Enbiyâ suresi · 98–112. ayetler

Sâlih kullar yeryüzüne vâris; âlemlere rahmet

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Enbiyâ suresi, 98. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 98. ayet. إِنَّكُمْ وَمَا تَعْبُدُونَ مِن دُونِ ٱللَّهِ حَصَبُ جَهَنَّمَ أَنتُمْ لَهَا وَٰرِدُونَ

    Diyanet İşleri

    Hiç şüphesiz siz ve Allah'tan başka kulluk ettikleriniz cehennem odunusunuz. Siz oraya varacaksınız.

    Mehmet Okuyan

    Siz ve Allah'ın peşi sıra taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.

    Mustafa İslamoğlu

    Şu kesin ki, siz de, Allah'tan başka taptıklarınız da cehennemin yakıtısınız: sizler ona mutlaka takdim edileceksiniz!

    Muhammed Esed

    (O gün onlara:) "Gerçek şu ki, siz ve Allah'ın yerine tapınıp durduğunuz bütün o (düzmece) şeyler cehennemin yakıtısınız: varacağınız yer orasıdır" denecek.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki siz de, Allah dunundaki taptıklarınız da cehennem yakıtısınız! Siz oraya varacaksınız!

    Ali Bulaç

    Gerçekten siz de, Allah'ın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz, siz ona varacaksınız.

    Ali Özek ve heyeti

    Siz ve Allah'ın dışında taptığınız şeyler cehennem yakıtısınız. Siz oraya gireceksiniz.

    Ali Rıza Safa

    "Siz ve Allah'tan başka bir de ayrıca hizmet ettikleriniz, kesinlikle cehennem yakıtısınız; oraya gireceksiniz!"

    Bayraktar Bayraklı

    Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, cehennemin yakıtısınız. Hepiniz oraya gireceksiniz.

    Edip Yüksel

    Siz ve ALLAH'ın yanında hizmet ettikleriniz cehennemin yakıtısınız; sizler oraya girmeye layıksınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Siz ve ALLAH'ın yanında taptıklarınız cehennemin yakıtısınız; sizler oraya girmeye layıksınız.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Haberiniz olsun ki, siz ve Allah'tan başka taptığınız nesneler cehennem mermisisiniz; siz oraya gireceksiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Haberiniz olsun ki siz ve Allahdan başka taptığınız nesneler hep Cehennem mermisisiniz, siz, ona vürud edeceksiniz

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Siz ve Allah'ın yanı sıra kulluk dipnot 1 ettikleriniz, Cehennem'in odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kulluk, kaçınılmaz, zorunlu bir durumdur; seçim, kul olup olmamakla ilgili bir şey olmayıp, kulluğun kime yapılacağı ile ilgilidir. Kulluk; ya Allah'a özgü olur ya da Allah'ın dışında başka şeylere olur. Kulluğun Allah'a özgü olması özgürlüktür, Allah'tan başkasına: bir güce, dünya malına, insanın kendi hevasına, iktidara, düşünceye, kişiye vs. olması ise köleliktir. Kulluk seçiminde tevhid gerçekleştirilmezse inanca dair her şey anlamını ve önemini yitirir, yaşam ve inanç şirke dönüşür. İnsanın yaşamında kulluğun kapsamadığı hiçbir alan yoktur. Müslüman için kulluk insanın ruhen ve bedenen bütün varlığı ile Allah'a bilinçli bir bağlılık ve yönelmesidir. İbadet, kulluğun mastar formudur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Siz ve Allah'ın yanı sıra kulluk ettikleriniz, Cehennem'in odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.

    Gültekin Onan

    Gerçekten siz de, Tanrı'nın dışında taptıklarınız da cehennemin odunusunuz; siz ona varacaksınız.

    Hasan Basri Çantay

    Siz de, Allahı bırakıb tapmakda olduklarınız da hiç şübhesiz ki cehennem odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.

    İbni Kesir

    Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız, şüphesiz ki cehennem odunusunuz. Oraya gireceksiniz.

    Mehmet Alagaş

    (95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hiç şüphesiz siz de, Allah’tan başka ibadet etiikleriniz de Cehennem'in odunusunuz. Siz oraya gireceksiniz.

    Süleyman Ateş

    Siz ve Allah'tan başka taptıklarınız cehennemin odunusunuz. Siz, oraya gireceksiniz.

    Süleymaniye Vakfı

    (Onlara şöyle hitap edilir:) "Siz de Allah ile aranıza koyarak kulluk ettikleriniz de cehenneme atılıp yakılacak şeylersiniz dipnot 1 . Siz oraya gireceksiniz."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Hem siz, hem de Allah ile aranıza koyarak kulluk ettikleriniz cehennem odunudur. Siz oraya gireceksiniz.

    Şaban Britch

    Siz ve Allah’ı bırakıp da ibadet ettikleriniz Cehennem'in yakıtısınız. Oraya gireceksiniz.

    Şaban Piriş

    - Siz ve Allah'ı bırakıp da kulluk ettiğiniz şeyler, cehennemin odunusunuz. Oraya gireceksiniz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Siz ve Allah'ın berisinden, kulluk/kölelik ettikleriniz, cehennem odunusunuz. Hepiniz oraya gireceksiniz.

  2. Enbiyâ suresi, 99. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 99. ayet. لَوْ كَانَ هَٰٓؤُلَآءِ ءَالِهَةً مَّا وَرَدُوهَا وَكُلٌّ فِيهَا خَٰلِدُونَ

    Diyanet İşleri

    Eğer onlar ilah olsalardı oraya varmazlardı. Halbuki hepsi orada ebedi kalacaklardır.

    Mehmet Okuyan

    Onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Hepsi orada ebedî kalacaklardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Eğer (tanrılaştırdıkları) gerçek ilah olsalardı, oraya asla girmezlerdi: (ama) hepsi orada temelli kalacaklar:

    Muhammed Esed

    Eğer (o tapınıp durduğunuz düzmece nesneler) gerçekten tanrı olsalardı, kuşkusuz, oraya girmezlerdi; ama (işte gördüğünüz gibi,) hepiniz orada yerleşip temelli kalacaksınız!"

    Ahmed Hulusi

    Eğer bunlar tanrılar olsalardı, oraya gelip girmezler idi! Hepsi orada ebedi kalıcılardır.

    Ali Bulaç

    Eğer onlar (gerçek) ilahlar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer bunlar ilâh olsalardı, oraya girmezlerdi. Hepsi de orada ebedîdirler.

    Ali Rıza Safa

    Onlar tanrı olsalardı, oraya girmezlerdi. Üstelik tümü, sürekli orada kalacaktır.

    Bayraktar Bayraklı

    Eğer onlar birer tanrı olsalardı cehenneme girmezlerdi. Hepsi orada çok uzun süreli olarak kalacaktır.

    Edip Yüksel

    Onlar tanrılar olsaydı oraya girmeyeceklerdi. Oysa hepsi orada ebedi kalıcıdırlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar tanrılar olsaydı oraya girmeyeceklerdi. Oysa hepsi orada ebedi kalıcıdırlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi, oysa hepsi orada ebedi kalacaktır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Onlar ilah olsalardı ona vürud etmezlerdi, halbuki hepsi onda muhalled kalacaklar

    Erhan Aktaş

    Eğer onlar gerçekten ilah olsalardı, Cehennem'e girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer onlar gerçekten ilah olsalardı, Cehennem'e girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer onlar gerçekten ilah olsalardı, Cehennem'e girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.

    Gültekin Onan

    Eğer onlar (gerçek) tanrılar olsalardı, ona girmeyeceklerdi. Oysa onların tümü içinde temelli kalıcıdırlar.

    Hasan Basri Çantay

    Eğer onlar (tapdığınız o yalancı Tanrılar) ma'butlar olsalardı oraya girmeyeceklerdi. (Tapanların da, tapılanların da) hepsi orada ebedi kalıcıdırlar.

    İbni Kesir

    Şayet bunlar tanrı olsaydı; oraya girmezlerdi. Ve hepsi orada temelli kalacaklardır.

    Mehmet Alagaş

    (95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer onlar (hak) ilâh olsalardı buraya girmezlerdi. Hâlbuki hepsi orada ebedî kalacaklardır.

    Süleyman Ateş

    Eğer onlar tanrı olsalardı oraya girmezlerdi. Oysa hepsi orada sürekli kalacaklardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Bunlar ilah olsalardı oraya girmezlerdi. Hepsi orada, ölümsüz olarak kalırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlar ilah olsalardı oraya girmezlerdi. Hepsi orada, ölümsüzleşeceklerdir.

    Şaban Britch

    Eğer onlar, (hak) ilah olsaydı oraya girmezlerdi. Ama hepsi orada ebedi kalacaklardır.

    Şaban Piriş

    Eğer onlar, ilah olsaydı oraya girmezlerdi. Ama hepsi orada ebedi kalacaklardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer onlar ilah olsalardı, oraya girmezlerdi. Oysaki, hepsi orada sürekli kalacaklardır.

  3. Enbiyâ suresi, 100. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 100. ayet. لَهُمْ فِيهَا زَفِيرٌ وَهُمْ فِيهَا لَا يَسْمَعُونَ

    Diyanet İşleri

    Onların orada derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.

    Mehmet Okuyan

    Orada onlar için inlemek vardır. Onlar orada (iyi haber) duyamayacaklardır.

    Mustafa İslamoğlu

    orada onların payına inim inim inlemek düşecek; ve onlar orada (iniltiden başka bir ses) duymayacaklar.

    Muhammed Esed

    Orada onların payına ah edip inlemek düşecek; ve orada (başka) bir şey işitmeyecekler.

    Ahmed Hulusi

    Onlar için orada şiddetli - horultulu inleme vardır ve onlar orada (dünyadaki sağırlıklarının devamı olarak) işitmezler!

    Ali Bulaç

    Orda kendileri için, 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de.

    Ali Özek ve heyeti

    Orada onlara inim inim inlemek düşer. Yine onlar orada (hiçbir iyi haber) duymazlar.

    Ali Rıza Safa

    Onlar için, derin inlemeler vardır. Zaten orada duymazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Cehennemde onlara inim inim inlemek düşer. Onlar orada hiçbir şey işitmezler.

