çokça hatırlanıp söylendiği, manastırlar / saveemiğ, kiliseler /biyeağ, havralar / salavat ve mescitler harap olurdu, Allah, O’na / Allah’a yardım eden kişiye mutlaka yardım edecektir, muhakkak ki Allah güçlü / kuvvetlidir, saygı değerdir. Eğer O kimseleri arza yerleştirir isek, onlar namazı kalkar kılarlar, zekâtı verirler, normal olanı / tanınıp bilineni / marufu emrederler, belirsiz olanı / tanınmayanı yasaklarlar / nehyederler , işlerin sonucu / akıbeti Allah’a aittir.
Onlar öyle kimselerdir ki, şâyet kendilerine yeryüzünde imkân ve iktidar versek; namazı dosdoğru kılar, zekâtı verir, iyiliği emreder ve kötülüğü yasaklarlar. Bütün işlerin âkıbeti Allah’a aittir.
O (Allah'ın dinine yardım ede)nleri yer yüzünde iktidara getirdiğimiz takdirde (zorbaların yoluna sapmazlar, bil'akis) namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülükten vazgeçirmeğe çalışırlar. Bütün işlerin sonu Allah'a aittir (her şey sonunda O'na varacaktır).
Onlar; kendilerine yeryüzünde güç ve imkan versek namazı özenle ve sürekli kılan, zekatı veren, marufun /iyi şeylerin yapılmasını isteyen, münkerden /kötü şeylerden sakındıran kimselerdir dipnot 1 . Her işin sonu Allah'a varır.
Onlar öyle kimselerdir ki eğer bir yere yerleştirsek namazı tam kılar, zekatı verir, marufa (Kur'an ölçülerine) uygun olanı ister, münkere (Kur'an'a ve insan doğasına uymayan şeye) karşı durur. Her işin sonu Allah'a varır.
Onlar ki, kendilerine yeryüzünde imkan ve (düşmanlarına karşı) güç verdiğimizde, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah’a aittir.
Eğer onlara yeryüzünde imkan ve güç verirsek, namazı dosdoğru kılarlar, zekatı verirler, iyiliği emrederler, kötülüğü yasaklarlar. İşlerin sonu Allah'a aittir.
Onlar o kişilerdir ki eğer kendilerini yeryüzünde imkan ve güç sahibi yapsak namazı kılarlar, zekatı verirler, iyiliğe özendirirler, kötülükten sakındırırlar. Tüm iş ve oluşlar Allah'a varır.
Hac suresi, 42. ayet. وَإِن يُكَذِّبُوكَ فَقَدْ كَذَّبَتْ قَبْلَهُمْ قَوْمُ نُوحٍ وَعَادٌ وَثَمُودُ
Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.
Onlar (inkârcılar) seni yalanlarsa, elbette onlardan önce Nuh'un kavmi, Âd ve Semûd (kavimleri de) yalanlamıştı.
İmdi, eğer seni yalanlıyorlarsa, unutma ki onlardan çok daha önce Nuh, Ad ve Semud kavmi de (kendi peygamberlerini) yalanlamışlardı.
İmdi, o (hakkı inkara şartlanmış olan) kimseler seni yalanlıyorlarsa, (ey Muhammed, unutma ki,) onlardan çok önce, Nuh toplumu, 'Ad ve Semud toplumu da (kendilerine gönderilen elçileri) yalanlamışlardı;
Eğer seni yalanlıyorlar ise; (bil ki) onlardan önce Nuh'un halkı, Ad ve Semud da yalanlamıştı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı.
(Rasûlüm!) Eğer onlar (inkarcılar) seni yalanlıyorlarsa, (şunu bil ki) onlardan önce Nuh'un kavmi, Âd, Semûd,
Seni yalanlıyorlarsa, senden önce Nuh toplumu, Âd ve Semud da yalanlamıştı.
Eğer seni yalanlarlarsa, bilesin ki senden önce Nuh, 'Ad ve Semud kavimleri de peygamberlerini yalanlamışlardı.
Seni yalanlarlarsa, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud halkları da yalanlamışlardı.
Seni yalanlarlarsa, onlardan önce Nuh, Ad ve Semud halkları da yalanlamışlardı
Eğer seni yalanlıyorlarsa bil ki, onlardan önce Nuh'un kavmi de yalanladı; Ad ve Semud (kavimleri) de;
Ve eğer seni tekzib ederlerse emin ol onlardan evvel kavmi Nuh da tekzib etti, Ad da, Semud da,
Eğer seni yalanlıyorlarsa, bil ki onlardan önce; Nuh, Ad ve Semud halkları da Nebilerini yalanlamışlardı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa, bil ki onlardan önce; Nuh, Âd ve Semud halkları da nebilerini yalanlamışlardı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa, bil ki onlardan önce; Nuh, Âd ve Semud halkları da nebilerini yalanlamışlardı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce Nuh, Ad, Semud kavmi de yalanlamıştı.
(42-43-44) Eğer (kafirler) seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), İbrahim kavmi, Lut kavmi ve Medyen Yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmişlerdir. Muusa dahi tekzib edilmiştir. Nihayet ben o kafirlere (ukuubet hususunda) bir mühlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkarım (inkılabım) nasıl imiş!
Eğer seni yalanlıyorlarsa; doğrusu onlardan önce Nuh kavmi, Ad ve Semud da yalanlamıştır.
