Kasas suresi · 57–67. ayetler

Güvenli harem, dünya metaı ve mahşerdeki sorgu

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Kasas suresi, 57. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 57. ayet. وَقَالُوٓا۟ إِن نَّتَّبِعِ ٱلْهُدَىٰ مَعَكَ نُتَخَطَّفْ مِنْ أَرْضِنَآ أَوَلَمْ نُمَكِّن لَّهُمْ حَرَمًا ءَامِنًا يُجْبَىٰٓ إِلَيْهِ ثَمَرَٰتُ كُلِّ شَىْءٍ رِّزْقًا مِّن لَّدُنَّا وَلَٰكِنَّ أَكْثَرَهُمْ لَا يَعْلَمُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlar, "Sizinle beraber doğru yolu tutarsak, kendi yurdumuzdan koparılıp çıkarılırız" dediler. Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak, her türlü meyve ve mahsullerin kendisinde toplandığı, saygın ve güvenlikli bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

    Mehmet Okuyan

    (İnkârcılar) "Biz seninle birlikte o doğru yola uyarsak, yerimizden (yurdumuzdan) atılırız!" demişlerdi. Onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke'ye) yerleştiren de biz değil miydik! dipnot 1 Fakat onların çoğu (bu gerçeği) bilmezler.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet ‘Ankebût 29:67. ayetle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir de: "Eğer seninle birlikte doğru yola girersek, yurdumuzdan yuvamızdan koparılırız" dediler. Ama onları, sayemizden her türlü ürünün gelip rızık olarak kendisinde toplandığı kutsal bir dokunulmazlığa sahip güvenli bir yere yerleştirmedik mi? Ne ki onların çoğu bunun farkında bile değil.

    Muhammed Esed

    "Seninle aynı yolu izleyecek olursak kendi toprağımızdan koparıp atarlar bizi" diyorlar. Oysa, Katımızdan rızık olarak her türlü ürünün getirilip toplandığı, koruyucu örf altında güvenli bir yere yerleştirmedik mi onları? Ne var ki, çokları (bunun) farkında değil.

    Ahmed Hulusi

    Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hakikate uyarsak, yerimizden sökülüp çıkarılırız". . . Biz onları, indimizden (lütfederek), yaşam gıdası olarak her şeyin ürünlerinin toplandığı, güvenli bir Harem'e yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğunluğu (kıymetini) bilmezler.

    Ali Bulaç

    Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden (yurdumuzdan ve konumumuzdan) çekilip kopartılırız." Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli bir harem'de yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Ali Özek ve heyeti

    «Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız» dediler. Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere (Mekke-i Mükerreme'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

    Ali Rıza Safa

    Dediler ki: "Seninle birlikte doğru yolu izleyecek olursak toprağımızdan atılırız!" Oysa Kendi katımızdan, geçimlik olarak her türlü ürünün getirilip toplandığı, güvenli ve saygın bir bölgeye onları yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmez.

    Bayraktar Bayraklı

    "Biz seninle beraber doğru yola uyarsak, yurdumuzdan atılırız" dediler. "Biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir yere yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler."

    Edip Yüksel

    Dediler ki, "Senin hidayetine uysak yurdumuzdan ediliriz." Onları, katımızdan her çeşit ürünün rızık olarak toplanıp götürüldüğü güvenli ve sınırlanmış bir bölgeye yerleştirmedik mi? Ne var ki çokları bilmez.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Dediler ki, 'Senin hidayetine uysak yurdumuzdan ediliriz. Onları, katımızdan her çeşit ürünün rızık olarak toplanıp götürüldüğü güvenli ve kutsal bir bölgeye yerleştirmedik mi? Ne var ki çokları bilmez.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de: "Haklısın, ama biz doğru yolu tutup seninle birlikte olursak yerimizden yurdumuzdan olur çarpılırız." dediler. Biz onlara kendi katımızdan bir rızık olarak her türlü ürünün taşınıp getirildiği güvenli mukaddes bir yeri mekan kılmadık mı? Fakat çoğu bilmezler.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de, doğrusun amma biz o doğru yolu tutar seninle beraber olursak derhal yerimizden yurdumuzdan olur çarpılırız dediler, ya biz onlara darül'eman bir haremi mekan kılmadık da mı? Ona ledünnümüzden rızk olarak her şeyin semaratı toplanacak ve lakin ekserisi bilmezler

    Erhan Aktaş

    "Eğer seninle beraber doğru yoldan gidersek, yerimizden kovuluruz." dediler. Katımızdan bir rızık olarak her türlü ürünün kendilerine getirildiği, saygı duyulan kutlu yere dipnot 1 güven içinde yerleştirmedik mi? Ne var ki onların çoğu bilmiyorlar. dipnot 2

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mekke.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gerçeği bilmiyorlar, kavramıyorlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Eğer seninle beraber doğru yoldan gidersek, yerimizden kovuluruz." dediler. Katımızdan bir rızık olarak her türlü ürünün kendilerine getirildiği, saygı duyulan kutlu yere dipnot 1 güven içinde yerleştirmedik mi? Ne var ki onların çoğu bilmiyorlar. dipnot 2

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mekke.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gerçeği bilmiyorlar, kavramıyorlar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Eğer seninle beraber doğru yoldan gidersek, yerimizden kovuluruz." dediler. Katımızdan bir rızık olarak her türlü ürünün kendilerine getirildiği, saygı duyulan kutlu yere dipnot 1 güven içinde yerleştirmedik mi? Ne var ki onların çoğu bilmiyorlar. dipnot 2

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mekke.
    2. metne dön, dipnot 2
      Gerçeği kavramıyorlar.

    Gültekin Onan

    Dediler ki: "Eğer seninle birlikte hidayete uyacak olursak, yerimizden [yurdumuzdan ve konumumuzdan] çekilip kopartılırız." Oysa biz onları kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürününün aktarılıp toplandığı, güvenli (aminen) bir haremde yerleşik kılmadık mı? Fakat onların çoğu bilmiyorlar.

    Hasan Basri Çantay

    Dediler ki: "Biz, eğer senin maiyyetinde doğru yolu (tutub) uyarsak derhal yerimizden (yurdumuzdan olub) kapılırız". Biz onları tarafımızdan bir rızık olarak her şey'in mahsullerinin gelib toplanacağı korkusuz bir haremde yerleşdirmedik mi? Fakat onların çoğu (bu hakıykatı) bilmezler.

    İbni Kesir

    Dediler ki: Seninle beraber hidayete uyacak olursak, yerimizden oluruz. Halbuki onları katımızdan bir rızık olarak her şeyin mahsulünün toplandığı emin bir haremde yerleştirmedik mi? Ama onların çoğu bilmezler.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Kesin olan şu ki, onlara sözü ulaştırdık, böylelikle belki düşünürler. Ondan önce kitap verdiklerimizden ona / Kuran’a iman edenler var, onlara Kuran sözlü okununca / tilavet edilince derler ki ona iman ettik, muhakkak ki o rabbimizden bir gerçektir. Kesinlikle biz ondan önce de teslim olmuştuk. İşte bunlara sabırlarından dolayı ecirleri iki kere verilecektir. (Bozulmadan beklemeleri onlar için sabırdır) kötülüğü güzellikle savarlar, verdiğimiz rızıktan harcarlar / infak ederler, boş söz / amaçsız söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler, bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size selam olsun cahillerden herhangi bir beklentimiz olmaz derler. Muhakkak ki sen sevdiklerini doğru yola iletemezsin / hidayet edemezsin ve lakin Allah istediğini hidayete erdirir , O hidayet olunacakları en iyi bilendir. Dediler ki eğer seninle beraber hidayete uyarsak / tabi olursak , Yerimizden / arzımızdan koparılıp atılırız. Biz onları emin ve dokunulmaz yere yerleştirmemiş miydik? Onda her türlü ürünü katımızdan bir rızık olarak toplayıp geliyorlar dı velakin onların çoğu bilmiyorlar. Geçimlikleriyle / iaşeleri yle şımarmış nice kuşakları / nice nesilleri helak ettik , işte bunlar onların meskenleri onlardan sonrada az bir kimse hariç iskân eden olmadı, bizler varisler olduk. (Sizler halife bizler varisleriz) Hatta senin rabbin onlara ayetlerimizi okuyan önder bir Resul göndermedikçe memleketleri helak ed ilen biri olmamıştır. Halkı zalim olmadıkça biz memleketleri helak edici olmadık. (Devletler küfür ile değil zulüm ile yıkılır) Sizlere bir şey olarak her ne verilmişse, dünya hayatının geçimlik malzemesidir ve süsüdür. Allah'ın yanındaki daha hayırlı ve kalıcıdır, peki akletmeyecek misiniz? Güzel bir söz ver diğimiz / vaatte bulunduğumuz ve vadedilene kavuşan kimse, dünya hayatının geçimlik malzemeleri ile geçinen ve sonrasında kalkış gününde hazır edilenlerden biri gibi olur mu?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Eğer seninle birlikte doğru yolu tutacak olursak, kendi yurdumuzdan çekilip çıkarılırız." dediler. Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği; emin, harem kıldığımız bir yere (Mekke'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

    Süleyman Ateş

    Dediler ki: "Biz seninle beraber doğru yola gelirsek yurdumuzdan atılırız." Biz onlara kendi katımızdan bir rızık olarak, her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, güvenli, dokunulmaz bir mekan vermedik mi? Fakat çokları bilmezler.

    Süleymaniye Vakfı

    (Mekkeliler) "Bu rehbere /Kur'an'a seninle birlikte uyacak olsak yerimizden yurdumuzdan ediliriz." dediler. Onları, katımızdan bir rızık olarak her yerden her türlü ürünün getirildiği, güvenli Harem bölgesine biz yerleştirmedik mi dipnot 1 ? Ama onların pek çoğu bunu bilmez.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Size diyorlar ki; "Eğer doğru yola, seninle birlikte biz de girsek, yerimizden, yurdumuzdan ediliriz." Dokunulmaz ve güvenli olan bir bölgeye (Mekke'ye) onları biz yerleştirmedik mi? Oraya her yerden her türlü ürün; ayrıca katımızdan da bir rızık getirilir. Ancak, onların pek çoğu bunu bilmez.

    Şaban Britch

    Eğer, seninle birlikte doğru yolu tutacak olursak, kendi yurdumuzdan çekilip, çıkarılırız, dediler. Oysa biz onları, kendi katımızdan bir rızık olarak her şeyin ürünlerinin toplanıp getirildiği, emin, harem kıldığımız bir yere (Mekke'ye) yerleştirmedik mi? Fakat onların çoğu bilmezler.

