Diyanet İşleri
Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
Enfâl suresi · 5–19. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Enfâl suresi, 5. ayet. كَمَآ أَخْرَجَكَ رَبُّكَ مِنۢ بَيْتِكَ بِٱلْحَقِّ وَإِنَّ فَرِيقًا مِّنَ ٱلْمُؤْمِنِينَ لَكَٰرِهُونَ
Nasıl ki, Rabbin seni hak uğruna (savaşmak üzere) evinden çıkarmıştı. Mü'minlerden bir grup ise bu konuda kesinlikle isteksizlerdi.
Nitekim müminlerden bir grup istemediği hâlde, Rabbin seni bir amaç uğrunda evinden çıkarmıştı.
Tıpkı, Rabbin seni hakikat yoluna (savaşmak için) evinden çıkardığında inananlardan kimileri bundan nasıl hoşlanmadılarsa;
Sanki Rabbin seni, inananlardan bazıları buna karşı oldukları halde, hak yolunda (savaşmak üzere) evinden çıkarmış gibi,
Nitekim Rabbin seni, Hakk'ı yaşatarak (duygusallıktan değil) evinden çıkardığında, gerçekten iman edenlerden bir bölümü bundan hoşlanmıyorlardı.
Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında mü'minlerden bir grup isteksizdi.
(Ganimetlerin taksiminde bazılarının hoşnutsuzluk göstermeleri), Rabbinin, (düşmanla karşılaşmak üzere) hak ile seni evinden çıkarması gibidir; nitekim mü'minlerden bir grup da, (savaşa katılmayı) hiç hoş görmüyordu.
Efendin, seni, evinden gerçek için çıkardığında, inananların arasından bir küme bundan hoşlanmamıştı. dipnot 133
Hani, müminlerden bir grup tamamen isteksiz olmasına rağmen Rabbin seni hak uğruna öz yurdundan çıkartmıştı.
Nitekim Efendin seni belli bir planın gerçekleşmesi için evinden çıkarmıştı. Gerçeği onaylayanlardan bir grup bundan hoşlanmamıştı.
Nitekim Rabbin seni belli bir planın gerçekleşmesi için evinden çıkarmıştı. İnananlardan bir grup bundan hoşlanmamıştı.
Nitekim Rabbin seni hak uğruna savaşmak için evinden çıkardı. Oysa mü'minlerden bir kısmı ise istemiyorlardı.
Nasıl ki: rabbın seni hakk uğruna evinden çıkardı ve mü'minlerden bir kısmı ise istemiyorlardı
Keza, Rabb'in Hakk dipnot 1 uğruna seni evinden çıkardı. Oysa Mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.
Keza, Rabb'in hakk uğruna seni evinden çıkardı. Oysa Mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.
Keza, Rabb'in hakk uğruna seni evinden çıkardı. Oysa mü'minlerden bir kısmı bundan hoşlanmamıştı.
Rabbin seni evinden hak uğrunda (savaşa) çıkardığında inançlılardan bir grup isteksizdi.
("Bedir" ganimetlerinin taksiminden ba'zıları nasıl hoşlanmadılarsa) Rabbin seni hak uğrunda evinden (harbe) çıkardığı zaman da (hal böyle idi.) Çünkü mü'minlerden bir zümre muhakkak ki isteksizdirler.
Nitekim Rabbın; seni evinden hak uğruna çıkarmıştı. Halbuki mü'minlerden bir zümre bundan hoşlanmamışlardı.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Nitekim Rabbin, seni hak uğrunda evinden çıkardığında gerçekten Müminlerden bir kesim isteksizdiler.
(Ganimetlerin bölüştürülmesinde bazı kimselerin hoşnutsuzluk göstermesi, daha önce, Bedir Savaşı'na çıkmanı hoş görmeyenlerin durumuna benzer). Nitekim hak uğruna (savaşa gitmek için) Rabbin seni, evinden çıkardığı zaman, mü'minlerden birtakımı, bundan hoşlanmıyordu.
Nitekim (enfal konusunda olduğu gibi dipnot 1 ) Rabbin, gerçekleşen o şey sebebiyle dipnot 2 seni evinden çıkardığı sırada bile müminlerin bir kesimi tam bir hoşnutsuzluk içinde idiler.
Rabbinin seni gerçek bir sebeple evinden çıkardığı gün, inanıp güvenenlerin bir kısmı tam bir hoşnutsuzluk içindeydiler.
Rabbin seni hak uğrunda (Bedir'de savaş için) evinden çıkardığı zaman da; mü’minlerden bir grup bundan hoşlanmamıştı.
Rabbin seni hak uğrunda evinden çıkardığı zaman da; mü'minlerden bir grup bundan hoşlanmamıştı.
Bildiğin gibi, Rabbin seni hak uğruna, öz yurdundan çıkarmıştı. Ve müminlerden bir grup tamamen isteksizdi.
Enfâl suresi, 6. ayet. يُجَٰدِلُونَكَ فِى ٱلْحَقِّ بَعْدَ مَا تَبَيَّنَ كَأَنَّمَا يُسَاقُونَ إِلَى ٱلْمَوْتِ وَهُمْ يَنظُرُونَ
Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle o konuda tartışıyorlardı.
Gerçek ortaya çıktıktan sonra, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi o amaçla ilgili olarak (savaş hakkında) seninle tartışıyorlardı.
gerçek ortaya çıktıktan sonra da, sanki sen onları göz göre göre ölüme sürüyormuşsun gibi, seninle tartışmaktan geri durmadılar.
(bu yüzden,) hem de hak ortaya çıktıktan sonra, seninle neredeyse tartışacaklardı; sanki ölüme doğru sürüklenmişler de onu kendi gözleriyle görmüşler gibi.
Hak apaçık ortaya çıkmışken, buna rağmen onlar bunu kabullenmiyorlardı. . . Sanki onlar göre göre ölüme gidiyorlardı.
(Herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.
Hak ortaya çıktıktan sonra sanki gözleri göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi (cihad hususunda) seninle tartışıyorlardı.
Açığa çıktıktan sonra, sözde göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, gerçek konusunda seninle tartışıyorlardı.
İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar, göz göre göre ölüme sürükleniyorlardı.
Gerçek ortaya çıkmasına rağmen, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle onu tartışıyorlardı.
Gerçek ortaya çıkmasına rağmen, göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle onu tartışıyorlardı.
Gerçek ortaya çıkmışken hakta seninle münakaşa ediyorlardı. Sanki göre göre ölüme sevk olunuyorlardı.
Tebeyyün etmişken hakta seninle münakaşa ediyorlardı, sanki göre göre ölüme sevkolunuyorlardı
Hakk dipnot 1 açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.
Hakk açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.
Gerçek açığa çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle tartışıyorlardı.
(herşey) Açıkça ortaya çıktıktan sonra bile, sanki kendileri göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi, seninle hak konusunda tartışıp duruyorlardı.
Hak apaçık meydana çıkdıkdan sonra bile onlar bu hususda, sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi, seninle mücadele ediyorlardı.
Hak, apaçık meydana çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle mücadele ediyorlardı.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Gerçek apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle bu hususta tartışıyorlardı.
Hak ortaya çıkmış iken sanki gözleri göre göre ölüme sürülüyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.
O gerçek dipnot 1 bütünüyle ortaya çıktığı halde seninle çekişiyorlardı. Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyor gibiydiler.
Bütün gerçek ortaya çıktığı halde seninle çekişip duruyorlardı. Sanki göz göre göre ölüme sürükleniyor gibiydiler.
Gerçek (savaş) ortaya çıktıktan sonra bile, sanki göz göre göre ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle bu hususta tartışıyorlardı.
