Tevbe suresi · 119–129. ayetler

Sadıklarla beraber olun; her sureye verilen tepkiler ve kapanış

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Tevbe suresi, 119. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 119. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ ٱتَّقُوا۟ ٱللَّهَ وَكُونُوا۟ مَعَ ٱلصَّٰدِقِينَ

    Diyanet İşleri

    Ey iman edenler! Allah'a karşı gelmekten sakının ve doğrularla beraber olun.

    Mehmet Okuyan

    Ey iman edenler! Allah'a karşı takvâlı (duyarlı) olun ve doğrularla birlikte olun!

    Mustafa İslamoğlu

    Siz ey iman edenler! Allah'a karşı sorumluluğunuzun bilincine varın ve dürüst kimselerle birlikte olun!

    Muhammed Esed

    Siz ey imana erişenler! Allah'a karşı sorumluluk bilincinden uzaklaşmayın ve hep doğru sözlü kimselerden olun!

    Ahmed Hulusi

    Ey iman edenler! Allah'tan (yaptıklarınızın sonuçlarını kesinlikle yaşatacağı için) korunun ve sadıklarla (Hakk'ı tasdik edenlerle) beraber olun!

    Ali Bulaç

    Ey iman edenler, Allah'tan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.

    Ali Özek ve heyeti

    Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.

    Ali Rıza Safa

    Ey inanca çağırılanlar! Allah'a yönelik sorumluluk bilinci taşıyın ve doğruyu söyleyin.

    Bayraktar Bayraklı

    Ey iman edenler! Allah'a itaat ediniz ve doğrularla beraber olunuz.

    Edip Yüksel

    Ey iman edenler, ALLAH'ı dinleyin ve doğrularla beraber olun.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ey inananlar, ALLAH'ı dinleyin ve doğrularla beraber olun.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ey iman edenler, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ey o bütün iyman edenler! Allahtan korkun ve sadıklarla beraber olun

    Erhan Aktaş

    Ey İman Edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla dipnot 1 birlikte olun.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru, dürüst, candan dost ve erdemli kimselerle.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ey iman edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla dipnot 1 birlikte olun.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru, dürüst, candan dost ve erdemli kimse.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ey iman edenler! Allah'a karşı takva sahibi olun ve sadıklarla dipnot 1 birlikte olun.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Doğru ve erdemli kimse, dost.

    Gültekin Onan

    Ey inananlar, Tanrı'dan sakının ve doğru (sadık)larla birlikte olun.

    Hasan Basri Çantay

    Ey iman edenler, Allahdan korkun. Bir de saadık olanlarla beraber olun.

    İbni Kesir

    Ey iman edenler; Allah'tan korkun ve sadıklarla beraber olun.

    Mehmet Alagaş

    (118-119) Geri kalan o üç kişinin durumu (Ka’b ibn Malik, Hilal ibn Ümeyye, Mirare ibn Rabi), ki geniş olmasın rağmen yer yüzü onlara dar gelmişti, kendileri de o kadar daraldılar ki / darlandılar ki Allah’tan, Ona yönelmekten başka çareleri olmadığını düşündüler sonra tövbe ettiler onların tövbelerini kabul etti, muhakkak ki Allah işte O, çokça tövbeleri kabul eder, çokça esirgeyendir. Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözüne bağlılarla / sadıklarla beraber olun.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ey iman edenler! Allah’a karşı gelmekten sakının ve sâdıklarla beraber olun.

    Süleyman Ateş

    Ey inananlar, Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ey inanıp güvenenler! Allah'tan çekinerek kendinizi koruyun ve özü sözü doğru olanlarla birlikte olun.

    Şaban Britch

    Ey İman edenler! Allah’tan sakının/takvalı ve doğrularla beraber olun!

    Şaban Piriş

    Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve doğrularla beraber olun!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ey iman edenler! Allah'tan korkun ve özü sözü bir kişilerle beraber olun.

  2. Tevbe suresi, 120. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 120. ayet. مَا كَانَ لِأَهْلِ ٱلْمَدِينَةِ وَمَنْ حَوْلَهُم مِّنَ ٱلْأَعْرَابِ أَن يَتَخَلَّفُوا۟ عَن رَّسُولِ ٱللَّهِ وَلَا يَرْغَبُوا۟ بِأَنفُسِهِمْ عَن نَّفْسِهِۦ ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ لَا يُصِيبُهُمْ ظَمَأٌ وَلَا نَصَبٌ وَلَا مَخْمَصَةٌ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ وَلَا يَطَـُٔونَ مَوْطِئًا يَغِيظُ ٱلْكُفَّارَ وَلَا يَنَالُونَ مِنْ عَدُوٍّ نَّيْلًا إِلَّا كُتِبَ لَهُم بِهِۦ عَمَلٌ صَٰلِحٌ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Medine halkı ve onların çevresinde bulunan bedevilere, Allah'ın Resulünden geri kalmak, kendi canlarını onun canından üstün tutmak yaraşmaz. Çünkü onların, Allah yolunda çektikleri susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları gibi hiçbir olay yoktur ki karşılığında kendilerine iyi bir amel(in sevabı) yazılmış olmasın. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların mükafatını elbette zayi etmez.

    Mehmet Okuyan

    Medine halkının ve civarlarındaki göçebe Arapların Allah'ın Elçisinden geri kalmaları ve onun canından (önce) kendi canlarını düşünmeleri doğru olmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, yorgunluğa ve açlığa uğramaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları da sadece bunların karşılığında kendilerine iyi bir iş yazılması içindir. Şüphesiz ki Allah güzel davrananların ödülünü ziyan etmez.

    Mustafa İslamoğlu

    (Peygamber) şehrinin halkına ve çevresindeki bedevilere, ne Allah'ın Elçisi'nden geriye kalmak, ne de kendi canlarını onunkinden fazla sakınmak yaraşır. Şöyle ki; ne zaman onların başına Allah yolunda bir susuzluk, yorgunluk ve şiddetli açlık gelse; ne zaman inkara gömülenleri öfkelendiren bir hamle yapsalar ve ne zaman mukadder olan sonuca düşman eliyle ulaşsalar; mutlaka bu onların lehine üretilmiş bir değer olarak yazılmaktadır: Elbette Allah iyilerin hakkını zayi edecek değildir.

    Muhammed Esed

    (Peygamber) şehrinin halkına da, onların çevresinde (yaşayan) bedevilere de (seferde) Allah'ın Elçisi'ne katılmaktan kaçınmak ve kendi canlarını o'nunkinden fazla gözetmek yaraşmaz. Çünkü, onlar Allah yolunda ne zaman susuzluk, yorgunluk ya da açlık çekseler; ne zaman hakkı inkar edenleri şaşırtan bir adım atsalar; ve ne zaman başlarına gelmesi mukadder olan şeye düşman eliyle uğratılsalar (sonuç ne olursa olsun) bu onların lehine mutlaka kaydedilmektedir. Çünkü Allah, iyilik yapanların emeklerini asla boşa çıkarmaz!

    Ahmed Hulusi

    Gerek Medine halkına gerekse çevresindeki Bedevilere, Allah Rasulünden geri kalmaları ve kendi nefslerini O'nun nefsine tercih etmeleri yakışmaz! Onların Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa maruz kalmaları, hakikat bilgisini inkar edenleri öfkelendirecek yerlere yerleşmeleri, düşmana karşı bir zafer kazanmaları; kendilerine imanın gereği fiiller olarak yazılmıştır! Muhakkak ki Allah muhsinleri mükafatsız bırakmaz.

    Ali Bulaç

    Medine halkına ve çevresindeki bedevilere, Allah'ın elçisinden geri kalmaları, kendi nefislerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.

    Ali Özek ve heyeti

    Medine halkına ve onların çevresinde bulunan bedevî Araplara, Allah’ın Rasûlünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarını düşünmeleri yakışmaz. İşte onların Allah yolunda bir susuzluğa, bir yorgunluğa ve bir açlığa dûçar olmaları, kâfirleri öfkelendirecek bir yere (ayak) basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları, ancak bunların karşılığında kendilerine salih bir amel yazılması içindir. Çünkü Allah iyilik yapanların mükâfatını zayi etmez.

    Ali Rıza Safa

    Allah'ın elçisinden geride kalmaları ve kendi canlarını Onun canından üstün tutmaları, kent halkına ve çevresindeki Araplara yakışmaz. Bu böyledir. Çünkü Allah'ın yolunda, bir susuzluk, bir yorgunluk, zorlu bir açlık, nankörlük edenleri öfkelendiren bir adım ve düşmana karşı bir başarı kazanmış olmaları yoktur ki, erdemli bir edim olarak yazılmamış olsun. Kuşkusuz, Allah, güzel davrananları ödülsüz bırakmaz.

    Bayraktar Bayraklı

    Medine halkına da, onların çevresindeki bedevilere de Allah'ın Peygamberinden geri kalmak ve kendi canlarını onun canından önde tutmak yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri şaşırtan bir adım atmaları ve düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları, kendileri için iyi bir amel olarak mutlaka yazılacaktır. Çünkü Allah iyi davrananların amellerini asla boşa çıkarmaz.

    Edip Yüksel

    Ne şehir halkı ne de onların çevresindeki Araplar ALLAH'ın elçisinden geri kalmamalı ve kendilerini ona tercih etmemelidir. Zira ALLAH yolunda uğrayacakları her bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık, kafirleri öfkelendirecek her bir adım ve düşmana karşı kazandıkları her bir başarı, kendileri için iyi bir iş olarak yazılır. ALLAH iyi davrananların mükafatını yitirmez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne şehir halkı, ne de onların çevresindeki Araplar, ALLAH'ın elçisinden geri kalmamalı ve kendilerini ona tercih etmemelidir. Zira ALLAH yolunda uğrayacakları her bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık, kafirleri öfkelendirecek her bir adım ve düşmana karşı kazandıkları her bir başarı, kendileri için bir kredi olarak yazılır. ALLAH iyi davrananların mükafatını yitirmez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ne Medine halkının ne de etrafındaki bedevilerin Resulullah'tan geride kalmaları ve kendilerini tercih edip ondan yüz çevirmeleri yakışmaz. Çünkü onların Allah yolunda çektikleri hiçbir susuzluk, hiçbir açlık ve kafirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşman karşısında elde ettikleri hiçbir başarı yoktur ki, karşılığında kendilerine güzel bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah iyilerin mükafatını zayi etmez.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ne medenilerin ne de etraflarındaki bedevilerin Resulullahtan tahallüf etmeleri, ve onun nefsinde ne yaptığına bakmayıb da kendi nefisleriyle mukayyed olmaları yaraşmaz, çünkü onların Allah yolunda ne bir susuzluk, ne bir yorgunluk, ne bir açlık çekmeleri ve ne küffarı gayza getirecek bir mevkii çiğnemeleri ne de düşmandan bir muvaffakıyyete nail olmaları olmaz ki mukabilinde kendileri için mutlak bir ameli salih yazılmış bulunmasın, çünkü Allah muhsinlerin ecrini zayi' etmez

    Erhan Aktaş

    Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Arapların, Allah'ın Resul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şeydir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve Kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin dipnot 1 olanların kazanımlarını yok etmez.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İyi kimse; iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Arapların, Allah'ın Resul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şeydir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve Kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin dipnot 1 olanların kazanımlarını yok etmez.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İyi kimse; iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ne Medine halkının ne de etrafındaki Bedevi Araplar'ın, Allah'ın Rasul'ünden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri olacak şey değildir. Çünkü Allah yolunda katlanacakları susuzluk, yorgunluk, açlık ve kafirleri kızdıracak bir yeri zapt etmeleri ve düşmana karşı elde ettikleri başarı, kendilerine salih bir amel olarak yazılacaktır. Zira Allah, muhsin dipnot 1 olanların kazanımlarını yok etmez.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İyi kimse; iyi işler yapan, iyi davranmayı ilke edinen, güzel ahlak sahibi olan.

