Bakara suresi

Bakara suresi, 143. ayet

Bakara suresi, 143. ayet. وَكَذَٰلِكَ جَعَلْنَٰكُمْ أُمَّةً وَسَطًا لِّتَكُونُوا۟ شُهَدَآءَ عَلَى ٱلنَّاسِ وَيَكُونَ ٱلرَّسُولُ عَلَيْكُمْ شَهِيدًا وَمَا جَعَلْنَا ٱلْقِبْلَةَ ٱلَّتِى كُنتَ عَلَيْهَآ إِلَّا لِنَعْلَمَ مَن يَتَّبِعُ ٱلرَّسُولَ مِمَّن يَنقَلِبُ عَلَىٰ عَقِبَيْهِ وَإِن كَانَتْ لَكَبِيرَةً إِلَّا عَلَى ٱلَّذِينَ هَدَى ٱللَّهُ وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِيعَ إِيمَٰنَكُمْ إِنَّ ٱللَّهَ بِٱلنَّاسِ لَرَءُوفٌ رَّحِيمٌ

vekeẕâlike ce`alnâküm ümmetev veseṭal litekûnû şühedâe `ale-nnâsi veyekûne-rrasûlü `aleyküm şehîdâ. vemâ ce`alne-lḳiblete-lletî künte `aleyhâ illâ lina`leme mey yettebi`u-rrasûle mimmey yenḳalibü `alâ `aḳibeyh. vein kânet lekebîraten illâ `ale-lleẕîne hede-llâh. vemâ kâne-llâhü liyüḍî`a îmâneküm. inne-llâhe binnâsi leraûfür raḥîm.

Diyanet İşleri

Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Bakara 140–146 · surenin 143. ayeti / 286

Konu Kıble'nin değiştirilmesi Bakara 142–152 3

  1. Bakara 140

    Yoksa siz, "İbrahim de, İsmail de, İshak da, Yakub ile Yakuboğulları da yahudi, ya da hıristiyan idiler" mi diyorsunuz? De ki: "Sizler mi daha iyi bilirsiniz, yoksa Allah mı?" Allah tarafından kendisine ulaşan bir gerçeği gizleyen kimseden daha zalim kimdir? Allah, yaptıklarınızdan habersiz değildir.

  2. Bakara 141

    Onlar gelip geçmiş bir ümmettir. Onların kazandıkları kendilerinin, sizin kazandıklarınız sizindir. Siz onların yaptıklarından sorumlu tutulacak değilsiniz.

  3. Bakara 142

    Birtakım kendini bilmez insanlar, "Onları (müslümanları) yönelmekte oldukları kıbleden çeviren nedir?" diyecekler. De ki: "Doğu da, Batı da Allah'ındır. Allah, dilediği kimseyi doğru yola iletir."

  4. 143

    Böylece, sizler insanlara birer şahit (ve örnek) olasınız ve Peygamber de size bir şahit (ve örnek) olsun diye sizi orta bir ümmet yaptık. Her ne kadar Allah'ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun ciheti ancak; Resul'e tabi olanlarla, gerisingeriye dönecekleri ayırd edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

  5. Bakara 144

    (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın kıbleye çevireceğiz. (Bundan böyle), yüzünü Mescid-i Haram yönüne çevir. (Ey Müslümanlar!) Siz de nerede olursanız olun, (namazda) yüzünüzü hep onun yönüne çevirin. Şüphesiz kendilerine kitap verilenler, bunun Rabblerinden (gelen) bir gerçek olduğunu elbette bilirler. Allah, onların yaptıklarından habersiz değildir.

  6. Bakara 145

    Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak değilsin. Onlar birbirlerinin kıblesine de uymazlar. Andolsun, eğer sana gelen bunca ilimden sonra onların arzu ve keyiflerine uyacak olursan, o takdirde sen de mutlaka zalimlerden olursun.

  7. Bakara 146

    Kendilerine kitap verdiklerimiz onu (Peygamberi) oğullarını tanıdıkları gibi tanırlar. Böyle iken içlerinden birtakımı bile bile gerçeği gizlerler.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

143. “Böylece sizi vasat” adaletli ve hayırlı “bir ümmet kıldık.” Vasatın dışında kalan şeyler ise uç noktalardır ki, bunlar da tehlike sınırları içerisinde demektir. Allah bu ümmeti bütün dini hususlarda vasat kılmıştır:

Peygamberler hususunda bu ümmetin tutumu vasattır. Hıristiyanlar gibi Peygamberler hususunda aşırı gidenler ile yahudiler gibi Peygamberler hakkında olmadık iddialarda bulunanlar arasında vasattır. Çünkü bu ümmet kendilerine yakışan şekilde hepsine iman etmiştir.

Şeriati itibari ile de bu ümmet vasattır. Ne yahudilerin aşırılıkları ne de hıristiyanların gevşeklikleri söz konusudur.

Temizlik ve yiyecekler konusunda da vasattır. İbadet ve dualarının ancak havra ve mabetlerinde geçerli olan yahudilere benzemezler. Yahudiler necis şeylerden su ile temizlenemezler. Onlara ceza olmak üzere bazı temiz şeyler de kendilerine haram kılınmıştır. Bu ümmet hiçbir şeyi necis kabul etmeyen, hiçbir şeyi haram kabul etmeyen aksine önlerine gelen her şeyi mubah karşılayan hıristiyanlara da benzemezler. Aksine bu ümmetin temizliği en mükemmel ve en eksiksiz şekildedir. Allah onlara hoş ve temiz olan yiyecek, içecek, giyecekleri ve evlilik yolu ile karşı cinsi mubah kılmıştır. Bunlardan pis ve murdar olanları da bu ümmete haram kılmıştır. Öyleyse bu ümmet dini itibari ile en kâmil, ahlâkı itibari ile en üstün, amelleri itibari ile en faziletli ümmettir. Bu ümmete Yüce Allah kendileri dışında kalan hiçbir ümmete vermediği ilmi, güzel ahlâkı, adalet ve ihsanı bahşetmiştir. Bundan dolayı bu ümmetin mensupları “vasat bir ümmet” olmuşlardır. Olgundurlar, mutedildirler. Bunun sebebi ise: “bütün insanlar üzerine şahitler” olmalarıdır. Bu ise onların adaletli olmaları ve adaletle hükmetmeleri dolayısıyladır. Başka dinlere mensup insanlar hakkında hüküm verirler; başkaları ise onlar hakkında hüküm veremez. Bu ümmetin kabul görerek lehine tanıklık ettiği her bir şey makbuldür. Bu ümmetin reddedip aleyhine tanıklık ettiği her şey de merduttur, geçersizdir.

Şâyet; hasım tarafların birbirleri aleyhindeki sözleri makbul olmamakla birlikte bu ümmetin başkaları hakkındaki hükmü nasıl kabul edilir? diye sorulacak olursa, şöyle cevap verilir: Hasımların sözlerinin karşılıklı kabul edilmeyiş sebebi, tarafların doğru olmayan iddiada bulunmak gibi bir zan altında bulunmalarından dolayıdır. Böyle bir zan söz konusu olmayıp -bu ümmette olduğu gibi- tam bir adalet söz konusu ise işte esas maksat da adalet ve hak ile hüküm vermektir. Bunun şartı ise ilim ve adalettir. Bu iki özellik de bu ümmette vardır. Bu yüzden bu ümmetin şahitliği makbuldür. Herhangi bir kimse bu ümmetin fazileti hususunda şüpheye düşecek ve bu ümmeti tezkiye edecek birisini isteyecek olursa, işte bu şahitliği bu ümmet hakkında yapacak kişi insanların en mükemmeli olan Peygamberleri sallallahu aleyhi ve sellem’dir. Bundan dolayı da Yüce Allah: “Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun.” buyurmaktadır.

