Tevbe suresi · 111–118. ayetler

Allah'ın mü'minlerden satın alması; tövbesi kabul edilen üç kişi

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Tevbe suresi, 111. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 111. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ ٱشْتَرَىٰ مِنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ أَنفُسَهُمْ وَأَمْوَٰلَهُم بِأَنَّ لَهُمُ ٱلْجَنَّةَ يُقَٰتِلُونَ فِى سَبِيلِ ٱللَّهِ فَيَقْتُلُونَ وَيُقْتَلُونَ وَعْدًا عَلَيْهِ حَقًّا فِى ٱلتَّوْرَىٰةِ وَٱلْإِنجِيلِ وَٱلْقُرْءَانِ وَمَنْ أَوْفَىٰ بِعَهْدِهِۦ مِنَ ٱللَّهِ فَٱسْتَبْشِرُوا۟ بِبَيْعِكُمُ ٱلَّذِى بَايَعْتُم بِهِۦ وَذَٰلِكَ هُوَ ٱلْفَوْزُ ٱلْعَظِيمُ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını, kendilerine vereceği cennet karşılığında satın almıştır. Artık, onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve ölürler. Allah, bunu Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kesin olarak va'detmiştir. Kimdir sözünü Allah'tan daha iyi yerine getiren? O halde, yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte asıl bu büyük başarıdır.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki Allah, Allah yolunda savaşan, öldüren ve öldürülen müminlerden, canlarını ve mallarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. dipnot 1 (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerinde gerçek bir vaat olarak (böyledir). Sözünde Allah'tan daha vefalı kim olabilir ki! O'nunla yapmış olduğunuz alışverişinizden dolayı sevinin! Asıl büyük kurtuluş işte budur.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu cümle "Şüphesiz ki Allah onlara malları ve canları karşılığında cenneti satmıştır" şeklinde de tercüme edilebilir. Çünkü ayette geçen [işterâ] fiili hem "satmak" hem de "satın almak" anlamında kullanılabilmektedir. Burada cennete gidebilmenin fedakarlıklara bağlı olduğuna da dikkat çekilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Kuşku yok ki Allah yolunda çarpışan, öldüren ve öldürülen mü'minlerden Allah, karşılığında Cennet vaad ederek mallarını ve canlarını satın almıştır. Bu Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçekleştirmeyi üstlendiği bir vaaddir: hem, sözüne Allah'tan daha sadık kim olabilir ki? Öyleyse sevinin O'nunla böyle bir alışveriş yaptığınız için; bu, işte budur muhteşem mutluluk!

    Muhammed Esed

    Bilesiniz ki, Allah yolunda savaşan, öldüren ve öldürülen müminlerden Allah canlarını mallarını satın almıştır; hem de karşılığında onlara cenneti vaad ederek: Bu O'nun, yerine getirilmesini Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da bizzat güvence altına aldığı gerçek bir vaattir. Kimdir verdiği sözü Allah'tan iyi tutan? Sevinin öyleyse, O'nunla böyle bir alış veriş yaptığınız için; çünkü budur en büyük bahtiyarlık!

    Ahmed Hulusi

    Muhakkak ki Allah iman edenlerden, karşılığında onlara cennet vermek üzere, nefslerini ve mallarını satın almıştır. . . Allah uğruna savaşıp, öldürürler veya öldürülürler. . . Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da, üstlendiği Hak vaattir! Kim Allah'tan daha kuvvetli, ahdini yerine getirebilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinin! Aziym kurtuluş işte budur!

    Ali Bulaç

    Hiç şüphesiz Allah, mü'minlerden -karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere- canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu,) Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Allah'tan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah müminlerden, mallarını ve canlarını, kendilerine (verilecek) cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. (Bu), Tevrat'ta, İncil'de ve Kur’an'da Allah üzerine hak bir vaaddir. Allah'tan daha çok sözünü yerine getiren kim vardır! O halde O’nunla yapmış olduğunuz bu alışverişinizden dolayı sevinin. İşte bu, (gerçekten) büyük kazançtır.

    Ali Rıza Safa

    Aslında, Allah, onlara vereceği cennet karşılığında, inananların canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar, Allah'ın yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da, O'nun üstlendiği söz gerçektir. Verdiği sözü, Allah'tan daha iyi, kim yerine getirebilir? Bu alışverişten dolayı artık sevinin. En büyük başarı, işte budur.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah müminlerden, mal ve canlarını, kendilerine verilecek cennet karşılığında satın almıştır. Çünkü onlar Allah yolunda savaşırlar, öldürürler, ölürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da Allah üzerinde hak bir vaaddir. Sözünde Allah'tan daha vefalı kim var? O halde, O'nunla yaptığınız bu alışverişten dolayı müjdeler olsun size! İşte bu, büyük bir kazançtır.

    Edip Yüksel

    ALLAH iman edenlerin canlarını ve mallarını bahçe karşılığında satın almıştır. ALLAH yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, O'nun Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da verdiği bir sözdür. Verdiği sözü, ALLAH'tan daha iyi kim yerine getirebilir? Öyleyse bu alışverişinizden dolayı sevinin. En büyük başarı budur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH inananların canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. ALLAH yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, O'nun Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da verdiği bir sözdür. Verdiği sözü, ALLAH'tan daha iyi kim yerine getirebilir? Öyleyse bu alışverişinizden dolayı sevinin. En büyük başarı budur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını, cennet kesinlikle kendilerinin olması pahasına satınaldı. Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler. Bu Tevrat'ta da, İncil'de de, Kur'an'da da Allah'ın söz verdiği bir vaaddir. Allah'tan ziyade ahdine riayet edecek kim vardır? O halde yaptığınız bu alışverişten dolayı size müjdeler olsun! Ve işte o büyük kurtuluş budur.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allah mü'minlerden canlarını ve mallarını; Cennet muhakkak kendilerinin olmak bahasına satın aldı, Allah yolunda çarpışacaklar da öldürecekler ve öldürülecekler, Tevratta da, İncilde de Kur'anda da hakka taahhüd buyurduğu bir va'd, Allahdan ziyade ahdine vefa edecek kim? O halde akdettiğiniz şu biatten dolayı size müjdeler olsun, ve işte, o fevzi azim bu

    Erhan Aktaş

    Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren Mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, kendi yolunda savaşarak ölen ve öldüren mü'minlerin; canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da gerçek olan bir söz vermedir. Allah'tan daha iyi sözünde duran kim olabilir? O halde, O'nunla yapmış olduğunuz bu alışverişten dolayı sevinin. İşte büyük başarı budur.

    Gültekin Onan

    Hiç şüphesiz Tanrı, inançlılardan, karşılığında onlara mutlaka cenneti vermek üzere canlarını ve mallarını satın almıştır. Onlar Tanrı yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler; (bu) Tevrat'ta, İncil'de ve Kuran'da O'nun üzerine gerçek olan bir vaaddir. Tanrı'dan daha çok ahdine vefa gösterecek olan kimdir? Şu halde yaptığınız bu alışverişten dolayı sevinip müjdeleşiniz. İşte 'büyük kurtuluş ve mutluluk' budur.

    Hasan Basri Çantay

    Şübhesiz ki Allah hak yolunda (muhaarebe ederek düşmanları) öldürmekde, kendileri de öldürülmekte olan mü'minlerin canlarını ve mallarını — kendilerine cennet (vermek) mukaabilinde — satın almışdık (Onun) Tevratda, Incilde ve Kur'anda (zikr olunan bu va'di) kendi üzerinde hak (ve kat'i) bir va'ddir. Allah kadar ahdine vefa eden kimdir? O halde (ey mü'minler) yapmış olduğunuz bu alış verişden dolayı sevinin. Bu, en büyük seadetdir.

    İbni Kesir

    Muhakkak ki Allah, mü'minlerin mallarını ve canlarını, karşılığı cennet olmak üzere satın almıştır. Onlar, Allah yolunda savaşırlar; öldürürler ve öldürülürler. Tevrat'da, İncil'de ve Kur'an'da kendi üzerine hak bir vaaddir. Kim Allah'tan daha çok ahdini yerine getirebilir? Öyleyse yaptığınız alış-verişe sevinin. En büyük kurtuluş işte budur.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah, Müminlerden canlarını ve mallarını Cennet karşılığında satın almıştır. (Onlar) Allah yolunda savaşarak öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerinde hak bir vaaddir. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse O’nunla yaptığınız alışverişe sevinin. İşte en büyük kazanç budur.

    Süleyman Ateş

    Allah, mü'minlerden canlarını ve mallarını cennet kendilerinin olmak üzere satın almıştır. Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler. Bu, Allah'ın, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da üstlendiği gerçek bir sözdür! Kim Allah'tan daha çok sözünde durabilir? O halde O'nunla yaptığınız bu alışverişinizden ötürü sevinin. Gerçekten bu, büyük başarıdır.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah, müminlerden canlarını ve mallarını, cennet karşılığında satın almıştır dipnot 1 . Onlar Allah yolunda savaşır, öldürür veya öldürülürler. Bu, Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da verdiği gerçek sözdür. Sözünü Allah'tan daha iyi kim tutabilir? Öyleyse yaptığınız alışverişten dolayı size müjdeler olsun dipnot 2 ! Büyük başarı işte budur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah, inanıp güvenenlerin kendilerini ve mallarını Cennete karşılık satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar; öldürürler ve ölürler. Bu Allah'ın Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da verdiği gerçek sözdür. Sözünü Allah'tan daha iyi tutan kimdir? Öyleyse yaptığınız bu satıştan dolayı sevinin. Bu, büyük bir kurtuluştur.

