Diyanet İşleri
Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Musa onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Musa!" demişti.
İsrâ suresi · 101–111. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
İsrâ suresi, 101. ayet. وَلَقَدْ ءَاتَيْنَا مُوسَىٰ تِسْعَ ءَايَٰتٍۭ بَيِّنَٰتٍ فَسْـَٔلْ بَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ إِذْ جَآءَهُمْ فَقَالَ لَهُۥ فِرْعَوْنُ إِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰمُوسَىٰ مَسْحُورًا
Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor (sana anlatsınlar): Hani Musa onlara gelmiş ve Firavun da ona, "Ben senin kesinlikle büyülendiğini zannediyorum ey Musa!" demişti.
Yemin olsun ki Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik. dipnot 1 (Musa) yanlarına geldiğinde Firavun'un ona "Ey Musa, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum." dediğini İsrailoğullarına sor!
Doğrusu Biz Musa'ya, (Risaletinin) apaçık belgeleri olan dokuz mucizevi kanıt verdik. İstersen sor İsrailoğullarına; (Musa) onlara geldiğinde, Firavun ona "Gerçek şu ki, ben senin sihirlenmiş biri olduğunu düşünüyorum!" demişti.
Ve gerçek şu ki, Biz Musa'ya dokuz açık mesaj verdik. Nitekim, sor İsrailoğulları'na, (Musa) onlara geldiğinde (ve Firavun'a başvurduğunda neler olduğunu sana anlatsınlar). Firavun ona: "Ey Musa!" demişti, "Gerçek şu ki, ben senin büyüyle donanmış olduğunu düşünüyorum!"
Andolsun ki biz, Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. . . İsrailoğullarına sor, (Musa) onlara geldiğinde, Firavun Ona demişti ki: "Muhakkak ki ben, senin büyücü olduğunu zannediyorum, ya Musa!"
Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz ayet (mucize) vermiştik; işte İsrailoğullarına sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
Andolsun biz, Musa'ya açık açık dokuz âyet verdik. Haydi İsrailoğullarına sor. Musa onlara geldiğinde Firavun ona, «Ey Musa! dedi, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum!»
Ayrıca, gerçek şu ki, Musa'ya, çok açık dokuz mucize verdik. dipnot 220 İşte, İsrailoğullarına sor; onlara geldiğinde, Firavun, Ona, şöyle demişti: "Ey Musa! Aslında, senin büyülenmiş olduğundan kuşkum yok!"
Andolsun, Musa'ya apaçık dokuz mu'cize verdik. İsrailoğullarına sor! Kendilerine Musa geldiği zaman, Firavun,"Ey Musa! Ben, seni büyülenmiş sanıyorum" dedi.
Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. Dilersen İsrail oğullarına sor. Onlara gittiğinde, Firavun ona, "Musa, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum" demişti.
Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. Dilersen İsrail oğullarına sor. Onlara gittiğinde, Firavun ona, 'Musa, senin büyülenmiş olduğunu sanıyorum,' demişti
Andolsun ki, Musa'ya apaçık dokuz mucize verdik. Sor İsrail oğullarına; Musa onlara geldiği vakit, Firavun ona dedi ki: "Ey Musa ben seni kesin büyüye tutulmuş sanıyorum!"
Celalim hakkı için Musaya açık açık dokuz ayet verdik, sor Beni İsraile, onlara geldiği vakıt Fir'avn ona dedi ki: her halde ben seni ya Musa! Bir büyüye tutulmuş zannediyorum
Ant olsun ki Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet dipnot 1 verdik. İsrailoğulları'na sor. Onlara geldiğinde, Firavun ona, "Ey Musa! Ben kesinlikle büyülenmiş olduğunu görüyorum." demişti.
Ant olsun ki Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet dipnot 1 verdik. İsrailoğulları'na sor. Onlara geldiğinde, Firavun ona, "Ey Musa! Ben kesinlikle büyülenmiş olduğunu görüyorum." demişti.
Ant olsun ki Biz Musa'ya apaçık dokuz ayet dipnot 1 verdik. İsrailoğulları'na sor. Onlara geldiğinde, Firavun ona, "Ey Musa! Ben kesinlikle büyülenmiş olduğunu sanıyorum." demişti.
Andolsun, biz Musa'ya apaçık dokuz ayet vermiştik; işte İsrailoğullarına sor; onlara geldiği zaman Firavun ona: "Gerçekten ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
Andolsun ki biz Musaya açık açık dokuz ayet verdik. İşte İsrail oğullarına sor: O, bunlara geldiği vakit Fir'avn ona: "Musa, ben seni herhalde büyülenmiş sanıyorum" demişdi.
Andolsun ki; Biz, Musa'ya dokuz tane apaçık ayet verdik. Sor, İsrailoğullarına, hani onlara gelmişti de Firavun ona şöyle demişti: Ey Musa, doğrusu ben, seni büyülenmiş zannediyorum.
(101-104) Biz Musa ’ya dokuz apaçık ayet verdik, İsrail oğullarına da sor, onlara geldiğinde Firav un ona; ey Musa ben seni sihirlenmiş / etkilenmiş sanıyorum dedi, d edi ki kesin olarak sen de biliyorsun ki; bunları semaların ve arzın Rabbi görebilmek için / basiret için indirdi ve kesinlikle ben de ey firavun seni helak olmuş sanıyorum. Onları yerlerinden kışkırtıp çıkarmayı murat etti ve biz de onu ve beraberindekileri hepsini birden boğduk., ardından İsrail oğullarına dedik ki arzda yerleşin / iskân edin sonraki vaadimiz geldiği zaman size daha kalabalık geleceğiz.
Andolsun ki Mûsâ’ya apaçık dokuz ayet verdik. İsrailoğulları'na sor! Mûsâ onlara geldiğinde Firavun kendisine: "Ey Mûsâ! Ben senin kesinlikle büyülenmiş olduğunu zannediyorum" demişti.
Andolsun biz Musa'ya açık açık dokuz mu'cize vermiştik. İşte İsrail oğullarına sor: Musa onlara gelmiş; Fir'avn ona: "Ey Musa, ben seni büyülenmiş sanıyorum" demişti.
Musa'ya apaçık dokuz ayet / mucize verdik. dipnot 1 İsrailoğullarına sor: dipnot 2 Musa onlara (elçi olarak) geldiğinde Firavun ona: "Ey Musa! Ben gerçekten senin büyülenmiş biri olduğunu düşünüyorum!" demişti. dipnot 3
Musa'ya elçiliğini ispatlayan dokuz belge(mucize) verdik. Sor İsrailoğullarına; o belgeler geldiğinde Firavun ona demişti ki "Ben senin büyülenmiş biri olduğuna kanaat getirdim."
Andolsun ki Musa’ya apaçık dokuz ayet verdik. İsrailoğulları'na sor! Musa onlara geldiğinde Firavun kendisine: Ey Musa! Ben senin kesinlikle büyülenmiş olduğunu zannediyorum, demişti.
Andolsun ki Musa'ya apaçık dokuz ayet verdik. İsrailoğullarına sor! Musa onlara geldiğinde Firavun kendisine: -Ey Musa, ben senin kesinlikle büyülenmiş olduğunu zannediyorum, demişti.
Yemin olsun, biz, Musa'ya açık seçik dokuz mucize verdik. İsrailoğullarına sor: Hani, Musa onlara geldiğinde Firavun ona şöyle demişti: "Ben senin kesinlikle büyülendiğini düşünüyorum, ey Musa!"
İsrâ suresi, 102. ayet. قَالَ لَقَدْ عَلِمْتَ مَآ أَنزَلَ هَٰٓؤُلَآءِ إِلَّا رَبُّ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ بَصَآئِرَ وَإِنِّى لَأَظُنُّكَ يَٰفِرْعَوْنُ مَثْبُورًا
Musa ise, "İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun, ben de seni kesinlikle helak olmuş bir kişi olarak görüyorum" demişti.
(Musa da) "Bunları (mucizeleri) öngörüler olarak, göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini gayet iyi biliyorsun. Ey Firavun! Doğrusu ben senin mahvolacağını sanıyorum." demişti.