Bu ümmetin başkalarına karşı şahitliği arasında şu da vardır: Kıyamet gününde Yüce Allah rasûllere ve nebilere ümmetlerine tebliğ edip etmediklerini, bu peygamberleri yalanlayan ümmetlere de peygamberlerinin kendilerine tebliğ edip etmediğini soracak, ümmetler bu tebliği inkâr ettiklerinde de peygamberler bu ümmetin (Muhammed Ümmetinin) şahitlik etmesini isteyeceklerdir. Bu ümmetin Peygamberi de bu ümmeti tezkiye edecek (şahitlik etme ehliyetine sahip olduklarını bildirecek)tir.

Bu âyet-i kerimede bu ümmetin icmaının kat’i bir delil olduğu ve ümmet olarak -“vasat” ifadesinin mutlak olması dolayısı ile- hatadan korunmuş olduklarını gösteren bir delil de vardır. Şayet onların hata üzere ittifak etmeleri farz edilecek olsaydı, bu durumda onlar tam manasıyla değil sadece bazı hususlarda vasat olabilirlerdi. Yine “Siz bütün insanlar üzerine şahitler olasınız” ifadesi de onların, bir konuda Allah'ın onu helal, haram veya farz kıldığına şahitlik ettikleri vakit bu konuda hata etmekten masum olduklarını ifade eder. Çünkü vasat olmak için verilen hükümde, şahitlikte, fetvada ve benzeri hususlarda adalet şarttır.

143. “Senin (daha önce) yönelmekte olduğun yeri” yani Beytu’l-Makdis’e yönelmeni “Peygambere uyanlarla iki ökçesi üzerinde geri dönenleri bilelim (ortaya koyalım) diye kıble yaptık.” Yani mükâfaat ve cezanın kendisine bağlı olduğu manada bilelim (ortaya çıkartalım) diye böyle yaptık. Yoksa Yüce Allah bütün işleri daha onlar var olmadan önce bilir. Ancak O’nun bu bilmesi herhangi bir mükâfat ve bir cezayı gerektirmez. Çünkü Yüce Allah’ın adaleti tamdır, (mükâfaat ve ceza konusuda) kullarına karşı delili ortaya koyması eksiksizdir. Bu yüzden amelleri ortaya döküldüğü zaman bu amellerine karşılık mükâfat ve ceza söz konusu olur.

O halde biz o kıbleye yönelmeyi sadece “Peygambere uyanlarla” ona iman ederek her konuda ona tâbî olanlarla “iki ökçesi üzerinde geri dönenleri” bilelim ve imtihan edelim diye meşru kıldık. Peygambere her durumda uymanın gereği, O’nun emir kulu olması ve işleri Rabb’i tarafından yönlendirilen bir kimse olmasından dolayıdır. Diğer taraftan, önceki kitaplar O’nun Kabe’ye yönelerek namaz kılacağını da haber vermiştir. Maksadı hakkı bulmak olan insaflı kimsenin ise bu durum imanını artırır, Peygambere olan itaatini daha bir pekiştirir. Ökçeleri üzerinde gerisin geri dönüp haktan yüz çeviren, hevâsına tâbî olana gelince, böylesinin ise küfrüne küfür, şaşkınlığına şaşkınlık katar. Hiçbir aslı olmayan şüphe üzerine kurulu bâtıl deliller öne sürer.

“O elbette Allah’ın hidâyet eylediği kimselerden başkasına mutlaka ağır gelecekti.” Yani senin bu kıblenden diğerine döndürülmen ağır gelmiştir. Allah’ın hidâyete erdirdiği kimseler ise Allah’ın üzerlerindeki nimetini itiraf ve takdir ettiler, O’na şükrettiler, O’nun kendilerine ihsanda bulunduğunu ikrar ettiler. Çünkü Yüce Allah kendilerini yeryüzünün diğer bölgelerinden daha üstün ve faziletli kıldığı bu Beyt-i Azim’e yöneltmiş bulunuyor. Bu Beyt’i ziyareti İslâm’ın rükünlerinden bir rükün, büyük ve küçük günahları ortadan kaldıran bir esas kılmıştır. Bundan dolayı Allah’ın hidâyet ettiği kimselere bu Beyt’e yönelmek kolay bir iş gelmiştir. Bunların dışındakilere ise ağır gelmiştir.

“Allah imanınızı zayi edecek değildir.” Yani böyle bir şey Allah’a yakışmaz, hatta böylesi Allah için imkânsız şeylerdendir. Yüce Allah imanınızı boşa çıkarmasının kendisi için imkânsız bir şey olduğunu haber vermiştir. Bu buyrukta Yüce Allah’ın mü’minlere, iman ve İslâm’ı lütfettiği kimselere Allah’ın onların imanlarını koruyacağı ve boşa çıkarmayacağına dair büyük bir müjde vardır. İmanlarının korunması ise iki türlüdür:

İmanın zâyi olmaya ve boşa çıkmaya karşı korunması ki bu, Allah’ın imanı bozan, ortadan kaldıran ve onu eksilten her türlü endişe veren imtihanlardan ve haktan alıkoyan hevâların peşine düşmekten koruması ile olur.

İkincisi de imanı, artırması şeklindeki korumasıdır. Bu da imanlarını artıran ve yakînlerini tamamlayan şeylere onları muvaffak kılması ile olur.

O tâ baştan beri sizi imana ilettiği gibi, imanınızı da koruyacak, üzerinizdeki nimetini imanınızı artırmak, ona vereceği mükâfaatı ve sevabı çoğaltmak, onu bulandıracak her bir şeyden de onu korumak suretiyle sizin için muhafaza edecektir. Hatta samimi mü’minin yalancıdan ayırt edilmesi maksadı ile birtakım imtihanlar ortaya çıkacak olursa, bunlar mü’minleri olumsuzluklardan arındırır ve onların sadakatlerini açıkça ortaya koyar.

Bu son cümle, sanki Yüce Allah’ın: “Senin (daha önce) yönelmekte olduğun yeri Peygambere uyanlarla iki ökçesi üzerinde geri dönenleri bilelim (ortaya koyalım) diye kıble yaptık.” buyruğunun içerdiği “Böyle bir durum, birtakım mü’minlerin imanlarını terk etmesine sebep teşkil edebilir” şeklindeki bir itirazı bertaraf etmek için zikredilmiş gibidir. Yüce Allah böyle bir vehmi, bu tür bir imtihanı veya başkasını takdir etmek sureti ile “imanınızı zayi edecek değildir” buyurarak bertaraf etmektedir. Bunun kapsamına kıblenin değiştirilmesinden önce vefat eden mü’minler de girmektedir. Allah onların da imanlarını boşa çıkarmaz. Çünkü onlar zamanında Allah’ın emrini uygulamış ve Rasûlüne itaat etmiş kimselerdir. Allah’a itaat etmek ise Allah’ın vermiş olduğu emirlere her zamanın şartları içerisinde uymak demektir.

Bu âyet-i kerimede Ehl-i Sünnet ve’l-Cemaatin benimsediği “beden âzâlarının işlediği ameller de imanın kapsamına dahildir” şeklindeki görüşünün lehine bir delil vardır.