    Şaban Britch

    Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. (Onlar) Allah yolunda savaşarak öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an’da Allah üzerinde hak bir vaaddir. Verdiği sözü Allah’tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse O’nunla yaptığınız alışverişe sevinin. Bu en büyük kazançtır.

    Şaban Piriş

    Allah, müminlerden canlarını ve mallarını cennet karşılığında satın almıştır. (onlar) Allah yolunda savaşarak öldürürler ve öldürülürler. Bu, Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da verilen gerçek bir vaaddir. Verdiği sözü Allah'tan daha çok tutan kim vardır? Öyleyse O'nunla yaptığınız alışverişe sevinin. Bu en büyük başarıdır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah, müminlerin canlarını ve mallarını, karşılığında kendilerine cennet vermek üzere satın almıştır. Allah yolunda çarpışırlar da öldürürler, öldürülürler. Allah'ın; Tevrat'ta, İncil'de ve Kur'an'da kendi üzerine hak olarak yazdığı bir vaattır bu. Ahdine, Allah'tan daha vefalı kim var? Perçinlediğiniz bu antlaşmanızdan ötürü müjdeler olsun size. İşte budur o büyük başarının ta kendisi.

  2. Tevbe suresi, 112. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 112. ayet. ٱلتَّٰٓئِبُونَ ٱلْعَٰبِدُونَ ٱلْحَٰمِدُونَ ٱلسَّٰٓئِحُونَ ٱلرَّٰكِعُونَ ٱلسَّٰجِدُونَ ٱلْـَٔامِرُونَ بِٱلْمَعْرُوفِ وَٱلنَّاهُونَ عَنِ ٱلْمُنكَرِ وَٱلْحَٰفِظُونَ لِحُدُودِ ٱللَّهِ وَبَشِّرِ ٱلْمُؤْمِنِينَ

    Diyanet İşleri

    Bunlar, tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku' ve secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları hakkıyla koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.

    Mehmet Okuyan

    (Bu alışverişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler (övenler), (Allah yolunda) seyahat edenler (oruç tutanlar), rükû ve secde edenler, iyiliği emredip (öğütleyip) kötülükten engelleyen (sakındıran) ve Allah'ın sınırlarını koruyanlardır. (İşte bu) müminleri müjdele!

    Mustafa İslamoğlu

    (Bu), ne zaman bir günah işleseler hemen tüm varlığıyla O'na yönelenlerin, yalnız O'na kulluk edenlerin, övgülerin tamamını sadece O'na hasredenlerin, seyyah olup O'nun rızasının peşine düşenlerin, yalnızca O'nun önünde eğilip, sadece O'nun huzurunda yere kapananların, iyi ve doğru olanı önerip kötü ve yanlış olandan alıkoyanların ve Allah'ın koyduğu sınırları kesintisiz koruyanların (mutluluğudur). O halde, (bu evsaftaki) tüm mü'minleri müjdele.

    Muhammed Esed

    (Bu, ne zaman bir günah işleseler, hemen) tevbe ve pişmanlık içinde Rablerine yönelen kimselerin (bahtiyarlığıdır); O'na (yürekten) kulluk edenlerin; O'nu (coşkuyla) övenlerin; ve (O'nun hoşnutluğunu) aramaya durmaksızın devam edenlerin; ve (O'nun önünde) eğilen, O'nun önünde hürmet ve tazimle yere kapananların; doğru ve güzel olanın yapılmasını önerip, eğri ve kötü olanın yapılmasına engel olanların; ve Allah'ın koyduğu sınırları gözetenlerin (bahtiyarlığı). Öyleyse, (ey Peygamber, Allah'ın bu vaadiyle) müjdele, bütün o müminleri.

    Ahmed Hulusi

    Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rüku edenler (Azamet-i İlahiyye'yi müşahede edip eğilenler), secde edenler (mutlak kulluğunu itiraf edenler), olumlu olanı emredenler, olumsuzdan yasaklayanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları muhafaza edenler. . . Müjdele o iman edenleri!

    Ali Bulaç

    Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (İslam uğrunda) seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten sakındıranlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) mü'minleri müjdele.

    Ali Özek ve heyeti

    (Bu alışverişi yapanlar), tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rükû edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah’ın sınırlarını koruyanlardır. O müminleri müjdele!

    Ali Rıza Safa

    Pişmanlık gösterenler, hizmet edenler, övenler, arayanlar, eğilenler, secde edenler, iyiliği öğütleyenler, kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını gözetenler; inananlara, sevinçli haberi ver.

    Bayraktar Bayraklı

    Bu kazancı tövbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, oruç tutanlar, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredenler, kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar elde edecektir. O müminleri müjdele!

    Edip Yüksel

    Onlar: Tövbe eden, hizmet yapan, yücelterek öven, aktif, eğilen, secde eden, iyiliği savunan, kötülükten meneden ve ALLAH'ın yasalarını koruyan insanlardır. İman edenleri müjdele.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlar: Tevbe eden, kulluk yapan, hamdeden, aktif, eğilen, secde eden, iyiliği savunan, kötülükten meneden ve ALLAH'ın yasalarını koruyan insanlardır. İnananları müjdele.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O tevbe edenler, o ibadet edenler, o hamdedenler, o oruç tutanlar, o rukua varanlar, o secdeye kapananlar, o iyiliği emredip kötülükten alıkoyanlar ve Allah'ın koyduğu sınırı koruyanlar... Müjdele o mü'minleri!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O tevbekarlar, o abidler, o hamidler, o oruç tutanlar, o rükua varanlar, o secdeye kapananlar, o ma'rufu emredib münkerden nehyeyleyenler ve Allahın hududunu muhafaza eyliyenler, müjdele hem o bütün mü'minleri

    Erhan Aktaş

    Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler, dipnot 1 seyahat edenler, dipnot 2 ruku edenler, dipnot 3 secde edenler, dipnot 4 mar'uf olanı yapıp, münker olana engel olanlar; dipnot 5 Allah'ın hudutlarını koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Övgüyü, yalnızca Allah'a özgü kılanlar.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yol birlikteliği yapanlar. Allah'ın dinine hizmet için sefere çıkanlar.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Saygı gösterip, değerini takdir edenler, O'nun emirlerine içtenlikle boyun eğenler.
    5. metne dön, dipnot 5
      Bkz. 9:71. ayetin 2. dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Tevbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler dipnot 1 , seyahat edenler dipnot 2 , ruku edenler dipnot 3 , secde edenler dipnot 4 , mar'uf olanı yapıp, münker olana engel olanlar; dipnot 5 Allah'ın hudutlarını koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Övgüyü, yalnızca Allah'a özgü kılanlar.
    2. metne dön, dipnot 2
      Yol birlikteliği yapanlar. Allah'ın dinine hizmet için sefere çıkanlar.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Saygı gösterip, değerini takdir edenler, O'nun emirlerine içtenlikle boyun eğenler.
    5. metne dön, dipnot 5
      Bkz. 9:71 Ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Tövbe edenler, kulluk edenler, hamd edenler dipnot 1 , seyahat edenler dipnot 2 , ruku edenler dipnot 3 , secde edenler dipnot 4 , iyi olanı önerip, kötülüğe engel olanlar; Allah'ın hudutlarını koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Övgüyü, yalnızca Allah'a özgü kılanlar.
    2. metne dön, dipnot 2
      Allah yolunda sefere çıkanlar.
    3. metne dön, dipnot 3
      Allah'a bağlılığı ortaya koyanlar, buyruklarına içtenlikle teslim olanlar.
    4. metne dön, dipnot 4
      Saygı gösterip, değerini takdir edenler, O'nun emirlerine içtenlikle boyun eğenler.

    Gültekin Onan

    Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, (islam uğrunda) seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyiliği buyuranlar, münkerden sakındıranlar ve Tanrı'nın sınırlarını koruyanlar; sen (bütün) inançlıları müjdele.

    Hasan Basri Çantay

    Tevbe edenler, ibadet edenler, Hamd edenler, seyaahat edenler, rüku' edenler, secde edenler, (insanlara) iyiliği emredenler ve (onları) kötülükden vaz geçirmiye çalışanlar ve Allahın sınırlarını koruyanlar (yok mu? İşte onlar da cennet ehlidirler. Habibim) sen o mü'minlere dahi (cenneti) müjdele.

    İbni Kesir

    Tevbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahat edenler, rüku' edenler, secde edenler, ma'rufu emredenler, münkeri nehyedenler, Allah'ın hududunu koruyanlardır. Mü'minleri müjdele.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Bu Cennet'i kazananlar) Allah’a tevbe eden, ibadet eden, hamt eden, (ibadet için) rükû yapan, secde eden, iyilikleri emreden, kötülükleri yasaklayan, Allah’ın sınırlarını koruyan kimselerdir. Müminleri müjdele!