(Musa) dedi ki: "Doğrusu (muhatabına) basiret kazandıran bu (vahyi), göklerin ve yerin Rabbi dışında kimsenin indiremeyeceğini sen de çok iyi biliyorsun; ve ben de ey Firavun, senin artık iyice tükenip bittiğini düşünüyorum!"
(Musa) da ona: "Bu (mucizevi olguları, sana) uyarıcı, aydınlatıcı belirtiler olarak göklerin ve yerin (gerçek) sahibinden başkasının indiremeyeceğini pekala biliyorsun!" diye karşılık verdi, "Ve ey Firavun, (onları doğru değerlendirme yolunu seçmediğin için) ben de senin bütünüyle ziyan içinde olduğunu düşünüyorum!"
(Musa da Firavun'a) dedi ki: "Andolsun ki, bunları, doğruluğumu sana gösteren kanıtlar olarak semaların ve arzın Rabbinden başkasının inzal etmediğini pekala bilirsin. . . Muhakkak ki ben de senin hüsrana uğramış olduğunu zannediyorum, ey Firavun!"
O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış, harab olmuş sanıyorum" demişti.
(Musa Firavuna:) «Pekâlâ biliyorsun ki, dedi, bunları, birer ibret olmak üzere, ancak, göklerin ve yerin Rabbi indirdi. Ey Firavun! Ben de senin hakikaten mahvolduğunu sanıyorum!»
Dedi ki: "Gerçek şu ki, bunları, aydınlanma kaynağı olarak, Göklerin ve Yeryüzünün Efendisinden başkasının indirmediğini biliyorsun!" "Ey Firavun! Aslında, senin tükenmiş olduğunu görüyorum!"
Musa da,"Andolsun, göklerin ve yerin Rabbinin göz açıcı belgeleri olarak bunları indirdiğini biliyorsundur. Doğrusu, Ey Firavun! Senin yok olacağını sanıyorum" dedi.
"Göklerin ve yerin Efendisinden başkasının bu delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Firavun, seni mahvolmuş biri olarak görüyorum!"
'Göklerin ve yerin Rabbi'nden başkasının bu delilleri indirmediğini iyi biliyorsun. Firavun, seni mahvolmuş biri olarak görüyorum!'
Musa da: "Pekala bilirsin ki, bunları, göklerin ve yerin Rabbi ancak birer ibret olmak üzere indirdi. Mutlaka ben de seni, ey Firavun helak olmuş sanıyorum!"
Alimallah dedi: pek ala bilirsin ki bunları o Göklerin Yerin rabbı, sırf birer basiret olmak üzere indirdi, her halde ben de seni ya Fir'avn! Helak olmuş zannediyorum
Musa: "Bunları uyarıcı, aydınlatıcı olarak göklerin ve yerin Rabb'inden başkasının indirmediğini sen bildin. Ey Firavun! Ben de senin mahvolduğunu görüyorum". dedi.
Musa: "Bunları uyarıcı, aydınlatıcı olarak göklerin ve yerin Rabb'inden başkasının indirmediğini sen bildin. Ey Firavun! Ben de senin mahvolduğunu görüyorum". dedi.
Musa: "Bunları uyarıcı, aydınlatıcı olarak göklerin ve yerin Rabb'inden başkasının indirmediğini sen bildin. Ey Firavun! Ben de kesinlikle senin mahvolduğunu sanıyorum". dedi.
O da: "Andolsun, bunları görülecek belgeler olarak göklerin ve yerin rabbinden başkasının indirmediğini sen de bilmişsin; gerçekten ben de seni yıkılmış, harab olmuş sanıyorum" demişti.
O da: "Andolsun, dedi, bunları (her biri basıyretle görülecek) birer ibret olmak üzere göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini bilmişsindir. Ben de, Fir'avn, seni herhalde helak edilmiş sanıyorum".
O da demişti ki: Andolsun ki sen; bunları göklerin ve yerin Rabbının, açık deliller olarak indirmiş olduğunu biliyorsun. Ben, doğrusu ey Firavun, senin mahvolacağını sanıyorum.
(101-104) Biz Musa ’ya dokuz apaçık ayet verdik, İsrail oğullarına da sor, onlara geldiğinde Firav un ona; ey Musa ben seni sihirlenmiş / etkilenmiş sanıyorum dedi, d edi ki kesin olarak sen de biliyorsun ki; bunları semaların ve arzın Rabbi görebilmek için / basiret için indirdi ve kesinlikle ben de ey firavun seni helak olmuş sanıyorum. Onları yerlerinden kışkırtıp çıkarmayı murat etti ve biz de onu ve beraberindekileri hepsini birden boğduk., ardından İsrail oğullarına dedik ki arzda yerleşin / iskân edin sonraki vaadimiz geldiği zaman size daha kalabalık geleceğiz.
Mûsâ ise, “İyi biliyorsun ki, bunları ancak, göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ey Firavun! Ben de seni kesinlikle helâk olmuş bir kişi olarak görüyorum." demişti.
Musa dedi ki: "Bunları, ancak göklerin ve yerin Rabbinin, (benim doğruluğumu belgeleyen) kanıtlar olarak indirdiğini pekala bildin. Ey Fir'avn, ben de seni mahvolmuş görüyorum."
Musa dedi ki: "Artık sen de gayet iyi biliyorsun ki bunları birer gösterge olarak indirmiş olan, göklerin ve yerin Rabbinden başkası değildir. dipnot 1 Ey Firavun! Ben de gerçekten senin sonunun geldiğini düşünüyorum."
Musa dedi ki "Çok iyi bilirsin ki bunları birer gösterge olarak indiren göklerin ve yerin Rabbinden başkası değildir. Bak Firavun, bana göre sen davanı kaybetmişsin."
Musa da ona: “İyi biliyorsun ki, bunları ancak göklerin ve yerin Rabbi apaçık deliller olarak indirmiştir. Ben de kesinlikle senin helak olacağını görüyorum ey Firavun!" dedi.
Musa da ona: -Elbette bunları deliller olarak göklerin ve yerin Rabbinden başkasının indirmediğini bilirsin. Ben de kesinlikle senin mahvolacağını zannediyorum ey Firavun! dedi.
Musa dedi: "Yemin olsun, sen bilmektesin ki, bunları, basiretle görülebilecek ibretler halinde/basiretler olarak o, göklerin ve yerin Rabbinden başkası indirmedi. Vallahi ben de seni mahvolmuş görüyorum, ey Firavun!"
İsrâ suresi, 103. ayet. فَأَرَادَ أَن يَسْتَفِزَّهُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ فَأَغْرَقْنَٰهُ وَمَن مَّعَهُۥ جَمِيعًا
Bunun üzerine Firavun (işkence etmek ve öldürmek suretiyle) o yerden onların kökünü kazımak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri hep birden suda boğduk.
(Firavun) onları o yerden (o ülkeden) çıkarmak istemişti. Bu yüzden biz de onu ve beraberindekileri (denizde) boğmuştuk.
Nihayet (Firavun), onların kökünü yeryüzünden kazımaya karar verdi. Bunun üzerine Biz de onu ve onunla birlikte olan herkesi boğup attık.
Ve sonunda Firavun onları yeryüzünden söküp atmaya karar verdi; bunun üzerine Biz de onu ve onunla beraber olan herkesi (denizde) boğduk.
(Firavun) onları arzdan sürüp çıkarmayı irade etti. . . Biz de onu ve onunla beraber olan kimseleri toptan, suda boğduk!
Böylelikle, onları o yerden sürüp sarsıntıya uğratmayı istedi, biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik.
Bundan sonra, Firavun, onları ülkeden çıkarmak istemiş, biz de onu ve onunla beraber olanları toptan suda boğuvermiştik.
Sonunda, o topraktan, onları sürüp çıkarmak istedi. Bunun üzerine, onu ve onunla birlikte olanların tümünü boğduk.
Firavun onları ülkeden çıkarmak istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
Onları yeryüzünden kaldırmak isteyince de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk.
