Diyanet İşleri
De ki: "Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım."
Hac suresi · 49–57. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hac suresi, 49. ayet. قُلْ يَٰٓأَيُّهَا ٱلنَّاسُ إِنَّمَآ أَنَا۠ لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
De ki: "Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: "Ey insanlar! Ben ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
(Ey Peygamber!) De ki: "Ey insanlar! Şu bir gerçek ki, ben size gönderilmiş açık (sözlü) bir uyarıcıyım.
(Ey Muhammed,) de ki: "Ey insanlar! Ben, yalnızca, size (Allah tarafından gönderilen) apaçık bir uyarıcıyım!"
De ki: "Ey insanlar. . . Kesinlikle Ben, sizin için net açıklama yapan bir uyarıcıyım. "
De ki: "Ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım."
De ki: Ey insanlar! Ben ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım.
De ki: "Ey insanlar! Aslında, ben, sizin için, yalnızca apaçık bir uyarıcıyım!"
De ki: "Ey insanlar! Ben, ancak sizin için apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: "Ey insanlar, ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: 'Ey insanlar, ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.'
De ki: "Ey insanlar, ben size sadece açıkça anlatan bir uyarıcıyım!"
De ki: ey o bütün insanlar! Ben size ancak açık anlatan bir nezirim
De ki: "Ey İnsanlar! Ben sizin için yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: "Ey insanlar! Ben sizin için yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
De ki:"Ey insanlar! Ben sizin için yalnızca apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: "Ey insanlar, gerçekten ben sizin için yalnızca bir uyarıcıyım."
De ki: "Ey insanlar, ben size ancak (gelecek) tehlikeleri apaçık anlatanım".
De ki: Ey insanlar; ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.
(47-51) Senden azabı çabuk / acele istiyorlar, Allah sözünden / vaadinden caymaz / tam karşıtı bir şey yapmaz. Allah’ın yanında ki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir , memleketlerden nicelerine zalim olduklarında mühlet verdim , sonra onları yakaladım dönüş banadır. (Bize göre bin sene mühlet verilmesi, O’na göre bir gün beklesinler demek gibidir. Her zalim kavmin vakti saati belli) De ki Ey insanlar, Muhakkak ki ben sizin için a paçık bir uyarıcıyım, iman edenler ve düzeltici faaliyet yapanlar onlar için bağışlanma ve ikram edilen rızık vardır , ayetlerimizi aciz bırakmak için yarışanlar ise, işte onlar, cehennem halkıdır.
De ki: “Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.''
De ki: "Ey insanlar, ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım."
De ki: "Ey insanlar! Ben sizler için sadece açık bir uyarıcıyım dipnot 1 .
De ki "Ey insanlar! Ben sizler için sadece doğruları açıklayan bir uyarıcıyım."
De ki:Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.
De ki: -Ey insanlar! Ben sizin için ancak apaçık bir uyarıcıyım.
De ki: "Ey insanlar, ben sizin için, açıklayıcı bir uyarıcıdan başkası değilim."
Hac suresi, 50. ayet. فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ لَهُم مَّغْفِرَةٌ وَرِزْقٌ كَرِيمٌ
Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya, işte onlar için bir bağışlama güzel bir nimet (cennet) vardır.
İman edip iyi işler yapanlar için bağışlanma ve değerli rızık vardır.
Ve işte (Allah'tan aldığım uyarı): İmanda sebat eden, o imanla uyumlu ıslah edici davranışlarda bulunan kimseleri sınırsız bir bağış ve tarifsiz güzellikte bir rızık beklemektedir.
Ve (bilin ki,) imana erişip dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyanları bağışlanma ve çok üstün, çok büyük bir rızık beklemektedir;
İman edip imanın gereği yararlı çalışmalar yapmış kimseler için, bağışlanma ve cömert bir yaşam gıdası vardır.
Buna göre, iman edip salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağfiret) ve üstün bir rızık vardır.
İman edip sâlih ameller işleyen kimseler için mağfiret ve bol rızık vardır.
İnanmış olarak erdemli edimler yapanlar; onlar için, bağışlanma ve bol geçimlik vardır.
İman edip iyi amel işleyen kimseler için af ve güzel rızık vardır.
Gerçeği onaylayıp erdemli işler yapanlar, bağışlanma ve bol nimet hak etmişlerdir.
İnanıp erdemli işler yapanlar, bağışlanma ve bol nimet hakketmişlerdir.
Şimdi iman edip iyi iyi işler işleyenler için hem bir mağfiret, hem de bol nimet vardır.
İmdi iyman edip salih salih iş yapanlar, onlar için hem bir mağrifet var hem kerim bir rızk
İman edip salihatı dipnot 1 yapanlar için bağışlanma ve bol rızık vardır.
İman edip salihatı dipnot 1 yapanlar için bağışlanma ve bol rızık vardır.
İman edip salihatı dipnot 1 yapanlar için bağışlanma ve bol rızık vardır.
Buna göre, inanıp salih amellerde bulunanlar, onlar için bir bağışlanma (mağrifet) ve üstün bir rızık vardır.
İşte hem iman edenler, hem güzel amel (ve hareket) lerde bulunanlar: Mağfiret ve bitmez tükenmez rızık onlarındır.
İman edip salih amel işleyenler için mağfiret ve cömertçe verilmiş rızık vardır.
(47-51) Senden azabı çabuk / acele istiyorlar, Allah sözünden / vaadinden caymaz / tam karşıtı bir şey yapmaz. Allah’ın yanında ki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir , memleketlerden nicelerine zalim olduklarında mühlet verdim , sonra onları yakaladım dönüş banadır. (Bize göre bin sene mühlet verilmesi, O’na göre bir gün beklesinler demek gibidir. Her zalim kavmin vakti saati belli) De ki Ey insanlar, Muhakkak ki ben sizin için a paçık bir uyarıcıyım, iman edenler ve düzeltici faaliyet yapanlar onlar için bağışlanma ve ikram edilen rızık vardır , ayetlerimizi aciz bırakmak için yarışanlar ise, işte onlar, cehennem halkıdır.
Artık iman edip salih ameller işleyenler var ya; işte onlar için bir bağışlama, güzel bir nimet (Cennet) vardır.
İnanıp iyi işler yapanlar için mağfiret ve bol rızık vardır.
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar için bağışlanma dipnot 1 ve değerli rızık vardır dipnot 2 .
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar için bağışlanma ve bol rızık vardır.
İman edip, salih amellerde bulunanlara mağfiret ve değerli bir rızık (cennet) vardır.
İman edip, doğruları yapanlara bağışlanma ve bol rızık vardır.
İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar için bir bağışlanma ve bol bir rızık vardır.