    Süleyman Ateş

    Tevbe edenler, ibadet edenler, hamdedenler, seyahat edenler, rüku edenler, secde edenler, iyiliği emredip kötülükten men'edenler ve Allah'ın sınırlarını koruyanlar... İşte o mü'minleri müjdele (ne mutlu onlara)!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Tevbe edenler, Allah'a kul olanlar, işlerini iyi yapanlar, gezip görenler, rüku edenler, secde edenler, marufu (Kur'an ölçülerini) isteyenler, münkere (Kur'an ölçülerine aykırı olana) engel olanlar ve Allah'ın koyduğu sınırları koruyanlar var ya; sen böylesi müminleri müjdele.

    Şaban Britch

    (Bu cenneti kazananlar) Allah’a tevbe eden, ibadet eden, hamd eden, (ibadet için) rükû yapan, secde eden, iyilikleri emreden, kötülükleri yasaklayan, Allah’ın sınırlarını koruyan kimselerdir. Müminleri müjdele!

    Şaban Piriş

    Allah'a tevbe eden, kulluk eden, hamd eden, seyahat eden, boyun eğen, secde eden, iyilikleri emreden, kötülükleri yasaklayan, Allah'ın yasalarını koruyan müminleri müjdele!

    Yaşar Nuri Öztürk

    Tövbe edenler, ibadet edenler, hamd edenler, seyahet ederken oruç tutanlar, rüku edenler, secdeye kapananlar, iyiliğe özendirip kötülükten sakındıranlar, Allah'ın sınırlarını koruyanlar... Müjdele o müminleri!

  3. Tevbe suresi, 113. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 113. ayet. مَا كَانَ لِلنَّبِىِّ وَٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن يَسْتَغْفِرُوا۟ لِلْمُشْرِكِينَ وَلَوْ كَانُوٓا۟ أُو۟لِى قُرْبَىٰ مِنۢ بَعْدِ مَا تَبَيَّنَ لَهُمْ أَنَّهُمْ أَصْحَٰبُ ٱلْجَحِيمِ

    Diyanet İşleri

    Cehennem ehli oldukları açıkça kendilerine belli olduktan sonra, -yakınları da olsalar- Allah'a ortak koşanlar için af dilemek ne Peygambere yaraşır, ne de mü'minlere.

    Mehmet Okuyan

    (Kâfir olarak ölüp) cehennem halkı oldukları onlara açıkça belli olduktan sonra, akraba bile olsalar, (Allah'a) ortak koşanlar için af dilemek, Peygamber için de iman etmiş olanlar için de söz konusu olamaz. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet inkâr veya şirk üzere ölenler için bağışlanma dileğinde bulunulamayacağı hükmünü içermektedir. Hakkında Yüce Allah'ın bilgi verdiği Hz. İbrahim'in babası gibi bu türden insanlarla ilgili bağışlanma dilenemeyeceği gibi ölüm anında inkârcı olduğunu söyleyerek ölen kişiler için de bağışlanma dileğinde bulunulamaz. Bunun dışında hiç kimse hiç kimsenin nasıl öldüğünü yani mümin olarak mı inkârcı olarak mı öldüğünü bilemeyeceği için bu konuda kanaat sahibi olunamaz.

    Mustafa İslamoğlu

    (Küfre saplanarak ölenlerin) cehennemlik olduğu kendilerine açıklandıktan sonra, müşrikler için -isterse yakın akrabalık bağları bulunsun- Allah'tan af dilemek, ne Peygamber'e ne de iman eden kimselere hiç yakışık almaz.

    Muhammed Esed

    (Günah içinde ölen) kimselerin cehennemlik olduğu kendilerine açıklandıktan sonra, yakın akraba olsalar bile, Allah'tan başkasına tanrılık yakıştıran kimselerin bağışlanmasını dilemek artık ne Peygamber'e yaraşır, ne de imana erişenlere.

    Ahmed Hulusi

    Ne En Nebi'ye ne de iman edenlere, akraba dahi olsalar, ateş ehli oldukları açıkça belli olduktan sonra şirk koşanlar için bağışlanma dilemeleri olur şey değil (zira "Allah şirki bağışlamaz")! ( Açıklaması şudur: Allah kişinin beyninde öyle bir sistem oluşturmuştur ki; o sisteme göre şirk düşüncesi yani bir dışsal varlığa tapınma hali yaşayan beyin kendi yapısında bulunan ilahi kuvvetleri harekete geçirme yetisinden mahrum kalır. )

    Ali Bulaç

    Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.

    Ali Özek ve heyeti

    Kendilerinin cehennem ehlinden oldukları iyice belli olduktan sonra, yakın akraba da olsalar, müşrikler için (Allah'tan) af ve mağfiret dilemek ne Peygamber için, ne de mü'minler için yapılacak iş değildir.

    Ali Rıza Safa

    Yakınları bile olsalar, cehennemin yoldaşları oldukları açıklandıktan sonra, ortaklar koşanlar için bağışlanma dilemek, ne peygambere yakışır ne de inananlara.

    Bayraktar Bayraklı

    Cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra akraba bile olsalar, Allah'a ortak koşanlar için af dilemek, ne peygamberin ne de müminlerin yapacağı bir iştir.

    Edip Yüksel

    Akraba bile olsalar, ne peygamber, ne de iman edenler, cehennem halkı oldukları kendilerine belli olduktan sonra ortak koşanlar için bağışlanma dileyemez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Akraba bile olsalar, ne peygamber, ne de inananlar, cehennem halkı oldukları kendilerine belli olduktan sonra ortak koşanlar için bağışlanma dileyemez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ne peygambere, ne iman edenlere, akraba bile olsalar, cehennemlik oldukları iyice belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek olmaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ne Peygambere ne iyman edenlere, akrıba bile olsalar Cehennemlik oldukları onlara tebeyyün ettikten sonra müşrikler için istiğfar etmek yoktur

    Erhan Aktaş

    Nebi ve Mü'minlere; Cehennem'lik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, Müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Nebi ve mü'minlere; Cehennemlik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Nebi ve mü'minlere; Cehennemlik oldukları açıkça belli olduktan sonra, yakınları da olsa, müşriklere bağışlanma dilemeleri yaraşmaz.

    Gültekin Onan

    Kendilerine onların gerçekten çılgın ateşin arkadaşları oldukları açıklandıktan sonra -yakınları dahi olsa- müşrikler için bağışlanma dilemeleri peygambere ve inananlara yaraşmaz.

    Hasan Basri Çantay

    Müşriklerin, o çılgın ateşin yaranı (cehennemlik) oldukları muhakkak meydana çıkdıkdan sonra, artık onların lehine, velev hısım olsunlar, ne peygamberin, ne de mü'min olanların istiğfaar etmeleri doğru değildir.

    İbni Kesir

    Cehennem ashabı oldukları muhakkak meydana çıktıktan sonra, akraba bile olsalar, müşrikler için mağfiret dilemek peygambere ve mü'minlere yaraşmaz.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Cehennemlik oldukları (küfür üzere öldükleri) anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar müşrikler için bağışlanma dilemek peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.

    Süleyman Ateş

    Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları belli olduktan sonra (Allah'a) ortak koşanlar için mağfiret dilemek; ne peygamberin, ne de inananların yapacağı bir iş değildir.

    Süleymaniye Vakfı

    Bu nebinin ve müminlerin, yakıcı ateşin ahalisi oldukları kendilerine açıkça belli olduktan sonra müşriklerin bağışlanmasını isteme hakları yoktur dipnot 1 . İsterse o müşrikler en yakınları olsun.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Cehennem ahalisi oldukları iyice belli olmuş olan müşriklerin dipnot 1 bağışlanmalarını istemek ne Nebiye düşer ne de müminlere; isterse en yakınları olsun.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Müşrik : Allah'a ortak koşandır.

    Şaban Britch

    Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan (küfür üzere öldükten) sonra, akraba bile olsalar müşrikler için bağışlanma dilemek Peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.

    Şaban Piriş

    Cehennemlik oldukları anlaşıldıktan sonra, akraba bile olsalar müşrikler için bağışlanma dilemek Peygambere ve iman edenlere yaraşmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Akraba bile olsalar, cehennem halkı oldukları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için af dilemek ne peygambere yakışır ne de iman edenlere.

  4. Tevbe suresi, 114. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 114. ayet. وَمَا كَانَ ٱسْتِغْفَارُ إِبْرَٰهِيمَ لِأَبِيهِ إِلَّا عَن مَّوْعِدَةٍ وَعَدَهَآ إِيَّاهُ فَلَمَّا تَبَيَّنَ لَهُۥٓ أَنَّهُۥ عَدُوٌّ لِّلَّهِ تَبَرَّأَ مِنْهُ إِنَّ إِبْرَٰهِيمَ لَأَوَّٰهٌ حَلِيمٌ

    Diyanet İşleri

    İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun bir Allah düşmanı olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz İbrahim, çok içli, yumuşak huylu bir kişiydi.

    Mehmet Okuyan

    İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayıydı. Onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisi için açıklanınca ondan uzaklaşmıştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yufka yürekliydi; çok hoşgörülüydü. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet Meryem 19:47, Şu‘arâ 26:86 ve Mümtehine 60:4. ayetlerle birlikte okunmalıdır. Hz. İbrahim'in babası için yaptığı dua babası sağken onun bağışlanmayı hak edecek bir dönüş gerçekleştirmesine yönelik olarak anlaşılmalıdır. Babasının Yüce Allah'a düşman olduğu ve böylece öldüğü bildirilince Hz. İbrahim bu duasından vazgeçmiştir.