Gerçek ortaya çıktıktan sonra bile, bu hususta sanki ölüme sürükleniyorlarmış gibi seninle tartışıyorlardı.
İş apaçık ortaya çıktıktan sonra bile, hak konusunda seninle çekişiyorlardı. Sanki onlar gözleri baka baka ölüme sürülüyorlardı.
Enfâl suresi, 7. ayet. وَإِذْ يَعِدُكُمُ ٱللَّهُ إِحْدَى ٱلطَّآئِفَتَيْنِ أَنَّهَا لَكُمْ وَتَوَدُّونَ أَنَّ غَيْرَ ذَاتِ ٱلشَّوْكَةِ تَكُونُ لَكُمْ وَيُرِيدُ ٱللَّهُ أَن يُحِقَّ ٱلْحَقَّ بِكَلِمَٰتِهِۦ وَيَقْطَعَ دَابِرَ ٱلْكَٰفِرِينَ
Hani Allah size iki taifeden birini, o sizindir diye va'dediyordu. Siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı meydana çıkarmak ve kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
Hani Allah size, iki gruptan (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; dipnot 1 siz de güçsüz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. (Oysa) Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
Hani Allah, iki topluluktan birinin sizin elinize geçeceğine ilişkin vaadde bulunmuştu; siz ise korumasız olanın elinize düşmesini istiyordunuz. Ne ki Allah'ın muradı, kelamı aracılığıyla hakkı gerçekleştirmek ve kafirlerin kökünü kurutmaktı;
İmdi, (hatırlayın) Allah, (bu) iki (düşman) topluluğundan birinin sizin elinize düşeceği konusunda size söz vermişti; sizlerse güçsüz olanın elinize düşmesini arzu ediyordunuz; oysa Allahın muradı, sözleriyle tam bir uyum içinde, hakkın hak olduğunu göstermek ve hakkı inkar edenlerin son kalıntılarını da silip atmak yönündeydi.
Hani Allah size iki gruptan (Kureyş ordusu veya kervandan) birinin sizin olacağını vadediyordu. . . Silah sahibi olmayanın (kervanın) sizin olmasını arzu ediyordunuz (kısa vadeli kazanca, getirisi kolay olana bakıyordunuz, halbuki uzun vadede size zarar verecekti bu isteğiniz). . . Allah da uyarılarıyla Hakk'ı gerçekleştirmek ve hakikat bilgisini inkar edenlerin ardını kesmeyi diliyordu.
Hani Allah, iki topluluktan birinin muhakkak sizin olacağını size vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını istemekteydiniz. Oysa Allah, sözleriyle hakkın gerçekleşmesini sağlamak ve küfre sapanların arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.
Hatırlayın ki, Allah size, iki taifeden (kervan veya Kureyş ordusundan) birinin sizin olduğunu vadediyordu; siz de kuvvetsiz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (Kureyş ordusunu yok ederek) kâfirlerin ardını kesmek istiyordu.
Allah, iki topluluktan birinin sizin olacağı sözünü size vermişti. Zaten siz, güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle gerçeğin gerçekleşmesini ve nankörlük edenlerin arkasının kesilmesini istiyordu.
Hatırlayınız ki, Allah size iki gruptan/kervan veya Kureyş ordusundan birinin sizin olduğunu vaad ediyordu.Siz de kuvvetsiz olanın kervanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve Kureyş ordusunu yok ederek kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
ALLAH iki gruptan birisini size söz vermişti; siz ise, güçsüz olanıyla karşılaşmayı istiyordunuz. Oysa ALLAH kelimeleriyle gerçeği gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmeyi diliyor.
ALLAH iki gruptan birisini (yenmeyi) size söz vermişti; siz ise, güçsüz olanıyla karşılaşmayı istiyordunuz. Oysa ALLAH kelimeleriyle gerçeği gerçekleştirmek ve kafirlerin ardını kesmek diliyor.
Ve o zaman Allah, size iki topluluktan birini va'd ediyordu ki, sizin olsun! Siz ise arzu ediyordunuz ki güçsüz olan sizin olsun! Oysa Allah sözleriyle gerçeği ortaya çıkarmak ve kafirlerin arkasını kesmek istiyordu.
Ve o vakıt Allah, size iki taifenin birini va'dediyordu ki sizin olsun, siz, ise arzu ediyordunuz ki şekvetsiz olan sizin olsun, halbuki Allah, kelimatiyle hakkı ihkak etmek ve kafirlerin arkasını kesmek dileyordu
Allah, iki topluluktan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz ise kuvveti bulunmayanı istiyordunuz. Oysa Allah da kelimeleriyle dipnot 1 Hakk'ı gerçekleştirmek ve Kafirlerin dipnot 2 kökünün kesilmesini istiyordu.
Allah, iki topluluktan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz ise kuvveti bulunmayanı istiyordunuz. Oysa Allah da kelimeleriyle dipnot 1 Hakk'ı gerçekleştirmek ve Kafirlerin dipnot 2 kökünün kesilmesini istiyordu.
Allah, iki topluluktan birinin sizin olacağını vaat ediyordu. Siz ise kuvveti bulunmayanı istiyordunuz. Oysa Allah da kelimeleriyle dipnot 1 Hakk'ı gerçekleştirmek ve gerçeği yalanlayan nankörlerin kökünün kesilmesini istiyordu.
Hani Tanrı iki topluluktan birinin mutlaka sizin olacağını vadetmişti; siz de güçsüz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Tanrı, sözleriyle hakkın ve kafirlerin arkasını kesmek (kökünü kurutmak) istiyordu.
Hani Allah size iki taaifeden birinin muhakkak sizin olduğunu va'dediyordu, siz ise kuvvetli ve silahı bulunmayanın kendinizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah da emirleriyle hakkı açığa vurmayı, kafirlerin arkasını kesmeyi irade buyuruyordu.
Hani Allah; iki taifeden birini size vaadediyordu. Siz ise, kuvvetli bulunmayanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Allah ta istiyordu ki; sözleriyle hakkı gerçekleştirsin ve kafirlerin kökünü kessin.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Hani Allah, size iki taifeden (ordu ya da kervandan) birini, o sizindir diye vadediyordu. Siz de güçsüz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, kelimeleriyle hakkı/İslamı yüceltmek, kâfirlerin ardını/kökünü kesmek istiyordu.
Allah size, iki topluluktan birinin sizin olduğunu va'dediyordu; siz de kuvvetsiz olanın sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, sözleriyle hakkı gerçekleştirmek ve (kuvvetli olan takımı yok ederek) kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
Oysa Allah söz vermişti, o iki topluluktan biri dipnot 1 kesin olarak sizin olacaktı. Siz silahsız olanı (kervanı dipnot 2 ) arzuluyordunuz. Allah ise, sözleriyle /ayetleriyle dipnot 3 yaptığı o gerçek vaadi tahakkuk ettirmek ve o kafirlerin ardını kesmek istiyordu.
Allah, o iki topluluktan dipnot 1 birinin sizin olacağına söz vermişti. Siz, güçsüz olanına hevesleniyordunuz. Allah ise verdiği sözler sebebiyle dipnot 2 gerçeği ortaya çıkarmak ve o kafirlerin dipnot 3 arkasını kesmek istiyordu.
Hani Allah size iki taifeden (ordu ya da kervandan) birini, o sizindir diye vadediyordu. Siz de güçsüz olanın (kervanın) sizin olmasını istiyordunuz. Oysa Allah, kelimeleriyle hakkı/İslamı yüceltmek kâfirlerin ardını/kökünü kesmek istiyordu.