    Edip Yüksel

    Onlar için orada iç çekip inlemek vardır; hiçbir şey de işitemezler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar için orada iç çekip inlemek vardır; hiç bir şey de işitemezler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onların orada öyle bir iç çekişleri var ki, tapılanlar orada oldukları halde işitmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Öyle ki onların orada bir zefiri var, bunlar da orada iken işitmiyecekler

    Erhan Aktaş

    Onlar için orada bir inleme vardır ve onlar orada kendi inlemelerinden başka bir şey işitmezler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar için orada bir inleme vardır ve onlar orada kendi inlemelerinden başka bir şey işitmezler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar için orada bir inleme vardır ve onlar orada kendi inlemelerinden başka bir şey işitmezler.

    Gültekin Onan

    Orda kendileri için 'kemikleri çatırdatan inlemeler' vardır. Onlar orda işitmezler de.

    Hasan Basri Çantay

    Orada (hakları) inim inim inlemekdir onların (tapılanların). Bunlar orada da (sağır olub bir şey) duymayacaklardır.

    İbni Kesir

    Orada inim inim inleyecekler ve bir şey de işitmeyeceklerdir.

    Mehmet Alagaş

    (95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onların orada ah edip, derin bir iç çekişleri vardır! Onlar orada hiçbir şey işitmezler.

    Süleyman Ateş

    Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (azabın dehşeti içinde hiçbir şey) işitmezler.

    Süleymaniye Vakfı

    Orada nefes verişleri hırıltılıdır. Onlar orada kimseyi dinleyemezler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yapacakları tek şey, cehennemde inim inim inlemektir. Orada kimseyi dinleyemeyeceklerdir.

    Şaban Britch

    Onlar için bir inleme ve soluma vardır! Ve onlar orada (hiçbir şey) işitmezler.

    Şaban Piriş

    Orada inim inim inleyecekler ve hiçbir şey işitmeyeceklerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onlar için orada derin bir iç çekiş var. Ve onlar orada hiçbir şey işitmezler.

  4. Enbiyâ suresi, 101. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 101. ayet. إِنَّ ٱلَّذِينَ سَبَقَتْ لَهُم مِّنَّا ٱلْحُسْنَىٰٓ أُو۟لَٰٓئِكَ عَنْهَا مُبْعَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükafat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.

    Mehmet Okuyan

    Tarafımızdan kendileri için güzel (hüküm) verilmiş olanlara gelince, işte onlar cehennemden uzak tutulmuş olacaklardır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayetler Meryem 19:66-72, Zümer 39:61 ve Leyl 92:15-18. ayetlerle birlikte okunmalıdır. [Takvâ] (duyarlılık) sahibi olanlar cehennemden uzak tutulmuş olacaklardır. Kendilerine korku olmayıp hüzünlenmeyecekleri müjdelenen kişilerin de cehenneme hiç girmeyeceğini söyleyebiliriz. Çünkü cehenneme gitmek de oraya uğramak da bir korku ve hüzün sebebidir. Bu konuda bkz. Bakara 2:38, 62, 112, 262, 274; Al-i İmrân 3:170; Mâide 5:69; En‘âm 6:48; A‘râf 7:35; Yûnus 10:62; Zümer 39:61; Ahkâf 46:13. Mahşer gününün korkunç yapısından güvende olacak kişilerin bulunacağı Neml 27:89'da müjdelenmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne var ki, katımızdan kendilerine iyilik-güzellik ihsan ettiğimiz kimselere gelince: işte onlar (cehennem)den uzak tutulacaklar.

    Muhammed Esed

    (Ama,) bakın, kendileri için katımızdan nihai iyilik ve güzellik (yazılmış) bulunanlara gelince; böyleleri (cehennemden) uzak tutulacaklar.

    Ahmed Hulusi

    Bizden kendilerine güzellik, saadet takdir edilmiş olan kimselere gelince, işte onlar ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.

    Ali Bulaç

    Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar; işte, onlar, ondan uzaklaştırılmışlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Tarafımızdan kendilerine güzel âkıbet takdir edilmiş olanlara gelince, işte bunlar cehennemden uzak tutulurlar.

    Ali Rıza Safa

    Kuşkusuz, tarafımızdan bir güzellik hazırlanmış olanlar; uzaklaştırılanlar, işte onlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Tarafımızdan kendilerine güzel sonuç takdir edilmiş olanlara gelince, işte onlar cehennemden uzak tutulurlar.

    Edip Yüksel

    Ancak kendilerine mutlu bir son belirlediklerimiz hariç, onlar ondan uzaklaştırılacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ancak kendilerine mutlu bir son belirlediklerimiz hariç, onlar ondan uzaklaştırılacaklardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şüphe yok ki, haklarında Bizden güzellik takdir edilmiş olanlar ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şübhe yok ki haklarında bizden husna sebkedenler, bunlar, ondan uzaklaştırılmışlardır

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bizden kendilerine iyilik ulaşanlar, işte onlar, ondan dipnot 1 uzaklaştırılanlardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cehennem'den.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz'den kendilerine iyilik ulaşanlar, işte onlar, ondan dipnot 1 uzaklaştırılanlardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Cehennem'den.

    Gültekin Onan

    Ama bizden kendilerine güzellik geçmiş bulunanlar; işte, onlar, ondan uzaklaştırılmışlardır.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhe yok ki kendileri için bizden en güzel (bir seadet) sebk etmiş (takdir edilmiş) olanlar, işte bunlar oradan (cehennemden) uzaklaşdırılmışlardır.

    İbni Kesir

    Şüphesiz ki daha önce, kendilerine Bizden güzellik vaadi geçmiş olanlar; bunlar, oradan uzaklaştırılmışlardır.

    Mehmet Alagaş

    (95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz kendileri için tarafımızdan en güzel mükâfat hazırlanmış olanlar var ya; işte bunlar Cehennem'den uzaklaştırılmışlardır.

    Süleyman Ateş

    Ama bizden kendilerine (ezelde) güzellik geçmiş (mutluluk takdir edilmiş) olanlar, işte onlar, ondan (cehennemden) uzaklaştırılmışlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yaptıklarının en güzeli ile karşılanma sözü verilenler dipnot 1 ise cehennemden uzak tutulacaklardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bunlar büyük günahlardan uzak duran kişilerdir.Bkz: Nisa 4/31, Necm 53/32

    Şaban Britch

    Bizden kendilerine önceden güzel bir söz verilmiş olanlar (var ya), işte onlar, ondan (ateşten) uzaklaştırılmış olanlardır.

    Şaban Piriş

    (Yaptıklarına karşılık) Bizden iyilik ödülü kazananlar ise, onlar cehennemden uzak tutulur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Tarafımızdan kendilerine güzellik hazırlananlara gelince, bunlar cehennemden uzaklaştırılmışlardır.

  5. Enbiyâ suresi, 102. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 102. ayet. لَا يَسْمَعُونَ حَسِيسَهَا وَهُمْ فِى مَا ٱشْتَهَتْ أَنفُسُهُمْ خَٰلِدُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlar cehennemin hışıltısını bile duymazlar. Canlarının istediği nimetler içinde ebedi olarak kalırlar.

    Mehmet Okuyan

    Onun (cehennemin) uğultusunu bile duymayacaklardır; onlar canlarının istediği (nimetler) içinde ebedî kalıcıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Onlar oranın uğultusunu bile duymayacaklar. Ve onlar canlarının çektiği şeyler arasında kalıcı bir hayat sürecekler.

    Muhammed Esed

    onlar (cehennemin) soluğunu (bile) işitmeyecekler ve canlarının arzu edegeldiği şeyler arasında sonsuza kadar yaşayıp gidecekler.

    Ahmed Hulusi

    Onun (cehennemin) gümbürtüsünü işitmezler. . . Nefslerinin arzu ettiği her şey içinde sonsuza dek yaşarlar.

    Ali Bulaç

    Onun uğultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Bunlar onun uğultusunu duymazlar; gönüllerinin dilediği nimetler içinde ebedî kalırlar.

    Ali Rıza Safa

    Uğultusunu duymazlar ve canlarının istediği şeylerle sürekli içerisinde kalırlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar, cehennemin uğultusunu duymazlar; gönüllerinin dilediği nimetler içinde çok uzun süreli kalırlar.

    Edip Yüksel

    Onun uğultusunu işitmezler. Canlarının istediği şeyler içinde ebedi kalırlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onun uğultusunu işitmezler. Canlarının istediği şeyler içinde ebedi kalırlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onun uğultusunu bile duymazlar. Bunlar canlarının istediği şeyler içinde sonsuza dek kalacaklardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    ve bunlar canlarının istediğinde muhalled kalacaklardır

    Erhan Aktaş

    Onlar, Cehennem'in uğultusunu bile duymazlar. Ve onlar canlarının istediği şeylerin içinde sürekli kalacaklardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer onlarca ayet iman ve salihat sahibi kimselerin doğrudan Cennet'e gideceğini, Cehennem'in uğultusunu bile duymayacaklarını söylemesine rağmen, geleneksel inanışta herkesin muhakkak Cehennem'e gideceğini, günahları karşılığı kadar orada kaldıktan sonra Cennet'e geçeceğine inanılmaktadır. Oysaki yüzlerce ayette Cennet'in de Cehennem'in de ebedi olduğu; sevabı günahlarından çok olanların Cennet'e gideceğini ve ebedi olarak Cennet'te kalacağını; günahı sevabından çok olanın da Cehennem'e gideceğini ve ebedi olarak Cehennem'de kalacağını bildirilmektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onlar, Cehennem'in uğultusunu bile duymazlar. Ve onlar canlarının istediği şeylerin içinde sürekli kalacaklardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer onlarca ayet iman ve salihat sahibi kimselerin doğrudan Cennet'e gideceğini, Cehennem'in uğultusunu bile duymayacaklarını söylemesine rağmen geleneksel inanışta herkesin muhakkak Cehennem'e gideceğini, günahları karşılığı kadar orada kaldıktan sonra Cennet'e geçeceğine inanılmaktadır. Oysaki yüzlerce ayette Cennet'in de Cehennem'in de ebedi olduğu bildirilmektedir. Cennet'e giden Cennet'te, Cehennem'e gidenin de Cehennem'de sürekli kalacağı bildirilmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onlar, Cehennem'in uğultusunu bile duymazlar. Ve onlar canlarının istediği şeylerin içinde sürekli kalacaklardır. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer onlarca ayet iman ve salih amel sahibi kimselerin doğrudan Cennet'e gideceğini, Cehennem'in uğultusunu bile duymayacaklarını söylemesine rağmen geleneksel inanışta herkesin muhakkak Cehennem'e gideceğini, günahları karşılığı kadar orada kaldıktan sonra Cennet'e geçeceğine inanılmaktadır. Oysaki yüzlerce ayette Cennet'in de Cehennem'in de sürekli olduğu bildirilmektedir. Cennet'e giden Cennet'te, Cehennem'e gidenin de Cehennem de sürekli kalacağı bildirilmektedir.