Hac suresi, 51. ayet. وَٱلَّذِينَ سَعَوْا۟ فِىٓ ءَايَٰتِنَا مُعَٰجِزِينَ أُو۟لَٰٓئِكَ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ
Ayetlerimizi geçersiz kılmak için çaba gösterenler var ya, işte onlar cehennemliklerdir.
Ayetlerimiz hakkında (onları) aciz (kılmaya) çalışanlara gelince, işte bunlar cehennem halkıdır. dipnot 1
Ama ayetlerimizi etkisiz kılmak için çaba harcayanlara gelince: işte onlar, gözlerini faltaşı gibi açacak dehşet bir ateşe duçar olacaklar.
ama mesajlarımıza karşı, onları amaçlarında zaafa uğratma niyetiyle, düşmanca çabalara girişenlere gelince; harlı ateşe girecek olanlar işte böyleleridir.
Etkisiz kılmak amacıyla işaretlerimizi iptal için koşuşanlara gelince; işte onlar cehennem halkıdır!
Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar, alevli ateşin halkıdır.
Âyetlerimiz hakkında (onları tesirsiz kılmak için) birbirlerini geri bırakırcasına yarışanlara gelince, işte bunlar, cehennemliklerdir.
Oysa ayetlerimizi örselemek için uğraşanlar; cehennemin yoldaşları, işte onlardır.
Karşı çıkarak ayetlerimizi etkisiz kılmaya gayret edenlere gelince, işte onlar cehennemliklerdir.
Ayetlerimize karşı mücadele edenler ise cehennemin halkı olmayı hak etmişlerdir.
Ayetlerimize karşı mücadele edenler ise cehennemin halkı olmayı hakketmişlerdir.
Ayetlerimizin başarısız kalması için koşuşanlar ise, işte onlar cehennemliktirler.
Ayetlerimiz hakkında muaccizlik için koşuşanlar ise işte onlar eshabı cehim
Ayetlerimizi geçersiz bırakma yarışında olanlar, işte onlar Cehennem ehlidir.
Ayetlerimizi geçersiz bırakma yarışında olanlar, işte onlar Cehennem ehlidir.
Ayetlerimizi geçersiz bırakma yarışında olanlar, işte onlar Cehennem ehlidir.
Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlar, alevli ateşin halkıdır.
Ayetlerimiz (in, akıllarınca, red ve ibtaali) hususunda birbirini aciz bırakacak bir halde (fesad yarışına) koşanlar (a gelince:) onlar da çok alevli ateşin (cehennemin) yaranıdırlar.
Ayetlerimizi tartışarak bozmaya uğraşanlar ise; işte onlar, cehennem ashabıdır.
(47-51) Senden azabı çabuk / acele istiyorlar, Allah sözünden / vaadinden caymaz / tam karşıtı bir şey yapmaz. Allah’ın yanında ki bir gün, sizin saydığınız bin sene gibidir , memleketlerden nicelerine zalim olduklarında mühlet verdim , sonra onları yakaladım dönüş banadır. (Bize göre bin sene mühlet verilmesi, O’na göre bir gün beklesinler demek gibidir. Her zalim kavmin vakti saati belli) De ki Ey insanlar, Muhakkak ki ben sizin için a paçık bir uyarıcıyım, iman edenler ve düzeltici faaliyet yapanlar onlar için bağışlanma ve ikram edilen rızık vardır , ayetlerimizi aciz bırakmak için yarışanlar ise, işte onlar, cehennem halkıdır.
Ayetlerimiz konusunda acze düşürücü çabalar harcayanlara gelince, işte onlar Cehennem ehlidir.
Ayetlerimizi etkisiz bırakmak için çalışanlara gelince, onlar da cehennemin adamlarıdır.
Ayetlerimizi etkisiz kılmaya çalışanlar var ya dipnot 1 , işte onlar yakıcı ateşin ahalisidirler!"
Ayetlerimizi değersizleştirmeye çalışanlar da o alevli ateşin ahalisi olurlar.
Ayetlerimizi (iptal etmek için) koşuşup, çalışanlara gelince, işte onlar cehennem ehlidir
Ayetlerimizden alıkoymaya çalışanlara ise, işte onlar da alevli ateşin dostlarıdır.
Ayetlerimizi işe yaramaz kılmak için gayret gösterenlere gelince, onlar cehennemin dostlarıdır.
Hac suresi, 52. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَا مِن قَبْلِكَ مِن رَّسُولٍ وَلَا نَبِىٍّ إِلَّآ إِذَا تَمَنَّىٰٓ أَلْقَى ٱلشَّيْطَٰنُ فِىٓ أُمْنِيَّتِهِۦ فَيَنسَخُ ٱللَّهُ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ ثُمَّ يُحْكِمُ ٱللَّهُ ءَايَٰتِهِۦ وَٱللَّهُ عَلِيمٌ حَكِيمٌ
Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, bir şey temenni ettiği zaman, şeytan onun bu temennisine dair vesvese vermiş olmasın. Ama Allah, şeytanın vesvesesini giderir. Sonra Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Biz senden önce hiçbir elçi veya peygamber göndermedik ki o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine mutlaka (bir şeyler) katmaya kalkışmasın. dipnot 1 Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. dipnot 2 Sonra Allah kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir. dipnot 3 Allah bilendir, doğru hüküm verendir.
Hem senden önce kimi rasul ve nebi olarak göndermişsek, (sonuç almayı) umdukları her seferinde, Şeytan mutlaka onun idealindeki amaca ilişkin beklentisine gölge düşürmeye çabalamıştır. Fakat Allah, Şeytan'ın çabasını boşa çıkarır; dahası Allah, ayetlerini kendi içinde açık ve birbirlerini açıklayıcı kılar: zira (yalnızca) Allah'tır her şeyi bilen, her hükmünde tam isabet kaydeden.
Bununla birlikte, senden önce her ne zaman bir elçi ya da haberci göndersek ve bu (elçi ya da haberci) ne zaman (uyarılarına olumlu tepkiler almayı) umut etse, Şeytan mutlaka o'nun güttüğü nihai amaca gölge düşürmeye kalkışmıştır; ama Allah Şeytan'ın düşürmeye çalıştığı gölgeyi giderir ve mesajlarını kendi içlerinde açık ve anlaşılır kılar ve birbirleriyle açıklar; çünkü Allah doğru hüküm ve hikmetle edip eyleyen, mutlak ve sınırsız bilgi Sahibidir.