    Mustafa İslamoğlu

    İbrahim'in babası için Allah'tan af dilemesinin nedeni, yalnızca berikinin diğerine (hayattayken) verdiği bir söze dayanıyordu. Fakat, diğerinin Allah düşmanı olduğu onun için kesinlik kazanınca ondan hemen el çekti. Zaten İbrahim çok yufka yürekli, yumuşak huylu biriydi.

    Muhammed Esed

    İbrahim'in (buna benzer bir durumda) babasının bağışlanması için yaptığı duaya gelince, bu sadece o'nun berikine (daha sağlığında) vermiş bulunduğu bir söze dayanıyordu. Ama o'na berikinin Allah'ın düşmanı olduğu açıklandığı zaman (İbrahim) ondan hemen kopup uzaklaştı. Zaten İbrahim çok ince ruhlu, yumuşak huylu biriydi.

    Ahmed Hulusi

    Babası için İbrahim'in istiğfarı, ancak ona verdiği bir söz yüzünden idi. . . Onun bir Allah düşmanı olduğu açıkça kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı. . . Muhakkak ki İbrahim ince kalpli ve hilm sahibiydi.

    Ali Bulaç

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Allah'a düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.

    Ali Özek ve heyeti

    İbrahim'in babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ne var ki, onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca, ondan uzaklaştı. Şüphesiz ki İbrahim çok yumuşak huylu ve pek sabırlı idi.

    Ali Rıza Safa

    İbrahim'in, babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun, Allah'a düşman olduğu ortaya çıkınca ondan uzaklaştı. İbrahim, aslında hoşgörülüydü.

    Bayraktar Bayraklı

    İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği sözden ötürü idi. Fakat onun, Allah düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Şüphesiz ki İbrahim, çok yumuşak huyluydu; pek sabırlı idi.

    Edip Yüksel

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin biricik sebebi ona önceden söz vermiş olmasıydı. Ne zaman ki onun ALLAH düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı. İbrahim, çok duygulu ve çok şefkatli idi.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin biricik sebebi ona önceden söz vermiş olmasıydı. Ne zaman ki onun ALLAH düşmanı olduğu kendisine belli olunca ondan uzaklaştı. İbrahim, çok duygulu ve çok şefkatli idi.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    İbrahim'in babası hakkındaki af dilemesi de sadece ona vermiş olduğu bir sözden dolayı idi. Böyle iken onun bir Allah düşmanı olduğu ona belli olunca, ondan ilgisini kesti. Gerçekten İbrahim, çok bağrı yanık, çok halim idi.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    İbrahimin babası hakkındaki istiğfarı da sırf ona vermiş olduğu bir va'dden dolayı idi, böyle iken onun için Allah düşmanı olduğu kendisine tebeyyün edince ondan teberri etti, her halde İbrahim çok yanık, çok halim idi

    Erhan Aktaş

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin sebebi, ona söz vermiş olmasıydı. Ama onun, Allah'a düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Kuşkusuz İbrahim, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu birisiydi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin sebebi, ona söz vermiş olmasıydı. Ama onun, Allah'a düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Kuşkusuz İbrahim, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu biriydi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesinin sebebi, ona söz vermiş olmasıydı. Ama onun, Allah'a düşman olduğu kendisine açıkça belli olunca, ondan uzaklaştı. Kuşkusuz İbrahim, çok ince ruhlu ve yumuşak huylu biriydi.

    Gültekin Onan

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, yalnızca ona verdiği bir söz dolayısıyla idi. Kendisine, onun gerçekten Tanrı'ya düşman olduğu açıklanınca ondan uzaklaştı. Doğrusu İbrahim, çok duygulu, yumuşak huyluydu.

    Hasan Basri Çantay

    İbrahimin, babasına olan istiğfaarı ancak ona etdiği bir va'dden dolayı idi. Yoksa onun Allahın bir düşmanı olduğu kendisince besbelli olunca o, (bu istiğfaarını kesdi ve) ondan uzaklaşdı. Ibrahim cidden pek çok tezarru' ve niyaz eden, (kalbi yufka ve ezaya karşı) gerçekden sabırlı (bir zat) idi.

    İbni Kesir

    İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi; sadece ona verdiği bir vaadden dolayı idi. Ama onun Allah'ın düşmanı olduğu kendisine belli olunca; ondan uzaklaştı. Muhakkak ki İbrahim, çok içli ve halim idi.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden dolayı idi. Allah’ın düşmanı olduğunu kesin olarak anlayınca ondan uzaklaştı. İbrahim, gerçekten çok dua edip yalvaran ve yumuşak kalpli biriydi.

    Süleyman Ateş

    İbrahim'in babası için mağfiret dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden ötürü idi. Fakat onun, bir Allah düşmanı olduğu, kendisine belli olunca ondan uzak durdu. Gerçekten İbrahim, çok içli ve yumuşak huylu idi.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İbrahim'in babasının bağışlanmasını istemesi sadece ona verdiği sözden dolayı idi. Ama onun Allah'a düşman olduğunu iyice anlayınca o işten uzak durdu. İbrahim çok içli ve yumuşak huyludur.

    Şaban Britch

    İbrahim’in babası için bağışlanma dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden dolayı idi. Allah’ın düşmanı olduğunu kesin olarak anlayınca ondan uzaklaştı. İbrahim, gerçekten çok dua edip yalvaran ve yumuşak kalpli biriydi.

    Şaban Piriş

    İbrahim'in babası için bağışlanma dilemesi, sadece ona verdiği bir sözden dolayı idi. Allah'ın düşmanı olduğunu kesin olarak anlayınca ondan uzaklaştı. İbrahim gerçekten çok içli ve yumuşak kalpli idi.

    Yaşar Nuri Öztürk

    İbrahim'in, babası için af dilemesi, sadece ona verdiği bir söz yüzündendi. Onun Allah düşmanı olduğu kendisi için açıklık kazanınca, ondan uzaklaştı. Şu bir gerçek ki, İbrahim başkaları için gamlanıp ah eden ince yürekli, yumuşak bir insandı/tam bir evvahtı.

  5. Tevbe suresi, 115. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 115. ayet. وَمَا كَانَ ٱللَّهُ لِيُضِلَّ قَوْمًۢا بَعْدَ إِذْ هَدَىٰهُمْ حَتَّىٰ يُبَيِّنَ لَهُم مَّا يَتَّقُونَ إِنَّ ٱللَّهَ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe, Allah bir toplumu saptıracak değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi hakkıyla bilendir.

    Mehmet Okuyan

    Allah doğru yola ulaştırdıktan sonra, takvâlı (duyarlı) olacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar hiçbir topluluğu sapkın (kabul) edecek değildir. dipnot 1 Şüphesiz ki Allah her şeyi bilendir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet söyle de tercüme edilebilir: "Doğru yola ulaştırdıktan sonra, korunacakları (sorumlu ve duyarlı davranacakları) şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar Allah hiçbir topluluğu saptıracak değildir."

    Mustafa İslamoğlu

    Hem Allah hiç bir topluluğu, -(akıl, fıtrat ve irade ile) doğru yolu gösterdikten sonra (bile)- korunup sakınacakları şeyleri kendilerine bütünüyle açıklamadıktan sonra sapıklıkla suçlamaz. Elbette her şeyi bilen sadece Allah'tır.

    Muhammed Esed

    Ve Allah bir topluluğu -onlara doğru yolu gösterdikten sonra (bile)- sakınıp gözetecekleri şeyler konusunda kendilerini (bütünüyle) aydınlatmadan asla sapıklıkla suçlamaz. Gerçek şu ki, Allah her şeyi aslıyla ve bütünüyle bilir.

    Ahmed Hulusi

    Allah bir topluluğu hakikate erdirdikten sonra, saptırmaz; korunacakları şeyler kendilerine açıkça belli olup, onlardan sapma olmadıkça! Muhakkak ki Allah Bi-külli şey'in Aliym'dir.

    Ali Bulaç

    Bir topluluğa Allah, hidayet verdikten sonra, korkup sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Allah, her şeyi bilendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah bir topluluğu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar onları saptıracak değildir. Allah her şeyi çok iyi bilendir.

    Ali Rıza Safa

    Allah, bir toplumu doğru yola eriştirdikten sonra, sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça sapkınlığa düşürmez. Kuşkusuz, Allah, her şeyi Bilendir.

    Bayraktar Bayraklı

    Allah, bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah, her şeyi bilendir.

