Bakara suresi · 142–152. ayetler

Kıble'nin değiştirilmesi

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Bakara suresi, 142. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 142. ayet. سَيَقُولُ ٱلسُّفَهَآءُ مِنَ ٱلنَّاسِ مَا وَلَّىٰهُمْ عَن قِبْلَتِهِمُ ٱلَّتِى كَانُوا۟ عَلَيْهَا قُل لِّلَّهِ ٱلْمَشْرِقُ وَٱلْمَغْرِبُ يَهْدِى مَن يَشَآءُ إِلَىٰ صِرَٰطٍ مُّسْتَقِيمٍ

    Diyanet İşleri

    Birtakım kendini bilmez insanlar, "Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da Allah'ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir."

    Mehmet Okuyan

    İnsanlardan bazı beyinsizler "Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları (Müslümanları) çeviren nedir?" diyecekler. dipnot 1 De ki: "Doğu da Batı da yalnızca Allah'a aittir. Dileyeni (layık gördüğünü) doğru yola ulaştırır."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. Muhammed Mekke'de namazını kılarken Al-i İmrân 3:96'daki bilgiler gereği ilk mabet olması, Bakara 2:125, İbrâhîm 14:37 ve Hacc 22:26'daki ifadeler gereği Hz. İbrahim'in ve Hz. İsmail'in yöneldikleri kıble olması nedeniyle Kâbe'ye doğru namaz kılıyordu. Rivayetlere göre Kâbe'nin güney tarafında durarak kuzeye doğru Kudüs'ü de önüne alarak ibadet ediyordu. Hz. Muhammed çok kısa bir süre de olsa önce Mekke'de, ardından Medine'ye hicret edince oradaki kitap ehlinin yöneldiği kıble olması itibariyle, kuzeye doğru Beyt-i Makdis'e yönelme içtihadında bulunmuştu. Çünkü onlar da kendilerince ibadetlerini bir kıble bilinciyle yerine getirdikleri için, Hz. Muhammed de konu hakkında henüz herhangi bir ilahi prensip belirlenmemiş olması nedeniyle onlarla aynı yöne dönmeyi tercih etmiş olabilir.

    Mustafa İslamoğlu

    İnsanlar arasından beyinsizler çıkıp diyecekler ki: "Daha önce yöneldikleri kıbleden onları çeviren sebep nedir?" De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır: O dileyen kimseyi doğru yola yöneltmeyi diler.

    Muhammed Esed

    İnsanlar arasındaki dar kafalı düşünceler, "Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Batı da Allah'ındır; O, dilediğini doğru yola iletir."

    Ahmed Hulusi

    İnsanların, anlayışı kıt ve aşağılık yaşam ehli olanları "Onları eski kıblelerinden (Kudüs'ten Kabe'ye) döndüren (gerekçe) nedir?" derler. De ki: "Batı da doğu da Allah'ındır. Dilediğine hidayet eder, sırat-ı müstakime yönelmesi için. "

    Ali Bulaç

    Bir takım beyinsiz insanlar: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da. O dilediğini doğru yola yöneltir."

    Ali Özek ve heyeti

    İnsanlardan bir kısım beyinsizler: Yönelmekte oldukları kıblelerinden onları çeviren nedir? diyecekler. De ki: Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola iletir.

    Ali Rıza Safa

    İnsanlar arasındaki kimi beyinsizler, şöyle diyecekler: "Yöneldikleri kıblelerinden, onları çeviren nedir?" De ki: "Doğu da batı da Allah'ın malıdır. Dilediğini dosdoğru yola eriştirir!"

    Bayraktar Bayraklı

    Bazı dar kafalı insanlar, "Şimdiye kadar uydukları kıbleden onları vazgeçiren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır; O, dileyeni doğru yola iletir."

    Edip Yüksel

    Halktan bazı beyinsizler: "Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da ALLAH'ındır. O dilediğini/dileyeni doğru yola iletir." dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kabe'nin tüm yöredeki kabilelerin kıblesi oluşu, genelde Araplar için, özelde Kureyş kabilesi için dinin ötesinde ekonomik ve politik bir öneme sahipti. Müşriklerin, ataları olan İbrahim'in anısını devam ettirdiklerini bildirir Kuran ayetleri. Kıble ile ilgili ayetler inmeden önce Müslümanlar Mekkeli müşrikler gibi Kabe'ye yöneliyorlardı. Ne var ki, kendilerine uygulanan işkence ve zulüm sonucu müslümanlar Medine'ye hicret edip yeni bir site-devleti kurdular. * Merkezi Mekke'de olan mollagarşik müşrik koalisyonun yüklediği savaşların ve Medineli Hıristiyanlarla olan yakın ilişkinin oluşturduğu ekonomik ve psikolojik faktörlerin etkisiyle Müslümanlar bir başka yere (Kudüs'e) yönelmeye karar verdiler. * Ne var ki, Allah Müslümanların Mescid-i Haram'a (Sınırlanmış Mescid'e) dönmelerini istedi. Bunu 2:142-145 ayetlerinden anlıyoruz. * Bu ayetler, Müslümanların "eski kıbleleri olan" Sınırlı Mescid'e dönmelerini emrederek peygamberimiz dönemindeki müslümanlar için zorlu bir sınav oluşturmuştur. Medine'deki Hıristiyan toplumla olan ilişkilerin oluşturduğu sosyal ve ekonomik çıkarları tercih edenler ve olayların oluşturduğu politik duyguların etkisinden kurtulamayanlar bu kıble değişimini kabul edemeyerek dinden dönmüşlerdir (2:142-144). * Kısacası, kıblenin değişimini emreden ayetler, daha önce inen bir ayetin hükmünü nesh etmemiştir. Muhammed peygamber liderliğinde Kabe'den başka bir kıbleye yönelen müminlerin tekrar Kabe'ye dönmesini ilk kez emreden ayetler olsa olsa bu toplumsal kararı nesh etmiştir / kaldırmıştır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Halktan bazı beyinsizler: 'Yöneldikleri kıbleden onları çeviren nedir?,' diyecekler. De ki: 'Doğu da batı da ALLAH'ındır. O dileyeni doğru yola iletir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İnsanlardan beyinsiz takımı: "Bunları bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyeceklerdir. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediği kimseyi doğru bir caddeye çıkarır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Nas içinde süfeha takımı "bunları bulundukları Kıbleden çeviren ne? diyecek, Deki Meşrık da Magrib de Allahındır, o kimi dilerse doğru bir caddeye çıkarır

    Erhan Aktaş

    İnsanlardan, birtakım beyinsizler: "Daha önce yöneldiğiniz kıbleden sizi çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Batı da Allah'ındır. O, hak edeni dipnot 1 doğru yola iletir."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kelimesi kelimesine, dilediğini. Dilediğini demek: Hak edeni demektir; Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir, demektir. Allah, "dilediğimi" demekle, kimin neyi hak ettiğine en doğru kararı Ben veririm, demeyi kastetmektedir. Zira burada Allah'ın "dilemesi" insanın "dilemesine", "insanın seçimine" bağlı olarak gerçekleşmektedir. Dilemek anlamına gelen "Şae" kelimesinin ayetteki anlamı; "gayret göstereni, bir şey yapmak isteyeni" yani "bir şeyi dileyeni" anlamındadır. Seçim insana aittir ve belirleyici olan insanın "dilemesi"dir (Bkz. 76:3).

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İnsanlardan, birtakım beyinsizler: "Daha önce yöneldiğiniz kıbleden sizi çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Batı da Allah'ındır. O, Hak eden kimseyi doğru yola iletir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Literal olarak dilediğini: Dilediğini demek; hak edeni, doğru yolu bulma çabasında olanı anlamındadır. Allah, sapkınlığı gerektiren şeyleri yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir, demektir. Ayetteki "Şae" sözcüğü, "dilediğini" anlamının yanı sıra, "şey edeni", "gayret göstereni", "bir şey yapmak isteyeni" anlamına da gelmektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İnsanlardan, bir takım düşüncesizler: "Daha önce yöneldiğiniz kıbleden sizi çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da Allah'ındır. O, dileyen dipnot 1 kimseyi doğru yola iletir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hak edeni, dileyeni; doğru yolu bulma çabasında olanı. Allah, sapkınlığı gerektiren şeyler yapanı saptırır; doğru yola iletilmeyi gerektiren şeyleri yapanı da doğru yola iletir demektir. Ayetteki "Şae" sözcüğü, "dilediğini" anlamının yanı sıra, "şey edeni", "gayret göstereni", "bir şey yapmak isteyeni" anlamına da gelmektedir.

    Gültekin Onan

    Bir takım beyinsiz insanlar: "Onları daha önceki kıblelerinden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da Tanrı'nındır, batı da. O dilediğini doğru yola iletir".

    Hasan Basri Çantay

    İnsanlardan (Yahudi ve müşriklerden) bir takım beyinsizler: "(Müslümanların namazda kıble edinib) üzerinde durdukları (devam etdikleri eski) Kıblesinden çeviren (sebeb) nedir?" diyecekler. De ki (Habibim): "Doğu da Allahın, batı da. O, kimi dilerse onu doğru yola iletir."

    İbni Kesir

    İnsanlardan bir kısım beyinsizler diyeceklerdir ki: Onları üzerinde bulundukları kıblelerinden ne çevirdi? De ki: Doğu da Batı da Allah'ındır. O, dilediği kimseyi doğru yola iletir.

    Mehmet Alagaş

    (142-145) İnsanlardan akılsız olanlar diyecekler ki; onları yöneldikleri kıbleden ne çevirdi. (Şimdi niye başka bir kıbleleri var) De ki doğu da batıda Allah’ındır, dilediğini doğru yola yönlendirir. Böylece sizi, insanlara şahitler olasınız diye vasat / ortanca bir ümmet yaptık, Resul de size şahittir. Biz yöneldikleri yeri, kıble yapmamamızın nedeni, hangilerinizin Resule uyuyor, kim döneklik ediyor, bilelim diyedir, Allah’ın hidayet ettikleri hariç diğerlerine bu, büyük bir şey gelir / ağır gelir. (Hemen itaat edemezler) Allah onların / hidayette olanların imanlarını ziyan edecek / zayi edecek değildir. Allah insanlara şefkatlidir, esirgeyendir. Yüzünün semaya döndüğünü kesinlikle görüyoruz, seni hoşnut olacağın / razı olacağın kıbleye döndüreceğiz, artık yüzünü Mescid-i Haram’a döndür, her ne tarafta olursanız olun o yöne yüzünüzü çevirin. Muhakkak ki kitap verilenler kesinlikle onun, Rabbinden bir gerçek olduğunu bi leceklerdir. Allah yaptıklarından gafil değildir. (Dikkatinden bir şey kaçmaz) Kendilerine kitap verilenlere her bir a yeti versen dahi senin kıblene uymazlar, sen de onların kıblesine uyacak değilsin , Onların bazıları da bazılarının kıblelerine uymazlar (onların h epsinin kıblesi aynı değildir) Sana ilimden bir şeyler geldikten sonra onların keyiflerine hâlâ uyarsan muhakkak ki sen o vakit zalimlerdensindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İnsanlardan bazı akılsızlar şöyle diyeceklerdir: "Onları şimdiye kadar yöneldikleri kıblelerinden çeviren nedir?" De ki: "Doğu da, batı da Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola iletir."

    Süleyman Ateş

    İnsanlardan bazı beyinsizler: "Onları, üzerinde bulundukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da batı da Allah'ındır. O, dilediğini doğru yola iletir."

    Süleymaniye Vakfı

    Bu insanlardan akılsızlık edenler dipnot 1 şöyle diyeceklerdir: "Bunları yönelmekte oldukları kıbleden (Kudüs'ten) çeviren nedir ki!" De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da! dipnot 2 O, gereğini yapanı doğru bir yola yöneltir" dipnot 3

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Akılsızlar" diye meal verdiğimiz "es-süfeha" Bakara 2/13'te münafıkların özelliği olarak anlatılmaktadır. Bakara 2/75-76'da kimi Yahudilerin, Kur'an ayetlerini anladıktan sonra onları tahrif etmek için münafıklık yaptıkları ifade edildiğinden "süfeha" kelimesi, kıble değişiminden rahatsız olan kesimin Yahudi münafıklar olduğunu gösterir. Bakara 2/145'e göre buna Hristiyanlar da dahildir.
    2. metne dön, dipnot 2
    3. metne dön, dipnot 3
      Şae (شاء) fiilinin kökü, "bir şeyi yapma, var etme" anlamında olan şey (شيء)'dir. (Müfredat). Allah'ın doğru yola yönelttikleri, görevlerini yerine getiren yani gereğini yapan kişilerdir. Ayrıca bkz: Bakara 2/20. ayetin dipnotu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İnsanlardan kimi akılsızlar şöyle diyecekler: "Bunları, yöneldikleri kıbleden çeviren nedir ki!" dipnot 1 De ki: "Doğu da Allah'ındır, batı da! O, doğru tercihte bulunanı doğru bir yola yöneltir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Müslümanlar önceleri, Yahudiler gibi Kudüs'teki Beyt-i Makdis'e yönelerek namaz kılarlardı. Ayete göre kimi Yahudiler de onlarla birlikte namaz kılıyorlardı. Çünkü kıblenin değişmesi onlardan başkasını rahatsız etmezdi.