Senden önce hiçbir Rasul (hakikat ve marifetlerden haberdar eden) ve hiçbir Nebi (ilahi hükümleri ulaştıran) irsal etmedik ki, o (şuurundaki idrakı gereği) temenni ettiğinde, onun idealine, şeytanı (beşeri yanını oluşturan oluşmuş benliği - bilinci) bir fikir ilka etmiş olmasın! Allah (Esma hakikati şuuruna yansıyarak), şeytanın ilkasını geçersiz kılar; sonra da kendi işaretlerini en sağlıklı kesin şekilde yerleştirir! Allah Aliym'dir, Hakiym'dir.
Biz senden önce hiç bir Resul ve Nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku veya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Allah, şeytanın katıp bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah, gerçekten bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
(Ey Muhammed!) Biz, senden önce hiçbir Rasûl ve nebî göndermedik ki, o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de (beşerî arzular) katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi âyetlerini (lafız ve mana bakımından) sağlam olarak yerleştirir. Allah, hakkıyla bilendir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Zaten senden önce gönderdiğimiz hiçbir elçi ve peygamber yoktur ki, bir şey dilediğinde, Onun dileğine şeytan karışmamış olsun. Fakat Allah, şeytanın attıklarını ortadan kaldırır. Sonra, Kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Çünkü Allah, Bilendir; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Biz, senden önce hiçbir rasul ve nebi göndermedik ki o, bir temennide bulunduğunda, şeytan onun dileğine ille de beşeri arzular katmaya kalkışmasın. Ne var ki Allah, şeytanın katacağı şeyi iptal eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlam olarak yerleştirir. Allah, bilendir; hikmet sahibidir.
Senden önce, arzularına sapkının karışmadığı hiçbir elçi ve hiçbir peygamberi göndermedik. ALLAH sapkının attığı şeyleri ortadan kaldırır ve sonra ALLAH ayetlerini sağlamlaştırır. ALLAH Bilendir, Bilgedir. dipnot 1
Senden önce, arzularına şeytanın karışmadığı hiç bir elçi ve hiç bir peygamberi göndermedik. ALLAH şeytanın attığı şeyleri ortadan kaldırır ve sonra ALLAH ayetlerini sağlamlaştırır. ALLAH Bilendir, Bilgedir.
Biz senden önce bir resul ve bir nebi göndermedik ki, o bir şey yapmak arzu ettiğinde, şeytan onun arzularına şüpheler karıştırmasın. Bunun üzerine Allah şeytanın karıştırdığı şüpheyi derhal giderir. Sonra da Allah, ayetlerini güçlendirir. Allah, bilendir, hikmet sahibidir.
Hem biz senden evvel ne bir Resul ve ne bir Nebiy göndermedik ki bir temenni kurduğu vakıt Şeytan onun ümniyyesine bir ilka yapmış olmasın, bunun üzerine Allah Şeytanın ilka ettiğini derhal nesheder de sonra Allah, ayetlerini muhkemler ve Allah, alimdir, hakimdir
Senden önce gönderdiğimiz her Resul ve Nebi, bir şey dilediği dipnot 1 zaman, şeytan dipnot 2 onun bu dileğine bir şeyler katmak istedi. dipnot 3 Fakat Allah, şeytanın kattığı şeyleri yok eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Senden önce gönderdiğimiz her Resul ve Nebi, bir şey dilediği dipnot 1 zaman, şeytan dipnot 2 onun bu dileğine bir şeyler katmak istedi. dipnot 3 Fakat Allah, şeytanın kattığı şeyleri yok eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Senden önce gönderdiğimiz her rasul ve nebi, bir şey dilediği dipnot 1 zaman, şeytan dipnot 2 onun bu dileğine bir şeyler katmak istedi. dipnot 3 Fakat Allah, şeytanın kattığı şeyleri yok eder. Sonra Allah, kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Ve Allah, Her Şeyi Bilen'dir, En İyi Hüküm Veren'dir.
Biz senden önce hiç bir resul ve nebi göndermiş olmayalım ki, o bir dilekte bulunduğu zaman, şeytan, onun dilediğine (bir kuşku vaya sapma unsuru) katıp bırakmış olmasın. Ama Tanrı, şeytanın katıp bırakmalarını giderir, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Tanrı, gerçekten bilendir hüküm ve hikmet sahibidir.
Biz, senden evvel hiçbir resul, hiç bir nebi göndermedik ki o, (bir şey) arzu etdiği zaman şeytan onun dileği hakkında ille (bir fitne meydana) atmış olmasın. Nihayet Allah, şeytanın ilkaa edeceği (o fitneyi) giderir, ibtaal eder. Yine Allah ayetlerini sabit (ve mahfuz) kılar. Allah (her şey'i) hakkıyle bilendir, tam hüküm ve hikmet saahibidir.
Senden önce gönderdiğimiz hiç bir Rasul ve hiç bir Nebi yoktur ki; bir şeyi arzuladığı zaman şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmamış olsun. Allah; şeytanın karıştırdığını giderir. Sonra Allah; kendi ayetlerini yerleştirir. Ve Allah; Alim'dir, Hakim'dir.
(52-54) Senden önce hiçbir Elçi / Resul ve de Bildirici / Nebi yoktur ki, bir dilekte / temenni de bulunduğunda şeytan onun dileğine bir şeyler karıştırmış olmasın, Allah şeytanın karıştırdıklarını giderir, sonra Allah ayetini son karar haline getirir / muhkemleştirir. Allah bilendir ve gerekçeli karar verendir. Bu, (Dileklerine şeytanın kattıklarını giderilmesi) kalplerinde hastalık olanların ve kalpleri taşlaşmış olanların şeytanın sınamasına / fitnesine düşmeleri içindir. Muhakkak ki zalimler uzak bir ayrılık / uzak bir kopuş içindedirler, yine bu (Dileklerine şeytanının kattıklarının giderilmesi) ilim verilenlerin bu kesinlikle Rabbimizden gelen bir gerçektir demeleri, ona iman etmeleri ve gönüllerinden boyun eğmeleri içindir , muhakkak ki Allah, iman edenleri istikameti dosdoğru olan yola yönlendirir.
Senden önce hiçbir peygamber göndermedik ki, o temenni ettiği (Kur'an okuduğu) zaman, Şeytan onun temennisine (okuyuşuna) bir vesvese atmış olmasın. Ama Allah, Şeytan'ın attığını iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah her şeyi bilendir, Hakim'dir.
Senden önce hiçbir resul ve nebi göndermemiştik ki o, temenni ettiği zaman, şeytan onun temennisine (bir düşünce) atmış olmasın. Fakat Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırır. Allah, 'alim(bilen)dir, hakim (sağlamlaştıran)dır.