Allah, iki gruptan birinin sizin olacağını vaat etmişti. Siz güçsüz ve silahsız olanın sizin olmasını arzu ediyordunuz. Oysa Allah, emirleriyle hakkın gerçekleşmesini ve kafirlerin gücünün arkasını kesmek istiyordu.
O sırada Allah, iki gruptan birinin kesinlikle sizin olacağını vaat ediyordu. Ve siz, güçsüz ve silahsız olanın size düşmesini arzu ediyordunuz. Allah ise hakkı kendi kelimeleriyle tam bir biçimde ortaya koymayı ve küfre batmışların ardını, arkasını kesmeyi istiyordu.
Enfâl suresi, 8. ayet. لِيُحِقَّ ٱلْحَقَّ وَيُبْطِلَ ٱلْبَٰطِلَ وَلَوْ كَرِهَ ٱلْمُجْرِمُونَ
Bu, suçlular hoşlanmasa da Allah'ın hakkı ortaya çıkarması ve batılı ortadan kaldırması içindi.
(Bütün bunlar), suçlular istemese de hakkı gerçekleştirmek ve batılı ortadan kaldırmak içindi.
ki hakkın gerçek ve batılın sahte olduğu böylece ortaya çıksın: tabi ki, günahı tabiat haline getirenler istemese de!
Böylece O, hakkın (her zaman) hak olduğunu batılın da batıl olduğunu gösterecekti; bu günaha gömülüp gitmiş olanların hoşuna gitmese de.
Hakk'ı gerçekleştirmek ve boş, asılsız olanı geçersiz kılmak için. . . İsterse Allah'a karşı suç işleyenler bundan hoşlanmasın!
O, suçlu günahkarlar istemese de, hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu.)
(Bunlar,) günahkârlar istemese de hakkı gerçekleştirmek ve bâtılı ortadan kaldırmak içindi.
Gerçek gerçekleşsin ve gerçeğe aykırı olan yok olsun diye; suçlular hoşlanmasa da.
Bu istek, günahkarların hoşuna gitmese de hakkı gerçekleştirmek ve batılı ortadan kaldırmak içindi.
Ki suçlular hoşlanmasa da hakkı gerçekleştirsin ve haksızlığı ortadan kaldırsın.
Ki suçlular hoşlanmasa da hakkı gerçekleştirsin ve haksızlığı ortadan kaldırsın.
Ki hakkı, hak olarak tanıtsın ve batılı ortadan kaldırsın; varsın suçlular istemesinler!
Ki hakkı hak tanıtsın ve batılı ibtal etsin, varsın mücrimler istemesin
Bu, suçluların hoşuna gitmese de Hakk'ın ortaya çıkarılması ve Batıl'ın yok olması içindi.
Bu, suçluların hoşuna gitmese de Hakk'ın ortaya çıkarılması ve Batıl'ın yok olması içindi.
Bu, suçluların hoşuna gitmese de Hakk'ın ortaya çıkarılması ve Batıl'ın yok olması içindi.
O, suçlu-günahkarlar istemesede hakkı gerçekleştirmek ve batılı geçersiz kılmak için (böyle istiyordu).
Bunun hikmeti şu idi: (Allah) o günahkar (müşrik) ler istemese de hak (olan müslümanlığ) ı paydar edecek, baatıl (olan şirk) i de ibtal buyuracakdı.
Ta ki suçlular istemese de, hakkı gerçekleştirsin ve batılı iptal etsin.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Bu, günahkârların hoşuna gitmese de hakkı (İslamı) yüceltmek ve batılı da ortadan kaldırmak içindir.
Ki suçlular istemese de hakkı gerçekleştirsin, batılı da ortadan kaldırsın.
Suçluların /Mekkeli müşriklerin hoşuna gitmese de Allah gerçek vaadini tahakkuk ettirmek ve onların batıl eylemlerini dipnot 1 boşa çıkarmak istiyordu.
O suçlular istemeseler bile gerçeği ortaya çıkarıp yanlışı ortadan kaldıracağını, bu şekilde gösterecekti.
Bu, günahkarların hoşuna gitmese de hakkı (İslamı) yüceltmek ve batılı da ortadan kaldırmak içindir.
Günahkarların hoşuna gitmese de hakkı ortaya koymak ve batılı da ortadan kaldırmak için..
Diliyordu ki, kötülüğü temsil edenler istemese de hakkı ayan-beyan gözler önüne koysun, saçma ve tutarsız olanı hükümsüz kılsın.
Enfâl suresi, 9. ayet. إِذْ تَسْتَغِيثُونَ رَبَّكُمْ فَٱسْتَجَابَ لَكُمْ أَنِّى مُمِدُّكُم بِأَلْفٍ مِّنَ ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ مُرْدِفِينَ
Hani Rabbinizden yardım istiyor, yalvarıyordunuz. O da, "Ben size ard arda bin melekle yardım ediyorum" diye cevap vermişti.
Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. dipnot 1 O da "Şüphesiz ki ben peş peşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim." (diyerek) size cevap vermişti.
Hani Rabbinizden yardım dileniyordunuz; bunun üzerine size şöyle icabet etmişti: "Size birbirini izleyen bin melekle yardım edeceğim!"
Hani, yardım için Rabbinize yakınıyordunuz; ve O da bunun üzerine size şöyle cevap vermişti: "Size birbiri ardından inen bin melekle yardım edeceğim!"
Hani siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da: "Muhakkak ki ben, birbiri ardınca bin melaike ile size yardım ediyorum" diye size icabet etmişti.
Siz Rabbinizden yardım taleb ediyordunuz, O da: "Şüphesiz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
Hatırlayın ki, siz Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da, ben peşpeşe gelen bin melek ile size yardım edeceğim, diyerek duanızı kabul buyurdu.
Efendinizden yardım istediğinizde, size, şöyle karşılık verdi: "Kuşkusuz, birbiri ardınca bin melekle size yardım edeceğim!"
Hani siz Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz. O da sizin dileğinize şöyle cevap vermişti: "Hiç kuşkunuz olmasın, ben size meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaştıracağım."
Sizi kurtarması için Efendinize yalvarıyordunuz ve O da, "Ben sizi birbiri ardınca bin melek ile destekleyeceğim" diye size karşılık vermişti.
Sizi kurtarması için Rabbinize yalvarıyordunuz, ve O da, 'Ben sizi birbiri ardınca bin melekle destekleyeceğim,' diye size karşılık vermişti.
O zaman siz Rabbinizden yardım istiyordunuz da size: "İşte Ben birbiri ardınca bin melekle yardım ediyorum!" diye duanızı kabul buyurmuştu.
O vakıt siz, rabbınızdan istimdad ediyordunuz da size ben işte ardı ardına bin Melaike ile ımdad ediyorum diye icabet buyurmuştu
Hani siz, Rabb'inizden yardım istiyordunuz. O da ardı ardına bin melekle yardım edeceğim diye, isteğinize karşılık vermişti.
Hani siz, Rabb'inizden yardım istiyordunuz. O da ardı ardına bin melekle yardım edeceğim diye, isteğinize karşılık vermişti.
Hani siz, Rabb'inizden yardım istiyordunuz. O da ardı ardına bin melekle yardım edeceğim diye, isteğinize karşılık vermişti.
Siz rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Kuşkusuz ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediciyim" diye cevap vermişti.
Hani siz Rabbinizden imdad istiyordunuz da O da: "Muhakkak ki ben size meleklerden birbiri ardınca bin (lercesi) ile imdad ediciyim" diyerek duanızı kabul buyurmuşdu.