(42-46) Eğer ki seni yalanlıyorlarsa, kesin bir şey var ki onlardan önceki Nuh kavmi de Ad da Semud da İbrahim kavmi de Lut kavmi de Medyen halkı da yalanladılar , Musa’yı da yalanladılar. (Şaşırılacak şey değil hep böyleler) Kafirlere süre tanıdım / mühlet verdim, sonra onları yakaladım, belirsizleştirmek / tanımamak inkâr (Ne olacağı belli değil canım demek) nasıl olurmuş? Nice memleketleri zulüm ederlerken helak ettik, o memleketlerin, tahtları / çardakları yerle bir olmuş, su kuyuları terk edilmiş, görkemli /meşid köşkleri / kasırları terkedilmiş, yeryüzünde gezmiyorlar mı? Aklettikleri kalpleri yahut işittikleri kulakları olmadı mı? (Gördükleri işittikleri verilerle bir bağ, bir ilişki kuramadılar mı?) Muhakkak ki onların gözleri kör olmaz (Görürler) fakat göğüslerinde ki kalpleri körleşmiştir. (Akletme kabiliyeti, işlemci gidik, bağ kuramıyorlar)
Ey Muhammed! Eğer seni yalanlarlarsa bil ki, onlardan önce Nûh, Âd ve Semûd kavimleri de (peygamberlerini) yalanlamışlardı.
(Ey Muhammed), eğer (bunlar) seni yalanlıyorlarsa (bil ki) bunlardan önce Nuh, 'Ad ve Semud kavmi de yalanlamıştı.
(Halkın) Seni yalanlıyorsa (bil ki) bunlardan önce Nuh'un halkı, Ad ve Semud da (kendilerine gelen elçileri) yalanlamışlardı dipnot 1 .
Eğer bunlar seni yalanlarlarsa bil ki daha önce Nuh halkı, Ad ve Semud da (kendilerine gelen elçileri) yalanlamışlardı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce de Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlamıştı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa, onlardan önce de Nuh, Ad ve Semud kavmi de yalanlamıştı.
Eğer seni yalanlıyorlarsa bilesin ki, senden önce Nuh kavmi de Ad da, Semud da yalanladı.
Hac suresi, 43. ayet. وَقَوْمُ إِبْرَٰهِيمَ وَقَوْمُ لُوطٍ
(43-44) İbrahim'in kavmi ile Lut'un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Musa da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).
İbrahim'in kavmi de Lut'un kavmi de.
Yine İbrahim kavmi de, Lut kavmi de,
tıpkı, İbrahim toplumunun, Lut toplumunun,
İbrahim'in halkı ve Lut'un halkı da (yalanlamıştı).
İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de:
İbrahim'in kavmi, Lût'un kavmi
İbrahim toplumu da Lut toplumu da.
İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de.
İbrahim'in halkı, Lut'un halkı da...
İbrahim'in halkı, Lut'un halkı da...
İbrahim'in kavmi de Lüt'un kavmi de;
kavmi İbrahim de, kavmi Lut da,
İbrahim ve Lut halkları da yalanlamışlardı.
İbrahim ve Lut halkları da yalanlamışlardı.
İbrahim ve Lut halkları da yalanlamışlardı.
İbrahim'in kavmi ve Lut'un kavmi de.
(42-43-44) Eğer (kafirler) seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), İbrahim kavmi, Lut kavmi ve Medyen Yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmişlerdir. Muusa dahi tekzib edilmiştir. Nihayet ben o kafirlere (ukuubet hususunda) bir mühlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkarım (inkılabım) nasıl imiş!
İbrahim'in kavmi, Lut'un kavmi de.
(42-46) Eğer ki seni yalanlıyorlarsa, kesin bir şey var ki onlardan önceki Nuh kavmi de Ad da Semud da İbrahim kavmi de Lut kavmi de Medyen halkı da yalanladılar , Musa’yı da yalanladılar. (Şaşırılacak şey değil hep böyleler) Kafirlere süre tanıdım / mühlet verdim, sonra onları yakaladım, belirsizleştirmek / tanımamak inkâr (Ne olacağı belli değil canım demek) nasıl olurmuş? Nice memleketleri zulüm ederlerken helak ettik, o memleketlerin, tahtları / çardakları yerle bir olmuş, su kuyuları terk edilmiş, görkemli /meşid köşkleri / kasırları terkedilmiş, yeryüzünde gezmiyorlar mı? Aklettikleri kalpleri yahut işittikleri kulakları olmadı mı? (Gördükleri işittikleri verilerle bir bağ, bir ilişki kuramadılar mı?) Muhakkak ki onların gözleri kör olmaz (Görürler) fakat göğüslerinde ki kalpleri körleşmiştir. (Akletme kabiliyeti, işlemci gidik, bağ kuramıyorlar)
İbrahim’in kavmi ile Lût’un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı).
İbrahim kavmi ve Lut kavmi de (yalanlamıştı).
İbrahim'in halkı ile Lut'un halkı da aynısını yapmıştı.
İbrahim'in halkı ile Lut'un halkı da öyle yapmıştı,
İbrahim’in kavmi, Lut’un kavmi de.
İbrahim'in kavmi, Lut'un kavmi de.
İbrahim'in kavmi de Lut'un kavmi de...
Hac suresi, 44. ayet. وَأَصْحَٰبُ مَدْيَنَ وَكُذِّبَ مُوسَىٰ فَأَمْلَيْتُ لِلْكَٰفِرِينَ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ نَكِيرِ
(43-44) İbrahim'in kavmi ile Lut'un kavmi ve Medyen halkı da (yalanlamışlardı). Musa da yalanlandı ve nihayet o inkarcılara mühlet verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Beni inkar etmek nasılmış, (gördüler).