Senden önce gönderdiğimiz hiçbir resul ve nebi yoktur ki bir şeyi arzu ettiğinde şeytan onun arzusuna bir şey katmış olmasın dipnot 1 . Ama Allah, şeytanın kattığını hemen giderir, sonra ayetlerini (onların zihinlerinde) sağlamlaştırır dipnot 2 . Allah, daima bilen ve kararları doğru olandır.
Senden önce de elçi veya nebi olarak gönderdiğimiz kimselerden hangisi bir şey tasarlasa Şeytan onun tasarladığı şeye mutlaka bir pislik bulaştırmıştır. Arkasından Allah, şeytanın bulaştırdığını gidermiş sonra da ayetlerini (zihinlerde) iyice pekiştirmiştir. dipnot 1 Allah bilir, doğru karar verir.
Senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki, o temenni ettiği (Kur'an okuduğu) zaman, şeytan onun temennisine (okuyuşuna) bir vesvese atmış olmasın. Ama Allah, şeytanın attığını iptal eder, sonra kendi ayetlerini sağlamlaştırıp pekiştirir. Allah herşeyi bilendir, hakimdir.
Senden önce hiç bir peygamber göndermedik ki, bir şeyi arzuladığı zaman, şeytan onun arzusuna vesvese karıştırmış olmasın. Ama Allah, şeytanın karıştırdığını giderir ve Allah, ayetlerini sağlamlaştırır. Allah bilendir, hakimdir.
Biz senden önce hiçbir resul ve nebi göndermedik ki, o bir şey dilediğinde, şeytan onun düşünce ve dileği içine bir şey atmış olmasın. Ama Allah, şeytanın attığını siler, sonra kendi ayetlerini muhkemleştirir. Allah Alim'dir, Hakim'dir.
Hac suresi, 53. ayet. لِّيَجْعَلَ مَا يُلْقِى ٱلشَّيْطَٰنُ فِتْنَةً لِّلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ وَٱلْقَاسِيَةِ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ ٱلظَّٰلِمِينَ لَفِى شِقَاقٍۭ بَعِيدٍ
Allah, şeytanın verdiği bu vesveseyi, kalplerinde hastalık bulunanlar ile kalpleri katı olanlara bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Hiç şüphesiz ki o zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
Kalplerinde hastalık bulunanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir fitne (imtihan) yapsın (diye Allah buna izin verir). Şüphesiz ki zalimler, uzak bir ayrılık içindedir.
(Allah'ın) Şeytan'ın engel koyma çabasına (izin vermesi), yalnızca kalplerinde bir tür hastalık bulunan ve iç dünyaları kararmış olan kimseleri sınamak içindir. İşte bu tür zalimler, kesinlikle derin bir yabancılaşma içindedirler.
(Yine de, Allah'ın bu tür şüphelere fırsat vermesi,) Şeytan'ın (peygamberlerin niyeti konusunda gönüllere) düşürmeye çalıştığı gölgeyi kalplerinde bir eğrilik, bir hastalık bulunan, kalpleri katılaşmış olan kimseler için bir sınama aracı kılmasındandır; çünkü, (bu tür şüphelere kapılarak kendilerine) yazık eden kimseler, doğrusu, çok derin bir yanılgı içindedir.
Şeytanın ilkası olan (amigdala etkisindeki oluşmuş benlik - bilinç veri tabanından gelen) fikir, sağlıklı düşünemeyen ve şuurları örtülmüş (meleki kuvveleri - kudsi hakikati örtülmüş; bedeni zevkler, nefsani şehvetlere düşkün) olan kimseler için, sınav objesi oluşturması içindir. . . Muhakkak ki zalimler dönüşü olmayan yoldadırlar!
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Allah'ın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
(Allah, şeytanın böyle yapmasına müsaade eder ki) kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için, şeytanın kattığı şeyi bir deneme (vesilesi) yapsın. Zalimler, gerçekten (haktan) oldukça uzak bir ayrılık içindedirler.
Şeytanın attıkları, yüreklerinde sayrılık olanları ve yürekleri katılaşanları sınamak içindir. Kuşkusuz, haksızlık yapanlar, derin bir ayrılık içindedirler.
Böyle yapar ki, şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlar ve kalpleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın. Zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.
Böylece sapkının attığını kalplerinde hastalık bulunanlar ve kalpleri katı olanlar için bir test haline sokar. Zalimler, elbette apaçık bir karşıtlık içindedirler.
Böylece şeytanın attığını kalplerinde hastalık bulunanlar ve kalpleri katı olanlar için bir test haline sokar. Zalimler, elbette apaçık bir karşıtlık içindedirler.
Bunu, şeytanın karıştıracağı şüpheyi kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimselere bir imtihan vesilesi kılmak için böyle yapar. Çünkü zalimler haktan uzak bir ayrılık içindedirler.
Şunun için ki Şeytanın ilka edeceğini kalbleri katı olanlar ve kalblerinde bir maraz bulunanlar için bir fitne kılacaktır ve çünkü o zalimler uzak bir şikak içindedirler
Kalplerinde hastalık olan ve kalpleri kararıp katılaşmış olanlara, şeytanın kattığı şeyi dipnot 1 , sınav vesilesi kıldık. Zalimler derin bir yanılgı içindedirler.
Kalplerinde hastalık olan ve kalpleri kararıp katılaşmış olanlara, şeytanın kattığı şeyi dipnot 1 , sınav vesilesi kıldık. Zalimler derin bir yanılgı içindedirler.
Kalplerinde hastalık olan ve kalpleri kararıp katılaşmış olanlara, şeytanın kattığı şeyi dipnot 1 , sınav vesilesi kıldık. Zalimler derin bir yanılgı içindedirler.
Şeytanın (bu tür) katıp bırakmaları, kalplerinde hastalık olanlara ve kalpleri (her türlü) duyarlılıktan yoksun bulunanlara (Tanrı'nın) bir deneme kılması içindir. Şüphesiz zalimler, (gerçeğin kendisinden) uzak bir ayrılık içindedirler.
(Allahın buna müsaade buyurması) şeytanın (meydana) atacağı (fitneyi) kalblerinde bir maraz bulunanlara, yürekleri katı olanlara bir imtihan (vesilesi) yapmak içindir. Hiç şüphe yok ki o zaalimler (hakdan) uzak bir ayrılık (ve muhaalefet) içindedirler.
Şeytanın karıştırdığı, kalblerinde hastalık bulunan ve kalbleri kaskatı olan kimseleri sınamay vesile kılmak içindir. Zalimler, şüpjesiz derin bir ayrılık içindedirler.