    Gültekin Onan

    Medine ehline ve çevresindeki bedevilere, Tanrı'nın elçisinden geri kalmaları, kendi nefslerini onun nefsine tercih etmeleri yakışmaz. Bu, gerçekten onların Tanrı yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, 'dayanılmaz bir açlık' (çekmeleri), kafirleri 'kin ve öfkeyle ayaklandıracak' bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında, mutlaka onlara bununla salih bir amel yazılmış olması nedeniyledir. Şüphesiz Tanrı, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.

    Hasan Basri Çantay

    Gerek Medineliler için, gerek çevrelerindeki bedeviler için (savaşda ve diğer hususlarda) Allahın Resulünden geri kalmaları, (onun emirlerine muhaalefetde bulunmaları) ve bizzat kendisine (katlandığı zahmetlerde) onların da canla başla (katlanmıya) rağbet etmemeleri yasakdır. Bunun sebebi şudur: (Çünkü onların) Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık (çekmeleri), kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları, bir düşmana karşı muvaffakiyyete erişmeleri (gibi hiç bir hal ve hareket) yokdur ki mukaabilinde kendileri için bu sebeble iyi bir amel yazılmış olmasın. Çünkü Allah, iyi hareket edenlerin mükafatını zaayi etmez.

    İbni Kesir

    Gerek Medine'liler için, gerekse onların çevresinde bulunan Bedeviler için; Allah'ın peygamberinden geri kalmak, kendilerini ona tercih etmek yaraşmaz. Çünkü Allah yolunda susuzluk, yorgunluk, açlık, kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmak ve düşmana karşı başarı kazanmak karşılığında; onlara mutlaka bir salih amel yazılır. Muhakkak ki Allah, ihsan edenlerin mükafatını zayi etmez.

    Mehmet Alagaş

    (120-121) Şehir halkı ve onların çevresindeki bedeviler için, Allah’ın Resulünden geri durmaları yahut kendilerine nazaran O’nu tercih etmemeleri uygun değildir, bu şunun için uygun değildir, onlara Allah yolunda hiçbir susuzluk dokunmadı, yorgunluk çekmediler, aç k almadılar, kafirleri kızdıracak hiçbir ayak basılan yerine / kafir toprağına ayak basmadılar, kendilerine yazılmış olan salih ameller hariç, düşmana karşı herhangi bir başarıya nail olmadılar, muhakkak ki Allah, güzel davrananların ödüllerini ziyan etmez / zayi etmez, küçük büyük yaptıkları tüm harcamayı / infakları, geçip gittikleri vadiyi onların lehine Allah’ın yaptıklarının daha güzeli ile karşılıklandırması için kaydeder / yazar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerek Medine’lilerin, gerek onların çevresinde bulunan bedevilerin Rasûlullah’tan geri kalmaları ve kendilerini O’na tercih etmeleri yaraşmaz. Mutlaka onlara Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık isabet etmesi, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında salih bir amel yazılacaktır. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.

    Süleyman Ateş

    Ne Medine halkının, ne de onların çevresinde bulunan bedevi Arapların, Allah'ın Elçisinden geri kalmaları ve onun canından önce kendi canlarının kaygısına düşmeleri, onlara yakışmaz. Böyledir, çünkü Allah yolunda uğrayacakları hiçbir susuzluk, yorgunluk, açlık; kafirleri öfkelendirecek bir yeri çiğne(yip zaptet)meleri ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları yoktur ki mutlaka bunlarla kendilerine iyi bir amel yazılmış olmasın. Allah güzel davrananların ecrini zayi etmez.

    Süleymaniye Vakfı

    Medine halkının ve çevrelerindeki taşralı Arapların, Allah'ın elçisinin arkasından çekilme dipnot 1 ve onun canından önce kendi canlarının derdine düşme hakları yoktur. dipnot 2 Çünkü Allah yolunda (savaşa çıktıkları zaman) karşılaşacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, açlık ve kafirleri öfkelendirecek her adım ve düşmandan kazanacakları her şey onlar için iyi bir iş olarak yazılır. Allah, güzel davrananların ödülünü zayi etmeyecektir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Medine halkının ve çevrelerindeki çöl Araplarının Allah'ın elçisine kayıtsız kalmaya hakları yoktur. Kendilerini ona tercih de edemezler. Bunların Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık çekmeleri, kafirleri öfkelendirecek bir adım atmaları ve düşmandan bir kötülük görmeleri mutlaka lehlerine iyi bir iş olarak yazılacaktır. Çünkü Allah, güzel davrananların ödülünü eksiltmez.

    Şaban Britch

    Medine halkına ve çevrelerinde bulunan bedevilere Rasûlullah’tan geri kalmaları ve kendilerini O’na tercih etmeleri yaraşmaz. İşte onlara Allah yolunda bir susuzluk, bir yorgunluk ve bir açlık isabet etmesi, kâfirleri öfkelendirecek bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı bir başarı kazanmaları karşılığında salih bir amel yazılacaktır. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.

    Şaban Piriş

    Medine halkına ve çevrelerinde bulunan bedevilere Resulullah'tan geri kalmaları ve kendilerini O'na tercih etmeleri yaraşmaz. Bu, onların Allah yolunda susuzluğa, yorgunluğa, açlığa ve kafirleri kızdıracak bir yere ayak basmaları ve düşmana karşı zafer kazanmaları karşılığında, onların doğru bir iş yaptıklarının yazıldığı içindir. Şüphesiz Allah, iyilik yapanların ecrini zayi etmez.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Medine halkına ve çevrelerindeki Bedevi Araplara, Allah resulünden geri kalmaları ve onu bırakıp da kendi canlarının derdine düşmeleri yakışmaz. Çünkü Allah yolunda uğrayacakları bir susuzluk, bir yorgunluk, bir açlık, kafirleri öfkelendirmek üzere bir yere ayak basmaları, düşmana karşı herhangi bir başarı kazanmaları durumunda kendileri için, barışa yönelik iyi bir amel mutlaka yazılacaktır. Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez.

  3. Tevbe suresi, 121. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 121. ayet. وَلَا يُنفِقُونَ نَفَقَةً صَغِيرَةً وَلَا كَبِيرَةً وَلَا يَقْطَعُونَ وَادِيًا إِلَّا كُتِبَ لَهُمْ لِيَجْزِيَهُمُ ٱللَّهُ أَحْسَنَ مَا كَانُوا۟ يَعْمَلُونَ

    Diyanet İşleri

    Allah yolunda küçük, büyük bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi katetmezler ki (bunlar), Allah'ın, yaptıklarının daha güzeliyle kendilerini mükafatlandırması için hesaplarına yazılmış olmasın.

    Mehmet Okuyan

    Küçük büyük yaptıkları her bir infak ve geçtikleri her bir vadi mutlaka onların lehine yazılır. Sonunda, Allah onları yapmakta olduklarının en güzeli ile ödüllendirecektir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Nahl 16:96, 97; Nûr 24:38; ‘Ankebût 29:7; Zümer 39:35; Ahkâf 46:16.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine onlar, az ya da çok Allah yolunda her ne harcamışlar ve hangi vadide ne yol almışlarsa, Allah'ın onları yaptıklarından dolayı en güzel bir biçimde ödüllendirmesi için, elbet o da onların lehine kayda geçirilmektedir.

    Muhammed Esed

    Ve yine onlar, az ya da çok, (Allah için) ne zaman bir harcamada bulunsalar, yeryüzünde (Allah için) ne zaman bir yol katetseler, bu onların lehine kaydedilmektedir; Allah yaptıkları her şey için onları en güzel bir biçimde ödüllendirecektir.

    Ahmed Hulusi

    Ne zaman küçük veya büyük bir bağış infak etseler, yeryüzünde yolculuk yapsalar; bu onlara kesinlikle yazılmış olduğu içindir. . . Bu, Allah'ın kendilerini, yapmakta olduklarının en güzeliyle mükafatlandırması içindir!

    Ali Bulaç

    Küçük, büyük infak ettileri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Allah'ın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.

    Ali Özek ve heyeti

    Keza küçük olsun büyük olsun, sarfedecekleri bir nafakanın ve kat edecekleri bir vadinin sevabı da, yapmış oldukları şeyin en güzelini Allah'ın kendilerine ödemesi için onlara yazılır.

    Ali Rıza Safa

    Yardımlaşmak amacıyla az veya çok paylaştıkları ve aştıkları her vadi, yaptıklarının daha güzeliyle Allah'ın karşılık vermesi için onlara yazılmamış olsun.

    Bayraktar Bayraklı

    Küçük büyük bir masraf yapmaları, bir vadiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır ki, Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle ödüllendirsin.

    Edip Yüksel

    Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve aştıkları her vadi onlar için iyi bir iş olarak yazılır. ALLAH yaptıklarının en güzeliyle kendilerini ödüllendirir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve aştıkları her vadi onlar için kredi olarak yazılır. ALLAH yaptıklarının en güzeliyle kendilerini ödüllendirir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Onlar, -küçük olsun, büyük olsun- bir harcama yapmazlar ve bir vadiyi aşmazlar ki, Allah kendilerini işlediklerinden daha güzeliyle mükafatlandırmak için onların hesaplarına yazmış olmasın!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve küçük, büyük bir masraf yapmazlar ve bir vadi kat'etmezler ki amellerinin daha güzeliyle Allah kendilerine mükafat etmek için hisablarına yazılmış olmasın

    Erhan Aktaş

    Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Büyük veya küçük, yaptıkları her yardım ve güçlük içinde aştıkları her vadi, kendilerine yazılacaktır. Allah, yaptıklarından daha iyisiyle kendilerini ödüllendirecektir.