Hani siz, Rabbınızdan imdad istiyordunuz da: Birbiri ardında bin melekle size imdad ederim, diyerek duanıza icabet etmişti.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Hani siz Rabbinizden imdat istiyordunuz da: “Muhakkak Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım ediyorum” diye duanıza karşılık vermişti.
Siz Rabbinizden yardım istiyordunuz, O da: "Ben size birbiri ardınca bin melek ile yardım edeceğim," diye duanızı kabul buyurmuştu.
Hani o gün (Bedir'de) Rabbinize yalvarıp yakarıyordunuz. O da "Ardı ardına gelen biner melek dipnot 1 (toplam üç bin melek) ile sizin imdadınıza yetişiyorum." diye cevap vermişti.
O gün Rabbinizden yardım istiyordunuz. O da "Bir biri ardınca bin melek ile size destek veriyorum" diye cevap vermişti.
Rabbinizden yardım/medet dilemiştiniz de size: Birbiri ardınca bin melek ile size yardım edeceğim, diye cevap vermişti.
Rabbinizden yardım dilemiştiniz de size: -Birbiri ardınca bin melek ile size yardım ulaştıracağız, diye cevap vermişti.
Hani siz, Rabbinizden yardım ve destek diliyordunuz; O, sizin dileğinize şöyle cevap vermişti: "Hiç kuşkunuz olmasın, ben size, meleklerden birbiri ardınca bin tanesiyle yardım ulaştıracağım."
Enfâl suresi, 10. ayet. وَمَا جَعَلَهُ ٱللَّهُ إِلَّا بُشْرَىٰ وَلِتَطْمَئِنَّ بِهِۦ قُلُوبُكُمْ وَمَا ٱلنَّصْرُ إِلَّا مِنْ عِندِ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ عَزِيزٌ حَكِيمٌ
Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa yardım ancak Allah katındandır. Şüphesiz Allah, mutlak güç sahibidir, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah bunu sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım, yalnızca Allah katındandır. Şüphesiz ki Allah güçlüdür, doğru hüküm verendir. dipnot 1
Çünkü Allah bunu yalnızca bir müjde olsun için, bu vesileyle içiniz ferahlayıp moraliniz yükselsin diye yaptı; kaldı ki zafer garantili yardım, başkasından değil yalnızca Allah katındadır: Elbette Allah her işinde mükemmel olan, her hükmünde tam isabet edendir.
Ve Allah bunu yalnızca müjde olsun diye ve Allahtan başka kimsenin katından yardım umulmayacağına göre bununla kalpleriniz huzur, itminan bulsun diye böyle takdir etti, gerçekten de, Allah, hikmetle edip eyleyen en yüce iktidar sahibidir.
Allah bunu ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz mutmain olsun diye yaptı. . . Yardım, zafer ancak Allah indindendir. . . Muhakkak ki Allah Aziyz'dir, Hakiym'dir.
Allah, bunu, yalnızca bir müjde ve kalblerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Allah'ın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç şüphesiz Allah üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah bunu (meleklerle yardımı) sadece müjde olsun ve onunla kalbiniz yatışsın diye yapmıştı. Zaten yardım yalnız Allah tarafındandır. Çünkü Allah mutlak galiptir, yegâne hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah, yalnızca sevinçli bir haber olması ve yüreklerinizin doygunluğa erişmesi için bunu yapmıştır. Çünkü yardım, ancak Allah'ın katındandır. Kuşkusuz, Allah, Üstündür; Bilgelik ve Adaletle Yönetendir.
Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve o sayede kalpleriniz huzur ve rahatlık bulsun diye yaptı. Yardım yalnız ve yalnız Allah katındadır. Hiç şüphesiz Allah,mülkünde galiptir;işlerini yerli yerinde yapandır.
ALLAH bunu, ancak bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yaptı. Zafer yalnız ALLAH'tandır. ALLAH Üstündür, Bilgedir.
ALLAH bunu, ancak bir müjde olsun ve kalplerinizi yatıştırsın diye yaptı. Zafer yalnız ALLAH'tandır. ALLAH Üstündür, Bilgedir.
Ve bunu Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer Allah'ın kendindedir. Gerçekten Allah, azizdir, hikmet sahibidir.
Ve bunu Allah size sırf bir müjde olsun ve bununla kalbleriniz ıtmi'nan bulsun diye yapmıştı, yoksa nusrat Allahın kendindendir, hakıkat Allah azizdir hakimdir
Allah bunu, ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın dipnot 1 diye yaptı. Yardım, ancak Allah'tandır. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Allah bunu, ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın dipnot 1 diye yaptı. Yardım, ancak Allah'tandır. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Allah bunu, ancak bir müjde olsun ve onunla kalpleriniz yatışsın dipnot 1 diye yaptı. Yardım, ancak Allah'tandır. Kuşkusuz Allah, Mutlak Üstün Olan'dır, En İyi Hüküm Veren'dir.
Tanrı bunu yalnızca bir müjde ve kalplerinizin tatmin bulması için yapmıştı; (yoksa) Tanrı'nın katından başkasında nusret (zafer ve yardım) yoktur. Hiç kuşkusuz Tanrı üstün ve güçlü olandır, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah bunu (başka sebeble değil) ancak bir müjde (olsun), kalbleriniz o sayede oturaklaşsın diye yapmışdı. (Yoksa) Allahın katından başkasından hiç bir yardım yokdur. Şübhesiz ki Allah mutlak gaalibdir, yegane hüküm ve hikmet saahibidir.
Allah; bunu size sırf bir müjde olsun ve kalblerinizi yatışsın diye yapmıştır. Yardım; ancak Allah katındandır. Muhakkak ki Allah; Aziz'dir, Hakim' dir.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Allah, bunu yanlızca bir müjde olması ve kalplerinizin yatışması için yaptı. Yardım yalnızca Allah katındandır. Şüphe yok ki Allah mutlak galiptir, Hakîm'dir.
Allah bunu ancak müjde olsun (sevinesiniz) ve kalbiniz bununla yatışsın (güvene ve huzura kavuşsun) diye yapmıştı. Yardım, yalnız Allah katındandır. Allah daima üstün, hüküm ve hikmet sahibidir.
Allah bunu, sırf size bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer sadece Allah katındandır dipnot 1 . Daima üstün olan ve bütün kararları doğru olan Allah'tır.
Allah bunu size, sırf bir müjde olsun ve kalpleriniz yatışsın diye yapmıştı. Yoksa zafer, sadece Allah katındandır dipnot 1 . Allah güçlüdür, doğru kararlar verir.
Allah, bunu yalnızca bir müjde olması ve kalplerinizin yatışması için yaptı. Yardım yalnızca Allah katındadır. Çünkü Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
Allah, bunu yalnızca bir müjde olması ve kalplerinizin yatışması için yaptı. Yardım yalnızca Allah katındadır. Çünkü Allah azizdir, Hakimdir.
Allah bunu, sadece bir müjde olsun ve o sayede kalpleriniz huzur ve rahatlık bulsun diye yaptı. Yardım yalnız ve yalnız Allah katındandır. Hiç şüphesiz Allah Aziz'dir, Hakim'dir.
Enfâl suresi, 11. ayet. إِذْ يُغَشِّيكُمُ ٱلنُّعَاسَ أَمَنَةً مِّنْهُ وَيُنَزِّلُ عَلَيْكُم مِّنَ ٱلسَّمَآءِ مَآءً لِّيُطَهِّرَكُم بِهِۦ وَيُذْهِبَ عَنكُمْ رِجْزَ ٱلشَّيْطَٰنِ وَلِيَرْبِطَ عَلَىٰ قُلُوبِكُمْ وَيُثَبِّتَ بِهِ ٱلْأَقْدَامَ
Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden şeytanın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
O zaman, katından bir güven olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi onunla temizlemek için, şeytanın pisliğini (vesvesesini) sizden gidermek, kalplerinizi (birbirine) bağlamak ve onunla ayakları(nızı savaşta) sabit kılmak için üzerinize gökten su indiriyordu.