(52-54) Senden önce hiçbir Elçi / Resul ve de Bildirici / Nebi yoktur ki, bir dilekte / temenni de bulunduğunda şeytan onun dileğine bir şeyler karıştırmış olmasın, Allah şeytanın karıştırdıklarını giderir, sonra Allah ayetini son karar haline getirir / muhkemleştirir. Allah bilendir ve gerekçeli karar verendir. Bu, (Dileklerine şeytanın kattıklarını giderilmesi) kalplerinde hastalık olanların ve kalpleri taşlaşmış olanların şeytanın sınamasına / fitnesine düşmeleri içindir. Muhakkak ki zalimler uzak bir ayrılık / uzak bir kopuş içindedirler, yine bu (Dileklerine şeytanının kattıklarının giderilmesi) ilim verilenlerin bu kesinlikle Rabbimizden gelen bir gerçektir demeleri, ona iman etmeleri ve gönüllerinden boyun eğmeleri içindir , muhakkak ki Allah, iman edenleri istikameti dosdoğru olan yola yönlendirir.
Allah, Şeytan'ın attığı o vesveseyi kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseler için bir fitne kılmıştır. Muhakkak zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.
(Allah, böyle yapar ki) Şeytanın attığını, kalblerinde hastalık olanlar ve kalbleri katılaşanlar için bir imtihan yapsın; zalimler uzak bir ayrılık içindedirler.
Bütün bunlar, şeytanın kattığı şeyi, kalplerinde hastalık olanlara dipnot 1 ve katı kalplilere dipnot 2 bir imtihan vesilesi yapması içindir. O zalimler elbette derin bir ayrılık içindedirler.
Şeytanın bulaştırdığı şeye izin vermemiz dipnot 1 , kalplerinde hastalık olanlar ile kalpleri katı olanları imtihan içindir. Yanlış yapanlar, tam olarak ayrılmış ve uzaklaşmış olurlar.
Allah, şeytanın attığı o vesveseyi kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseler için bir fitne kılmıştır. Zalimler, (Peygamberle) uzak bir ayrılık içindedirler.
Şeytanın karıştırdığı, kalplerinde hastalık bulunan ve kalpleri kaskatı olan kimseleri denemek içindir. Zalimler, derin bir ayrılık içindedirler.
Bu, Allah'ın; şeytanın attığını, kalplerinde hastalık olanlara, gönülleri katılaşanlara bir fitne yapması içindir. Zalimler, geri dönülmez bir ayrılık ve kopuş içindedirler.
Hac suresi, 54. ayet. وَلِيَعْلَمَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَيُؤْمِنُوا۟ بِهِۦ فَتُخْبِتَ لَهُۥ قُلُوبُهُمْ وَإِنَّ ٱللَّهَ لَهَادِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duysun diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
Bir de kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) Rabbin tarafından (gelmiş) gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar ve kalpleri saygıyla boyun eğsin. Şüphesiz ki Allah iman edenleri doğru yola ulaştırır. dipnot 1
Yine (bunun bir nedeni) de, bilgi ve bilginin amacını kavrayanlar bu (mesajın) Rabbinden gelen hakikatin ta kendisi olduğunu anlasınlar diyedir. Bu sayede ona inanacaklar, nihayet kalpleri ona tam bir teslimiyetle yatışacaktır. Şu bir gerçek ki, Allah inanıp güvenen kimseleri dosdoğru bir yola yöneltir.
Ve (yine, Allah'ın Şeytan'ın bu çabalarını boşa çıkarması,) doğru bilgiden nasibi olanların bu ilahi mesajın senin Rabbinden ulaşan katıksız gerçek olduğunu kavramaları, O'na inanmaları ve bütün kalpleriyle O'na bağlanıp boyun eğmeleri içindir. Çünkü gerçekten de, Allah imana erişenleri dosdoğru bir yola yöneltir.
Ayrıca da kendilerine ilim verilenler, onun (şuurlarına yansıyanın) Rabbinden hak olduğunu bilsinler de Ona iman etsinler ve Ona şuurları huşu duysunlar. . . Muhakkak ki Allah iman etmiş kimseleri hakikate yönlendirendir.
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kur'an'ın) hiç tartışmasız Rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona iman etsinler ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola yöneltir.
Bir de, kendilerine ilim verilenler, onun (Kur'an'ın) hakikaten Rabbin tarafından gelmiş bir gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar, bu sayede kalpleri huzur ve tatmine kavuşsun. Şüphesiz ki Allah, iman edenleri, kesinlikle dosdoğru bir yola yöneltir.
Kendilerine bilgi verilmiş olanlar da Onun Efendinden gelen bir gerçek olduğunu bilsinler. Böylece, Ona inansınlar ve yürekleri Ona saygı duysun. Çünkü kuşkusuz, Allah, inananları, kesinlikle dosdoğru yola eriştirir.
Kendilerine ilim verilmiş olanlar da Kur'an'ın, senin Rabbinden gelenin hak olduğunu bilsinler de ona inansınlar; böylece kalpleri ona saygı duysun. Şüphesiz Allah, inananları doğru yola iletir.
Bu durum, aynı zamanda, kendilerine bilgi verilmiş olanların bunun Efendinden gelen bir gerçek olduğunu anlamalarını sağlar. Böylece kalpleri onu benimser ve onaylar. ALLAH, elbette, iman edenleri doğru yola ulaştırır.
Bu durum, aynı zamanda, kendilerine bilgi verilmiş olanların bunun Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu anlamalarını sağlar. Böylece kalpleri onu benimser ve iman ederler. ALLAH, elbette, inananları doğru yola ulaştırır.
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar, Kur'an'ın şüphesiz Rabbından gelen bir gerçek olduğunu bilsinler ve ona iman etsinler de kalpleri O'na saygı duysun. Çünkü Allah iman edenleri doğru bir caddeye çıkarır.
Bir de kendilerine ılim verilmiş olanlar muhakkak rabbından gelen hakk olduğunu bilsinler ve ona iyman etsinler de kalbleri ona saygı duysun ve çünkü Allah, iyman edenleri doğru bir caddeye çıkarır
İlim dipnot 1 verilen kimselerin dipnot 2 , onun dipnot 3 Rabb'inden gelen bir gerçek olduğunu bilmeleri, ona iman etmeleri ve kalplerinin tatmin olması içindir. Allah, İman Edenler'e dosdoğru yolu gösterendir.
İlim dipnot 1 verilen kimselerin dipnot 2 , onun dipnot 3 Rabb'inden gelen bir gerçek olduğunu bilmeleri, ona iman etmeleri ve kalplerinin tatmin olması içindir. Allah, inananlara dosdoğru yolu gösterendir.
İlim dipnot 1 verilen kimselerin dipnot 2 , onun dipnot 3 Rabb'inden gelen bir gerçek olduğunu bilmeleri, ona iman etmeleri ve kalplerinin tatmin olması içindir. Allah, inananlara dosdoğru yolu gösterendir.