    Edip Yüksel

    ALLAH bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri bildirmeden, onları sapıklığa mahkûm edecek değildir. ALLAH her şeyi Bilendir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH bir toplumu doğru yola ilettikten sonra, sakınacakları şeyleri bildirmeden, onları sapıklığa mahkum edecek değildir. ALLAH her şeyi Bilendir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Allah bir kavmi hidayete erdirdikten sonra nelerden sakınacaklarını kendilerine açıklamadıkça onları sapıklığa düşürme ihtimali yoktur. Şüphesiz Allah herşeyi bilendir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Allah bir kavmi hidayete çıkardıktan sonra nelerden sakınacaklarını kendilerine beyan etmedikçe onları dalale düşürmek ıhtimali yoktur, hakikat, Allah her şeye alimdir

    Erhan Aktaş

    Allah, bir halkı doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış saymaz. dipnot 1 Allah, Her Şeyi En İyi Bilendir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer daha birçok ayetten de anlaşılmaktadır ki, vahiy ile doğrudan muhatap olmamış olanlar, vahiyden habersiz olanlar, ondan sorumlu tutulmayacaklardır. Dolayısı ile günümüzde de kendilerine doğrudan vahiy ulaşmamış olanlar, ondan sorumlu değildirler. Ancak bu "diledikleri şeyi yapabilirler" demek değildir. İnsan yaradılışı itibari ile neyin iyi ve neyin kötü olduğunu bilecek şekilde yaratıldığı için bu kimseler de "iyi veya kötü" kimseler olmalarına göre yargılanacaklardır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Allah, bir halkı doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış saymaz. dipnot 1 Allah, Her Şeyi En İyi Bilendir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer daha birçok ayetten de anlaşılmaktadır ki, vahyin hitabıyla doğrudan muhatap olmamış olanlar, vahiyden habersiz olanlar, ondan sorumlu tutulmayacaklardır. Dolayısı ile günümüzde de kendilerine vahiy ulaşmamış olanlar, ondan sorumlu değildirler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Allah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınıp korunacakları şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları sapıtmış saymaz. dipnot 1 Allah, Her Şeyi En İyi Bilendir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ve buna benzer daha birçok ayetten de anlaşılmaktadır ki, vahyin hitabıyla doğrudan muhatap olmamış olanlar, vahiyden habersiz olanlar, ondan sorumlu tutulmayacaklardır. Dolayısı ile günümüzde de kendilerine vahiy ulaşmamış olanlar, ondan sorumlu değildirler.

    Gültekin Onan

    Bir topluluğa Tanrı, hidayet verdikten sonra, korkup sakınacakları şeyleri kendilerine açıklayıncaya kadar, onları sapıklığa sürükleyecek değildir. Şüphesiz Tanrı, her şeyi bilendir.

    Hasan Basri Çantay

    Allah bir kavme hidayet etdikden sonra sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirinceye kadar onları (n) sapıklığına (hükm) edecek değildir. Şüphesiz ki Allah her şey'i hakkıyle bilendir.

    İbni Kesir

    Allah bir kavmi hidayete erdirdikten sonra; sakınacakları şeyleri onlara açıklamadıkça dalalete düşürmez. Muhakkak ki Allah; her şeyi bilendir.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah bir kavme hidâyet verdikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine apaçık bildirmedikçe onları saptırmaz. Şüphesiz Allah her şeyi çok iyi bilendir.

    Süleyman Ateş

    Allah, bir kavmi doğru yola ilettikten sonra, sakınmaları gereken şeyleri kendilerine açıklamadıkça onları saptıracak değildir. Allah herşeyi bilendir.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah, bir topluluğu yoluna kabul ettikten sonra nelerden sakınacaklarını onlara açık açık göstermeden onları asla sapık saymaz dipnot 1 . Şüphesiz Allah her şeyi daima bilendir.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah bir topluluğu yola gelmiş saydıktan sonra sakınmaları gereken şeyi açıkça bildirmedikçe onları yoldan çıkmış saymaz. Allah her şeyi bilir.

    Şaban Britch

    Allah, bir topluma hidayet verdikten sonra, onlara sakınılmaları gereken şeyleri açıklamadan, onları sapıklıkta bırakmaz. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilendir.

    Şaban Piriş

    Allah, bir topluma hidayet verdikten sonra, onlara sakınılmaları gereken şeyleri açıklamadan, onları sapıklıkta bırakmaz. Şüphesiz ki Allah, her şeyi bilendir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah bir topluluğa kılavuzluk ettikten sonra, sakınacakları şeyleri kendilerine ayan-beyan bildirinceye kadar, onların sapıklığına hükmetmez. Allah her şeyi hakkıyla bilendir.

  6. Tevbe suresi, 116. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 116. ayet. إِنَّ ٱللَّهَ لَهُۥ مُلْكُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يُحْىِۦ وَيُمِيتُ وَمَا لَكُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا نَصِيرٍ

    Diyanet İşleri

    Şüphesiz göklerin ve yerin hükümranlığı yalnız Allah'ındır. O, diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost, ne de bir yardımcı vardır.

    Mehmet Okuyan

    Göklerin ve yerin otoritesi yalnızca Allah'a aittir. Diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'a rağmen dost da yardımcı da yoktur.

    Mustafa İslamoğlu

    (Ve) elbette göklerin ve yerin hakimiyeti yalnızca Allah'a aittir: Hayatı da ölümü de O takdir eder. Sonuçta sizin için Allah dışında ne bir yar, ne de bir yardımcı var.

    Muhammed Esed

    Şüphe yok ki, göklerin ve yerin egemenliği yalnızca Allah'ındır: hayatı bahşeden de, ölümü takdir eden de (yalnız) O'dur; ve Allah'tan başka sizi koruyabilecek, size yardım edebilecek kimse yoktur.

    Ahmed Hulusi

    Semaların ve arzın mülkü Allah içindir. . . Diriltir ve öldürür. . . Sizin için Allah dununda ne bir Veliyy ve ne de bir yardımcı vardır.

    Ali Bulaç

    Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; diriltir ve öldürür. Sizin Allah'tan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.

    Ali Özek ve heyeti

    Göklerin ve yerin mülkü yalnız Allah'ındır. O diriltir ve öldürür. Sizin için Allah'tan başka ne bir dost ne de bir yardımcı vardır.

    Ali Rıza Safa

    Göklerin ve yeryüzünün yönetimi, Allah'a özgüdür. Yaşam verir ve öldürür. Sizin için, Allah'tan başka ayrıca, ne bir dost ne de bir yardımcı yoktur.

    Bayraktar Bayraklı

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır; yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin Allah'tan başka ne bir dost, ne de yardımcınız vardır.

    Edip Yüksel

    Göklerin ve yerin egemenliği ALLAH'a aittir. Diriltir, öldürür. Sizin için ALLAH'tan başka ne bir sahip ne de bir yardımcı yoktur.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin egemenliği ALLAH'a aittir. Diriltir, öldürür. Sizin için ALLAH'tan başka ne bir sahip ne de bir yardımcı yoktur.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Muhakkak ki, göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Diriltir de öldürür de. Size O'ndan başka ne bir dost vardır, ne de bir yardımcı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hakikat Allah, bütün Göklerin Yerin mülkü onun, diriltir de öldürür de ve size ondan başka ne bir veliy vardır ne bir nasir

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Göklerin ve yerin mülkü dipnot 1 Allah'ındır. Yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin, Allah'tan başka bir veli dipnot 2 ve bir yardımcınız yoktur.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Egemenliği, yönetimi, sahipliği.
    2. metne dön, dipnot 2
      Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin mülkü dipnot 1 Allah'ındır. Yaşatan ve öldüren O'dur. Sizin, Allah'tan başka bir veli dipnot 2 ve bir yardımcınız yoktur.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Egemenliği, yönetimi, sahipliği.
    2. metne dön, dipnot 2
      Koruyucu, yardımcı, gözeten, destekleyici, yandaş.

    Gültekin Onan

    Gerçek şu ki, göklerin ve yerin mülkü Tanrı'nındır; diriltir ve öldürür. Sizin Tanrı'dan başka veliniz ve yardımcınız yoktur.

    Hasan Basri Çantay

    Göklerin ve yerin mülk (-ü saltanat) ı hakıykaten Allahındır, Onundur. O, hem diriltir, hem öldürür. Sizin Allahdan başka ne bir yariniz, ne de bir yardımcınız yokdur.

    İbni Kesir

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Öldürür ve diriltir. Sizin için Allah'tan başka bir dost ve yardımcı da yoktur.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Göklerin ve yerin mülkü elbette Allah’ındır. Dirilten ve öldüren O’dur. Sizin Allah’tan başka bir veliniz ve yardımcınız yoktur.

    Süleyman Ateş

    Göklerin ve yerin mülkü Allah'ındır. Yaşatan, öldüren O'dur. Sizin Allah'tan başka bir dost ve yardımcınız yoktur.

    Süleymaniye Vakfı

    Göklerde ve yerde tüm yetkiler şüphesiz Allah'ındır dipnot 1 . O, hem hayat verir hem de öldürür dipnot 2 . Allah ile aranıza girecek ne bir dostunuz ne de yardımcınız vardır dipnot 3 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Göklerin ve yerin hakimiyeti Allah'a aittir. Yaşatan O'dur, öldüren de O'dur. Sizin Allah'a tercih edeceğiniz ne bir dostunuz ne de yardımcınız vardır.

    Şaban Britch

    Göklerin ve yerin mülkü elbette Allah’ındır. Dirilten ve öldüren O’dur. Sizin Allah’tan başka bir veliniz ve yardımcınız yoktur.

    Şaban Piriş

    Göklerin ve yerin hükümranlığı elbette Allah'ındır. Dirilten ve öldüren O'dur. Sizin Allah'tan başka bir veliniz ve yardımcınız yoktur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Göklerin de yerin de mülk ve yönetimi Allah'ındır. Diriltir de öldürür de. Sizin için Allah dışında ne bir dost vardır ne de bir yardımcı.