    Şaban Britch

    İnsanlardan bir takım beyinsizler: "Üzerlerinde bulundukları kıblelerinden onları döndüren nedir?" diyecekler. De ki: Doğu da batı da Allah’a aittir. O dilediği kimseyi doğru yola iletir.

    Şaban Piriş

    İnsanlardan bir takım beyinsizler: -Üzerlerinde bulundukları kıblelerinden onları döndüren nedir? diyecekler. De ki: -Doğu da batı da Allah'a aittir. O dilediği kimseyi doğru yola iletir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İnsanlar içinden bazı beyinsizler: "Onları, yönelmekte oldukları kıbleden ne çevirdi?" diyecekler. De ki: "Doğu da Allah'ın, batı da. O, dilediğini dosdoğru yola kılavuzlar."

  2. Bakara suresi, 143. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 143. ayet. وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan

    İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Elçinin de size şahit olması için dipnot 1 sizi dengeli dipnot 2 bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun (kıble edindiğin Kâbe'yi) biz ancak Elçi'ye uyanı, topukları üzerinde geri dönenden bil(dir)memiz (ortaya çıkarmamız) dipnot 3 için kıble yaptık. Bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdıklarından başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Nisâ 4:41; Nahl 16:84, 89; Kasas 28:75.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette geçen [ümmet-i vesat] tamlaması "orta, dengeli, adaletli, ölçülü, denk, uyumlu, ılımlı, hayırlı bir topluluk" anlamına gelmektedir. "Vasat ümmet", [ifrât] denen "aşırılık"lardan ve [tefrît] denen "küçümsemecilik ve indirgemecilik"ten uzak olup [itidal] denen dengeyi tutturan topluluk demektir.
    3. metne dön, dipnot 3
      "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Rasul de size örnek ve model olsun. Elçi'ye uyanların arasından topukları üzerinde geri dönenleri seçip ayırmak için, senin daha önce yöneldiğin yönü kıble olarak tayin ettik. Hiç şüphesiz bu olay Allah'ın yol gösterdikleri hariç, herkes için çok zor bir sınavdı; Allah sizin imanda ısrarınızı kesinlikle zayi etmeyecektir: Elbette Allah insanlara karşı sınırsız bir şefkat, sonsuz bir merhamet sahibidir.

    Muhammed Esed

    Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olmanız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın. Ve Elçi'ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisin geri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, (ey Peygamber) daha önce yöneldiğin hedefi (bu topluluk için) kıble olarak tayin ettik: Şüphesiz bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir; zira, unutmayın ki, Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.

    Ahmed Hulusi

    Böylece, sizi insanlar üzere şahit, Rasulü de sizin üzerinize Şehiyd kıldık. Siz ümmeti Vasat'sınız (adalet ve Hakkaniyet üzere olan). Kendisine yöneldiğin kıbleyi, Rasule tabi olanlarla, ondan yüz çevirip geri dönenleri ayırt etmek için değiştirdik. Allah'ın hidayet ettiklerinin dışındakilere bu olay çok ağır gelecektir. Allah imanınızı boşa çıkarmaz. Allah insanlara hakikatlerinden açığa çıkan Rauf ve Rahıym'dir.

    Ali Bulaç

    Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte böylece sizin insanlara şâhitler olmanız, Rasûl'ün de size şahit olması için biz, sizi vasat (orta, mutedil) bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, biz ancak Rasûl'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenlerden (ayırıp) bilelim diye kıble yaptık. Bu, (Kıblenin değiştirilmesi) Allah'ın hidâyet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı (namazlarınızı) asla zâyi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve çok merhametlidir.

    Ali Rıza Safa

    Ve işte böylece, sizi, orta bir topluluk yaptık; elçi de size tanık olsun. Elçiyi izleyenleri, topuklarının üzerinde geriye dönenlerden ayırmak için, senin yöneldiğini kıble yaptık. Bu durum, Allah'ın doğru yola eriştirdiklerinden başkasına kesinlikle zor gelir. Oysa Allah, inancınızı boşa çıkarmayacaktır. Kuşkusuz, Allah, insanlara karşı, doğal olarak, Sevecendir; Merhametlidir.

    Bayraktar Bayraklı

    İnsanların sorunlarını çözesiniz/insanlara şahit olasınız diye, sizi orta noktada olan bir toplum yaptık; böylece Peygamber de sizin sorunlarınızı çözer/size şahit olur. Biz, Peygambere uyanı, topuğu üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, senin eskiden yöneldiğin Kabe'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı hiçe sayacak değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı şefkatlidir; merhametlidir.

    Edip Yüksel

    Böylece sizi açık fikirli bir toplum kıldık ki halkın arasında tanıklar olabilesiniz ve elçi de aranızda tanık olabilsin. Elçiye uyanlarla topukları üzerinde geriye dönenleri birbirinden ayırmak için eskiden yöneldiğin kıbleyi değiştirdik. ALLAH'ın yol gösterdiği kimseden başkasına elbette bu ağır gelir. ALLAH onayınızı boşa çıkarmaz. ALLAH insanlara Şefkatlidir, Rahimdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Böylece sizi açık fikirli bir toplum kıldık ki halkın arasında tanıklar olabilesiniz ve elçi de aranızda tanık olabilsin. Elçiye uyanlarla topukları üzerinde geriye dönenleri birbirinden ayırmak için eskiden yöneldiğin kıbleyi değiştirdik. ALLAH'ın yol gösterdiği kimseden başkasına elbette bu ağır gelir. ALLAH imanınızı boşa çıkarmaz. ALLAH insanlara Şefkatlidir, Rahimdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İşte böyle sizi, bütün insanlar üzerine adalet örneği, hak şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun diye, doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir toplum yaptık. Sana önceden durduğun Ka'be'yi kıble yapmamız da yalnız peygamberlerin izinde gidecekleri iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırt etmemiz içindir. Elbette o, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına mutlaka ağır gelecekti. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    ve işte böyle sizi doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki siz bütün insanlar üzerine adalet nümunesi, hak şahidleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Kıbleyi mukaddema durduğun Ka'be yapışımız da sırf şunun içindir: Peygamberin izince gidecekleri; iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım, o elbette Allahın hidayet eylediği kimselerden maadasına mutlak ağır gelecekdi, Allah imanınızı zayi edecek değil, Her halde Allah insanlara re'fetli çok re'fetlidir, rahimdir

    Erhan Aktaş

    Ve böylece, sizi vasat dipnot 1 bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin dipnot 2 Kıble'yi, dipnot 3 Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği dipnot 4 kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" kelimesi, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Henüz kıble olmadığı için.
    3. metne dön, dipnot 3
      Kabe'yi.
    4. metne dön, dipnot 4
      Doğru yola ilettiği.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve böylece, sizi vasat dipnot 1 bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin dipnot 2 Kıble'yi dipnot 3 , Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği dipnot 4 kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" sözcüğü, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Henüz kıble olmadığı için.
    3. metne dön, dipnot 3
      Kabe'yi.
    4. metne dön, dipnot 4
      Doğru yola ilettiği.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve böylece, sizi vasat dipnot 1 bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin dipnot 2 Kabe'yi, Rasul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği dipnot 3 kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" sözcüğü, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Henüz kıble olmadığı için.
    3. metne dön, dipnot 3
      Doğru yola ilettiği.

    Gültekin Onan

    Böylece biz sizi, insanlara şahid olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinize şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun yönü [Kabe'yi] kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden (yenkalibu) ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu) Tanrı'nın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Tanrı inancınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Tanrı insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

    Hasan Basri Çantay

    Böylece sizi (Ey Muhammed ümmeti) vasat (orta) bir ümmet yapmışızdır, insanlara karşı (hakıykatın) şahidler (i) olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahidi olsun diye. (Habibim) senin haala üstünde durageldiğin (Ka'beyi tekrar) kıble yapmamız; o peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden (irtidad edeceklerden ve münafıklardan) ayırd etmemiz içindir. Gerçi (Kıblenin bu suretle çevrilmesi) elbette büyük bir (mesele) dir. Ancak bu, Allanın, doğru yola iletdiği kimseler hakkında (asla varid) değil. Allah imanınızı zaayi edecek değildir. Çünkü Allah insanları çok esirgeyendir, (onlara) rahmet (ve inayet) ini rayigan edendir.

    İbni Kesir

    Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine şahidler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Ve senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, peygambere uyanları, ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırdetmek için kıble yaptık. Gerçi bu, büyük bir şeydir. Ama Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler için değil. Allah, elbette imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara Rauf ve Rahim'dir.

    Mehmet Alagaş

    (142-145) İnsanlardan akılsız olanlar diyecekler ki; onları yöneldikleri kıbleden ne çevirdi. (Şimdi niye başka bir kıbleleri var) De ki doğu da batıda Allah’ındır, dilediğini doğru yola yönlendirir. Böylece sizi, insanlara şahitler olasınız diye vasat / ortanca bir ümmet yaptık, Resul de size şahittir. Biz yöneldikleri yeri, kıble yapmamamızın nedeni, hangilerinizin Resule uyuyor, kim döneklik ediyor, bilelim diyedir, Allah’ın hidayet ettikleri hariç diğerlerine bu, büyük bir şey gelir / ağır gelir. (Hemen itaat edemezler) Allah onların / hidayette olanların imanlarını ziyan edecek / zayi edecek değildir. Allah insanlara şefkatlidir, esirgeyendir. Yüzünün semaya döndüğünü kesinlikle görüyoruz, seni hoşnut olacağın / razı olacağın kıbleye döndüreceğiz, artık yüzünü Mescid-i Haram’a döndür, her ne tarafta olursanız olun o yöne yüzünüzü çevirin. Muhakkak ki kitap verilenler kesinlikle onun, Rabbinden bir gerçek olduğunu bi leceklerdir. Allah yaptıklarından gafil değildir. (Dikkatinden bir şey kaçmaz) Kendilerine kitap verilenlere her bir a yeti versen dahi senin kıblene uymazlar, sen de onların kıblesine uyacak değilsin , Onların bazıları da bazılarının kıblelerine uymazlar (onların h epsinin kıblesi aynı değildir) Sana ilimden bir şeyler geldikten sonra onların keyiflerine hâlâ uyarsan muhakkak ki sen o vakit zalimlerdensindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Böylece, sizler insanlara birer şahit olasınız ve Peygamber de size şahit olsun diye, sizi orta yollu bir ümmet kıldık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına bu ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun kıbleyi ancak; Peygamber’e uyanlarla, yüz çevirip geri dönenleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı (namazınızı) boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.

    Süleyman Ateş

    Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahid olasınız. Elçi de size şahid olsun. Biz, Elçi'ye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka'be'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir.