    Gültekin Onan

    Küçük, büyük infak ettileri her nafaka ve (Tanrı yolunda) aştıkları her vadi, mutlaka Tanrı'nın yaptıklarının daha güzeliyle onlara karşılığını vermesi için, (bunlar) onlar adına yazılmıştır.

    Hasan Basri Çantay

    Onlar (hak yolunda) gerek küçük, gerek büyük herhangi bir masraf yapmaya dursunlar, bir vadiyi geçmeye dursunlar ille Allah o yapar olduklarının daha güzeliyle onlara mükafat etmek için, (bütün onlar) hesablarına yazılmışdır.

    İbni Kesir

    Onlar, küçük veya büyük nafaka olarak ne infak ederlerse, ne kadar yol giderler ve bir vadi geçerlerse; mutlaka onların lehine yazılır ki Allah yaptıklarının en güzeli ile mükafatlandırsın.

    Mehmet Alagaş

    (120-121) Şehir halkı ve onların çevresindeki bedeviler için, Allah’ın Resulünden geri durmaları yahut kendilerine nazaran O’nu tercih etmemeleri uygun değildir, bu şunun için uygun değildir, onlara Allah yolunda hiçbir susuzluk dokunmadı, yorgunluk çekmediler, aç k almadılar, kafirleri kızdıracak hiçbir ayak basılan yerine / kafir toprağına ayak basmadılar, kendilerine yazılmış olan salih ameller hariç, düşmana karşı herhangi bir başarıya nail olmadılar, muhakkak ki Allah, güzel davrananların ödüllerini ziyan etmez / zayi etmez, küçük büyük yaptıkları tüm harcamayı / infakları, geçip gittikleri vadiyi onların lehine Allah’ın yaptıklarının daha güzeli ile karşılıklandırması için kaydeder / yazar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Küçük ve büyük infak ettikleri her nafaka ve (Allah yolunda) aştıkları her vadi yaptıkları işin daha güzeliyle Allah'ın kendilerini mükâfatlandırması için onlar adına yazılmıştır.

    Süleyman Ateş

    Küçük, büyük bir masraf yapmaları, bir vadiyi geçmeleri, mutlaka onların lehine yazılır ki Allah onları, yaptıklarının en güzeliyle mükafatlandırsın.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Az olsun, çok olsun yaptıkları her harcama ve aşıp geçtikleri her vadi mutlaka lehlerine yazılır. Bu, Allah'ın onları, yaptıklarından daha güzeli ile karşılaması içindir.

    Şaban Britch

    Büyük veya küçük, sarfettikleri her harcama ve aştıkları her vadi onlar için yazılır. Bunlar, onların yaptıkları amelleri Allah'ın daha güzeliyle kendilerini mükâfatlandırması içindir.

    Şaban Piriş

    Allah tarafından yaptıklarının karşılığı olarak en güzel şekilde ödüllendirilmek için, az ve çok infakta bulundukları her şey, yürüdükleri her yol onlar için yazılmıştır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Küçük büyük bir infakta bulunmaları, bir vadiyi geçmeleri, kendileri lehine mutlaka yazılır ki, Allah onlara yapıp ettiklerinden daha güzeliyle karşılık versin.

  4. Tevbe suresi, 122. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 122. ayet. وَمَا كَانَ ٱلْمُؤْمِنُونَ لِيَنفِرُوا۟ كَآفَّةً فَلَوْلَا نَفَرَ مِن كُلِّ فِرْقَةٍ مِّنْهُمْ طَآئِفَةٌ لِّيَتَفَقَّهُوا۟ فِى ٱلدِّينِ وَلِيُنذِرُوا۟ قَوْمَهُمْ إِذَا رَجَعُوٓا۟ إِلَيْهِمْ لَعَلَّهُمْ يَحْذَرُونَ

    Diyanet İşleri

    (Ne var ki) mü'minlerin hepsi toptan seferber olacak değillerdir. Öyleyse onların her kesiminden bir grup da, din konusunda köklü ve derin bilgi sahibi olmak ve döndükleri zaman kavimlerini uyarmak için geri kalsa ya! Umulur ki sakınırlar.

    Mehmet Okuyan

    Müminlerin hepsinin toptan çıkmaları (çıkıp gelmeleri) doğru değildir. Her birinden (her toplumdan) bir grup dinde derin anlayış sahibi olmak ve sakınırlar ümidiyle kendilerine döndüklerinde toplumlarını uyarmak için nefer olmalıdır (yola çıkmalıdır). dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet topluca savaşa gidip gitmemeyle ilgili değil de dini öğrenmek için çeşitli topluluklar içinden sadece belirli bir grubun gelmesi, sonra da kavimlerine dönüp gitmeleri ve onları kötülüklerden sakındırmalarıyla ilgili olarak okunmalıdır. Buna karşılık bu ayet şöyle de yorumlanmıştır: Burada konu müslümanların topluca savaşa gitmeleri ve Hz. Muhammed'i Medine'de yalnız bırakmamalarıyla ilişkili görülmüş ve hepsinin savaşa katılmasının gerekmediğine, o esnada indirilen ayetlerin de öğrenilmesi için belli bir grubun geride kalması gerektiğine dikkat çekilmiştir. Bu yorum bir sonraki ayetle ilişkilendirilerek yapılmaktadır (Semerkandî, [Bahru'l-‘Ulûm], II, 100; Taberî, [Câmi‘u'l-beyân], XI, 67-69).

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat, (yeni) mü'minlerin (dini öğrenmek için) cumhur cemaat yola koyulmaları doğru olmaz; onlar arasından her gruptan birileri (Medine'ye doğru) yola çıkmalı, dinde derin bir anlayış ve ilim elde etmek için (orada) çaba harcamalı ve kendi toplumları arasına geri döndükleri zaman da, onları uyarmalı değil mi; belki de böylece (ileride doğacak) birtakım mahzurlar (önceden) engellenmiş olur.

    Muhammed Esed

    Bütün bunlarla birlikte, (savaş zamanı) müminlerin hepsinin toptan yola çıkması doğru olmaz; onların arasında her gruptan bazılarının seferden geri kalmaları, (bunun yerine) Din hakkında derin ve sağlam bir bilgi elde etmek yolunda çaba göstermeleri ve (böylece) seferden dönen kardeşlerini aydınlatmaya çalışmaları daha yerinde olacaktır; böylece belki, onlar (da) kötülüğe karşı kendilerini (daha iyi) korumuş olacaklardır.

    Ahmed Hulusi

    İman edenlerin hepsinin birden sefere çıkmaları yerinde olmaz! Onlardan her bir topluluktan bir grubun, arkalarında kalması; Din'i iyice anlamaya çalışması gerekir. Onlar seferden geri döndüklerinde, belki sakınırlar diye, kavimlerini uyarmaları için!

    Ali Bulaç

    Mü'minlerin tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde derin bir kavrayış edinmek (tafakkuhta bulunmak) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp sakınırlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Müminlerin hepsinin toptan sefere çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grup dinde (dini ilimlerde) geniş bilgi elde etmek ve kavimleri (savaştan) döndüklerinde onları ikaz etmek için geride kalmalıdır. Umulur ki sakınırlar.

    Ali Rıza Safa

    İnananların tümünün çıkması gerekmez. Her kesimden bir küme, toplumu geri döndüğünde onları uyarmak için, dini iyice öğrenmelidir. Böylece, belki korunurlar.

    Bayraktar Bayraklı

    İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun, dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde korunmaları ümidiyle onları uyarmak için, arkada kalmaları gerekmez mi?

    Edip Yüksel

    İman edenlerin, topluca yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    (Mekke'de kalan) İnananların, topluca (Medine'ye hicret eden peygamberi ziyaret için) yola çıkmaları doğru olmaz. Her gruptan sadece bir kaç kişi, dini anlayıp öğrenmek için harekete geçmeli. Nitekim böylece, halklarına geri döndüklerinde, halklarının uyanık bulunması için onları uyarabilsinler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bununla beraber müminlerin hepsi birden toplanıp seferber olacak değillerdir. Fakat her kabileden bir grup toplansa da dinde derinleşseler ve döndüklerinde toplumlarını uyarsalar, ola ki aykırı davranışta bulunmaktan kaçınırlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bununla beraber mü'minlerin kaffesi birden toplanıp seferber olacak değillerdir, fakat her fırkadan bir taife toplansa da dinde fıkıh tahsıl etseler, ve döndükleri zaman kavmlerini inzar eyleseler, gerek ki sakınırlar

    Erhan Aktaş

    Mü'minlerin toptan seferber olmaları uygun değildir. Dinde bilgi dipnot 1 edinmek için her grubun içinden birtakım kimseler gitmeli ve döndüklerinde halklarını bilgilendirmelidirler. Umulur ki onlar sakınırlar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayete: "Dini iyi bilenler(alimler), savaşa gitmesinler ki, savaşa gidenler, döndüklerinde onlara dini anlatsınlar." şeklinde verilen anlamlar doğru değildir. Çünkü ayette savaştan söz edilmemektedir. Nebi'den ve Mü'minlerden dini öğrenmek için Mekke'den Medine'ye gidenlere: "Dininizi öğrenmek amacıyla hep birlikte gitmeyin, her gruptan birkaç kişi gitsin." denmektedir. Zira yol boyunca düşmanın saldırı yapması riski vardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Mü'minlerin toptan seferber olmaları uygun değildir. Dinde bilgi edinmek için her grubun içinden bir takım kimseler gitmeli ve döndüklerinde halklarını bilgilendirmelidirler. Umulur ki onlar sakınırlar. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayete: "Dini iyi bilenler(alimler), savaşa gitmesinler ki, savaşa gidenler, döndüklerinde onlara dini anlatsınlar." şeklinde verilen anlamlar yanlıştır. Ayette, savaştan söz edilmemektedir. Nebiden ve Mü'minlerden dini öğrenmek için Mekke'den Medine'ye gidenlere: "Dininizi öğrenmek amacıyla hep birlikte gitmeyin, her gruptan birkaç kişi gitsin." denmektedir. Zira yol boyunca düşmanın saldırı yapması riski vardır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Mü'minlerin toptan sefere çıkmaları uygun değildir. Her gruptan birkaç kişi dinde bilgi sahibi olmaya çalışmalı ve kavimlerine döndüklerinde onları uyarmalıdırlar. Umulur ki onlar sakınırlar. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayete: "Dini iyi bilenler(alimler), savaşa gitmesinler ki, savaşa gidenler, döndüklerinde onlara dini anlatsınlar." şeklinde verilen anlamlar yanlıştır. Ayette, savaştan söz edilmemektedir. Nebiden ve mü'minlerden dini öğrenmek için Mekke'den Medine'ye gidenlere: "Dininizi öğrenmek amacıyla hep birlikte gitmeyin, her gruptan birkaç kişi gitsin." denmektedir. Zira yol boyunca düşmanın saldırı yapması riski vardır.