    Gültekin Onan

    Onun uğultusunu bile duymazlar. Onlar nefislerinin arzuladığı (sayısız nimet) içinde ebedi kalıcıdırlar.

    Hasan Basri Çantay

    Bunlar gönüllerinin dilediği (ni'metler) içinde ebedi (yaşamlarken onun (cehennemin) gizli sesini bile duymazlar.

    İbni Kesir

    Onun uğultusunu duymazlar. Canlarının istediği şeyler içinde temelli kalırlar.

    Mehmet Alagaş

    (95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar Cehennem'in uğultusunu dahi duymazlar. Nefislerinin arzu ettiği şeyler içinde ebedî kalırlar.

    Süleyman Ateş

    Onun uğultusunu duymazlar. Ve canlarının çektiği (ni'metler) içinde ebedi kalırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Cehennemin hışırtısını bile duymayacak, onlar da canlarının çektiği nimetler içinde ölümsüzleşeceklerdir.

    Şaban Britch

    Onun uğultusunu duymazlar. Nefislerinin arzu ettiği şeyler içinde ebedi kalırlar.

    Şaban Piriş

    Onun uğultusunu duymazlar. Canlarının arzu ettiği şeyler içinde ebedi kalırlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Onun uğultusunu duymazlar. Onlar, gönüllerinin istediği şeyler içinde sürekli yaşayacaklardır.

  6. Enbiyâ suresi, 103. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 103. ayet. لَا يَحْزُنُهُمُ ٱلْفَزَعُ ٱلْأَكْبَرُ وَتَتَلَقَّىٰهُمُ ٱلْمَلَٰٓئِكَةُ هَٰذَا يَوْمُكُمُ ٱلَّذِى كُنتُمْ تُوعَدُونَ

    Diyanet İşleri

    En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları, "İşte bu, size vaad edilen (mutlu) gününüzdür" diyerek karşılarlar.

    Mustafa İslamoğlu

    Onları, (kıyamete mahsus) o benzeri görülmemiş dehşetli panik dahi tasalandırmayacak; zira melekler kendilerini "Bu, işte size vaad edilen o (mutlu) gündür!" diye karşılayacaklar.

    Muhammed Esed

    (Kıyamet Günü'nün uyandıracağı) o benzeri olmayan büyük korku bile onları kaygılandırmayacak; çünkü melekler böylelerini "Size söz verilen (mutlu) Gün işte bu Gün'dür!" sözleriyle karşılayacaklar.

    Ahmed Hulusi

    O en büyük korku (ölüm kavramı kalktığı için) onları üzmez ve melekler onları karşılar: "İşte bu vadolunduğunuz sizin gününüzdür. "

    Ali Bulaç

    Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size va'dedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.

    Ali Özek ve heyeti

    En büyük dehşet dahi onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini şöyle karşılar: İşte bu size vâdedilmiş olan (mutlu) gününüzdür.

    Ali Rıza Safa

    En büyük korku onları kaygılandırmaz. Ve melekler, onları, şöyle karşılar: "İşte bu, size sözü verilen gününüzdür!"

    Bayraktar Bayraklı

    En büyük dehşet bile onları tasalandırmaz. Melekler kendilerini, "Size söz verilen gün, işte bugündür" diye karşılarlar.

    Edip Yüksel

    O en büyük korku onları üzmez. Kendilerini melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür!" diye karşılar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O en büyük korku onları üzmez. Kendilerini melekler, 'İşte bu, size söz verilen gününüzdür!,' diye karşılar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O büyük korku bunları mahzun etmeyecek ve bunları melekler şöyle karşılayacaklar: "İşte bu size va'dedilen gününüzdür."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O fezeı ekber bunları mahzun etmiyecek ve bunları Melekler şöyle karşılayacaklar: bu işte sizin o gününüz ki va'dolunuyordunuz

    Erhan Aktaş

    O en büyük dehşet, onları kaygılandırmayacak. Ve melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür." diye onları karşılayacaklar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O en büyük dehşet, onları kaygılandırmayacak. Ve melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür." diye onları karşılayacaklar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O en büyük dehşet, onları kaygılandırmayacak. Ve melekler, "İşte bu, size söz verilen gününüzdür." diye onları karşılayacaklar.

    Gültekin Onan

    Onları, o en büyük korku hüzne kaptırmaz ve: "İşte bu sizin gününüzdür, size vaadedilmişti" diye melekler onları karşılayacaklardır.

    Hasan Basri Çantay

    O en büyük korku bunları asla tasaya düşürmez. Bunları melekler karşılayarak: "Bu, size (dünyada) va'd olunan (mutlu) gününüzdür" (diye cennet kapıları önünde tebrik ederler).

    İbni Kesir

    O en büyük korku bile onları tasalandırmaz. Melekler onları: Size söz verilen gün, işte bu gündür, diye karşılarlar.

    Mehmet Alagaş

    (95-103) Helak ettiğimiz memleketlere dönmeleri yasaktır / haramdır, onlar kesinlikle oraya Ye’cüc ve Me’cüc açılıp ta her tepecikten / tümsekten çoğalarak yayılıncaya değin geri dönemeyecekler, Allah’ın gerçek vaadi yaklaşmıştır, kafirlerin gözleri hayretten tam açıktır , yazıklar olsun bize ki bundan bunun farkında değildik / gafil idik, bilakis biz zalimlerdik, sizler ve Allah’tan başka taptıklarınız cehennem yakıtısınız , o raya varacaksınız. Onlar eğer ilah olsalardı oraya / cehenneme varmazlardı (demek ki ilah değillermiş) hepsi orada kalıcıdırlar, onlara orada bir nefes iniltisi / bir iç çekiş vardır ve ayrıca orada işitmezler. Bizce güzel olduklarına dair hüküm almışlar / güzellikle sabıkalılar işte onlar ondan / cehennemden uzak kalanlardır , o nun tıslamasını / sesini dahi duymayacaklar , istedikleri / iştah ettikleri her neyse onunla kalıcıdırlar, büyük korkutucu (azap korkusu) onları hüzünlendirmeyecek, onlarla melekler buluşacaktır, işte size vaat edilen günleriniz budur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    En büyük korku bile onları tasalandırmaz ve melekler onları: “İşte bu, size vadedilen (mutlu) gününüzdür.” diyerek karşılarlar.

    Süleyman Ateş

    O en büyük korku, onları asla tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılar: "İşte bu, size va'dedilen gününüzdür!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O en büyük korku bile onları üzmeyecek: onları Melekler karşılayarak "İşte size söz verilen gün bugündür" diyeceklerdir.

    Şaban Britch

    O en büyük korku bile onları üzmez. Melekler onları: Size söz verilen gün, işte bu gündür, diyerek karşılarlar.

    Şaban Piriş

    O en büyük korku bile onları üzmez. Melekler onları: -Size söz verilen gün, işte bu gündür, diyerek karşılarlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O en büyük korku onları tasalandırmaz. Melekler onları şöyle karşılarlar: "Bu size o vaat edilen gününüzdür!"

  7. Enbiyâ suresi, 104. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 104. ayet. يَوْمَ نَطْوِى ٱلسَّمَآءَ كَطَىِّ ٱلسِّجِلِّ لِلْكُتُبِ كَمَا بَدَأْنَآ أَوَّلَ خَلْقٍ نُّعِيدُهُۥ وَعْدًا عَلَيْنَآ إِنَّا كُنَّا فَٰعِلِينَ

    Diyanet İşleri

    Yazılı kağıt tomarlarının dürülmesi gibi göğü düreceğimiz günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

    Mehmet Okuyan

    O gün, yazılı kâğıt tomarlarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. İlk yaratmaya başladığımız gibi üzerimize aldığımız bir vaat olarak onu tekrar yaratacağız. dipnot 1 Şüphesiz ki biz (vadettiğimizi) yaparız.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: A‘râf 7:29; Yûnus 10:34; Neml 27:64; ‘Ankebût 29:19, 20; Rûm 30:11, 27; Burûc 85:13.

    Mustafa İslamoğlu

    O gün Biz gökleri, kitap sayfalarını rulo yapar gibi dürüp katlayacağız; mahlukat (evrenini) ilk defa nasıl yaratmışsak, onu öylece tekrar yaratacağız. Bu üstlendiğimiz bir sözdür: zira Biz, evet Biz her istediğimizi hep gerçekleştirmişiz.

    Muhammed Esed

    O Gün gökleri sayfaları dürer gibi düreceğiz; (ve) alemi ilk kez nasıl yarattıysak onu yeniden yine öyle yaratacağız; gerçekleştirilmesini kendi üzerimize aldığımız bir sözdür bu: şüphesiz, Biz (her şeyi) yapabilecek güçteyiz!

    Ahmed Hulusi

    O gün, semayı yazılı sayfaları dürer gibi düreriz! İlk yaratmaya başladığımız gibi (yer - gök bitişik hale) onu iade ederiz! Bu vaadimizdir! Gerçekleştirecek olan Biziz!

    Ali Bulaç

    Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi, yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, bizim üzerimizde bir vaiddir. Elbette, biz yapıcılarız.

