Erhan Aktaş
Biz Nuh'u halkına, kendilerine acı veren bir azap gelmezden önce onları uyarması için gönderdik.
71. sure
27 Türkçe meal. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. İngilizce çeviriler ayet sayfalarında.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır.
بِسْمِ ٱللَّهِ ٱلرَّحْمَٰنِ ٱلرَّحِيمِ
Nûh suresi, 1. ayet. إِنَّآ أَرْسَلْنَا نُوحًا إِلَىٰ قَوْمِهِۦٓ أَنْ أَنذِرْ قَوْمَكَ مِن قَبْلِ أَن يَأْتِيَهُمْ عَذَابٌ أَلِيمٌ
innâ erselnâ nûḥan ilâ ḳavmihî en enẕir ḳavmeke min ḳabli ey ye'tiyehüm `aẕâbün elîm.
Biz Nuh'u halkına, kendilerine acı veren bir azap gelmezden önce onları uyarması için gönderdik.
Nûh suresi, 2. ayet. قَالَ يَٰقَوْمِ إِنِّى لَكُمْ نَذِيرٌ مُّبِينٌ
ḳâle yâ ḳavmi innî leküm neẕîrum mübîn.
"Ey halkım! Ben, sizin için apaçık bir uyarıcıyım." dedi.
Nûh suresi, 3. ayet. أَنِ ٱعْبُدُوا۟ ٱللَّهَ وَٱتَّقُوهُ وَأَطِيعُونِ
eni-`büdü-llâhe vetteḳûhü veeṭî`ûn.
"Allah'a kulluk edin dipnot 1 , O'nun için takva sahibi olun ve bana itaat edin."
Nûh suresi, 4. ayet. يَغْفِرْ لَكُم مِّن ذُنُوبِكُمْ وَيُؤَخِّرْكُمْ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى إِنَّ أَجَلَ ٱللَّهِ إِذَا جَآءَ لَا يُؤَخَّرُ لَوْ كُنتُمْ تَعْلَمُونَ
yagfir leküm min ẕünûbiküm veyüeḫḫirküm ilâ ecelim müsemmâ. inne ecele-llâhi iẕâ câe lâ yü'eḫḫar. lev küntüm ta`lemûn.
"Ki Allah, suçlarınızı bağışlasın ve size belirlenmiş bir sürenin sonuna kadar zaman versin. Kuşkusuz Allah'ın belirlediği süre dolunca, ertelenmez. Keşke bilenlerden olsaydınız."
Nûh suresi, 5. ayet. قَالَ رَبِّ إِنِّى دَعَوْتُ قَوْمِى لَيْلًا وَنَهَارًا
ḳâle rabbi innî de`avtü ḳavmî leylev venehârâ.
"Rabb'im! Ben, halkıma gece gündüz çağrıda bulundum." dedi.
Nûh suresi, 6. ayet. فَلَمْ يَزِدْهُمْ دُعَآءِىٓ إِلَّا فِرَارًا
felem yezidhüm dü`âî illâ firârâ.
"Fakat benim çağrım, onların kaçışlarını daha da artırdı."
Nûh suresi, 7. ayet. وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا
veinnî küllemâ de`avtühüm litagfira lehüm ce`alû eṣâbi`ahüm fî âẕânihim vestagşev ŝiyâbehüm veeṣarru vestekberü-stikbârâ.
"Öyle ki onları ne zaman Sen'in bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler dipnot 1 ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."
Nûh suresi, 8. ayet. ثُمَّ إِنِّى دَعَوْتُهُمْ جِهَارًا
ŝümme innî de`avtühüm cihârâ.
"Sonra onlara açık açık her fırsatta çağrıda bulundum."
Nûh suresi, 9. ayet. ثُمَّ إِنِّىٓ أَعْلَنتُ لَهُمْ وَأَسْرَرْتُ لَهُمْ إِسْرَارًا
ŝümme innî a`lentü lehüm veesrartü lehüm isrârâ.
"Sonra onlara; çağrımı toplu olarak da birebir görüşerek de ilettim."