    Gültekin Onan

    İnançlıların tümünün öne fırlayıp çıkmaları gerekmez. Öyleyse onlardan her bir topluluktan bir grup, çıktığında (bir grup da), dinde kavrayış (tefekkahu) (edinmek) ve kavimleri kendilerine geri döndüğünde onları uyarmak için (geride kalabilir). Umulur ki onlar da kaçınıp sakınırlar.

    Hasan Basri Çantay

    (Bununla beraber) mü'minlerin hepsinin (topyekun) savaşa çıkmaları layık değildir. O halde (onların her sınıfından yalınız birer zümre savaşa gitmeli), kimi de — din ve şeriat ilimlerini iyice öğrenmeleri ve kavmleri (savaşdan) dönüp kendilerine geldikleri zaman onları Allah azabıyle korkutmaları için — (gitmeyip kalmalıdırlar). Olur ki (bu suretle mü'minler aykırı hareketlerden) kaçınırlar.

    İbni Kesir

    Mü'minlerin hepsi de seferber olacak değildirler. Her topluluktan bir taifenin dinini iyi öğrenmek ve kendisine döndüklerinde kavmini uyarmak üzere geri kalmaları gerekmez mi? Olur ki kaçınırlar. 9

    Mehmet Alagaş

    (122) Müminler için toptan seferber olmaları olacak şey değildir, Onların her bir bölümünden bir grubun din konusunda anlamaları / fıkhetmeleri ve geri döndükleri vakit, topluluklarını uyarmaları için nefer olması beklenir. Böylelikle belki hazırlık ederler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Müminlerin toptan savaşa çıkmaları uygun değildir. Ama her topluluktan bir grup çıksın. Ta ki dinde derin bilgiye kavuşma ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak için (geride bir topluluk kalsın). Umulur ki sakınırlar.

    Süleyman Ateş

    İnsanların hepsi toptan sefere çıkacak değillerdi. Ama her kabileden bir cemaatin dini iyice öğrenmeleri ve dönüp kavimlerine geldiklerinde, sakınmaları umuduyla onları uyarmaları için sefere çıkmaları gerekmez miydi?

    Süleymaniye Vakfı

    Şu da var ki müminlerin tamamının savaşa çıkması gerekmez. Keşke (Allah'ın savaş emrini uygulamalı olarak görüp) dini kavramak dipnot 1 ve geri döndüklerinde toplumlarını uyarmak için, her kesimden bir grup savaşa çıksa! Hem böylece toplumları da tedbirli ve dikkatli olur dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Savaş meydanında dini kavramanın ne anlama geldiğine dair Kur'an'da örnekler vardır. Savaşa dair ilahi emirleri ihlal etmek suretiyle hayati bir hata yapmalarına rağmen Allah'ın vaadi sebebiyle Müslümanlar Bedir savaşını kazandılar. Savaşa katılanlar, bu vaadin yerine gelmesi için Allah'ın her türlü yardımını müşahede etmişlerdi. Bu tecrübe, savaşa bizzat gidilmediği sürece asla elde edilemeyecek bir kazanımdır. Benzer tecrübeyi Uhud savaşına katılanlar da yaşamışlardır. Bedir savaşında Allah'ın yardımı ile büyük bir felaketin kıyısından dönülmesine rağmen Uhud'da da aynı hata tekrar edilmiş ve savaş meydanında süreç Müslümanlar lehine iken aniden tersine dönmüştü. Düşman karşısında tek başına kalan Muhammed aleyhisselamın ilahi emirleri hatırlatması ve gereğinin yapılması üzerine savaş meydanında kısmen toparlanma sağlanmıştı (Al-i İmran 3/152-153). Böylelikle Müslümanlar, Allah'ın yardımının hangi şartlarda geleceğini tecrübe etmiş oldular. Bir başka örnek Huneyn savaşıdır. Hem Mekke'nin fethi hem de sayısal çoğunluğun verdiği güven duygusunun sebep olduğu gevşeklikten dolayı Huneyn savaşında, yeryüzü Müslümanlara dar gelmiş ve dağılıp kaçmaya başlamışlardı. Durumlarını düzeltmelerinin ardından Allah'ın yardımı gelmiş ve zafer kazanılmıştı (Tevbe 9/25-26). Doğal olarak bu savaşa katılanlar da savaş hükümlerini bizzat tecrübe etmiş ve muhtemelen döndüklerinde tecrübelerini savaşa katılmayanlara aktaracak duruma gelmişlerdi.
    2. metne dön, dipnot 2
      Ayetin ilk kısmında müminlerin tamamının savaşa çıkmalarının gerekmediği bildirilmektedir. Gerçekten de istisnai durumlar hariç bir topluluğun tamamının savaşa çıkması beklenmez. Savaşanların da istisnai durumlar hariç (Enfal 8/5-16) topyekün savaşmaları emredilir (Tevbe 9/36). Bu sebeple ayetin ikinci kısmının savaştan muaf olanlarla ilgisi olamaz. Tam tersine savaşmak zorunda kalmış bir topluluğun içindeki çeşitli kesimlerden bir kısım kişilerin orduya katılıp savaşa çıkmalarının iyi olacağına dair teşvik vardır. Bu teşvikin üç gerekçesi bulunmaktadır: 1. Dini kavramanın /tefakkuhun (bkz. Bir önceki dipnot) gerçekleşmesi, 2. Kavimlerine uyarılarda bulunmaları, 3. Kavmin yanlışa düşmekten korunması. İlk gerekçe orduya katılması teşvik edilenlerle ilgilidir. Bu kişiler Allah'ın başta savaşa dair pek çok hükmünün anlam, önem ve hikmetini tecrübe ederek öğreneceklerdir. Bunlar oturduğu yerden elde edilemeyecek kazanımlardır. İkinci gerekçe, bu kazanımların savaşa çıkmayıp geride kalmış toplulukla paylaşılmasıdır. Bir kesimin kazanımı tüm toplumun birikimi olacak, savaş meydanında zafer de elde edilse hezimet de yaşansa elde paha biçilemez bir kazanım kalacaktır. Üçüncü gerekçe, elde edilen bu kazanım sayesinde muhtemel hataların önlenmiş olmasıdır. Tüm bu gerekçelerden hareketle, bu teşvikin yani her kesimden bazılarının savaşa iştirak etmesinin ihmal edilmesi durumunda kaçırılacak fırsatlar sebebiyle bu ayetteki teşvik kınamayı da içermektedir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Müminlerin tamamının savaşa çıkması gerekmez. Her kesimden bir takımı (Allah'ın savaşa çıkma emrini uygulamanın kişiye kazandırdıklarını görüp) dini kavramak ve geri döndüklerinde toplumlarını uyarmak için savaşa çıksa iyi olmaz mı? Böylece yanlışlardan sakınabilirler.

    Şaban Britch

    Müminlerin toptan savaşa çıkmaları uygun değildir. Ama her topluluktan bir grup çıksın. Ta ki dinde derin bilgiye kavuşma ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak için (geri de bir topluluk kalsın). Umulur ki sakınırlar.

    Şaban Piriş

    Müminlerin toptan savaşa çıkmaları gerekmez. Her topluluktan bir grubun dinde derinleşmek ve kavimleri geri döndüklerinde onları uyarmak ve sakındırmak için savaşa gitmeleri gerekmez mi? Umulur ki sakınırlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İnananların hepsinin birden savaşa çıkmaları doğru değildir. Onların her kesiminden bir grubun dinde derin bilgiler edinmek ve sefere çıkan topluluk geri döndüğünde, korunmaları ümidiyle onları uyarmak için arkada kalmaları gerekmez mi?

  5. Tevbe suresi, 123. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 123. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ قَٰتِلُوا۟ ٱلَّذِينَ يَلُونَكُم مِّنَ ٱلْكُفَّارِ وَلْيَجِدُوا۟ فِيكُمْ غِلْظَةً وَٱعْلَمُوٓا۟ أَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُتَّقِينَ

    Diyanet İşleri

    Ey iman edenler! Kafirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah kendisine karşı gelmekten sakınanlarla beraberdir.

    Mehmet Okuyan

    Ey iman edenler! kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ve onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar! dipnot 1 Bilin ki Allah şüphesiz ki muttakîlerle (duyarlı olanlarla) beraberdir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Bakara 2:190-193, 256, Nisâ 4:89-91, Enfâl 8:39-40, Tevbe 9:2-4, 12, 36, 73; Hacc 22:39, Mümtehine 60:8-9, Tahrîm 66:9 gibi ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Siz ey iman edenler! İnkara gömülenler arasından size en yakın (tehdit) oluşturanlara karşı savaşın! Ve sizin şahsınızda sert bir direnişe şahit olsunlar. Hem şunu iyi bilin ki, Allah sorumlu davrananların yanındadır.

    Muhammed Esed

    Siz ey imana erişenler! Hakkı inkar eden kimselerden yakınınızda olanlarla savaşın; (öyle ki) sizi kendilerine karşı sert ve direngen bulsunlar: ve bilin ki, Allah, kendisine karşı yüksek bir sorumluluk bilinci taşıyanlarla beraberdir.

    Ahmed Hulusi

    Ey iman edenler! Küffardan (gerçeği inkar edenlerden) size yakın olanlarla savaşın! Sizde şiddet, aziym, yoğun iman yaşamını bulsunlar. . . Bilin ki Allah korunanlarla beraberdir!

    Ali Bulaç

    Ey iman edenler, inkar edenlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde 'bir güç ve caydırıcılık' görsünler. Ve bilin ki gerçekten Allah takva sahipleriyle beraberdir.

    Ali Özek ve heyeti

    Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşın ki onlar (savaş anında) sizde bir sertlik bulsunlar. Bilin ki, Allah sakınanlarla beraberdir.

    Ali Rıza Safa

    Ey inanca çağırılanlar! Nankörlük edenlerin yakınınızda olanlarıyla savaşın; sizde bir katılık bulsunlar. İyi bilin ki, Allah, sorumluluk bilinci taşıyanlarla kesinlikle birliktedir.

    Bayraktar Bayraklı

    Ey İman edenler! Kafirlerden yakınınızda olanlara karşı savaşınız ve sizde yenilmez bir kuvvet görsünler. Biliniz ki Allah sakınanlarla beraberdir.