Hani o zaman, O'nun inayetinden bir güvence olarak sizi bir iç sükunetinin çepeçevre kuşatmasını sağlamış ve üzerinize gökten tarifsiz bir yağmur indirmişti ki, onunla sizi temizlesin, (iç dünyanızı kirleten) Şeytan kirinden sizi arındırsın, yüreklerinizi güçlendirip ayaklarınızı onunla sabit kılsın.
(Hatırlayın nasıl olmuştu) hani, katından bir güvence olarak, sizi bir iç huzurunun kuşatmasını sağlamış ve gökten üzerinize su indirmişti ki onunla sizi arındırsın, Şeytanın kirli vesveselerinden kurtarsın; kalplerinizi güçlendirip adımlarınızı sağlamlaştırsın.
Hani O, kendinden bir sükun ve güven hali oluşturuyordu; sizi onunla (nefsani duygulardan) arındırmak, sizden şeytanın pisliğini (korku, evham) gidermek, şuurunuzdaki Hak müşahedesini kuvvetlendirmek ve ayakları (-nızı) (bu ilimle) sabit tutmak için de üzerinize semadan bir su inzal ediyordu (SU, ilmi marifet; kesinlikle Allah muradı neyse onun yerine geleceğine, yakin haline işaret eder). (Bu ayet benzetme yollu anlatımın örneğidir. Zira olay sırasında gökten yağan su - yağmur, ayakları yere bağlamaz veya şeytanın dürtüsünü temizlemez realitesi. Kuran'daki pek çok ayetin hangi bakışla değerlendirilmesi gerektiğine de bir örnektir. )
Hani kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyordu. Sizi kendisiyle tertemiz kılmak, sizden şeytanın pisliklerini gidermek, kalblerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (arz üzerinde) sağlamlaştırmak için size gökten su indiriyordu.
(Korkuya karşı) kendisinden bir emniyet olmak üzere size hafif bir uyku vermiş, kendisiyle sizi temizlemek, şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı sağlamlaştırmak için, üzerinize gökten bir de su indirmiştir.
O'nun katından bir güven olarak, sizi uyku bürüyordu. Ve sizi arındırmak, şeytanın kuruntularından kurtarmak ve yüreklerinizi güçlendirip ayaklarınızı sağlamlaştırmak için, üzerinize gökten su indiriyordu.
O zaman sizi, Allah'tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu; sizi onunla manen temizlemek, şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak, ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten bir su indiriyordu.
Kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyüp yatıştırıyordu. Sizi temizlemek, sapkının pisliğini (umutsuzluğu) sizden savmak, kalbinizi ikna etmek ve ayaklarınızı pekiştirmek için üzerinize gökten su indiriyordu.
Kendisinden bir güvenlik olarak sizi bir uyuklama bürüyüp yatıştırıyordu. (Susuzluğun oluşturduğu bunalımdan) sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (umutsuzluğu) sizden savmak, kalbinizi ikna etmek ve ayaklarınızı pekiştirmek için üzerinize gökten su indiriyordu.
O zaman size -tarafından bir güven olmak üzere- bir uyku sardırıyordu ve üzerinize gökten su indiriyordu ki, bununla sizi temizlesin, şeytanın murdarlığını sizden gidersin, kalplerinize güç versin ve bununla ayaklarınızı sağlamlaştırsın, Allah.
O vakıt size, tarafından bir emniyyet olmak üzere bir uyku sardırıyordu ve üzerinize Semadan bir su indiriyordu ki bununla sizi tathir eylesin ve Şeytanın murdarlığını sizden gidersin ve kalblerinize rabıta versin ve bununla ayaklarınızı sağlam durdursun
Hani O, size Kendi katından bir emniyet olmak üzere bir uyku sardırıyordu. Sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini dipnot 1 gidermek, kalplerinizi yatıştırmak ve ayaklarınızı yere sabit kılmak için gökten üzerinize bir su indiriyordu.
Hani O, size Kendi katından bir emniyet olmak üzere bir uyku sardırıyordu. Sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini dipnot 1 gidermek, kalplerinizi yatıştırmak ve ayaklarınızı yere sabit kılmak için gökten üzerinize bir su indiriyordu.
Hani O, size Kendi katından bir emniyet olmak üzere bir uyku sardırıyordu. Sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini dipnot 1 gidermek, kalplerinizi yatıştırmak ve ayaklarınızı yere sabit kılmak için gökten üzerinize bir su indiriyordu.
Hani kendisinden bir güvenlik (emeneten) olarak sizi bir uyuklama bürüyüp (yatıştırıyordu). [Susuzluğun oluşturduğu bunalımdan] Sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (umutsuzluğu) sizden savmak / gidermek, kalplerinizin üstünde (güven ve kararlılık duygusunu) pekiştirmek ve bununla ayaklarınızı (yeryüzünde) sağlamlaştırmak için üzerinize gökten su indiriyordu.
O, size o vakit kendisinden bir eminlik olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu. Sizi tertemiz yapmak, sizden şeytanın murdarlığını gidermek, kalblerinize rabıta vermek, ayakları (nızı) pekişdirmek için de gökden üstünüze bir su indiriyordu.
Hani O, size kendi katından bir emniyet olmak üzere sizi hafif bir uykuya daldırıyordu. Sizi tertemiz yapmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalblerinizi pekiştirmek ve ayaklarınıza sebat vermek için gökten üstünüze bir su indiriyordu.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Hani (Allah) kendi tarafından bir güvenlik olarak sizi hafif bir uykuya daldırıyor; sizi temizlemek, sizden Şeytan'ın vesvesesini gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırıyordu.
O zaman sizi, Allah'tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu, üzerinize sizi temizlemek, şeytanın pisliğini (içinize attığı kötü düşünceleri) sizden gidermek, kalblerinizi (birbirine) bağlamak ve ayakları(nızı) pekiştirmek için üzerinize gökten bir su indiriyordu.
Hani Allah, bir güven duygusu vermek için sizi tatlı bir uykuya daldırmıştı dipnot 1 . Sizi arındırmak, şeytanın yol açtığı çöküntüyü gidermek, kalplerinize metanet vermek ve ayaklarınızı sabit kılmak için gökten üzerinize yağmur da yağdırmıştı.
O gün güven içinde sizi uykuya daldırmış, sizi arındırmak, sizden şeytanın pisliğini gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak ve ayaklarınızı yere sağlam bastırmak için üzerinize gökten yağmur yağdırmıştı. dipnot 1
Hani o vakit sizi kendisinden bir güven vermek için hafif bir uykuya daldırmış ve üzerinize gökten onunla sizi temizlemek ve şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlamlaştırmak için su indirmişti.
O zaman sizi kendisinden bir güven vermek için hafif bir uykuya daldırmış ve üzerinize gökten onunla sizi temizlemek ve şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi pekiştirmek ve ayaklarınızı sağlamlaştırmak için su indirmişti.
O zaman sizi, Allah'tan bir güven olmak üzere hafif bir uyku bürüyordu; sizi onunla temizlemek, şeytanın pisliğini sizden gidermek, kalplerinizi birbirine bağlamak, ayaklarınızı sağlam bastırmak için üzerinize gökten bir su indiriyordu.