    Şaban Piriş

    -Eğer, seninle birlikte doğru yolu tutacak olursak, ülkemizden sürülürüz, dediler. Oysa biz, onları katımızdan rızık olarak verdiğimiz ürünlerin gelip toplandığı emin ve saygın bir yere yerleştirmedik mi? Fakat, onların çoğu bilmezler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Dediler ki: "Eğer seninle birlikte yol alırsak, yerimizden, yurdumuzdan oluruz." Biz onları, katımızdan rızık olarak gelen tüm ürünlerin derlenip toplandığı güvenli, saygıdeğer bir mekana yerleştirmedik mi? Ama onların çokları bilmiyorlar.

  2. Kasas suresi, 58. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 58. ayet. وَكَمْ أَهْلَكْنَا مِن قَرْيَةٍۭ بَطِرَتْ مَعِيشَتَهَا فَتِلْكَ مَسَٰكِنُهُمْ لَمْ تُسْكَن مِّنۢ بَعْدِهِمْ إِلَّا قَلِيلًا وَكُنَّا نَحْنُ ٱلْوَٰرِثِينَ

    Diyanet İşleri

    Biz nimetler içinde şımaran nice memleket halkını helak etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içlerinde pek az oturulmuş yurtları! (O yurtlara) biz varis olduk, biz.

    Mehmet Okuyan

    Biz refahından şımarmış nice şehri helak etmişizdir. İşte kendilerinden sonra içinde az oturulabilen evleri! Onlara biz mirasçı olmuşuzdur. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Hicr 15:23; Meryem 19:40.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama Biz, refahın şımartıp azgınlaştırdığı nice ülkeyi helak etmişiz. Bakın, işte onların yaşadıkları mekanlar! Pek azı dışında arkalarından oralara bir daha yerleşen olmadı: ve zaten her şeyin ebedi varisi sadece Biziz.

    Muhammed Esed

    Oysa, Biz, varlık ve refahtan ötürü azgınlaşan nice toplumları yok etmişizdir; işte, (gözönünde) onların yaşadıkları yerler: pek azı dışında, onlardan sonra oralarda kimse yerleşmemiştir; çünkü herkes göçüp gittikten sonra, ebediyyen kalacak olan yalnızca Biziz!

    Ahmed Hulusi

    Dünyalığın getirdiği refahla şımarmış nice şehri yok ettik! İşte onların meskenleri! Onlardan sonra, azı hariç, oturanı olmadı! Varisler biz idik.

    Ali Bulaç

    Biz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar biziz.

    Ali Özek ve heyeti

    Biz, refahından şımarmış nice memleketi helâk etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz vâris olmuşuzdur.

    Ali Rıza Safa

    Varlıktan dolayı azıtan nice kentleri yıkıma uğrattık. İşte, onların yaşadıkları yerler; çok azı dışında, onlardan sonra oturulmadı. Çünkü Biz, Her Şeyin Son Sahibiyiz.

    Bayraktar Bayraklı

    Refahın şımarttığı nice memleketleri helak etmişizdir. İşte yerleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Onlara biz varis olmuşuzdur.

    Edip Yüksel

    Kendilerine verilen nimetlere nankörlük eden nice toplumları yok etmişizdir. İşte şunlar, kendilerinden sonra pek az kimse tarafından ikametgah edinilmiş evleridir. Oralara biz varis olduk.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kendilerine verilen nimetlere nankörlük eden nice toplumları yok etmişizdir. İşte şunlar, kendilerinden sonra pek az kimse tarafından ikametgah edinilmiş evleridir. Oralara biz varis olduk.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bununla birlikte Biz, refahtan şımarmış nice memleketleri helak ettik. İşte arkalarından pek az oturulabilmiş olan yerleri! Onlara Biz varis olduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bununla beraber biz maışetiyle şımarmış nice memleket helak ettik, işte meskenleri bir daha arkalarından meskun olmadı meğer ki pek az, ve hep biz varis olduk

    Erhan Aktaş

    Şımararak, geçindikleri şeylere şükretmeyen nice kenti yıkıma uğrattık. İşte bunlar, onların yerleşim yerleri! Kendilerinden sonra pek az kullanılan evleri. Şimdi onların hepsi bize kaldı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Şımararak, geçindikleri şeylere şükretmeyen nice kenti yıkıma uğrattık. İşte bunlar, onların yerleşim yerleri! Kendilerinden sonra pek az kullanılan evleri. Şimdi onların hepsi bize kaldı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Şımararak, geçindikleri şeylere şükretmeyen nice kenti yıkıma uğrattık. İşte bunlar, onların yerleşim yerleri! Kendilerinden sonra pek az kullanılan evleri. Şimdi onların hepsi bize kaldı.

    Gültekin Onan

    Biz, yaşama biçimleriyle 'refah içinde şımarıp azmış' nice şehri yıkıma uğrattık. İşte meskenleri; çok az (bir zaman) dışında (onlarda) kendilerinden sonra oturulabilmiş değildir. (Onlara) Varis olanlar biziz.

    Hasan Basri Çantay

    Biz, (bol) geçimi ile (halkı) şımarmış nice memleket (ler) helak etdik. İşte kendilerinden sonra ancak pek az kimselerin konabileceği (haraab) meskenleri! (Bütün onlara.) biz varis olmuşuzdur.

    İbni Kesir

    Biz; nimet ve refahıyla şımarmış nice kasabaları yok etmişizdir. İşte kendilerinden sonra çok az kimselerin oturabileceği yerleri. Ve oralara varis olanlar Biz'dik, Biz.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Kesin olan şu ki, onlara sözü ulaştırdık, böylelikle belki düşünürler. Ondan önce kitap verdiklerimizden ona / Kuran’a iman edenler var, onlara Kuran sözlü okununca / tilavet edilince derler ki ona iman ettik, muhakkak ki o rabbimizden bir gerçektir. Kesinlikle biz ondan önce de teslim olmuştuk. İşte bunlara sabırlarından dolayı ecirleri iki kere verilecektir. (Bozulmadan beklemeleri onlar için sabırdır) kötülüğü güzellikle savarlar, verdiğimiz rızıktan harcarlar / infak ederler, boş söz / amaçsız söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler, bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size selam olsun cahillerden herhangi bir beklentimiz olmaz derler. Muhakkak ki sen sevdiklerini doğru yola iletemezsin / hidayet edemezsin ve lakin Allah istediğini hidayete erdirir , O hidayet olunacakları en iyi bilendir. Dediler ki eğer seninle beraber hidayete uyarsak / tabi olursak , Yerimizden / arzımızdan koparılıp atılırız. Biz onları emin ve dokunulmaz yere yerleştirmemiş miydik? Onda her türlü ürünü katımızdan bir rızık olarak toplayıp geliyorlar dı velakin onların çoğu bilmiyorlar. Geçimlikleriyle / iaşeleri yle şımarmış nice kuşakları / nice nesilleri helak ettik , işte bunlar onların meskenleri onlardan sonrada az bir kimse hariç iskân eden olmadı, bizler varisler olduk. (Sizler halife bizler varisleriz) Hatta senin rabbin onlara ayetlerimizi okuyan önder bir Resul göndermedikçe memleketleri helak ed ilen biri olmamıştır. Halkı zalim olmadıkça biz memleketleri helak edici olmadık. (Devletler küfür ile değil zulüm ile yıkılır) Sizlere bir şey olarak her ne verilmişse, dünya hayatının geçimlik malzemesidir ve süsüdür. Allah'ın yanındaki daha hayırlı ve kalıcıdır, peki akletmeyecek misiniz? Güzel bir söz ver diğimiz / vaatte bulunduğumuz ve vadedilene kavuşan kimse, dünya hayatının geçimlik malzemeleri ile geçinen ve sonrasında kalkış gününde hazır edilenlerden biri gibi olur mu?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz geçimlerinde şımarmış nice ülkeleri helâk ettik. İşte onlardan sonra –çok kısa bir süre dışında- kimsenin oturmadığı meskenleri. Mirasçı olanlar biz olduk biz.

    Süleyman Ateş

    Biz refah içinde şımarmış nice kenti helak ettik. İşte şunlar, onların meskenleri, onlardan sonra oralarda pek az oturuldu. Onlara hep biz varis olduk (hepsi bize kaldı).

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz geçim bolluğu içinde şımarmış nice kentleri yok ettik. İşte oturdukları yerler! onlardan sonra pek az kullanıldı. Onların varisi biz olduk.

    Şaban Britch

    Biz, geçim bolluğu içinde yaşayıp şımarmış nice memleket (leri) helak ettik. İşte meskenleri! Kendilerinden sonra oralarda pek az oturulabilmiştir. Oralara biz varis olmuşuzdur.

    Şaban Piriş

    Biz, geçim bolluğu içinde yaşamış fakat, hakkı kabul etmemiş nice şehirleri helak ettik. İşte yerleri, onlardan sonra orada çok az oturan oldu. Onların mirasçısı biz olduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Yaşayışı şımarıklık ve gösterişe yol açmış nice kenti helak ettik biz. İşte yerleri yurtları! Onlardan sonra oralarda çok az oturuldu. Biziz varis olanlar, biz.

  3. Kasas suresi, 59. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 59. ayet. وَمَا كَانَ رَبُّكَ مُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ حَتَّىٰ يَبْعَثَ فِىٓ أُمِّهَا رَسُولًا يَتْلُوا۟ عَلَيْهِمْ ءَايَٰتِنَا وَمَا كُنَّا مُهْلِكِى ٱلْقُرَىٰٓ إِلَّا وَأَهْلُهَا ظَٰلِمُونَ

    Diyanet İşleri

    Rabbin, ülkelerin merkezi yerlerine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir peygamber göndermedikçe oraları helak edici değildir. Zaten biz, halkları zalim olmadıkça memleketleri helak etmeyiz.

    Mehmet Okuyan

    Rabbin, kendilerine ayetlerimizi tilavet eden (okuyup aktaran) bir elçiyi şehirlerin merkezine gönderinceye kadar o şehirleri helak ediciler değildik. (Zaten) biz halkı zalim olan şehirlerden başkasını da helak ediciler değildik. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet En‘âm 6:131, Enfâl 8:33 ve Hûd 11:117. ayetlerle birlikte okunmalıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama senin Rabbin hiçbir ülkeyi, onların ana kentine kendilerine mesajlarımızı okuyup açıklayan bir elçi göndermedikçe asla helak etmemiştir. Zaten Biz başkalarını değil, sadece fertlerinin (birbirine) zulmettiği toplumları helak etmişizdir.