    Süleymaniye Vakfı

    Böylece, sizi merkez topluluk yaptık ki insanlara örnek dipnot 1 olasınız, bu resul dipnot 2 de size örnek olsun. dipnot 3 Yönelmekte olduğun kıbleyi (Kudüs'ü), dipnot 4 sırf bu resule uyanla gerisin geri döneni bilelim diye kıble yaptık. dipnot 5 Bu, Allah'ın doğru yolda olduklarını onayladığı kişilerin dışındakilere kesinlikle ağır gelir. Allah, (Kabe'nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı boşa çıkaracak değildir. dipnot 6 Allah, insanlara karşı pek şefkatli ve ikramı bol olandır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her insanın uyması gereken din İslam dini olduğundan (Al-i İmran 3/85), bu dine inananların örnek konumda olmaları gerekir (Al-i İmran 3/110).
    2. metne dön, dipnot 2
      Resul (رسول), "birine gönderilen söz" anlamına geldiği gibi "o sözü iletmek için gönderilen elçi" anlamına da gelir.(Müfredat). Allah'ın elçilerinin görevi, onun sözlerini insanlara ulaştırmaktır. Bu sebeple Kur'an'da geçen Allah'ın resulü (رسول اللّه) ifadelerinde asıl vurgu ayetleredir. Muhammed aleyhisselam öldüğü için bizim muhatabımız olan resul, sadece Kur'an'dır (Al-i İmran 3/144).
    3. metne dön, dipnot 3
      Ayetteki şehid kelimesine, meşhud anlamı verilmiştir. Çünkü bu kalıpta olan bir kelimeye hem ism-i fail (eylemi yapan) hem de ism-i mef'ul (eyleme konu olan) anlamı verilebilir. Müslümanların, insanlara örnek olmaları (Al-i İmran 3/110), Muhammed aleyhisselamı da kendilerine örnek almaları gerektiği için (Ahzab 33/21) burada uygun olan kelimeye "örnek" anlamının verilmesidir.
    4. metne dön, dipnot 4
      Önceki ayette, "Bunları yönelmekte oldukları kıbleden (Kudüs'ten) çeviren nedir ki!" ifadesi geçmektedir. İki ayeti birlikte düşününce kıble değişikliğinin, Yahudileri çok rahatsız ettiği anlaşılır.
    5. metne dön, dipnot 5
      İlk kıble, Mekke'deki Mescid-i Haram'dır (Al-i İmran 3/96). Kıblenin Kudüs'te bulunan Beytülmakdis'e çevrilmesi, Süleyman aleyhisselam zamanında olmuştur (Tevrat /
      I Krallar 8:28-30 — Eski Ahit, 1. Krallar; alıntıyı aç

      Eski Ahit · 1. Krallar 8:28

      Ya RAB Tanrım, kulunun bugün ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ,
      II Tarihler 6/19-21 — Eski Ahit, 1. Tarihler; alıntıyı aç

      Eski Ahit · 1. Tarihler 6:19

      Merarinin oğulları: Mahli, Muşi. Soylarına göre yazılan Levi oymağının boyları şunlardır:

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      ). Bu ayet, oranın, Yahudileri ve Hristiyanları imtihan için geçici bir süreliğine kıble yapıldığını bildirmektedir.
    6. metne dön, dipnot 6
      Mescid-i Haram'ın tekrar kıble olacağını bilen Yahudi ve Hristiyanlar (Bakara 2/144-146) bunu Mekke'de ve Medine'de yaşayan Araplara haber vermiş olmalıdırlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte böyle! Sizi merkez toplum dipnot 1 yaptık ki insanlara örnek olasınız, Kitabımız dipnot 2 da yanınızda olsun. dipnot 3 Yönelmekte olduğun kıbleyi (Beyt-i Makdis'i), sırf elçimize uyanla ona sırt çevireni bilelim diye, yaptık. dipnot 4 Onun değişmesi, Allah'ın doğru yolda olduğunu onayladıklarından başkasına ağır gelir. Allah,(Kabe'nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı boşa çıkaracak değildir. İnsanlara pek şefkatli ve iyiliği bol olan Allah'tır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her insanın inanması gereken din, bu din olduğu için, insanlara örnek olmamız gerekir. (Ali İmran 3/110)
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayette geçen Resul (رسول), hem bilgi hem de bilgiyi ileten elçi anlamındadır (Müfredat). Bilgi, elçiden önemli olduğu için Allah Teala şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3/144) Elçimiz Muhammed'in, Allah'tan getirdiği bilgiler Kur'an'da toplandığından artık bizim için Resul, Kur'an'dır. Bu yüzden resul kelimesine, yerine göre Allah'ın Kitab'ı anlamını vereceğiz.
    3. metne dön, dipnot 3
      Ayetteki şehid kelimesine, ism-i mef'ul anlamı verilmiştir.
    4. metne dön, dipnot 4
      İlk kıble Kabe'dir. Beyt-i Makdis'e, Davut aleyhisselam zamanında çevrilmiştir. (
      II. Samuel, 24/16-25 — Eski Ahit, 1. Samuel; alıntıyı aç

      Eski Ahit · 1. Samuel 24:16

      Davut söylediklerini bitirince, Saul, “Davut oğlum, bu senin sesin mi?” diye sordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      )

    Şaban Britch

    Nitekim, insanlara şahit olmanız, Peygamber’in de size şahit olması için sizi vasat/adil/hayırlı bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ise sırf peygambere uyanları, ökçesi üzerinde geri dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah’ın doğru yolu gösterdiklerinden başkası için bu çok ağır bir şeydir. Allah sizin imanınızı (namazınızı) zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.

    Şaban Piriş

    Nitekim, insanlara şahit olmanız, Peygamber'in de size şahit olması için sizi vasat /adil bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ise sırf peygambere uyanları, ökçesi üzerinde dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah'ın doğru yolu gösterdiklerinden başkası için bu çok ağır bir şeydir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. Biz, eskiden üzerinde olduğunu kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralım. Bu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah imanınızı işe yaramaz hale getirmeyecektir. Şu da bir gerçek ki, Allah öncelikle insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir.

  3. Bakara suresi, 144. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 144. ayet. قَدْ نَرَىٰ تَقَلُّبَ وَجْهِكَ فِى ٱلسَّمَآءِ فَلَنُوَلِّيَنَّكَ قِبْلَةً تَرْضَىٰهَا فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ لَيَعْلَمُونَ أَنَّهُ ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّهِمْ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا يَعْمَلُونَ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Mehmet Okuyan

    Yüzünü göğe çevirişini (haber beklediğini) elbette görüyoruz. dipnot 1 Elbette seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir! Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi onun tarafına çevirin! Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlar, onun Rablerinden (gelen) gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ifade, Hz. Muhammed'in kıble olarak Kudüs'e doğru yönelişiyle ilgili tavrının kendi içtihadı olduğunu göstermektedir. Kudüs'e yöneliş vahiy ile belirlenmiş olsaydı Hz. Muhammed'in böyle bir arayışa girmesi düşünülemezdi. Kaldı ki böyle bir ilahî emir olsaydı, bunun Kur'an'da yer alması gerekirdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Biz senin yüzünü gökyüzüne çevirip durduğunu görüyorduk. İşte şimdi seni kesinlikle razı olacağın bir kıbleye döndürüyoruz: Artık yüzünü Mescid-i Haram'dan yana çevir! Siz de nerede olursanız olunuz yönünüzü o yana çeviriniz! Kendilerine daha önce vahiy emanet edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu iyi bilirler: Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Muhammed Esed

    Biz, (ey Peygamber) senin sık sık yüzünü (bir kılavuz arayışı içinde) göğe çevirdiğini görüyoruz: ve şimdi seni tam tatmin edecek bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram'a çevir; ve siz, hepiniz, nerede olursanız olun, yüzünüzü (namaz esnasında) o yöne döndürün. Doğrusu, daha önce kendilerine vahiy tevdi edilmiş olanlar, bu emrin Rablerinden gelen bir hakikat olduğunu çok iyi bilirler; ve Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Ahmed Hulusi

    Biz, vechinin semada takallüb ettiğini (Hakk'ı müşahede aleminde halden hale girdiğini) görmekteyiz. ("Hakk'ın vechi ne yana dönersen orada" gerçeğince, niçin illa Kudüs'e bağlı kalayım, İbrahim'le davet ettiği Kabe varken, düşüncesi. ) Artık seni razı olacağın bir kıbleye elbette döndüreceğiz. O halde vechini (yüzünü - Hakk'ı müşahedeni) Mescid-i Haram'a (Kabe - içi mutlak yokluk - gayb olana) döndür. Ve nerede olursanız olunuz "vech"lerinizi O'nun tarafına döndürün. Muhakkak ki kendilerine Kitap (hakikat ve Sünnetullah bilgisi) verilenler bilirler ki o, Rablerinden bir HAK'tır! Allah onların hakikatleri olarak, yaptıklarından gafil değildir.

    Ali Bulaç

    Biz, senin yüzünü çok defa göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Şimdi elbette seni hoşnud olacağın kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Her nerede bulunursanız, yüzünüzü onun yönüne çevirin. Şüphesiz, kendilerine kitap verilenler, tartışmasız bunun Rablerinden bir gerçek (hak) olduğunu elbette bilirler. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) Senin, yüzünü göğe doğru çevirdiğini elbette görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Harâm (ka'be) tarafına çevir. (Ey müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphe yok ki, ehli kitap, onun Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapmakta olduklarından gâfil değildir.

    Ali Rıza Safa

    Yüzünü, çok kez gökyüzüne çevirip durduğunu görüyoruz. Artık, hoşlanacağın bir kıbleye, seni kesinlikle çevireceğiz. Bundan böyle, yüzünü, Kutsal Yakarış Evi yönüne çevir. Nerede olursanız, yüzünüzü, o yöne çevirin. Aslında, kitap verilenler, bunun, Efendilerinden bir gerçek olduğunu kesin olarak bilirler. Allah, onların yaptıklarından zaten habersiz değildir.

    Bayraktar Bayraklı

    Biz, yüzünü göğe doğru çevirdiğini görüyoruz. İşte şimdi, seni memnun olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. Artık yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Siz de hepiniz, nerede olursanız olunuz, yüzlerinizi o tarafa doğru çeviriniz. Şüphesiz kitap ehli, Peygamberin, Rablerinden gelen gerçek olduğunu çok iyi bilir. Allah onların yapmakta olduklarından habersiz değildir.

    Edip Yüksel

    Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, hoşlanacağın bir kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Sınırlanmış Mescid'e çevir. Nerede olursanız olun yüzlerinizi o yöne çevirin. Kuşkusuz, kendilerine kitap verilenler, bunun Efendi'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. ALLAH onların yaptığından gafil değildir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yüzünü göğe çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, hoşlanacağın bir kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Kutsal Mescid'e çevir. Nerede olursanız olun yüzlerinizi o yöne çevirin. Kuşkusuz, kendilerine kitap verilenler, bunun Rab'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. ALLAH onların yaptığından gafil değildir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Gerçekten yüzünün gök yüzünde aranıp durduğunu görüyoruz. Artık gönlünü ferah tut, seni hoşnut olacağın bir kıbleye yönelteceğiz. Haydi yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir! Siz de ey insanlar, nerede bulunursanız, yüzünüzü o yana doğru çeviriniz. Kendilerine kitap verilmiş olanlar da şüphesiz onun, Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu kesinlikle bilirler. Allah, onların yaptıklarından ve yapacaklarından habersiz değildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    hakikaten yüzünün Semada aranıp durduğunu görüyoruz, artık müsterih ol: seni hoşnud olacağın bir Kıbleye memur edeceğiz, haydi yüzünü Mescidi Harama doğru çevir, siz de -ey mü'minler- nerede bulunsanız yüzünüzü ona doğru çeviriniz; kendilerine kitab verilmiş olanlar da her halde bilirler ki o rablarından gelen haktır ve Allah onların yaptıklarından ve yapacaklarından gafil değildir

    Erhan Aktaş

    Senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü, Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Kitap verilenler, onun Rabb'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü, Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Kitap verilenler, onun Rabb'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Senin, yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Seni, razı olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Bundan böyle yüzünü, Mescid-i Haram tarafına çevir. Ve siz de nerede olursanız olun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Kitap verilenler, onun Rabb'lerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Gültekin Onan

    Yüzünü göğe çevirip durduğunu (tekallube) görüyoruz. Seni, hoşlanacağın / hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Artık yüzünü Kutsal Mescid'e / Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun yüzlerinizi o yöne çevirin. Kuşkusuz, kendilerine kitap verilenler, bunun rablerinden gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Tanrı, yaptıklarınızdan gafil değildir.

    Hasan Basri Çantay

    Biz, yüzünü (vahye intizaar ve iştiyakından) çok kerre göğe doğru evirib çevirdiğini muhakkak görüyoruz. Şimdi seni herhalde hoşnud olacağın bir kıbleye döndürüyoruz. (Namazda) yüzünü artık Mescid-i haram tarafına (Ka'be semtine) çevir. (Ey Müminler,) siz de nerede bulunursanız (namazda) yüzlerinizi o yana döndürün. Şüphe yok ki kendilerine Kitab verilenler bunun Rablerinden gelen bir gerçek olduğunu pek iyi bilirler. Allah onların yapacaklarından gaafil değildir.

