Diyanet İşleri
İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.
İnsân suresi · 1–4. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
İnsân suresi, 1. ayet. هَلْ أَتَىٰ عَلَى ٱلْإِنسَٰنِ حِينٌ مِّنَ ٱلدَّهْرِ لَمْ يَكُن شَيْـًٔا مَّذْكُورًا
İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.
Henüz anılan bir şey değilken, şüphesiz ki insanın üzerinden çok uzun bir süre geçti!
İnsanın üzerinden, o tarih sahnesine çıkıncaya (kadar), tüm zamanlar içinden belirsiz ve uzun bir süre geçmemiş miydi (ki), henüz o (bu süre zarfında) anılmaya değer bir varlık bile değildi?
İnsan(ın tarih sahnesinde görünmesin)den önceki dönem, sonsuz bir zaman kesitinden ibaret (değil) midir; insanın henüz dikkate değer bir varlık olmadığı (bir zaman kesiti)?
Dehr'de insanın anılmadığı bir süreç yok muydu?
Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip geçti.
İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?
İnsanın anılmaya değer bir şey olmadığının üzerinden çok uzun bir süre geçmedi mi? dipnot 554
İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?
İnsanın üzerinden, kendisinin anılmaya değer bir şey olmadığı bir zaman periyodu geçmemiş midir?
İnsanın üzerinden, kendisinin anılmaya değer bir şey olmadığı bir zaman periyodu geçmemiş midir?
Gerçekten insan üzerinden öyle uzun bir süre gelip geçti ki o anılmaya değer bir şey bile değildi?!
Fil'hakika geldi insan üzerine dehirden bir müddet o anılır bir şey olmadı
Anılmaya değer bir şey değilken, insanın üzerinden "dehr dipnot 1 " den bir zaman gelip geçmedi mi?
Anılmaya değer bir şey değilken, insanın üzerinden "dehr" dipnot 1 den bir zaman gelip geçmedi mi?
Anılmaya değer bir şey değilken, insanın üzerinden "dehrden" dipnot 1 bir zaman gelip geçmedi mi?
Gerçek şu ki, insanın üzerinden, daha kendisi anılmaya değer bir şey değilken, uzun zamanlardan (dehr) bir süre (hin) gelip geçti.
İnsanın üzerine uzun devirden öyle bir zaman gel (ib geç) di ki (o vakit) o, anılmıya değer bir şey bile değildi.
İnsanın üzerinden, dehrden bir zaman geçmiştir ki o, henüz anılmaya değer bir şey bile değildi.
(1-6) Zamanın bütününden / Dehr’den, insan’ın, hatırla nıp anılan bir şey olmadığı belli bir zaman dilimi gelip geçmedi mi? Muhakkak ki biz insanı karışım olan (sperm yumurta karışımı) nutfeden yarattık, onu (bağlılığına dair) sınayacağız. Onu işiten ve gören yaptık, Onu kesinlikle yola ilettik / yola koyduk ya şükreden olur yahut örtbas eden / görmezden gelen. Muhakkak ki yok sayanlar için zincirler, tasmalar / bukağılar ve kızgın ateş hazırladık. İyiler / ebrarlar, karışımı / mizacı (huy da bir karışımdır) kokulu kafur ağacı olan bir kadehten içiyorlar. Bir göze ki, ondan Allah’ın kulları içiyor , gözeyi yarıp açarak akıtırlar.
İnsan (henüz) anılır bir şey değilken (yaratılmamışken) üzerinden uzunca bir zaman geçti.
İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçmedi mi?
İnsan, hakkında bilgi olan bir şey değilken dipnot 1 , o zamanın (göklerin ve yerin ömrünün dipnot 2 ) bir bölümü geçmişti.
"İnsan (ile dünyanın kuruluşu) üzerinden uzun bir zaman geçti dipnot 1 değil mi? Bu süre içinde o, hakkında bilgi olan bir şey değildi dipnot 2 .
İnsanın üzerinden, henüz kendisinin anılan bir şey olmadığı uzun bir süre geçti.
İnsan, adı anılmaya değer bir şey olana kadar, üzerinden uzun bir süre geçmedi mi?
İnsan üzerinden, henüz anılan bir şey olmadığı bir süre geçmedi mi zamandan?