  7. Tevbe suresi, 117. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 117. ayet. لَّقَد تَّابَ ٱللَّهُ عَلَى ٱلنَّبِىِّ وَٱلْمُهَٰجِرِينَ وَٱلْأَنصَارِ ٱلَّذِينَ ٱتَّبَعُوهُ فِى سَاعَةِ ٱلْعُسْرَةِ مِنۢ بَعْدِ مَا كَادَ يَزِيغُ قُلُوبُ فَرِيقٍ مِّنْهُمْ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ إِنَّهُۥ بِهِمْ رَءُوفٌ رَّحِيمٌ

    Diyanet İşleri

    Andolsun Allah; Peygamber ile içlerinden bir kısmının kalpleri eğrilmeğe yüz tuttuktan sonra, sıkıntılı bir zamanda ona uyan muhacirlerle ensarın tövbelerini kabul etmiştir. Evet, onların tövbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz O, onlara çok şefkatli ve çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki Allah içlerinden bir grubun kalpleri eğrilmeye yüz tuttuktan sonra, Peygamber'in ve güçlük zamanında ona uyan muhacirlerin ve ensarın tevbesini kabul etmiştir. dipnot 1 Sonra da onların tevbelerini kabul etmiştir. Şüphesiz ki O, onlara karşı çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hz. Muhammed'in yaptığı "izin verme hatası"nın sonucunda, bazı müminlerin kalplerinde Tebük Gazvesi'ne karşı bir isteksizlik hissi gelmiş olabilirdi. Bundan dolayı, Yüce Allah hem Hz. Muhammed'in hem de o sahâbîlerin bu kusurunu affettiğini söylemiş olabilir. Ayrıca, insan, ömrü boyunca, ister küçük günahlar kabilinden olsun, ister daha öncelikli olanı terk etmek türünden olsun, birtakım hatalardan kurtulamaz. Bu nedenle, başta Hz. Muhammed olmak üzere, diğer müminler, güçlüklerine ve yorgunluklarına katlanıp, mevsim sıcaklığı ve meyve hasadı zamanı oluşu gibi çeşitli mazeretlere ve sıkıntılara karşı direnç göstererek bu Gazve'ye katılmakla Yüce Allah'ın lütfuna mazhar oldukları ve işledikleri hataların bağışlandığı, çünkü bu büyük fedakârlığın onların diğer hatalarının kefaretini oluşturduğu da düşünülmelidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Doğrusu şu ki: Allah, Peygamber'e, (imkanların tükendiği yerden imkanların üretileceği yere göç eden) muhacirlere, (zorluk demlerinde kendi imkanlarını onlarla paylaşan) Ensar'a, üstelik içlerinden bir kısmının kalbinin kaymaya yüz tuttuğu bir durumun ardından, rahmet ve bağışıyla yöneldi. Evet, onların tevbelerini kabul etti; çünkü O'nun sınırsız şefkat ve merhameti, onları da kuşatır.

    Muhammed Esed

    Gerçek şu ki, Allah acıması, esirgemesiyle Peygamber'e ve sıkıntılı bir zamanda -hem de içlerinden bir kısmının kalpleri neredeyse kaymak üzereyken- ona bağlı kalıp zulmün ve kötülüğün egemen olduğu diyardan göç edenlere ve Din'e sahip çıkıp ona kol kanat gerenlere teveccüh etti. Sonra, bir kere daha: acıması, esirgemesiyle (Allah) onlara teveccüh etti. Çünkü O, gerçekten onlara karşı çok merhametli ve çok şefkatlidir.

    Ahmed Hulusi

    Andolsun ki Allah, fazlını nasip etti. . . Hz. Rasullullah'a da, o güçlük saatinde O'na tabi olan muhacirler ile ensara da; içlerinden bir bölümünün kalpleri neredeyse kaymak üzere iken tövbeye (yanlışlarından dönmeye) muvaffak kıldı. Sonra onların tövbelerini kabul etti. . . O, onlarda Rauf'tur, Rahıym'dir.

    Ali Bulaç

    Andolsun Allah, Peygamberin, Muhacirlerin ve Ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir.

    Ali Özek ve heyeti

    Allah, Peygamberin ve içlerinden bir kısmının kalpleri neredeyse (haktan) kaymak üzereyken güçlük anında Peygambere tâbi olan Muhacirlerle Ensar'ın tevbelerini kabul etmiştir. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, pek merhametlidir.

    Ali Rıza Safa

    Gerçek şu ki, Allah, onların arasından bir kümenin yürekleri kaymak üzereyken, peygambere, göç edenlere ve zorluk zamanında Ona bağlı kalan yardımcılarına pişmanlık olanağı vermişti. Sonra, onların pişmanlıklarını kabul etti. Kuşkusuz, O, onlara karşı, Sevecendir; Merhametlidir.

    Bayraktar Bayraklı

    Andolsun ki Allah, Peygambere, içlerinden bir grubun gönülleri az kalsın eğrilmek üzere iken dar zamanda ona tabi olan muhacirlere ve ensara yöneldi. Sonra onların tövbelerini kabul buyurdu. Çünkü O, onları affedendir; onlara merhamet edendir.

    Edip Yüksel

    ALLAH, peygamberin, göç edenlerin ve yardım edenlerin tövbesini kabul etmiştir. Onlar, içlerinden bir bölümünün neredeyse kalplerinin kaydığı güç anda onu izlemişlerdi. Sonra onların yönelişini (tövbesini) kabul etti. O, onlara karşı çok Şefkatlidir, Rahimdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    ALLAH, peygamberin, göç edenlerin ve yardım edenlerin tevbesini kabul etmiştir. Onlar, içlerinden bir bölümünün neredeyse kalplerinin kaydığı güç anda onu izlemişlerdi. Sonra onların yönelişini (tevbesini) kabul etti. O, onlara karşı çok Şefkatlidir, Rahimdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Andolsun ki, Allah yine peygambere ve o güçlük anında ona uyan muhacirlerle Ensara; içlerinden bir kısmının kalpleri az kalsın eğilecek gibi olmuşken sonra kendilerine tevbelerinin kabulüyle iltifat buyurdu. Gerçekten O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Şanına kasem olsun ki Allah yine lutfetti Peygambere ve o güçlük saatinde ona ittiba' eyleyen Muhacirin ve Ensara ki içlerinden bir kısmının kalbleri az daha eğilecek gibi olmuş iken sonra kendilerine tevbelerinin kabulile iltifat buyurdu, hakıkat o, onlara rauftur, rahimdir

    Erhan Aktaş

    Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan Muhacir ve Ensar'ın tevbelerini dipnot 1 kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıkları yanlıştan vazgeçmelerini kabul ederek, hak ettikleri ödülü verdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan muhacir ve ensarın tevbelerini dipnot 1 kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıkları yanlıştan vazgeçmelerini kabul ederek, hak ettikleri ödülü verdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ant olsun ki, Allah, Nebi'nin ve zor şartlarda ona destek olan muhacir ve ensarın tövbelerini dipnot 1 kabul etti. İçlerinden bir kısmının kalpleri kaymak üzereyken yine de onların tövbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara karşı Çok Şefkatli'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaptıkları yanlıştan vazgeçmelerini kabul ederek, hak ettikleri ödülü verdi.

    Gültekin Onan

    Andolsun Tanrı, Peygamberin, muhacirlerin ve ensarın üzerine tevbe ihsan etti. Ki onlar -içlerinde bir bölümünün kalbi nerdeyse kaymak üzereyken- ona güçlük saatinde tabi oldular. Sonra onların tevbelerini kabul etti. Çünkü O, onlara (karşı) çok şefkatlidir, çok esirgeyicidir.

    Hasan Basri Çantay

    Andolsun ki Allah, peygamberini (muhaarebeden geri kalanlara izin verildiğinden dolayı afvetdiği gibi) içlerinden bir takımının gönülleri hemen hemen eğrilmek üzere iken güdük zamanında ona (o peygambere) ta'bi' olan Muhacirlerle ensaarı da tevbeye muvaffak buyurdu ve sonra onların (bu) tevbelerini kabul eyledi. Çünkü O çok esirgeyici, çok bağışlayıcıdır.

    İbni Kesir

    Andolsun ki Allah, Peygamberin ve güçlük anında ona uyan muhacir ve ensarın tevbelerini kabul etti. İçlerinden bır kısmının kalbleri kaymak üzere iken yine de onların tevbesini kabul buyurdu. Çünkü O, kendilerine Rauf ve Rahim'dir.