Enfâl suresi, 12. ayet. إِذْ يُوحِى رَبُّكَ إِلَى ٱلْمَلَٰٓئِكَةِ أَنِّى مَعَكُمْ فَثَبِّتُوا۟ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ سَأُلْقِى فِى قُلُوبِ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ٱلرُّعْبَ فَٱضْرِبُوا۟ فَوْقَ ٱلْأَعْنَاقِ وَٱضْرِبُوا۟ مِنْهُمْ كُلَّ بَنَانٍ
Hani Rabbin meleklere, "Ben sizinle beraberim. İman edenlere sebat verin. Ben kafirlerin kalplerine korku salacağım. Şimdi vurun boyunlarının üstüne. Vurun, onların bütün parmaklarına" diye vahyediyordu.
Hani Rabbin meleklere "Şüphesiz ki ben sizinle beraberim; iman edenlere destek olun! Ben kâfir olanların yüreğine korku salacağım. dipnot 1 Vurun boyunlarının üzerine! Onların bütün parmak uçlarını vurun!" diye vahyediyordu (bildiriyordu).
Hani o zaman Rabbin meleklere, "Elbet Ben de sizinle beraberim!" mesajını (iletmelerini) bildirdi: Haydi, imanda sebat edenlere direnç ve moral verin; Ben, inkarda direnenlerin yüreklerine korku salacağım! Haydi, vurun boyunlarının üstüne!... Kopartın onların (silah tutan) tüm parmaklarını!.."
Hani, Rabbin (inananlara ulaştırılmak üzere) meleklere: "Mutlaka sizinle beraberim!" (mesajını) vahyetmişti.(Ve meleklere): "İmana erenleri (benim şu sözlerimle) yüreklendirin: 'Hakkı inkara kalkanların kalplerine korku salacağım; öyleyse (ey inananlar) onların boyunlarını vurun, parmaklarını kırın!"
Hani Rabbin melaikeye şöyle vahyetmişti: "Muhakkak ben sizinle beraberim (Allah melekle yan yana olmayacağına göre; anlatılmak istenen {tasavvufta maiyet sırrı diye bahsedilen}: meleklerin, kendilerindeki kuvvet ve kudretin Allah'ın kuvvet ve kudreti bilincini taşıdıkları realitesine işaret olunmaktadır). . . İman edenleri sabitleyin. . . Hakikat bilgisini inkar edenlerin kalplerinde korku oluşturacağım. . . (Onların) boyunlarının üstüne vurun (vehim üzere sabitleyin) ve onların her parmağına darbedin. "
Rabbin meleklere vahyetmişti ki: "Şüphesiz ben sizinleyim, iman edenlere sağlamlık katın, inkar edenlerin kalblerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey müslümanlar,) vurun boyunlarının üstüne, vurun onların bütün parmaklarına."
Hani Rabbin meleklere: «Muhakkak ben sizinle beraberim; haydi iman edenlere destek olun; ben kâfirlerin yüreğine korku salacağım; vurun boyunlarına! Vurun onların bütün parmaklarına!» diye vahyediyordu.
Efendin, meleklere, şöyle bildiriyordu: "Kuşkusuz, sizinle birlikteyim; inananları güçlendirin. Nankörlük edenlerin yüreklerine korku salacağım. Artık, vurun boyunlarının üzerine; vurun tüm parmaklarına!"
Hani Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim. İmanı olanları sağlamlaştırınız. İnkar edenlerin kalplerine korku salacağım. Vurun boyunlarına, vurun onların bütün parmaklarına!"
Efendin meleklere, "Sizinle beraberim, iman edenleri destekleyin. İnkarcıların yüreğine korku salacağım. Vurun boyunlara, vurun onların her parmağına" diye vahiy ediyordu. dipnot 1
Rabbin meleklere, 'Sizinle beraberim, inananları destekleyin. İnkarcıların yüreğine korku salacağım. Vurun boyunlara, vurun onların her parmağına,' diye vahyediyordu.
O anda Rabbin meleklere şu vahyi veriyordu: "Ben sizinle beraberim. Haydi imanı sağlamlaştırın! Kafirlerin yüreklerine dehşet bırakacağım, hemen boyunlarının üstüne vurun, vurun onların parmaklarına!"
O vakıt ki rabbın Melaikeye şu vahyi veriyordu: "ben sizinle beraberim, haydin iymanı olanları tesbit edin, kafirlerin yüreklerine dehşet bırakacağım, hemen vurun boyunlarının üstüne, vurun onların parmaklarına
Hani, Rabb'in meleklere, sizinle beraberim, diye vahyediyordu; "İman Edenleri pekiştirin. Kafirlerin kalplerine korku salacağım. Haydi! Vurun onların boyunlarına, vurun onların parmaklarına."
Hani, Rabb'in meleklere, sizinle beraberim, diye vahyediyordu; "İman edenleri pekiştirin." Kafirlerin kalplerine korku salacağım. Haydi! Vurun onların boyunlarına, vurun onların parmaklarına.
Hani, Rabb'in meleklere, sizinle beraberim, diye vahyediyordu; "İman edenleri pekiştirin." Gerçeği yalanlayan nankörlerin kalplerine korku salacağım. Haydi! Vurun onların boyunlarına, vurun onların parmaklarına.
Rabbin meleklere: "Kuşkusuz ben sizinleyim, inananları destekleyin / sağlamlık katın. Küfredenlerin kalplerine amansız bir korku salacağım. Öyleyse (ey müslümanlar) vurun boyunlara, vurun onların parmaklarına" diye vahyetmişti.
Hani Rabbin meleklere: "Şübhesiz ki ben sizinle beraberim. Haydi iman eden (o mücahid) lere sebat ilham edin" diye vahyediyordu. "Ben, kafirlerin yüreklerine korku salacağım. (Ey mü'minler) hemen vurun boyunlarının üstüne, vurun onların her bir parmağına" (diyordu).
Hani Rabbın, meleklere: Ben sizinleyim, haydi iman edenlere sebat verin, diye vahyetmişti. Ben, küfretmiş olanların kalblerine korku salacağım. Artık siz de vurun boyunlarının üstüne, vurun tüm parmaklarına.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
O an Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin! Ben kâfirlerin kalbine korku salacağım. Artık onların boyunlarının üstüne de vurun, onların her parmağına da vurun.”
Rabbin meleklere vahyediyordu ki: "Ben sizinle beraberim, siz inananları pekiştirin; ben inkar edenlerin yüreklerine korku salacağım; vurun (onların) boyunların(ın) üstüne, vurun onların her parmağına!"
Meleklere de şunu vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim. Siz müminleri cesaretlendirin. Ben de kafirlerin yüreklerine korku salacağım." Öyleyse dipnot 1 (ey müminler) onların boyun köklerine ve parmak uçlarına vurun!
O gün meleklere de şunu vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim, kafirlerin yüreklerine korku salacağım. Siz de müminleri cesaretlendirin. Öyleyse (ey müminler!) dipnot 1 onların boyunlarının üstüne ve parmak uçlarına vurun"
O an Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: Ben sizinle beraberim, iman edenlere sebat verin! Ben kâfirlerin kalbine korku salacağım. Siz de vurun boyunlarına, vurun parmak uçlarına.
O an Rabbin meleklere şöyle vahyediyordu: -Ben sizinle bereberim, iman edenlere sebat verin! Ben kafirlerin kalbine korku salacağım. Siz de boyunlarını vurun, parmaklarını doğrayın!
Rabbin, meleklere şöyle vahyediyordu: "Ben sizinle beraberim. İmanı olanları sağlamlaştırın. İnkar edenlerin kalpleri içine korku salacağım; vurun boyunların üstüne, vurun onların her parmağına."