(Bir de) Kendilerine ilim verilenlerin, bunun (Kuran'ın) hiç tartışmasız rablerinden olan bir gerçek olduğunu bilmeleri için; böylelikle ona, inansınlar ve kalpleri ona tatmin bulmuş olarak bağlansın. Şüphesiz Tanrı inananları dosdoğru yola yöneltir.
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun (Kur'anın) muhakkak Rabbinden (gelen) bir gerçek olduğunu bilib de ona (tam) iman etmeleri ve kalblerinden tam bir itmi'nan haasıl olması içindir. Şübhesiz ki Allah, (o suretle) iman edenleri doğru bir yola iletir.
Bir de bu, kendilerine ilim verilenlerin onun, Rabbından gelme bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve gönüllerini ona bağlamaları içindir. Muhakkak ki Allah; iman edenleri dosdoğru yola iletir.
(52-54) Senden önce hiçbir Elçi / Resul ve de Bildirici / Nebi yoktur ki, bir dilekte / temenni de bulunduğunda şeytan onun dileğine bir şeyler karıştırmış olmasın, Allah şeytanın karıştırdıklarını giderir, sonra Allah ayetini son karar haline getirir / muhkemleştirir. Allah bilendir ve gerekçeli karar verendir. Bu, (Dileklerine şeytanın kattıklarını giderilmesi) kalplerinde hastalık olanların ve kalpleri taşlaşmış olanların şeytanın sınamasına / fitnesine düşmeleri içindir. Muhakkak ki zalimler uzak bir ayrılık / uzak bir kopuş içindedirler, yine bu (Dileklerine şeytanının kattıklarının giderilmesi) ilim verilenlerin bu kesinlikle Rabbimizden gelen bir gerçektir demeleri, ona iman etmeleri ve gönüllerinden boyun eğmeleri içindir , muhakkak ki Allah, iman edenleri istikameti dosdoğru olan yola yönlendirir.
Bir de kendilerine ilim verilmiş olanlar onun, Rabbinden gelen hak olduğunu bilsinler, böylece ona iman etsinler ve sonuçta da kalpleri ona saygı duyup, boyun eğsin diye Allah böyle yapar. Hiç şüphe yok ki Allah, iman edenleri doğru yola iletir.
Ve kendilerine ilim verilmiş olanlar da o(Kur'a)nın, Rabbinden (gelen) gerçek olduğunu bilsinler de ona inansınlar; böylece kalbleri ona saygı duysun. Şüphesiz Allah, inananları mutlaka doğru yola iletir.
Ayrıca kendilerine bilgi verilmiş olanların, onun /Kur'an'ın Rabbinden gelen bir gerçek olduğunu bilip inanmaları ve kalplerinin ona yatışması içindir. Allah inanıp güvenenleri elbette doğru yola yönlendirir dipnot 1 .
Bunun (Allah'ın şeytanların karıştırdığına izin vermesinin) bir sebebi de kendilerine o bilginin ulaştığı kimselerin, onun (ayetlerin) senin Sahibinden gelen bir gerçek olduğunu bilmelerini, ona inanmalarını ve kalplerinin ona yatışmasını sağlamaktır. Allah inanıp güvenenleri elbette doğru bir yola yönlendirir.
Bir de, kendilerine ilim verilenlerin, onun, Rabbinden gelen gerçek bir vahiy olduğunu bilip, ona iman etmeleri ve kalplerinin onunla yatışması içindir. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola iletir.
Kendilerine ilim verilenlerin, onun, Rabbinden gelen gerçek bir vahiy olduğunu bilip, ona inanmaları ve onunla gönüllerini bağlamaları içindir. Şüphesiz Allah, iman edenleri dosdoğru yola iletir.
Kendilerine ilim verilenler onun, senin Rabbinden bir hak olduğunu bilsinler, ona inansınlar da kalpleri ona saygı duysun diye böyle yapılmıştır. Şu bir gerçek ki Allah Hadi'dir, iman edenleri dosdoğru yola mutlaka ulaştıracaktır.
Hac suresi, 55. ayet. وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ فِى مِرْيَةٍ مِّنْهُ حَتَّىٰ تَأْتِيَهُمُ ٱلسَّاعَةُ بَغْتَةً أَوْ يَأْتِيَهُمْ عَذَابُ يَوْمٍ عَقِيمٍ
İnkar edenler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur'an'dan bir şüphe içinde kalırlar.
Kâfir olanlar, kendilerine o (Son) Saat ansızın gelinceye dipnot 1 veya kısır bir günün dipnot 2 azabı gelinceye kadar onun (Kur'an'ın) hakkında hep şüphe içindedir.
İnkarda direnen kimseler ise, Son Saat kendilerine ansızın gelip buluncaya, ya da (yaşama sevincinin) kökünü kurutan bir günün tarifsiz azabı kendilerine kavuşuncaya kadar, bu mesajın kaynağı hakkında kuşku duymaya devam edecekler.
Hakkı inkara şartlanmış olanlar ise, Son Saat kendilerini apansız yakalayıncaya ve bütün ümitlerin boş olduğu o Gün'ün azabı başlarına çökünceye kadar O'nun hakkında kapıldıkları şüpheden sıyrılmayacaklardır.
Hakikat bilgisini inkar edenler ise, kendilerine ansızın ölüm gelinceye kadar yahut umutların boşa çıkacağı sürecin azabı gelinceye kadar, O'ndan (Teklik'ten) şüphe içinde kalmaya devam edecek. . .
İnkar edenler ise, kıyamet saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kur'an'dan) yana şüphe içinde sür git kalacaklardır.
İnkâr edenler, kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahut da (kendileri için hayır yönünden) kısır bir günün azabı gelinceye kadar onun (Kur'an) hakkında hep şüphe içindedirler.
Nankörlük edenler ise evrenlerin sonu onlara ansızın gelinceye veya Kısır Gün'ün cezası gelip çatıncaya dek, Ondan kuşku duymaya devam ederler.
İnkar edenler, kendilerine son saat ansızın gelinceye ya da her kurtulma gayretinin sonuçsuz kalacağı günün azabı gelinceye kadar, Kur'an hakkında hep şüphe içinde olacaklardır.
İnkarcılar ise, o an kendilerine ansızın gelinceye kadar, yahut o müthiş günün cezası kendilerine çatıncaya kadar sürekli ondan kuşku duyacaklardır.