Onları ülkeden çıkarmak isteyince de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk
(103-104) Derken Firavun onları o yerden belinletmek (sürüp çıkarmak) istedi, Biz de hem kendisini, hem de beraberindekilerin tümünü birden boğuverdik; arkasından da İsrailoğullarına dedik ki: "Haydi, yeryüzünde yerleşin; sonra ahiret va'di geldiği vakit hepinizi dürüp bükerek (bir araya) getireceğiz."
Derken onları Arzdan belinletmek istedi, biz de hem kendisini ve hem maıyyetindekileri hepsini birden garkediverdik
Bunun üzerine yeryüzünü onlara dar etti. dipnot 1 Biz, onu ve beraberinde olanların tamamını suda boğduk.
Bunun üzerine yeryüzünü onlara dar etti. dipnot 1 Biz, onu ve beraberinde olanların tamamını suda boğduk.
Bunun üzerine yeryüzünü onlara dar etti. dipnot 1 Biz, onu ve beraberinde olanların tamamını suda boğduk.
Böylelikle, onları o yerden sürüp sarsıntıya uğratmayı istedi, biz de onu ve beraberindekileri hep birlikte boğuverdik.
Derken onları o yerden sürüb çıkarmak istedi. Biz de hem kendisini, hem maiyyetindekileri, topdan suda boğuverdik.
Bunun üzerine onları memleketten sürmek istedi. Biz de onu ve beraberindekileri bütünüyle suda boğduk.
(101-104) Biz Musa ’ya dokuz apaçık ayet verdik, İsrail oğullarına da sor, onlara geldiğinde Firav un ona; ey Musa ben seni sihirlenmiş / etkilenmiş sanıyorum dedi, d edi ki kesin olarak sen de biliyorsun ki; bunları semaların ve arzın Rabbi görebilmek için / basiret için indirdi ve kesinlikle ben de ey firavun seni helak olmuş sanıyorum. Onları yerlerinden kışkırtıp çıkarmayı murat etti ve biz de onu ve beraberindekileri hepsini birden boğduk., ardından İsrail oğullarına dedik ki arzda yerleşin / iskân edin sonraki vaadimiz geldiği zaman size daha kalabalık geleceğiz.
Bunun üzerine onları o yerden çıkarmak istedi. Biz de onu beraberindekilerle birlikte suda boğuverdik.
Fir'avn onları o ülkeden sürüp çıkarmak istedi, biz de onu, yanındakilerle birlikte toptan boğduk.
Bunun üzerine Firavun onları topraklarından söküp atmak istedi. Biz de onu ve beraberindekileri topluca suda boğduk. dipnot 1
Firavun hemen onları oradan çıkarmak istedi. Biz de onu ve beraberindekilerin hepsini suda boğduk.
Firavun onları ülkeden çıkarmak istedi. Biz de onu yanındakilerin hepsini suda boğduk.
Firavun onları ülkeden çıkarmak istedi. Biz de onu yanındakilerin hepsini suda boğduk.
Firavun onları o topraktan sürüp çıkarmak istedi de biz onu ve yanındakilerin tümünü boğduk.
İsrâ suresi, 104. ayet. وَقُلْنَا مِنۢ بَعْدِهِۦ لِبَنِىٓ إِسْرَٰٓءِيلَ ٱسْكُنُوا۟ ٱلْأَرْضَ فَإِذَا جَآءَ وَعْدُ ٱلْـَٔاخِرَةِ جِئْنَا بِكُمْ لَفِيفًا
Bunun ardından İsrailoğullarına şöyle dedik: "Bu topraklarda oturun, ahiret va'di (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz."
Arkasından da İsrailoğullarına "O topraklarda yerleşip oturun! Ahiret vaadi geldiğinde hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz." demiştik.
Derken onların ardından İsrailoğullarına "(Artık) yurd(unuz)a güvenlik içinde yerleşin!" dedik; "fakat ahirete ilişkin vaad gerçekleştiği zaman, sizi parçası olduğunuz (insanlıkla) bir araya getireceğimizi de (olup-bitmiş) bir iş gibi kesin bilin)!"
Ve sonra İsrailoğulları'na: "Şimdi artık yeryüzünde güvenlik içinde yerleşin" dedik, "fakat, (unutmayın ki,) Son Gün'e ilişkin söz gerçekleştiği zaman, karışık bir bütün(ün parçaları) olarak hepinizi bir araya getireceğiz!"
Ondan sonra İsrailoğullarına dedik ki: "O arzda mesken edinin. . . Gelecek hayatın vadesi geldiğinde de, topunuzu hep bir arada toplayacağız. "
Ve onun ardından İsrailoğullarına söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret va'di geldiğinde hepinizi derleyip toplayacağız."
Arkasından da İsrailoğullarına: «O topraklarda oturun! Ahiret vaadi tahakkuk edince, hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz» dedik.
Ve onun ardından, İsrailoğullarına, şunu söyledik: "Bu topraklarda yerleşin. Sonsuz yaşam sözü geldiğinde, tümünüzü bir araya toplayacağız!" dipnot 221
Bundan sonra İsrailoğulları'na,"Bu yerde siz oturunuz! Ahiret vaadi gerçekleşince, hepinizi karmakarışık bir topluluk olarak getiririz" dedik.
Ondan sonra İsrail oğullarına, "Bu ülkede yerleşin. Verilen son söz geldiğinde sizi bir araya toplayacağız" dedik. dipnot 1
Ondan sonra İsrail oğullarına, 'Bu ülkede yerleşin. Verilen son söz geldiğinde sizi bir araya toplayacağız,' dedik.
(103-104) Derken Firavun onları o yerden belinletmek (sürüp çıkarmak) istedi, Biz de hem kendisini, hem de beraberindekilerin tümünü birden boğuverdik; arkasından da İsrailoğullarına dedik ki: "Haydi, yeryüzünde yerleşin; sonra ahiret va'di geldiği vakit hepinizi dürüp bükerek (bir araya) getireceğiz."
Arkasından da Beni İsraile dedik ki: haydin Arzda sakin olun, sonra Ahıret va'di geldiği vakıt hepinizi dürüp bükerek getireceğiz
Arkasından İsrailoğulları'na, "güven içinde o yerde yerleşin! Sonra ahiret için verilen süre dolunca hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz." dedik.
Arkasından İsrailoğulları'na, "güven içinde o yerde yerleşin! Sonra ahiret için verilen süre dolunca hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz." dedik.
"Arkasından İsrailoğulları'na, güven içinde o yerde yerleşin! Sonra ahiret için verilen süre dolunca hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz." dedik.
Ve onun ardından İsrailoğullarına söyledik: "O toprak (yurt)ta oturun, ahiret vaadi geldiğinde hepinizi derleyip toplayacağız."
Arkasından da İsrail oğullarına (şöyle) dedik: (Haydin), o yerde siz oturun. Sonra ahiret va'di geldiği vakit onları da, sizi de bir araya getireceğiz".
Onun ardından İsrailoğullarına dedik ki: Haydin, o memlekette siz oturun. Ahiret vaadi geldiği zaman; onları da sizi de bir araya getiririz.
(101-104) Biz Musa ’ya dokuz apaçık ayet verdik, İsrail oğullarına da sor, onlara geldiğinde Firav un ona; ey Musa ben seni sihirlenmiş / etkilenmiş sanıyorum dedi, d edi ki kesin olarak sen de biliyorsun ki; bunları semaların ve arzın Rabbi görebilmek için / basiret için indirdi ve kesinlikle ben de ey firavun seni helak olmuş sanıyorum. Onları yerlerinden kışkırtıp çıkarmayı murat etti ve biz de onu ve beraberindekileri hepsini birden boğduk., ardından İsrail oğullarına dedik ki arzda yerleşin / iskân edin sonraki vaadimiz geldiği zaman size daha kalabalık geleceğiz.
Bunun ardından İsrailoğulları'na şöyle dedik: ''Bu topraklarda oturun, ahiret vaadi (kıyamet) gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz.''
Onun ardından İsrail oğullarına: "O ülkede oturun, ahiret zamanı gelince hepinizi toplayıp bir araya getireceğiz," dedik.