    Muhammed Esed

    Bununla birlikte, yine de senin Rabbin hiçbir toplumu, kendi içlerinden onlara mesajlarımızı okuyup açıklayacak bir elçi göndermedikçe yok etmez; ve yine Biz hiçbir toplumu, üyeleri birbirlerine zulmetmeyi yol olarak benimsemedikçe, yok etmiş değiliz.

    Ahmed Hulusi

    Rabbin, kendilerine işaretlerimizi bildiren bir Rasulü, ileri gelenler arasında ba's etmedikçe, o ülke halkını yok etmez! Zaten biz sadece ahalisi zalim olan şehirleri yok etmişizdir.

    Ali Bulaç

    Senin Rabbin, 'ana yerleşim merkezlerine' onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz, halkı zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.

    Ali Özek ve heyeti

    Rabbin, kendilerine âyetlerimizi okuyan bir peygamberi memleketlerin ana merkezine göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Zaten biz ancak halkı zalim olan memleketleri helâk etmişizdir.

    Ali Rıza Safa

    Senin Efendin, ayetlerimizi onlara okuyan bir elçiyi anakentlerine göndermedikçe, kentleri yıkıma uğratmaz. Zaten halkı haksızlık yapan kentlerden başkasını yıkıma uğratmayacağız.

    Bayraktar Bayraklı

    Rabbin, ana kentlerine ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe, onları helak etmiş değildir. Ancak, halkı zalim olan ülkeleri yok ederiz.

    Edip Yüksel

    Efendin, toplumların merkezine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe onları yok etmez. Biz, halkı zalim olmayan toplumları asla yok etmeyiz.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Rabbin, toplumların merkezine, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe onları yok etmez. Biz, halkı zalim olmayan toplumları asla yok etmeyiz.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de Rabbin memleketleri, kendlerine ayetlerimizi okuyan bir peygamberi ana noktalarına göndermedikçe helak edici değildir. Biz, o memleketleri yalnızca halkı zulüm ederken helak etmişizdir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem rabbın memleketleri, ana noktasında kendilerine ayetlerimizi okur bir Resul göndermedikçe helak edici değiller, hem de biz o memleketleri hep ahalisinin zulümleri halinde helak etmişizdir

    Erhan Aktaş

    Rabb'in, ülkelerin ana merkezlerine kendilerine ayetlerimizi okuyan bir Resul göndermedikçe, yıkıma uğratıcı olmadı. Biz, halkı zulmetmedikçe, kentleri yıkıma uğratıcı değiliz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Rabb'in, ülkelerin ana merkezlerine kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resulü göndermedikçe, yıkıma uğratıcı olmadı. Biz, halkı zulmetmedikçe, kentleri yıkıma uğratıcı değiliz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Rabb'in, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir rasulü anakentlerine göndermedikçe, yıkıma uğratıcı olmadı. Biz, halkı zulmetmedikçe, kentleri yıkıma uğratıcı değiliz.

    Gültekin Onan

    Senin rabbin 'ana yerleşim merkezlerine' (ümmiha) onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe şehirleri yıkıma uğratıcı değildir. Ve biz ehli (halkı) zulmeden şehirlerden başkasını da yıkıma uğratıcı değiliz.

    Hasan Basri Çantay

    Senin Rabbin memleketlerin ana merkez (ler) ine, karşılarında ayetlerimizi okuyacak bir peygamber gönderinceye kadar, o memleketleri helak edici değildir ve biz ehalisi zaalimler (den ibaret) olan memleketlerden başkasını helak edici de değiliz.

    İbni Kesir

    Anasına, ayetlerimizi okuyacak bir peygamber göndermedikçe Rabbın kasabaları helak etmiş değildir. Ve Biz; halkı zalim olan kasabalardan başkasını helak edici değiliz.

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Kesin olan şu ki, onlara sözü ulaştırdık, böylelikle belki düşünürler. Ondan önce kitap verdiklerimizden ona / Kuran’a iman edenler var, onlara Kuran sözlü okununca / tilavet edilince derler ki ona iman ettik, muhakkak ki o rabbimizden bir gerçektir. Kesinlikle biz ondan önce de teslim olmuştuk. İşte bunlara sabırlarından dolayı ecirleri iki kere verilecektir. (Bozulmadan beklemeleri onlar için sabırdır) kötülüğü güzellikle savarlar, verdiğimiz rızıktan harcarlar / infak ederler, boş söz / amaçsız söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler, bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size selam olsun cahillerden herhangi bir beklentimiz olmaz derler. Muhakkak ki sen sevdiklerini doğru yola iletemezsin / hidayet edemezsin ve lakin Allah istediğini hidayete erdirir , O hidayet olunacakları en iyi bilendir. Dediler ki eğer seninle beraber hidayete uyarsak / tabi olursak , Yerimizden / arzımızdan koparılıp atılırız. Biz onları emin ve dokunulmaz yere yerleştirmemiş miydik? Onda her türlü ürünü katımızdan bir rızık olarak toplayıp geliyorlar dı velakin onların çoğu bilmiyorlar. Geçimlikleriyle / iaşeleri yle şımarmış nice kuşakları / nice nesilleri helak ettik , işte bunlar onların meskenleri onlardan sonrada az bir kimse hariç iskân eden olmadı, bizler varisler olduk. (Sizler halife bizler varisleriz) Hatta senin rabbin onlara ayetlerimizi okuyan önder bir Resul göndermedikçe memleketleri helak ed ilen biri olmamıştır. Halkı zalim olmadıkça biz memleketleri helak edici olmadık. (Devletler küfür ile değil zulüm ile yıkılır) Sizlere bir şey olarak her ne verilmişse, dünya hayatının geçimlik malzemesidir ve süsüdür. Allah'ın yanındaki daha hayırlı ve kalıcıdır, peki akletmeyecek misiniz? Güzel bir söz ver diğimiz / vaatte bulunduğumuz ve vadedilene kavuşan kimse, dünya hayatının geçimlik malzemeleri ile geçinen ve sonrasında kalkış gününde hazır edilenlerden biri gibi olur mu?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir rasûlü memleketlerin anasına (Mekke'ye) göndermedikçe, o memleketleri helâk edici değildir. Biz, halkı zalim olan beldelerden başkasını helâk edici değiliz.

    Süleyman Ateş

    Rabbin, Anakent (olan Mekke)de onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermedikçe ülkeleri helak edici değildir. Ve biz, halkı zalim olmadan ülkeleri helak ediciler değiliz.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Senin Rabbin, merkezlerine elçi göndermediği yerleri yok etmez. Bizim yok ettiğimiz kentler sadece halkı yanlışlar içinde olanlardır.

    Şaban Britch

    Rabbin, kendilerine ayetlerimizi okuyan bir rasûlü memleketlerin anasına (Mekke'ye) göndermedikçe, o memleketleri helak edici değildir. Biz, halkı zalim olan beldelerden başkasını helak edici değiliz.

    Şaban Piriş

    Rabbin, kentlerin ana noktasında onlara ayetlerimizi okuyan bir elçi göndermeden helak edecek değildir. Biz, halkı zalim olan beldelerden başkasını helak edici değiliz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Senin Rabbin, memleketleri/medeniyetleri, ana merkezlerinde kendilerine ayetlerimizi okuyan bir resul göndermedikçe helak etmez. Biz; ülkeleri/medeniyetleri, halkları zulme sapmadıkları sürece helak etmeyiz.

  4. Kasas suresi, 60. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 60. ayet. وَمَآ أُوتِيتُم مِّن شَىْءٍ فَمَتَٰعُ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَزِينَتُهَا وَمَا عِندَ ٱللَّهِ خَيْرٌ وَأَبْقَىٰٓ أَفَلَا تَعْقِلُونَ

    Diyanet İşleri

    (Dünyalık olarak) size verilen her şey, dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah'ın katındaki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Mehmet Okuyan

    Size verilen şeyler, dünya hayatının geçimlikleri ve süsüdür. Allah katında olanlar ise hayırlı ve kalıcı olandır. Akıl etmiyor musunuz? dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Şûrâ 42:36.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve size her ne verilmişse, hepsi de dünya hayatının kısa vadeli hazları ve süsüdür; Allah katında olanlarsa daha hayırlı ve daha kalıcıdır: Hala akletmeyecek misiniz?

    Muhammed Esed

    Size verilen şeyler dünya hayatına ilişkin geçici doyumlardan ve yine dünyada kalan süs ve eğlenceden ibarettir; oysa, Allah katında kazanılanlar daha hayırlı, daha kalıcıdır. (Buna rağmen,) aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Ahmed Hulusi

    Size verilen şeyler, ancak dünya yaşamının dünyalığı ve onun bir süsüdür (keyiflendiricisidir)! Allah indindeki ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. . . Aklınız almıyor mu?

    Ali Bulaç

    Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Allah katında olan ise, daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akıllanmayacak mısınız?

    Ali Özek ve heyeti

    Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hâlâ buna aklınız ermeyecek mi?

    Ali Rıza Safa

    Size verilen her şey, dünya yaşamının geçimliği ve çekiciliğidir. Oysa Allah'ın katında olanlar, daha iyi ve daha kalıcıdır. Yine de aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Bayraktar Bayraklı

    Size verilen şeyler, dünya hayatının geçim vasıtası ve süsüdür. Allah katında olanlar ise, daha değerli ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Edip Yüksel

    Size verilen her şey, bu dünya hayatının malı ve süsüdür. ALLAH'ın yanında olanlar ise daha iyi ve süreklidir. Anlamaz mısınız?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Size verilen her şey, bu dünya hayatının malı ve süsüdür. ALLAH'ın yanında olanlar ise daha iyi ve süreklidir. Anlamaz mısınız?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Size verilen şeyler, yalnızca dünya hayatının geçici malı ve süsüdür. Allah yanındaki ise hem daha hayırlı, hem kalıcıdır; artık düşünmeyecek misiniz?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hem size hangi bir şey verilmişse sırf Dünya hayatın geçici metaı ve ziynetidir, Allah yanındaki ise hem daha hayırlı hem bekalıdır, artık akıl etmez misiniz?

    Erhan Aktaş

    Size verilen her şey, aslında dünya hayatının geçimliğidir ve ziynetidir. dipnot 1 Allah'ın katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlgi uyandıran, dikkat çeken nesnelerle, malla, makamla, şöhretle bezenerek, süslenerek gösterişli hale gelmeyi sağlayan şeyler veya bedensel organlar, şenlik, tören. Ziynet, bunlar olabileceği gibi; imann, iyi ahlak, güzel huy, onurlu olmak vb. türünden şeyler de olabilir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Size verilen her şey, aslında dünya hayatının geçimliğidir ve ziynetidir. dipnot 1 Allah'ın katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İlgi uyandıran, dikkat çeken nesnelerle, malla, makamla, şöhretle bezenerek, süslenerek gösterişli hale gelmeyi sağlayan şeyler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Size verilen her şey, aslında dünya hayatının geçimliğidir ve süsüdür. Allah'ın katında olanlar ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Hala aklınızı kullanmayacak mısınız?