    İbni Kesir

    Doğrusu biz, yüzünün semaya doğru çevrilip durduğunu görüyoruz. Şimdi seni hoşnud olacağın bir kıbleye çevireceğiz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede bulunursanız bulunun, yüzlerinizi o tarafa çevirin. Şüphesiz ki, kendilerine kitab verilenler bunun Rablarından gelen bir gerçek olduğunu bilirler. Allah, onların yaptıklarından gafil değildir.

    Mehmet Alagaş

    (142-145) İnsanlardan akılsız olanlar diyecekler ki; onları yöneldikleri kıbleden ne çevirdi. (Şimdi niye başka bir kıbleleri var) De ki doğu da batıda Allah’ındır, dilediğini doğru yola yönlendirir. Böylece sizi, insanlara şahitler olasınız diye vasat / ortanca bir ümmet yaptık, Resul de size şahittir. Biz yöneldikleri yeri, kıble yapmamamızın nedeni, hangilerinizin Resule uyuyor, kim döneklik ediyor, bilelim diyedir, Allah’ın hidayet ettikleri hariç diğerlerine bu, büyük bir şey gelir / ağır gelir. (Hemen itaat edemezler) Allah onların / hidayette olanların imanlarını ziyan edecek / zayi edecek değildir. Allah insanlara şefkatlidir, esirgeyendir. Yüzünün semaya döndüğünü kesinlikle görüyoruz, seni hoşnut olacağın / razı olacağın kıbleye döndüreceğiz, artık yüzünü Mescid-i Haram’a döndür, her ne tarafta olursanız olun o yöne yüzünüzü çevirin. Muhakkak ki kitap verilenler kesinlikle onun, Rabbinden bir gerçek olduğunu bi leceklerdir. Allah yaptıklarından gafil değildir. (Dikkatinden bir şey kaçmaz) Kendilerine kitap verilenlere her bir a yeti versen dahi senin kıblene uymazlar, sen de onların kıblesine uyacak değilsin , Onların bazıları da bazılarının kıblelerine uymazlar (onların h epsinin kıblesi aynı değildir) Sana ilimden bir şeyler geldikten sonra onların keyiflerine hâlâ uyarsan muhakkak ki sen o vakit zalimlerdensindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Muhammed!) Biz, senin yüzünü çok defa semaya doğru çevirip durduğunu görüyoruz. Elbette seni razı olacağın bir kıbleye döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. (Ey Müslümanlar!) Sizler nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü ona doğru çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler de, bunun Rableri katından gelmiş bir gerçek olduğunu bilmektedirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Süleyman Ateş

    (Ey Muhammed), biz senin yüzünün göğe doğru çevrilip durduğunu (gökten haber beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşlanacağın bir kıbleye döndüreceğiz. (Bundan böyle) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız, yüzlerinizi o yöne çevirin. Kitap verilenler, bunun Rableri tarafından bir gerçek olduğunu bilirler. Allah onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Süleymaniye Vakfı

    (Ya Muhammed!) Yüzünün sık sık göğe yöneldiğini görmekteyiz. Razı olacağın kıbleye seni mutlaka çevireceğiz. Haydi şimdi yüzünü Mescid-i Haram yönüne dipnot 1 çevir! (Müminler! Siz de) Nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü onun bulunduğu yöne çevirin! Kendilerine kitap verilenler iyi bilirler ki bu, Rablerinden gelen gerçek hükümdür. dipnot 2 Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Namazda Mescid-i Haram'ın kendisine dönmek gerekmez. Onun bulunduğu tarafa dönmek yeterlidir (Bakara 2/149-150).
    2. metne dön, dipnot 2
      Bakara 2/146. Nebimiz, kıblenin değişeceğine dair bilgiyi Yahudi ve Hristiyanlardan öğrenmiş olmalıdır. İncil'de şu ifadeler geçer: Kadın (İsa'ya), "Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin" dedi. "Atalarımız bu dağda tapındılar, ama sizler tapınılması gereken yerin Yeruşalim'de (Kudüs'te) olduğunu söylüyorsunuz." İsa ona şöyle dedi: "Kadın, bana inan, öyle bir saat geliyor ki, Baba'ya ne bu dağda, ne de Yeruşalim'de tapınacaksınız!" (
      Yuhanna 4:19-21 — Yeni Ahit, Yuhanna; alıntıyı aç

      Yeni Ahit · Yuhanna 4:19

      Kadın, “Efendim, anlıyorum, sen bir peygambersin” dedi.

      Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

      )

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Ey Nebi,) Yüzünün sık sık göğe döndüğünü görüyoruz. Seni istediğin kıbleye elbette çevireceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir! (Müminler! Siz de) Nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin! Kendilerine kitap verilenler iyi bilirler ki bu, Sahiplerinin (Rablerinin) gerçek hükmüdür. Yaptıkları hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz.

    Şaban Britch

    (Ey Muhammed) Yüzünü semaya çevirip durduğunu görüyoruz. Şimdi seni hoşnut olacağın kıbleye çeviriyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede bulunursanız bulunun yüzlerinizi o yöne çevirin. Kitap ehli, bunun Rab’lerinden gelen bir hak olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Şaban Piriş

    (Ey Muhammed) Yüzünü semaya çevirip durduğunu görüyoruz. Seni hoşnut olacağın kıbleye çeviriyoruz. Yüzünü Mescid-i Haram'a çevir. Nerede bulunursanız bulunun yüzlerinizi o yöne çevirin. Kitap ehli, bunun Rab'lerinden gelen bir hak olduğunu çok iyi bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Biz senin, yüzünün ha bire göğe doğru çevrildiğini elbette görüyoruz. Hoşlanacağın bir kıbleye seni elbette döndüreceğiz. Artık yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olsanız yüzünüzü Mescid-i Haram yönüne döndürün. Kendilerine kitap verilenler, onun, Rablerinden bir gerçek olduğunu çok iyi bilirler. Allah onların yapıp ettiklerinden habersiz değildir.

  4. Bakara suresi, 145. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 145. ayet. وَلَئِنْ أَتَيْتَ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ بِكُلِّ ءَايَةٍ مَّا تَبِعُوا۟ قِبْلَتَكَ وَمَآ أَنتَ بِتَابِعٍ قِبْلَتَهُمْ وَمَا بَعْضُهُم بِتَابِعٍ قِبْلَةَ بَعْضٍ وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم مِّنۢ بَعْدِ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ إِنَّكَ إِذًا لَّمِنَ ٱلظَّٰلِمِينَ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki kendilerine kitap verilmiş olanlara her türlü delili getirsen de onlar kıblene dönmezler. Sen onların kıblesine asla uyacak değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen bilgiden sonra onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman zalimlerden olursun.

    Mustafa İslamoğlu

    Sen daha önceden kitap gönderilenlere tüm delilleri getirsen dahi onlar senin kıblene yönelmezler; ve sen de artık onların kıblesine yönelmezsin. Ve ne de onlar birbirlerinin kıblelerine yönelirler. Sana ilim geldikten sonra eğer onların keyiflerine uysaydın, bu durumda sen kesinlikle kendine zulmedenlerden olurdun.

    Muhammed Esed

    Ama daha önce kendilerine vahiy tevdi edilmiş olanların önüne bütün delilleri koymuş olsaydın bile senin kıblene yönelmezlerdi; ne sen onların kıblelerine yönelirsin, ne de onlar birbirlerinin kıblelerine yönelirler. Ve eğer sana ilim geldikten sonra onların asılsız görüşlerine uysaydın muhakkak ki zalimlerden olurdun.

    Ahmed Hulusi

    Kendilerine Kitap verilenlere her ayeti (hakikate işaret eden bilgiyi) getirsen yine de senin kıblene tabi olmazlar! Sen de onların kıblesine tabi olucu değilsin. (Hatta) onlar birbirlerinin kıblesine de tabi olmazlar. Yemin olsun ki, İlimden sana gelenden sonra onların hevalarına (şartlanmalarına göre oluşan fikirler/istekler) tabi olursan, kesinlikle zalimlerden olursun!

    Ali Bulaç

    Andolsun, kendilerine kitap verilenlere her ayeti (delili) getirsen, yine onlar senin kıblene uymaz; sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı, bir kısmının kıblesine (bile) uymaz. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, o zaman gerçekten zalimlerden olursun.

    Ali Özek ve heyeti

    Sen, ehli kitaba her türlü âyeti (delili) getirsen yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Sana gelen ilimden sonra eğer onların arzularına uyacak olursan, işte o zaman sen muhakak zâlimlerden olursun.

    Ali Rıza Safa

    Kitap verilenlere her türlü kanıtı getirsen de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onların bir bölümü de diğerlerinin kıblesine uymazlar. Aslında, sana gelen bilgiden sonra, onların isteklerine uyarsan, kendine yazık edersin.

    Bayraktar Bayraklı

    Sen, kitap ehline her türlü ayeti getirsen, yine de onlar senin kıblene dönmezler. Sen de onların kıblesine dönecek değilsin. Onlar da birbirlerinin kıblesine dönmezler. Sana gelen bilgiden sonra eğer onların arzularına uyarsan, şüphesizzalimlerden olursun.

    Edip Yüksel

    Kitap verilenlere her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen de onlar yine senin kıblene yönelmez. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymaz. Sana gelen bu bilgiden sonra, onların keyfine uyarsan zalimlerden olursun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kitap verilenlere her türlü ayeti (mucizeyi) getirsen de onlar yine senin kıblene yönelmez. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymaz. Sana gelen bu bilgiden sonra, onların keyfine uyarsan zalimlerden olursun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, sen, o kitap verilmiş olanlara her türlü delili de getirsen yine senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uymazsın. Bir kısmı diğer bir kısmının kıblesine de uymuyor. Andolsun ki sana gelen bunca ilmin arkasından tutup onların arzularına uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka haksızlık yapanlardan olursun.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    celalim hakkı için sen o kitab verilmiş olanlara her bürhanı da getirsen yine senin Kıblene tabi olmazlar, sen de onların Kıblesine tabi olmazsın, bir kısmı diğer kısmın Kıblesine tabi değil ki.. celalim hakkı için sana gelen bunca ilmin arkasından sen tutar da onların hevalarına uyacak olursan o takdirde sen de mutlak zulmedenlerdensindir

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki Kitap verilenlere hangi ayeti dipnot 1 getirirsen getir, yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar, birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer, sana verilen bunca ilimden dipnot 2 sonra, onların arzularına uyarsan, o zaman zalimlerden olursun.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıtı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Vahiy ile verilen bilgiden.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki Kitap verilenlere hangi ayeti dipnot 1 getirirsen getir, yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar, birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer, sana verilen bunca ilimden dipnot 2 sonra, onların arzularına uyarsan, o zaman zalimlerden olursun.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıtı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Vahiy ile verilen bilgiden.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki Kitap verilenlere hangi ayeti dipnot 1 getirirsen getir, yine de onlar senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar, birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer, sana verilen bunca ilimden dipnot 2 sonra, onların arzularına uyarsan, o zaman zalimlerden olursun.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kanıtı.
    2. metne dön, dipnot 2
      Vahiy ile verilen bilgiden.

    Gültekin Onan

    Andolsun kendilerine kitap verilenlere her türlü ayeti getirsen de onlar yine senin kıblene yönelmez / uymaz. Sen de onların kıblelerine uyacak değilsin. Onlardan bir kısmı bir kısmının kıblesine uymaz. Sana gelen bunca ilimden sonra onların hevalarına uyarsan, o zaman sen elbette / gerçekten zalimlerden olursun.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki (Habibim) sen, kendilerine Kıble verilenlere (kıble mes'elesine dair) her ayeti (burhanı, mu'cizeyi) getirmiş olsan onlar (inadiarmdan) yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine tabi' olucu değilsin. (Hatta) onların kimi kiminin (Yahudiler Hıristiyanların, Hıristiyanlar Yahudilerin) kıblesine uyucu değildir. Andolsun (Habibim) sana gelen bunca ilim (ve vahy) den sonra (bilfarz) onların heva (ve heves) terine uyacak olursan, o takdirde şübhesiz ve muhakkak (kendilerine) yazık etmişlerden (sayılır) sın.

    İbni Kesir

    Andolsun ki; sen, kendilerine kitab verilmiş olanlara her ayeti getirsen, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onların kimi de, kiminin kıblesine uyacak değildirler. Andolsun ki; sana gelen bunca ilimden sonra şayet sen onların heveslerine uyacak olursan, o takdirde şüphesiz zalimlerden olursun.