Bu olaydan sonra İsrailoğullarına dedik ki: "Artık o topraklarda siz oturun. dipnot 1 Son vaat gelince sizi toplayıp bir araya getireceğiz."
Sonra İsrailoğullarına dedik ki "Bu topraklarda siz oturun. Ahiretin zamanı gelince sizi de derleyip bir araya getireceğiz."
İsrailoğulları'na: "Ülkede oturun, ahiret vaadi geldiği zaman hepinizi bir araya getireceğiz" dedik.
İsrailoğullarına: -Ülkede oturun, ahiret vaadi geldiği zaman hepinizi bir araya getireceğiz. dedik.
Bunun ardından, İsrailoğullarına şöyle dedik: "Şu toprakta oturun. Ahiret vaadi/ikinci vaat gelince, sizi toplayıp bir araya getireceğiz."
İsrâ suresi, 105. ayet. وَبِٱلْحَقِّ أَنزَلْنَٰهُ وَبِٱلْحَقِّ نَزَلَ وَمَآ أَرْسَلْنَٰكَ إِلَّا مُبَشِّرًا وَنَذِيرًا
Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o da hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz onu (Kur'an'ı), bir amaç ile indirdik; zaten o da gerçeği getirmiştir. Seni yalnızca müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz bu (vahyi) mutlak gerçeğe bir atıf olarak indirdik ve o da kaynağından indiği (gibi) asli gerçekliğiyle (muhatabına) ulaştı; nitekim Biz seni, sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Ve biz bu (vahyi) değişmeyen gerçeğe işaret olarak indirdik ve o da (sana, ey Peygamber) hak olarak ulaştı; çünkü Biz seni yalnızca bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik;
Biz Onu Hak olarak inzal ettik, O da Hak olarak nüzul etti! Seni sadece müjdeleyici ve uyarıcı olarak irsal ettik.
Biz onu (Kur'an'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.
Biz Kur'an’ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi . Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik .
Onu, gerçek olarak indirdik. Ve O, gerçek olarak indi. Seni de yalnızca muştulayıcı ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz Kur'an'ı hak olarak indirdik; o da hakkı getirdi. Seni yalnız müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Gerçekten onu biz indirdik ve o gerçek ile indi. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Gerçekten onu biz indirdik ve o gerçek ile indi. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik
Bunu (Kur'an'ı) gerçeğin ifadesi olarak indirdik, o da gerçek bir şekilde indi. Seni ancak sevabımızın müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik.
Bunu da bihakkın indirdik ve bihakkın indi ve seni ancak sevabımızın müjdecisi ve azabımızın habercisi olarak gönderdik
Onu hakk ile indirdik. Ve hakk dipnot 1 ile indi. Seni, haber verici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.
Onu hakk ile indirdik. Ve hakk dipnot 1 ile indi. Seni, haber verici ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.
Onu hakk ile indirdik. Ve hakk dipnot 1 ile indi. Seni, müjdeci ve uyarıcı olmandan başka bir şey için göndermedik.
Biz onu (Kuran'ı) hak olarak indirdik ve o hak ile indi; seni de yalnızca bir müjde verici ve uyarıp korkutucu olarak gönderdik.
Biz o (Kuranı) hak olarak indirdik ve o, hak olarak indi. Seni de (sevabın) bir müjdeci (sin) den, (azabın) bir haberci (sin) den başka bir (sıfatla) göndermedik.
Biz onu hak ile indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
(105-110) Biz Onu / Kuran’ı gerçek olarak indirdik ve de o hak bir iniştir, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirdik, Kur'an onu insanlara belli aralıklarla dura dura okuman için kısım kısım yaptık , Onu belli bir indirilişle indirdik de ki Ona inanın! yahut inanmayın! muhakkak ki ondan önce kendisine ilim verilenler, üzerlerine okunduğu vakit çeneleri üzeri secdeye kapanıyorlardı ve diyorlardı ki; Rabbimiz seni üstün tutarız, Rabbimizin vaadi hep yerine getirilmiştir / ifa edilmiştir. Ağlayarak çeneleri üzre kapanıyorlar ve bu onların huşularını artıyor. Deki Allah ya da Rahman diye dua da bulunun, hangisi ile onu çağırsanız çağırın, güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme ve çok ta alçaltma bu ikisi arası bir yolu tut. Çocuk edinmeyen egemenliğinde / mülkiyetinde ortağı olmayan zillete düşüp te dost / veli aramayan Allaha hamdolsun de ve onu belli bir büyükleme ile büyükle.
Biz onu hak olarak indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak bir müjdeci ve bir uyarıcı olarak gönderdik.
Biz o(Kur'a)nı hak olarak indirdik ve o, hak ile inmiştir. Seni de ancak bir müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz Kur'an'ı gerçekleri içerir bir şekilde indirdik; dipnot 1 o da gerçekleri getirdi. Seni ise ancak bir müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik. dipnot 2
Biz onu tümüyle gerçek olarak indirdik ve tümüyle gerçek olarak indi. Seni de sadece müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz onu, hak olanı indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Hak olanı indirdik. O da hak olarak indi. Seni de ancak müjdeleyici ve uyarıcı olarak gönderdik.
Biz onu hak ile indirdik ve o hak ile indi. Seni de ancak müjdeci ve uyarıcı olarak gönderdik.
İsrâ suresi, 106. ayet. وَقُرْءَانًا فَرَقْنَٰهُ لِتَقْرَأَهُۥ عَلَى ٱلنَّاسِ عَلَىٰ مُكْثٍ وَنَزَّلْنَٰهُ تَنزِيلًا
Biz Kur'an'ı, insanlara dura dura okuyasın diye ayet ayet ayırdık ve onu peyderpey indirdik.
Biz onu (Kur'an'ı), insanlara yavaş yavaş okuyasın diye (bölümlere) ayırdık ve onu bu şekilde indirdik. dipnot 1
Ayrıca onu sürekli okunan bir Kur'an kılmak için bölüm bölüm açıkladık (ki), üzerinde dura dura onu insanlara okuyasın; çünkü biz de onu, (hayata geçirsinler) diye dura dura, parça parça indirmiştik.
ve ayrıca onu, insanlara yavaş yavaş okuyasın diye bir Kuran, temel bir okuma metni olarak bölüm bölüm açıkladık, ayet ayet indirdik.
Kuran'ı birbirinin tamamlayıcısı bölümlere ayırdık ki, insanlara, Onu hazmetmelerine imkan tanıyarak, zaman içinde yavaş yavaş okuyasın. . . Biz Onu kısım kısım indirdik.
Onu bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.
Biz onu, Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye (âyet âyet, sûre sûre) ayırdık ve onu peyderpey indirdik.
İnsanlara yavaş bir biçimde okuman için, Kur'an'ı, bölümlere ayırdık. Ve Onu, parçalar biçiminde bir indirişle indirdik. dipnot 222
Biz onu Kur'an olarak, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm ayırdık ve peyderpey indirdik.
Uzun bir zaman dilimi içerisinde halka okuman için ayırdığımız bir Kuran'dır. Onu topluca indirmiştik.
Uzun bir zaman dilimi içerisinde halka okuman için ayırdığımız bir Kuran'dır. Onu topluca indirmiştik
Hem onu bir Kur'an olarak ayet ayet ayırdık ki, insanlara dura dura okuyasın, hem de gerektikçe parça parça indirdik.
Hem onu bir Kur'an olmak üzere ayet ayet ayırdık ki nasa dura dura okuyasın hem de tenzil suretiyle ceste ceste indirdik
Kur'an'ı; onu, zamana yayarak insanlara duyurman dipnot 1 için bölümler halinde birbiri ardınca indirdik.
Kur'an'ı; onu, zamana yayarak insanlara duyurman dipnot 1 için bölümler halinde birbiri ardınca indirdik.
Kur'an'ı; onu, zamana yayarak insanlara duyurman dipnot 1 için bölümler halinde birbiri ardınca indirdik.
Onu bir Kuran olarak, insanlara dura dura okuman için (bölüm bölüm) ayırdık ve onu safha safha bir indirme ile indirdik.