    Gültekin Onan

    Size verilen her şey, yalnızca dünya hayatının metaı ve süsüdür. Tanrı katında olan ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Yine de, akletmeyecek misiniz ?

    Hasan Basri Çantay

    Size verilen her şey dünya hayatının (geçici) metaldir, onun süsüdür. Allah nezdinde olan şeyler ise hem daha hayırlı, hem daha devamlıdır. Haala akıllanmayacak mısınız?

    İbni Kesir

    Size verilen herhangi bir şey; dünya hayatının bir geçimliği ve süsüdür. Allah katında olan ise daha hayırlı ve devamlıdır. Hala akletmez misiniz

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Kesin olan şu ki, onlara sözü ulaştırdık, böylelikle belki düşünürler. Ondan önce kitap verdiklerimizden ona / Kuran’a iman edenler var, onlara Kuran sözlü okununca / tilavet edilince derler ki ona iman ettik, muhakkak ki o rabbimizden bir gerçektir. Kesinlikle biz ondan önce de teslim olmuştuk. İşte bunlara sabırlarından dolayı ecirleri iki kere verilecektir. (Bozulmadan beklemeleri onlar için sabırdır) kötülüğü güzellikle savarlar, verdiğimiz rızıktan harcarlar / infak ederler, boş söz / amaçsız söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler, bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size selam olsun cahillerden herhangi bir beklentimiz olmaz derler. Muhakkak ki sen sevdiklerini doğru yola iletemezsin / hidayet edemezsin ve lakin Allah istediğini hidayete erdirir , O hidayet olunacakları en iyi bilendir. Dediler ki eğer seninle beraber hidayete uyarsak / tabi olursak , Yerimizden / arzımızdan koparılıp atılırız. Biz onları emin ve dokunulmaz yere yerleştirmemiş miydik? Onda her türlü ürünü katımızdan bir rızık olarak toplayıp geliyorlar dı velakin onların çoğu bilmiyorlar. Geçimlikleriyle / iaşeleri yle şımarmış nice kuşakları / nice nesilleri helak ettik , işte bunlar onların meskenleri onlardan sonrada az bir kimse hariç iskân eden olmadı, bizler varisler olduk. (Sizler halife bizler varisleriz) Hatta senin rabbin onlara ayetlerimizi okuyan önder bir Resul göndermedikçe memleketleri helak ed ilen biri olmamıştır. Halkı zalim olmadıkça biz memleketleri helak edici olmadık. (Devletler küfür ile değil zulüm ile yıkılır) Sizlere bir şey olarak her ne verilmişse, dünya hayatının geçimlik malzemesidir ve süsüdür. Allah'ın yanındaki daha hayırlı ve kalıcıdır, peki akletmeyecek misiniz? Güzel bir söz ver diğimiz / vaatte bulunduğumuz ve vadedilene kavuşan kimse, dünya hayatının geçimlik malzemeleri ile geçinen ve sonrasında kalkış gününde hazır edilenlerden biri gibi olur mu?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Size verilen her şey dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın yanında olanlar ise daha iyi ve kalıcıdır. Hala düşünmez misiniz?

    Süleyman Ateş

    Size verilen her şey, dünya hayatının geçimi ve süsüdür. Allah'ın yanında olan ise daha hayırlı ve daha kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Size verilen her şey, dünya hayatının bir varlığı ve süsüdür. Allah'ın katındakiler ise hem daha iyi, hem de kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Şaban Britch

    Size verilen her şey dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah’ın yanında olanlar ise daha iyi ve kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Şaban Piriş

    Size verilen her şey dünya hayatının geçimliği ve süsüdür. Allah'ın yanında olanlar ise daha iyi ve kalıcıdır. Aklınızı kullanmıyor musunuz?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Nasiplendirildiğiniz şeyler şu iğreti hayatın yararından ve süsünden ibarettir. Allah'ın katındaki ise daha hayırlı ve daha süreklidir. Hala aklınızı işletmeyecek misiniz?

  5. Kasas suresi, 61. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 61. ayet. أَفَمَن وَعَدْنَٰهُ وَعْدًا حَسَنًا فَهُوَ لَٰقِيهِ كَمَن مَّتَّعْنَٰهُ مَتَٰعَ ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا ثُمَّ هُوَ يَوْمَ ٱلْقِيَٰمَةِ مِنَ ٱلْمُحْضَرِينَ

    Diyanet İşleri

    Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve o vaad edilen şeye kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliklerinden yararlandırdığımız, sonra da kıyamet günü (hesaba çekilmek için) huzura getirilecek kimse gibi midir?

    Mehmet Okuyan

    Güzel bir vaatte bulunduğumuz, kendisi de o (vaate) kavuşan kimse, (sadece) dünya hayatının geçimlikleriyle yaşattığımız, sonra da kıyamet gününde (azap için) hazır kılınanlardan olan kimse gibi midir?

    Mustafa İslamoğlu

    Şimdi kendisine tarifsiz güzellikte bir vaadde bulunduğumuz ve sonunda ona kavuşan kimsenin durumu, kendisine dünya hayatının tadımlık hazlarını tattırdığımız ve Kıyamet Günü yargı önüne çıkarılacak birinin durumuyla aynı olur mu?

    Muhammed Esed

    Öyleyse, kendisine, (yeniden dirileceği gün) gerçekleştiğini göreceği güzel bir vaadde bulunduğumuz kimsenin hali, kendisine dünya hayatında geçici doyumlar sağladığımız, ama Kıyamet Günü kendisini yargı karşısına çıkarılanlar arasında bulacak olan kimsenin hali gibi midir?

    Ahmed Hulusi

    Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz, böylece de ona kavuşan kimse; dünya yaşamının geçici dünyalığı ile kendisini faydalandırdığımız, sonra da kıyamet sürecinde zorunlu geleceklerden olan kimse gibi midir?

    Ali Bulaç

    Şimdi, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?

    Ali Özek ve heyeti

    Şu halde, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve ardından ona kavuşan kimse, (sırf) dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde (azap için) huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?

    Ali Rıza Safa

    Öyleyse kendisine güzel bir söz verdiğimiz, sonunda ona kavuşacak olan kimse; dünya yaşamının geçimliğiyle geçindirdiğimiz, sonra, Yeniden Yaratılış Günü'nde, karşımıza getirilecek kimse gibi olur mu?

    Bayraktar Bayraklı

    Şu halde, kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve ardından o söze kavuşan kimse, sadece dünya hayatının geçici menfaat ve zevkini yaşattığımız, sonra kıyamet gününde huzurumuza getirilenler arasında bulunan kimse gibi midir?

    Edip Yüksel

    Kavuşacağı güzel bir ödülü kendisine söz verdiğimiz bir kimse, kendisini dünya hayatının malıyla nimetlendirdiğimiz ve sonra diriliş günü hesaba çekilen kimse gibi midir?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kavuşacağı güzel bir ödülü kendisine söz verdiğimiz bir kimse, kendisini dünya hayatının malıyla nimetlendirdiğimiz ve sonra diriliş günü hesaba çekilen kimse gibi midir?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve ona erişecek kimse, kendisine dünya hayatının geçici zevkini yaşatıp da sonra kıyamet gününde huzuruna celb edilecekler arasında olacak kimse gibi olur mu?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ya şimdi kendisine güzel bir va'd va'dettiğimiz ve binaenaleyh ona irecek olan kimse hiç o kendisine Dünya hayatın geçici zevkına yaşattığımız, sonra Kıyamet günü o ihzar edilenlerden olacak kimse gibi olur mu?

    Erhan Aktaş

    Öyleyse, kendisine iyi bir söz verdiğimiz ve mutlaka ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliği ile geçimlerini sağladığımız, sonra kıyamet günü hazır bulundurulacak dipnot 1 olan kimse gibi midir?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hesaba çekilmek üzere.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Öyleyse, kendisine iyi bir söz verdiğimiz ve mutlaka ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliği ile geçimlerini sağladığımız, sonra Kıyamet Günü hazır bulundurulacak dipnot 1 olan kimse gibi midir?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hesaba çekilmek üzere.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Öyleyse, kendisine iyi bir söz verdiğimiz ve mutlaka ona kavuşacak olan kimse, dünya hayatının geçimliği ile geçimlerini sağladığımız, sonra Kıyamet Günü hazır bulundurulacak dipnot 1 olan kimse gibi midir?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Hesaba çekilmek üzere.

    Gültekin Onan

    Şimdi, kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz, dolayısıyla ona kavuşan kişi, dünya hayatının metaı ile metalandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba uğramak için) hazır bulundurulan kişi gibi midir?

    Hasan Basri Çantay

    Şimdi kendisine güzel bir vaid,ile söz verdiğimiz (cenneti vad etdiğimiz), binaen'aleyh ona kavuşan kişi, dünya hayatının geçici zevki ile faidelendirdiğimiz, sonra kıyamet gününde huzurumuza getirilmişlerden olan kimse gibi midir?

    İbni Kesir

    Şimdi kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve ona kavuşan kimse; dünya hayatında kendisine bir geçimlik verdiğimiz, sonra kıyamet gününde huzurumuza getirilmişlerden olan kimse gibi midir?