Enfâl suresi, 13. ayet. ذَٰلِكَ بِأَنَّهُمْ شَآقُّوا۟ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ وَمَن يُشَاقِقِ ٱللَّهَ وَرَسُولَهُۥ فَإِنَّ ٱللَّهَ شَدِيدُ ٱلْعِقَابِ
Bu, onların Allah'a ve Resulüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah'a ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki Allah'ın cezası şiddetlidir.
Bu (uygulama), onların Allah'a ve Elçisine karşı gelmelerinden ötürüdür. dipnot 1 Kim Allah'a ve Elçisine karşı gelirse, şüphesiz ki Allah azabı şiddetli olandır. dipnot 2
Bu, onların Allah ve Elçisi'ne karşı konuşlanmaları yüzündendir; ve kim Allah ve Rasulü'ne karşı konuşlanırsa, iyi bilsin ki Allah'ın cezalandırması pek şiddetlidir.
Onların kendilerini Allahtan ve Onun Elçisinden koparmış olmaları yüzündendir bu; ve kim ki kendisini Allahtan ve Onun Elçisinden koparırsa, bilsin ki Allah azabında çok zorludur.
Bunun sebebi, onların Allah'a ve Rasulüne karşı çıkarak kendilerini Allah ve Rasulünden ayırıp koparmalarıdır. . . Kim Allah'a ve Rasulüne karşı çıkarsa, muhakkak ki Allah Şediyd ül 'Ikab'dır (yapılanın sonucunu şiddetle yaşatandır).
Bu, elbette, onların Allah'a ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Allah'a ve elçisine baş kaldırırsa, şüphesiz Allah (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Bu söylenenler, onların Allah'a ve Rasûlüne karşı gelmelerinden ötürüdür. Kim Allah ve Rasûlüne karşı gelirse, bilsin ki Allah, azabı şiddetli olandır.
İşte bu, Allah'a ve O'nun elçisine karşı gelmeleri yüzündendir. Allah'a ve O'nun elçisine kim karşı gelirse, kuşkusuz, Allah'ın cezası çok yamandır.
Bu durum, onların Allah ve O'nun peygamberine karşı çıkmalarındandır. Kim Allah ve O'nun peygamberine karşı çıkarsa bilsin ki Allah, azabında çok zorludur.
Çünkü onlar ALLAH'a ve elçisine karşı aktif olarak savaştılar. Kim ki ALLAH ve elçisiyle savaşırsa elbette ALLAH'ın cezası çetindir.
Çünkü onlar ALLAH'a ve elçisine karşı aktif olarak savaştılar. Kim ki ALLAH ve elçisiyle savaşırsa elbette ALLAH'ın cezası çetindir.
Çünkü onlar Allah ve peygamberine karşı geldiler. Kim Allah'a ve peygamberine karşı gelirse, bilsin ki Allah'ın azabı şiddetlidir.
Böyle, çünkü onlar Allaha ve Resulüne karşı geldiler ve kim Allaha ve Resulüne karşı gelirse bilsin ki Allahın ıkabı şiddetlidir
Böyle! Çünkü onlar, Allah'a ve Resul'üne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resul'üne karşı gelirse, bilsin ki, Allah'ın Azabı Çok Çetindir.
Böyle! Çünkü onlar, Allah'a ve Resul'üne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Resul'üne karşı gelirse, bilsin ki, Allah'ın Azabı Çok Çetindir.
Çünkü onlar, Allah'a ve Rasul'üne karşı geldiler. Kim Allah'a ve Rasul'üne karşı gelirse, bilsin ki, Allah'ın Azabı Çok Çetindir.
Bu, elbette, onların Tanrı'ya ve elçisine baş kaldırmaları dolayısıyladır. Kim Tanrı'ya ve elçisine baş kaldırırsa, kuşkusuz Tanrı (ceza ile) sonuçlandırması pek şiddetli olandır.
Bunun sebebi şudur: Çünkü onlar Allaha ve Resulüne karşı geldiler. Kim Allaha ve Resulüne karşı gelirse Allahın cezası cidden çetindir.
Bunun sebebi: Allah'a ve peygamberlerine karşı koymalarıdır. Her kim ki, Allah'a ve peygamberlerine karşı koyarsa; muhakkak Allah cezası çetin olandır.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
Bu, onların Allah’a ve Rasûlüne karşı gelmelerindendir. Her kim de Allah’a ve Rasûlüne karşı gelirse; bilsin ki Allah’ın cezası şiddetlidir.
Böyle (olacak), çünkü, onlar Allah'a ve Elçisine karşı geldiler. Kim Allah'a ve Elçisine karşı gelirse muhakkak ki, Allah'ın cezası çetin olur.
Çünkü bu kafirler, Allah'ın ve elçisinin karşısında yer aldılar. Kim Allah'ın ve elçisinin karşısında yer alırsa bilsin ki Allah'ın cezalandırması çetindir dipnot 1 .
Öyle yapın çünkü onlar, Allah'ın ve elçisinin karşısında yer almışlardır. Kim Allah'ın ve elçisinin karşısında yer alırsa Allah'ın ona vereceği ceza pek ağır olur.
Bu, Allah’a ve Rasûlü'ne muhalefet etmeleri dolayısıyladır. Kim, Allah’a ve Rasûlü'ne muhalefet ederse, şüphesiz Allah’ın cezası çok şiddetlidir.
Bu, Allah'a ve Elçisi'ne muhalefet etmeleri dolayısıyladır. Kim, Allah'a ve Elçisi'ne muhalefet ederse, şüphesiz Allah'ın cezası çok şiddetlidir..
Bu böyledir. Çünkü onlar Allah'a ve resulüne kafa tuttular. Kim Allah'a ve resulüne kafa tutarsa kuşkusuz ki, Allah'ın azabı şiddetli olur.
Enfâl suresi, 14. ayet. ذَٰلِكُمْ فَذُوقُوهُ وَأَنَّ لِلْكَٰفِرِينَ عَذَابَ ٱلنَّارِ
İşte şimdi siz tadın onu! Kafirlere bir de cehennem azabı vardır.
İşte (ey kâfirler, cezanız) bu; şimdi onu tadın! Şüphesiz ki kâfirler için ateş azabı vardır.
Bu sizin için (ey inkarcılar)! Haydi, tadın onu! Bir de ayrıca, inkarda (sonuna kadar) direnenler için (ahirette) ateş azabı var!
Bu (sizin için, ey Allahın düşmanları)! Haydi, öyleyse tadın onu; ve (bilin ki) hakkı inkar edenleri ateşli bir azap beklemektedir!
İşte size (fiilinizin sonucu); tadın onu! Hakikat bilgisini inkar edenler için bir de Nar (bir tür ateş ki, hem içsellikte hem dışsallıkla yakan) azabı vardır.
İşte bu sizin; tadın bunu. İnkara sapanlara bir de ateş azabı vardır.
İşte bu yenilgi size Allah’ın azabı! Şimdilik onu tadın! Kâfirlere bir de cehennem ateşinin azabı vardır.
"İşte, artık tadın onu!" Kuşkusuz, nankörlük edenler için ateş cezası vardır.
İşte bu yenilgi, size Allah'ın azabıdır. İşte siz o azabı tadınız! İnkarcılara bir de cehennem ateşinin azabı vardır.
İşte bunu tadın. Kafirler için bir de ateş azabı var.
İşte bunu tadın. Kafirler için bir de ateş azabı var.
İşte bunu gördünüz ya, şimdi onu tadın; kafirlere bir de cehennem azabı vardır!
İşte bunu gördünüz a, şimdi onu tadın, kafirlere bir de Cehennem azabı var
Şimdi onu tadın. Kafirler için yalnızca ateşin azabı vardır.