    Mehmet Alagaş

    (111-117) Allah kesinlikle müminlerin kendilerini ve mallarını, cennetin onların olması karşılığında satın aldı, Allah yolunda savaşırlar, öldürürler ve öldürülürler, Tevrat’ta, İncil’de ve Kur’an da onlara verdiği gerçek bir sözüdür / vaadidir, sözünde Allah’tan başka vefalı kim olabilir ki? Yaptığınız bu ticari alışverişten dolayı sevinin, işte O, büyük bir başarıdır. Tövbe edenler, ibadet edenler, övgüde bulunanlar, gezip dolaşanlar, rükû edenler, secde edenler, tanınır / bilinir olanı / normal olanı emredenler, b elirsiz olandan / tanınır olmayandan / normal olmayandan men edenler ve Allah’ın hudutlarını koruyanlar ı ve müminleri müjdele. Nebi’nin ve iman edenlerin, durumları açıkça belli olduktan sonra müşrikler için bağışlanma talebinde bulunmaları, hatta akrabaları dahi olsa, olmaz / olamaz, muhakkak ki onlar cehennem halkıdırlar. İbrahim’in babası için yaptığı bağışlanma talebi ise bizim ona vaat ettiğimiz bir sözden kaynaklanıyordu, ama ona açıkça on un / babasının Allah’ın düşmanı olduğu belli olduktan sonra ondan ayrıştı / uzaklaştı, muhakkak ki İbrahim yalvaran / ah eden / iç çeken biri idi, uysal davranışlı idi. Allah, sakınacakları şeylerin kendilerine açıklanmasının ve yola girmelerinin / hidayet e ulaşmalarının ardından o kavmi saptıracak değildir, Allah her şeyi bilendir. Semalarda ve arzda ne varsa egemenliği / mülkiyeti (onlarla ilgili özgürce tasarrufta bulunma hakkı) Allah’ındır, diriltir ve öldürür, Allah’ın dışında sizin için dost ve yardımcı yoktur . Allah kesinlikle Nebilerin, hicret edenlerin / yerinden edilenlerin ve zorlu saatlerde / zorluk zamanlarında Resule tabi olup ta yardım edenlerin / ensarın vazgeçmelerini / tövbelerini kabul etti, ki bunun ardından onlardan bir bölümün kalpleri kayacak gibi olduydu , Allah onların da tövbelerini kabul etti, muhakkak ki O, onlara şefkatlidir, esirgeyendir.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Allah, peygamberin, Muhacirler'in, Ensar'ın ve sıkıntılı bir zamanda (Tebuk Savaşı'nda) bir kısmının kalpleri meyletmek üzere iken peygambere tabi olan kimselerin tevbelerini kabul etti. Sonra onların tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz O çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

    Süleyman Ateş

    Andolsun Allah, Peygamberi ve o güçlük sa'atinde ona uyan Muhacirleri ve Ensarı affetti. O zaman içlerinden bir kısmının kalbleri kaymağa yüz tutmuş iken yine de onların tevbesini kabul buyurdu. Çünkü O, onlara karşı çok şefkatli, çok merhametlidir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah, nebinin tevbesi ile zor zamanda ona uyan Muhacir ve Ensardan kalbi kaymak üzere olan bir bölüğün tevbesini kabul etti. Onların tevbesini kabul etti çünkü Allah, onlara karşı çok merhametlidir, ikramı da boldur.

    Şaban Britch

    Allah, Peygamberin, Muhacir'in, Ensar'ın ve sıkıntılı bir zamanda (Tebük Savaşı'nda) bir kısmının kalpleri meyletmek üzere iken Peygambere tabi olan kimselerin tevbelerini kabul edip, affetti. Sonra onların tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz O çok şefkatlidir, çok merhametlidir.

    Şaban Piriş

    Allah, Peygamberin, muhacirin, ensarın; sıkıntılı bir zamanda bir kısmının kalpleri kaymak üzere iken Peygambere uyan kimselerin tevbelerini kabul etti. Tevbelerini, onlara karşı şefkatli ve merhametli olduğu için kabul etmiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yemin olsun ki, Allah, içlerinden bir grubun kalpleri kaymaya yüz tuttuktan sonra, peygambere ve o güçlük saatinde ona uymuş olan Muhacirlerle Ensar'a tövbe nasip etmiş, sonra da onların tövbelerini kabul buyurmuştur. Çünkü onlara karşı Rauf ve Rahim'dir.

  8. Tevbe suresi, 118. ayet — bütün mealleriyle aç

    Tevbe suresi, 118. ayet. وَعَلَى ٱلثَّلَٰثَةِ ٱلَّذِينَ خُلِّفُوا۟ حَتَّىٰٓ إِذَا ضَاقَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَرْضُ بِمَا رَحُبَتْ وَضَاقَتْ عَلَيْهِمْ أَنفُسُهُمْ وَظَنُّوٓا۟ أَن لَّا مَلْجَأَ مِنَ ٱللَّهِ إِلَّآ إِلَيْهِ ثُمَّ تَابَ عَلَيْهِمْ لِيَتُوبُوٓا۟ إِنَّ ٱللَّهَ هُوَ ٱلتَّوَّابُ ٱلرَّحِيمُ

    Diyanet İşleri

    Savaştan geri kalan üç kişinin de tövbelerini kabul etti. Yeryüzü bütün genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları da kendilerini sıktıkça sıkmış, böylece Allah'(ın azabın)dan yine O'na sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönsünler diye, onların tövbelerini de kabul etti. Şüphesiz Allah, tövbeyi çok kabul eden ve çok merhamet edendir.

    Mehmet Okuyan

    (Allah, Tebük Gazvesi'nden) geri bırakılan üç kişinin dipnot 1 de (tevbelerini kabul etmişti). Yeryüzü (bütün) genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, dipnot 2 vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Allah'tan yine yalnızca Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra tevbe etmeleri (eski düzgün hallerine dönmeleri) için Allah onların tevbesini kabul etmiştir. Şüphesiz ki yalnızca Allah tevbeyi çok kabul edendir, çok merhametlidir.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu kişiler Tevbe 9:106'da işaret edilen "şair Ka‘b b. Mâlik ", "hakkında [li‘an] ayeti inmiş olan Hilâl b. Ümeyye" ve "Mürâre b. er-Rabî‘" adlı üç kişidir. Bunların Tebük Gazvesi'ne gitmeyip geri bırakılanlar olduğuna değinilmektedir. Onları kimin geri bıraktığıyla ilgili olarak çevrelerindeki etkin bazı münafıkların buna sebep olduğu ifade edilebileceği gibi bu kişilerin savaş hazırlıkları bağlamında Hz. Muhammed'den izin aldıkları, bir süre gecikince de savaşa gidemedikleri için geri bırakıldıkları da belirtilmektedir. Tevbelerin kabul edilmesi, bunların kasıtlı bir geri kalış içerisine girmediği, şimdi bizim bilemediğimiz bir nedenle bu savaştan geri kaldıkları, ardından da bütün genişliğine rağmen yeryüzünün kendilerine dar geldiği ifade edilmektedir (Semerkandî, [Bahru'l-‘Ulûm], II, 95-99; Taberî, [Câmi‘u'l-beyân], XI, 21-22, 57-62; Zemahşerî, [el-Keşşâf], II, 298, 307; Râzî, [Mefâtîhu'l-Ğayb], XVI, 191).
    2. metne dön, dipnot 2
      Benzer mesaj: Tevbe 9:25.

    Mustafa İslamoğlu

    Yine geri kalan üç kişiye de (Allah, şefkat ve merhametiyle yöneldi). O kadar ki olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, dahası vicdanları da kendilerine sıkıştırmıştı; sonunda Allah'tan yine Allah'a kaçıp sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Ardından O da onlara rahmetiyle yöneldi ki, onlar af dilemek için Kendisine dönsünler: İyi bilin ki Allah, evet yalnızca O'dur tevbeleri kabul eden, rahmetiyle muamele eden!

    Muhammed Esed

    Ve (yine acıyıp esirgeyerek, inananların içinden) bozguncu telkinlere kapılan o üç (grup insana) da teveccüh etti; o kadar ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara (çok) dar gelmeye başladı ve içleri daraldı da Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar; ve bunun üzerine O da yine merhametle onlara yöneldi, ki pişmanlık duyup tevbe etsinler: çünkü, (kendisine yürekten yönelen, sığınan herkesi) acıması, esirgemesiyle kuşatıp tevbeleri kabul eden yalnızca Allah'tır.

    Ahmed Hulusi

    Geride bırakılan o üç kişinin de (tövbesini kabul etti). . . Genişliğine rağmen arz onlara dar gelmiş, nefsleri kendilerine dar gelmiş ve (nihayet) Allah'tan sığınılacak yerin, gene ancak O olduğunu düşünmüşlerdi. . . Sonra, dönmeleri için (Allah) onların tövbesini kabul etti. . . Muhakkak ki Allah, "HU" Tevvab'dır, Rahıym'dir.

    Ali Bulaç

    (Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefisleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Allah'tan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Allah, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Ali Özek ve heyeti

    Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Yeryüzü, genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıktıkça sıkmıştı. Nihayet Allah'tan (O'nun azabından) yine Allah’a sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Sonra (eski hallerine) dönmeleri için Allah onların tevbesini kabul etti. Çünkü Allah tevbeyi çok kabul eden, pek esirgeyendir.

    Ali Rıza Safa

    Geride kalan üç kişinin de. Yeryüzü, tüm genişliğine karşın onlara dar gelmişti; benlikleri de onlara dar gelmişti. Allah'tan başka sığınak ol madığını zaten anladılar. Sonra, yönelmeleri için, onların pişmanlıklarını kabul etti. Kuşkusuz, Allah, Pişmanlıkları Kabul Edendir; Merhametlidir. dipnot 149

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 149
      Ayette söz edilen üç kişinin, Tebük seferine katılmamak için geride kalanların arasında olup sonradan pişman olan ve Allah'ın pişmanlıklarını kabul edeceğini 9:102,103 ayetlerinde bildirdiği kişiler olduğu düşünülebilir.