    Ali Özek ve heyeti

    (Düşün o) günü ki, yazılı kâğıtların tomarını dürer gibi göğü toplayıp düreriz. Tıpkı ilk yaratmaya başladığımız gibi onu tekrar o hale getiririz. (Bu,) üzerimize aldığımız bir vaad oldu. Biz, (vâdettiğimizi) yaparız.

    Ali Rıza Safa

    O gün, kitapların sayfalarını dürer gibi gökleri düreriz ve ilk kez yaratmaya başladığımız gibi, onu yeniden yaparız. Bizim üstlendiğimiz bir sözdür; kesinlikle yaparız.

    Bayraktar Bayraklı

    Göğü, kitap sayfalarını dürer gibi dürdüğümüz zaman, yaratmaya ilk başladığımız gibi, katımızdan verilmiş bir söz olarak yaratmayı tekrar edeceğiz. Biz bunu yapacağız.

    Edip Yüksel

    O gün göğü dosyaları dürer gibi katlar ve yaratılışın ilk durumunu nasıl başlatmışsak ona çeviririz. Üzerimize söz; biz mutlaka gerçekleştiririz. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Yaratılışın ilk anı tüm evren, alabildiğine yoğun çok küçük bir tohum halinde idi. O an ne maddenin temel taşı olan atomlar, ne zaman, ne de mekan vardı. Her şey, "singularity" denilen bu noktanın 10-15 milyar sene önce büyük bir patlama ile yarılmasından sonra yaratıldı. Bu Surenin 30. ayetinde evreni büyük patlama sonucu oluşturduğunu bildiren Tanrı, evrenin sonunu da tersi yönde bir işlemle, galaksiler sistemini üst üste yıkarak gerçekleştireceğini bildirmektedir. Astronomide "kapalı kainat modeli" diye bilinen teori, bu ayet tarafından doğrulanıyor. * Bak 4:82.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün göğü dosyaları dürer gibi katlar ve yaratılışın ilk durumunu nasıl başlatmışsak ona çeviririz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gün ki, göğü kitaplar için defter dürer gibi düreceğiz, yaratmaya ilk başladığımız gibi yeniden yaratacağız, bu va'dimizdir. Doğrusu Biz bunları yaparız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O gün ki Semayı kitablar için defter dürer gibi düreceğiz evvel başladığımız gibi halkı iade edeceğiz, uhdemizde bir va'd, şübhe yok ki biz yaparız

    Erhan Aktaş

    O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü düreriz. Onu dipnot 1 ilk yarattığımız gibi yeniden yaratacağız. Bu Bizim katımızdan verilmiş bir sözdür. Kuşkusuz sözümüzü yerine getiririz.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Varlıkları.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü düreriz. Onu dipnot 1 ilk yarattığımız gibi yeniden yaratacağız. Bu Bizim katımızdan verilmiş bir sözdür. Kuşkusuz sözümüzü yerine getiririz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Varlıkları.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün, kitap sayfalarını dürer gibi göğü düreriz. Onu ilk yarattığımız gibi yeniden yaratacağız. dipnot 1 Bu Bizim katımızdan verilmiş bir sözdür. Kuşkusuz sözümüzü yerine getiririz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Varlıkları yeniden yaratacağız.

    Gültekin Onan

    Bizim, göğü kitabın sahifelerini katlar gibi katlayacağımız gün, ilk yaratmaya başladığımız gibi yine onu (eski durumuna) iade edeceğiz. Bu, bizim üzerimizde bir vaaddir. Elbette, biz yapıcılarız.

    Hasan Basri Çantay

    (Yadet) o günü ki biz göğü, kitabların sahifesini dürüb büker gibi, düreceğiz. ilk yaratışa nasıl başladıksa, üzerimizde (hak) bir va'd olarak, yine onu iade edeceğiz. Hakıykatde faailler biziz.

    İbni Kesir

    Göğü kitab dürer gibi düreceğimiz gün; yaratmaya ilk başladığımız gibi katımızdan verilmiş bir vaad olarak onu yeniden var edeceğiz. Doğrusu Biz, yapanlar olduk.

    Mehmet Alagaş

    (104-107) O gün semayı kitap sayfası dürer gibi / rulo haline getirir gibi düreceğiz, İlk yaratmaya başladığımız da ki gibi onu ilk haline getireceğiz, bu bizim üzerimize aldığımız sözdür, biz kesinlikle yaparız. Kesin olan şu ki b iz, zikirden sonra / kitaptan sonra Zebur da (yazıt levha) kesiklikle “Arz’a Salih kullarım mirasçı olacaklar “diye yazdık. İşte bu ibadet eden bir kavim için bilgilendirmedir / tebliğdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gökleri kitap sayfalarının katlandığı gibi katlayacağımız günü düşün. Başlangıçta ilk yaratmayı nasıl yaptıysak, -üzerimize aldığımız bir vaad olarak- onu yine yapacağız. Biz bunu muhakkak yapacağız.

    Süleyman Ateş

    O gün göğü yazı tomarlarını dürer gibi toplarız. İlk yaratmaya başladığımız gibi onu iade ederiz. Üzerimize sözdür; biz bunu mutlaka yapacağız.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunu, göğü yazı tomarı dürer gibi düreceğimiz gün yapacağız. Yaratılışı da ilk başlattığımız hale çevireceğiz. Bu bizim sözümüzdür, onu mutlaka yapacağız.

    Şaban Britch

    O gün yazılı kâğıdın dürüldüğü gibi göğü düreriz. ilk defa yaratmaya başladığımız gibi yine onu tekrar ederiz. Bu, üzerimize aldığımız bir vaaddir. Bunu yapacak olan biziz.

    Şaban Piriş

    Göğü kitap dürer gibi düreceğimiz gün, ilk defa yaratmaya başladığımız gibi yine onu tekrar ederiz. Söz veriyoruz, elbette bunu yapacağız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gün olur göğü, yazı tomarlarını dürer gibi düreriz. İlk yaratılışta başladığımız gibi onu baştan yaparız. Üzerimizde bir vaat olarak biz bunu mutlaka yapacağız.

  8. Enbiyâ suresi, 105. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 105. ayet. وَلَقَدْ كَتَبْنَا فِى ٱلزَّبُورِ مِنۢ بَعْدِ ٱلذِّكْرِ أَنَّ ٱلْأَرْضَ يَرِثُهَا عِبَادِىَ ٱلصَّٰلِحُونَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, Zikir'den (Tevrat'tan) sonra Zebur'da da, "Yere muhakkak benim iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve doğrusu Biz, hatırlatıcı mesajların ardından, bütün ilahi vahiylerin hikmet yüklü sayfasına "(Tekrar yarattığımız) bu yerin varisi salih kullarım olacak" diye yazmışız.

    Muhammed Esed

    Ve gerçek şu ki, (insanı) uyarıp öğüt verdikten sonra hikmetlerle dolu bütün ilahi kitaplarda yeryüzüne dürüst ve erdemli kullarımın varis olacağını kaydettik;

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki Zikir'den (önceki hatırlatıcı bilgilerden sonra) sonra Zebur'da (Hikmetler Bilgisi) da yazdık ki: "Arza (bedende Esma kuvveleriyle tasarrufa), Benim salaha ermiş kullarım (velayet hakikati) varis olur!"

    Ali Bulaç

    Andolsun, biz Zikir'den sonra Zebur'da da: "Şüphesiz Arz'a salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun Zikir'den sonra Zebur'da da: «Yeryüzüne salih kullarım vâris olacaktır» diye yazmıştık.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, öğretiden sonra, Zebur'da, şöyle yazdık: "Erdemli kullarım, yeryüzüne kalıtçı olacaktır!" dipnot 267

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 267
      "‘Erdemli kullarım, yeryüzüne kalıtçı olacaktır!' diye Zebur'da yazdık." bildirimi, Zebur,
      Mezmurlar 37:9 — Eski Ahit, Mezmurlar; alıntıyı aç

      Eski Ahit · Mezmurlar 37:9

      Çünkü kötülerin kökü kazınacak, 2 Ama RABbe umut bağlayanlar ülkeyi miras alacak.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,22,29,34 ayetlerinde, şöyle yazılıdır: "Kötülerin kökü kazınacak; Rabbe umut bağlayanlar, ülkeyi miras alacak."

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun Zikir'den/Tevrat'tan sonra Zebur'da da, "Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır" diye yazmıştık.

    Edip Yüksel

    Zikir'den sonra Zebur'da da, "Yeryüzüne benim erdemli kullarım varis olacak" diye yazıp belirtmiştik. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Bu yer ve gökler yenileriyle değiştirilecek ve erdemli kulların emrine verilecek (14:48).

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Zikir'den sonra Zebur'da da, 'Yeryüzüne benim erdemli kullarım varis olacak,' diye yazıp belirtmiştik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, Tevrat'tan sonra Zebur'da da yazmıştık ki: " Muhakkak yeryüzüne benim iyi kullarım varis olacaktır."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanım hakkı için zikirden sonra Zeburda da yazmıştık: ki her halde Arz, ona benim salih kullarım varis olacaktır

    Erhan Aktaş

    Ve ant olsun ki Biz, zikirden dipnot 1 sonra zeburda dipnot 2 , arza dipnot 3 salih dipnot 4 kullarımızın varis olacağını yazdık.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hatırlatma ve Öğüt'ten.
    2. metne dön, dipnot 2
      Mesajımızı içeren bütün kitaplarda.
    3. metne dön, dipnot 3
      Cennet yurduna. Ayetin cümle yapısından ve siyakından ve konu bütünlüğünden söz konusu "arzın" yeryüzü değil, Cennet yurdu olduğu anlaşılmaktadır.
    4. metne dön, dipnot 4
      Kötülüğe karşı mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren, samimi, dürüst ve seçkin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve ant olsun ki Biz, zikirden dipnot 1 sonra zeburda dipnot 2 , arza dipnot 3 salih dipnot 4 kullarımızın varis olacağını yazdık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her türlü hatırlatma ve öğütten sonra.
    2. metne dön, dipnot 2
      Mesajımızı içeren bütün kitaplarda.
    3. metne dön, dipnot 3
      Cennet yurduna. Ayetin cümle yapısından ve siyakından ve konu bütünlüğünden söz konusu "arzın" yeryüzü değil, Cennet yurdu olduğu anlaşılmaktadır.
    4. metne dön, dipnot 4
      Kötülüğe karşı mücadele eden, bozuk olan şeyi düzelten, iyileştiren, yapıcı olan, iyiye yönlendiren, samimi, dürüst ve seçkin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve ant olsun ki Biz, Zikir'den dipnot 1 sonra Zebur'da dipnot 2 , arza dipnot 3 salih dipnot 4 kullarımızın varis olacağını yazdık.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her türlü hatırlatma ve öğütten sonra.
    2. metne dön, dipnot 2
      Mesajımızı içeren bütün kitaplarda.
    3. metne dön, dipnot 3
      Cennet yurduna. Ayetin cümle yapısından ve siyakından ve konu bütünlüğünden söz konusu "arzın" yeryüzü değil, Cennet yurdu olduğu anlaşılmaktadır.
    4. metne dön, dipnot 4
      Arı, saf, temiz, iyi, erdemli, dürüst.

