Diyanet İşleri
"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."
Nûh suresi
Nûh suresi, 7. ayet. وَإِنِّى كُلَّمَا دَعَوْتُهُمْ لِتَغْفِرَ لَهُمْ جَعَلُوٓا۟ أَصَٰبِعَهُمْ فِىٓ ءَاذَانِهِمْ وَٱسْتَغْشَوْا۟ ثِيَابَهُمْ وَأَصَرُّوا۟ وَٱسْتَكْبَرُوا۟ ٱسْتِكْبَارًا
veinnî küllemâ de`avtühüm litagfira lehüm ce`alû eṣâbi`ahüm fî âẕânihim vestagşev ŝiyâbehüm veeṣarru vestekberü-stikbârâ.
"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."
Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1
Konu Nûh'un Rabbine şikâyeti ve saydığı deliller Nûh 5–20 3
(3-4) "Allah'a ibadet edin. O'na karşı gelmekten sakının ve bana itaat edin ki sizin günahlarınızı bağışlasın ve sizi belli bir vakte kadar ertelesin. Şüphesiz, Allah'ın belirlediği vakit gelince ertelenmez. Keşke bilseydiniz."
Nuh, şöyle dedi: "Ey Rabbim! Gerçekten ben kavmimi gece gündüz (imana) davet ettim."
Fakat benim davetim ancak onların kaçışını artırdı."
"Kuşkusuz sen onları bağışlayasın diye kendilerini her davet edişimde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, inanmamakta direndiler ve büyük bir kibir gösterdiler."
"Sonra ben onları açık açık davet ettim."
"Sonra, onlarla hem açıktan açığa, hem de gizli gizli konuştum."
"Dedim ki: 'Rabbinizden bağışlama dileyin; çünkü O, çok bağışlayıcıdır.'
Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)
Bu metin 5–7. ayetler için yazılmıştır.
5-6. Ancak kavmi, onun davetini kabul etmediler, emrine de uymadılar. Bundan dolayı o da bu sözleriyle Rabbine şikâyette bulundu. Zira onlar, yüz çevirerek haktan kaçıp uzaklaştılar. Davetinin hiçbir faydası olmadı. Çünkü davetin fayda vermesi, maksadın kısmen veya tamamen gerçekleşmesi halinde söz konusudur.
7. “Ben senin kendilerini bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem” yani çağrımı kabul etsinler ve ettikleri takdirde de sen kendilerine mağfiret edesin diye davet ettim. Bu, katıksız olarak onların faydasına idi. Ama onlar, batılları üzere devam etmekten, haktan nefret edip kaçmaktan başka bir yol kabul etmediler.
“Parmaklarını” peygamberleri Nûh aleyhisselam’ın kendilerine söylediklerini işitmemek için “kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler.” Haktan uzaklaşmak için ve ona duydukları nefret dolayısı ile elbiselerine bürünüp örtündüler.
Küfür ve kötülükleri üzere “direndiler” ve hakka karşı “büyüklendikçe büyüklendiler.” Böylelikle kötülükleri arttı, hayır da onlardan alabildiğine uzaklaştı.
el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)
Şüphesiz ben onları, günahlarının bağışlanma sebebi olan bir tek sana ibadet etmeye, senin ve resulünün emirlerine uymaya her davet ettiğimde, onlar davetimi işitmelerine engel olmak için parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar. Beni görmemek için elbiseleriyle yüzlerini kapadılar ve içinde bulundukları şirke devam ettiler. Onları davet ettiğim şeyi kabul etmede ve boyun eğmede büyüklendikçe büyüklendiler.