    Mehmet Alagaş

    (142-145) İnsanlardan akılsız olanlar diyecekler ki; onları yöneldikleri kıbleden ne çevirdi. (Şimdi niye başka bir kıbleleri var) De ki doğu da batıda Allah’ındır, dilediğini doğru yola yönlendirir. Böylece sizi, insanlara şahitler olasınız diye vasat / ortanca bir ümmet yaptık, Resul de size şahittir. Biz yöneldikleri yeri, kıble yapmamamızın nedeni, hangilerinizin Resule uyuyor, kim döneklik ediyor, bilelim diyedir, Allah’ın hidayet ettikleri hariç diğerlerine bu, büyük bir şey gelir / ağır gelir. (Hemen itaat edemezler) Allah onların / hidayette olanların imanlarını ziyan edecek / zayi edecek değildir. Allah insanlara şefkatlidir, esirgeyendir. Yüzünün semaya döndüğünü kesinlikle görüyoruz, seni hoşnut olacağın / razı olacağın kıbleye döndüreceğiz, artık yüzünü Mescid-i Haram’a döndür, her ne tarafta olursanız olun o yöne yüzünüzü çevirin. Muhakkak ki kitap verilenler kesinlikle onun, Rabbinden bir gerçek olduğunu bi leceklerdir. Allah yaptıklarından gafil değildir. (Dikkatinden bir şey kaçmaz) Kendilerine kitap verilenlere her bir a yeti versen dahi senin kıblene uymazlar, sen de onların kıblesine uyacak değilsin , Onların bazıları da bazılarının kıblelerine uymazlar (onların h epsinin kıblesi aynı değildir) Sana ilimden bir şeyler geldikten sonra onların keyiflerine hâlâ uyarsan muhakkak ki sen o vakit zalimlerdensindir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki sen, kendilerine kitap verilmiş olanlara her türlü delili de getirsen, onlar yine de senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Zaten onlar da birbirlerinin kıblesine uymazlar. Andolsun ki, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzularına uyarsan, şüphesiz o zaman zalimlerden olursun.

    Süleyman Ateş

    Sen Kitap verilenlere her türlü ayeti getirsen yine onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, o takdirde sen, mutlaka zalimlerden olursun.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendilerine kitap verilenlere (kitaplarındaki) bütün ayetleri getirsen bile senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. dipnot 1 Sana gelen bu bilgiden sonra tutar da onların arzularına uyarsan sen de yanlışa dalanlardan olursun. dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yahudiler Kudüs'teki Süleyman Mabedi'ne yani Beytülmakdis'e, Hristiyanlar da doğuya yönelirler.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendilerine Kitap verilenlere bütün ayetleri (delilleri) getirsen senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlardan hiçbiri diğerinin kıblesine de uymaz. dipnot 1 Sana gelen bu bilgiden sonra onların isteklerine uyarsan, yanlış yapanlara karışır gidersin.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yahudiler Kudüs'teki Süleyman Mabedi'ne, yani Beyt-i Makdis'e, Hıristiyanlar da doğuya dönerler.

    Şaban Britch

    Sen, kitap verilenlere her türlü delili getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar; sen de onların kıblesine tabi olacak değilsin. Zaten onlar, birbirlerinin kıblesine de tabi olmazlar. Sana gelen bunca ilimden sonra onların arzularına uyarsan, o zaman sen de zalimlerden olursun.

    Şaban Piriş

    Sen, kitap verilenlere her belgeyi getirsen, yine de senin kıblene tabi olmazlar; sen de onların kıblesine tabi olacak değilsin. Zaten onlar, birbirlerinin kıblesine de tabi olmazlar. Sana gelen bunca ilimden sonra onların arzularına uyarsan o zaman sen de zalimlerden olursun.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ehlikitap'a sen her türlü mucizeyi getirsen de onlar senin kıblene uymazlar; sen de onların kıblesine uymayacaksın. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Eğer sen, ilimden nasibin sana geldikten sonra onların boş ve iğreti arzularına uyarsan, işte o zaman kesinlikle zalimlerden olursun.

  5. Bakara suresi, 146. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 146. ayet. ٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَعْرِفُونَهُۥ كَمَا يَعْرِفُونَ أَبْنَآءَهُمْ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنْهُمْ لَيَكْتُمُونَ ٱلْحَقَّ وَهُمْ يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.

    Mehmet Okuyan

    Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (kıbleyi) kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. dipnot 1 Şüphesiz ki onlardan bir grup, bilerek hakikati gizlemektedir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada, kitap ehlinin kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanıyıp bildikleri şey, bağlam gereği "kıble" olmalıdır. Serbest bir okuma yani bağlam dışı bir yoruma göre ise kastedileni "Hz. Muhammed" olarak kabul etmek de mümkündür. Çünkü benzer mesaj En‘âm 6:20'de de yer almaktadır.

    Mustafa İslamoğlu

    Kendilerine vahiy tevdi edilenler, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların çoğu, bildikleri halde ısrarla gerçeği gizlerler.

    Muhammed Esed

    Daha önce kendilerine vahiy verdiklerimiz, onu kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar: Ancak bilin ki, onların bazısı hakikati bile bile örtbas eder.

    Ahmed Hulusi

    Kendilerine (Kitap) Bilgi verdiklerimizden bir kısmı Onu kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Onlardan bir grup bilerek Hakk'ı gizlerler.

    Ali Bulaç

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu (peygamberi), çocuklarını tanır gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü, bildikleri halde gerçeği gizlerler.

    Ali Özek ve heyeti

    Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (o kitaptaki peygamberi), özoğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, hakkı bile bile gizler.

    Ali Rıza Safa

    Kitap verdiklerimiz, kendi oğullarını tanıdıkları gibi Onu tanırlar. Aslında, onların arasından bir küme, bilmesine karşın gerçeği gizliyor.

    Bayraktar Bayraklı

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizler.

    Edip Yüksel

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, bu gerçekleri çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, bu gerçekleri çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar; ama yine de onlardan bir grup bile bile gerçeği gizler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kendilerine kitap verdiğimiz toplumların alimleri, peygamberi, oğullarını tanır gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden bir takımı, gerçeği bile bile gizlerler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O kendilerine kitab verdiğimiz ümmetlerin uleması onu -o Peygamberi- oğullarını tanır gibi tanırlar, böyle iken içlerinden bir takımı hakkı bile bile ketmederler

    Erhan Aktaş

    Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu dipnot 1 öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mescid-i Haram'ı. Kabe'nin kıble olduğunu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu dipnot 1 öz oğullarını bildikleri gibi bilirler. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mescid-i Haram'ı. Kabe'nin kıble olduğunu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, O'nu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir zümre, bile bile gerçeği gizlemektedir.

    Gültekin Onan

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen içlerinden bir bölümü bildikleri halde gerçeği gizlerler.

    Hasan Basri Çantay

    Kendilerine Kitab verdiklerimiz onu (o peygamberi) Öz oğulları gibi tanırlar, öyle iken içlerinden bir güruh, kendileri bilib durdukları halde, yine mutlakaa Hakkı gizlerler.

    İbni Kesir

    Kendilerine kitab verdiklerimiz, onu oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Öyle iken içlerinden bir güruh bilir oldukları halde, yine de hakkı gizlerler.

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, peygamberi, kendi çocuklarını tanıdıkları gibi tanırlar. Buna rağmen onların bir kısmı, gerçeği bile bile gizlerler.

    Süleyman Ateş

    Kendilerine Kitap verdiklerimiz, onu, oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar, ama yine de onlardan bir grup, bile bile gerçeği gizlerler.

    Süleymaniye Vakfı

    Kendilerine Kitap verdiklerimiz onu (Kabe'nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Ama onların bir takımı bu gerçeği bile bile gizler. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendilerine Kitap verdiklerimiz bunu (Kabe'nin tekrar kıble olacağını), kendi oğullarını bildikleri gibi bilirler. Ama onların birtakımı bu gerçeği bile bile gizlerler.

    Şaban Britch

    Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar) onu (Muhammed’i) öz oğulları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bildikleri halde hakkı gizlerler.

    Şaban Piriş

    Kendilerine kitap verdiklerimiz (Yahudi ve Hıristiyanlar) onu (Muhammed'i) öz oğulları gibi tanırlar. Bununla beraber onlardan bir kısmı bildikleri halde hakkı gizlerler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kendilerine kitap verdiklerimiz, onu öz oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Bununla birlikte, içlerinden bir zümre, bilip durdukları halde gerçeği gizliyorlar.

  6. Bakara suresi, 147. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 147. ayet. ٱلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ فَلَا تَكُونَنَّ مِنَ ٱلْمُمْتَرِينَ

    Diyanet İşleri

    Hak (ancak) Rabbindendir. Artık, sakın şüpheye düşenlerden olma!

    Mustafa İslamoğlu

    Hakikat Rabbinden gelendir; sakın kuşkuya kapılanlardan olma.

    Muhammed Esed

    Rablerinden gelen hakikati! O halde sen, şüphe edenlerden olma.

    Ahmed Hulusi

    HAK, Rabbindendir (beynini oluşturan Esma bileşiminin sonucudur). O halde sakın (bu gerçekten) şüpheye düşenlerden olma!

    Ali Bulaç

    Gerçek (hak) Rabbinden (gelen)dir. Şu halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.

    Ali Özek ve heyeti

    Hak ( Gerçek olan), Rabbinden gelendir. O halde şüphecilerden olma!

    Ali Rıza Safa

    Gerçek, Efendindendir. Artık, sakın kuşkuya düşenler arasında olma.

    Bayraktar Bayraklı

    Hakikat Rabbindendir. O halde şüphelenenlerden olma.

    Edip Yüksel

    Bu, Efendinden gelen gerçektir; artık kuşkulanma.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Bu, Rabbinden gelen gerçektir; artık kuşkulanma

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O gerçek Rabbindendir. Artık sakın şüpheye düşenlerden olma!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O hak rabbından, artık şüpheye düşenlerden olma sakın

    Erhan Aktaş

    Gerçek, Rabb'inden gelendir. Sakın kuşku duyanlardan olma.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gerçek, Rabb'inden gelendir. Sakın kuşku duyanlardan olma.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçek, Rabb'inden gelendir. Sakın kuşku duyanlardan olma.

    Gültekin Onan

    Gerçek (hak) rabbinden (gelen)dir. O halde sakın kuşkuya kapılanlardan olma.

    Hasan Basri Çantay

    Hak, Rabbindendir. O halde sakın şüphecilerden olma.

    İbni Kesir

    Hak, Rabbındandır. Öyleyse asla şüphecilerden olma!

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerçek, senin Rabbinden gelendir. Öyleyse sakın şüpheye düşenlerden olma!

    Süleyman Ateş

    Gerçek, Rabbinden gelendir, artık kuşkulananlardan olma.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Gerçek, senin Rabbinden gelendir. Sakın şüpheye düşenlerden olma!

    Şaban Britch

    Hak, Rabbindendir. Öyleyse şüpheye düşenlerden olma!

    Şaban Piriş

    Hak, Rabbindendir. Öyleyse şüpheye düşenlerden olma!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Gerçek, Rabb'inden gelir. O halde sakın kuşkuya düşenlerden olma.

  7. Bakara suresi, 148. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 148. ayet. وَلِكُلٍّ وِجْهَةٌ هُوَ مُوَلِّيهَا فَٱسْتَبِقُوا۟ ٱلْخَيْرَٰتِ أَيْنَ مَا تَكُونُوا۟ يَأْتِ بِكُمُ ٱللَّهُ جَمِيعًا إِنَّ ٱللَّهَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ قَدِيرٌ

    Diyanet İşleri

    Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Haydi, hep hayırlara koşun, yarışın! Nerede olsanız Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz, Allah'ın gücü her şeye hakkıyla yeter.

    Mehmet Okuyan

    Herkesin O'nun (Allah'ın yönlendirmesiyle) yöneldiği bir yönü vardır. Siz iyiliklerde yarışın! Nerede olursanız olun, Allah hepinizi bir araya getirecektir. Şüphesiz ki Allah her şeye gücü yetendir.

    Mustafa İslamoğlu

    Her bir ümmetin O'nun yönlendirdiği bir kıblesi vardır: O halde, iyilikte birbirinizle yarışın! Her nerede olursanız olun Allah sizin tümünüzü bir araya toplayacaktır. Zira Allah her bir şeye kadirdir.