    Gültekin Onan

    Andolsun biz zikirden sonra Zebur'da da: "Şüphesiz arza salih kullarım varisçi olacaktır" diye yazdık.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun, Tevratdan sonra Zebur da da yazmışızdır ki arza (ancak) saalih kullarım mirascı olur.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; Zikir'den sonra Zebur'da da yazdık ki: Yeryüzüne ancak salih kullarım varis olur.

    Mehmet Alagaş

    (104-107) O gün semayı kitap sayfası dürer gibi / rulo haline getirir gibi düreceğiz, İlk yaratmaya başladığımız da ki gibi onu ilk haline getireceğiz, bu bizim üzerimize aldığımız sözdür, biz kesinlikle yaparız. Kesin olan şu ki b iz, zikirden sonra / kitaptan sonra Zebur da (yazıt levha) kesiklikle “Arz’a Salih kullarım mirasçı olacaklar “diye yazdık. İşte bu ibadet eden bir kavim için bilgilendirmedir / tebliğdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun, Zikir’den (Tevrat’tan) sonra Zebûr’da da, “Arza muhakkak benim salih kullarım mirasçı olacaktır.” diye yazmıştık.

    Süleyman Ateş

    Andolsun Tevrat'tan sonra Zebur'da da: "Arza mutlaka iyi kullarım varis olacak (bu yer onların eline geçecek)" diye yazmıştık.

    Süleymaniye Vakfı

    Kitaplara, akılda tutulması gereken bilgileri yerleştirdikten sonra şunu yazdık: "Yeryüzüne iyi kullarım varis olacaktır." dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Kitaplar" diye anlam verdiğimiz kelime, (الزبور) ez-Zebur'dur. Zebur, hikmet dolu kitap anlamındadır (ez-Zecca, Meani'l-Kur'an ve İ'rabuhu) Ali- İmran 3/81'de bütün nebilere kitap ve hikmet verildiği açıklandığı için Zebur kelimesinin bu ayette elif lamlı olarak (الزبور) ez-Zebur şeklinde geçmesi, bunun bütün nebilere verilen kitaplar olduğunu gösterir. Keşşaf da bu görüşe yer vermiştir. Allah'ın iyi kullarının yeryüzüne hakim olması ile ilgili Kur'an ayetleri şöyledir: " Allah, içinizden inanıp güvenen ve iyi iş yapanlara söz vermiştir; öncekileri hakim kıldığı gibi bunları da mutlaka yeryüzüne hakim kılacak, razı olduğu dini bunlar için sabitleştirecek ve korku çekmelerinin ardından güvene kavuşturacaktır. Bunlar, bana kulak verirler ve hiçbir şeyi ortak koşmazlar. Bundan sonra da ayetleri görmezlikten gelen olursa, işte onlar, yoldan çıkmışlardır. Namazı düzgün ve sürekli kılın, zekatı verin ve bu elçiye boyun eğin ki iyilik bulasınız. Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler), sakın bu topraklarda inanıp güvenenleri (müminleri) aciz bırakacaklarını hesap etmesinler. Varıp kalacakları yer cehennemdir. Ne kötü hale gelmektir o!" (Nur 24/55-57) İncil'de de şu ifadeler geçer: "Ne mutlu yumuşak huylu olanlara! Çünkü onlar yeryüzünü miras alacaklar." (Matta İncili 5:5)

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O zikirden (levh-i mahfuzdan) sonra bütün kitaplara dipnot 1 da şunu yazdık: "Yeryüzü iyi kullarıma kalacaktır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kalın kitap demektir. Elif lamlı olması, bunun bütün peygamberlere verilen kitaplar olduğunu gösterir. Keşşaf da bu görüşe yer vermiştir.

    Şaban Britch

    Zikir'den sonra (Levh-i Mahfuz'da yazılmasının ardından), (Geçmiş kitaplarda) Zebur’da da yeryüzüne salih kullarımın mirasçı olacağını yazmıştık.

    Şaban Piriş

    Zikir (Tevrat)'den sonra Zebur'da da yeryüzüne salih kullarımın mirasçı olacağını yazmıştık.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, zikirden sonra Zebur'da şunu yazmıştık: Yeryüzüne benim iyilik ve barış seven kullarım varis olacaktır.

  9. Enbiyâ suresi, 106. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 106. ayet. إِنَّ فِى هَٰذَا لَبَلَٰغًا لِّقَوْمٍ عَٰبِدِينَ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz bunda Allah'a kulluk eden bir toplum için yeterli bir mesaj vardır.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki bunda, (bize) kulluk eden toplum için bir mesaj vardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Hiç şüphesiz bunda, Allah'a gereği gibi kulluk etmek isteyenler için nice mesajlar vardır.

    Muhammed Esed

    Şüphesiz, bunda (gerçekten) Allah'a kulluk eden kimseler için bir mesaj vardır.

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki bunda, abidler topluluğu (arınma çalışmaları yapanlar) için açıklayıcı bilgi vardır.

    Ali Bulaç

    Gerçek şu ki kulluk eden bir topluluk için bunda (Kur'an'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte bunda, (bize) kulluk eden bir kavim için bir mesaj vardır.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, işte bunda, Bize hizmet eden bir toplum için kesinlikle derin bir anlam vardır.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte bunda, Allah'a kulluk eden bir toplum için bir mesaj vardır.

    Edip Yüksel

    Hizmet eden bir toplum için bunda bir bildiri vardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kulluk eden bir toplum için bunda bir bildiri vardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şüphesiz ki, bu Kur'an'da ibadet eden bir kavim için yeterli bir öğüt vardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şübhe yok ki bunda abid bir kavm için kafi bir öğüd vardır

    Erhan Aktaş

    Bunda kulluk eden bir toplum için açık bir duyuru vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bunda kulluk eden bir toplum için açık bir duyuru vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bunda kulluk eden bir toplum için açık bir duyuru vardır.

    Gültekin Onan

    Gerçek şu ki, kulluk eden bir topluluk için bunda (Kuran'da) 'açık bir mesaj' (veya gerçek bir çıkış yolu) vardır.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhe yok ki bu (Kur'an) da abidler zümresi için (umduklarına) ulaşma (çareleri) vardır.

    İbni Kesir

    Doğrusu bunda ibadet edenler için, tebliğ vardır.

    Mehmet Alagaş

    (104-107) O gün semayı kitap sayfası dürer gibi / rulo haline getirir gibi düreceğiz, İlk yaratmaya başladığımız da ki gibi onu ilk haline getireceğiz, bu bizim üzerimize aldığımız sözdür, biz kesinlikle yaparız. Kesin olan şu ki b iz, zikirden sonra / kitaptan sonra Zebur da (yazıt levha) kesiklikle “Arz’a Salih kullarım mirasçı olacaklar “diye yazdık. İşte bu ibadet eden bir kavim için bilgilendirmedir / tebliğdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz bunda Allah’a kulluk eden bir toplum için yeterli bir bildiri/öğüt vardır.

    Süleyman Ateş

    Şüphesiz bunda kulluk eden kimseler için yeterli bir öğüt vardır.

    Süleymaniye Vakfı

    İşte bunda, kulluğunu yapan bir topluluk için gerçekten yeterli mesaj vardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte bu söz, kulluk edenler topluluğu için gerçek bir tebliğdir.

    Şaban Britch

    Elbette bu (Kur’an’da) abid kimseler için açık bir öğüt vardır.

    Şaban Piriş

    Elbette bu (Kur'an'da) kulluk eden bir toplum için açık bir mesaj vardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kuşkusuz, bunda, kulluk eden bir topluluk için kesin bir tebliğ vardır.

  10. Enbiyâ suresi, 107. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 107. ayet. وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا رَحْمَةً لِّلْعَٰلَمِينَ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.

    Mehmet Okuyan

    Biz seni ancak âlemlere rahmet(imiz) için gönderdik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yüce Allah Hz. Muhammed'i cümle aleme merhametinin tecellisi olarak gönderdiğini ifade etmektedir. Bu ayetin vermek istediği mesaj ile "Rabbinin merhameti gereği peygamberler gönderici olan da elbette biziz" mealindeki Duhân 44:5-6'da verilen mesaj birbirini tamamlamakta, Yüce Allah'ın peygamberler göndermesinin ilahi rahmet ve merhametin tecellisi olduğu gerçeğini gözler önüne sermektedir. Hz. Muhammed'in peygamberliğinin evrensel olduğuyla ilgili benzer mesajlar: Nisâ 4:79; En‘âm 6:19; A‘râf 7:158; Sebe' 34:28; Yâsîn 36:6; Şûrâ 42:7; Cum‘a 62:2-3.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte bu yüzden (Ey Peygamber), Biz seni bütün insanlığa, sadece bir rahmet olarak gönderdik.

    Muhammed Esed

    Ve (bunun içindir ki, ey Peygamber!) Biz seni yalnızca, bütün alemlere rahmetimiz(in bir işareti) olarak gönderdik.

    Ahmed Hulusi

    Seni alemler (insanlar) için sadece rahmet olarak irsal ettik!