İnsân suresi, 2. ayet. إِنَّا خَلَقْنَا ٱلْإِنسَٰنَ مِن نُّطْفَةٍ أَمْشَاجٍ نَّبْتَلِيهِ فَجَعَلْنَٰهُ سَمِيعًۢا بَصِيرًا
Şüphesiz biz insanı, karışım halindeki az bir sudan (meniden) yarattık ve onu imtihan edeceğiz. Bu sebeple onu işitir ve görür kıldık.
Gerçek şu ki biz insanı katışık (döllenmiş) bir nutfeden (zigottan) yarattık. Onu imtihan edeceğiz; (bu yüzden) onu duyar ve görür kıldık.
İnsanoğlunu katmerli bir karışım olan hayat tohumundan Biz yarattık; sınava tabi tutmayı (diledik) ve ardından ona işitme ve görme yeteneği verdik.
Şüphesiz, (sonraki hayatında) denemek için insanı katışık bir sperm damlasından yaratan Biziz. Biz, onu işitme ve görme (duyuları) ile donatılmış bir varlık kıldık.
Muhakkak ki biz insanı, bir takım katkılarla (genetik kalıtımla) karışık bir spermden yarattık da; onu algılayan ve değerlendiren olarak meydana getirdik.
Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
Gerçek şu ki, biz insanı katışık bir nutfeden (erkek ve kadının dölünden) yarattık; onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
Aslında, insanı, katışık bir damlacıktan yarattık. Onu sınayacağız; bu nedenle, duyan, gören yaptık. dipnot 555
Doğrusu biz, insanı imtihan etmek için, döllenmiş yumurtadan yarattık ve onu işiten ve gören bir varlık yaptık.
Biz insanı bir sıvı karışımdan yarattık ki onu sınayalım. Bu yüzden onu işiten ve gören yaptık.
Biz insanı bir sıvı karışımdan yarattık ki onu sınayalım. Bu yüzden onu işiten ve gören yaptık.
Çünkü Biz insanı bir takım katkılarla karıştırılmış bir nutfeden yarattık; onu evire çevire deneyelim diye de onu işiten ve gören bir varlık yaptık.
Çünkü biz yarattık o insanı bir takım katgılarla mezcedilmiş (emşac) bir nutfeden, evire çevire mübtela kılmak üzerede onu bir semi' basir yaptık
İnsanı karışık bir nutfeden dipnot 1 yarattık. Onu sınava tabi tutacağız; bu nedenle onu duyan ve gören bir varlık yaptık.
İnsanı karışık bir nutfeden dipnot 1 yarattık. Onu sınava tabi tutacağız; bu nedenle onu duyan ve gören bir varlık yaptık.
İnsanı karışık bir nutfeden dipnot 1 yarattık. Onu sınava tabi tutacağız; bu nedenle onu duyan ve gören bir varlık yaptık.
Şüphesiz biz insanı, karmaşık olan bir damla sudan yarattık. Onu deniyoruz. Bundan dolayı onu işiten ve gören yaptık.
Hakıykat, biz insanı birbiriyle karışık bir damla sudan yaratdık. Onu imtihan ediyoruz. Bu sebeble onu işidici, görücü yapdık.
Doğrusu Biz; insanı katışık bir damla sudan yaratmışızdır. Onu deneriz. Bu sebeple onu, işitici ve görücü yaptık.
(1-6) Zamanın bütününden / Dehr’den, insan’ın, hatırla nıp anılan bir şey olmadığı belli bir zaman dilimi gelip geçmedi mi? Muhakkak ki biz insanı karışım olan (sperm yumurta karışımı) nutfeden yarattık, onu (bağlılığına dair) sınayacağız. Onu işiten ve gören yaptık, Onu kesinlikle yola ilettik / yola koyduk ya şükreden olur yahut örtbas eden / görmezden gelen. Muhakkak ki yok sayanlar için zincirler, tasmalar / bukağılar ve kızgın ateş hazırladık. İyiler / ebrarlar, karışımı / mizacı (huy da bir karışımdır) kokulu kafur ağacı olan bir kadehten içiyorlar. Bir göze ki, ondan Allah’ın kulları içiyor , gözeyi yarıp açarak akıtırlar.