    Mehmet Alagaş

    (51-61) Kesin olan şu ki, onlara sözü ulaştırdık, böylelikle belki düşünürler. Ondan önce kitap verdiklerimizden ona / Kuran’a iman edenler var, onlara Kuran sözlü okununca / tilavet edilince derler ki ona iman ettik, muhakkak ki o rabbimizden bir gerçektir. Kesinlikle biz ondan önce de teslim olmuştuk. İşte bunlara sabırlarından dolayı ecirleri iki kere verilecektir. (Bozulmadan beklemeleri onlar için sabırdır) kötülüğü güzellikle savarlar, verdiğimiz rızıktan harcarlar / infak ederler, boş söz / amaçsız söz işittiklerinde ondan yüz çevirirler, bizim amelimiz bize, sizin ameliniz size selam olsun cahillerden herhangi bir beklentimiz olmaz derler. Muhakkak ki sen sevdiklerini doğru yola iletemezsin / hidayet edemezsin ve lakin Allah istediğini hidayete erdirir , O hidayet olunacakları en iyi bilendir. Dediler ki eğer seninle beraber hidayete uyarsak / tabi olursak , Yerimizden / arzımızdan koparılıp atılırız. Biz onları emin ve dokunulmaz yere yerleştirmemiş miydik? Onda her türlü ürünü katımızdan bir rızık olarak toplayıp geliyorlar dı velakin onların çoğu bilmiyorlar. Geçimlikleriyle / iaşeleri yle şımarmış nice kuşakları / nice nesilleri helak ettik , işte bunlar onların meskenleri onlardan sonrada az bir kimse hariç iskân eden olmadı, bizler varisler olduk. (Sizler halife bizler varisleriz) Hatta senin rabbin onlara ayetlerimizi okuyan önder bir Resul göndermedikçe memleketleri helak ed ilen biri olmamıştır. Halkı zalim olmadıkça biz memleketleri helak edici olmadık. (Devletler küfür ile değil zulüm ile yıkılır) Sizlere bir şey olarak her ne verilmişse, dünya hayatının geçimlik malzemesidir ve süsüdür. Allah'ın yanındaki daha hayırlı ve kalıcıdır, peki akletmeyecek misiniz? Güzel bir söz ver diğimiz / vaatte bulunduğumuz ve vadedilene kavuşan kimse, dünya hayatının geçimlik malzemeleri ile geçinen ve sonrasında kalkış gününde hazır edilenlerden biri gibi olur mu?

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Kendisine güzel bir vaadde bulunduğumuz ve dolayısıyla ona kavuşan kimse, kendisini dünya hayatının geçimliğinden yararlandırdığımız sonra kıyamet günü (azaba atılmak üzere) getirileceklerden olanla bir midir?

    Süleyman Ateş

    İmdi kendisine güzel bir söz verdiğimiz ve muhakkak o (söz verile)ne kavuşacak olan kimse; sırf kendisine dünya hayatının geçici zevkini yaşattığımız ve sonra kıyamet günü (yakalanıp) getirileceklerden olan insan gibi midir?

    Süleymaniye Vakfı

    Güzel bir vaatte bulunduğumuz, kendisi de onu elde edecek durumda olan kimse ile dünya hayatının menfaatinden faydalandırdığımız sonra kıyamet /mezardan kalkış günü huzurumuza yaka paça getirilecek olan kimse bir olur mu dipnot 1 ?

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz ve o vaat edileni hak eden kimse, dünya hayatının varlığı ile zengin kıldığımız ama kıyamet günü yaka paça getirilecek olan kimse gibi olur mu?

    Şaban Britch

    Kendisine, güzel bir vaatte bulunduğumuz ve buna ulaşan kimse, dünya hayatının geçimliğinden yararlandırdığımız, sonra kıyamet günü hüsrana uğrayacak olan kimse gibi olur mu?

    Şaban Piriş

    Kendisine, güzel bir vaatte bulunduğumuz ve buna ulaşan kimse, dünya hayatının geçimliğinden yararlandırdığımız, sonra kıyamet günü hüsrana uğrayacak olan kimse gibi olur mu?

    Yaşar Nuri Öztürk

    Kendisine güzel bir vaatte bulunduğumuz, ardından da ona kavuşan kimse, şu iğreti hayatın yararıyla nimetlendirdiğimiz, sonra kıyamet gününde huzurumuza dikilecekler arasına giren kimse gibi midir?

  6. Kasas suresi, 62. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 62. ayet. وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ أَيْنَ شُرَكَآءِىَ ٱلَّذِينَ كُنتُمْ تَزْعُمُونَ

    Diyanet İşleri

    Allah'ın onlara seslenerek, "Hani benim, var olduğunu iddia ettiğiniz ortaklarım?" diyeceği günü hatırla!

    Mehmet Okuyan

    O gün (Allah) onlara seslenerek "Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani nerede!" diyecektir. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesaj: Kasas 28:74. Bu gibi ayetlerde kastedilen, birilerinin bir şeyler yapması değil, muhatabın hata yaptığını kendisine bildirmektir.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte o gün (Allah) onlara seslenecek ve "Öteden beri Bana ortak olduğunu sandıklarınız hani, neredeler?" diye soracak.

    Muhammed Esed

    Çünkü, o Gün böylelerine seslenilip, "Tanrılıkta Bana ortak olduğunu sandığınız (varlıklar ya da güçler) şimdi neredeler?" diye sorulacak.

    Ahmed Hulusi

    O süreçte onlara (Allah'a inandıklarını söyleyip yanı sıra tanrılar edinenlere) şöyle hitap edilir: "Ortaklarım sandıklarınız nerede?"

    Ali Bulaç

    O gün (Allah) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede?" der.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün Allah onları çağırarak: Benim ortaklarım olduklarını iddia ettikleriniz hani nerede? diyecektir.

    Ali Rıza Safa

    Ve o gün, onlara seslenerek, şöyle diyecek: "Benim ortaklarım olduğunu yakıştırdıklarınız neredeler?"

    Bayraktar Bayraklı

    O gün Allah onlara, "Benim ortağım olduklarını iddia ettikleriniz neredeler?" diye seslenir.

    Edip Yüksel

    Gün gelir, onlara, "Ortaklarım olduklarını iddia etmekte olduklarınız hani nerede?" diye seslenir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Gün gelir, onlara, 'Ortaklarım olduklarını iddia etmekte olduklarınız hani nerede?' diye seslenir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hele onlara haykırıp da: "Nerede o iddia ettiğiniz ortaklarım?" diyeceği gün,

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Hele onlara haykırıb da "nerede o zu'mettiğiniz şeriklerim" diyeceği gün...

    Erhan Aktaş

    O Gün, onlara seslenilir: "Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdükleriniz hani nerede?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    O gün, onlara seslenilir: "Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdükleriniz hani nerede?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    O gün, onlara seslenilir: "Benim ortaklarım olduğunu ileri sürdükleriniz hani nerede?"

    Gültekin Onan

    O gün (Tanrı) onlara seslenerek: "Bana ortak olarak öne sürdükleriniz nerede?" der.

    Hasan Basri Çantay

    O günde ki (Allah) onlara nida edib: "Hani baatıl zan ile iddia edib durduğunuz ortaklarım nerede?" diyecekdir.

    İbni Kesir

    O gün Allah; onlara seslenip: Benim ortağım olduklarını ileri sürdükleriniz nerededirler? der.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) O gün, iddia etmiş olduğunuz (zeame) ortaklarınız nerede denilerek onlara seslenilecek , söz üzerlerine gerçekleşecek olanlar diyecekler ki Rabbimiz İşte bunlar bizim azdırdıklarımız, kendimizi azdırdığımız gibi onları da azdırdık, sonra da sana sığındık , onlar bizlere tapıyor değildiler , d enilecek ki ortaklarınızı çağırın , onlar da çağ rıda bulunacaklar, kendilerine cevap vermeyecekler / icabet etmeyecekler ve azabı görecekler, keşke hidayete ermiş olsalardı . O gün gönderilenlere / resullere size ne cevap ve rildi diye sorularak seslenilecek. O gün artık haber almaları kapanmıştır birbirlerine de bir şey soramazlar. Her kim ki tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden / felah bulanlardan olması umulur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün, onlara seslenerek: “İddia ettiğiniz ortaklarım hani nerede?” der.

    Süleyman Ateş

    O gün (Allah) onlara seslenerek: "Benim ortaklarım (olduklarını) sandığınız şeyler nerede?" der.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Allah onlara şöyle seslenecektir: "Bana eş olarak kurguladıklarınız nerede?"

    Şaban Britch

    O gün Allah onlara seslenerek: İddia ettiğiniz ortaklarım nerede? der.

    Şaban Piriş

    O gün, Allah onlara seslenerek: -İddia ettiğiniz ortaklarım nerede? der.

    Yaşar Nuri Öztürk

    O gün onlara seslenerek şöyle diyecek: "O kendilerini bir şey sandığınız ortaklarım nerede?"

  7. Kasas suresi, 63. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 63. ayet. قَالَ ٱلَّذِينَ حَقَّ عَلَيْهِمُ ٱلْقَوْلُ رَبَّنَا هَٰٓؤُلَآءِ ٱلَّذِينَ أَغْوَيْنَآ أَغْوَيْنَٰهُمْ كَمَا غَوَيْنَا تَبَرَّأْنَآ إِلَيْكَ مَا كَانُوٓا۟ إِيَّانَا يَعْبُدُونَ

    Diyanet İşleri

    Haklarında azap hükmü gerçekleşenler, "Ey Rabbimiz! İşte şunlar bizim azdırdıklarımızdır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Şimdi de onlardan uzaklaşıp sana döndük. Zaten (gerçekte) onlar bize tapmıyorlardı" diyeceklerdir.

    Mehmet Okuyan

    (O gün) hüküm aleyhlerine gerçekleşmiş olanlar şöyle diyeceklerdir: "Rabbimiz! Şunlar, azdırdığımız kişilerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öyle azdırdık. (Kendilerinden) uzak olduğumuzu sana (arz ederiz). Zaten onlar, bize de tapmıyorlardı." dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Yûnus 10:28-29; İbrâhîm 14:22; Nahl 16:86; Meryem 19:82; Furkân 25:18-19; ‘Ankebût 29:25; Rûm 30:13; Sebe' 34:41; Fâtır 35:14; Ahkâf 46:6.

    Mustafa İslamoğlu

    Aleyhlerindeki sözün gerçekleştiğini gören kimseler: "Rabbimiz!" diyecekler; "İşte şunlar bizim azdırdıklarımız; kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık: (onlarla) ilişiğimizi kesip sana sığınıyoruz; zaten onlar aslında bize tapıyor değildiler."

    Muhammed Esed

    (Bunun üzerine, vaktiyle yapılan) uyarının apaçık aleyhlerine tecelli ettiğini gören kimseler: "Ey Rabbimiz!" diyecekler, "Bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir; (evet,) biz kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık (Ama şimdi) onları Senin hükmüne bırakıyoruz; zaten onların tapındığı gerçekte biz değildik".

    Ahmed Hulusi

    Bildirilen sözü hak etmiş olanlar dedi ki: "Rabbimiz. . . İşte şunlar saptırıp azdırdığımız kimseler. . . Kendimiz sapıp azdığımız gibi onları da azdırdık. . . Sana yöneldik, hüküm senin. . . Zaten onlar bize tapınmıyorlardı. "

    Ali Bulaç

    Üzerlerine (azab) sözü hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, işte bizim azdırıp saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi."