    Ali Bulaç

    Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Biz seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

    Ali Rıza Safa

    Seni, yalnızca evrenlere rahmet olarak gönderdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz seni ancak alemlere merhametimiz gereği gönderdik.

    Edip Yüksel

    Biz seni tüm halklara bir rahmet olarak gönderdik.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Biz seni tüm halklara bir rahmet olarak gönderdik

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Seni sadece bütün kainata rahmet olarak göndermişizdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve seni sade alemine rahmet olarak göndermişizdir

    Erhan Aktaş

    Biz, seni bütün insanlık için sadece bir rahmet olarak gönderdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Biz, seni bütün insanlık için sadece bir rahmet olarak gönderdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Biz, seni bütün insanlık için sadece bir rahmet olarak gönderdik.

    Gültekin Onan

    Biz seni alemler için yalnızca bir rahmet olarak gönderdik.

    Hasan Basri Çantay

    Biz, seni (Habibim) alemlere (başka bir şey için değil) ancak rahmet için gönderdik.

    İbni Kesir

    Biz, seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.

    Mehmet Alagaş

    (104-107) O gün semayı kitap sayfası dürer gibi / rulo haline getirir gibi düreceğiz, İlk yaratmaya başladığımız da ki gibi onu ilk haline getireceğiz, bu bizim üzerimize aldığımız sözdür, biz kesinlikle yaparız. Kesin olan şu ki b iz, zikirden sonra / kitaptan sonra Zebur da (yazıt levha) kesiklikle “Arz’a Salih kullarım mirasçı olacaklar “diye yazdık. İşte bu ibadet eden bir kavim için bilgilendirmedir / tebliğdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed!) Seni ancak âlemlere rahmet olarak gönderdik.

    Süleyman Ateş

    (Ey Muhammed) Biz seni ancak alemlere rahmet için gönderdik.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz seni alemler için sadece bir rahmet /iyilik ve ikram olsun diye elçi gönderdik dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayete dayanılarak gelenekte Muhammed aleyhisselamın sadece kişiliğinin rahmet olduğu öne çıkarılır. Halbuki ayetten açıkça anlaşıldığı gibi asıl rahmet olan, kişiliğinden ziyade elçiliğidir (Bakara 2/119, İsra 17/105, Furkan 25/56, Ahzab 33/45, Sebe 34/28, Fatır 35/24, Fetih 48/8). Bu durum bütün nebiler için geçerlidir (Bakara 2/136, 285, Al-i İmran 3/84, Duhan 44/5, 6). Nebimizin kişiliğinin de önemli olduğunu gösteren ayetler için bkz. Ahzab 33/6, Kalem 68/4.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Seni elçi olarak göndermemiz çağdaşların için ve daha sonrakiler için bir ikramdır.

    Şaban Britch

    Seni ancak alemlere rahmet olarak gönderdik.

    Şaban Piriş

    Seni ancak insanlığa rahmet olarak gönderdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ve biz seni ancak alemlere bir rahmet olarak gönderdik.

  11. Enbiyâ suresi, 108. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 108. ayet. قُلْ إِنَّمَا يُوحَىٰٓ إِلَىَّ أَنَّمَآ إِلَٰهُكُمْ إِلَٰهٌ وَٰحِدٌ فَهَلْ أَنتُم مُّسْلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Bana ancak, ilahınızın yalnızca bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. Artık müslüman oluyor musunuz?"

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Bana ‘ilahınızın tek bir ilah olduğu' vahyolunuyor. O'na boyun eğecek misiniz?"

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Bana vahyolunan her şeyin (özü) yalnız ve yalnızca "ilahınızın bir tek ilah olduğu" som gerçeğidir: şu halde artık siz O'na teslim olacak mısınız?

    Muhammed Esed

    De ki: "Bana yalnızca, tanrınızın tek bir Tanrı olduğu vahyedildi; o halde artık O'na boyun eğecek misiniz?"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Bana sadece şu vahyolunuyor: Sizin tanrı diye düşündüğünüz sadece Uluhiyet sahibi TEK'tir! Siz müslimler misiniz (teslimiyetinizin farkında mısınız) peki?"

    Ali Bulaç

    De ki: "Gerçekten bana: -Sizin ilahınız yalnızca bir tek ilahtır" diye vahyolunuyor; artık siz müslüman olacak mısınız?"

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: "Bana, ilâhınız tek bir ilâhtır, diye vahyolunuyor. Artık müslüman olacak mısınız"?

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Tanrınız, Tek ve Eşsiz Tanrıdır; bana böyle bildirildi. Artık, teslim oluyor musunuz?"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Bana, Tanrınız ancak bir tek tanrıdır" diye vahyolunuyor. O'na teslim olacak mısınız?

    Edip Yüksel

    De ki: "Sizin tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahiy ediliyor. Artık teslim olacak mısınız?"

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Sizin tanrınızın bir tek tanrı olduğu bana vahyediliyor. Artık teslim olacak mısınız?'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Bana ancak ilahınızın bir tek ilah olduğu vahyolunuyor. şimdi siz müslüman oluyor musunuz?"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: bana sade vahyolunuyor ki: ilahınız ancak bir ilahdır, şimdi siz müsliman oluyor musunuz?

    Erhan Aktaş

    De ki: "Bana, sizin ilahınızın ancak tek bir ilah olduğu vahyolundu. Artık O'na teslim olacak mısınız?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Bana, sizin ilahınızın ancak tek bir ilah olduğu vahyolundu. Artık O'na teslim olacak mısınız?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Bana, sizin ilahınızın ancak tek bir ilah olduğu vahyolundu. Artık O'na teslim olacak mısınız?"

    Gültekin Onan

    De ki: "Gerçekten bana: "Sizin tanrınız yalnızca bir tek tanrıdır diye vahyolunuyor; artık siz müslüman olacak mısınız?"

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Bana sade Tanrınızın ancak bir Tanrı olduğu vahy olunuyor. Artık siz (bu vech ile) müslüman oluyor musunuz"?

    İbni Kesir

    De ki: Gerçekten bana, sizin tanrınızın yalnızca bir tek tanrı olduğu vahyolunuyor. Artık Müslüman olacak mısınız?

    Mehmet Alagaş

    (107-112) Seni alemlere rahmet olarak gönderdik, deki bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, siz teslim olmuyor musunuz / Müslüman olmuyor musunuz? Eğer yüz çevirirlerse deki eşit bir şekilde size duyurdum / ilan ettim , size vaat edilen yakın mı uzak mı bilmiyorum / idrak edemiyorum, sözlerin açıktan olanını da saklı / ketum olanını da O, kesinlikle bilir, belki bu (azabın gelmemiş olması) sizin için fitnedir / sınamadır yahut belli süreliğine bir geçimdir / faydalanmadır onu da bilmiyorum / idrak edemiyorum, de ki Rabbim gerçek ile hükmünü / kararını ver, Rabbimiz tüm vasıflandırmalarınıza rağmen, esirgeyendir, yardımına sığınılacak olandır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Bana ancak, ilâhınızın yalnızca bir tek ilâh olduğu vahyolunuyor. Artık Müslüman oluyor musunuz?”

    Süleyman Ateş

    De ki: "Bana, Tanrınız, ancak bir tek Tanrıdır; diye vahyolunur. O'na teslim ol(up putperestliği bırak)cak mısınız?

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: Bana sadece ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyediliyor. Siz ona teslim olmuş kimselersiniz değil mi?"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Bana, sizin ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunmaktadır. Artık O'na teslim olursunuz değil mi?"

    Şaban Britch

    De ki: Ancak bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Hâlâ Müslüman olmayacak mısınız?

    Şaban Piriş

    De ki: -Ancak bana, ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyolunuyor. Siz de ona teslim oldunuz mu?

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Bana şu vahyediliyor: "Tanrınız ancak bir tek tanrıdır. Peki, siz, müslümanlar/Allah'a teslim olanlar mısınız?"

  12. Enbiyâ suresi, 109. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 109. ayet. فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ ءَاذَنتُكُمْ عَلَىٰ سَوَآءٍ وَإِنْ أَدْرِىٓ أَقَرِيبٌ أَم بَعِيدٌ مَّا تُوعَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Eğer yüz çevirirlerse, de ki: "(Bana emrolunanı, ayırım yapmadan) size eşit olarak bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mı yoksa uzak mı, bilmiyorum."

    Mehmet Okuyan

    Yüz çevirirlerse de ki: "(Bana emrolunanı) hepinize eşit olarak açıkladım. Size vadolunan şey yakın mı uzak mı bilmiyorum. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer bir ifade için bkz. Cinn 72:25. Son Saat'in vaktinin bilinememesiyle ilgili benzer mesajlar için ayrıca bkz. A‘râf 7:187; Tâhâ 20:15; Lokmân 31:34; Ahzâb 33:63; Fussilet 41:47; Şûrâ 42:17; Zuhruf 43:85; Muhammed 47:18; Mülk 67:26; Nâzi‘ât 79:42-46.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat eğer (bu davetten) yüz çevirirlerse, o zaman da de ki: "Ben bu daveti hiçbir ayrım gözetmeden hepinize duyurdum; ne var ki ben tehdit edildiğiniz (Hesap Günü'nün) yakın mı uzak mı olduğunu da bilemem."

    Muhammed Esed

    Ama eğer (bu gerçeğe) yüz çevirirlerse de ki: "Ben bu gerçeği hepinize aynı şekilde duyurdum; ama artık, size vaad edilen (Hesap Günü'nün) yakın mı, uzak mı olduğunu ben bilemem".

    Ahmed Hulusi

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Eşit olarak size bildirdim. . . Size vadolunan şey (uyarıldığınız ölüm) yakın mıdır uzak mıdır, bilmiyorum. "

    Ali Bulaç

    Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab günü) yakın mı, uzak mı, bilemem."

    Ali Özek ve heyeti

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: (Bana emrolunanı) hepinize açıkladım. artık size vâdolunan şey (mahşerde toplanma zamanınız) yakın mı uzak mı, bilmiyorum.

    Ali Rıza Safa

    Yine de yüz çevirirlerse, şunu söyle: "Tümünüze eşit olarak duyurdum. Size sözü verilen, yakın mı; yoksa uzak mı bilmiyorum?"