İnkarcılar ise, Saat (dünyanın sonu) kendilerine ansızın gelinceye kadar, yahut o müthiş günün cezası kendilerine çatıncaya kadar sürekli ondan kuşku duyacaklardır
İnkar edenler de kendilerine kıyamet ansızın gelinceye veya her kurtulma gayretinin sonuçsuz kalacağı bir günün azabı gelinceye kadar Kur'an'dan şüphe etmekte devam edip giderler.
O küfredenler de kendilerine o saat bağteten gelinciye veya akim bir günün azabı gelinciye kadar ondan bir şekk içinde kalır giderler
Kafirler de Sa'at dipnot 1 ansızın gelinceye veya ardından başka bir gün olmayan günün azabı gelinceye kadar ondan dipnot 2 kuşku duymaya devam edeceklerdir.
Kafirler de Sa'at dipnot 1 ansızın gelinceye veya ardından başka bir gün olmayan günün azabı gelinceye kadar ondan dipnot 2 kuşku duymaya devam edeceklerdir.
Gerçeği yalanlayan nankörler de, Sa'at dipnot 1 ansızın gelinceye veya ardından başka bir gün olmayan günün azabı gelinceye kadar ondan dipnot 2 kuşku duymaya devam edeceklerdir.
Küfredenler ise, kıyamet saati onlara apansız gelinceye veya kesintiye uğramış (akim, verimsiz) bir günün azabı onlara yetişinceye kadar ondan (Kuran'dan) yana şüphe içinde sürgit kalacaklardır.
Küf (ü inkar) edenler ise kendilerine o saat ansızın gelinceye, yahud kısır bir günün azabı çatıncaya kadar ondan (Kur'andan) yana mütemadi bir şek içinde kalırlar.
Küfredenler; kendilerine o saat ansızın gelinceye veya gecesi olmayan günün azabı çatana kadar ondan yana devamlı bir şüphe içinde kalırlar.
(55-57) Kafirler, kıyamet saati ansızın gelinceye kadar veya sonlandırıcı gün / kesintiye uğratıcı gün /akamete uğratıcı gün gelinceye kadar onun hakkında tereddütte / miryede kalırlar. (Acaba g elecek mi gelmeyecek mi tereddütü) O gün egemenlik / mülkiyet / mülk üzerindeki tüm yetki, Allah’a aittir, onlar arasında ilgili son kararını verir, iman edenler ve ıslah edici ameller yapanlar naîm cennetlerindedir, kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar için aşağılayıcı / küçük düşürücü / onur kırıcı bir azap vardır.
Kâfirler, kendilerine kıyamet ansızın gelinceye, yahut da onlara kısır bir günün azabı gelip çatıncaya dek o Kur’an’dan bir şüphe içinde kalırlar.
İnkar edenler ise ansızın o sa'at (kıyamet veya ölüm) kendilerine gelinceye yahut o kısır (hayırsız) günün azabı kendilerine gelinceye kadar o(Kur'a)ndan yana, kuşku içinde olacaklardır.
Kafirlik edenler, o saat dipnot 1 aniden gelinceye, sonrası olmayan bir günün azabı gelinceye kadar ondan (Allah'ın kitabından) üretilmiş bir kurgu içinde olmaya devam edeceklerdir.
Ama O'nun tebliğini görmezlikten gelenler, beklemedikleri bir anda kıyamet saati kendilerine gelinceye ya da kısır bir günün azabı ulaşıncaya kadar şüphe içinde olmaya devam edeceklerdir.
Kâfirler ise, kendilerine o saat, ansızın gelinceye veya hayır yönünden kısır bir günün azabı çatıncaya kadar ondan şüphe etmeye devam ederler.
Kafirler ise, kendilerine o saat, ansızın gelinceye veya sonsuz bir günün azabı çatıncaya kadar ondan şüphe etmeye devam ederler.
İnkar edenler ise kıyamet ansızın başlarına patlayıncaya kadar, yahut kısır bir günün azabı kendilerine gelip çatıncaya kadar, o Kur'an'dan yana kuşku içinde olmaya devam edecekler.
Hac suresi, 56. ayet. ٱلْمُلْكُ يَوْمَئِذٍ لِّلَّهِ يَحْكُمُ بَيْنَهُمْ فَٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ فِى جَنَّٰتِ ٱلنَّعِيمِ
İşte o gün mülk (hükümranlık) Allah'ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naim Cennetleri'ndedirler.
O gün, otorite Allah'a aittir. dipnot 1 Onlar (insanlar) arasında hükmü O verecektir. İman edip iyi işler yapanlar nimet cennetlerinde olacaklardır.
Hakimiyetin tamamı o gün, sadece Allah'a ait olacaktır. O onları yargılayıp aralarında hüküm verecektir. İşte bunun sonucunda iman eden ve o imanla uyumlu davranış sergileyen kimseler, her tür nimetle dolu olan cennetlere yerleşecekler.
O Gün, tüm egemenlik (herkesin görebileceği biçimde) yalnızca Allah'ın elinde olacaktır. O, (bütün insanları) yargılayacak (ve) aralarında(ki farkı ortaya koyacaktır): buna göre, imana erişip de dürüst ve erdemli işler yapan kimseler kendilerini nimetlerle dolu hasbahçelerde bulacaklar;
O süreçte mülk (tüm var olanlar) Allah içindir; aralarında hüküm verir! İman edip gereğince çalışmalar yapanlar, nimet cennetlerindedirler.
Mülk, o gün yalnızca Allah'ındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık iman edip salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
O gün, mülk Allah’ındır. İnsanlar arasında hüküm verir. (Bu hüküm gereği) iman edip sâlih ameller işleyenler Naîm cennetlerinin içindedirler.
O gün, yönetim, yalnızca Allah'a özgüdür. Aralarında yargı verecektir. İnanmış olarak erdemli edimler yapanlar, artık nimet cennetlerindedir.
O gün hükümranlık Allah'ındır. Allah, onların arasında hükmeder. İnanıp iyi amel yapanlar nimet cennetlerindedirler.
Yönetim ve otorite, o gün tümüyle ALLAH'a aittir. Onların arasında hüküm verecektir. Gerçeği onaylayıp erdemli davrananlar nimet bahçelerindedir.
Yönetim ve otorite, o gün tümüyle ALLAH'a aittir. Onların arasında hüküm verecektir. İnanıp erdemli davrananlar nimet cennetlerindedir.
Mülk o gün tek olan Allah'ındır; aralarında hükmünü verir. Artık iman edip iyi işler yapmış olanlar Naim cennetlerindedir.
Mülk o gün bir Allahındır, beyinlerinde hukmünü verir, artık iyman edip salih iş yapmış olanlar Naim Cennetlerindedir
Egemenlik, O Gün dipnot 1 tamamen Allah'a aittir, İnsanlar arasında yalnızca O hüküm verir. Artık iman eden ve salihatı yapanlar, Nimet Cennetlerindedirler.