    Ali Özek ve heyeti

    (O gün) aleyhlerine söz (hüküm, gerçekleşmiş olanlar: Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık (yoksa onları zorlayan bir gücümüz yoktu. Onların suçlarından) beri olduğumuzu sana arzederiz. Zaten onlar aslında bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı), derler.

    Ali Rıza Safa

    Üzerine yargı gerçekleşenler, şöyle derler: "Efendimiz! Bizim azdırdıklarımız, işte bunlardı. Kendimiz azıttığımız gibi, onları da azdırdık. Zaten onların hizmet ettikleri, yalnızca biz değildik!"

    Bayraktar Bayraklı

    O gün, söz aleyhlerine gerçekleşmiş olanlar, "Ey Rabbimiz! Şunlar azdırdığımız kimselerdir. Biz nasıl azmışsak, onları da öyle azdırdık. Onlardan uzaklaşıp sana geldik, zaten onlar bize tapmıyorlardı" derler.

    Edip Yüksel

    Aleyhlerinde yargının gerçekleştiği kimseler, "Efendimiz, şunlar bizim saptırdığımız kimselerdir; biz kendimiz sapmış olduğumuz için onları saptırdık. Onları bırakıp sana sığınıyoruz. Onlar aslında bize hizmet etmiyorlardı" derler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Aleyhlerinde yargının gerçekleştiği kimseler, 'Rabbimiz, şunlar bizim saptırdığımız kimselerdir; biz kendimiz sapmış olduğumuz için onları saptırdık. Onları bırakıp sana sığınıyoruz. Onlar aslında bize tapmıyorlardı,' derler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Aleyhlerinde hüküm verilmiş olanlar: "Ey Rabbimiz, işte azdırdığımız kimseler! Biz onları kendi azdığımız gibi azdırdık. Sana masum olduğumuzu arzettik; onlar bize tapmıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Aleyhlerinde söz hakk olmuş olanlar şöyle demektedir: ey bizim yegane rabbımız! daha işte şunlar: o azdırdığımız kimseler, biz onları kendi azdığımız gibi azdırdık sana teberri ettik onlar bizlere tapmıyorlardı

    Erhan Aktaş

    Haklarında sözün gerçekleştiği dipnot 1 kimseler: "Rabb'imiz! İşte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık. dipnot 2 Uzak olduğumuzu dipnot 3 Sana arz ederiz. Zaten onlar, bize kulluk etmiyorlardı." dediler.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mahşerde toplayıp hesap sorma, hesaba çekme.
    2. metne dön, dipnot 2
      Biz azdık, onlar da bize uydular.
    3. metne dön, dipnot 3
      Onların yaptıklarından uzak olduğumuzu, bu konuda suçsuz olduğumuzu.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Haklarında sözün gerçekleştiği dipnot 1 kimseler: "Rabb'imiz! İşte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık. dipnot 2 Uzak olduğumuzu dipnot 3 Sana arz ederiz. Zaten onlar, bize kulluk etmiyorlardı." dediler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mahşerde toplayıp hesap sorma, hesaba çekme.
    2. metne dön, dipnot 2
      Biz azdık, onlar da bize uydular.
    3. metne dön, dipnot 3
      Onların yaptıklarından uzak olduğumuzu, bu konuda suçsuz olduğumuzu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Haklarında sözün gerçekleştiği dipnot 1 kimseler: "Rabb'imiz! İşte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık. dipnot 2 Uzak olduğumuzu dipnot 3 Sana arz ederiz. Zaten onlar, bize kulluk etmiyorlardı." dediler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Mahşerde toplayıp hesap sorma, hesaba çekme.
    2. metne dön, dipnot 2
      Biz azdık, onlar da bize uydular.
    3. metne dön, dipnot 3
      Onların yaptıklarından uzak olduğumuzu, bu konuda suçsuz olduğumuzu.

    Gültekin Onan

    Üzerlerine (azab) sözü hak olanlar derler ki: "Rabbimiz, işte bizim azdırıp saptırdıklarımız bunlar; kendimiz azıp saptığımız gibi, onları da azdırıp saptırdık. (Şimdiyse) Sana (gelip onlardan) uzaklaşmış bulunmaktayız. Onlar bize tapıyor da değillerdi."

    Hasan Basri Çantay

    (O gün) aleyhlerinde söz hak olanlar (şöyle) demişdir (diyecekdir): "Ey Rabbimiz, işte bunlar bizim azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmışsak onları da öylece azdırdık. Uzaklaşdık, sana (döndük. Zaten) onlar bize tapmıyorlardı".

    İbni Kesir

    Aleyhlerine hüküm gerçekleşen kimseler: Rabbımız; işte bunlar azdırdığımız kimselerdir. Kendimiz nasıl azmışsak onları da öylece biz azdırdık. Onlardan uzaklaşıp sana geldik, zaten onlar bize tapmıyorlardı, derler.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) O gün, iddia etmiş olduğunuz (zeame) ortaklarınız nerede denilerek onlara seslenilecek , söz üzerlerine gerçekleşecek olanlar diyecekler ki Rabbimiz İşte bunlar bizim azdırdıklarımız, kendimizi azdırdığımız gibi onları da azdırdık, sonra da sana sığındık , onlar bizlere tapıyor değildiler , d enilecek ki ortaklarınızı çağırın , onlar da çağ rıda bulunacaklar, kendilerine cevap vermeyecekler / icabet etmeyecekler ve azabı görecekler, keşke hidayete ermiş olsalardı . O gün gönderilenlere / resullere size ne cevap ve rildi diye sorularak seslenilecek. O gün artık haber almaları kapanmıştır birbirlerine de bir şey soramazlar. Her kim ki tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden / felah bulanlardan olması umulur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Haklarında azap sözü gerçekleşmiş olanlar; “Rabbimiz! İşte azdırdıklarımız onlardır. Kendimiz azdığımız gibi, onları da azdırdık. Şimdi ise onlardan uzaklaşarak sana geldik. Zaten onlar, bize de ibadet etmiyorlardı.” dediler.

    Süleyman Ateş

    (Azab) söz(ü) üzerlerine hak olanlar: "Rabbimiz, azdırdıklarımız şunlar. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. (Biz azdık, onlar da bize uydular. Onların yaptıklarından) uzak olduğumuzu, (bu hususta bizim suçumuz olmadığını) sana arz ederiz. Zaten onlar bize tapmıyorlardı (kendi arzularına tapıyorlardı)." derler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Cezayı hak edenler diyecekler ki: "Rabbimiz! Bunlar, hayallere daldırdığımız kimselerdir; tıpkı bizim daldığımız gibi daldırdık. Onlardan ilişkimizi kesip sana yöneldik. Zaten kulluk ettikleri yalnız biz değildik".

    Şaban Britch

    Haklarında (azap) sözü gerçekleşmiş olanlar: Rabbimiz! İşte azdırdıklarımız onlardır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan beri olduk/uzaklaştık, sana geldik. Zaten onlar bize de ibadet etmiyorlardı, dediler.

    Şaban Piriş

    Hüküm aleyhlerinde gerçekleşmiş olanlar: -Rabb'imiz, işte azdırdıklarımız onlardır. Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzaklaştık, sana geldik. Zaten onlar bize de kulluk etmiyorlardı, dediler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Üzerlerine hüküm hak olanlar şöyle diyecekler: "Rabbimiz, azdırdıklarımız işte şunlar! Kendimiz azdığımız gibi onları da azdırdık. Onlardan uzak olduğumuzu sana arz ediyoruz. Zaten onlar sadece bize kulluk/ibadet etmiyorlardı ki!.."

  8. Kasas suresi, 64. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 64. ayet. وَقِيلَ ٱدْعُوا۟ شُرَكَآءَكُمْ فَدَعَوْهُمْ فَلَمْ يَسْتَجِيبُوا۟ لَهُمْ وَرَأَوُا۟ ٱلْعَذَابَ لَوْ أَنَّهُمْ كَانُوا۟ يَهْتَدُونَ

    Diyanet İşleri

    Onlara, "Haydi ortaklarınızı çağırın!" denir. Onlar da çağırırlar fakat ortakları onlara cevap veremez. Azabı görürler. Keşke onlar (dünyada iken) doğru yola gelselerdi.

    Mehmet Okuyan

    (İnkârcılara) "Ortaklarınızı çağırın!" denecektir. Onlar da çağıracaklar fakat kendilerine cevap veremeyecekler ve (karşılarında) azabı göreceklerdir. Keşke (dünyadayken) doğru yola girselerdi!

    Mustafa İslamoğlu

    Sonunda onlara: "Çağırın ortak (koştuk)larınızı!" denilecek ve onları yardıma çağıracaklar, fakat kendilerine asla karşılık verilmeyecek ama azabı görüverecekler. Ne olurdu sanki, daha önceden doğru yolu bulmuş olsalardı!

    Muhammed Esed

    Sonra onlara: "Çağırın, bakalım" denecek, "tanrısal nitelikler yakıştırarak (Allah'a) ortak koştuğunuz (varlıkları ya da güçleri)!" Ve onlar da bu sözü geçen (varlıkları ya da güçleri) yardıma çağıracaklar, ama berikiler kendilerine herhangi bir karşılık vermeyecekler; ve sonunda, göre göre sadece azabı görecekler karşılarında; (oysa, bu umutsuz, çaresiz duruma düşeceklerine) vaktiyle doğru yolu tutsalardı ya!

    Ahmed Hulusi

    Denildi ki: "Ortaklarınızı çağırın!" Bunun üzerine onları çağırdılar. . . (Fakat çağırılanlar) kendilerine cevap vermediler ve azabı gördüler! Onlar doğru yolu bulsalardı!

    Ali Bulaç

    Denir ki: "Ortaklarınızı çağırın." Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler. Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu.

    Ali Özek ve heyeti

    «(Allah'a koştuğunuz) ortaklarınızı çağırın!» denir, onlar da çağırırlar; fakat kendilerine cevap vermezler ve (karşılarında) azabı görürler. Ne olurdu (dünyada iken) doğru yola girselerdi!

    Ali Rıza Safa

    Ve şöyle denilir: "Ortaklarınızı çağırın!" Bunun üzerine, onları çağırırlar. Ama çağrılarına karşılık alamazlar ve cezayı görürler. Keşke doğru yola erişebilselerdi!

    Bayraktar Bayraklı

    "Allah'a koştuğunuz ortaklarınızı çağırınız" denir. Onlar da çağırırlar ama, taptıkları kendilerine cevap vermezler. Cehennem azabını görünce, "Dünyadayken doğru yolda olsalardı!" diye hayıflanırlar.