(Şuayb'ın kavmi) Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamışlardı). Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanımış; sonra onları (azapla) yakalamıştım. Benim cezalandırmam dipnot 1 (bak) nasıl olmuştu!
Medyen ahalisi de (öyle yapmış) ve Musa da yalanlanmıştı. Hepsinde de kafirlere süre tanıdım, ama sonunda onları enseledim: haydi, Beni inkar nasıl olurmuş görsünler bakalım!
Medyen halkının (yaptığı gibi); ayrıca, Musa da (Firavun ve yandaşlarınca) yalanlanmıştı. (Her seferinde) hakkı inkar edenlere belirli bir süre için fırsat verdim, ama günü gelince onları kıskıvrak yakaladım ki böylece, Benim onları hiçe saymam nasıl olurmuş, görsünler!
Ashab-ı Medyen de (yalanlamıştı). . . Musa da yalanlandı. . . Ben de o hakikat bilgisini inkar edenlere mühlet verdim, sonra onları yakaladım. . . Beni inkar etmenin sonucunu yaşatmam nasıl oldu!
Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle Ben, o inkar edenlere bir süre tanıdım, sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim (her şeyi alt üst edip kökten değiştiren) inkılabım (veya inkarım).
ve Medyen halkı da (peygamberlerini) yalanladılar. Musa da yalanlanmıştı. İşte ben o kâfirlere süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Nasıl oldu benim onları reddim (cezalandırmam)!
Medyen yoldaşları da öyle. Musa da yalanlanmıştı. Bunun üzerine, nankörlük edenlere süre verdim. Sonra, onları yakaladım. Bana nankörlük etmenin sonu nasıl oldu?
Medyen halkı da yalanlamıştı. Musa da yalanlanmıştı. Ben o kafirlere süre tanıdım. Sonra onları yakalayıverdim. Bir görseydinbenim cezalandırmam nasıl olmuştu!
Medyen yerlileri de... Musa dahi yalanlandı. Ben o kafirlere süre tanıdım ve sonra onları hesaba çektim; beni tanımamak da nasılmış!.
Medyen yerlileri de... Musa dahi yalanlandı. Ben o kafirlere süre tanıdım ve sonra onları hesaba çektim; beni tanımamak da nasılmış!..
Medyen halkı da. Musa da yalanlandı. Ben de o kafirlere bir süre verdim, sonradan kendilerini tuttum alıverdim. O vakit cezalandırışım nasıl oldu (bir görseydin).
Eshab-i Medyen de. Musa da tekzib olundu, ben de o kafirlere bir mühlet verdim, sonra da kendilerini tuttum alıverdim, nasıl oldu o vakıt benim inkarım?
Ve Medyen sahipleri de. Musa da yalanlandı. Fakat Kafirlere süre tanıdım. Sonra da onları yakaladım. Benim inkarım dipnot 1 nasılmış gördüler.
Ve Medyen sahipleri de. Musa da yalanlandı. Fakat Kafirlere süre tanıdım. Sonra da onları yakaladım. Benim inkarım dipnot 1 nasılmış gördüler.
Ve Medyen halkı da. Musa da yalanlandı. Fakat gerçeği yalanlayan nankörlere süre tanıdım. Sonra da onları yakaladım. Benim inkarım dipnot 1 nasılmış gördüler.
Medyen halkı da (peygamberlerini yalanlamıştı). Musa da yalanlanmıştı. Böylelikle ben, o kafirlere bir süre tanıdım sonra onları yakalayıverdim. Nasılmış benim inkarım?
(42-43-44) Eğer (kafirler) seni tekzib ediyorlarsa onlardan evvel Nuuh kavmi, Aad, Semuud (kavmleri), İbrahim kavmi, Lut kavmi ve Medyen Yaranı da (peygamberlerini) tekzib etmişlerdir. Muusa dahi tekzib edilmiştir. Nihayet ben o kafirlere (ukuubet hususunda) bir mühlet verdim de sonra onları yakaladım. (Bak) benim inkarım (inkılabım) nasıl imiş!
Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştır. Ama Ben; kafirlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. Benim inkarım nasılmış?
(42-46) Eğer ki seni yalanlıyorlarsa, kesin bir şey var ki onlardan önceki Nuh kavmi de Ad da Semud da İbrahim kavmi de Lut kavmi de Medyen halkı da yalanladılar , Musa’yı da yalanladılar. (Şaşırılacak şey değil hep böyleler) Kafirlere süre tanıdım / mühlet verdim, sonra onları yakaladım, belirsizleştirmek / tanımamak inkâr (Ne olacağı belli değil canım demek) nasıl olurmuş? Nice memleketleri zulüm ederlerken helak ettik, o memleketlerin, tahtları / çardakları yerle bir olmuş, su kuyuları terk edilmiş, görkemli /meşid köşkleri / kasırları terkedilmiş, yeryüzünde gezmiyorlar mı? Aklettikleri kalpleri yahut işittikleri kulakları olmadı mı? (Gördükleri işittikleri verilerle bir bağ, bir ilişki kuramadılar mı?) Muhakkak ki onların gözleri kör olmaz (Görürler) fakat göğüslerinde ki kalpleri körleşmiştir. (Akletme kabiliyeti, işlemci gidik, bağ kuramıyorlar)
Medyen halkı da (Şuayb'ı yalanladı). Mûsâ da yalanlandı. Kâfirlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. Benim cezalandırmam nasılmış?