Yüce Allah’ın: “Gerçekten Allah insanlara karşı raûftur, çok merhametlidir” buyruğu da şu demektir: Allah onlara karşı oldukça merhametlidir ve onlara olan şefkati pek büyüktür. Onlara olan şefkat ve rahmetinin bir tecellisi de baştan beri kendilerine ihsan etmiş olduğu nimeti tamamlaması, dili ile imana girmekle birlikte, kalbinden iman etmemiş olan kimseleri ayırt etmesidir. Yine onları iman edenlerin imanının artmasına sebep teşkil eden ve bu yolla da derecelerinin yükselmesini sağlayan imtihanla sınaması ve onları en şerefli ve en kıymetli eve (Kabe’ye) yöneltmesi de bunun bir sonucudur.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Sizin için razı olduğumuz bir yeri size kıble yaptığımız gibi, Allah'ın elçilerinin, Allah'ın onlara emrettiklerini ümmetlerine tebliğ ettiklerine dair kıyamet günü şahitleri olmanız için de sizi, bütün ümmetler arasında inanç, ibadet ve muamelatlarda orta yollu, hayırlı ve adaletli bir ümmet kıldık. Aynı şekilde Peygamber Muhammed -sallallahu aleyhi ve sellem-'i de kendisiyle size gönderileni bildirdiğine dair sizin üzerinize şahit kıldık. Senin önceden yöneldiğin -Beytu'l-Makdis- bu kıbleyi sadece, Allah'ın koyduğu kanunlardan kimin razı olduğu, kimin O'na boyun eğdiği ve Peygamber'e uyduğunu, kimin de dininden döndüğü, arzularına uyduğu ve Allah'ın koyduğu kanunlara boyun eğmediğini bilmek için -bu bilgi karşılık vermek ile sonuçlanacak olan ortaya çıkarma bilgisidir- değiştirdik. İlk kıblenin değiştirilmesi, Allah'ın kendisine iman etmekle muvaffak kıldıklarının dışındakilerine çok ağır geldi. Allah, muhakkak kulları için koyduğu kanunları çok önemli hikmetlerden dolayı koymuştur. Allah, kıblenin değiştirilmesinden önce kıldığınız namazların da bir parçası olduğu imanlarınızı boşa çıkaracak değildir. Muhakkak ki Allah insanlara karşı şefkatli ve merhametlidir. Onlara meşakkat vermez ve amellerinin sevaplarını zayi etmez.

Kelimeler

45 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَكَذَٰلِكَ ve kezalike ve böylece
  2. جَعَلْنَـٰكُمْ cealnakum sizi kıldık kök: جعل
  3. أُمَّةًۭ ummeten bir ümmet kök: امم
  4. وَسَطًۭا veseten vasat kök: وسط
  5. لِّتَكُونُوا۟ litekunu olmanız için kök: كون
  6. شُهَدَآءَ şuheda'e şahit kök: شهد
  7. عَلَى ala -a
  8. ٱلنَّاسِ n-nasi insanlar- kök: نوس
  9. وَيَكُونَ ve yekune ve olması için kök: كون
  10. ٱلرَّسُولُ r-rasulu rasulün (de) kök: رسل
  11. عَلَيْكُمْ aleykum size
  12. شَهِيدًۭا ۗ şehiden şahit kök: شهد
  13. وَمَا ve ma
  14. جَعَلْنَا cealna ve yap(ma)dık kök: جعل
  15. ٱلْقِبْلَةَ l-kiblete bir kıble kök: قبل
  16. ٱلَّتِى lleti
  17. كُنتَ kunte olduğunuzu kök: كون
  18. عَلَيْهَآ aleyha üzerinde
  19. إِلَّا illa sadece (yaptık)
  20. لِنَعْلَمَ linea'leme bilmek için kök: علم
  21. مَن men kimseyi
  22. يَتَّبِعُ yettebiu uyan kök: تبع
  23. ٱلرَّسُولَ r-rasule Elçi'ye kök: رسل
  24. مِمَّن mimmen kimseden
  25. يَنقَلِبُ yenkalibu geriye dönen kök: قلب
  26. عَلَىٰ ala üzerinde
  27. عَقِبَيْهِ ۚ akibeyhi ökçesi kök: عقب
  28. وَإِن ve in ve elbette
  29. كَانَتْ kanet kök: كون
  30. لَكَبِيرَةً lekebiraten ağır gelir kök: كبر
  31. إِلَّا illa başkasına
  32. عَلَى ala
  33. ٱلَّذِينَ ellezine kimseye
  34. هَدَى heda yol gösterdiği kök: هدي
  35. ٱللَّهُ ۗ llahu Allah'ın kök: اله
  36. وَمَا ve ma değildir
  37. كَانَ kane kök: كون
  38. ٱللَّهُ llahu Allah kök: اله
  39. لِيُضِيعَ liyudiya zayi edecek kök: ضيع
  40. إِيمَـٰنَكُمْ ۚ imanekum sizin imanınızı kök: امن
  41. إِنَّ inne şüphesiz
  42. ٱللَّهَ llahe Allah kök: اله
  43. بِٱلنَّاسِ bin-nasi insanlara kök: نوس
  44. لَرَءُوفٌۭ lera'ufun şefkatlidir kök: راف
  45. رَّحِيمٌۭ rahimun merhametlidir kök: رحم

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 8 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı olay: Medine'de ilk düzen — Mescid-i Nebevî, kardeşlik, anlaşma · Ortak kavram: Şahitlik · Ortak kavram: Kibir

    (O sayılı günler), insanlar için bir hidayet rehberi, doğru yolun ve hak ile batılı birbirinden ayırmanın apaçık delilleri olarak Kur'an'ın…

  • Aynı olay: Medine'de ilk düzen — Mescid-i Nebevî, kardeşlik, anlaşma · Ortak kavram: Kalp

    (Ey Muhammed!) Biz senin çok defa yüzünü göğe doğru çevirip durduğunu (vahiy beklediğini) görüyoruz. (Merak etme) elbette seni, hoşnut olacağın…

  • Aynı olay: Medine'de ilk düzen — Mescid-i Nebevî, kardeşlik, anlaşma · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)

    Andolsun, sen kendilerine kitap verilenlere her türlü mucizeyi getirsen de, onlar yine senin kıblene uymazlar. Sen de onların kıblesine uyacak…

  • Aynı kök: راف (13 geçiş) · Ortak kavram: Kalp · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)

    Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın…

  • Aynı kök: راف (13 geçiş) · Ortak kavram: Kalp · Ortak kavram: Uyma (ittibâ)

    Sonra bunların peşinden ard arda peygamberlerimizi gönderdik. Onların arkasından da Meryem oğlu İsa'yı gönderdik, ona İncil'i verdik ve kendisine…

  • Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet · Ortak kavram: Kalp

    O, sana Kitab'ı indirendir. Onun (Kur'an'ın) bazı ayetleri muhkemdir, onlar kitabın anasıdır. Diğerleri de müteşabihtir. Kalplerinde bir eğrilik…

  • Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet

    Ey iman edenler! Allah'ın (koyduğu din) nişanelerine, haram aya, hac kurbanına, (bu kurbanlıklara takılı) gerdanlıklara ve de Rab'lerinden bol nimet…