    Edip Yüksel

    Ey iman edenler, sizi kuşatıp saldıran kafirlerle savaşın. Sizde sertlik bulsunlar. Bilin ki ALLAH erdemlilerle beraberdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ey inananlar, sizi kuşatıp saldıran kafirlerle savaşın. Sizde sertlik bulsunlar. Bilin ki ALLAH erdemlilerle beraberdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ey iman edenler, kafirlerden yakınınızda olanlarla çarpışın ki, onlar sizde kalın =çetin bir kuvvet olduğunu görsünler; bilin ki, Allah kötülüklerden sakınanlarla beraberdir!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ey o bütün iyman edenler! Kafirlerin size yakın olanlarıyle çarpışın, hem onlar sizde kalın bir kuvvet görsünler ve bilin ki Allah korunanlarla beraberdir

    Erhan Aktaş

    Ey İman Edenler! Size yakın olan dipnot 1 Kafirlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Size tehdit oluşturan, sizi kuşatmış olanlara karşı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ey iman edenler! Size yakın olan dipnot 1 Kafirlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Size tehdit oluşturan, sizi kuşatmış olanlara karşı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ey iman edenler! Size yakın olan dipnot 1 gerçeği yalanlayan nankörlerle savaşın. Ve onlar, sizde kararlılık görsünler. Bilin ki Allah, takva sahibi olanlarla beraberdir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Size tehdit oluşturan, sizi kuşatmış olanlara karşı.

    Gültekin Onan

    Ey inananlar, kafirlerden size en yakın olanlarla savaşın; sizde 'bir güç ve caydırıcılık' görsünler. Ve bilin ki gerçekten Tanrı takva sahipleriyle beraberdir.

    Hasan Basri Çantay

    Ey iman edenler, kafirlerden size yakın olanlarla muhaarebe edin. Onlar sizde büyük bir azm-ü şiddet bulsunlar. Bilin ki Allah muhakkak takvaa saahibleriyle beraberdir.

    İbni Kesir

    Ey iman edenler; kafirlerden size yakın olanlarla savaşın. Ve onlar sizde sertlik görsünler. Ve bilin ki; Allah, muhakkak müttakilerle beraberdir.

    Mehmet Alagaş

    (123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Ey iman edenler! Kâfirlerden yakınınızda bulunanlarla savaşın ki, sizde kendilerine karşı bir sertlik bulsunlar. Bilin ki Allah takvâ sahipleriyle beraberdir.

    Süleyman Ateş

    Ey inananlar, yakınınızda bulunan kafirlerle savaşın, (onlar), sizde bir katılık bulsunlar. Bilin ki Allah, korunanlarla beraberdir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Ey inanıp güvenenler! Yakınınızda bulunan kafirlerle savaşın ki sizde sarsılmaz bir güç olduğunu görsünler. Bilin ki Allah, kendisinden çekinerek korunanlarla beraberdir.

    Şaban Britch

    Ey iman edenler! Kâfirlerden (öncelikle) yakınınızda olanlarla savaşın ve onlar sizde bir sertlik bulsunlar. Allah’ın muttakilerle beraber olduğunu bilin.

    Şaban Piriş

    -Ey iman edenler! Sizde büyük bir güç olduğunu görmeleri için yakınınızda bulunan kafirlerle savaşın. Allah'ın muttakilerle beraber olduğunu bilin.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ey iman sahipleri! Küfre sapanların yakınınızda bulunanlarıyla savaşın. Sizde bir sertlik bulsunlar. Şunu bilin ki Allah, sakınanlarla beraberdir.

  6. Tevbe suresi, 124. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 124. ayet. وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ فَمِنْهُم مَّن يَقُولُ أَيُّكُمْ زَادَتْهُ هَٰذِهِۦٓ إِيمَٰنًا فَأَمَّا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ فَزَادَتْهُمْ إِيمَٰنًا وَهُمْ يَسْتَبْشِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Herhangi bir sure indirildiğinde, içlerinden, (alaylı bir şekilde) "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyenler olur. İman etmiş olanlara gelince, inen sure onların imanını artırmıştır. Onlar bunu birbirlerine müjdelerler.

    Mehmet Okuyan

    Herhangi bir sure indirildiği zaman içlerinden bir kısmı "Bu, sizin hanginizin imanını artırdı ki?" der. İman edenler var ya, (indirilen her sure) onların imanlarını artırır ve onlar sevinirler. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:173; Enfâl 8:2; Kehf 18:13; Meryem 19:76; Hacc 22:54; Ahzâb 33:22; Muhammed 47:17; Fetih 48:4; Müddessir 74:31.

    Mustafa İslamoğlu

    Ne zaman Kur'an'dan bir bölüm indirilse, hemen onlardan birileri: "Bu hanginizin imanını artırdı?" derler. Hani iman edenler var ya: bu onların imanlarını tabii ki artırmıştır; ve elbet onlar bunun sevincini ve müjdesini paylaşırlar.

    Muhammed Esed

    Ne zaman bir sure indirilse, o hakkı inkar edenlerin arasından "Bu (haber) hanginizin imanını pekiştirdi?" diye (küçümseyerek) soran birileri çıkar. Ama imana erişmiş olanlara gelince, bu onların imanlarını pekiştirir ve onlar (Allah'ın kendilerine ulaştırdığı) müjdenin sevincini duyarlar.

    Ahmed Hulusi

    Bir sure inzal edildiğinde, onlardan kimi: "Bu hanginizin imanını arttırdı (ne yararı oldu)?" der. . . İman etmiş olanlara gelince, onların imanını artırmıştır, onlar müjdeleşip seviniyorlar.

    Ali Bulaç

    Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu, hanginizin imanını arttırdı?" der. Ancak iman edenlere gelince; onların imanını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.

    Ali Özek ve heyeti

    Bir sûre indirildiği zaman, onlardan (o münafıklardan), bir kısmı "Bu sûre hanginizin îmanını artırdı?" derler. İşte o îman edenler var ya, onların imanını artırmıştır ve (onlar) bunu, birbirlerine müjdelerler.

    Ali Rıza Safa

    Bir sure indirildiğinde, onlardan birisi, şöyle der: "Hanginizin inancını artırdı bu?" Oysa inanca çağırılanların inancını artırır ve birbirlerine sevinçli haberi verirler.

    Bayraktar Bayraklı

    Herhangi bir sure indirildiği zaman onlardan bir kısmı der ki: "Bu sizin hanginizin imanını arttırdı?" Müminlere gelince, işte bu sure onların imanlarını arttırır ve onlar sevinirler.

    Edip Yüksel

    Her ne zaman bir sure inse, "Bu sure hanginizin gerçeği onaylamasını arttırdı" diye soranlar var. İman edenlerin onayını arttırdı ve onlar sevinip birbirlerini müjdelerler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her ne zaman bir sure inse, 'Bu sure hanginizin inancını arttırdı,' diye soranlar var. Gerçekten inananların inancını arttırmıştır, ve onlar (her surenin inişiyle) sevinip birbirlerini müjdelerler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir sure indirildiğinde, içlerinden biri çıkar: "Bu hanginizin imanını artırdı bakalım?" der. Evet imanı olanların imanını artırmıştır ve onlar müjdelenip duruyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir sure indirildimi içlerinden biri çıkar "bu hanginizin iymanını artırdı bakalım?" der, evet, iymanı olanların iymanını artırmıştır ve onlar müjdelenib duruyorlar

    Erhan Aktaş

    Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: dipnot 1 "Bu hanginizin imanını arttırdı?" derler. Bu, İman Edenler'in imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafirler, alayımsı bir şekilde.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: dipnot 1 "Bu hanginizin imanını arttırdı?" derler. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kafirler, alayımsı bir şekilde.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ne zaman bir sure indirilse, onlardan bazıları: dipnot 1 "Bu hanginizin imanını arttırdı?" der. Bu, iman edenlerin imanını arttırdı. Onlar, müjdelenmelerine sevinirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Münafıklar, alayımsı bir şekilde.

    Gültekin Onan

    Bir sure indirildiğinde onlardan bazısı: "Bu hanginizin inancını arttırdı?" der. Ancak inananlara gelince; onların inancını arttırmıştır ve onlar müjdeleşmektedirler.

    Hasan Basri Çantay

    Bir sure indirildiği zaman içlerinden kimi: "Bu (sure) hanginizin imaanını artırdı?" der. İman etmiş olanlara gelince: (Her inen sure) daima onların imanını artırmışdır ve onlar (Kur'an indikçe sevinçlerinden) birbiriyle müjdeleşirler.

    İbni Kesir

    Bir sure indirilince; onlardan kimi: Bu, hanginizin imanını artırdı? der. İman etmiş olanlara gelince; onların imanını artırmıştır. Ve onlar, birbirleri ile müjdeleşirler.

    Mehmet Alagaş

    (123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bir sûre indirilince aralarında: "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyen kimseler vardır. O, iman eden kimselerin imanını artırmıştır. Onlar, bunu birbirlerine müjdelerler.

    Süleyman Ateş

    Ne zaman bir sure indirilse onlardan kimi: "Bu, hanginizin imanını artırdı?" der. Bu, inananların imanını artırır, onlar sevinirler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir sure indirilince bazıları: "Şimdi bu hanginizin imanını (güvenini) arttırdı ki?" der. O (sure), inanıp güvenmiş olanların güvenini artırır. Onlar onu (sureyi), birbirlerine müjdelerler.

    Şaban Britch

    Bir sûre indirilince, aralarında: "Bu hanginizin imanını artırdı?" diyen kimseler vardır. O, iman eden kimselerin imanını artırmıştır. Onlar, bunu müjdelerler.

    Şaban Piriş

    Bir sure indirilince, aralarında: -Bu hanginizin imanını artırdı? diyen kimseler vardır. O, iman eden kimselerin imanını artırmıştır. Onlar, bunu birbirlerine müjdelerler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ne zaman bir sure indirilse içlerinden biri, "Bu hanginizin imanını artırdı?" diye konuşur. İmanı olanların imanını artırmıştır. İşte sevinip duruyorlar!

  7. Tevbe suresi, 125. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 125. ayet. وَأَمَّا ٱلَّذِينَ فِى قُلُوبِهِم مَّرَضٌ فَزَادَتْهُمْ رِجْسًا إِلَىٰ رِجْسِهِمْ وَمَاتُوا۟ وَهُمْ كَٰفِرُونَ

    Diyanet İşleri

    Kalplerinde hastalık olanların ise, pisliklerine pislik katmış (küfürlerini artırmış), böylece kafir olarak ölüp gitmişlerdir.

    Mehmet Okuyan

    Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince, onların da inkârlarını tamamen artırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de kalpleri hastalıklı kimseler var; ve bu onların çirkefliklerinin katmerlenmesine yol açmıştır; en sonunda onlar, (boğazlarına kadar gömüldükleri inkarda) kafir olarak ölüp gidecekler.