    Bayraktar Bayraklı

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit şekilde açıkladım. Artık tehdit edildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem."

    Edip Yüksel

    Eğer yüz çevirirlerse De ki: "Size yeterli ölçüde bildirdim. Size söz verilen şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Eğer yüz çevirirlerse de ki, 'Size yeterli ölçüde bildirdim. Size söz verilen şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Yine de aldırmazlarsa de ki: "Size düpedüz açıkladım, tehdit edildiğiniz şeyin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu bilmem."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bunun üzerine aldırmazlarsa o halde de de ki: size düpedüz ı'lan ettim, ve bilmem bu size edilen va'd-ü vaid pek yakın mı, yoksa uzak mı?

    Erhan Aktaş

    Buna rağmen yüz çevirirlerse, o zaman de ki: "Herkese eşit olarak duyurdum. Söz verilen şey yakın mı uzak mı orasını bilmiyorum!"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Buna rağmen yüz çevirirlerse, o zaman de ki: "Herkese eşit olarak duyurdum. Söz verilen şey yakın mı uzak mı orasını bilmiyorum!"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Buna rağmen yüz çevirirlerse, o zaman de ki: "Herkese eşit olarak duyurdum. Söz verilen şey yakın mı uzak mı orasını bilmiyorum!"

    Gültekin Onan

    Buna rağmen yüz çevirecek olurlarsa, de ki: "Size eşitlik üzere açıklamada bulundum. Tehdit edildiğiniz (sorgu ve azab) günü yakın mı, uzak mı, bilemem."

    Hasan Basri Çantay

    Eğer (Bu teklife karşı) onlar (yine) yüz çevirirlerse (o vakit da) de ki: "Size (hakıykatları) müsavat üzere bildirdim. Tehdid edilmekde olduğunuz (o korkunç akıbet) yakın mı, yoksa uzak mı, ben bilmem".

    İbni Kesir

    Şayet yüz çevirirlerse; de ki: Ben, size eşitlik üzere bildirdim. Artık tehdid edildiğiniz şeyin yakın mı, uzak mı olduğunu bilmem.

    Mehmet Alagaş

    (107-112) Seni alemlere rahmet olarak gönderdik, deki bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, siz teslim olmuyor musunuz / Müslüman olmuyor musunuz? Eğer yüz çevirirlerse deki eşit bir şekilde size duyurdum / ilan ettim , size vaat edilen yakın mı uzak mı bilmiyorum / idrak edemiyorum, sözlerin açıktan olanını da saklı / ketum olanını da O, kesinlikle bilir, belki bu (azabın gelmemiş olması) sizin için fitnedir / sınamadır yahut belli süreliğine bir geçimdir / faydalanmadır onu da bilmiyorum / idrak edemiyorum, de ki Rabbim gerçek ile hükmünü / kararını ver, Rabbimiz tüm vasıflandırmalarınıza rağmen, esirgeyendir, yardımına sığınılacak olandır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer yüz çevirirlerse De ki: “Ben size eşit şekilde bildirip, açıkladım. Size vaat olunan yakın mıdır, uzak mıdır bilemiyorum.

    Süleyman Ateş

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Ben sizin hepinize eşit biçimde açıkladım. Artık tehdid edildiğiniz şeyin yakın mı, yoksa uzak mı olduğunu bilmem."

    Süleymaniye Vakfı

    Yüz çevirirlerse de ki: "Size aynı duyuruyu yaptım. Tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, yoksa uzak mıdır bilmem.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yüz çevirirlerse de ki "Her şeyi size olduğu gibi bildirdim. Tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır yoksa uzak mıdır, onu ben bilmem.

    Şaban Britch

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: Size eşit olarak (hakikati) açıkladım. Tehdit olunduğunuz şey yakın mı yoksa uzak mı bilemem.

    Şaban Piriş

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: -Size (gerçeği) doğru bir şekilde açıkladım. Size vaat edilenin yakın mı yoksa uzak mı olduğunu bilmem.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Hepinize aynı şekilde, aynı düzeyde açıkladım. Artık bilmiyorum, tehdit edildiğiniz şey yakın mıdır, uzak mıdır?"

  13. Enbiyâ suresi, 110. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 110. ayet. إِنَّهُۥ يَعْلَمُ ٱلْجَهْرَ مِنَ ٱلْقَوْلِ وَيَعْلَمُ مَا تَكْتُمُونَ

    Diyanet İşleri

    "Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir."

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat (Allah) açıktan söyleneni nasıl bilirse, gizlediklerinizi de öylece bilir.

    Muhammed Esed

    "Doğrusu O, sözün açığa vurulanını da bilir, örtüp gizlediklerinizi de bilir.

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki O, düşüncelerinizden açığa vurduğunuzu da gizlemekte olduğunuzu da bilir. "

    Ali Bulaç

    "Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir."

    Ali Özek ve heyeti

    Şüphesiz Allah sözün açığını da bilir, gizli tuttuklarınızı da bilir.

    Ali Rıza Safa

    "Kuşkusuz, O, açıkça söylenen sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir!"

    Bayraktar Bayraklı

    Şüphesiz O, sözün açığını da bilir; gizlediklerinizi de bilir.

    Edip Yüksel

    "O, açıklanan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'O, açıklanan sözü de bilir, gizlediklerinizi de bilir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Şüphesiz ki O, söylenenin açığa vurulanını da bilir gizlediğinizi de bilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şübhe yok ki o, söylenenden, açığa vurulanı da bilir gizlediğinizi de bilir

    Erhan Aktaş

    "O, açıkça söylenen sözleri de bilir, gizlediklerinizi de bilir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "O, açıkça söylenen sözleri de bilir, gizlediklerinizi de bilir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O, açıkça söylenen sözleri de bilir, gizlediklerinizi de bilir.

    Gültekin Onan

    "Şüphesiz O, sözün açıkta söylenenini de bilmekte, saklamakta olduklarınızı da bilmektedir."

    Hasan Basri Çantay

    "Hiç şübhesiz ki sözün açığını da O biliyor, gizlemekde olduğunuzu da O biliyor".

    İbni Kesir

    Doğrusu O, sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediklerinizi de bilir.

    Mehmet Alagaş

    (107-112) Seni alemlere rahmet olarak gönderdik, deki bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, siz teslim olmuyor musunuz / Müslüman olmuyor musunuz? Eğer yüz çevirirlerse deki eşit bir şekilde size duyurdum / ilan ettim , size vaat edilen yakın mı uzak mı bilmiyorum / idrak edemiyorum, sözlerin açıktan olanını da saklı / ketum olanını da O, kesinlikle bilir, belki bu (azabın gelmemiş olması) sizin için fitnedir / sınamadır yahut belli süreliğine bir geçimdir / faydalanmadır onu da bilmiyorum / idrak edemiyorum, de ki Rabbim gerçek ile hükmünü / kararını ver, Rabbimiz tüm vasıflandırmalarınıza rağmen, esirgeyendir, yardımına sığınılacak olandır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    'Şüphesiz, Allah sözün açığa vurulanını da bilir, gizlediğinizi de bilir.''

    Süleyman Ateş

    "Şüphesiz O, sözün açığını da bilir, gizlediklerinizi de bilir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah açık olan sözü bildiği gibi gizlediğinizi de bilir.

    Şaban Britch

    Şüphesiz Allah, açığa vurulan sözü de gizlediğiniz sözü de bilir.

    Şaban Piriş

    Şüphesiz Allah, açığa vurulan sözü de gizlediğiniz sözü de bilir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kuşkusuz O, sözün açığa vurulanını da bilir; saklamakta olduklarınızı da bilir.

  14. Enbiyâ suresi, 111. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 111. ayet. وَإِنْ أَدْرِى لَعَلَّهُۥ فِتْنَةٌ لَّكُمْ وَمَتَٰعٌ إِلَىٰ حِينٍ

    Diyanet İşleri

    "Bilmem! Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve bir vakte kadar yararlanmadır."

    Mehmet Okuyan

    (Peygamber:) "Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizin için bir imtihan ve belirli bir zamana kadar sizi yararlandırmak içindir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama ben; (bu ertelemenin) sizin için bir sınama ve kısa süreliğine verilmiş bir mühlet olup olmadığını herhalde bilemem."

    Muhammed Esed

    Ve (bana gelince, Hesap Günü'ndeki) bu (gecikmenin) sizin için bir sınama mı, yoksa bir süreye kadar (merhameten yapılmış) bir erteleme mi olduğunu ben bilemem."

    Ahmed Hulusi

    "Bilmiyorum, belki de süre tanınması sizin için bir denemedir (kendinizin ne olduğunu bizzat yaşayıp görmeniz için) ve sınırlı bir yararlanmadır. "

    Ali Bulaç

    "Bilemem; belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır."

    Ali Özek ve heyeti

    Bilmiyorum, belki de o (azabın ertelenmesi), sizi denemek ve bir zamana kadar sizi (imkânlardan) faydalandırmak içindir.

    Ali Rıza Safa

    "Sizin için belki bir sınamadır ve belirli bir süreye dek geçindirmedir; onu da bilmiyorum?"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bilmem, belki de o azabın ertelenmesi, sizi sınamak ve bir süreye kadar yaşatmak içindir."

    Edip Yüksel

    "Hiç bilmiyorum; belki sizin için bir test ve belli bir süreye kadar bir hoşlanma vesilesi olur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Hiç bilmiyorum; belki sizin için bir test ve belli bir süreye kadar bir hoşlanma vesilesi olur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bilmem belki bu (gecikme) sizin için bir imtihan ve bir süreye kadar faydalanmak içindir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve bilmem belki bu (mühlet) sizin için bir imtihan ve vakta kadar bir istifadedir

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bilemem, belki o dipnot 1 bir sınav ve sizin için belli bir zamana kadar yararlanmadır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Erteleme.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bilemem, belki o dipnot 1 bir sınav ve sizin için belli bir zamana kadar yararlanmadır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Erteleme.

    Gültekin Onan

    "Bilemem belki bu (sürenin açıklanmaması), sizin için bir (fitne) denemedir, (belki de) belli bir vakte kadar yararlanma (meta)dır."