Medyen halkı da (yalanlamıştı); Musa da yalanlanmıştı. Ben de kafirlere bir süre vermiş, sonra onları yakalamıştım. (Bak), benim (onları) inkarım (görülmemiş biçimde cezalandırmam) nasıl oldu!
Medyenliler de öyle. Musa da yalanlandı. O kafirlere önce süre tanıdım, sonra onları yakaladım. Benim de onları tanımamam neymiş, (görün) dipnot 1 !
Medyen'liler de öyleydi. Musa da senin gibi yalancı sayılmıştı. Ayetleri görmezlikten gelen o kişilere önce süre tanıdım sonra da yakalarına yapıştım. Benim hoşlanmamamın dipnot 1 sonu nasıl oldu (gördüler)!
Medyen halkı da (Şuayb'ı yalanladı). Musa da yalanlanmıştı. Kâfirlere süre/mühlet verdim; sonra da onları yakaladım. Nasılmış benim (helak ederek) inkârım?
Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı. Kafirlere süre tanıdım; sonra da onları yakaladım. Beni inkar nasılmış?
Medyen halkı da. Musa da yalanlanmıştı da ben, inkarcılara biraz süre vermiş sonra hepsini yakalamıştım. Nasılmış benim azabım!
Hac suresi, 45. ayet. فَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَهْلَكْنَٰهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ فَهِىَ خَاوِيَةٌ عَلَىٰ عُرُوشِهَا وَبِئْرٍ مُّعَطَّلَةٍ وَقَصْرٍ مَّشِيدٍ
Halkı zulmetmekteyken helak ettiğimiz, böylece duvarları, çökmüş çatılarının üzerine yıkılmış nice memleketler, nice kullanılmaz kuyular, nice muhteşem saraylar vardır!
(Nitekim), nice şehirler vardı ki o şehir(lerin halkı) haksızlık etmekteyken biz onları helak etmiştik. (O şehirlerde) duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. dipnot 1 Kullanılmaz hâle gelmiş bir kuyu ve (ıssız kalmış) heybetli bir köşk vardır.
İşte bu yüzden çığırdan çıkmış nice kentleri helak ettik. Nihayet hepsi de tepe taklak gitti, şimdi yerlerinde yeller esiyor. (Geriye) terkedilmiş kuyular (kaldı); o heybetli saraylar(dan şimdi eser yok).
Ve zulüm ve haksızlıkta onmaz düzeylere vardıkları için nice şehirleri yok ettik, öyle ki, şimdi hepsinin yerinde yeller esiyor; çatıları çökmüş, kuyuları kurumuş, (bir zamanlar göğe doğru) yükselen sarayları (şimdi yerle bir olmuş)!
Nice zalim şehir vardı ki, haksızlıkta aşırı gitmeleri sonucu onları helak ettik. . . Artık çatıları, duvarları üstüne çökmüş. . . Geride kullanılmaz kuyular ve yıkılmış saraylar kalmış.
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir).
Nitekim, birçok memleket vardı ki, o memleket (halkı) zulmetmekte iken, biz onları helâk ettik. Şimdi o ülkelerde duvarlar, (çökmüş) tavanların üzerine yıkılmıştır. Nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (ıssız kalmış) ulu saraylar vardır.
Haksızlık yaptıkları için yıkıma uğrattığımız nice kentler; duvarları ve çatıları çökmüş ve kuyuları artık kurumuş nice görkemli saraylar vardır.
Nice zulme dalmış ülke halkını yok ettik. Artık duvarları çatıları üzerine çökmüş, kuyuları kullanılmaz olmuş, yüce sarayları terkedilmiştir.
Nice kentlerin halkını, işledikleri haksızlıklardan ötürü helak ettik. Onlardan arta kalanlar, çökmüş çatılar, terkedilmiş kuyular ve ıssız saraylardı...
Nice kentlerin halkını, işledikleri haksızlıklardan ötürü helak ettik. Onlardan arta kalanlar, çökmüş çatılar, terkedilmiş kuyular ve ıssız saraylardı...
Evet nice memleketler vardır ki, Biz onları zulum yaparlarken helak ettik; şimdi damlarının üzerine çökmüş, ıp ıssız yıkıntı halindedir; ve nice kullanılmaz hale gelmiş kuyular ve (bomboş kalmış) muhteşem köşkler vardır.
Evet, nice memleketler vardı ki biz onları zulm etmektelerken helak ettik de şimdi onlar damlarının üzerine çökmüş ıp ıssız, hem nice muattal kuyu ve müşeyyed köşk
Böylece zulüm yapmalarından dolayı nice kentleri yok ettik. Çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış; sahipsiz kalmış kuyular ve görkemli saraylar vardır.
Böylece zulüm yapmalarından dolayı nice kentleri yok ettik. Çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış; sahipsiz kalmış kuyular ve görkemli saraylar vardır.
Böylece zulüm yapmalarından dolayı nice kentleri yok ettik. Çatıları çökmüş, duvarları yıkılmış; sahipsiz kalmış kuyular ve saraylar vardır.
(Halkı) Zulmediyorken yıkıma uğrattığımız nice ülkeler vardır ki, şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmakta, kullanılamaz durumdaki kuyuları (terkedilmiş bulunmakta), yüksek sarayları (çın çın ötmektedir).
(Evet) nice memleket (ler vardı) ki (halkı) zulümde devam edib dururlarken biz onları (mahv-ü) helak etdik. Şimdi dıvarlar tavanlarının üstüne çökmüş (ıpıssız kalmış) dır (o yerler). Ve (biz nice) kuyu (lar) ı muattal, (nice) yüksek saray (ları bomboş bırakdık).