  • Aynı kök: عقب (80 geçiş) · Aynı kök: امم (118 geçiş) · Ortak kavram: Ümmet

    Andolsun biz, her ümmete, "Allah'a kulluk edin, tağuttan kaçının" diye peygamber gönderdik. Allah, onlardan kimini doğru yola iletti; onlardan kimine…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

72 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

İşte böylece sizin insanlığa şahitler olmanız, Elçinin de size şahit olması için dipnot 1 sizi dengeli dipnot 2 bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun (kıble edindiğin Kâbe'yi) biz ancak Elçi'ye uyanı, topukları üzerinde geri dönenden bil(dir)memiz (ortaya çıkarmamız) dipnot 3 için kıble yaptık. Bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdıklarından başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı asla boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz ki Allah insanlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Benzer mesajlar: Nisâ 4:41; Nahl 16:84, 89; Kasas 28:75.
  2. metne dön, dipnot 2
    Ayette geçen [ümmet-i vesat] tamlaması "orta, dengeli, adaletli, ölçülü, denk, uyumlu, ılımlı, hayırlı bir topluluk" anlamına gelmektedir. "Vasat ümmet", [ifrât] denen "aşırılık"lardan ve [tefrît] denen "küçümsemecilik ve indirgemecilik"ten uzak olup [itidal] denen dengeyi tutturan topluluk demektir.
  3. metne dön, dipnot 3
    "Yüce Allah'ın bilmesi" ifadesiyle ilgili izahımız için bkz. Al-i İmrân 3:140, dipnot 2.

Mustafa İslamoğlu

İşte böylece sizin dengeli bir ümmet olmanızı istedik ki, insanlığa örnek ve model olasınız ve Rasul de size örnek ve model olsun. Elçi'ye uyanların arasından topukları üzerinde geri dönenleri seçip ayırmak için, senin daha önce yöneldiğin yönü kıble olarak tayin ettik. Hiç şüphesiz bu olay Allah'ın yol gösterdikleri hariç, herkes için çok zor bir sınavdı; Allah sizin imanda ısrarınızı kesinlikle zayi etmeyecektir: Elbette Allah insanlara karşı sınırsız bir şefkat, sonsuz bir merhamet sahibidir.

Muhammed Esed

Ve böylece sizin dengeli ve ölçülü bir toplum olmanızı istedik ki (hayatınızla) tüm insanlığın huzurunda hakikatin şahitleri olmanız ve Elçi de sizin huzurunuzda ona şahitlik yapsın. Ve Elçi'ye uyanlar ile ökçeleri üzerinde gerisin geri dönenler arasında açık bir ayrım yapabilmek amacıyla senin, (ey Peygamber) daha önce yöneldiğin hedefi (bu topluluk için) kıble olarak tayin ettik: Şüphesiz bu, Allah'ın doğru yola ulaştırdığı kişilerden başka herkes için zor bir sınavdı. Allah sizin inancınızı kesinlikle göz ardı etmeyecektir; zira, unutmayın ki, Allah insana karşı en şefkatli olandır, rahmet kaynağıdır.

Ahmed Hulusi

Böylece, sizi insanlar üzere şahit, Rasulü de sizin üzerinize Şehiyd kıldık. Siz ümmeti Vasat'sınız (adalet ve Hakkaniyet üzere olan). Kendisine yöneldiğin kıbleyi, Rasule tabi olanlarla, ondan yüz çevirip geri dönenleri ayırt etmek için değiştirdik. Allah'ın hidayet ettiklerinin dışındakilere bu olay çok ağır gelecektir. Allah imanınızı boşa çıkarmaz. Allah insanlara hakikatlerinden açığa çıkan Rauf ve Rahıym'dir.

Ali Bulaç

Böylece biz sizi, insanlara şahid (ve örnek) olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinizde bir şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun (yönü, Ka'be'yi) kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu,) Allah'ın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz, Allah, insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

Ali Özek ve heyeti

İşte böylece sizin insanlara şâhitler olmanız, Rasûl'ün de size şahit olması için biz, sizi vasat (orta, mutedil) bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, biz ancak Rasûl'e uyanı, ökçeleri üzerinde geri dönenlerden (ayırıp) bilelim diye kıble yaptık. Bu, (Kıblenin değiştirilmesi) Allah'ın hidâyet verdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı (namazlarınızı) asla zâyi edecek değildir. Zira Allah insanlara karşı şefkatli ve çok merhametlidir.

Ali Rıza Safa

Ve işte böylece, sizi, orta bir topluluk yaptık; elçi de size tanık olsun. Elçiyi izleyenleri, topuklarının üzerinde geriye dönenlerden ayırmak için, senin yöneldiğini kıble yaptık. Bu durum, Allah'ın doğru yola eriştirdiklerinden başkasına kesinlikle zor gelir. Oysa Allah, inancınızı boşa çıkarmayacaktır. Kuşkusuz, Allah, insanlara karşı, doğal olarak, Sevecendir; Merhametlidir.

Bayraktar Bayraklı

İnsanların sorunlarını çözesiniz/insanlara şahit olasınız diye, sizi orta noktada olan bir toplum yaptık; böylece Peygamber de sizin sorunlarınızı çözer/size şahit olur. Biz, Peygambere uyanı, topuğu üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, senin eskiden yöneldiğin Kabe'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı hiçe sayacak değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara karşı şefkatlidir; merhametlidir.

Edip Yüksel

Böylece sizi açık fikirli bir toplum kıldık ki halkın arasında tanıklar olabilesiniz ve elçi de aranızda tanık olabilsin. Elçiye uyanlarla topukları üzerinde geriye dönenleri birbirinden ayırmak için eskiden yöneldiğin kıbleyi değiştirdik. ALLAH'ın yol gösterdiği kimseden başkasına elbette bu ağır gelir. ALLAH onayınızı boşa çıkarmaz. ALLAH insanlara Şefkatlidir, Rahimdir.

Edip Yüksel (Eski Baskı)

Böylece sizi açık fikirli bir toplum kıldık ki halkın arasında tanıklar olabilesiniz ve elçi de aranızda tanık olabilsin. Elçiye uyanlarla topukları üzerinde geriye dönenleri birbirinden ayırmak için eskiden yöneldiğin kıbleyi değiştirdik. ALLAH'ın yol gösterdiği kimseden başkasına elbette bu ağır gelir. ALLAH imanınızı boşa çıkarmaz. ALLAH insanlara Şefkatlidir, Rahimdir.

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

İşte böyle sizi, bütün insanlar üzerine adalet örneği, hak şahitleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahit olsun diye, doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir toplum yaptık. Sana önceden durduğun Ka'be'yi kıble yapmamız da yalnız peygamberlerin izinde gidecekleri iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırt etmemiz içindir. Elbette o, Allah'ın doğru yola ilettiği kimselerden başkasına mutlaka ağır gelecekti. Allah imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara karşı çok şefkatli ve merhametlidir.