    Edip Yüksel

    Onlara, "Haydi ortaklarınızı (yardıma) çağırın!" denir. Bunun üzerine onları çağırırlar, ancak kendilerine karşılık vermezler. Azabı görürler ve doğru yolda bulunmadıklarına yanarlar.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Onlara, 'Haydi ortaklarınızı (yardıma) çağırın.' Bunun üzerine onları çağırırlar, ancak kendilerine karşılık vermezler. Azabı görürler ve doğru yolda bulunmadıklarına yanarlar.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Bir de onlara: "Haydi, yalvarın o ortak koştuklarınıza!" denir. Yalvaracaklar, fakat onlar, kendilerine cevap vermeyecekler ve azabı göreceklerdir. Vaktiyle doğru yolu görselerdi ya!

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Bir de haydin yalvarın bakalım şeriklerinize denilmiştir, binaenaleyh yalvarmışlardır fakat kendilerine icabet etmemişler ve azabı görmüşlerdir, vaktiyle hakkı görselerdi ya

    Erhan Aktaş

    Ve onlara: "Ortaklarınızı çağırın." denildi. Onlar da çağırdılar. Ancak cevap alamadılar ve azapla karşı karşıya kaldılar. Keşke zamanında doğru yolu seçselerdi.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve onlara: "Ortaklarınızı çağırın." denildi. Onlar da çağırdılar. Ancak cevap alamadılar ve azapla karşı karşıya kaldılar. Keşke zamanında doğru yolu seçselerdi.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve onlara: "Ortaklarınızı çağırın." denildi. Onlar da çağırdılar. Ancak cevap alamadılar ve azapla karşı karşıya kaldılar. Keşke zamanında doğru yolu seçselerdi.

    Gültekin Onan

    Denir ki: "Ortaklarınızı çağırın." Böylelikle çağırırlar, ama kendilerine cevap vermezler ve azabı görürler. Hidayet bulmuş olsalardı ne olurdu?

    Hasan Basri Çantay

    (O gün onlara): "Çağırın ortaklarınızı" denilmişdir (denilecekdir) de onları çağırmışlardır. Fakat bunlar kendilerine icabet etmemişlerdir ve (onların uğradıkları) azabı görmüşlerdir. Nolurdu (o müşrikler) hidayeti kabul etmiş olsalardı.

    İbni Kesir

    Denir ki: Koştuğunuz ortaklarınızı çağırın. Onlar çağırırlar, ama kendilerine cevap veremezler. Cehennem azabını görünce de doğru yolda olmadıklarına yanarlar.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) O gün, iddia etmiş olduğunuz (zeame) ortaklarınız nerede denilerek onlara seslenilecek , söz üzerlerine gerçekleşecek olanlar diyecekler ki Rabbimiz İşte bunlar bizim azdırdıklarımız, kendimizi azdırdığımız gibi onları da azdırdık, sonra da sana sığındık , onlar bizlere tapıyor değildiler , d enilecek ki ortaklarınızı çağırın , onlar da çağ rıda bulunacaklar, kendilerine cevap vermeyecekler / icabet etmeyecekler ve azabı görecekler, keşke hidayete ermiş olsalardı . O gün gönderilenlere / resullere size ne cevap ve rildi diye sorularak seslenilecek. O gün artık haber almaları kapanmıştır birbirlerine de bir şey soramazlar. Her kim ki tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden / felah bulanlardan olması umulur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    "Ortaklarınızı çağırın." denir. Onları çağırırlar. Fakat onlara cevap veremezler ve azabı görürler. Ne olurdu (dünyada) hidayete girselerdi!

    Süleyman Ateş

    (Allah tarafından) onlara: "(Bana), koştuğunuz ortakları çağırın!" denir. Onları çağırırlar. Fakat (çağırılanlar), bunların çağrısına cevap vermezler ve (bunlar), karşılarında azabı görürler (sanki çağırdıkları şey, azabın kendisi olmuştur). Ne olurdu (sanki dünyada) yola gelselerdi!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    (Aldatılanlara) "Eş koştuklarınızı çağırın" denecek; onlar da çağıracaklar ama çağrılarına cevap alamayacaklar. Artık azap önlerindedir. Keşke doğru yola girmiş olsalardı.

    Şaban Britch

    Ortaklarınızı çağırın, denir. Onları çağırırlar. Fakat onlara cevap veremezler ve azabı görürler. Ne olurdu (dünyada) hidayete girselerdi!

    Şaban Piriş

    -Ortaklarınızı çağırın, denir. Onları çağırırlar. Fakat onlara cevap veremezler. Çünkü azabı görmüşlerdir, keşke doğru yola girmiş olsalardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Şöyle denilir: "Çağırın ortak koştuklarınızı!" Onlar da çağırırlar. Fakat ötekiler bunlara cevap veremezler; azabı görmüşlerdir. Önceden yola gelselerdi ne olurdu!

  9. Kasas suresi, 65. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 65. ayet. وَيَوْمَ يُنَادِيهِمْ فَيَقُولُ مَاذَآ أَجَبْتُمُ ٱلْمُرْسَلِينَ

    Diyanet İşleri

    Allah'ın onlara seslenerek, "Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyeceği günü hatırla."

    Mehmet Okuyan

    O gün (Allah) onlara seslenerek "Elçilere ne cevap verdiniz?" diyecektir.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte o gün (Allah) onlara seslenecek ve "Gönderilen elçilere nasıl bir karşılık verdiniz?" diye soracak.

    Muhammed Esed

    Nitekim, o Gün böylelerine seslenilip, "Size gönderilen elçilere nasıl bir tepki gösterdiniz?" diye sorulacak.

    Ahmed Hulusi

    O süreçte onlara nida eder de şöyle der: "Rasullere ne cevap verdiniz?"

    Ali Bulaç

    O gün (Allah) onlara seslenerek: "Gönderilen (elçilere) ne cevab verdiniz?" der.

    Ali Özek ve heyeti

    O gün Allah onları çağırarak: Peygamberlere ne cevap verdiniz? diyecektir.

    Ali Rıza Safa

    Ve o gün, onlara seslenerek, şöyle diyecek: "Gönderilenlere, ne yanıt verdiniz?"

    Bayraktar Bayraklı

    O gün, Allah onlara seslenir: "Peygamberlere ne cevap verdiniz?"

    Edip Yüksel

    O gün onlara seslenerek, "Elçilere nasıl bir cevap verdiniz?" der.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O gün onlara seslenerek, 'Elçilere nasıl bir cevap verdiniz?' der.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Hele onlara haykırıp da: "Gönderilen peygamberlere ne cevap verdiniz?" diyeceği gün;

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve hele onlara haykırıb da gönderilen Peygamberlere ne cevap verdiniz diyeceği gün

    Erhan Aktaş

    Ve o gün Allah, onlara seslenecek: "Gönderilen Resullere ne cevap verdiniz?"

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Ve o gün Allah, onlara seslenecek: "Gönderilen resullere ne cevap verdiniz?"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Ve o gün Allah, onlara seslenecek: "Gönderilen rasullere ne cevap verdiniz?"

    Gültekin Onan

    O gün (Tanrı) onlara seslenerek: "Gönderilen (elçilere) ne cevab verdiniz?" der.

    Hasan Basri Çantay

    O gün (Cenab-ı Hak) onlara nida edib: "(Gönderilen) peygamberlere ne cevab verdiniz?" diyecekdir.

    İbni Kesir

    O gün, Allah; onlara seslenip: Peygamberlere ne cevab verdiniz? der.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) O gün, iddia etmiş olduğunuz (zeame) ortaklarınız nerede denilerek onlara seslenilecek , söz üzerlerine gerçekleşecek olanlar diyecekler ki Rabbimiz İşte bunlar bizim azdırdıklarımız, kendimizi azdırdığımız gibi onları da azdırdık, sonra da sana sığındık , onlar bizlere tapıyor değildiler , d enilecek ki ortaklarınızı çağırın , onlar da çağ rıda bulunacaklar, kendilerine cevap vermeyecekler / icabet etmeyecekler ve azabı görecekler, keşke hidayete ermiş olsalardı . O gün gönderilenlere / resullere size ne cevap ve rildi diye sorularak seslenilecek. O gün artık haber almaları kapanmıştır birbirlerine de bir şey soramazlar. Her kim ki tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden / felah bulanlardan olması umulur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün Allah, onlara seslenerek: “Peygamberlere ne cevap verdiniz?” der.

    Süleyman Ateş

    (Allah) Onlara seslenerek: "Elçilere ne cevap verdiniz?" dediği gün,

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlara seslendiği gün "Elçilere ne cevap verdiniz?" diye soracaktır.

    Şaban Britch

    O gün Allah, onlara seslenerek: Peygamberlere ne cevap verdiniz? der.

    Şaban Piriş

    O gün Allah, onlara seslenerek: -Peygamberlere ne cevap verdiniz? der.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Allah o gün onlara seslenir de şöyle der: "Hak elçilerine ne cevap verdiniz?"

  10. Kasas suresi, 66. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 66. ayet. فَعَمِيَتْ عَلَيْهِمُ ٱلْأَنۢبَآءُ يَوْمَئِذٍ فَهُمْ لَا يَتَسَآءَلُونَ

    Diyanet İşleri

    O gün onlara karşı bütün haberler kapanmıştır. Artık birbirlerine de soramazlar.

    Mehmet Okuyan

    O gün o (inkârcı)lara bütün haberler (bahaneler) kapanacak, dipnot 1 birbirlerine (hiçbir şey) soramayacaklardır.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'da sadece bu ayette geçen [‘amiyet] fiili "kapanmak", "kör olmak", "körleştirilmek" demektir. [el-Enbâ'] kelimesi ise bir önceki ayette soruya konu olan "peygamberlere ne cevap verdikleri"yle ilgili "bahaneler" olmalıdır; çünkü bağlam bunu gerektirmektedir. Ayrıca bu kelime eğer "haberler" anlamına alınacaksa kastedilen inkarcılara mahşerde iyi haberler gelmemesidir.

    Mustafa İslamoğlu

    Fakat artık onlara (kendilerini kurtaracak) haberlerin yolu kapanmış olacak; dahası onlar, birbirlerine de soramayacak.

    Muhammed Esed

    Ne var ki, o Gün, geçmişte olup bitenler için bir mazeret, bir açıklama getirmek yönünde önlerinde bütün yolların kapanmış olduğunu görecekler; ve bu konuda birbirlerine de herhangi bir şey soramayacaklar.

    Ahmed Hulusi

    Oysa o süreçte tüm geçmişin haberleri onlara kapanır! Onlar birbirlerine de soramazlar!