    Bayraktar Bayraklı

    Seferden geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkıştırmıştı. Allah'tan başka sığınacak kimse olmadığını anladılar. Sonra onlara yöneldi ki tövbe etsinler. Şüphesiz Allah,tövbeleri kabul eden ve rahmeti sınırsız olandır.

    Edip Yüksel

    Geride kalan o üç kişinin de... Yeryüzü, tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmişti. Bunalmışlardı. Sonunda, ALLAH'tan kaçamayacaklarını anladılar. Bunun üzerine, yönelmeleri için O, onlara yöneldi. ALLAH yönelişleri Onaylayandır, Rahimdir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Geride kalan o üç kişinin de (tevbesini kabul etti). Yeryüzü, tüm genişliğine rağmen onlara dar gelmişti. Bunalmışlardı. Sonunda, ALLAH'tan kaçamıyacaklarını anladılar. Bunun üzerine, yönelmeleri için O, onlara yöneldi. ALLAH yönelişleri Onaylayandır, Rahimdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Geri bırakılmış o üç kişiye de...; nihayet o derece bunalmışlardı ki, yeryüzü bütün genişliğiyle başlarına dar geldi, vicdanları da kendilerini sıktı ve Allah'tan yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar. Evet tam o zaman tevbelerinin kabulü ile tekrar iltifat buyurdu ki, o tevbekarlar arasına girsinler. Şüphesiz ki Allah, ancak O, tevbeleri çokça kabul eder, çok merhamet eder.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    O üç kişiye de ki giri bırakılmışlardı, nihayet o derece bunalmışlardı ki yeryüzü bütün genişliğile başlarına dar geldi vicdanları da kendilerini tazyık etti ve Allahdan yine Allaha sığınmaktan başka çare olmadığını anladılar, evet, tam o vakıt tevbelerinin kabulile tekrar iltifat buyurdu ki o tevbekarlar miyanına rucu' etsinler, hakıkat, Allah, odur öyle tevvab, öyle rahim

    Erhan Aktaş

    Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için, dipnot 1 tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. 9:102. ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tevbeye yöneldikleri için dipnot 1 , tevbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tevbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dönüş yapmak: Yapılan kötülükten, yanlıştan, haksızlıktan, günahtan kesin olarak vazgeçmek, yaptığını düzeltmektir. Pişmanlığın sözle ifade edilmesi tevbe değildir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve geri bırakılan üç kişinin tövbesini de kabul etti. Öyle ki, bütün genişliğine rağmen, yeryüzü onlara dar gelmişti. Canları sıkıldıkça sıkılmıştı. Ve Allah'tan başka sığınılacak kimse olmadığını anladılar. Sonra Allah, tövbeye yöneldikleri için dipnot 1 , tövbelerini kabul etti. Kuşkusuz Allah, Tövbeleri Kabul Eden'dir, Rahmeti Kesintisiz'dir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tövbe, pişmanlığın sözle ifadesi değil, yapılan hatadan pişman olmak ve ondan vazgeçmektir; hatayı düzeltmektir. Allah, yanlışlarını düzeltmek isteyenlere bu hakkı tanımıştır.

    Gültekin Onan

    (Savaştan) Geri bırakılan üç (kişiyi) de (bağışladı). Öyle ki, bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmişti, nefsleri de kendilerine dar (sıkıntılı) gelmişti ve O'nun dışında (yine) Tanrı'dan başka bir sığınacak olmadığını iyice anladılar. Sonra tevbe etsinler diye onların tevbesini kabul etti. Şüphesiz Tanrı, (yalnızca) O, tevbeleri kabul edendir, esirgeyendir.

    Hasan Basri Çantay

    (Savaşdan) geri bırakılan (ve haklarındaki hüküm geciken) üç (kişin) in (tevbelerini de kabul etdi. Çünkü) yer yüzü bunca genişliğine rağmen onlara dar gelmiş, vicdanları kendilerini sıkdıkca sıkmışdı. Nihayet Allah (ın hışmın) dan yine Allahdan başka sığınacak hiç bir yer olmadığını anladılar (da bundan) sonra (Allah) onları da eski hallerine dönsünler diye, tevbeye muvaffak buyurdu. Şübhesiz ki Allah, (ancak) O, tevbeyi en çok kabul eden, hakkıyle esirgeyendir.

    İbni Kesir

    Geri bırakılan üç kişiye de yeryüzü bütün genişliğine rağmen dar gelmiş ve nefisleri kendilerini sıkıştırmıştı da, Allah'tan başka sığınacak hiç bir şey olmadığını anlamışlardı. Sonra onları da eski hallerine dönsünler diye tevbeye muvaffak kıldı. Muhakkak ki Allah; Tevvab, Rahim olandır.

    Mehmet Alagaş

    (118-119) Geri kalan o üç kişinin durumu (Ka’b ibn Malik, Hilal ibn Ümeyye, Mirare ibn Rabi), ki geniş olmasın rağmen yer yüzü onlara dar gelmişti, kendileri de o kadar daraldılar ki / darlandılar ki Allah’tan, Ona yönelmekten başka çareleri olmadığını düşündüler sonra tövbe ettiler onların tövbelerini kabul etti, muhakkak ki Allah işte O, çokça tövbeleri kabul eder, çokça esirgeyendir. Ey iman edenler, Allah’tan sakının ve sözüne bağlılarla / sadıklarla beraber olun.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Savaştan geri kalan) Üç kişiye, bütün genişliğine rağmen yeryüzü dar gelmiş ve nefisleri kendilerini (üzüntüden) sıkmıştı. Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Sonra Allah, onları tevbe etmeye muvaffak kıldı da onlar da tevbe ettiler ve Allah onların tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz tevbeleri çokça kabul eden, çokça merhamet eden O’dur.

    Süleyman Ateş

    Ve (seferden) geri bırakılan o üç kişinin de tevbesini kabul buyurdu. Bütün genişliğiyle beraber dünya başlarına dar gelmiş ve canları sıkıldıkça sıkılmış ve Allah'tan, yine kendisine sığınmaktan başka çare olmadığını anlamışlardı. Allah onların tevbesini kabul buyurdu ki tevbe etsinler. Çünkü Allah, tevbeyi çok kabul eden, çok esirgeyendir.

    Süleymaniye Vakfı

    Allah, haklarındaki hüküm geciktirilen o üç kişinin dipnot 1 tövbesini /yanlışlarından dönüşünü de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah'tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tövbe etsinler diye Allah onlara dönüş yapma fırsatı verdi. Şüphesiz tövbeleri /dönüşleri kabul eden ve ikramı bol olan Allah'tır.

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bunlar Tebük seferine katılmayan Ka'b b. Malik, Hilal b. Ümeyye ve Mürare b. Rebi' adlı sahabilerdir. Bunlarla ilgili olarak daha önce Tevbe 9/106. ayet indirilmişti. Meali verilen bu ayet ise yaklaşık 50 gün sonra indirilerek bu kişilerin tevbelerinin kabul edildiği bildirildi. Bu süre zarfında onlar, başta Muhammed Aleyhisselam olmak üzere tüm Müslümanlar tarafından yalnızlaştırıldıkları için çok sıkıntılı günler geçirmiş, olanca genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri fena halde daralmıştı. Bu ayetin inişi ile birlikte hem bu üç kişi oldukça sevinmiş hem de Medine'de tam bir bayram havası yaşanmıştı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Savaştan geri bırakılan üç kişinin tevbesini de kabul etti. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, içleri iyice daralmıştı. Allah'tan kaçanın tek sığınağının yine Allah olduğunu da anlamışlardı. Tevbe etsinler diye Allah onların yüzüne baktı. Çünkü Allah tevbeleri kabul eder, ikramı da boldur.

    Şaban Britch

    (Savaştan geri kalan) Üç kişiye, bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelip, nefisler kendilerini (üzüntüden) sıkmıştı. Allah’tan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Sonra Allah onları tevbe etmeye muvaffak kıldı da onlar da tevbe ettiler ve Allah tevbelerini kabul buyurdu. Şüphesiz tevbeleri çokça kabul eden, çokça merhamet eden O’dur.

    Şaban Piriş

    Ve (seferden) geri bırakılan üç kişinin de (tevbelerini kabul etti). Bütün genişliğine rağmen yeryüzü kendilerine dar gelip, canları çıkacak gibi oldu. Allah'tan başka bir sığınak olmadığını anladılar. Tevbe ettikleri için Allah, onların tevbesini kabul etti Şüphesiz tevbeleri kabul eden ve merhamet eden O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Geride bırakılan üç kişinin de tövbesini kabul etmiştir. Bütün genişliğine rağmen yeryüzü onlara dar gelmiş, öz benlikleri kendilerini sıkıştırmıştı; Allah'ın öfkesinden kurtulmak için yine Allah'a sığınmaktan başka çare olmadığını fark etmişlerdi. Sonra onlara tövbe nasip etti ki, eski hallerine dönsünler. Hiç kuşkusuz, Allah, tövbeleri çok çok kabul eden, rahmeti sınırsız olandır.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.