    Muhammed Esed

    Öte yandan, kalplerinde bir hastalık bulunanlarınsa, her yeni haber inançsızlıklarına inançsızlık katar ve böylece hakkı tanımama tutumu içindeyken ölüp giderler.

    Ahmed Hulusi

    Hastalıklı düşünce sahiplerine gelince; onların pisliğine pislik katıp arttırmış; onlar hakikat bilgisini inkar edenler olarak ölmüşlerdir.

    Ali Bulaç

    Kalblerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.

    Ali Özek ve heyeti

    Kalplerinde hastalık (kâfirlik ve münafıklık) olanlara (bir sûre) gelince, bu onların da inkârlarını büsbütün artırır ve onlar artık kâfir olarak ölürler.

    Ali Rıza Safa

    Fakat yüreklerinde sayrılık olanların, kötülüğüne kötülük katmıştır; nankörler olarak ölürler.

    Bayraktar Bayraklı

    Kalplerinde hastalık olanlara gelince, onların da murdarlıklarına murdarlık katmış ve onlar kafir olarak ölüp gitmişlerdir.

    Edip Yüksel

    Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince... Onların da kötülüklerini arttırmıştır ve onlar kafirler olarak ölürler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kalplerinde hastalık bulunanlara gelince... Onların da kötülüklerine kötülük katmıştır ve onlar kafirler olarak ölürler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kalplerinde bir hastalık olanlara gelince, onların da küfürlerine küfür katmıştır ve kafir olarak ölüp gitmişlerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Kalblerinde bir maraz olanlara gelince: onların da küfürlerine küfür katmıştır ve kafir olarak ölüb gitmişlerdir

    Erhan Aktaş

    Kalplerinde dipnot 1 hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar Kafir olarak ölürler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda kalp ile beyin arasındaki iletişim üzerine yapılan bilimsel çalışmalarda kalbin beyin fonksiyonlarını etkilediğine dair bulgular elde edilmiştir. Tıpkı göz, kulak vs. ile beyin arasındaki iletişim gibi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kalplerinde dipnot 1 hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar Kafir olarak ölürler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlahi cevher. İdrak etmenin, düşüncenin merkezi. Kur'an'da kalp, düşünme, akletme, anlama, kavrama, şeylerin hakikatini bilme melekesi/yetisi anlamında kullanılmaktadır. Kur'an'da akletme/düşünme fiili kalbe ait olarak görülmüş; düşünmenin ve anlamanın kalbin bir işlevi olduğu belirtilmiştir. Kalp, bu özelliklerinden dolayı ilahi hitaba muhataptır, yükümlü ve sorumludur. Son yıllarda yapılan bilimsel çalışmalar; kalbin beyinle çok geniş bir iletişim sistemine sahip olduğunu ve düşünceleri, duyguları ve aklı düzenleyen ve tüm beyin fonksiyonlarını etkileme gücüne sahip bir organ olduğunu göstermektedir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kalplerinde hastalık olanlara gelince, bu onların kötülüklerine kötülük katmıştır. Ve onlar gerçeği yalanlayan nankörler olarak ölürler.

    Gültekin Onan

    Kalplerinde hastalık olanların ise, iğrençliklerine iğrençlik (murdarlık) ekleyip arttırmış ve onlar kafir kimseler olarak ölmüşlerdir.

    Hasan Basri Çantay

    Fakat (o sureler) kalblerinde maraz (küfür ve nifaak) bulunanların küfürlerine küfür katıb artırdı ve onlar kafir kafir öldüler.

    İbni Kesir

    Kalblerinde hastalık bulunanların ise, murdarlıklarına murdarlık katmıştır. Ve kafir olarak ölmüşlerdir.

    Mehmet Alagaş

    (123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kalplerinde hastalık olanların ise pisliklerine pislik katmıştır ve onlar kâfirler olarak ölmüşlerdir.

    Süleyman Ateş

    Fakat yüreklerinde hastalık olanlara gelince (bu), onların pisliklerine pislik katar. Ve onlar kafir olarak ölürler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kalplerinde hastalık olanların da pisliğine pislik katar. Onlar da kafir olarak ölürler.

    Şaban Britch

    Kalplerinde hastalık bulunanların pisliklerine (küfürlerine) pislik (küfür) katmıştır. Ve onlar, kâfir olarak ölmüşlerdir.

    Şaban Piriş

    Kalplerinde hastalık bulunanların pisliklerine pislik katmıştır. Ve onlar, kafir olarak ölmüşlerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kalplerinde maraz olanlara gelince, inen sure onların pisliğine pislik ekler. Kafir olarak ölüp gittiler onlar.

  8. Tevbe suresi, 126. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 126. ayet. أَوَلَا يَرَوْنَ أَنَّهُمْ يُفْتَنُونَ فِى كُلِّ عَامٍ مَّرَّةً أَوْ مَرَّتَيْنِ ثُمَّ لَا يَتُوبُونَ وَلَا هُمْ يَذَّكَّرُونَ

    Diyanet İşleri

    Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar. Sonra ne tövbe ederler, ne de ibret alırlar.

    Mehmet Okuyan

    Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? dipnot 1 Sonra tevbe de etmiyorlar, (gerçeği) de hatırlamıyorlar.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnkârcıların her yıl sınandıkları imtihanların "inkâr ve nifak" olmasının yanında, bu denenme hastalık, kıtlık, açlık, savaş, cihad vs. şeklinde de gerçekleşmiş olabilir. Ayette geçen [merrateyni] kelimesi Tevbe 9:101'de de geçtiği üzere "iki kere", "defalarca" anlamında yorumlanabilmektedir. Bu durumda inkârcıların ve münafıkların her yıl bir defa veya defalarca yani sürekli olarak denendikleri ifade edilmiş olmaktadır. Onların her bir defa denenmesi aslında tevbe etmeleri için bir fırsat olmasına rağmen onlar bunu değerlendirememiş, tevbe etmemiş, gerçeğe yönelmemiş ve gerçekleri hatırlamaya yanaşmamışlar, böylece inkârları arttığı gibi mahşerdeki azaplarının da artmasına neden olmuşlardı. Bu durum dün böyle olduğu gibi sonrasında da aynı şekilde devam etmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Görmüyorlar mı ki her yıl bir ya da iki kez skandala konu oluyorlar, sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ders alıyorlar!

    Muhammed Esed

    Peki, bunlar her yıl bir ya da iki kere denenip sınandıklarını bilmiyorlar mı ki tevbe edip (Allah'ı) anmıyorlar?

    Ahmed Hulusi

    Görmüyorlar mı ki onlar her yıl bir veya iki kere deneniyorlar? (Hala) tövbe etmiyorlar; ibret de almıyorlar.

    Ali Bulaç

    Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar, her yıl bir veya iki kez (çeşitli belâlarla) imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tevbe ediyorlar ne de ibret alıyorlar.

    Ali Rıza Safa

    Her yıl, bir veya iki kez sınandıklarını zaten görmüyorlar mı? Yine de pişmanlık göstermiyorlar; öğüt de almıyorlar.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar, her yıl bir veya iki defa imtihan edildiklerini görmüyorlar mı? Sonra da ne tövbe ediyorlar ne de ders alıyorlar.

    Edip Yüksel

    Her sene, bir iki defa belalarla sınandıklarını görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tövbe ediyorlar, ne de öğüt alıyorlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Her sene, bir iki defa belalarla sınandıklarını görmüyorlar mı? Buna rağmen ne tevbe ediyorlar, ne de öğüt alıyorlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Görmüyorlar mı her yıl bir veya iki kez fitneye tutulduklarını? Yine de tevbe etmiyor, ibret almıyorlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Görmezlerde mi ki her yıl bir veya iki kerre fitneye tutulurlar, sonra da tevbe etmezler, ıbret almazlar

    Erhan Aktaş

    Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe edip öğüt almıyorlar!

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe edip öğüt almıyorlar!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Kendilerinin yılda bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tövbe dipnot 1 edip öğüt almıyorlar!

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Pişmanlığın sözle ifadesi değil, yapılan hatadan pişman olmak ve ondan vazgeçmektir; hatayı düzeltmektir.

    Gültekin Onan

    Görmüyorlar mı ki, gerçekten onlar her yıl, bir veya iki defa belaya çarptırılıyorlar da sonra tevbe etmiyorlar ve öğüt alıp (ders çıkarıp) düşünmüyorlar.

    Hasan Basri Çantay

    (Münafıklar) görmüyorlar mı ki onlar her yıl ya bir, ya iki kerre çeşidli belalara çarpılıyorlar da yine (nifaklarından) tevbe etmiyorlar ve onlar (bundan) ibret de almıyorlar.

    İbni Kesir

    Onlar görmezler mi ki; her yıl bir veya iki kere belalara çarpılıyorlar da yine tevbe etmiyorlar. Ve ibret almıyorlar.

    Mehmet Alagaş

    (123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Görmüyorlar mı ki, onlar her yıl bir veya iki kere belaya çarptırılıp imtihan ediliyorlar? Sonra ne tevbe ederler, ne de ibret alırlar.

    Süleyman Ateş

    Kendilerinin her yıl bir iki defa sınandıklarını görmüyorlar mı? Yine de tevbe etmiyor, öğüt almıyorlar.

    Süleymaniye Vakfı

    Onlar her yıl bir ya da iki kere ağır bir imtihandan dipnot 1 geçirildiklerini görmediler mi? Sonra ne tövbe ediyorlar /yanlışlarından dönüyorlar ne de bilgilerini kullanıyorlar.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Fitne için bkz. Tevbe 9/47. ayetin dipnotu.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Her yıl bir ya da iki kere sıkıntıya sokulduklarını görmüyorlar mı? Ama yine de dönüş (tevbe) yapmıyorlar ve akıllarını başlarına almıyorlar.

    Şaban Britch

    Onlar, her yıl bir veya bir kaç kez fitneye uğratıldıklarını görmüyorlar mı? Böyle iken yine de tevbe etmiyorlar ve ibret de almıyorlar.

    Şaban Piriş

    Onlar, her yıl bir veya bir kaç kez belaya uğratıldıklarını görmüyorlar mı ki tevbe etmiyorlar ve ibret almıyorlar?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Görmüyorlar mı ki, her yıl bir veya iki kez imtihan ediliyorlar. Hala ne tövbeye yelteniyorlar ne de öğüt alıyorlar.