    Muhammed Esed

    Çünkü her topluluk, merkezinde O'nun, (Allah'ın) bulunduğu kendisine ait bir istikamete yöneltir. Öyleyse, iyi ve güzel işlerde yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi kendi katında toplayacaktır: çünkü, Allah her şeye kadirdir.

    Ahmed Hulusi

    HERKESİN O'NA DÖNEN BİR VECHİ VARDIR. . . O halde hayırlı çalışmalarda (Rabbini tanımada) yarışın! Nerede olursanız olun hepinizi, hakikatiniz olan Allah cem eder. Kesinlikle Allah her şeye Kaadir'dir.

    Ali Bulaç

    Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Her nerede olursanız, Allah sizleri bir araya getirecektir. Şüphesiz Allah, her şeye güç yetirendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Herkesin yöneldiği bir kıblesi vardır. (Ey müminler!) Siz hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah her şeye kadirdir.

    Ali Rıza Safa

    Herkesin yöneldiği bir yön vardır. Artık, iyiliklerde yarışın. Allah, nerede olursanız olun, sizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah, her şeye Gücü Yetendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Herkesin yöneldiği bir yönü/gayesi vardır. Siz hayır işlerinde yarışınız. Nerede olursanız olunuz, sonunda Allah hepinizi bir araya getirir. Şüphesiz ki Allah'ıngücü herşeye yeter.

    Edip Yüksel

    Her birinizin seçtiği bir yön ve yöntem var; siz iyilikte yarışın. Nerede olursanız olun ALLAH sizi bir araya getirir. ALLAH elbette her şeye gücü yetendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her birinizin seçtiği bir yön ve yöntem var; siz iyilikte yarışın. Nerede olursanız olun ALLAH sizi bir araya getirir. ALLAH elbette her şeye gücü yetendir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her birinin bir yöneti vardır, o ona yönelir. Haydi hep hayırlara koşun, yarışın! Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir. Şüphesiz ki, Allah herşeye gücü yetendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her birinin bir yöneti vardır, o ona yönelir, Haydin hep hayırlara koşun, yarışın; Her nerede olsanız Allah sizi toplar, bir araya getirir, şüphesiz ki Allah her şeye kadir

    Erhan Aktaş

    Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Öyleyse siz de yararlı işler yapmada birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Öyleyse siz de yararlı işler yapmada birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Herkesin yöneldiği bir yönü vardır. Öyleyse siz de yararlı işler yapmada birbirinizle yarışın. Nerede olursanız olun Allah hepinizi bir araya getirir. Kuşkusuz, Allah Her Şeye Güç Yetiren'dir.

    Gültekin Onan

    Herkesin (her toplumun) yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Öyleyse hayırlarda yarışınız. Nerede olursanız olun, Tanrı sizi bir araya getirir / getirecektir. Kuşkusuz Tanrı her şeye gücü yetendir.

    Hasan Basri Çantay

    Herkesin (ve her kavm ve milletin) yüzünü kendine döndürücü olduğu bir yöneti vardır, öyle ise siz de (ey mü'minler) hayır işlerine koşun, birbirinizle yarış edin. Nerede bulunursanız (bulunun), Allah hepinizi (bir araya) getirecekdir. Şübhesiz ki Allah herşey'e hakkıyle kaadirdir.

    İbni Kesir

    Herkesin bri yönü vardır oraya döner. Öyleyse siz hayırlı işlerde birbirinizle yarışın! Nerede bulunursanız bulunun, Allah hepinizi birden getirir. Şüphesiz ki Allah her şeye kadir'dir.

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Her bir ümmetin yöneldiği bir yön vardır. Öyleyse sizler, hayır işlerinde yarışın. Nerede olursanız olun, sonunda Allah sizi huzurunda toplayacaktır. Şüphesiz Allah’ın her şeye gücü yeter.

    Süleyman Ateş

    Her ümmetin yöneldiği bir yönü vardır. O halde hayır işlerine koşun; nerede olsanız, Allah sizi bir araya getirir, kuşkusuz Allah, her şeyi yapabilir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Herkesin bir hedefi olur ve ona yönelir. Siz, hayırda (iyiliklerde) yarışın. Nerede olursanız olun, Allah sizi bir araya getirecektir. Her şeye bir ölçü koyan Allah'tır.

    Şaban Britch

    Herkesin yüzünü çevirdiği bir kıble vardır. Siz hayırlarda yarışın; nerede olursanız Allah sizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah’ın gücü her şeye yeter.

    Şaban Piriş

    Herkesin yüzünü çevirdiği bir yön vardır. Siz hayırlarda yarışın; nerede olursanız Allah sizi bir araya getirir. Şüphesiz Allah'ın gücü her şeye yeter.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Herkesin bir yönü vardır, ona döner. O halde hayırlarda yarışın. Nerede olursanız olun Allah sizi bir araya getirecektir. Allah her şeye güç yetirendir.

  8. Bakara suresi, 149. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 149. ayet. وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَإِنَّهُۥ لَلْحَقُّ مِن رَّبِّكَ وَمَا ٱللَّهُ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) Mescid-i Haram'a doğru dön. Bu, elbette Rabbinden gelen gerçek bir emirdir. Allah, sizin işlediklerinizden asla habersiz değildir.

    Mehmet Okuyan

    Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir! Şüphesiz ki bu (emir), Rabbinden (sana gelen bir gerçek)tir. Allah yapmakta olduklarınızdan asla habersiz değildir.

    Mustafa İslamoğlu

    Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü mutlaka Mescid-i Haram'a çevir. Bil ki bu emir Rabbinden gelen bir hakikattir. Allah sizin de yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Muhammed Esed

    Böylece, nereden gelirseniz gelin, (namazda) yüzünüzü Mescid-i Haram'a doğru çevirin. Bilin ki bu (emir) Rabbinizden gelen bir hakikattir; ve Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Ahmed Hulusi

    Nereden (hangi düşünceden) çıkarsan çık, vechini (yüzünü - müşahedeni) Mescid-i Haram'a (çokluğun gerçekte yokluğunun yaşandığı secde edilen mahale) döndür! Bu elbette Rabbinden (kaynaklanan) bir Hak'tır. Allah varlığınızın hakikati olarak, ortaya koyduklarınızdan gafil değildir.

    Ali Bulaç

    Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden olan bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

    Ali Özek ve heyeti

    Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescid-i Harâm tarafına çevir. Bu emir Rabbinden sana gelen gerçektir. (Biliniz ki) Allah yaptıklarınızdan gâfil (habersiz) değildir.

    Ali Rıza Safa

    Nereden çıkarsan, yüzünü, Kutsal Yakarış Evi yönüne çevir. Kuşkusuz, kesinlikle, Efendinden bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan zaten habersiz değildir.

    Bayraktar Bayraklı

    Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Bu emir, Rabbinden sana gelen bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Edip Yüksel

    Her nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Sınırlanmış Mescide doğru çevirmelisin. Bu, elbette Efendinden gelen bir gerçektir. ALLAH yaptığınız hiçbir şeyden habersiz değildir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Muhammed peygamberin Medine'deki mezarını bir başka "Sınırlı Mescid" (Mescid-i Haram) olarak kabul etmek, peygamberin vefatından sonra uydurulan bir bidattir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her nereden yola çıkarsan çık, (namaz için) yüzünü Kutsal Mescide doğru çevirmelisin. Bu, elbette Rabbinden gelen bir gerçektir. ALLAH yaptığınız hiç bir şeyden habersiz değildir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her nereden yola çıkarsan hemen yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Şüphesiz bu Rabbinden gelen bir gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz de değildir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem her nereden sefere çıkarsan hemen Mescidi harama doğru yüzünü çevir, bu emir şüphesiz hak, rabbından olduğu muhakkakdır, Allah amellerinizden gafil de değildir

    Erhan Aktaş

    Her nereden çıkarsan çık, dipnot 1 yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Çünkü bu Rabb'inden gelen Hakk'tır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her nerede olursan ol.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Her nereden çıkarsan çık dipnot 1 , yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Çünkü bu Rabb'inden gelen Hakk'tır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her nerede olursan ol.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Her nereden çıkarsan çık dipnot 1 yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Çünkü bu emir Rabb'inden gelen haktır. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Her nerede bulunursan bulun.

    Gültekin Onan

    Her nereden (yola) çıkarsan çık, (namaz için) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Kuşkusuz bu rabbinden gelen bir gerçektir. Tanrı, yaptıklarınızdan gafil değildir.

    Hasan Basri Çantay

    Hangi yerden (sefere) çıkarsan (namazda) yüzünü Mescid-i haram tarafına döndür. Bu (emir de) Rabbinden (gelen) mutlak bir Hak dır. Allah, yapacaklarınızdan gaafil değildir.

    İbni Kesir

    Nereden (yola) çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Şüphesiz bu, Rabbından bir haktır. Allah, yaptıklarınızdan gafil değildir.

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nereden yola çıkarsan çık, namazda yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Şüphesiz bu, Rabbinden gelen bir gerçektir. Allah, sizin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.

    Süleyman Ateş

    Nereden (yola) çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Bu elbette Rabbinden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Süleymaniye Vakfı

    (Namaza) kalktığın her yerde yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Bu, kesinlikle Rabbinden gelen bir gerçektir. dipnot 1 Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Namaza) kalktığın dipnot 1 her yerde yüzünü Mescid-i Haram tarafına dipnot 2 çevir. Rabbinin doğru saydığı budur. Yaptığınız hiçbir şey, Allah'a gizli kalmaz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      (Kaf suresi 50/11). ayetteki anlama uygun olarak huruc'a kıyam = kalkma anlamı verilmiştir. Namaz kılan, kıyama durur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Namazda Mescid-i Haram'ın kendisine dönmek gerekmez. Onun bulunduğu ana yöne dönmek yeterlidir.

    Şaban Britch

    Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu, elbette Rabbinden gelen hak bir emirdir. Allah, işlediklerinizden asla habersiz değildir.

    Şaban Piriş

    Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Bu, elbette Rabbinden gelen hak bir emirdir. Allah yaptıklarınızdan habersiz değildir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a döndür. Bu, elbette Rabb'inden gelen gerçektir. Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  9. Bakara suresi, 150. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 150. ayet. وَمِنْ حَيْثُ خَرَجْتَ فَوَلِّ وَجْهَكَ شَطْرَ ٱلْمَسْجِدِ ٱلْحَرَامِ وَحَيْثُ مَا كُنتُمْ فَوَلُّوا۟ وُجُوهَكُمْ شَطْرَهُۥ لِئَلَّا يَكُونَ لِلنَّاسِ عَلَيْكُمْ حُجَّةٌ إِلَّا ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مِنْهُمْ فَلَا تَخْشَوْهُمْ وَٱخْشَوْنِى وَلِأُتِمَّ نِعْمَتِى عَلَيْكُمْ وَلَعَلَّكُمْ تَهْتَدُونَ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. (Ey mü'minler!) Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü Mescid-i Haram'a doğru çevirin ki, zalimlerin dışındaki insanların elinde (size karşı) bir koz olmasın. Zalimlerden korkmayın, benden korkun. Böylece size nimetlerimi tamamlayayım ve doğru yolu bulasınız.

    Mehmet Okuyan

    Nereden (yola) çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir! Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzlerinizi onun tarafına çevirin ki aralarından haksızlık edenler (inatçılar) hariç, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delili bulunmasın! Sakın onlardan korkmayın! Yalnız bana saygı duyun! Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da doğru yolu bulasınız.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve her nereden gelirsen gel, kesinlikle yüzünü Mescid-i Haram'dan yana çevir. Siz de nerede olursanız olunuz, yüzlerinizi Mescid-i Haram'dan yana çeviriniz ki, onlar içerisinden zulümde direnenler hariç, insanların size karşı kullanacakları bir delilleri olmasın. Onlara tazim göstermeyin, asıl Bana tazim gösterin! Böylece size olan nimetimi tamamlayayım ve siz de bu sayede doğru yolu bulabilesiniz.

    Muhammed Esed

    O halde, nereden gelirseniz gelin, (namazda) yüzünüzü Mescid-i Haram'a çevirin ve nerede olursanız olun yüzünüzü ona çevirin ki, zulüm yapmaya şartlanmış olmadıkça insanların size karşı hiçbir bahaneleri kalmasın. Onlardan korkmayın, Ben'den korkun. (Bana itaat edin) ki, size olan nimetimi tamamlayayım ve böylece siz de doğru yolu bulabilesiniz.