Biz onu bir Kur'an olmak üzere (ayet ayet) ayırdık ki insanlara karşı, dura dura (ağır ağır, dane dane) okuyasın. Biz onu tedricen indirdik.
Bir de Kur'an'ı insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm ve gerektikçe indirdik.
(105-110) Biz Onu / Kuran’ı gerçek olarak indirdik ve de o hak bir iniştir, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirdik, Kur'an onu insanlara belli aralıklarla dura dura okuman için kısım kısım yaptık , Onu belli bir indirilişle indirdik de ki Ona inanın! yahut inanmayın! muhakkak ki ondan önce kendisine ilim verilenler, üzerlerine okunduğu vakit çeneleri üzeri secdeye kapanıyorlardı ve diyorlardı ki; Rabbimiz seni üstün tutarız, Rabbimizin vaadi hep yerine getirilmiştir / ifa edilmiştir. Ağlayarak çeneleri üzre kapanıyorlar ve bu onların huşularını artıyor. Deki Allah ya da Rahman diye dua da bulunun, hangisi ile onu çağırsanız çağırın, güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme ve çok ta alçaltma bu ikisi arası bir yolu tut. Çocuk edinmeyen egemenliğinde / mülkiyetinde ortağı olmayan zillete düşüp te dost / veli aramayan Allaha hamdolsun de ve onu belli bir büyükleme ile büyükle.
Kuran'ı, insanlara ağır ağır okuman için, bölüm bölüm indirdik ve onu peyderpey indirdik.
Onu, insanlara ağır ağır okuman için, okuma parçalarına ayırdık ve onu azar azar indirdik.
Biz onu, kur'anlar dipnot 1 /anlam kümeleri şeklinde ayırdık ki onu (anlam kümesinin tamamlanmasını) bekleyerek dipnot 1 insanlara öğretesin. Onu parça parça indirdik.
Biz onu Kur'anlar dipnot 1 (kümeler) halinde ayırdık ki insanlar beklenti dipnot 2 halinde iken onu onlara öğretesin. Onu parça parça indirdik.
Kur’an’ı, insanlara ağır ağır okuyasın diye (hak ile batılı) ayırt edici olarak indirdik. O’nu kısım kısım indirdik.
Kur'an'ı, insanlara dura dura okuyasın diye kısım kısım indirdik. O'nu yavaş yavaş indirdik.
Onu, bir Kur'an olarak, insanlara dura dura okuyasın diye kısımlara ayırıp ağır ağır indirdik.
İsrâ suresi, 107. ayet. قُلْ ءَامِنُوا۟ بِهِۦٓ أَوْ لَا تُؤْمِنُوٓا۟ إِنَّ ٱلَّذِينَ أُوتُوا۟ ٱلْعِلْمَ مِن قَبْلِهِۦٓ إِذَا يُتْلَىٰ عَلَيْهِمْ يَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ سُجَّدًا
De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın. Şüphesiz, daha önce kendilerine ilim verilenler, Kur'an kendilerine okunduğunda derhal yüzüstü secdeye kapanırlar."
De ki: "Siz ona ister inanın, ister inanmayın! Şüphesiz ki daha önce kendilerine ilim verilenlere (Kur'an) okununca yüz üstü secdeye kapanırlar.
(Artık) de ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın!" Gerçek şu ki, daha önceden bilgi ve bilginin amacını kavrama yeteneğiyle donatılmış olanlar, kendilerine (ayetlerimiz) okunduğu zaman, derhal yüzleri üzerine yere kapanırlar
De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın". Kendilerine önceden doğru bilgi ve kavrayış yeteneği verilmiş olanlara bu (ilahi metin) okunduğu zaman, hemen yüzleri üzerine yere kapanır,
De ki: "İster iman edin Ona, ister iman etmeyin! Ondan önce kendilerine ilim verilmiş olanlara gelince, (Kur'an) onlara okunulduğu zaman, saygıyla yere kapanırlar. " (107. ayet secde ayetidir. )
De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın: O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
De ki: Siz ona ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilen kimselere o (Kur'an) okununca, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar.
De ki: "Ona, ister inanın ister inanmayın; daha önce kendilerine bilgi verilmiş olanlara okunduğunda, çenelerinin üstüne secdeye kapanırlar!"
De ki: "Kur'an'a ister inanın, ister inanmayın; şu bir gerçek ki, bundan önce kendilerine ilim verilenlere okunduğunda, derhal yüz üstü secdeye kapanırlar."
De ki: "Onu ister onaylayın, ister onaylamayın!" Daha önce kendilerine bilgi verilmiş olanlara okunduğu zaman secde ederek yüzüstü kapanırlar. dipnot 1
De ki: 'Ona ister inanın, ister inanmayın!' Daha önce kendilerine bilgi verilmiş olanlara okunduğu zaman secde ederek yüz üstü kapanırlar
De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın; zira bundan önce kendilerine bilgi verilmiş olanlara okununca çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar ve diyorlar ki:
De ki; ister inanın ona ister inanmayın, çünkü bundan evvel ılim verilmiş olanlar kendilerine tilavet olununca çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar
De ki: "Ona ister iman edin ister iman etmeyin; daha önce kendilerine ilim verilenler, dipnot 1 o, onlara okunduğu zamanlar, çeneleri üzerine secdeye dipnot 2 kapanırlar."
De ki: "Ona ister inanın ister inanmayın; daha önce kendilerine ilim verilenler dipnot 1 , o, onlara okunduğu zamanlar, çeneleri üzerine secdeye dipnot 2 kapanırlar."
De ki: "Ona ister inanın, ister inanmayın; daha önce kendilerine ilim verilenler dipnot 1 , o, onlara okunduğu zamanlar, secde edenler dipnot 2 olarak çeneleri üzerine kapanırlar.
De ki: "İster ona inanın, ister inanmayın. O, daha önce kendilerine ilim verilenlere okunduğu zaman, çenelerinin üstüne kapanarak secde ederler."
De ki: "Ona ister iman edin, ister iman etmeyin. Çünkü bundan evvel ilim verilmiş olanlar bile kendilerine karşı o tilavet olununca çenelerinin üstüne (yüzü koyun) kapanarak secde ediyorlar".
De ki: Ona ister inanın, ister inanmayın, muhakkak ki ondan önce kendilerine bilgi verilenlere, o okunduğu zaman, yüzleri üstü secdeye kapanırlar.
(105-110) Biz Onu / Kuran’ı gerçek olarak indirdik ve de o hak bir iniştir, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirdik, Kur'an onu insanlara belli aralıklarla dura dura okuman için kısım kısım yaptık , Onu belli bir indirilişle indirdik de ki Ona inanın! yahut inanmayın! muhakkak ki ondan önce kendisine ilim verilenler, üzerlerine okunduğu vakit çeneleri üzeri secdeye kapanıyorlardı ve diyorlardı ki; Rabbimiz seni üstün tutarız, Rabbimizin vaadi hep yerine getirilmiştir / ifa edilmiştir. Ağlayarak çeneleri üzre kapanıyorlar ve bu onların huşularını artıyor. Deki Allah ya da Rahman diye dua da bulunun, hangisi ile onu çağırsanız çağırın, güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme ve çok ta alçaltma bu ikisi arası bir yolu tut. Çocuk edinmeyen egemenliğinde / mülkiyetinde ortağı olmayan zillete düşüp te dost / veli aramayan Allaha hamdolsun de ve onu belli bir büyükleme ile büyükle.
De ki: İster iman edin; ister iman etmeyin. Daha önce kendilerine ilim verilenlere o okunduğu zaman çeneleri üzerine yüzüstü secdeye kapanırlar.
De ki: "Siz ister ona inanın, ister inanmayın, O, daha önce kendilerine bilgi verilenlere okunduğu zaman onlar, derhal çeneleri üstüne secdeye kapanırlar."
De ki: "Ona (Kur'an'a) ister inanın, ister inanmayın. Ondan önce kendilerine bilgi verilmiş olanlar, Kur'an onlara bağlantılarıyla birlikte okunduğu zaman, yüzüstü secdeye kapanırlar. dipnot 1
De ki "Siz ona ister inanın, ister inanmayın. Daha önce kendilerine bu konuda bilgi verilmiş olanlara Kur'an okunduğu zaman çenelerinin üstüne kapanıp secde ederler.