Nûh suresi, 10. ayet. فَقُلْتُ ٱسْتَغْفِرُوا۟ رَبَّكُمْ إِنَّهُۥ كَانَ غَفَّارًا
feḳultü-stagfirû rabbeküm innehû kâne gaffârâ.
"Rabb'inizden bağışlanma dileyin. Kuşkusuz O, çok bağışlayandır." dedim.
Nûh suresi, 11. ayet. يُرْسِلِ ٱلسَّمَآءَ عَلَيْكُم مِّدْرَارًا
yürsili-ssemâe `aleyküm midrârâ.
"Gökten üzerinize bol yağmur göndersin."
Nûh suresi, 12. ayet. وَيُمْدِدْكُم بِأَمْوَٰلٍ وَبَنِينَ وَيَجْعَل لَّكُمْ جَنَّٰتٍ وَيَجْعَل لَّكُمْ أَنْهَٰرًا
veyümdidküm biemvâliv vebenîne veyec`al leküm cennâtiv veyec`al leküm enhârâ.
"Size mal mülk ve oğullarla dipnot 1 yardım etsin. Ve sizin için bahçeler yapsın, nehirler akıtsın."
Nûh suresi, 13. ayet. مَّا لَكُمْ لَا تَرْجُونَ لِلَّهِ وَقَارًا
mâ leküm lâ tercûne lillâhi veḳârâ.
"Size ne oluyor ki Allah'ın büyüklüğünü takdir etmiyorsunuz?"
Nûh suresi, 14. ayet. وَقَدْ خَلَقَكُمْ أَطْوَارًا
veḳad ḫaleḳaküm aṭvârâ.
"Oysa O, sizi çeşitli aşamalardan geçirerek yarattı."
Nûh suresi, 15. ayet. أَلَمْ تَرَوْا۟ كَيْفَ خَلَقَ ٱللَّهُ سَبْعَ سَمَٰوَٰتٍ طِبَاقًا
elem terav keyfe ḫaleḳa-llâhü seb`a semâvâtin ṭibâḳâ.
"Görmüyor musunuz dipnot 1 Allah'ın yedi göğü nasıl tabakalar halinde dipnot 2 yarattığını?"
Nûh suresi, 16. ayet. وَجَعَلَ ٱلْقَمَرَ فِيهِنَّ نُورًا وَجَعَلَ ٱلشَّمْسَ سِرَاجًا
vece`ale-lḳamera fîhinne nûrav vece`ale-şşemse sirâcâ.
"Ve Ay'ı onların içinde bir nur, Güneş'i de kandil yaptı."
Nûh suresi, 17. ayet. وَٱللَّهُ أَنۢبَتَكُم مِّنَ ٱلْأَرْضِ نَبَاتًا
vellâhü embeteküm mine-l'arḍi nebâtâ.
"Allah, sizi yerden dipnot 1 bir bitki gibi bitirdi."
Nûh suresi, 18. ayet. ثُمَّ يُعِيدُكُمْ فِيهَا وَيُخْرِجُكُمْ إِخْرَاجًا
ŝümme yü`îdüküm fîhâ veyuḫricüküm iḫrâcâ.
"Sonra sizi toprağa döndürecek ve ardından bir çıkışla oradan çıkaracak."
Nûh suresi, 19. ayet. وَٱللَّهُ جَعَلَ لَكُمُ ٱلْأَرْضَ بِسَاطًا
vellâhü ce`ale lekümü-l'arḍa bisâṭâ.
"Allah, yeryüzünü sizin için genişçe yaydı."
Nûh suresi, 20. ayet. لِّتَسْلُكُوا۟ مِنْهَا سُبُلًا فِجَاجًا
liteslükû minhâ sübülen ficâcâ.
"Yolculuk etmeniz için orada geniş yollar yaptı."
Nûh suresi, 21. ayet. قَالَ نُوحٌ رَّبِّ إِنَّهُمْ عَصَوْنِى وَٱتَّبَعُوا۟ مَن لَّمْ يَزِدْهُ مَالُهُۥ وَوَلَدُهُۥٓ إِلَّا خَسَارًا
ḳâle nûḥur rabbi innehüm `aṣavnî vettebe`û mel lem yezidhü mâlühû veveledühû illâ ḫasârâ.