Aynı kök: صبع (2 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)
Yahut onların durumu, gökten yoğun karanlıklar içinde gök gürültüsü ve şimşekle sağanak halinde boşanan yağmura tutulmuş kimselerin durumu gibidir.…
Aynı kök: صرر (6 geçiş) · Ortak kavram: Kibir
Kendisine Allah'ın ayetlerinin okunduğunu işitir de, sonra büyüklük taslayarak sanki onları hiç duymamış gibi direnir. İşte onu elem dolu bir azap…
Aynı kök: ثوب (28 geçiş) · Aynı kök: غشو (29 geçiş)
İyi bilin ki onlar, O'ndan gizlenmek için kalplerindeki düşmanlığı gizliyorlar. Yine iyi bilin ki, elbiselerine büründükleri zaman bile, Allah…
Aynı kök: ثوب (28 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)
Hiçbir kimse Allah'ın izni olmadan ölmez. Ölüm belirli bir süreye göre yazılmıştır. Kim dünya menfaatini isterse, kendisine ondan veririz. Kim de…
Aynı kök: ثوب (28 geçiş) · Aynı kök: اذن (102 geçiş)
Ey iman edenler! Ellerinizin altında bulunanlar (köleleriniz) ve sizden henüz buluğ çağına ermemiş olanlar, günde üç defa; sabah namazından önce,…
Aynı kök: صرر (6 geçiş)
Onların bu dünya hayatında harcadıkları malların durumu, kendilerine zulmeden bir topluluğun ekinlerini vurup mahveden kavurucu ve soğuk bir rüzgarın…
Aynı kök: صرر (6 geçiş)
Yine onlar, çirkin bir iş yaptıkları, yahut nefislerine zulmettikleri zaman Allah'ı hatırlayıp hemen günahlarının bağışlanmasını isteyenler -ki…
Aynı kök: غشو (29 geçiş) · Ortak kavram: Dua
Allah, sizi bir tek nefisten yaratan ve kendisi ile huzur bulsun diye eşini de ondan var edendir. (İnsan) eşiyle birleşince eşi hafif bir yük…
Tamamı: yazma kataloğu
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.
Sen onları bağışlayasın diye onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar; dipnot 1 elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Senin bağışına layık olmaları için onları davet ettiğim her seferinde parmaklarını kulaklarına tıkadılar, gözlerini (hakikate) kapadılar, (inkarda) direndiler, büyüklendiler de büyüklendiler...
Ve doğrusu, onlara bağışlayıcılığını göstereceğin ümidiyle ne zaman çağrıda bulunduysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (günahkarlık) giysilerine büründüler, daha fazla inada kapıldılar ve boş gururlarında (daha da) azgınlaştılar.
"Muhakkak ki ben onları, senin mağfiretine davet ettikçe, parmaklarını kulaklarının içine tıkadılar, elbiselerine büründüler, (inançlarında) ısrar ettiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. "
"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler.'
Gerçekten de, (imana gelmeleri ve böylece) günahlarını bağışlaman için onları ne zaman davet ettiysem, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (beni görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler, kibirlendikçe kibirlendiler.
"Ve aslında, onları bağışlamana yönelik yaptığım çağrılarda, parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve giysilerine büründüler. Direndiler ve böbürlenerek büyüklük tasladılar!"
- Sonra Nuh şöyle devam etti: "Ey Rabbim! Doğrusu ben kavmimi gece gündüz tevhid inancına davet ettim. Fakat benim davetim, ancak kaçmalarını arttırdı. Her ne zaman onları senin bağışlamana çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına çektiler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça çağırdım. Sonra onlara davetimi hem açık ilan ettim, hem de gizlice.Özel olarak kendileriyle konuştum."
"Her ne zaman senin onları bağışlaman için onları çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına örttüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler."
'Her ne zaman senin onları bağışlaman için onları çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini başlarına örttüler, direndiler, büyüklendikçe büyüklendiler.'
Ve ben, onları bağışlaman için her davet ettiğimde onlar, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Ve ben onları mağfiret buyurman için her da'vet ettiğimde onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar ve esvablarına büründüler ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler
"Öyle ki onları ne zaman Sen'in bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler dipnot 1 ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."