Nice kasabaları zulüm ederken helak ettik. Şimdi onların altları üstlerine gelmiş ıpıssız durmaktadır, kuyuları körelmiş, sarayları yıkılmıştır.
(42-46) Eğer ki seni yalanlıyorlarsa, kesin bir şey var ki onlardan önceki Nuh kavmi de Ad da Semud da İbrahim kavmi de Lut kavmi de Medyen halkı da yalanladılar , Musa’yı da yalanladılar. (Şaşırılacak şey değil hep böyleler) Kafirlere süre tanıdım / mühlet verdim, sonra onları yakaladım, belirsizleştirmek / tanımamak inkâr (Ne olacağı belli değil canım demek) nasıl olurmuş? Nice memleketleri zulüm ederlerken helak ettik, o memleketlerin, tahtları / çardakları yerle bir olmuş, su kuyuları terk edilmiş, görkemli /meşid köşkleri / kasırları terkedilmiş, yeryüzünde gezmiyorlar mı? Aklettikleri kalpleri yahut işittikleri kulakları olmadı mı? (Gördükleri işittikleri verilerle bir bağ, bir ilişki kuramadılar mı?) Muhakkak ki onların gözleri kör olmaz (Görürler) fakat göğüslerinde ki kalpleri körleşmiştir. (Akletme kabiliyeti, işlemci gidik, bağ kuramıyorlar)
(Ahalisi) zalim iken kendilerini helâk ettiğimiz bu yüzden çökmüş çatıları üzerine duvarları yıkılmış, kuyuları sahipsiz, yüksek köşkleri (ıssız) kalmış nice şehirler vardır.
(Halkı) zulmederken helak ettiğimiz nice kent vardır ki duvarları (yıkılan) tavanlarının üstüne çökmüştür. Nice kullanılmaz olmuş kuyu ve nice (ıssız kalmış) sağlam köşk vardır!
Nice kenti, yanlış işler yaparlarken helak ettik. Artık (duvarları) tavanlarının üstüne çökmüş haldedir. Kullanılmayan nice kuyular ve muhteşem köşkler vardır dipnot 1 .
Biz nice kenti yanlış yaparlarken etkisiz hale getirmişizdir. Onlara, devrilmiş direkleri üzerine çökmüş, bir kör kuyu ve sağlam bir köşk kalmıştır.
Nice memleketleri zalimlik ederken helak ettik. Şimdi, onlar tepetakla edilmiş, su kuyuları terkedilmiş ve yüksek sarayları bomboş kalmıştır.
Nice ülkeleri zalimlik ederken helak ettik. Şimdi, onlar tepetakla edilmiş, su kuyuları terkedilmiş ve sağlam sarayları bomboş kalmıştır.
Zalim olduğu için helak ettiğimiz nice kent/medeniyet var ki, duvarları, tavanları üzerine çökmüş halde. Nice kullanılmaz halde bırakılmış su kuyusu, nice görkemli/süslü/bakımlı köşk var.
Hac suresi, 46. ayet. أَفَلَمْ يَسِيرُوا۟ فِى ٱلْأَرْضِ فَتَكُونَ لَهُمْ قُلُوبٌ يَعْقِلُونَ بِهَآ أَوْ ءَاذَانٌ يَسْمَعُونَ بِهَا فَإِنَّهَا لَا تَعْمَى ٱلْأَبْصَٰرُ وَلَٰكِن تَعْمَى ٱلْقُلُوبُ ٱلَّتِى فِى ٱلصُّدُورِ
Yeryüzünde gezip dolaşmadılar mı ki, düşünecek kalpleri, işitecek kulakları olsun? (Dolaştılar, ama ibret almadılar). Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler (kalp gözleri) kör olur.
(İnkârcılar) yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı? dipnot 1 (Dolaşsalardı) kendileriyle akıl edecek kalpleri veya dipnot 2 duyacak kulakları olurdu. (Gerçek şu ki) gözler kör olmaz fakat göğüslerdeki kalpler kör olur. dipnot 3
İyi ama, onlar hiç mi yeryüzünde gezip dolaşmazlar? Bu sayede kendisiyle akledecekleri bir kalbe ya da işitecekleri bir kulağa sahip olsalardı ya! Ama şu da var ki; gözler kör olmaz, fakat asıl kör olan göğüslerdeki kalplerdir.
Peki, yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı ki, orada olup biteni kalpleri kavrasın ve kulakları işitsin? Ne var ki, onlarda kör olan gözler değil; kör olan, göğüslerdeki kalpler!
Değerlendirecek şuurları yahut algılayacak kulakları yok muydu ki, arzda gezip ibret almadılar! Gerçek ki gözler kör olmaz, içlerindeki (beyinlerindeki) kalp gözleri körleşir!
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
(Sana karşı çıkanlar) hiç yeryüzünde dolaşmadılar mı? Zira dolaşsalardı elbette düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olurdu. Ama gerçek şu ki, gözler kör olmaz; lâkin göğüsler içindeki kalpler kör olur.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı; yürekleri kavrasın ve kulakları duysun? Kuşkusuz, gözleri kör değildir; fakat gönülleri kördür.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki, düşünecek kalpleri ve işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, gözler kör olmaz, fakat asıl sinelerdeki kalpler kör olur.
Düşünen beyinlerle ve işiten kulaklarla yeryüzünü dolaşmadılar mı? Gerçek körlük, gözlerin körlüğü değil; göğüslerdeki gönüllerin körlüğüdür.