  9. Tevbe suresi, 127. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 127. ayet. وَإِذَا مَآ أُنزِلَتْ سُورَةٌ نَّظَرَ بَعْضُهُمْ إِلَىٰ بَعْضٍ هَلْ يَرَىٰكُم مِّنْ أَحَدٍ ثُمَّ ٱنصَرَفُوا۟ صَرَفَ ٱللَّهُ قُلُوبَهُم بِأَنَّهُمْ قَوْمٌ لَّا يَفْقَهُونَ

    Diyanet İşleri

    Bir sure indirildi mi, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışıp giderler. Anlamayan bir toplum olmalarından dolayı, Allah onların kalplerini çevirmiştir.

    Mehmet Okuyan

    Bir sure indirildiği zaman "(Çevreden) sizi birisi görüyor mu?" diye (sorar gibi) birbirlerine bakar, sonra da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir topluluk oldukları için Allah da onların kalplerini (gerçeklerden) uzaklaştırmıştır. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Burada anlamayan bir topluluk olmak "sebep", kalplerinin gerçeklerden uzaklaştırılması ise "sonuç"tur. Yani bu kişilere herhangi bir haksızlık yapılmış değildir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de, ne zaman bir sure indirilse; "Sizi görecek biri mi var ki?!" (der gibi) birbirlerine bakıyorlar, peşinden de dönüp gidiyorlar. Allah onların kalplerini (haktan) döndürmüştür; çünkü onlar anlayışsız bir topluluktur.

    Muhammed Esed

    (Öyle ki,) ne zaman bir sure indirilse, "Kalplerinizde olanı bilebilecek biri mi var?" (der gibi) birbirlerine bakıyor, sonra da dönüp gidiyorlar. (Oysa) Allah döndürmüştür onların kalplerini (haktan), çünkü onu kavrayamayacak bir topluluktur onlar.

    Ahmed Hulusi

    Bir sure inzal edildiğinde: "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine bakıp sonra sıvışarak gittiler. . . Anlayışsız bir topluluk olmaları dolayısıyla da Allah bilinçlerini (ters) döndürdü.

    Ali Bulaç

    Bir sure indirildiğinde, bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan bir topluluk olmaları dolayısıyla, Allah onların kalblerini çevirmiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    Bir sûre indirildiği zaman, (göz kırpıp alay ederek) birbirlerine bakar (ve): (Çevreden) sizi birisi görüyor mu? diye sorarlar, sonra da (sıvışıp) giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini (imandan) çevirmiştir.

    Ali Rıza Safa

    Bir sure indirildiğinde, "Sizi gören var mı?" diyerek bakışırlar; sonra dönüp giderler. Anlamayan bir toplum oldukları için, Allah da onların yüreklerini döndürmüştür.

    Bayraktar Bayraklı

    Bir sure indirildiği zaman birbirlerine bakar, "Sizi birisi görüyor mu?" diye sorarlar, sonra da giderler. Anlamayan bir kavim oldukları için Allah onların kalplerini imandan çevirmiştir.

    Edip Yüksel

    Ne zaman bir sure inse, "Kimse sizi görüyor mu?" diye bakışırlar. Sonra da dönüp giderler. Anlamaz bir topluluk olduklarından ALLAH kalplerini çevirmiştir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'ın matematiksel sistemi, dokuzuncu surenin 127'inci ayet ile sonlandığını birçok örnekle sergiliyor. Sünnilerin mushaflarında bu surenin sonuna yapılan eklemelerle ilgili bir sürü çelişkili rivayetlerin mevcudiyeti bir zamanlar yakılan ateşin dumanları olarak değerlendirilebilir. * Nitekim birçok Kuran meali bu dokuzuncu Surenin, "son iki ayet hariç" Medine'de indiğini not düşer. Yani, Sünni kaynaklara göre bu sure sonundan inen tek Sure olmuş oluyor. * Surenin sonundaki 124-127 ayetlerde tekrarlanan bir kelimeye ve tavra dikkatinizi çekmek isterim. ARTTIRMAK. Kuran'ın kendi içine yerleştirilen bir sistem ile mükemmel ve özgün bir korunmaya sahip oluşunun örnekleri için Eşsiz Koruma Sistemi başlıklı makaleye bakınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Ne zaman bir sure inse, 'Kimse sizi görüyor mu,' diye bakışırlar. Sonra da dönüp giderler. Anlamaz bir topluluk olduklarından ALLAH kalplerini çevirmiştir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir sure indirilince "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra da sıvışır giderler. Allah kalplerini burkmuştur. Çünkü bunlar anlamak istemez kimselerdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir sure indirildimi "sizi birisi görüyormu?" diye birbirlerine göz ederler, sonra sivişir giderler, Allah kalblerini burkmuştur, çünkü bunlar fıkhı istemez kimselerdir.

    Erhan Aktaş

    Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir halktır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bir sure indirildiği zaman: "Sizi gören var mı?" diye birbirlerine bakar, sonra da dönüp giderler. Allah, onların kalplerini çevirmiştir. Çünkü onlar, düşünmeyen bir kavimdir.

    Gültekin Onan

    Bir sure indirildiğinde bazısı bazısına bakar (ve): "Sizi bir kimse görüyor mu?" (der.) Sonra sırt çevirir giderler. Gerçekten onlar, kavramayan (la yefkahun) bir topluluk olmaları dolayısıyla, Tanrı onların kalplerini çevirmiştir.

    Hasan Basri Çantay

    (Aleyhlerinde) bir sure indirilince birbirine bakarlar da "Sizi bir kimse görmüyor mu?" (diye de endişe ederler) ve sonra (rüsvay olmakdan korkarak sıvışıb) giderler. Allah onların gönüllerini ters çevirmiş. Çünkü onlar öyle bir kavmdir ki ince anlamazlar.

    İbni Kesir

    Bir sure indiği zaman; birbirlerine bakarlar ve: Sizi bir kimse görüyor mu? der, sonra dönüp giderler. Allah, onların kalblerini döndürmüştür. Çünkü onlar, anlamazlar güruhudur.

    Mehmet Alagaş

    (123-127) Ey iman edenler ulaşabildiğiniz kafirlerle savaşın, sizde bir sertlik / çetinlik bulsunlar, bilin ki Allah sakınanlarla beraberdir. Herhangi bir sûre indirildiğinde onlarda birileri der ki; hanginizin imanı bununla / inen sureyle arttı / ziyadeleşti, iman edenlere gelince onların imanı artar ve onlar müjdeleşirler , kalplerinde hastalık olanlara gelince onların da pislikleri, pislikler ile artar / ziyadeleşir, onlar kafirler olarak ölürler. Her yıl bir kere yahut iki kere sınandıklarını / denendiklerini görmedin mi? Sonra da ne tövbe ederler ne de hatırlarlar. Onlara herhangi bir sure indirilince birbirlerine bakarlar sizi biri görüyor mu? Deyip çevrilip giderler, Allah’ta onların kalplerini anlamayan bir kavim olmalarından dolayı çevirmiştir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bir sure indirildiği zaman, birbirlerine bakarlar; "Sizi birisi görüyor mu?" derler, sonra da çekip giderler. Allah onların kalplerini ters çevirmiştir. Çünkü onlar anlamayan bir toplulukturlar.

    Süleyman Ateş

    Bir sure indirildiği zaman: "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirine bakar, sonra sıvışırlar. Anlamaz bir topluluk oldukları için Allah onların kalblerini çevirmiştir.

    Süleymaniye Vakfı

    Bir sure indirilince birbirlerine bakar: "Sizi biri görüyor mu? dipnot 1 " der, sonra dönüp giderler. Allah da onların kalplerini döndürür; çünkü onlar kavrayışsız bir topluluktur.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Müminler ve münafıklar bir aradayken bir sure indiğinde, müminler huşu içinde, sessiz ve dikkatle sureyi dinlerlerdi. Bu sırada, münafıklar, vahiyle alay etme ve inkar hallerini ortaya çıkaracak şeylerle rezil olmamak için meclisten gizlice sıvışmaya çalışırlardı. Bu esnada "Sureyi dinlemekten hoşlanmadığımız için ayrıldığımızda bizi nebi veya müminlerden kimse gördü mü?" anlamında birbirleriyle konuşur veya işaretleşirlerdi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir sure indirilince biri diğerine bakar "Gören biri var mı?" der, sonra da dönüp giderler. Allah da onların kalplerini döndürür. Çünkü onlar, anlayışsız bir topluluktur.

    Şaban Britch

    Bir sûre inince, "Sizi bir kimse görüyor mu?" diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Allah, anlayışsız bir topluluk oldukları için onların kalplerini (imandan) uzaklaştırmıştır.

    Şaban Piriş

    Bir sure inince, -Sizi bir kimse görüyor mu? diye birbirlerine bakarlar, sonra dönüp giderler. Allah, anlayışsız bir topluluk oldukları için onların kalplerini (imandan) uzaklaştırmıştır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bir sure indirildi mi "Sizi birisi görüyor mu?" diye birbirlerine bakar, sonra da sıvışıp giderler. Allah, kalplerini yamultmuştur. Çünkü gereğince anlamayan bir topluluktur bunlar.

  10. Tevbe suresi, 128. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 128. ayet. لَقَدْ جَآءَكُمْ رَسُولٌ مِّنْ أَنفُسِكُمْ عَزِيزٌ عَلَيْهِ مَا عَنِتُّمْ حَرِيصٌ عَلَيْكُم بِٱلْمُؤْمِنِينَ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Andolsun, size kendi içinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya düşmeniz ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, mü'minlere karşı da çok şefkatli ve merhametlidir.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki size kendinizden öyle bir Elçi gelmiştir ki sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. dipnot 1 Size çok düşkündür; müminlere karşı elbette çok şefkatlidir, merhametlidir. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Uğranılmasından söz edilen sıkıntının hem dünya hayatını, hem de mahşerde karşılaşılacak şeyleri içerdiğini düşünmekteyiz. Azap şöyle dursun, müslümanlara yönelik dünyadaki geçici ve küçük sıkıntılar bile ümmetine çok düşkün olan Hz. Muhammed'e ağır gelmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesajlar: Al-i İmrân 3:159; Tevbe 9:61.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu (ey insanlık)! Size kendi türünüzden bir Elçi gelmiştir ki o pek azizdir: sizin zorlanmanız ona pek ağır geliyor, üzerine hassasiyetle titriyor; çünkü o mü'minlere karşı şefkat pınarı bir rauf, merhamet abidesi bir rahimdir.

    Muhammed Esed

    Gerçek şu ki, (ey insanlar,) size kendi içinizden bir Elçi gelmiştir: sizin (öte dünyada) çekmek zorunda kalabileceğiniz sıkıntıdan ötürü kendini (zihnen) büyük bir yük altında hisseden; size çok düşkün (ve) müminlere karşı şefkat ve merhametle dolu bir Elçi...