    Hasan Basri Çantay

    "Ben bilmem. Belki bu (mühlet) sizin için bir imtihandır, bir zamana kadar bir faidelenmedir, (bir geçinmedir)".

    İbni Kesir

    Bilmem. Belki bu, sizin için bir deneme ve bir süreye kadar yararlanmadır.

    Mehmet Alagaş

    (107-112) Seni alemlere rahmet olarak gönderdik, deki bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, siz teslim olmuyor musunuz / Müslüman olmuyor musunuz? Eğer yüz çevirirlerse deki eşit bir şekilde size duyurdum / ilan ettim , size vaat edilen yakın mı uzak mı bilmiyorum / idrak edemiyorum, sözlerin açıktan olanını da saklı / ketum olanını da O, kesinlikle bilir, belki bu (azabın gelmemiş olması) sizin için fitnedir / sınamadır yahut belli süreliğine bir geçimdir / faydalanmadır onu da bilmiyorum / idrak edemiyorum, de ki Rabbim gerçek ile hükmünü / kararını ver, Rabbimiz tüm vasıflandırmalarınıza rağmen, esirgeyendir, yardımına sığınılacak olandır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Bilmiyorum, belki de o sizin için bir imtihandır. Bir süreye kadar bir faydalanmadır.''

    Süleyman Ateş

    "Bilmem belki de o (azabın ertelenmesi) sizi denemek ve bir süreye kadar yaşatmak içindir"

    Süleymaniye Vakfı

    Bilmiyorum, belki o (azabın gecikmesi) sizin için bir imtihan dipnot 1 ve bir süreye kadar verilmiş fırsattır."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Fitne için bkz. Enbiya 21/35. ayetin dipnotu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bilemem, belki de o, (yani tehdit edildiğiniz cezanın geciktirilmesi) sizin için bir imtihandır."

    Şaban Britch

    Bilemem, belki bu sizi denemek ve bir süreye kadar faydalandırmak içindir.

    Şaban Piriş

    Bilemem, belki bu sizi denemek ve bir süreye kadar faydalandırmak içindir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bilmiyorum, belki de o, sizin için bir fitnedir. Belirli bir süreye kadar bir nimetlendirmedir.

  15. Enbiyâ suresi, 112. ayet — bütün mealleriyle aç

    Enbiyâ suresi, 112. ayet. قَٰلَ رَبِّ ٱحْكُم بِٱلْحَقِّ وَرَبُّنَا ٱلرَّحْمَٰنُ ٱلْمُسْتَعَانُ عَلَىٰ مَا تَصِفُونَ

    Diyanet İşleri

    (Peygamber), "Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman'dır" dedi.

    Mehmet Okuyan

    Rabbim! (Onlar hakkında) adaletinle hükmünü ver! Bizim Rabbimiz, sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulan dipnot 1 Rahmân'dır." demişti.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayetteki [el-müste‘ânu] kelimesi bir kez de Yûsuf 12:18'de yer almakta ve "yardım istenilecek makam" anlamına gelmekte, bir peygamber duruşu bu şekilde ümmete de öğretilmiş olmaktadır. Zira Fâtiha 1:5'te de evrensel anlamda dile getirildiği gibi, "kendisinden yardım istenecek yegane kudret Yüce Allah'tır" ve Hz. Muhammed de işte bunu dile getirmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    (Allah'a yönel ve) de ki: "Rabbim! Aramızda hakkaniyetle hüküm ver!" (Onlara dön) ve (de ki): "Kendisine yakıştırdığınız tüm (gerçek dışı) nitelemelere karşı kendisinden yardım istenecek tek merci, (yine) O sınırsız merhamet sahibi olan Rabbimizdir."

    Muhammed Esed

    De ki: "Ey Rabbim! (Aramızda) hakça hüküm ver!" Yine (de ki "Rabbimiz Rahman, sizin (O'na ilişkin) tüm tanımlama gayretlerinize karşı yardımına başvurulabilecek yegane (Hakim)dir!"

    Ahmed Hulusi

    Dedi ki: "Rabbim, Hak olarak hükmet! Rabbimiz Rahman Müstean'dır sizin asılsız tanımlamalarınıza karşı!"

    Ali Bulaç

    (Resulullah) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahman (olan Allah)dır."

    Ali Özek ve heyeti

    (Peygamber) demiştir ki: "Rabbim! (Benimle, beni yalanlayan müşrikler arasında) hak ile hükmet. Rabbimiz çok merhametlidir. Sizin vasfettiklerinize karşı da yalnız O'na sığınılır."

    Ali Rıza Safa

    Dedi ki: "Benim Efendim, adaletle yargı verir. Zaten bizim Efendimiz, Bağışlayandır; sizin yakıştırmalarınıza karşı, Sığınılandır!"

    Bayraktar Bayraklı

    Muhammed şöyle dua etti: "Ey Rabbim, onlar hakkında adaletle hükmünü ver! Bizim Rabbimiz, Rahman'dır. Sizin anlattıklarınıza karşı yardımı umulandır."

    Edip Yüksel

    De ki: "Efendim, hükmünü gerçekleştir. Sizin yakıştırdıklarınıza karşı sadece Rahman olan Efendimizden yardım istenir." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'ın matematiksel yapısı, bu kelimenin dili geçmiş zaman kipi değil, emir kipi olması gerektiğini ortaya çıkarmıştır. Nitekim en eski Kuran nüshaları ve hatta dünyanın Birçok ülkesinde basılan modern Kuran nüshaları bu tezimizi destekler. Ayrıca 108. ayetten itibaren okuduğunuzda, metnin ifadesindeki akıştan bu kelimenin "Dedi ki" değil, "De" olmasının daha uygun düştüğünü göreceksiniz. Kuran'da yaratıklar için kullanılan "Dediler" kelimesi ile Tanrı'nın emirlerini bildiren "De" kelimesi eşit olarak 332'şer kez geçer.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Rabbim, hükmünü gerçekleştir. Sizin yakıştırdıklarınıza karşı sadece Rahman olan Rabbimizden yardım istenir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    (Peygamber şöyle) dedi: "Ey Rabbim, hakettikleri gibi hükmet! Rabbiniz isnad ettiğiniz iftiralarınıza karşı sığınılacak Rahman'dır."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Dedi: ya rabb! hakka hukmet ve rabbımız rahmandır ancak isnadlarınıza karşı sığınılacak müstean

    Erhan Aktaş

    Dedi ki: "Rabb'im! Aramızda Hakk ile hükmet. Ve Rabb'imiz, yakıştırmalarınıza karşı yardım istenecek Rahman'dır. dipnot 1 "

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahmeti bol olandır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Dedi ki: "Rabb'im! Aramızda Hakk ile hükmet. Ve Rabb'imiz, yakıştırmalarınıza karşı yardım istenecek Rahman'dır." dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahmeti bol olandır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Dedi ki: "Rabb'im! Aramızda Hakk ile hükmet. Ve Rabb'imiz, yakıştırmalarınıza karşı yardım istenecek Rahman'dır." dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rahmeti bol olandır.

    Gültekin Onan

    (Tanrı Elçisi) Dedi ki: "Rabbim, hak ile hükmet. Bizim rabbimiz, sizin her türlü nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılan Rahmandır."

    Hasan Basri Çantay

    (Peygamber) dedi: "Yarab, sen (benimle o tekzib edenlerin arasını) hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz; O çok esirgeyen (Allah) dır ki sizin vasf (-ü isnad) edegeldiklerinize karşı (yegane) sığınılan Odur".

    İbni Kesir

    Dedi ki: Rabbım; hak ile hükmet. Rahman olan Rabbımız; sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına sığınılacak odur.

    Mehmet Alagaş

    (107-112) Seni alemlere rahmet olarak gönderdik, deki bana ilahınızın tek bir ilah olduğu vahyoluyor, siz teslim olmuyor musunuz / Müslüman olmuyor musunuz? Eğer yüz çevirirlerse deki eşit bir şekilde size duyurdum / ilan ettim , size vaat edilen yakın mı uzak mı bilmiyorum / idrak edemiyorum, sözlerin açıktan olanını da saklı / ketum olanını da O, kesinlikle bilir, belki bu (azabın gelmemiş olması) sizin için fitnedir / sınamadır yahut belli süreliğine bir geçimdir / faydalanmadır onu da bilmiyorum / idrak edemiyorum, de ki Rabbim gerçek ile hükmünü / kararını ver, Rabbimiz tüm vasıflandırmalarınıza rağmen, esirgeyendir, yardımına sığınılacak olandır.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Peygamber): “Ey Rabbim! Hak ile hüküm ver. Bizim Rabbimiz, sizin türlü nitelemelerinize karşı yardımı istenecek olan Rahman’dır.” dedi.

    Süleyman Ateş

    (Allah'ın Resulü) Dedi: "Rabbim (aramızda) hak ile hükmet, Rabbimiz çok merhamet edendir. Sizin nitelendirdiğinize (iftiralarınıza) karşı O'nun yardımına sığınılır (O, bizi her tehlikeden korur)!"

    Süleymaniye Vakfı

    (Elçimiz) Dedi ki: "Rabbim, sen doğru olan kararı ver!" (Ey müşrikler!) Bizim Rabbimiz; iyiliği sonsuz olandır. Sizin yakıştırdığınız şeyler karşısında yardımına sığınılacak olan odur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Elçi) Dedi ki "Rabbim! Sen doğru olan kararını ver. Onların dipnot 1 nitelemelerine karşı yardımına sığınılacak olan, sadece iyiliği sonsuz olan Rabbimizdir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İltifat Bakara 2/64

    Şaban Britch

    Rabbim, dedi. Hak ile hükmet. Bizim Rabbimiz Rahman'dır. Sizin vasfettiklerinize karşı yardım talep edilendir, dedi

    Şaban Piriş

    -Rabbim, dedi. Hak ile hükmet. Sizin nitelemenizden yardımına sığınılacak Rahman olan Rabbimizdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Resul şöyle yakardı: "Rabbim, hak ile hükmet! Bizim Rabbimiz Rahman'dır. Sizin nitelendirmelerinize karşı yardımına başvurulandır, Müstean'dır."

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.