Biz, insanı katışık nutfeden yarattık. Onu imtihan edelim diye kendisini işitir ve görür kıldık.
Doğrusu biz insanı, imtihan etmek için karışık bir nutfeden yarattık da onu işitici, görücü yaptık.
Biz insanı, çok bileşenli döllenmiş bir yumurtadan dipnot 1 yarattık. Onu yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz. Bu yüzden onu dinleyen ve gören bir varlık haline getirdik dipnot 2 .
Biz insanı, çok bileşenli döllenmiş yumurtadan dipnot 1 yarattık. Yıpratıcı bir imtihandan geçireceğiz; o nedenle onu dinleyen ve gören dipnot 2 bir varlık haline getirdik.
Biz, insanı katışık nutfeden yarattık. Onu imtihan edelim diye, kendisini işitir ve görür kıldık.
Biz, insanı katışık bir damladan yarattık. Onu imtihan edelim diye onun işitmesini ve görmesini sağladık.
Doğrusu, biz insanı karışım olan bir spermden yarattık. Halden hale geçiririz onu. Sonunda onu işitici, görücü yaptık.
İnsân suresi, 3. ayet. إِنَّا هَدَيْنَٰهُ ٱلسَّبِيلَ إِمَّا شَاكِرًا وَإِمَّا كَفُورًا
Şüphesiz biz onu (ömür boyu yürüyeceği) yola koyduk. O bu yolu ya şükrederek ya da nankörlük ederek kat eder.
Şüphesiz ki biz insana yol gösterdik. Ya şükredici (olur) ya da nankör. dipnot 1
Elbet onu (amacına ulaştıracak olan) doğru yola Biz yönelttik: ya iman eden veya inkar eden biri olmayı (kendi tercihine bıraktık)
Gerçek şu ki, Biz ona yolu/yöntemi gösterdik; şükredici, ya da nankör (olması artık kendisine kalmıştır).
Muhakkak ki biz ona o yolu (aklını kullanarak iman etme yolunu) gösterdik. Ya şükredici olur (Rabbini değerlendirir), ya küfür (gerçeği ret) edici!
Biz ona yolu gösterdik; (artık o,) ya şükredici olur ya da nankör.
Şüphesiz biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici olsun ister nankör.
Aslında, ona yolu gösterdik; artık şükreder veya nankörlük eder.
Şüphesiz biz ona doğru yolu gösterdik. İster inanır, ister inkar eder.
Ona yolu gösterdik ya şükredendir ya da nankör.
Ona yolu gösterdik; ya şükredendir, ya da nankör.
Muhakkak Biz ona (doğru) yolu gösterdik; ister şükredici olsun, ister nankör kafir!
Her halde biz ona yolu gösterdik, ister şakir olsun ister nankör kafir
Ona doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur.
Ona doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden, isterse nankörlük eden biri olur.
Ona doğru yolu gösterdik. Ama isterse şükreden dipnot 1 , isterse nankörlük eden biri olur.
Biz ona yolu gösterdik; (artık o) ya şükredici olur ya da (pek) kafir.
Gerçek, biz ona (doğru) yolu gösterdik. İster şükredici (olsun o), ister nankör (kafir).
Gerçekten Biz; ona yolu gösterdik. Buna kimisi şükreder, kimisi de küfür.
(1-6) Zamanın bütününden / Dehr’den, insan’ın, hatırla nıp anılan bir şey olmadığı belli bir zaman dilimi gelip geçmedi mi? Muhakkak ki biz insanı karışım olan (sperm yumurta karışımı) nutfeden yarattık, onu (bağlılığına dair) sınayacağız. Onu işiten ve gören yaptık, Onu kesinlikle yola ilettik / yola koyduk ya şükreden olur yahut örtbas eden / görmezden gelen. Muhakkak ki yok sayanlar için zincirler, tasmalar / bukağılar ve kızgın ateş hazırladık. İyiler / ebrarlar, karışımı / mizacı (huy da bir karışımdır) kokulu kafur ağacı olan bir kadehten içiyorlar. Bir göze ki, ondan Allah’ın kulları içiyor , gözeyi yarıp açarak akıtırlar.
Biz ona yolu gösterdik. İster şükreder, ister kâfir olur.