De ki: İster iman edin; ister iman etmeyin. Daha önce kendilerine ilim verilenlere o okunduğu zaman çene/yüz üstü secdeye kapanırlar.
De ki: -İster iman edin; ister iman etmeyin. Daha önce kendilerine ilim verilenlere o okunduğu zaman ağız üstü secdeye kapanırlar.
De ki: "İster inanın ona, ister inanmayın. O, kendilerine daha önce ilim verilmiş olanlara okunduğunda, onlar, çeneleri üstü secdelere kapanıyorlar."
İsrâ suresi, 108. ayet. وَيَقُولُونَ سُبْحَٰنَ رَبِّنَآ إِن كَانَ وَعْدُ رَبِّنَا لَمَفْعُولًا
"Rabbimizin şanı yücedir. Rabbimizin va'di mutlaka gerçekleşecektir" derler.
Rabbimizi tesbih ederiz (yüceltiriz) ki O'nun vaadi mutlaka yerine getirilmiştir." derler. dipnot 1
ve derler ki: "Kudred ve yüceliğine piyan olmayan Rabbimizin şanı ne yücedir! İşte Rabbimizin sözü kesin olarak gerçekleşmiş bulunuyor!"
ve şöyle derler: "Sınırsız kudretiyle ne yücedir Rabbimiz! İşte Rabbimizin vaadi apaçık gerçekleşti!"
Ve derler ki: "Subhan'dır Rabbimiz! Muhakkak ki Rabbimizin vaadi elbette yerine gelecektir. "
Ve derler ki: "Rabbimiz yücedir, Rabbimizin va'di gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor."
Ve derlerdi ki: Rabbimizi tesbih ederiz. (O, her türlü noksanlıktan münezzehtir.) Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir.
Şöyle derler: "Efendimiz, tüm yakıştırmalardan ayrıktır. Efendimizin sözünü verdiği gerçekleşmiştir!"
Derler ki: "Rabbimizi noksan sıfatlardan uzak tutarız. Rabbimizin vaadi mutlaka yerine getirilir."
"Efendimiz yücedir. Efendimizin sözü gerçekleşmiştir" derler.
'Rabbimiz yücedir. Rabbimizin sözü gerçekleşmiştir,' derler
Rabbimizi tenzih ederiz. Gerçekten Rabbimizin va'di kesinlikle gerçekleşmiş bulunuyor;
Ve diyorlar ki tesbih rabbımıza, hakıkat rabbımızın va'di kat'ıyyen fi'le çıkarılmış bulunuyor
Ve derler ki: "Rabb'imiz her şeyden yücedir. Rabb'imizin uyarısı kesinlikle gerçekleşecektir.
Ve derler ki: "Rabb'imiz her şeyden yücedir. Rabb'imizin uyarısı kesinlikle gerçekleşecektir.
Ve derler ki: "Rabb'imiz her şeyden yücedir. Rabb'imizin uyarısı kesinlikle gerçekleşecektir.
Ve derler ki: "Rabbimiz yücedir, rabbimizin vaadi gerçekten gerçekleşmiş bulunuyor."
Ve: "Rabbimizi tenzih ederiz. Hakıykat, Rabbimizin va'di kat'iyyen fi'le çıkarılmışdır" diyorlar.
Ve derler ki: Tenzih ederiz Rabbımızı. Rabbımızın vaadi şüphesiz yerine gelmiş olacaktır.
(105-110) Biz Onu / Kuran’ı gerçek olarak indirdik ve de o hak bir iniştir, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirdik, Kur'an onu insanlara belli aralıklarla dura dura okuman için kısım kısım yaptık , Onu belli bir indirilişle indirdik de ki Ona inanın! yahut inanmayın! muhakkak ki ondan önce kendisine ilim verilenler, üzerlerine okunduğu vakit çeneleri üzeri secdeye kapanıyorlardı ve diyorlardı ki; Rabbimiz seni üstün tutarız, Rabbimizin vaadi hep yerine getirilmiştir / ifa edilmiştir. Ağlayarak çeneleri üzre kapanıyorlar ve bu onların huşularını artıyor. Deki Allah ya da Rahman diye dua da bulunun, hangisi ile onu çağırsanız çağırın, güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme ve çok ta alçaltma bu ikisi arası bir yolu tut. Çocuk edinmeyen egemenliğinde / mülkiyetinde ortağı olmayan zillete düşüp te dost / veli aramayan Allaha hamdolsun de ve onu belli bir büyükleme ile büyükle.
Ve: “Rabbimizi tenzih ederiz. Gerçekten Rabbimizin vaadi kesin olarak gerçekleşir” derler.
"Rabbimizin şanı yücedir, gerçekten Rabbimizin sözü mutlaka yerine getirilir!" derler.
Derler ki: "Rabbimiz bütün eksikliklerden uzaktır. dipnot 1 Rabbimizin verdiği söz yerine gelmiştir." dipnot 2
Derler ki "Rabbimize boyun eğeriz; demek ki Rabbimizin verdiği söz gerçekleşmiş."
Ve şöyle derler: “Rabbimiz! Sen her türlü eksiklikten münezzehsin. Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşir.”
Ve şöyle derler: "Rabbimiz sen her türlü eksiklikten uzaksın, Eğer Rabbimiz bir söz verdiyse o elbette yerine gelecektir."
Ve diyorlar: "Rabbimizin şanı yücedir, Rabbimizin vaadi mutlaka gerçekleşecektir!"
İsrâ suresi, 109. ayet. وَيَخِرُّونَ لِلْأَذْقَانِ يَبْكُونَ وَيَزِيدُهُمْ خُشُوعًا secde ayeti
Onlar ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Bu da onların derin saygısını artırır.
(Kur'an okumak) onların saygısını artırmış bir şekilde ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar.
İşte onlar gözyaşları içinde yüzleri üzere böyle yere kapanıyorlar ve bu (duyarlıkları) onların Allah'a olan saygılarını artırıyor.
İşte (böyle deyip) ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar ve (Allah'tan yana gösterdikleri) bu (bilinç ve duyarlık) onların saygı ve sakınmasını artırır.
Ağlayarak yüzüstü kapanırlar. (Kuran'ın okunuşu) onların HUŞUsunu artırır!
Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kur'an) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.
Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar ve giderek artan bir huşu duyarlardı.
Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve derin saygıları artar.
Ağlayarak yüzüstü yere kapanırlar. Kur'an onların saygısını arttırır.
Ağlayarak yüzüstü kapanırlar; çünkü onların saygısını arttırır o.
Ağlayarak yüz üstü kapanırlar; çünkü o (ayetler) onların saygısını arttırır.
Ve ağlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar; o onların ürpertilerini de artırıyor.
Ve ağlıyarak çeneleri üstü kapanıyorlar, o onların huşuunu da artırıyor
Onlar, ağlayarak çeneleri üzerine kapanırlar. dipnot 1 Bu onların huşularını dipnot 2 artırır.
Onlar, ağlayarak çeneleri üzerine kapanırlar dipnot 1 . Bu onların huşularını dipnot 2 artırır.
Onlar, ağlayarak çeneleri üzerine kapanırlar. Bu onların huşularını dipnot 1 artırır.
Çeneleri üstüne kapanıp ağlıyorlar ve (Kuran) onların huşu (saygı dolu korku)larını arttırıyor.
Ağlayarak çeneleri üstüne (yüzü koyun) kapanıyorlar ve bu, onlara derin saygısını artırıyor.
Yüzleri üstü kapanarak ağlarlar. Ve bu, onların huşu'unu artırır.