Egemenlik, İzin Günü dipnot 1 tamamen Allah'a aittir, insanlar arasında yalnızca O hüküm verir. Artık iman eden ve salihatı yapanlar, nimet cennetlerindedirler.
Egemenlik, İzin Günü dipnot 1 tamamen Allah'a aittir, insanlar arasında yalnızca O hüküm verir. Artık iman eden ve salihatı yapanlar, dipnot 2 nimet cennetlerindedirler.
Mülk, o gün yalnızca Tanrı'nındır. O, aralarında hükmedecektir. Artık inanıp salih amellerde bulunanlar; nimetlerle donatılmış cennetler içindedirler.
O gün mülk (-ü saltanat yalınız) Allahındır. (Mü'minlerle kafirlerin) aralarında O hükmeder. Artık iman edenler, güzel güzel de amel (ve hareket) lerde bulunanlar Naıym cennetlerinin içindedir.
O gün; mülk Allah'ındır. Onların arasında hükmeder. İman edip salih ameller işleyenler; Naim cennetlerindedirler.
(55-57) Kafirler, kıyamet saati ansızın gelinceye kadar veya sonlandırıcı gün / kesintiye uğratıcı gün /akamete uğratıcı gün gelinceye kadar onun hakkında tereddütte / miryede kalırlar. (Acaba g elecek mi gelmeyecek mi tereddütü) O gün egemenlik / mülkiyet / mülk üzerindeki tüm yetki, Allah’a aittir, onlar arasında ilgili son kararını verir, iman edenler ve ıslah edici ameller yapanlar naîm cennetlerindedir, kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar için aşağılayıcı / küçük düşürücü / onur kırıcı bir azap vardır.
İşte o gün mülk Allah’ındır. O, insanların arasında hükmünü verir. Artık iman edip salih ameller işlemiş olanlar Naîm Cennetleri’ndedirler.
O gün mülk Allah'ındır. (O) onların aralarında hükmeder. İnananlar ve iyi işler yapanlar ni'met cennetlerindedirler.
O gün tüm yetki Allah'ındır dipnot 1 . Aralarında o hükmedecektir dipnot 2 . İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır.
O gün tüm yetki (hakimiyet), yalnız Allah'ındır; aralarındaki kararı o verecektir. İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlar, nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır.
O gün, mülk Allah’ın’dır. Aralarında hükmü, O verecektir. İman edip, salih amellerde bulunanlar Nimet Cennetleri'ndedir.
O gün, mülk Allah'ın'dır. Aralarında hükmü, O verecektir. İman edip, doğruları yapmış olanlar nimet cennetlerindedir.
O gün mülk ve yönetim Allah'ındır. Aralarında O, hüküm verecektir. İman edip hayra ve barışa yönelik işler yapanlar, nimetlerle dolu cennetlerde olacaklardır.
Hac suresi, 57. ayet. وَٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ وَكَذَّبُوا۟ بِـَٔايَٰتِنَا فَأُو۟لَٰٓئِكَ لَهُمْ عَذَابٌ مُّهِينٌ
İnkar edip ayetlerimizi yalanlamış olanlara gelince, onlar için de alçaltıcı bir azap vardır.
İnkâr edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için küçük düşürücü bir azap vardır.
Ama inkarda inat eden ve Bizim ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar, onur kırıcı bir terkedilmişliğe mahkum olacaklar.
ama hakkı inkara, mesajlarımızı yalanlamaya kalkışanlara gelince, işte böylelerini alçaltıcı bir azap bekliyor olacaktır.
Hakikat bilgisini inkar edenler ve delillerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için aşağılayıp, zilleti yaşatan azap vardır.
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlar; artık onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.
İnkâr edip âyetlerimizi yalanlayanlara gelince, işte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
Nankörlük edenler ve ayetlerimizi yalanlayanlar; aşağılayıcı bir ceza, işte onlar içindir.
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara da, aşağılatan bir azap vardır.
Ayetlerimizi yalanlayıp inkar edenler ise küçük düşürücü bir cezayı hakederler.
Ayetlerimizi yalanlayıp inkar edenler ise küçük düşürücü bir cezayı hakkederler.
İnkar edip ayetlerimize yalan diyenlere gelince, işte bunlara hakir düşüren bir azap vardır.
Kafirlik edip ayetlerimize yalan demiş olanlar ise, işte bunlara mühin bir azab vardır
Kafir olan ve ayetlerimizi yalanlayan kimseler için alçaltıcı bir azap vardır.
Kafir olan dipnot 1 ve ayetlerimizi yalanlayan kimseler için alçaltıcı bir azap vardır.
Kafir olan dipnot 1 ve ayetlerimizi yalanlayan kimseler için alçaltıcı bir azap vardır.
Küfredip ayetlerimizi yalanlayanlar; artık onlar için aşağılatıcı bir azab vardır.
Kafir olub da bizim ayetlerimizi yalan sayanlar, işte onlar, onlar için de hor (ve zelil) edici bir azab vardır.
Küfredip ayetlerimizi yalan sayanlar ise; işte onlar için horlayıcı bir azab vardır.
(55-57) Kafirler, kıyamet saati ansızın gelinceye kadar veya sonlandırıcı gün / kesintiye uğratıcı gün /akamete uğratıcı gün gelinceye kadar onun hakkında tereddütte / miryede kalırlar. (Acaba g elecek mi gelmeyecek mi tereddütü) O gün egemenlik / mülkiyet / mülk üzerindeki tüm yetki, Allah’a aittir, onlar arasında ilgili son kararını verir, iman edenler ve ıslah edici ameller yapanlar naîm cennetlerindedir, kafirler ve ayetlerimizi yalanlayanlar ise, işte onlar için aşağılayıcı / küçük düşürücü / onur kırıcı bir azap vardır.
Kâfir olup ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara da alçaltan bir azab vardır.
Ayetlerimizi görmezlikte direnen ve onlar karşısında yalana sarılanlar var ya işte onlar için alçaltıcı bir azap vardır dipnot 1 .
Ayetleri görmezlikten gelenlere ve ayetlerimiz karşısında yalan yanlış şeylere sarılanlara gelince, işte onlar için alçaltıcı bir azap vardır.
Kâfir olup, ayetlerimizi yalanlayanlar ise işte onlara, alçaltıcı bir azap vardır.
Kafir olup, ayetlerimizi yalanlayanlar ise işte onlara, onlara alçaltıcı bir azap vardır.
İnkar edip ayetlerimizi yalanlayanlara gelince, onlar için aşağılayıcı bir azap öngörülmüştür.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.