Düşünen beyinlerle ve işiten kulaklarla yeryüzünü dolaşmadılar mı? Gerçek körlük, gözlerin körlüğü değil; göğüslerdeki gönüllerin körlüğüdür.
Ya o yerde niye bir dolaşmadılar ki, kendileri için akıllanmalarına sebep olacak kalpleri ve işitmelerine sebep olacak kulakları olsun;çünkü gerçek şudur ki, gözler körelmez, ancak sinelerdeki kalpler körelir.
Ya o yerde neye bir seyr etmediler ki kendileri için akıllanmalarına sebeb olacak kalbler ve işıtmelerine sebeb olacak kulaklar olsun, zira hakikat budur ki gözler körelmez ve lakin sinelerdeki kalbler körelir
Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinin, kendisi ile akıl edecekleri kalpleri dipnot 1 veya kendisi ile işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir.
Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinin, kendisi ile akıl edecekleri kalpleri[1] veya kendisi ile işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir.
Onlar, yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki kendilerinin, kendisi ile akıl edecekleri kalpleri dipnot 1 veya kendisi ile işitecek kulakları olsun. Gerçek şu ki, kör olan gözler değildir, kör olan göğüslerde olan kalplerdir.
Yeryüzünde gezip dolaşmıyorlar mı, böylece onların kendisiyle akledebilecek kalpleri ve işitebilecek kulakları oluversin? Çünkü doğrusu, gözler kör olmaz ancak sinelerdeki kalpler körelir.
(Hiç de) yer (yüzün) de gezib dolaşmadılar mı ki (bari) bu sebeble düşünecek kalblere, bu suretle işidecek kulaklara malik olsunlar). Fakat hakıykat şudur ki (yalınız maaddi) gözler kör olmaz, fakat (asıl) sinelerin içindeki kalbler kör olur.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar mı ki; orada olanları akledecek kalbleri, işitecek kulakları olsun. Ne var ki yalnız gözler kör olmaz, göğüslerde olan kalbler de körelir.
(42-46) Eğer ki seni yalanlıyorlarsa, kesin bir şey var ki onlardan önceki Nuh kavmi de Ad da Semud da İbrahim kavmi de Lut kavmi de Medyen halkı da yalanladılar , Musa’yı da yalanladılar. (Şaşırılacak şey değil hep böyleler) Kafirlere süre tanıdım / mühlet verdim, sonra onları yakaladım, belirsizleştirmek / tanımamak inkâr (Ne olacağı belli değil canım demek) nasıl olurmuş? Nice memleketleri zulüm ederlerken helak ettik, o memleketlerin, tahtları / çardakları yerle bir olmuş, su kuyuları terk edilmiş, görkemli /meşid köşkleri / kasırları terkedilmiş, yeryüzünde gezmiyorlar mı? Aklettikleri kalpleri yahut işittikleri kulakları olmadı mı? (Gördükleri işittikleri verilerle bir bağ, bir ilişki kuramadılar mı?) Muhakkak ki onların gözleri kör olmaz (Görürler) fakat göğüslerinde ki kalpleri körleşmiştir. (Akletme kabiliyeti, işlemci gidik, bağ kuramıyorlar)
Acaba onlar kendileri ile akledecekleri kalplerinin, kendileri ile işitecekleri kulaklarının olması için yeryüzünde neden gezip dolaşmazlar? Çünkü gerçekte gözler değil, göğüslerdeki kalpler kör olur.
Hiç yeryüzünde gezmediler mi ki (kendilerinden önce mahvolanların yerlerini görsünler de) düşünecekleri kalbleri, işitecekleri kulakları olsun (akıllları başlarına gelsin, hak sözünü işitsinler). Zira gözler kör olmaz (çünkü gözlerin körlüğü, geçici bir görme yetersizliğidir); fakat (asıl) göğüslerdeki kalbler kör olur.
(Kafirlik edenler) Yeryüzünü gezip dolaşmadılar mı ki kendisiyle doğru bağlantı kuracakları kalpleri, dinleyecekleri kulakları oluşsun! dipnot 1 Şu bir gerçek ki, gözler kör olmaz ama göğüslerdeki kalpler kör olur dipnot 2 .
Böyle yerleri gezip dolaşmadılar mı ki düşünecek kalpleri ve dinleyecek kulakları olsun. Gözler kör olmaz ama onların göğüslerindeki kalpleri kör olur.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar ki böylece onların kendisiyle akledecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları olsun? Oysa, gözler kör olmuyor, fakat sinelerdeki kalpler köreliyor.
Yeryüzünde dolaşmıyorlar ki kendisiyle akledecek kalpleri ve kendisiyle işitebilecek kulakları olsun?! Oysa, gözler kör olmuyor, fakat sinelerdeki kalpler köreliyor.
Yeryüzünde hiç dolaşmadılar mı ki, kalpleri olsun da onunla akıllarını çalıştırsınlar, kulakları olsun da onlarla duysunlar. Şu bir gerçek ki, kafadaki gözler kör olmaz ama göğüslerin içindeki gönüller körleşir.