Elmalılı Hamdi Yazır

ve işte böyle sizi doğru bir caddeye çıkarıp ortada yürüyen bir ümmet kıldık ki siz bütün insanlar üzerine adalet nümunesi, hak şahidleri olasınız, Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Kıbleyi mukaddema durduğun Ka'be yapışımız da sırf şunun içindir: Peygamberin izince gidecekleri; iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayıralım, o elbette Allahın hidayet eylediği kimselerden maadasına mutlak ağır gelecekdi, Allah imanınızı zayi edecek değil, Her halde Allah insanlara re'fetli çok re'fetlidir, rahimdir

Erhan Aktaş

Ve böylece, sizi vasat dipnot 1 bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin dipnot 2 Kıble'yi, dipnot 3 Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği dipnot 4 kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" kelimesi, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
  2. metne dön, dipnot 2
    Henüz kıble olmadığı için.
  3. metne dön, dipnot 3
    Kabe'yi.
  4. metne dön, dipnot 4
    Doğru yola ilettiği.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

Ve böylece, sizi vasat dipnot 1 bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin dipnot 2 Kıble'yi dipnot 3 , Resul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği dipnot 4 kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" sözcüğü, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
  2. metne dön, dipnot 2
    Henüz kıble olmadığı için.
  3. metne dön, dipnot 3
    Kabe'yi.
  4. metne dön, dipnot 4
    Doğru yola ilettiği.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

Ve böylece, sizi vasat dipnot 1 bir toplum yaptık ki insanlara karşı gerçeğin tanıkları olasınız; elçi de sizin üzerinizde tanık olsun. Senin arzulayıp da yönelemediğin dipnot 2 Kabe'yi, Rasul'e uyanları ökçeleri üzerinde geri dönenlerden ayırt etmek için kıble yaptık. Doğrusu, bu, Allah'ın hidayet ettiği dipnot 3 kimselerden başkasına ağır gelir. Allah, imanınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Allah, insanlara karşı Çok Şefkatli ve Çok Bağışlayıcı'dır.

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Hayırlı, şerefli, üstün. "Bir şeyin iki ucu arasındaki kendine ait kısmı", "orta" gibi anlamlara gelen "vasat" sözcüğü, deyim olarak, bir şeyin en iyi, en doğru ve en yararlı olan yeri; hayırlı, dengeli ve ölçülü olmak anlamlarına gelmektedir. Atın veya devenin binilen yerleri olan sırtlarının ortası gibi. Tutarlı ve kararlı.
  2. metne dön, dipnot 2
    Henüz kıble olmadığı için.
  3. metne dön, dipnot 3
    Doğru yola ilettiği.

Gültekin Onan

Böylece biz sizi, insanlara şahid olmanız için orta bir ümmet kıldık; Peygamber de üzerinize şahid olsun. Senin üzerinde bulunduğun yönü [Kabe'yi] kıble yapmamız, elçiye uyanları, topukları üzerinde gerisin geri dönenlerden (yenkalibu) ayırdetmek içindir. Doğrusu (bu) Tanrı'nın hidayete ilettiklerinin dışında kalanlar için büyük (bir yük)tür. Tanrı inancınızı boşa çıkaracak değildir. Kuşkusuz Tanrı insanlara şefkat edendir, esirgeyendir.

Hasan Basri Çantay

Böylece sizi (Ey Muhammed ümmeti) vasat (orta) bir ümmet yapmışızdır, insanlara karşı (hakıykatın) şahidler (i) olasınız, bu peygamber de sizin üzerinize tam bir şahidi olsun diye. (Habibim) senin haala üstünde durageldiğin (Ka'beyi tekrar) kıble yapmamız; o peygambere (sana) uyanları (senin izince gidenleri) ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden (irtidad edeceklerden ve münafıklardan) ayırd etmemiz içindir. Gerçi (Kıblenin bu suretle çevrilmesi) elbette büyük bir (mesele) dir. Ancak bu, Allanın, doğru yola iletdiği kimseler hakkında (asla varid) değil. Allah imanınızı zaayi edecek değildir. Çünkü Allah insanları çok esirgeyendir, (onlara) rahmet (ve inayet) ini rayigan edendir.

İbni Kesir

Böylece sizi vasat bir ümmet kıldık ki, insanların üzerine şahidler olasınız. Peygamber de sizin üzerinize şahid olsun. Ve senin üzerinde bulunduğun kıbleyi, peygambere uyanları, ayağının iki ökçesi üzerinde geri döneceklerden ayırdetmek için kıble yaptık. Gerçi bu, büyük bir şeydir. Ama Allah'ın doğru yola ilettiği kimseler için değil. Allah, elbette imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz ki Allah, insanlara Rauf ve Rahim'dir.

Mehmet Alagaş

(142-145) İnsanlardan akılsız olanlar diyecekler ki; onları yöneldikleri kıbleden ne çevirdi. (Şimdi niye başka bir kıbleleri var) De ki doğu da batıda Allah’ındır, dilediğini doğru yola yönlendirir. Böylece sizi, insanlara şahitler olasınız diye vasat / ortanca bir ümmet yaptık, Resul de size şahittir. Biz yöneldikleri yeri, kıble yapmamamızın nedeni, hangilerinizin Resule uyuyor, kim döneklik ediyor, bilelim diyedir, Allah’ın hidayet ettikleri hariç diğerlerine bu, büyük bir şey gelir / ağır gelir. (Hemen itaat edemezler) Allah onların / hidayette olanların imanlarını ziyan edecek / zayi edecek değildir. Allah insanlara şefkatlidir, esirgeyendir. Yüzünün semaya döndüğünü kesinlikle görüyoruz, seni hoşnut olacağın / razı olacağın kıbleye döndüreceğiz, artık yüzünü Mescid-i Haram’a döndür, her ne tarafta olursanız olun o yöne yüzünüzü çevirin. Muhakkak ki kitap verilenler kesinlikle onun, Rabbinden bir gerçek olduğunu bi leceklerdir. Allah yaptıklarından gafil değildir. (Dikkatinden bir şey kaçmaz) Kendilerine kitap verilenlere her bir a yeti versen dahi senin kıblene uymazlar, sen de onların kıblesine uyacak değilsin , Onların bazıları da bazılarının kıblelerine uymazlar (onların h epsinin kıblesi aynı değildir) Sana ilimden bir şeyler geldikten sonra onların keyiflerine hâlâ uyarsan muhakkak ki sen o vakit zalimlerdensindir.

Rowwad Tercüme Merkezi

Böylece, sizler insanlara birer şahit olasınız ve Peygamber de size şahit olsun diye, sizi orta yollu bir ümmet kıldık. Her ne kadar Allah’ın doğru yolu gösterdiği kimselerden başkasına bu ağır gelse de biz, yönelmekte olduğun kıbleyi ancak; Peygamber’e uyanlarla, yüz çevirip geri dönenleri ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah, imanınızı (namazınızı) boşa çıkaracak değildir. Şüphesiz Allah, insanlara karşı çok şefkatli ve çok merhametlidir.

Süleyman Ateş

Böylece sizi orta bir ümmet yaptık ki, insanlara şahid olasınız. Elçi de size şahid olsun. Biz, Elçi'ye uyanı, ökçesi üzerinde geriye dönenden ayıralım diye, eskiden yöneldiğin Ka'be'yi kıble yaptık. Bu, Allah'ın yol gösterdiği kimselerden başkasına elbette ağır gelir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Şüphesiz Allah, insanlara şefkatli, merhametlidir.

Süleymaniye Vakfı

Böylece, sizi merkez topluluk yaptık ki insanlara örnek dipnot 1 olasınız, bu resul dipnot 2 de size örnek olsun. dipnot 3 Yönelmekte olduğun kıbleyi (Kudüs'ü), dipnot 4 sırf bu resule uyanla gerisin geri döneni bilelim diye kıble yaptık. dipnot 5 Bu, Allah'ın doğru yolda olduklarını onayladığı kişilerin dışındakilere kesinlikle ağır gelir. Allah, (Kabe'nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı boşa çıkaracak değildir. dipnot 6 Allah, insanlara karşı pek şefkatli ve ikramı bol olandır.

Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Her insanın uyması gereken din İslam dini olduğundan (Al-i İmran 3/85), bu dine inananların örnek konumda olmaları gerekir (Al-i İmran 3/110).
  2. metne dön, dipnot 2
    Resul (رسول), "birine gönderilen söz" anlamına geldiği gibi "o sözü iletmek için gönderilen elçi" anlamına da gelir.(Müfredat). Allah'ın elçilerinin görevi, onun sözlerini insanlara ulaştırmaktır. Bu sebeple Kur'an'da geçen Allah'ın resulü (رسول اللّه) ifadelerinde asıl vurgu ayetleredir. Muhammed aleyhisselam öldüğü için bizim muhatabımız olan resul, sadece Kur'an'dır (Al-i İmran 3/144).
  3. metne dön, dipnot 3
    Ayetteki şehid kelimesine, meşhud anlamı verilmiştir. Çünkü bu kalıpta olan bir kelimeye hem ism-i fail (eylemi yapan) hem de ism-i mef'ul (eyleme konu olan) anlamı verilebilir. Müslümanların, insanlara örnek olmaları (Al-i İmran 3/110), Muhammed aleyhisselamı da kendilerine örnek almaları gerektiği için (Ahzab 33/21) burada uygun olan kelimeye "örnek" anlamının verilmesidir.
  4. metne dön, dipnot 4
    Önceki ayette, "Bunları yönelmekte oldukları kıbleden (Kudüs'ten) çeviren nedir ki!" ifadesi geçmektedir. İki ayeti birlikte düşününce kıble değişikliğinin, Yahudileri çok rahatsız ettiği anlaşılır.
  5. metne dön, dipnot 5
    İlk kıble, Mekke'deki Mescid-i Haram'dır (Al-i İmran 3/96). Kıblenin Kudüs'te bulunan Beytülmakdis'e çevrilmesi, Süleyman aleyhisselam zamanında olmuştur (Tevrat /
    I Krallar 8:28-30 — Eski Ahit, 1. Krallar; alıntıyı aç

    Eski Ahit · 1. Krallar 8:28

    Ya RAB Tanrım, kulunun bugün ettiği duayı, yalvarışı işit; duasına ve yakarışına kulak ver.

    Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

    ,
    II Tarihler 6/19-21 — Eski Ahit, 1. Tarihler; alıntıyı aç

    Eski Ahit · 1. Tarihler 6:19

    Merarinin oğulları: Mahli, Muşi. Soylarına göre yazılan Levi oymağının boyları şunlardır:

    Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

    ). Bu ayet, oranın, Yahudileri ve Hristiyanları imtihan için geçici bir süreliğine kıble yapıldığını bildirmektedir.
  6. metne dön, dipnot 6
    Mescid-i Haram'ın tekrar kıble olacağını bilen Yahudi ve Hristiyanlar (Bakara 2/144-146) bunu Mekke'de ve Medine'de yaşayan Araplara haber vermiş olmalıdırlar.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

İşte böyle! Sizi merkez toplum dipnot 1 yaptık ki insanlara örnek olasınız, Kitabımız dipnot 2 da yanınızda olsun. dipnot 3 Yönelmekte olduğun kıbleyi (Beyt-i Makdis'i), sırf elçimize uyanla ona sırt çevireni bilelim diye, yaptık. dipnot 4 Onun değişmesi, Allah'ın doğru yolda olduğunu onayladıklarından başkasına ağır gelir. Allah,(Kabe'nin tekrar kıble olacağına dair) inancınızı boşa çıkaracak değildir. İnsanlara pek şefkatli ve iyiliği bol olan Allah'tır.

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Her insanın inanması gereken din, bu din olduğu için, insanlara örnek olmamız gerekir. (Ali İmran 3/110)
  2. metne dön, dipnot 2
    Ayette geçen Resul (رسول), hem bilgi hem de bilgiyi ileten elçi anlamındadır (Müfredat). Bilgi, elçiden önemli olduğu için Allah Teala şöyle demiştir: "Muhammed sadece elçidir. Ondan önce de elçiler geldi. O ölse veya öldürülse, gerisin geri mi döneceksiniz?" (Al-i İmran 3/144) Elçimiz Muhammed'in, Allah'tan getirdiği bilgiler Kur'an'da toplandığından artık bizim için Resul, Kur'an'dır. Bu yüzden resul kelimesine, yerine göre Allah'ın Kitab'ı anlamını vereceğiz.
  3. metne dön, dipnot 3
    Ayetteki şehid kelimesine, ism-i mef'ul anlamı verilmiştir.
  4. metne dön, dipnot 4
    İlk kıble Kabe'dir. Beyt-i Makdis'e, Davut aleyhisselam zamanında çevrilmiştir. (
    II. Samuel, 24/16-25 — Eski Ahit, 1. Samuel; alıntıyı aç

    Eski Ahit · 1. Samuel 24:16

    Davut söylediklerini bitirince, Saul, “Davut oğlum, bu senin sesin mi?” diye sordu ve hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladı.

    Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin

    )

Şaban Britch

Nitekim, insanlara şahit olmanız, Peygamber’in de size şahit olması için sizi vasat/adil/hayırlı bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ise sırf peygambere uyanları, ökçesi üzerinde geri dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah’ın doğru yolu gösterdiklerinden başkası için bu çok ağır bir şeydir. Allah sizin imanınızı (namazınızı) zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.

Şaban Piriş

Nitekim, insanlara şahit olmanız, Peygamber'in de size şahit olması için sizi vasat /adil bir ümmet kıldık. Senin üzerinde bulunduğun kıbleyi ise sırf peygambere uyanları, ökçesi üzerinde dönenlerden ayırt edelim diye kıble yaptık. Allah'ın doğru yolu gösterdiklerinden başkası için bu çok ağır bir şeydir. Allah sizin imanınızı zayi edecek değildir. Allah insanlara çok şefkatli ve merhametlidir.

Yaşar Nuri Öztürk

İşte böyle! Biz sizi, insanlar üstüne tanık olasınız, resul de sizin üstünüze tanık olsun diye, orta yolu izleyen bir ümmet yaptık. Biz, eskiden üzerinde olduğunu kıble haline getirdik ki resule uyanı, ökçesi üstüne gerisin geri dönenden ayıralım. Bu, Allah'ın kılavuzluk ettikleri dışındakilere gerçekten zor gelecektir. Ama Allah imanınızı işe yaramaz hale getirmeyecektir. Şu da bir gerçek ki, Allah öncelikle insanlara karşı çok acıyıcı, çok merhametlidir.

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

Thus We made an ‘Umma (nation) of you Muslims with balanced reason so that you be witnesses of peoples’ actions characterizing their rival systems. The Prophet would be a witness of your actions, and your deeds are a witness of your worth. We initially established AL-Quds as the Kiblah toward which you, Muhammad, turned in prayer distinguishing those who obey the Prophet and exposing the disobedient who turn on their heels, reversing their position. This was hard on those with the rich legacy of Ibrahim before them but they bowed to Providence as their guide. Allah was not going to annul your religious and spiritual virtues, for Allah displays kindness to those who serve Him and those who do not: His mercy is extended to all.