(105-110) Biz Onu / Kuran’ı gerçek olarak indirdik ve de o hak bir iniştir, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirdik, Kur'an onu insanlara belli aralıklarla dura dura okuman için kısım kısım yaptık , Onu belli bir indirilişle indirdik de ki Ona inanın! yahut inanmayın! muhakkak ki ondan önce kendisine ilim verilenler, üzerlerine okunduğu vakit çeneleri üzeri secdeye kapanıyorlardı ve diyorlardı ki; Rabbimiz seni üstün tutarız, Rabbimizin vaadi hep yerine getirilmiştir / ifa edilmiştir. Ağlayarak çeneleri üzre kapanıyorlar ve bu onların huşularını artıyor. Deki Allah ya da Rahman diye dua da bulunun, hangisi ile onu çağırsanız çağırın, güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme ve çok ta alçaltma bu ikisi arası bir yolu tut. Çocuk edinmeyen egemenliğinde / mülkiyetinde ortağı olmayan zillete düşüp te dost / veli aramayan Allaha hamdolsun de ve onu belli bir büyükleme ile büyükle.
Ve ağlayarak çeneleri üstü (secdeye) kapanırlar ve bu onların kalplerini daha da yumuşatır.
Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve Kur'an onların derin saygısını artırır.
Ağlayarak yüzüstü kapanırlar. Bu, onların saygısını artırır. dipnot 1
Çenelerinin üstüne kapanır ağlarlar. Bu onların saygısını artırır.
Ağlayarak çeneleri üstüne kapanırlar ve (Kur'an) onların huşularını arttırır.
Ağlayarak artan bir huşu içinde yüzüstü secdeye kapanırlar.
Ağlayarak çeneleri üstü kapanıyorlar; o onların huşuunu artırıyor.
İsrâ suresi, 110. ayet. قُلِ ٱدْعُوا۟ ٱللَّهَ أَوِ ٱدْعُوا۟ ٱلرَّحْمَٰنَ أَيًّا مَّا تَدْعُوا۟ فَلَهُ ٱلْأَسْمَآءُ ٱلْحُسْنَىٰ وَلَا تَجْهَرْ بِصَلَاتِكَ وَلَا تُخَافِتْ بِهَا وَٱبْتَغِ بَيْنَ ذَٰلِكَ سَبِيلًا
De ki: "(Rabbinizi) ister Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın, nihayet en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma. İkisi ortası bir yol tut.
De ki: "İster Allah diye dua edin; ister Rahmân diye dua edin! Hangisiyle dua ederseniz edin, en güzel isimler yalnızca O'na aittir." dipnot 1 Duanı yüksek sesle yapma; sesini fazla da kısma; bu (ikisi) arasında bir yol tut! dipnot 2
De ki: "İster Allah diye yalvarıp yakarın, ister Rahman diye: O'na hangi biriyle yalvarırsanız yalvarın, ama unutmayın ki en güzel nitelikler ve tüm mükemmellikler O'na mahsustur!" İmdi (ey muhatap), sen de yalvarıp yakarırken ne sesini aşırı yükselt, ne de aşırı kıs; bu ikisi arasında dengeli bir yol tut;
De ki: "İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye: O'nu hangi isimle çağırırsanız çağırın, (O hep Birdir; ve) bütün güzel ve üstün nitelikler O'nundur". (O'na dua et, ama) duanda sesini fazla yükseltme, çok fazla alçaltma da, ikisinin ortası bir yol tut;
De ki: "'Allah' diye yönelin veya 'Rahman' diye yönelin! Hangi anlayış ile yönelseniz, El Esma ül Hüsna O'na aittir (Esma ül Hüsna ile işaret olunan hep aynı TEK! TEK'in değişik özelliklerine işaret eden isimler; illa "HU")! Salatında sesini yükseltme, onu gizleyip kısma da; ikisi arası bir yol tut. "
De ki: "Allah, diye çağırın, 'Rahman' diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur." Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
De ki: «İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler O'na hastır.» Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut.
De ki: "İsterseniz, Allah diyerek çağırın; isterseniz, Bağışlayan diyerek çağırın. Hangisiyle çağırırsanız; en güzel isimler, O'na özgüdür. dipnot 223 Namazında, sesini çok yükseltme, çok da kısma; ikisi arasında bir yol tut!"
De ki: "İster Allah deyiniz, ister Rahman deyiniz! Hangisini deseniz olur. Çünkü en güzel isimler, O'na aittir. Namazında yüksek sesle okuma; onda sesini fazla da kısma; ikisinin arası bir yol tut!"
De ki: "İster ALLAH diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, tüm güzel isimler O'nundur." Salat da ne ilan et, ne de gizle; ikisinin arasında bir yol tut. dipnot 1
De ki: 'İster ALLAH diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız, tüm güzel isimler O'nundur. ' Namazında ne ilan et, ne de gizle; ikisinin arasında bir yol tut.
De ki: "Allah deyin, Rahman deyin; hangisini derseniz, hep O'nundur, o en güzel isimler." Bununla beraber namazında çok bağırma, çok da gizleme; ikisinin arası bir yol tut.
De ki; Allah diyin rahman diyin hangisini deseniz hep onundur o en güzel isimler; bununla beraber salatında pek bağırma, pek de gizleme ikisinin arası bir yol tut!
De ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur." Salatında dipnot 1 ne fazla yükselt ne de fazla kıs. dipnot 2 Bu ikisi arasında bir yol tut.
De ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur." Salatında dipnot 1 ne fazla yükselt ne de fazla kıs. dipnot 2 Bu ikisi arasında bir yol tut.
De ki: "İster Allah diye çağırın ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırırsanız çağırın en iyi isimler O'nundur. Salatında dipnot 1 sesini ne fazla yükselt ne de fazla kıs. Bu ikisi arasında bir yol tut.
De ki: "Tanrı", diye çağırın, "Rahman" diye çağırın, ne ile çağırırsanız; sonunda en güzel isimler O'nundur. Namazında sesini çok yükseltme, çok da kısma, bu ikisi arasında (orta) bir yol benimse.
De ki: "Gerek Allah diye (ad verib) çağırın, gerek Rahman diye (habibim) (ad verib) çağırın, hangisi ile çağırırsanız nihayet en güzel isimler Onundur". Namazında pek bağırma, sesini o kadar kısma da. İkisinin arası bir yol tut.
De ki: İster Allah deyin, ister Rahman deyin. Hangisini derseniz deyin ; en güzel isimler O'nun içindir. Namazında sesini yükseltme de, gizleme de. İkisi arasında bir yol bul.
(105-110) Biz Onu / Kuran’ı gerçek olarak indirdik ve de o hak bir iniştir, biz seni müjdeleyici ve uyarıcı olarak indirdik, Kur'an onu insanlara belli aralıklarla dura dura okuman için kısım kısım yaptık , Onu belli bir indirilişle indirdik de ki Ona inanın! yahut inanmayın! muhakkak ki ondan önce kendisine ilim verilenler, üzerlerine okunduğu vakit çeneleri üzeri secdeye kapanıyorlardı ve diyorlardı ki; Rabbimiz seni üstün tutarız, Rabbimizin vaadi hep yerine getirilmiştir / ifa edilmiştir. Ağlayarak çeneleri üzre kapanıyorlar ve bu onların huşularını artıyor. Deki Allah ya da Rahman diye dua da bulunun, hangisi ile onu çağırsanız çağırın, güzel isimler onundur. Namazında sesini çok yükseltme ve çok ta alçaltma bu ikisi arası bir yolu tut. Çocuk edinmeyen egemenliğinde / mülkiyetinde ortağı olmayan zillete düşüp te dost / veli aramayan Allaha hamdolsun de ve onu belli bir büyükleme ile büyükle.
De ki: İster Allah diyerek dua edin, ister Rahman diyerek. Hangisiyle dua ederseniz edin, çünkü en güzel isimler O’nundur. Namazında (okurken) sesini pek yükseltme, çok da kısma! İkisinin arasında bir yol tut.
De ki: "İster Allah diye çağırın, ister Rahman diye çağırın. Hangisiyle çağırsanız en güzel isimler O'nundur." Namazında pek bağırma, pek de sesini gizleme, bu ikisinin arasında bir yol tut.