    Ahmed Hulusi

    Nereden (hangi düşünceden) çıkarsan çık, vechini (yüzünü - müşahedeni) Mescid-i Haram'a (çokluğun gerçekte yokluğunun yaşandığı secde edilen mahale) döndür! Nerede olursanız olun, vechlerinizi o tarafa döndürün ki, insanların sizin aleyhinize bir delili olmasın. Ancak onlardan bilfiil zulüm edenler aleyhinize olur. O halde, onlardan korkup çekinmeyin benden çekinin ki üzerinize olan nimetimi tamamlayayım. . . Ki böylece umulur ki hidayete ulaşırsınız.

    Ali Bulaç

    Her nereden çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Siz de) Her nerede olursanız yüzünüzü onun yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların, size karşı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, Benden korkun, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.

    Ali Özek ve heyeti

    (Evet Rasûlüm!) Nereden yola çıkarsan çık (namazda) yüzünü Mescidi Harâm'a doğru çevir. (Siz de ey müslümanlar!) Nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin ki, aralarından haksızlık edenler (kuru inatçılar) müstesna, insanların aleyhinizde (kullanabilecekleri) bir delil bulunmasın. Sakın onlardan korkmayın! Yalnız benden korkun. Size olan nimetimi tamamlayayım da böylece doğru yolu bulasınız.

    Ali Rıza Safa

    Nereden çıkarsan, yüzünü, Kutsal Yakarış Evi yönüne çevir. Nerede olursanız, yüzünüzü, o yöne çevirin ki, haksızlık yapanların dışında, insanların size karşı uydurma bir gerekçeleri olmasın. Artık, onlardan korkmayın; Benden korkun ki, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Böylece, belki doğru yola erişirsiniz.

    Bayraktar Bayraklı

    Nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olunuz, yüzünüzü o yöne çeviriniz ki haksızlık edenleri müstesna, insanların, aleyhinizde bir delili bulunmasın. Onlardan çekinmeyiniz, sadece benden çekininiz. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da belki doğru yolu bulursunuz.

    Edip Yüksel

    Her nereden yola çıkarsan çık, yüzünü Sınırlanmış Mescide doğru çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin ki halkın size karşı bir eleştiri malzemesi olmasın. Zalimlere gelince, onlardan çekinmeyin, benden çekinin ki size olan nimetimi tamamlayayım ve siz de doğruya ulaşabilesiniz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her nereden yola çıkarsan çık, (namaz için) yüzünü Kutsal Mescide doğru çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına çevirin ki halkın size karşı bir eleştiri malzemesi olmasın. Zalimlere gelince, onlardan çekinmeyin, benden çekinin ki size olan nimetimi tamamlayayım ve siz de doğruya ulaşabilesiniz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir ve her nerede olursanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki insanlar için aleyhinizde bir delil olmasın. Ancak içlerinden haksızlık edenler başka. Siz de onlardan korkmayın, Benden korkun ki hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım hem de bu sayede doğru yola eresiniz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Her nereden yola çıkarsan yüzünü Mescidi harama doğru çevir ve her nerede olsanız yüzünüzü ona doğru çevirin ki nas için aleyhinizde bir hüccet olmıya, ancak içlerinden haksızlık edenler başka siz de onlardan korkmayın benden korkun, hem üzerinizdeki ni'metimi tamamlıyayım hem gerek ki hidayete eresiniz

    Erhan Aktaş

    Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Zalimler hariç, insanların size karşı bir kanıtları olmasın. Siz, onlara huşu dipnot 1 duymayın, Bana duyun ki size olan nimetimi tamamlayayım; böylece doğru yolu bulasınız.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Derin saygı, içten sevgi, bağlılık.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Zalimler hariç, insanların size karşı bir kanıtları olmasın. Siz, onlara saygı duymayın, Bana duyun ki size olan nimetimi tamamlayayım; böylece doğru yolu bulasınız.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Her nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o tarafa çevirin. Zalimler hariç, insanların size karşı bir kanıtları olmasın. Siz, onlara saygı duymayın, Bana duyun ki size olan nimetimi tamamlayayım; böylece doğru yolu bulasınız.

    Gültekin Onan

    Her nereden (yola) çıkarsan çık, (namaz için) yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü onun tarafına/yönüne çevirin. Öyle ki, onlardan zulmedenlerin dışında insanların size karşı bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Umulur ki hidayete erersiniz.

    Hasan Basri Çantay

    (Evet habibim) hangi yerden çıkarsan (namazda) yüzünü Mescid-i haraama doğru çevir. (Siz de ey mü'minler) nerede olursanız (olun) yüzlerinizi o yana döndürün. Taki aleyhinizde, insanların, içlerindeki zaalim olanlarından başkasının (tutunabitaceği) bir hüccet (bir vesika ve bir i'tiraz mevzuu) kalmasın. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Taki size karşı olan ni'metimi tamamlayayım. (Bu sayede) siz de hidayete kavuşmayı ümid edebilirsiniz.

    İbni Kesir

    Nereden (yola) çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir. Siz de nerede olursanız, yüzünüzü o yana döndürün, Ta ki, zalim olanlardan başka insanların aleyhinizde bir delili bulunmasın. Artık onlardan korkmayın, Benden korkun ki, hem üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım, hem de siz hidayeti ümid edebilesiniz.

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Ey Rasûlüm!) Nereden yola çıkarsan çık, (namazda) yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Siz de nerede olursanız olun, yüzünüzü o yöne doğru çeviriniz ki; zalim olanları müstesna, insanların aleyhinizde bir delili bulunmasın. Onlardan korkmayın, sadece benden korkun. Böylece size olan nimetimi tamamlayayım da belki doğru yolu bulursunuz.

    Süleyman Ateş

    Nereden (yola) çıkarsan yüzünü Mescid-i Haram'a doğru çevir, nerede olursanız, yüzünüzü o yana çevirin ki, haksızlardan başka hiç kimsenin, aleyhinizde bir delili olmasın. Onlardan da çekinmeyin, benden çekinin ve (o yana dönün ki) size olan ni'metimi tamamlayayım, böylece yolu bulmuş olasınız.

    Süleymaniye Vakfı

    Nerede (namaza) kalkarsan yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. Nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü onun bulunduğu yöne çevirin ki bu insanların size karşı bir delili kalmasın; dipnot 1 onların yanlış yapanları başka! Onlardan çekinmeyin, benden çekinin. Bu, size olan nimetimi tamamlamam ve sizin de doğru yolda olmanız içindir. dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yahudi ve Hristiyanlar Kabe'nin tekrar kıble olacağını kitaplarından bildikleri için, kıble değişmeseydi bunu Müslümanlara karşı kullanırlardı (Bakara 2/144, 149).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Nerede (Namaza) kalkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü onun tarafına çevirin ki insanların size karşı bir delili olmasın. dipnot 1 İleri geri konuşan konuşur, onlardan korkmayın, benden korkun. Bu, size olan iyiliklerimi tamamlamam ve sizin de hedefinize ulaşmanız içindir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yahudi ve Hristiyanlar Kabe'nin tekrar kıble olacağını bildikleri için, kıble değişmeseydi bunu bize karşı kullanırlardı.

    Şaban Britch

    Nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız yüzünüzü o yöne döndürün ki, insanlardan zulmedenler müstesna aleyhinize kullanacakları (kullanabilecekleri) bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ben de size verdiğim nimeti tamamlayım. Böylece umulur ki, siz de doğru yolu bulursunuz.

    Şaban Piriş

    Nereden yola çıkarsan, yüzünü Mescid-i Haram tarafına çevir. Nerede olursanız yüzünüzü o yöne döndürün ki, insanların zulmedenlerinin dışında aleyhinize kullanacakları bir delilleri olmasın. Onlardan korkmayın, benden korkun. Ben de size verdiğim nimeti tamamlayım. Böylece umulur ki, siz de doğru yolu bulursunuz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nereden çıkarsan çık, yüzünü Mescid-i Haram'a çevir. Nerede olursanız olun, yüzünüzü ona doğru çevirin ki, insanların elinde sizin aleyhinize bir delil bulunmasın. Onların zulme sapanları müstesna. Artık onlardan korkmayın, benden korkun. Yüzünüzü Mescid-i Haram'a dönün ki, üzerinizdeki nimetimi tamamlayayım. Ve bu sayede güzeli ve iyiyi bulmanız da umulmaktadır.

  10. Bakara suresi, 151. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 151. ayet. كَمَآ أَرْسَلْنَا فِيكُمْ رَسُولًا مِّنكُمْ يَتْلُوا۟ عَلَيْكُمْ ءَايَٰتِنَا وَيُزَكِّيكُمْ وَيُعَلِّمُكُمُ ٱلْكِتَٰبَ وَٱلْحِكْمَةَ وَيُعَلِّمُكُم مَّا لَمْ تَكُونُوا۟ تَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Nitekim kendi aranızdan, size ayetlerimizi okuyan, sizi her kötülükten arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten, ayrıca bilmediklerinizi de öğreten bir peygamber gönderdik.

    Mehmet Okuyan

    Nitekim size kendi içinizden, ayetlerimizi tilavet eden (okuyup aktaran), sizi (kötülüklerden) arındıran, size Kitabı ve hikmeti (doğru hüküm verme yeteneğini) bildiren, bilmediklerinizi size öğreten bir elçi gönderdik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Bakara 2:129; Al-i İmrân 3:164; Cum‘a 62:2.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte böylece, içinizden size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size ilahi mesajı ve hikmeti öğretecek ve ayrıca bilmediklerinizi size bildirecek bir elçi gönderdik.

    Muhammed Esed

    Nitekim size, mesajlarımı iletmesi, sizi arındırması, vahiy ve hikmeti bildirmesi ve bilmediklerinizi öğretmesi için içinizden bir elçi gönderdik.

    Ahmed Hulusi

    Nitekim, içinizden (hakikati dillendirmek üzere) Rasul irsal ettik (açığa çıkardık); ayetlerimizi (varlığın hakikati oluşumuza dair işaretleri) size tilavet ediyor (okuyup anlatıyor), sizi arındırıyor ve Kitabı (hakikat ve Sünnetullah bilgisini), Hikmeti (varlığın oluş sistem ve düzenini, oluş mekanizmasını) ve bilmediklerinizi öğretiyor.

    Ali Bulaç

    Öyle ki size, kendinizden, size ayetlerimizi okuyacak, sizi arındıracak, size Kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek bir elçi gönderdik.

    Ali Özek ve heyeti

    Nitekim kendi içinizden size âyetlerimizi okuyan, sizi (kötülüklerden) arındıran, size, Kitabı ve hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Rasul gönderdik.

    Ali Rıza Safa

    Nitekim ayetlerimizi size okuyan, hem sizi arındıran hem Kitap'ı ve bilgeliği size öğreten hem de bilmediklerinizi öğreten, kendi aranızdan bir elçi gönderdik.

    Bayraktar Bayraklı

    Nitekim kendi içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitabı ve hikmeti talim edip bilmediklerinizi öğreten bir peygamber gönderdik.

    Edip Yüksel

    Nitekim, bir elçiyi aranızdan seçip size gönderdik; size ayetlerimi okuyorlar. Böylece sizleri temizler, size kitap ve bilgeliği öğretir, bilmediklerinizi öğretir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Nitekim, size ayetlerimi okuyacak, sizleri temizleyecek, size kitap ve bilgeliği öğretecek, bilmediklerinizi bildirecek bir elçiyi aranızdan seçip gönderdik.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Nitekim içinizde size ayetlerimizi okuyan, sizi tertemiz yapan, size kitap ve hikmet öğreten ve size bilmediğiniz şeyleri öğreten, sizden bir elçi gönderdik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Netekim içinizde sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi okuyor, sizi tezkiye ediyor, size kitab, hikmet öğretiyor, size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor

    Erhan Aktaş

    Nitekim içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitap'ı ve Hikmet'i dipnot 1 öğreten, size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Resul gönderdik.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 2:129. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nitekim içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitap'ı ve Hikmet'i dipnot 1 öğreten, size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Resul gönderdik.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kitap sözcüğü, Kur'an'ın Allah tarafından ileri sürülen, kanıtlayıcı, yol gösterici, aydınlatıcı bilgi olmasını ifade etmektedir. Hikmet sözcüğü Kur'an'ın niteliklerinden biridir. Tıpkı Kur'an ve Zikir, Kur'an ve Furkan gibi. Hikmet, Kur'an'ın baskı, zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, kural ve ilkeler ile ilgili alanını öne çıkaran bir nitelemedir. Hikmet sözcüğüne sünnet anlamı verilmesi doğru değildir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nitekim içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size Kitap'ı ve Hikmet'i dipnot 1 öğreten, size bilmediğiniz şeyleri öğreten bir Rasul gönderdik.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hikmet, Kur'an'dan başka bir şey değildir; Kur'an'ın bir niteliğidir. Tıpkı Kur'an ve Zikir, Kur'an ve Furkan gibi. Hikmet, yalnızca Kur'an'ın önemli bir özelliğini, yönünü vurgulayan bir nitelemedir. Hikmet sözcüğüne, örneğin "sünnet"tir gibi başka bir anlam yüklemek doğru değildir. Hikmet, Kur'an'ın; baskı, zulüm ve fesadı engellemek için konulmuş kanun, kural ve ilkeleri demektir.