Biz ona yolu gösterdik: Ya şükredici veya nankör olur.
Biz ona yolu dipnot 1 gösterdik; artık o, ister şükreden / görevlerini yerine getiren, isterse kafirlik edip duran /nankörlük eden biri olur dipnot 2 .
Ona doğru yolu gösterdik; ister görevini yapar, isterse o yolu görmezlikten gelir (kafir olur).
Biz, ona yolu gösterdik. İster şükreder, ister kâfir olur.
Biz, ona yolu gösterdik. İster şükreder, ister nankörlük.
Biz onu yola kılavuzladık. Artık ya şükredici olur ya nankör.
İnsân suresi, 4. ayet. إِنَّآ أَعْتَدْنَا لِلْكَٰفِرِينَ سَلَٰسِلَا۟ وَأَغْلَٰلًا وَسَعِيرًا
Şüphesiz biz, kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
Şüphesiz ki biz, kâfirler için (ahirette) zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırlamış (olacağız). dipnot 1
En sonunda (inkarı tercih eden) kafirler için tarifi imkansız zincirler, tasmalar ve kışkırtılmış çılgın bir ateşi Biz hazırladık.
(Şimdi) bakın, Biz hakikati inkar edenler için zincirler, halkalar ve yakıcı bir ateş hazırladık;
Muhakkak ki biz hakikat bilgisini inkar edenler için silsileler (zincirler - toplumsal şartlanmalar ve değer yargıları), ağlal (boyun bağları - bedenselliğin bağları) ve sair (alevli ateş - yanış) hazırladık.
Doğrusu biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
Doğrusu biz, kâfirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
Kuşkusuz, nankörlük edenler için, zincirler, halkalar ve alevli ateş hazırladık.
Doğrusu biz, kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırladık.
İnkarcılar için zincirler, prangalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
İnkarcılar için zincirler, prangalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
Çünkü Biz, kafirler için zincirler, tomruklar, bir de çılgın ateş hazırladık!
Çünkü biz, kafirler için, zincirler, tomruklar, bir de Seıyr hazırladık
Kafirler için zincirler, kelepçeler ve alevli ateş hazırladık.
Kafirler için zincirler, kelepçeler ve alevli ateş hazırladık.
Gerçeği yalanlayan nankörler için zincirler, kelepçeler ve alevli ateş hazırladık.
Doğrusu biz kafirlere zincirler, demir halkalar (tomruklar) ve çılgınca yanan bir ateş hazırladık.
Hakıykat, biz kafirler için zincirler, bukağılar, alevlendirilmiş bir ateş hazırladık.
Gerçekten Biz; kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevlendirilmiş bir ateş hazırladık.
(1-6) Zamanın bütününden / Dehr’den, insan’ın, hatırla nıp anılan bir şey olmadığı belli bir zaman dilimi gelip geçmedi mi? Muhakkak ki biz insanı karışım olan (sperm yumurta karışımı) nutfeden yarattık, onu (bağlılığına dair) sınayacağız. Onu işiten ve gören yaptık, Onu kesinlikle yola ilettik / yola koyduk ya şükreden olur yahut örtbas eden / görmezden gelen. Muhakkak ki yok sayanlar için zincirler, tasmalar / bukağılar ve kızgın ateş hazırladık. İyiler / ebrarlar, karışımı / mizacı (huy da bir karışımdır) kokulu kafur ağacı olan bir kadehten içiyorlar. Bir göze ki, ondan Allah’ın kulları içiyor , gözeyi yarıp açarak akıtırlar.
Elbette biz; kâfirlere zincirler, halkalar ve alevli Cehennem hazırladık.
Biz, kafirler için zincirler, demir halkalar ve alevli bir ateş hazırlamışızdır.
Biz, kafirler için zincirler, halkalar ve alevli bir ateş hazırladık dipnot 1 .
Biz, kafirler için zincirler, demir halkalar dipnot 1 ve alevli bir ateş hazırladık.
Elbette biz, kâfirlere zincirler, halkalar ve alevli Cehennem hazırladık
Elbette biz, nankörlük edenlere zincirler, halkalar ve alevli cehennem hazırladık.
Biz, nankörler için zincirler, bukağılar ve kızgın bir ateş hazırladık.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.