"Öyle ki onları ne zaman Senin bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler dipnot 1 ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."
"Öyle ki onları ne zaman Senin bağışlayıcılığına çağırdıysam parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler dipnot 1 ısrarla kibirlendikçe kibirlendiler."
"Doğrusu ben, onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler ve büyüklük tasladıkça büyüklük gösterip direttiler."
"Hakıykat ben, Senin kendilerini yarlığaman için, onları ne zaman da'vet etdiysem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler ayak dirediler, büyüklük tasladılar da tasladılar".
Doğrusu ben; Senin onları bağışlaman için kendilerini davet ettiğim her seferinde, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerine büründüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.
(5-20) Dedi ki, Rabbim kavmimi gece ve gündüz çağırdım / davet ettim, benim çağrım onların sadece kaçmalarını / firarlarını artırdı, onları, bağışlanmaları için ne zaman davet ettimse parmaklarıyla kulaklarını tıkadılar elbiselerini üzerlerine geçirdiler, ısrar ettiler, büyüklendikçe büyüklendiler. Sonra ben onları açıkça / âşikâre de davet ettim, onlara sonrasında ilan ederek te, onlara sırlayarak / gizlice de davet ettim ve dedim ki Rabbinizden bağışlanma dileyin kesinlikle o çok bağışlayandır. Size gökten ölçül ü yağmur indiriyor. Sizi mallar ve oğullarla takviye ediyor. Sizin için bahçeler yapıyor, sizin için nehirler yapıyor. Size ne oluyor da Allah’a bir ağırbaşlılık / vakar talep etmiyorsunuz. O sizi çeşitli tavırlarda / aşamalarda yarattı, Görmüyorlar mı ki Allah yedi semayı tabaka halinde yarattı , onların içinde ki ayı nur olarak yaptı , güneşi bir ışık kaynağı yaptı, arzda sizin için bitkiler bitirdi, Oradan / dünyadan, tekrar iade edileceksiniz ve çıkarılırken de oradan çıkarılacaksınız, Allah arzı sizin için yaygı / sergi yapmıştır, onda ilerleyebilmeniz için de geniş ve açık yollar yapmıştır.
Doğrusu ben onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
"Günahlarını bağışlaman için onları (sana) ne kadar da'vet ettimse parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler, çok böbürlendiler."
Sen bağışlayasın diye ne zaman onları (imana) davet ettiysem (duymamak için) parmaklarını kulaklarına tıkadılar, (görmemek için) elbiselerine büründüler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler dipnot 1 .
Sen bağışlayasın diye onları ne zaman davet etsem parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiselerini üstlerine çektiler, ayak dirediler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Doğrusu ben, senin onları bağışlaman için her davet edişimde, onlar parmaklarını kulaklarına tıkadılar, örtülerini başlarına çektiler, direttiler ve kibirlendikçe kibirlendiler.
Ben, onları senin bağışlaman için her ne zaman çağırdıysam, parmaklarını kulaklarına tıkayıp, elbiselerini başlarına bürüdüler, direndiler ve büyüklendikçe büyüklendiler.
"Ben onları, sen kendilerini affedesin diye çağırdıkça, parmaklarını kulaklarına tıkadılar, elbiseleriyle sarılıp sarmalandılar, inat ve ısrar ettiler ve kibirlendikçe kibirlendiler."
"As often as I invited them to present them with inducements to follow your Commendable path and merit your forgiveness, their ears counseled deaf, and in obstinacy they hugged to their hearts their old irreverent conviction of disbelief, hid their faces and overweened themselves in arrogance and inordinate self-esteem".
every time I call them, so that You may forgive them, they thrust their fingers into their ears, cover their heads with their garments, persist in their rejection, and grow more insolent and arrogant.
"And every time I have called to them, that Thou mightest forgive them, they have (only) thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, grown obstinate, and given themselves up to arrogance.