    Gültekin Onan

    Öyle ki, size kendinizden, size ayetlerimi okuyacak, sizi arındıracak, size kitap ve hikmeti öğretecek ve bilmediklerinizi bildirecek-öğretecek bir elçi gönderdik.

    Hasan Basri Çantay

    Nitekim içinizde kendinizden bir peygamber gönderdik ki o, size ayetlerimizi okuyor, sizi (Allaha eş tutmakdan, günahlardan, maddi ve ma'nevi kötülüklerden kurtarıb) tertemiz yapıyor, size Kitab (Kur'anı) ve hikmeti (içinde bulunan hükümleri) öğretiyor, bilmediğiniz şeyleri size bildiriyor.

    İbni Kesir

    Nitekim size içinizden; ayetlerimizi okuyan, sizi tezkiye eden kitabı ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri bildiren bir peygamber gönderdik

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Nitekim içinizden size ayetlerimizi okuyan, sizi tertemiz yapan, size kitabı, hikmeti ve bilmediğiniz şeyleri öğreten, sizden bir elçi gönderdik.

    Süleyman Ateş

    Nitekim kendi içinizden, size ayetlerimizi okuyan, sizi temizleyen, size Kitabı, hikmeti ve bilmediklerinizi öğreten bir Elçi gönderdik.

    Süleymaniye Vakfı

    Nitekim içinizden birini size elçi olarak gönderdik. O size, ayetlerimizi bağlantılarıyla okuyor, sizi geliştiriyor, kitabı ve hikmeti öğretiyor. O size bilmediğiniz şeyleri öğretiyor. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet, İbrahim aleyhisselam ve İsmail aleyhisselamın dualarının kabul edildiğini gösterir (Bakara 2/129, Al-i İmran 3/164, Cuma 62/2).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Nitekim (iyiliklerimi tamamlayayım diye) içinizden size bir elçi gönderdim. O size ayetlerimizi okur, sizi geliştirir, size Kitab'ı ve hikmeti öğretir, size bilmediğinizi öğretir. dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet, İbrahim aleyhisselamın Mekke'de yaptığı duanın kabul edildiğini gösterir.  (bkz. Bakara 2/129)

    Şaban Britch

    Nitekim size, kendi içinizden ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri de belleten bir elçi gönderdik.

    Şaban Piriş

    Nitekim size, kendi içinizden ayetlerimizi okuyan, sizi arındıran, size kitap ve hikmeti öğreten ve bilmediğiniz şeyleri de belleten bir elçi gönderdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nitekim size aranızdan bir resul göndermişiz; size ayetlerimizi okuyor, sizi temizleyip arıtıyor, size Kitap'ı ve hikmeti öğretiyor, size, daha önce bilmediklerinizi belletiyor.

  11. Bakara suresi, 152. ayet — bütün mealleriyle aç

    Bakara suresi, 152. ayet. فَٱذْكُرُونِىٓ أَذْكُرْكُمْ وَٱشْكُرُوا۟ لِى وَلَا تَكْفُرُونِ

    Diyanet İşleri

    Öyleyse yalnız beni anın ki ben de sizi anayım. Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

    Mehmet Okuyan

    Siz beni (ibadetle) hatırlayın ki ben de sizi (bağışlama ile) anayım. Benim için şükredin; bana nankörlük etmeyin!

    Mustafa İslamoğlu

    Şu halde, beni anın ki ben de sizi anayım! Ve bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin!

    Muhammed Esed

    Öyleyse Beni anın ki, Ben de sizi anayım; Bana şükredin ve Beni inkar etmeyin.

    Ahmed Hulusi

    O halde beni zikredin (anın - düşünün) ki sizi zikredeyim. Şükredin bana (değerlendirin beni), sakın küfretmeyin (hakikatiniz ve varlığın hakikati olduğumu inkar etmeyin).

    Ali Bulaç

    Öyleyse (yalnızca) Beni anın, Ben de sizi anayım; ve (yalnızca) Bana şükredin ve (sakın) nankörlük etmeyin.

    Ali Özek ve heyeti

    Öyle ise siz beni (ibadet ve taatle) anın ki ben de sizi (rahmetimle) anayım. Bana şükredin; sakın bana nankörlük etmeyin!

    Ali Rıza Safa

    Artık, Beni anın; Ben de sizi anayım. Bana şükredin ve sakın nankörlük etmeyin.

    Bayraktar Bayraklı

    Öyleyse beni anınız ki ben de sizi anayım. Bana şükrediniz, bana nankörlük etmeyiniz.

    Edip Yüksel

    Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım. Bana teşekkür edin; nankörlük etmeyin.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım. Bana teşekkür edin; nankörlük etmeyin.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O halde anın Beni, anayım sizi; Bana şükredin, nankörlük etmeyin!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    o halde anın beni, anayım sizi ve şükredin de bana nankörlük etmeyin

    Erhan Aktaş

    Öyleyse Beni zikredin dipnot 1 ki Ben de sizi zikredeyim. dipnot 2 Bana şükredin, dipnot 3 sakın nankörlük etmeyin.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğütlerimi dinleyin; Bana karşı sorumluluklarınızı unutmayın, yaptığınız her şeyi gördüğümü ve bildiğimi aklınızdan çıkarmayın; sizden istemiş olduğum şeyleri yapın.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ben de hak ettiğiniz karşılığı vereyim. Zikir kimi ayetlerde hatırlamak, hatırlatmak anlamında kullanılmış olsa da esas itibariyle "ilahi öğüt" demektir. Belli sözlerin tekrarlanarak söylenmesine zikir denmesi hurafedir.
    3. metne dön, dipnot 3
      Şükür, "karşılık vermek" demektir. Şükür, "sözle ifade edilen bir şey değildir." Kim Allah'a şükretmek istiyorsa, Allah'ın kendisine verdiği her şeyin karşılığını vermelidir. Allah'ın verdiği nimetlerden ihtiyaç sahiplerini yararlandırmalıdır. Örneğin malın şükrü infaktır, Canın/hayatın şükrü Allah'a kulluk yapmaktır, aklın şükrü teslim olmaktır vb.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Öyleyse Beni zikredin dipnot 1 ki Ben de sizi zikredeyim. dipnot 2 Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğütlerimi dinleyin; Bana karşı sorumluluklarınızı unutmayın, yaptığınız her şeyi gördüğümü ve bildiğimi aklınızdan çıkarmayın; sizden istemiş olduğum şeyleri yapın ki,
    2. metne dön, dipnot 2
      Ben de hak ettiğiniz karşılığı vereyim. Zikir kimi ayetlerde anmak, hatırlamak anlamında kullanılmış olsa da esas itibariyle "öğüt" demektir. Belli sözlerin tekrarlanarak söylenmesine zikir denmesi hurafedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Öyleyse Beni zikredin ki Ben de sizi zikredeyim dipnot 1 . Bana şükredin, sakın nankörlük etmeyin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öğütlerimi dinleyin; Bana karşı sorumluluklarınızı unutmayın, yaptığınız her şeyi gördüğümü ve bildiğimi aklınızdan çıkarmayın; sizden istemiş olduğum şeyleri yapın ki, Ben de hak ettiğiniz karşılığı vereyim. Zikr kimi ayetlerde anmak, hatırlamak anlamında kullanılmış olsa da esas itibariyle "öğüt" demektir. Tesbihatla veya sözle yapılan zikr hurafedir.

    Gültekin Onan

    Öyleyse (yalnızca) beni anın. Ben de sizi anayım. Ve yalnızca bana şükredin ve (sakın) küfretmeyin.

    Hasan Basri Çantay

    Öyle ise siz beni (taatle, ibadetle) anın, ben de sizi (sevab ile, mağfiretle) anayım. Bir de bana şükredin, bana nankörlük etmeyin.

    İbni Kesir

    Öyleyse Beni zikredin ki, Ben de sizi anayım. Bir de Bana şükredin, nankörlük etmeyin.

    Mehmet Alagaş

    (146-153) Onlar kitabı babalarını tanıdıkları gibi tanırlar / bilirler, onlardan bir bölüm gerçeği bildikleri halde saklarlar, Rabbinden gelen gerçektir, tereddüt edenlerden olma. (Bana gelen ya gerçek değilse tereddütü) Herkes için yöneleceği bir cephe vardır, hayırlarda yarışın, nerede olursanız olun Allah sizi bir araya toplar, Allah her şeyi güç yetirip ayarlayandır. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, m uhakkak ki o , Rabbinden bir gerçektir , Allah yaptıklarınızdan gafil değildir / b ihaber değildir. Hangi taraftan çıkarsan çık yüzünü Mescid -i Haram’ın yönüne çevir, nerede olursanız olun yüzlerinizi onun / Mescid-i Haramın yönüne çevirin, ola ki kendilerine zulmedenler hariç, insanlar için, sizin aleyhinize tartışacakları bir delil olmasın , o nlardan ürpermeyin benden ürperin k i üzerinizde nimetimi tamamlayayım, böylelikle belki yola girersiniz. Size sizden bir Resul gönderdik, size ayetlerimizi seli okuyor ve sizi arındırıyor, size kitabı ve gerekçesini öğretiyor, size bilmiyor olduğunuz şeyleri öğretiyor. Beni hatırlayın ki ben de sizi hatırlayayım, bana teşekkür edin kafirlik etmeyin. Ey iman edenler sabır ve namazla yardım isteyin, Allah muhakkak ki sabredenlerle beraberdir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O halde yalnız beni anın ki, ben de sizi anayım. Bana şükredin ve sakın bana nankörlük etmeyin!

    Süleyman Ateş

    Öyle ise beni anın ki, ben de sizi anayım; bana şükredin, nankörlük etmeyin.

    Süleymaniye Vakfı

    Öyleyse siz beni zikredin /aklınızda tutun dipnot 1 ben de sizi zikredeyim! Bana karşı görevinizi yerine getirin, nankörlük etmeyin! dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen doğru bilgi, o bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla veya dile getirmektir (Müfredat). Zikretmek, o bilgiyi dikkate alıp kullanmaktır. Doğru bilginin kaynağı Allah'ın ayetleridir. Bunlar, yaratılan ayetler ve indirilen ayetler olmak üzere iki türlüdür. Her birinden elde edilen doğru bilgi zikirdir (En'am 6/80, Enbiya 21/24). İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder (Ra'd 13/28). Allah'ı zikretmek; ona, kitabına ve yarattığı ayetlere odaklanmak, onlardan elde edilen bilgileri akıldan çıkarmamak ve onların üzerine düşünmektir (Tevbe 9/67, Ahzab 33/41, Haşr 59/19). İnsan bunlardan bildiği kadarıyla sorumludur (Bakara 2/286).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Beni aklınızdan çıkarmayın dipnot 1 ki ben de sizi çıkarmayayım! Bana karşı görevinizi yerine getirin, iyilik bilmez olmayın!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zikir, bağlantılarıyla birlikte düşünülüp öğrenilen bir bilgiyi kullanıma hazır tutmak, akla getirmek veya söylemektir. (Müfredat) Tabiat, Allah'ın yarattığı ayetlerden, Kur'an da indirdiği ayetlerden oluşur. Her ikisinden elde edilen doğru bilgi zikirdir. İnsanı, sadece bu bilgi tatmin eder. (Ra'd 13/28)

    Şaban Britch

    Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.

    Şaban Piriş

    Beni zikredin ki ben de sizi zikredeyim. Bana şükredin, nankörlük etmeyin.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Anın beni ki, anayım sizi. Şükredin bana, sakın nankörlük etmeyin!

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.