    Ali Bulaç

    Artık o gün, haberler onlar için körelmiştir; birbirlerine de soramazlar.

    Ali Özek ve heyeti

    İşte o gün onlara bütün haberler körleşmiştir (delilleri tükenmiş, söyleyecek sözleri kalmamıştır); onlar birbirlerine de soramayacaklardır.

    Ali Rıza Safa

    Böylece, o gün, tüm yollar kapanmıştır; artık sorulmazlar.

    Bayraktar Bayraklı

    İşte o gün, onlara bütün haberler körleşmiştir. Birbirlerine soramazlar.

    Edip Yüksel

    O gün gerçekleşen olayları kavrayamayacaklar ve birbirlerini sorgulayamayacaklardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    O günde gerçekleşen olaylar karşısında şaşkına dönmüşlerdir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Artık onlara o gün bütün haberler kör (kapkaranlık) olmuştur. O vakit onlar birbirlerine de soruşamazlar.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Artık o gün onlara bütün haberler kör olmuştur, o vakıt onlar artık birbirlerine de soruşmazlar

    Erhan Aktaş

    O Gün, bütün özür yolları onlara kapanır. Artık onlar sorulmazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    İzin Günü dipnot 1 , bütün özür yolları onlara kapanır. Artık onlar sorulmazlar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Yevme izin", terkibi, "Sadece Allah'ın belirlediği ilke ve kuralların geçerli olduğu gün, "

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    İzin Günü, bütün özür yolları onlara kapanır. Artık onlar sorulmazlar.

    Gültekin Onan

    Artık o gün, haberler onlar için körelmiştir; birbirlerine de soramazlar.

    Hasan Basri Çantay

    Artık o gün onlara karşı haberler kör olmuşdur. Artık yekdiğerine de (bir şey) soramazlar.

    İbni Kesir

    Ama o gün, onlara karşı bütün haberler kör olmuştur. Birbirlerine de soramazlar.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) O gün, iddia etmiş olduğunuz (zeame) ortaklarınız nerede denilerek onlara seslenilecek , söz üzerlerine gerçekleşecek olanlar diyecekler ki Rabbimiz İşte bunlar bizim azdırdıklarımız, kendimizi azdırdığımız gibi onları da azdırdık, sonra da sana sığındık , onlar bizlere tapıyor değildiler , d enilecek ki ortaklarınızı çağırın , onlar da çağ rıda bulunacaklar, kendilerine cevap vermeyecekler / icabet etmeyecekler ve azabı görecekler, keşke hidayete ermiş olsalardı . O gün gönderilenlere / resullere size ne cevap ve rildi diye sorularak seslenilecek. O gün artık haber almaları kapanmıştır birbirlerine de bir şey soramazlar. Her kim ki tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden / felah bulanlardan olması umulur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    O gün (onları azaptan kurtaracak) haberler/mazeretler onlara kapanacaktır. Birbirlerine bir şey de soramayacaklar.

    Süleyman Ateş

    O gün haberler, onlara kör olmuştur (yani sözler sanki kör olmuştur, hiçbir söz gelip onların ağızlarını bulamaz, yanıt verecek bir tek kelime bulamazlar) onlar, birbirlerine de soramazlar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O gün haber kaynakları tükenir. Birbirlerine bir şey de soramazlar.

    Şaban Britch

    O gün, (onları azaptan kurtaracak) haberler/mazeretler onlara kapanmıştır, birbirlerine de soramazlar.

    Şaban Piriş

    O gün, bütün duyuları körleşir; birbirleriyle bile konuşamazlar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Artık o gün onlara karşı tüm haberler kör olmuştur. Birbirlerine de bir şey soramazlar.

  11. Kasas suresi, 67. ayet — bütün mealleriyle aç

    Kasas suresi, 67. ayet. فَأَمَّا مَن تَابَ وَءَامَنَ وَعَمِلَ صَٰلِحًا فَعَسَىٰٓ أَن يَكُونَ مِنَ ٱلْمُفْلِحِينَ

    Diyanet İşleri

    Ama tövbe edip iman eden ve salih amel işleyen kimsenin kurtuluşa erenlerden olması umulur.

    Mustafa İslamoğlu

    Ama tevbe eden, iman eden ve imana uygun davrananlara gelince: işte böylelerinin kurtuluşa erenlerden olması beklenecek.

    Muhammed Esed

    Ama buna karşılık, pişman olup doğru yola dönen ve dolayısıyla, inanıp dürüst ve erdemli davranışlar ortaya koyan kişiye gelince, böyle birinin (öte dünyada) kendini kurtulan, esenliğe erişen kimseler arasında bulması (elbette) umulabilir.

    Ahmed Hulusi

    Fakat kim yanlışından pişmanlıkla geri dönüp, iman edip imanının gereğini uygularsa, (işte onun) kurtuluşa erenlerden olması umulur.

    Ali Bulaç

    Ancak kim tevbe edip iman eder ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.

    Ali Özek ve heyeti

    Fakat tevbe eden, iman edip salih ameller işleyen kimseye gelince, onun kurtuluşa erenler arasında olması umulur.

    Ali Rıza Safa

    Fakat kim pişmanlık gösterir, inanmış olarak erdemli edimler yaparsa, sonunda, kurtuluşa erişenler arasında olması umut edilebilir.

    Bayraktar Bayraklı

    Fakat tövbe eden, inanan ve iyi amel yapanlara gelince; onun kurtuluşa erenler arasında olması umulur.

    Edip Yüksel

    Kim tövbe eder, gerçeği onaylar ve erdemli davranırsa işte o zaman başarılı olabilir.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Kim tevbe eder, inanır ve erdemli davranırsa işte o zaman başarılı olabilir.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ancak tevbe edip iman ederek iyi işlerde bulunan kimse işte o, kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Amma tevbe ve iyman edip salah ile çalışan kimse işte o felah bulanlardan olmayı umabilir

    Erhan Aktaş

    Fakat tevbe eden dipnot 1 , iman eden ve salihatı yapan dipnot 2 kimse, kurtuluşa erenlerden olacağını umabilir.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dönüş yapmak, Allah'a yönelmektir (Bkz. 13:30). Bağışlanmaya konu olan şeyleri terk etmektir. Yapılan kötülükten, yanlıştan, haksızlıktan, günahtan kesin olarak vazgeçmek ve yaptığını düzeltmektir. Pişmanlığın sözle ifade edilmesi tevbe değildir. Tevbe etmek, bağışlanma dilemek değildir; "bağışlanma dilemek" "istiğfar"da bulunmaktır.
    2. metne dön, dipnot 2
      "İman edip, salihatı yapanlar" terkibini "imann edip iyi işler yapanlar" diye çevirmek doğru değildir. Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Salihat, bozgunculuk ve kötülükle mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir. Bu kelimenin karşıtı "seyyiat" yani kötülük ve "fesad" yani bozgunculuk kelimeleridir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Fakat tevbe eden dipnot 1 , iman eden ve salihatı yapan dipnot 2 kimse, kurtuluşa erenlerden olacağını umabilir.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Dönüş yapmak: Yapılan kötülükten, yanlıştan, haksızlıktan, günahtan kesin olarak vazgeçmek, yaptığını düzeltmektir. Pişmanlığın sözle ifade edilmesi tevbe değildir. Tevbe etmek, bağışlanma dilemek değildir; "bağışlanma dilemek" "istiğfar"da bulunmaktır.
    2. metne dön, dipnot 2
      "İman edip, salihatı yapanlar" terkibini "İman edip iyi işler yapanlar" diye çevirmek doğru değildir. Salihatı yapmak iyi işler yapmaktan farklı anlama sahiptir. Salihat, davranış yolu ile bütünüyle dışa yansıyan imandır. Bu sözcüğün karşıtı "seyyiat" yani kötülük sözcüğüdür. Salihat, kötülüğe karşı mücadele etmek, bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, yapıcı olmak, iyi olmak ve iyiye yönlendirmek demektir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Fakat tövbe eden dipnot 1 , iman eden ve salihatı yapan dipnot 2 kimse, kurtuluşa erenlerden olacağını umabilir.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tövbe, sözle yapılan pişmanlık ifadesi değil, kötülük yapmaktan vaz geçmektir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Bozuk olan şeyi düzeltmeye çalışmak, düzeltici olmak, yapıcı olmak, iyi olmak, düzeltmeye teşvik etmek, iyiye yönlendirmek.

    Gültekin Onan

    Ancak kim tevbe edip inanır ve salih amellerde bulunursa artık kurtuluşa erenlerden olmayı umabilir.

    Hasan Basri Çantay

    Amma tevbe ve iman edib de iyi amel (ve hareket) de bulunan kimseler muradlarına erenlerden olacaklarını umabilir (ler).

    İbni Kesir

    Ama tevbe edip inanan ve salih amel işleyen kimsenin, kurtuluşa erenlerden olması ümid edilir.

    Mehmet Alagaş

    (62-67) O gün, iddia etmiş olduğunuz (zeame) ortaklarınız nerede denilerek onlara seslenilecek , söz üzerlerine gerçekleşecek olanlar diyecekler ki Rabbimiz İşte bunlar bizim azdırdıklarımız, kendimizi azdırdığımız gibi onları da azdırdık, sonra da sana sığındık , onlar bizlere tapıyor değildiler , d enilecek ki ortaklarınızı çağırın , onlar da çağ rıda bulunacaklar, kendilerine cevap vermeyecekler / icabet etmeyecekler ve azabı görecekler, keşke hidayete ermiş olsalardı . O gün gönderilenlere / resullere size ne cevap ve rildi diye sorularak seslenilecek. O gün artık haber almaları kapanmıştır birbirlerine de bir şey soramazlar. Her kim ki tövbe eder, iman eder ve salih amel işlerse kurtuluşa erenlerden / felah bulanlardan olması umulur.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Tevbe ederek iman eden ve salih amel işleyen kimseye gelince, umulur ki o kurtuluşa erenlerden olur.

    Süleyman Ateş

    Ama kim tevbe eder, inanır ve iyi iş yaparsa, o kurtuluşa erenlerden olabilir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Tevbe edip inanmış ve iyi işler yapmış olan kimsenin, umduğuna kavuşması beklenir.

    Şaban Britch

    Tevbe eden, iman eden, salih amel yapan kimseye gelince, umulur ki o kurtuluşa erenlerdendir.

    Şaban Piriş

    Tevbe eden, inanıp, doğruları yapan kimseye gelince, onun kurtuluşa erenlerden olması umulur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Ama tövbe eden, inanıp hayra ve barışa yönelik iş yapan kişinin, kurtuluşa erenlerden olması ümidi vardır.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.