And every time I called them so that You might forgive them, dipnot 1 they thrust their fingers into their ears and wrapped up their faces with their garments dipnot 2 and obstinately clung to their attitude, and waxed very proud. dipnot 3
Indeed, every time I called them to Your forgiveness, they put their fingers in their ears, wrapped themselves up in their clothes and were overweeningly arrogant.
And verily, every time I called unto them that You might forgive them, they thrust their fingers into their ears, covered themselves up with their garments, and persisted (in their refusal), and magnified themselves in pride.
Indeed whenever I have summoned them, so that You might forgive them, they would put their fingers into their ears and draw their cloaks over their heads, and they were persistent [in their unfaith], and disdainful in [their] arrogance.
`As often as I called them to You so that You might protect them (against the commitment of further sins and also against the evil consequences of their sins) they plugged their ears with their fingers, and drew their cloaks around them (and thus covered their hearts), and persisted (in their stubbornness and denial) and behaved in an extremely insolent manner.
And whenever I called them, that Thou mightest forgive them, they put their fingers in their ears, and wrapped them in their garments, and persisted, and waxed very proud.
Anytime that I have given them the good news of your promises to forgive them, they put their fingers into their ears, cover themselves with their cloths and arrogantly avoid me.
and, verily, every time I called them, that Thou mightest pardon them, they placed their fingers in their ears and tried to cover themselves with their garments and persisted, and were very big with pride.
"Every time I called on them so that You may forgive them, they put their fingers in their ears and they covered their heads with their outer garments and they insisted, and they became greatly arrogant."
And whensoever I call them to the true faith, that Thou mayest forgive them, they put their fingers in their ears, and cover themselves with their garments, and persist in their infidelity, and proudly disdain my counsel.
"And whenever I have called them that you may forgive them, they put their fingers in their ears, cover themselves with their garments, grow obstinate and puffed up with pride:
And surely whenever I call them that You may forgive them, they set (Literally: made "up") their fingers in their ears, and enveloped themselves with their clothes, and persisted, and waxed proud (with insolent) arrogance (Literally: in "arrogant" pride).
And lo! whenever I call unto them that Thou mayst pardon them they thrust their fingers in their ears and cover themselves with their garments and persist (in their refusal) and magnify themselves in pride.
And every time I called them that You may forgive them, they thrust their fingers into their ears, and covered themselves with their garments, and became wayward, and behaved with downright insolence.
And behold, whenever I called unto them with a view to Thy granting them forgiveness, they put their fingers into their ears, and wrapped themselves up in their garments [of sin]; and grew obstinate, and became [yet more] arrogant in their false pride.
And whenever I invite them to be forgiven by You, they press their fingers into their ears, cover themselves with their clothes, persist ˹in denial˺, and act very arrogantly.
"And every time I called on them so that You may forgive them, they put their fingers in their ears and they covered their heads with their outer garments and they insisted, and they became greatly arrogant. "
"Whenever I invited them to be forgiven by You, they placed their fingers in their ears, covered themselves with their clothes, insisted, and turned arrogant.
And indeed, every time I invited them that You may forgive them, they put their fingers in their ears, covered themselves with their garments, persisted, and were arrogant with [great] arrogance.
“And whenever I called them, that Thou mightest forgive them, they put their fingers in their ears and covered themselves with their garments, and persisted, and waxed proudly insolent.
And, behold, whenever I call unto them to be forgiven by You, they thrust their fingers in their ears - and veil themselves in their garments. And they persist in this behavior glorifying themselves in pride. (11:5).
"And verily, every time I have called to them, that You may forgive them, they have (only) pushed their fingers into their ears, covered themselves up with their clothes, grown firmer (against faith), and given themselves up to false pride.
Whenever I called them, so that You might forgive them, they put their fingers into their ears, and wrapped their clothes around themselves, and grew obstinate, and waxed proud in extreme arrogance.
"And every time I called on them so that You may forgive them, they put their fingers in their ears and they covered their heads with their outer garments and they insisted, and they became greatly arrogant."