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki size Rasul geldi içinizden, Aziyz'dir; sizin sıkıntıya uğramanız O'na ağır gelir. . . Size haristir! İmanlılara (hakikatine iman edene) Rauf (şefkatli) ve Rahıym'dir (hakikatlerindeki kemalatlarını yaşatıcıdır).

    Ali Bulaç

    Andolsun size, içinizden sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, mü'minlere şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.

    Ali Özek ve heyeti

    Andolsun size kendinizden öyle bir Peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkün, müminlere karşı çok şefkatlidir, merhametlidir.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, kendi aranızdan, size bir elçi gelmiştir. Sıkıntıya düşmeniz, Ona ağır gelir. Size çok düşkün, inananlara karşı, sevecendir, merhametlidir.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun size kendinizden öyle bir peygamber gelmiştir ki, sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır gelir. O, size çok düşkündür; müminlere karşı çok şefkatlidir; merhametlidir.

    Edip Yüksel

    İçinizden size öyle bir elçi gelmiş bulunuyor ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, iman edenlere şefkatli, merhametlidir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'ın matematiksel sistemi, dokuzuncu surenin 127'inci ayet ile sonlandığını birçok örnekle sergiliyor. Sünnilerin mushaflarında bu surenin sonuna yapılan eklemelerle ilgili bir sürü çelişkili rivayetlerin mevcudiyeti bir zamanlar yakılan ateşin dumanları olarak değerlendirilebilir. * Nitekim birçok Kuran meali bu dokuzuncu Surenin, "son iki ayet hariç" Medine'de indiğini not düşer. Yani, Sünni kaynaklara göre bu sure sonundan inen tek Sure olmuş oluyor. * Surenin sonundaki 124-127 ayetlerde tekrarlanan bir kelimeye ve tavra dikkatinizi çekmek isterim. ARTTIRMAK. Kuran'ın kendi içine yerleştirilen bir sistem ile mükemmel ve özgün bir korunmaya sahip oluşunun örnekleri için Eşsiz Koruma Sistemi başlıklı makaleye bakınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İçinizden size öyle bir elçi gelmiş bulunuyor ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, inananlara şefkatli, merhametlidir

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, size kendinizden gayet izzetli bir peygamber geldi; zorlanmanız ona ağır geliyor, üstünüze çokça titriyor; mü'minlere karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanım hakkı için size bir Resul geldi ki: kendinizden, gayet ızzetli, zorlanmanız ona ağır geliyor, üstünüze hırs ile titriyor, mü'minlere rauf, rahimdir

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki, size kendinizden bir Resul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, Mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki, size kendinizden bir Resul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, Mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki, size kendinizden bir rasul geldi. Sıkıntıya düşmeniz ona ağır gelir; o, size düşkün, mü'minlere şefkatli ve merhametlidir.

    Gültekin Onan

    Andolsun, size içinizden, sıkıntıya düşmeniz O'nun gücüne giden, size pek düşkün, inançlılara şefkatli ve esirgeyici olan bir elçi gelmiştir.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun, size kendinizden öyle bir peygamber gelmişdir ki sizin sıkıntıya uğramanız ona çok ağır ve güc gelir. Üstünüze çok düşkündür. Mü'minleri cidden esirgeyicidir, bağışlayıcıdır o..

    İbni Kesir

    Andolsun ki; size kendinizden bir peygamber gelmiştir. Sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelir. Sizin üzerinize düşkündür, mü'minlere rauf ve rahim' dir.

    Mehmet Alagaş

    (128-129) Size kendinizden / içinizden bir Resul geldi, sizin bulunduğunuz sıkıntılı duruma saygılıdır, size karşı düşkündür, müminlere şefkatlidir ve esirgeyendir. Eğer ki yüz çevirirlerse, deki; Allah bana yeterlidir, O ’ndan başka ilah yoktur, O’nu kendime vekil tayin ettim, O, çok büyük tahtın sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Andolsun ki size, içinizden sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, Müminlere şefkatli ve merhametli bir rasûl gelmiştir.

    Süleyman Ateş

    Andolsun, içinizden size öyle bir Elçi geldi ki sıkıntıya uğramanız ona ağır gelir; size düşkün, mü'minlere şefkatli, merhametlidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İşte size içinizden bir elçi geldi. Sizi sıkıntıya sokan her şey, ona ağır gelir. O üstünüze titrer, müminlere karşı pek nazik ve merhametlidir.

    Şaban Britch

    Andolsun ki, içinizden size, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir Rasûl gelmiştir.

    Şaban Piriş

    Andolsun ki, içinizden size, sizin sıkıntıya uğramanız kendisine ağır gelen, size düşkün, müminlere şefkatli ve merhametli bir resul gelmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun, içinizden size onurlu bir resul gelmiştir. Sizi rahatsız eden şey onu da üzer. Çok düşkündür size. Müminlere ise daha şefkatli, daha merhametlidir.

  11. Tevbe suresi, 129. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 129. ayet. فَإِن تَوَلَّوْا۟ فَقُلْ حَسْبِىَ ٱللَّهُ لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَهُوَ رَبُّ ٱلْعَرْشِ ٱلْعَظِيمِ

    Diyanet İşleri

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben ancak O'na tevekkül ettim. O, yüce Arş'ın sahibidir."

    Mehmet Okuyan

    (İnkârcılar) yüz çevirirlerse de ki: "Bana yalnızca Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben yalnızca O'na güvendim. O yüce arşın sahibidir."

    Mustafa İslamoğlu

    (Bu gerçek ortadayken) yine de onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Allah bana yeter, O'ndan başka ilah yok, ben hep O'na güvenmişimdir; çünkü O en yüce hükümranlık makamının Rabbidir!"

    Muhammed Esed

    Fakat (bütün bunlara rağmen) onlar yine de yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter! O'ndan başka tanrı yok. Hep O'na dayanmış O'na güvenmişimdir ben; çünkü O'dur en yüce hükümranlığın Rabbi".

    Ahmed Hulusi

    Eğer yüz çevirirler ise de ki: "Allah bana yeter! Tanrı yoktur sadece 'HU'! O'na tevekkül ettim. . . Arş-ı Aziym'in Rabbi 'HU'dur!"

    Ali Bulaç

    Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Allah yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın Rabbi O'dur."

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) Yüz çevirirlerse de ki: «Allah bana yeter. O'ndan başka (hakkıyla ibâdete layık bir ) ilâh yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O yüce Arş'ın sahibidir.»

    Ali Rıza Safa

    Yüz çevirirlerse, de ki: "Allah, bana yeterlidir. O'ndan başka Tanrı yoktur. O'na güvendim. Çünkü O, Büyük Egemen Erkin Efendisidir!"

    Bayraktar Bayraklı

    Yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter; O'ndan başka ilah yoktur. Ben sadece O'na güvenip dayanırım. O, yüce arşın sahibidir."

    Edip Yüksel

    Yüz çevirirlerse de ki: "Tanrı bana yeter! O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım; O büyük Arş'ın sahibidir. dipnot 1

    Edip Yüksel — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      * Kuran'ın matematiksel sistemi, dokuzuncu surenin 127'inci ayet ile sonlandığını birçok örnekle sergiliyor. Sünnilerin mushaflarında bu surenin sonuna yapılan eklemelerle ilgili bir sürü çelişkili rivayetlerin mevcudiyeti bir zamanlar yakılan ateşin dumanları olarak değerlendirilebilir. * Nitekim birçok Kuran meali bu dokuzuncu Surenin, "son iki ayet hariç" Medine'de indiğini not düşer. Yani, Sünni kaynaklara göre bu sure sonundan inen tek Sure olmuş oluyor. * Surenin sonundaki 124-127 ayetlerde tekrarlanan bir kelimeye ve tavra dikkatinizi çekmek isterim. ARTTIRMAK. Kuran'ın kendi içine yerleştirilen bir sistem ile mükemmel ve özgün bir korunmaya sahip oluşunun örnekleri için Eşsiz Koruma Sistemi başlıklı makaleye bakınız.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Yüz çevirirlerse de ki: 'Tanrı bana yeter! O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım; O büyük Arş'ın sahibidir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Eğer aldırmazlarsa de ki: "Bana Allah yeter! O'ndan başka ilah yoktur! Ben O'na dayanmaktayım ve O, o büyük Arş'ın sahibidir!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Eğer aldırmazlarsa deki: bana Allah yetişir ondan başka ilah yoktur, ben ona dayanmaktayım ve o, o büyük Arşın sahibidir

    Erhan Aktaş

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a güvenmek, O'na dayanmak; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakmak.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter. O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim. O, Büyük Arş'ın Rabb'idir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Allah'a güvenme, O'na dayanma; her türlü çabayı gösterdikten sonra sonucu Allah'a bırakma.

    Gültekin Onan

    Eğer onlar yüz çevirirlerse, de ki: "Bana Tanrı yeter. O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve büyük arşın rabbi O'dur."

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim, sana iman etmekden) yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter. Ondan başka hiçbir Tanrı yok. Ben ancak Ona güvenib dayandım. O, büyük arşın saahibidir".

    İbni Kesir

    Eğer yüz çevirirlerse; de ki: Allah, bana yeter. O'ndan başka hiç bir ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve O, büyük Arş'ın Rabbıdır.

    Mehmet Alagaş

    (128-129) Size kendinizden / içinizden bir Resul geldi, sizin bulunduğunuz sıkıntılı duruma saygılıdır, size karşı düşkündür, müminlere şefkatlidir ve esirgeyendir. Eğer ki yüz çevirirlerse, deki; Allah bana yeterlidir, O ’ndan başka ilah yoktur, O’nu kendime vekil tayin ettim, O, çok büyük tahtın sahibidir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Eğer imandan yüz çevirirlerse de ki: "Bana Allah yeter, O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Yalnız O’na tevekkül ettim. O, yüce arşın Rabbidir."

    Süleyman Ateş

    Eğer yüz çevirirlerse de ki: "Allah bana yeter! O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım, O büyük Arş'ın sahibidir!"

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Eğer yüz çevirecek olurlarsa de ki "Allah bana yeter; O'ndan başka ilah yoktur. O'na güvenip dayandım. Büyük arşın (yönetimin) Sahibi dipnot 1 O'dur."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Rabbi

    Şaban Britch

    Eğer imandan yüz çevirirlerse de ki: Bana Allah yeter, O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Yalnız O’na tevekkül ettim. O, büyük arşın Rabbidir.

    Şaban Piriş

    Eğer imandan yüz çevirirlerse de ki: -Bana Allah yeter, O'ndan başka ilah yoktur. Yalnız O'na güveniyorum. O, büyük arşın Rabbidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Eğer çekip giderlerse de ki: "Allah bana yeter. İlah yok O'ndan başka. Yalnız O'na dayandım ben; büyük arşın sahibi O'dur."

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.