Abdul Haleem

We have made you [believers] into a just community, so that you may bear witness [to the truth] before others and so that the Messenger may bear witness [to it] before you. We only made the direction the one you used to face [Prophet] in order to distinguish those who follow the Messenger from those who turn on their heels: that test was hard, except for those God has guided. God would never let your faith go to waste [believers], for God is most compassionate and most merciful towards people.

Abdullah Yusuf Ali

Thus, have We made of you an Ummat justly balanced, that ye might be witnesses over the nations, and the Messenger a witness over yourselves; and We appointed the Qibla to which thou wast used, only to test those who followed the Messenger from those who would turn on their heels (From the Faith). Indeed it was (A change) momentous, except to those guided by Allah. And never would Allah Make your faith of no effect. For Allah is to all people Most surely full of kindness, Most Merciful.

Abul A'la Maududi

And it is thus that We appointed you to be the community of the middle way so that you might be witnesses to all mankind and the Messenger might be a witness to you. dipnot 1 We appointed the direction which you formerly observed so that We might distinguish those who follow the Messenger from those who turn on their heels. dipnot 2 For it was indeed burdensome except for those whom Allah guided. And Allah will never leave your faith to waste. Allah is full of gentleness and mercy to mankind.

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    This constitutes the proclamation appointing the religious community (ummah) consisting of the followers of Muhammad to religious guidance and leadership of the world. ' And it is thus', which precedes this proclamation, contains two allusions. It alludes, in the first place, to that Divine Guidance which enabled the followers of Muhammad to know the Straight Way so that they could attain progress to the point of being proclaimed 'the community of the middle way' (or 'the mid-most community' or 'the community justly balanced' - Ed.) In the second place there is an allusion to the change in the direction of Prayer from Jerusalem to the Ka'bah. People of limited intelligence could see no significance in this change of direction although the substitution of Jerusalem by the Ka'bah amounted to the removal of the Children of Israel from their position of world leadership and their replacement by the ummah of Muhammad (peace be on him). The Arabic expression which we have translated as 'the community of the middle way' is too rich in meaning to find an adequate equivalent in any other language. It signifies that distinguished group of people which follows the path of justice and equity, of balance and moderation, a group which occupies a central position among the nations of the world so that its friendship with all is based on righteousness and justice and none receives its support in wrong and injustice. The purpose of creating 'the community of the middle way', according to this Qur'anic verse, is to make it stand as witness 'before all mankind and the Messenger might be a witness before you'. What this means is that when the whole of mankind is called to account, the Prophet, as God's representative, will stand witness to the fact that he had communicated to the Muslims and had put into practice the teachings postulating sound beliefs, righteous conduct and a balanced system of life which he had received from on high. The Muslims, acting on behalf of the Prophet after his return to the mercy of God, will he asked to bear the same witness before the rest of mankind and to say that they had spared no effort in either communicating to mankind what the Prophet had communicated to them, or in exemplifying in their own lives what the Prophet had, by his own conduct, translated into actual practice. This position of standing witness before all mankind on behalf of God, which has been conferred on this community, amounts to its being invested with the leadership of all mankind. This is at once a great honour and a heavy responsibility. For what it actually means is that just as the Prophet served as a living example of godliness and moral rectitude, of equity and fair play before the Muslim community, so is the Muslim community required to stand vis-à-vis the whole world. What is expected of this community is that it should be able to make known, both by word and deed, the meaning of godliness and righteousness, of equity and fairplay. Furthermore. just as the Prophet had been entrusted with the heavy responsibility of conveying to the Muslims the guidance which he had received. in a like manner a heavy responsibility has been laid on the Muslims to communicate this guidance to all mankind. If the Muslims fail to establish before God that they did their duty in conveying to mankind the guidance they had received through the Prophet they will be taken to task seriously and their honourable position as the leaders of the whole world, far from being of any help to them, will spell their disaster. They will be held responsible along with the protagonists of evil for all the errors of belief and conduct which have spread during their term of leadership. They will have to face the grim question: What were they doing when the world was convulsed by storms of transgression, injustice and error?
  2. metne dön, dipnot 2
    One purpose of this change in the direction of Prayer was to find out who was blinkered by irrational prejudices and chained by chauvinistic attachment to land and blood, and who, having liberated himself from those bonds, was capable of rising to the heights and grasping the Truth. On the one hand were the Arabs who were steeped in their national and racial arrogance. For them, taking Jerusalem as the direction of their Prayer (as originally practised by the Prophet) was too hard a blow to their national vanity to be accepted with equanimity. On the other hand, the Jews were essentially no different. They, too, were obsessed with racial pride so that it was difficult for them to accept any other than the direction of Prayer which they had inherited from the past. How could the people whose hearts were full of such idols respond to the call of the Messenger of God? Hence, God saw to it that the worshippers of such idols were distinguished from the genuine worshippers of God by first fixing Jerusalem as the direction of Prayer. This was bound to alienate all those who had worshipped the idol of Arabianism. Later, the fixing of the Ka'bah as the direction of Prayer led to the alienation of those who were engrossed in the worship of the idol of Israel. Thus there were left with the Prophet only, those who truly worshipped none but the One True God.

Aisha Bewley

In this way We have made you a middlemost community, so that you may act as witnesses against mankind and the Messenger as a witness against you. We only appointed the direction you used to face in order to distinguish those who follow the Messenger from those who turn round on their heels. Though in truth it is a very hard thing – except for those Allah has guided. Allah would never let your iman go to waste. Allah is All-Gentle, Most Merciful to mankind.

Al-Hilali & Khan

Thus We have made you [true Muslims - real believers of Islâmic Monotheism, true followers of Prophet Muhammad صلى الله عليه وسلم and his Sunnah (legal ways)], a just (and the best) nation, that you be witnesses over mankind[1] and the Messenger (Muhammad صلى الله عليه وسلم) be a witness over you. And We made the Qiblah (prayer direction towards Jerusalem) which you used to face, only to test those who followed the Messenger (Muhammad صلى الله عليه وسلم) from those who would turn on their heels (i.e. disobey the Messenger). Indeed it was great (heavy) except for those whom Allâh guided. And Allâh would never make your faith (prayers) to be lost (i.e. your prayers offered towards Jerusalem). Truly, Allâh is full of Kindness, the Most Merciful towards mankind.

Ali Quli Qarai

Thus We have made you a middle nation that you may be witnesses to the people, and that the Apostle may be a witness to you. And We did not appoint the qiblah you were following but that We may ascertain those who follow the Apostle from those who turn back on their heels. It was indeed a hard thing except for those whom Allah has guided. And Allah would not let your prayers go to waste. Indeed Allah is most kind and merciful to mankind.

Amatul Rahman Omar

And thus have We made you a nation exalted and justly balanced so that you may be a guiding example for all mankind (by carrying to them what you have learnt about Islam), and this perfect Messenger (of God) may be a guiding example for you. And We did not make that which you would have to be the Qiblah but that We might distinguish him who follows the Messenger from him who turns upon his heels. And this (change of Qiblah) is indeed a hard (test) except for those whom Allâh has guided aright. It was not Allâh's purpose that your faith and your worship should go in vain. Surely, Allâh is Compassionate and Ever Merciful to the people.

Arthur John Arberry

Thus We appointed you a midmost nation that you might be witnesses to the people, and that the Messenger might be a witness to you; and We did not appoint the direction thou wast facing, except that We might know who followed the Messenger from him who turned on his heels -- though it were a grave thing save for those whom God has guided; but God would never leave your faith to waste - truly, God is All-gentle with the people, All-compassionate.