Nuh: "Rabb'im! Kuşkusuz onlar bana asi oldular. Malı ve evladı kendisine zarardan başka bir şey artırmayan kimseye uydular." dedi.
Nûh suresi, 22. ayet. وَمَكَرُوا۟ مَكْرًا كُبَّارًا
vemekerû mekran kübbârâ.
"Büyük tuzaklarla tuzak kurdular."
Nûh suresi, 23. ayet. وَقَالُوا۟ لَا تَذَرُنَّ ءَالِهَتَكُمْ وَلَا تَذَرُنَّ وَدًّا وَلَا سُوَاعًا وَلَا يَغُوثَ وَيَعُوقَ وَنَسْرًا
veḳâlû lâ teẕerunne âliheteküm velâ teẕerunne veddev velâ süvâ`av velâ yegûŝe veye`ûḳa venesrâ.
"Sakın ilahlarınızı bırakmayın; sakın Vedd'i dipnot 1 , Suva'yı dipnot 2 , Yeğus'u dipnot 3 , Yeuk'u dipnot 4 ve Nesr'i dipnot 5 bırakmayın." dediler.
Nûh suresi, 24. ayet. وَقَدْ أَضَلُّوا۟ كَثِيرًا وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا ضَلَٰلًا
veḳad eḍallû keŝîrâ. velâ tezidi-żżâlimîne illâ ḍalâlâ.
"Pek çoğunu saptırdılar. Sen de bu zalimlerin şaşkınlıklarından başka bir şeylerini artırma!"
Nûh suresi, 25. ayet. مِّمَّا خَطِيٓـَٰٔتِهِمْ أُغْرِقُوا۟ فَأُدْخِلُوا۟ نَارًا فَلَمْ يَجِدُوا۟ لَهُم مِّن دُونِ ٱللَّهِ أَنصَارًا
mimmâ ḫaṭîâtihim ugriḳû feüdḫilû nâran felem yecidû lehüm min dûni-llâhi enṣârâ.
Onlar, yanlışları nedeniyle suda boğuldular. Sonra ateşe atıldılar. Kendilerine Allah'tan başka yardımcı bulamadılar. dipnot 1
Nûh suresi, 26. ayet. وَقَالَ نُوحٌ رَّبِّ لَا تَذَرْ عَلَى ٱلْأَرْضِ مِنَ ٱلْكَٰفِرِينَ دَيَّارًا
veḳâle nûḥur rabbi lâ teẕer `ale-l'arḍi mine-lkâfirîne deyyârâ.
Nuh: "Rabb'im! O Kafirlerden yeryüzünde hiç kimseyi bırakma." dedi.
Nûh suresi, 27. ayet. إِنَّكَ إِن تَذَرْهُمْ يُضِلُّوا۟ عِبَادَكَ وَلَا يَلِدُوٓا۟ إِلَّا فَاجِرًا كَفَّارًا
inneke in teẕerhüm yüḍillû `ibâdeke velâ yelidû illâ fâciran keffârâ.
"Çünkü onları bırakınca, kullarını saptırıyorlar; yalnızca facir dipnot 1 ve Kafir dipnot 2 kimseler yetiştiriyorlar."
Nûh suresi, 28. ayet. رَّبِّ ٱغْفِرْ لِى وَلِوَٰلِدَىَّ وَلِمَن دَخَلَ بَيْتِىَ مُؤْمِنًا وَلِلْمُؤْمِنِينَ وَٱلْمُؤْمِنَٰتِ وَلَا تَزِدِ ٱلظَّٰلِمِينَ إِلَّا تَبَارًۢا
rabbi-gfir lî velivâlideyye velimen deḫale beytiye mü'minev velilmü'minîne velmü'minât. velâ tezidi-żżâlimîne illâ tebârâ.
"Rabb'im! Beni, annemi, babamı ve Mü'min olarak evime girenleri ve Mü'min erkekleri ve Mü'min kadınları bağışla. Zalimlerin yalnızca tükenişlerini arttır."