Hac suresi, 47. ayet. وَيَسْتَعْجِلُونَكَ بِٱلْعَذَابِ وَلَن يُخْلِفَ ٱللَّهُ وَعْدَهُۥ وَإِنَّ يَوْمًا عِندَ رَبِّكَ كَأَلْفِ سَنَةٍ مِّمَّا تَعُدُّونَ
Bir de senden acele azap istiyorlar. Halbuki Allah asla va'dinden caymaz. Şüphesiz Rabbinin nezdinde bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
Onlar senden azabı acele istiyorlar. Allah sözünden asla dönmeyecektir. dipnot 1 Şüphesiz ki Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduklarınızdan bin sene gibidir. dipnot 2
Bir de kalkmış, azabın çabuk gelmesi için seni sıkıştırıyorlar. Ama Allah sözünden asla caymaz; ve unutmayın ki, Senin Rabbin katında bir gün sizin hesabınıza göre tut ki bin yıldır;
Ve bir de (ey Muhammed,) (gelecekse gelsin diyerek) onlar azap konusunda sana meydan okuyorlar: fakat (bilmelidirler ki) Allah vaadinden asla cayacak değildir ve bilin ki, Rabbinin ölçüsüyle bir gün, sizin hesap ettiğiniz bin yıl gibidir.
Senden azabını acele istiyorlar. . . Allah vaadinden asla caymaz! Muhakkak ki Rabbinin indinde bir gün, size göre bin yıl gibidir! (Buradaki işaret insanın geçeceği vefat sonrasındaki yaşam boyutu algılamasınadır Allahu alem. Çünkü 'Rabbinin' denerek, kişinin Esma bileşimi algılamasının getirisi olan bilinç boyutuna {beyninin içindeki - kozasındaki dünyasının zaman anlayışına} atıf yapılmaktadır. İşaret Rabb-ül alemin'e göre değildir. A. H. )
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar; Allah, va'dine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin Rabbinin katında bir gün, sizin saymakta olduğunuz bin yıl gibidir.
(Rasûlüm!) Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Muhakkak ki, Rabbinin nezdinde bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Üstelik cezayı, ivedi olarak senden istiyorlar. Oysa Allah, verdiği sözden asla dönmez. Çünkü aslında, Efendinin katında bir gün, sizin saydığınız bin yıl gibidir.
Onlar senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar. Allah vaadinden asla dönmez. Rabbin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
O azabı çabuk getirmen için sana meydan okuyorlar. ALLAH sözünü bozmaz. Efendinin katında bir gün, onların hesabıyla bin sene gibidir. dipnot 1
O azabı çabuk getirmen için sana meydan okuyorlar. ALLAH sözünü bozmaz. Rabbinin katında bir gün, onların hesabıyla bin sene gibidir.
Bir de senden acele azap istiyorlar. Elbette Allah sözünden caymaz. Bununla beraber Rabbinin katında bir gün, sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir.
Bir de senden acele azab istiyorlar, elbette Allah, va'dinde hulf etmez, bununla beraber rabbının ındinde bir gün sizin sayacaklarınızdan bin sene gibidir
Ve senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa Allah, sözünden asla dönmez. Kuşkusuz Rabb'ine göre bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Ve senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa Allah, sözünden asla dönmez. Kuşkusuz Rabb'ine göre bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Ve senden azabı çabuklaştırmanı istiyorlar. Oysa Allah, sözünden asla dönmez. Kuşkusuz Rabb'ine göre bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Onlar senden, azabın çarçabuk getirilmesini istiyorlar. Tanrı vaadine kesin olarak muhalefet etmez. Gerçekten, senin rabbinin katında bir gün sizin saymakta olduklarınızdan bin yıl gibidir.
Senden (başlarına çatacak) azabı (n) çabucak gelmesini isterler. Allah, tehdidinden asla caymaz. Hakıykat, Rabbinin indinde bir gün sizin sayacaklarınızdan bin yıl gibidir.
Senden çabucak azabı getirmeni istiyorlar. Allah, asla vaadinden caymaz. Doğrusu Rabbının katında bir gün; saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
(47-51) Senden azabı çabuk / acele istiyorlar, Allah sözünden / vaadinden caymaz / tam karşıtı bir şey yapmaz. Allah’ın yanında ki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir , memleketlerden nicelerine zalim olduklarında mühlet verdim , sonra onları yakaladım dönüş banadır. (Bize göre bin sene mühlet verilmesi, O’na göre bir gün beklesinler demek gibidir. Her zalim kavmin vakti saati belli) De ki Ey insanlar, Muhakkak ki ben sizin için a paçık bir uyarıcıyım, iman edenler ve düzeltici faaliyet yapanlar onlar için bağışlanma ve ikram edilen rızık vardır , ayetlerimizi aciz bırakmak için yarışanlar ise, işte onlar, cehennem halkıdır.
Senden azabı çabucak getirmeni isterler. Allah sözünden asla caymaz. Gerçek şu ki, Rabbinin yanında bir gün, sayacağınız bin yıl gibidir.
Senden azabı çabuk istiyorlar. Allah sözünden caymaz. (Ama herşeyin bir zamanı vardır. O, acele etmez. Zira) Rabbinin yanında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Senden azabın çabuk gelmesini istiyorlar dipnot 1 . Allah sözünden asla caymaz. Rabbinin /Sahibinin katındaki bir gün sizin saydığınız bin yıl gibidir dipnot 2 .
Allah, sözünden asla caymadığı halde, onlar senden azabın çabuklaştırılmasını istiyorlar. Halbuki Rabinin katındaki bir gün sizin sayınızla bin yıl gibidir dipnot 1 .
Senden, azabı acele getirmeni istiyorlar. Fakat Allah, verdiği sözden dönmez. Rabbi’nin katında (ahirette) bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Senden, azabı acele getirmeni istiyorlar. Fakat Allah, verdiği sözden dönmez. Rabbi'nin katında bir gün, sizin saydıklarınızdan bin yıl gibidir.