Bijan Moeinian

I (God) have shown you a way to make you a justly balanced nation so that you may become a frame of references for the entire humanity. As to your frame of reference, you have your Prophet to follow. My commandment to take the direction of Jerusalem for saying your prayer was simply a trial to see who will follow the Prophet and who will disregard him. It was indeed a hard test (for the Arabs not to pray towards Mecca) but of course not for the believers who have been guided by God. Rest assured that God will not let this faith of yours being unnoticed as God is the Most King to the mankind and the Most Forgiving.

E. Henry Palmer

Thus have we made you a middle nation, to be witnesses against men, and that the Apostle may be a witness against you. We have not appointed the qiblah on which thou wert agreed, save that we might know who follows the Apostle from him who turns upon his heels although it is a great thing save to those whom God doth guide. But God will not waste your faith, for verily, God with men is kind and merciful.

Edip-Layth

As such, We have made you a balanced/impartial nation so that you may be witnesses over the people, and that the messenger may be witness over you. We did not make the focal point that you came on except so that we know who follows the messenger from those who will turn on their heels. It was a big deal indeed except for those whom God had guided; God was not to waste your acknowledgement. God is Kind and Compassionate over the people.

George Sale

Thus have we placed you, O Arabians, an intermediate nation, that ye may be witnesses against the rest of mankind, and that the Apostle may be a witness against you. We appointed the Keblah towards which thou didst formerly pray, only that we might know him who followeth the Apostle, from him who turneth back on his heel; though this change seem a great matter, unless unto those whom God hath directed. But God will not render your faith of none effect; for God is gracious and merciful unto man.

Hamid S. Aziz

Thus have We made you a middle (or justly balanced) nation, to be witnesses against men, and that the Apostle may be a witness against you. We have not appointed the Qiblah (direction, focus, goal) which you were used to, save that We might know (test) who follows the Apostle from him who turns upon his heels, although it is a great thing save for those whom Allah does guide. But Allah will not waste your faith, for verily, Allah is to all people full of Kindness, Most Merciful.

Mahmoud Ghali

And thus We have made you a middle nation to be witnesses over mankind, and (for) the Messenger to be a witness over you. And in no way did We make the Qiblah which you had been (facing), except that We should know who closely followed the Messenger from him who turned over on his heels. And decidedly it was indeed a great thing (i.e. Formidable, hard) except for the ones whom Allah has guided, and in no way will Allah indeed waste your belief. Surely Allah is indeed Ever-Compassionate, Ever-Merciful to mankind.

Marmaduke Pickthall

Thus We have appointed you a middle nation, that ye may be witnesses against mankind, and that the messenger may be a witness against you. And We appointed the qiblah which ye formerly observed only that We might know him who followeth the messenger, from him who turneth on his heels. In truth it was a hard (test) save for those whom Allah guided. But it was not Allah's purpose that your faith should be in vain, for Allah is Full of Pity, Merciful toward mankind.

Mohamed Ahmed - Samira

The foolish will now ask and say: "What has made the faithful turn away from the Qiblah towards which they used to pray?" Say: "To God belong the East and the West. He guides who so wills to the path that is straight."

Muhammad Asad

And thus have We willed you to be a community of the middle way, so that [with your lives] you might bear witness to the truth before all mankind, and that the Apostle might bear witness to it before you. And it is only to the end that We might make a clear distinction between those who follow the Apostle and those who turn about on their heels that We have appointed [for this community] the direction of prayer which thou [O Prophet] hast formerly observed: for this was indeed a hard test for all but those whom God has guided aright. But God will surely not lose sight of your faith-for, behold, God is most compassionate towards man, a dispenser of grace.

Mustafa Khattab

And so We have made you ˹believers˺ an upright[1] community so that you may be witnesses over humanity and that the Messenger may be a witness over you. We assigned your former direction of prayer only to distinguish those who would remain faithful to the Messenger from those who would lose faith. It was certainly a difficult test except for those ˹rightly˺ guided by Allah. And Allah would never discount your ˹previous acts of˺ faith. Surely Allah is Ever Gracious and Most Merciful to humanity.

Progressive Muslims

And as such, We have made you a balanced nation so that you may be witness over the people, and that the messenger may be witness over you. And We did not make the focal point that you became on except to know who follows the messenger from those who will turn on their heels. It was a great thing indeed except for those whom God had guided; God was not to waste your belief. God is Merciful and Compassionate over the people.

Rashad Khalifa

We thus made you an impartial community, that you may serve as witnesses among the people, and the messenger serves as a witness among you. We changed the direction of your original Qiblah only to distinguish those among you who readily follow the messenger from those who would turn back on their heels. It was a difficult test, but not for those who are guided by GOD. GOD never puts your worship to waste. GOD is Compassionate towards the people, Most Merciful.

Sahih International

And thus we have made you a just community that you will be witnesses over the people and the Messenger will be a witness over you. And We did not make the qiblah which you used to face except that We might make evident who would follow the Messenger from who would turn back on his heels. And indeed, it is difficult except for those whom Allah has guided. And never would Allah have caused you to lose your faith. Indeed Allah is, to the people, Kind and Merciful.

Sam Gerrans

And thus We made you an intermediary community that you might be witnesses to mankind, and that the Messenger might be a witness to you. And We made not the course which thou wast on save that We might know him who follows the Messenger from him who turns on his heels. And it is hard save for those whom God has guided. And God would not cause your faith to be lost; God is towards men kind and merciful.

Shabbir Ahmed

And, thus it is: We have appointed you a middle and just Community that you would be watchers over all mankind and that the Messenger be a witness against you. (It will be your sacred duty to ensure that no people on earth will oppress others). So far as the transformation of the Center of devotion is concerned, it has distinguished between those who succumb to traditional and nationalistic preferences from those who see all mankind as one nation and follow the Messenger. And the Messenger is fulfilling Allah's Command for the Unity of Mankind. In fact it was a hard test except for those who have attained Allah's Guidance. Allah never lets your Faith go in vain. Verily, Allah is Compassionate and Merciful to all mankind.

Syed Vickar Ahamed

Thus have We made of you (believers) a nation of Muslims (followers of faith) justly balanced, that you may be witnesses over the nations, and the Prophet (Muhammad), a witness over yourselves; And We had appointed Qibla (the direction of prayer) to which you were used, only to test those who followed the Prophet (Muhammad) from those who would turn on their heels (from the Faith). indeed it was (a change) momentous, except to those guided by Allah. And Allah would never make your faith ineffective. Most surely, Allah is for the mankind Full of Kindness (Ra'uf), Most Merciful (Raheem).

Taqi Usmani

In the same way We made you a moderate Ummah (community), so that you should be witnesses over the people, and the Messenger a witness to you.And We did not prescribe the Qiblah which you used to observe except to know the one who follows the Messenger as distinct from the one who turns on his heels. It was burdensome indeed, but not on those whom Allah guided. Allah will not allow your faith go to waste. Certainly Allah is very kind, very merciful to the people.

The Monotheist Group

And as such, We have made you a balanced nation so that you may be witness over the people, and that the messenger may be witness over you. And We did not make the focal point that you became on except to distinguish who follows the messenger from those who will turn on their heels. It was a great thing indeed except for those whom God had guided; God was not to waste your belief. God is Merciful and Compassionate over the people.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 143. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 143. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Bakara suresi, 143. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