De ki: "İster Allah diye dua edin, ister Rahman diye, hangisiyle dua ederseniz edin, (bilin ki) en güzel isimler /özellikler Allah'a aittir." dipnot 1 Namazında sesini ne çok yükselt ne de iyice kıs; ikisinin arasında bir yol tut. dipnot 2
De ki "İster Allah diye çağırın, ister Rahman dipnot 1 diye çağırın, hangisiyle çağırırsanız çağırın en güzel isimler (sıfatlar) Allah'a aittir." Namazında sesini yükseltme, onu alçak sesle de yapma; ikisinin arasında bir yol tut dipnot 2 .
De ki: İster Allah diyerek dua edin, ister Rahman diyerek. Hangisiyle dua ederseniz edin, çünkü en güzel isimler O’nundur. Namazında (okurken) sesini pek yükseltme, çok da kısma! İkisinin arasında bir yol tut.
De ki: -İster Allah diyerek dua edin, ister Rahman diyerek. Hangisiyle dua ederseniz edin, çünkü en güzel isimler O'nundur. Namazında sesini pek yükseltme, çok da kısma! İkisinin arasında bir yol tut.
De ki: "İster Allah diye yakarın, ister Rahman diye yakarın. Hangisiyle yakarırsanız yakarın, en güzel isimler/Esmaül Hüsna O'nundur. Namazında sesini yükseltme, kısma da. İkisi ortası bir yol tut."
İsrâ suresi, 111. ayet. وَقُلِ ٱلْحَمْدُ لِلَّهِ ٱلَّذِى لَمْ يَتَّخِذْ وَلَدًا وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ شَرِيكٌ فِى ٱلْمُلْكِ وَلَمْ يَكُن لَّهُۥ وَلِىٌّ مِّنَ ٱلذُّلِّ وَكَبِّرْهُ تَكْبِيرًۢا
"Hamd, çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, zillet ve acizliğin gerektirdiği bir yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a mahsustur" de ve O'nu tekbir ile yücelt.
De ki: "Hamd (övgü), çocuk edinmemiş olan, otoritesinde ortağı bulunmayan, düşkünlük sebebiyle dosta (ihtiyacı) olmayan Allah'a aittir." O'nu gerektiği gibi yücelt!
ve de ki: "Övgülerin tamamı (kendisi için) çocuk edinmeyen, mutlak otoritesinde O'na ortak olacak hiçbir varlık bulunmayan, güçsüzlük ve düşkünlükten dolayı bir yar ve yardımcıya ihtiyaç duymayan Allah'a aittir!" Nihayet, sınırsız büyüklüğünü anarak O'nun ululuğunu ikrar et!
Ve de ki: "Bütün övgüler, döl edinmeyen, egemenliğinde ortağı bulunmayan, güçsüzlükten, düşkünlükten ötürü herhangi bir yardıma, yardımcıya gereksinme duymayan Allah'a yakışır". İşte, O'nu (hep böyle) yücelterek an.
"Hamd, çocuk edinmemiş, mülkte ortağı olmayan ve yetersizlik dolayısıyla veliye de muhtaçlığı söz konusu olmayan Allah'a aittir" de; O'nu (muhteşem azametini) tekbir et (hisset) (Allahu Ekber)!
Ve de ki: 'Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allah'adır.' Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.
«Çocuk edinmeyen, hakimiyette ortağı bulunmayan, âcizlikten ötürü bir dosta da ihtiyacı olmayan Allah'a hamdederim» de ve tekbir getirerek O'nun şanını yücelt (onu tekbir et)!
Ve de ki: "Çocuk edinmeyen, yönetiminde ortağı olmayan, güçsüzlükten dolayı bir yardımcıya gereksinimi olmayan Allah'a övgüler olsun!" Ve yücelterek, O'nu yücelt!
De ki: "Övgü, çocuk edinmemiş olan, egemenliğinde ortağı bulunmayan, acizlikten kurtaracak bir yardımcıya ihtiyacı olmayan Allah'a aittir. O'nu gereği gibi yücelt!"
Ve de ki: "Övgü, ALLAH'adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zayıflıktan ötürü de bir yardımcısı yoktur." O'nu alabildiğine Yücelt.
Ve de ki: 'Övgü, ALLAH'adır. O çocuk edinmemiştir, yönetimde ortağı ve zayıflıktan ötürü de bir yardımcısı yoktur.' O'nu alabildiğine Yücelt.
Ve şöyle de: "Hamd o Allah'a ki, hiçbir çocuk edinmedi; O'na mülkte bir ortak da olmadı; O'na aczi yüzünden bir yardımcı da olmadı." O'nu tekbir ile büyükle de büyükle!
Ve şöyle de; hamd o Allah ki hiç bir veled edinmedi, ona milkte bir şerik de olmadı, ona zülden bir veliy de olmadı, onu tekbir ile büyükle de büyükle
Ve de ki: "Hamd, dipnot 1 çocuk edinmeyen Allah'a özgüdür. O'nun mülkte dipnot 2 ortağı yoktur. O'nun acizlikten dolayı bir veliye dipnot 3 de ihtiyacı yoktur." O'nu tam bir yüceltme ile yücelt.
Ve de ki: "Hamd dipnot 1 , çocuk edinmeyen Allah'a özgüdür. O'nun mülkte dipnot 2 ortağı yoktur. O'nun acizlikten dolayı bir veliye dipnot 3 de ihtiyacı yoktur." O'nu tam bir yüceltme ile yücelt.
Ve de ki: "Hamd dipnot 1 , çocuk edinmeyen Allah'a özgüdür. O'nun mülkte dipnot 2 ortağı yoktur. O'nun hiçbir zaman gücü bitmez. O'nun güç konusunda bir yardımcıya ihtiyacı yoktur. O'nu tam bir yüceltme ile yücelt.
Ve de ki: "Övgü (hamd), çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Tanrı'yadır." Ve O'nu tekbir edebildikçe tekbir et.
(Şöyle) de: "Evlad edinmeyen, mülk (ün) de hiç bir ortağı olmayan, züll (-ü aciz) den naşi yardımcıya da (ihtiyacı) bulunmayan Allaha hamd olsun". Onu büyük bil, büyüklükle an.
Ve de ki: Hamd, O Allah'a mahsustur ki; bir çocuk edinmemiş ve O'nun mülkünde bir ortak bulunmamıştır. Düşkünlükten dolayı O'nun bir yardımcısı olmamıştır. Ve O'nu tekbir et.
Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.
De ki: "Hamt, çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı bir veliye de (ihtiyacı) bulunmayan Allah'a mahsustur.” “Allahu Ekber” diyerek O'nu tazim et.
"Çocuk edinmeyen, mülkte ortağı olmayan, acze düşüp de yardımcıya ihtiyacı bulunmayan Allah'a hamdolsun!" de ve O'nu gereği gibi tekbir et (saygı ve tekbir ile an).
De ki: "Her şeyi mükemmel yapmak Allah'a özgüdür. dipnot 1 O, çocuk edinmemiştir. dipnot 2 Hakimiyette ortağı yoktur. Onun ihtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. dipnot 3 Onu yücelttikçe yücelt /tekbir getirerek ona gereği gibi saygıda bulun!" dipnot 4
De ki "Yaptığını güzel yapmak Allah'a mahsustur. Çocuk edinmemiştir. Yetki kullanmada ortağı yoktur. İhtiyaçtan dolayı edindiği bir velisi de yoktur. O'nun büyüklüğünü iyi kavra. O'nu yücelttikçe yücelt"
De ki: "Hamd, çocuk edinmeyen, mülkünde ortağı olmayan ve düşkünlükten dolayı bir veliye de (ihtiyacı) bulunmayan Allah'a mahsustur.” “Allahu Ekber” diyerek O'nu tazim et.
De ki: -Hamd, çocuk edinmeyen, hakimiyetinde ortağı olmayan, düşkün olmayıp, bir yardımcıya da ihtiyacı bulunmayan Allah'a mahsustur." Öyleyse O'nun büyüklüğünü "Allahu Ekber" diyerek dile getir.
Şöyle de: "Hamt, o Allah'a özgüdür ki, çocuk edinmemiştir; mülk ve yönetiminde ortağı yoktur; acizlik yüzünden dost edinmemiştir." Ve tekbir edip yücelt O'nu!
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.