Senden aceleyle azabı istiyorlar: Allah, vaadine asla ters düşmez. Şu da bir gerçek ki Rabbinin katındaki bir gün, sizin saymakta olduğunuzun bin yılı gibidir.
Hac suresi, 48. ayet. وَكَأَيِّن مِّن قَرْيَةٍ أَمْلَيْتُ لَهَا وَهِىَ ظَالِمَةٌ ثُمَّ أَخَذْتُهَا وَإِلَىَّ ٱلْمَصِيرُ
Zalim oldukları halde, mühlet verdiğim, sonra da kendilerini azabımla yakaladığım nice memleket halkları vardır. Dönüş yalnız banadır.
Nice şehir (halkı) vardı ki haksızlık edip dururlarken onlara süre vermiş, sonunda onları yakalamıştım. Dönüş sadece banadır.
ve Ben, zulme gömülüp gitmiş nice toplumlara (önce) süre tanımış, sonra enselemişimdir: nihayet dönüş Banadır.
Ve onmaz zulüm ve haksızlıklara dalıp gitmiş nice toplumlara bir süre için fırsat vermiştim! Ama günü gelince onları kıskıvrak yakalayıverdim: çünkü bütün yolculukların sonu Banadır!
Zalim oldukları için, kendilerine mühlet verdiğim nice şehir vardı. . . Hepsini yakaladım. . . Dönüş sadece banadır!
Nice ülkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken Ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim; dönüş yalnızca banadır.
Nice ülkeler var ki, zulmedip dururlarken onlara mühlet verdim. Sonunda onları yakaladım. Dönüş yalnız banadır.
Haksızlık yapmalarına karşın süre verdiğim, sonra da onları yakaladığım nice kentler vardır. Çünkü dönüş, Bana olacaktır.
Zulmedip dururlarken, kendilerine süre tanıdığım nice ülkeler vardır. Sonunda onları yakalayıp yok ettim. Dönüş yalnız banadır.
Nice kentlerin halkına, zalim oldukları halde süre tanıdım ve sonra onları hesaba çektim; son dönüş Banadır.
Nice kentlerin halkına, zalim oldukları halde süre tanıdım ve sonra onları hesaba çektim; son dönüş Banadır.
Zulmedip dururlarken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket (halkı) vardı ki, Ben onu tutmuş alıvermişimdir. Bütün dönüş (ler) sonunda Banadır.
Zulm etmektelerken kendilerine mühlet verdiğim nice memleket vardı ki ben onu tutmuş alıvermiştim, bütün inkılab nihayet banadır
Zulmedip duran nice kentler vardı ki onlara süre vermiştim. Sonra onları yakaladım. Ve dönüş Bana'dır.
Zulmedip duran nice kentler vardı ki onlara süre vermiştim. Sonra onları yakaladım. Ve dönüş Bana'dır.
Zulmedip duran nice kentler vardı ki onlara süre vermiştim. Sonra onları yakaladım. Ve dönüş Bana'dır.
Nice ülkeler vardır ki, (halkı) zulmediyorken ben ona bir süre tanıdım, sonra yakalayıverdim; dönüş yalnızca banadır.
(Halkı sizin gibi) zulümde devam edib dururken kendisine mühlet verdiğim nice memleket vardır ki ben onları nihayet (azabımla) yakalayıverdim. Dönüş ancak banadır.
Nice kasabalar var ki; zalim oldukları halde onlara mühlet vermiştim. Sonunda onları yakalayıverdim. Dönüş yalnız Banadır.
(47-51) Senden azabı çabuk / acele istiyorlar, Allah sözünden / vaadinden caymaz / tam karşıtı bir şey yapmaz. Allah’ın yanında ki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir , memleketlerden nicelerine zalim olduklarında mühlet verdim , sonra onları yakaladım dönüş banadır. (Bize göre bin sene mühlet verilmesi, O’na göre bir gün beklesinler demek gibidir. Her zalim kavmin vakti saati belli) De ki Ey insanlar, Muhakkak ki ben sizin için a paçık bir uyarıcıyım, iman edenler ve düzeltici faaliyet yapanlar onlar için bağışlanma ve ikram edilen rızık vardır , ayetlerimizi aciz bırakmak için yarışanlar ise, işte onlar, cehennem halkıdır.
Zalim oldukları halde kendilerine mühlet verdiğim nice memleketler vardır. Sonra onları (azap ile) yakaladım, dönüş yalnız banadır.
Nice kent var ki zulmederken ona biraz süre vermişim, sonra onu yakalamışımdır. Sonunda dönüş ancak banadır.
Yanlışlar içinde oldukları halde nice kente süre tanıdım, sonra onları yakaladım dipnot 1 . Dönüp varılacak yer benim huzurumdur.
Yanlışlar içinde oldukları halde nice kentlere, önce süre tanıdım sonra da onları kıskıvrak yakaladım. Dönüş banadır.
Nice memleketler vardır ki, zalim olmalarına rağmen ben, onlara süre/mühlet verdim. Sonra da onları (azap ile) aldım. Dönüş banadır.
Nice ülkeler vardır ki, zalim olmalarına rağmen ben, onlara süre tanıdım. Sonra da onları aldım. Dönüş banadır.
Nice kent/medeniyet var ki, zulme saptığı halde, ona süre tanıdım. Ama sonra kendisini yakalayıverdim. Dönüş yalnız banadır.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.