Şimdi onu tadın. Kafirler için yalnızca ateşin azabı vardır.
Şimdi onu tadın. Gerçeği yalanlayan nankörler için yalnızca ateşin azabı vardır.
İşte bu sizin; tadın bunu. Kafirler için bir de ateş azabı var.
İşte bunu gördünüz ya: Şimdi tadın onu! Kafirlere bir de (cehennem) ateş (in) in azabı vardır.
İşte bunu tadın. Muhakkak ki kafirlere bir de ateş azabı vardır.
(5-14) Nasıl ki Rabbin seni, evinden gerçek için / hak için çıkarmıştı (Allah vahyi gayrı metluv olarak çık demiştir) ve dahi müminlerden bir bölüm / bir fırka da bundan hoşlanmıyordu. (İlk itaatin beklendiği ilk taarruz bedir) Açık ve net hale gelen hak konusunda senle mücadele ediyorlardı / tartışıyorlar , ö lüme doğru sürülüyorlardı / iletiliyorlardı / sevk ediliyorlardı, onlar da bakıp duruyorlardı. (Göz göre göre ölüme sürükleniyorlar gibiydiler, lakin bu savaştan korku değil stratejik bir sorgulama idi hazırlık yapmamışlardı sonuç bile bile ölüm olabilirdi) Allah iki gruptan / tayfadan / taifeden birisinin kesin sizin olacağına söz veriyordu / vaat ediyordu. Sizde dikensiz olanın sizin olmasını temenni ediyordunuz. Allah ise kelimeleri ile gerçek gerçeklensin muradı vardı / iradesi o yönde idi, kafirlerin ard ını / arkasını kesmek istiyordu. Mücrimler hoşlanmasalar dahi, gerçek gerçekleşir, batıl batıllaşır / iptal olur / geçersiz olur. (Ebu Süfyan kervanı ile şamdan dönüyor, Kureyş’te silahlanıp orduyla kervana ilerliyorken Resul, 314 kişi 70 deve ile yola çıktı ya kervanı alacaklar ya da orduyu mağlup edeceklerdi, meşru gözüken gasp edilmiş mallarını taşıyan kervana yönelmeleri idi, di kensiz olanı ani kervanı seçmek dikenli zahmetli olan ordudan daha iyi gözüktü. ) o vakit Rabbinizden yardım istiyordunuz, size cevap verildi / icabet edildi. Muhakkak ki ben sıra sıra meleklerden bini ile sizi destekleyeceğim. Allah kalplerinizin doygunluğu için / tatmin olması için onu size müjde yaptı, galip edici yardım ancak Allah katındadır (saade değil nasara) muhakkak Allah saygıdeğerdir / azizdir / hikmetli karar verendir / h âkimdir. Ondan bir güven olarak / emniyet olarak size hafif bir uyku bastırıyordu , onunla sizi temizlemesi için üzerinize gökten su indiriyordu, şeytanın pisliğini sizden gideriyordu, kalplerinizi sağlam bağlıyordu, ayaklarınızı onunla sabitliyordu, Rabbin meleklerine sizinle beraberim, inananlara sebat verin , kafirlerin kalbine korku bırakacağım, boyunlarının üstüne vurun, bütün parmaklarına vurun diye vahyediyordu. Bunun nedeni, onlar ın Allah’a ve Resul’üne karşı çıkmalarıdır , kim Allaha ve Resul’üne karşı çıkarsa Allah , muhakkak ki şiddetli ceza verir , şimdi sizler onu tadın, kesinlikle kafirler için ateş azabı var.
İşte bu sizin; tadın bunu. (Ahirette) kâfirler için bir de Cehennem azabı vardır.
"İşte siz şimdi tadın onu; (ayrıca) kafirler için ateş azabı da vardır!"
Haydi tadın o cezayı bakalım. O kafirler için bir de ateş azabı vardır.
Haydi tadın onu bakalım. Kafirler için bir de ateş azabı vardır.
İşte size (azap) tadın onu! Ve kâfirlere bir de ateşin azabı vardır.
İşte size (azap) tadın onu! ve kafirlere bir de ateşin azabı vardır.
İşte gördünüz! Hadi tadın onu! Küfre sapanlar için ateş azabı da var.
Enfâl suresi, 15. ayet. يَٰٓأَيُّهَا ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ إِذَا لَقِيتُمُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ زَحْفًا فَلَا تُوَلُّوهُمُ ٱلْأَدْبَارَ
Ey iman edenler. Savaş düzeninde iken kafirlerle karşılaştığınız zaman sakın onlara arkanızı dönmeyin (savaştan kaçmayın).
Ey iman edenler! Toplu hâlde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin (kaçmayın)!
Siz ey iman edenler! Savaşta, inkarda direnenlerin kalabalık ordusuyla karşılatığınızda sakın ardınızı dönüp kaçmayın!
Siz ey imana erişenler! Savaşta, o hakikati inkara şartlanmış olan topluluğu büyük bir kuvvetle karşınızda bulduğunuz zaman sakın arkanızı dönmeyin:
Ey iman edenler. . . Toplu olarak hakikat bilgisini inkar edenler ile karşılaştığınızda, sakın onlardan kaçmayın!
Ey iman edenler, toplu olarak kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın).
Ey müminler! Toplu halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman onlara arkanızı dönmeyin. (Korkup kaçmayın).
Ey inanca çağırılanlar! Nankörlük edenlerle topluca karşılaştığınızda, sakın onlara arkanızı dönmeyin.
Ey iman edenler! İnkar edenlerle savaşmak üzere karşılaştığınızda, sakın onlara arkanızı dönmeyiniz!"
Ey iman edenler, size karşı düşmanca harekata geçen kafirlerle karşılaştığınızda, onlara arkanızı dönmeyin.
Ey inananlar, size karşı düşmanca harekata geçen kafirlerle karşılaştığınızda, onlara arkanızı dönmeyin.
Ey iman edenler! Toplu olarak kafirlerle karşılaştığınız zaman, artık onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın)!
Ey o bütün iyman edenler! Ordu halinde kafirlere çattığınız vakıt artık onlara arkalarınızı dönmeyin
Ey İman Edenler! Kafirlerin orduları ile karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin.
Ey iman edenler! Kafirlerin dipnot 1 orduları ile karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin.
Ey iman edenler! Gerçeği yalanlayan nankörlerin orduları ile karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin.
Ey inananlar, toplu olarak küfredenlerle karşılaştığınız zaman, onlara arka çevirmeyin (savaştan kaçmayın).
Ey iman edenler, toplu bir halde kafirlerle karşılaşdığınız zaman onlara arkalarınızı dönmeyin (kaçmayın).
Ey iman edenler; toplu halde kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkalarınızı dönmeyin.
(15-19) Ey iman edenler toplu ilerleyen kafir bir ordu ile karşılaştığınız vakit onlara ardınızı dönmeyin. O gün kişi arkasını ancak savaşı çarpıtmak / müteharrifen yahut bir sınıflamaya katılmak için dönebilir (fietün kategori) bunun dışında geri dönen Allah’ın gazabına uğramıştır, onun barınağı cehennemdir ne kötü dönüş yeridir. Onları siz öldürmediniz ve lakin Allah onları öldürdü, fırlattığın zaman da sen atmadın ve lakin Allah attı, müminleri onunla güzel bir bağlılık sınavı ile sınadım, kesinlikle Allah işitendir bilendir. Böylelikle Allah Kafirlerin tuzak kurgusunu zayıflatır, madem fetih istiyorsunuz O fetih size kesinlikle geldi, eğer ki işi bitirirseniz bu sizin için hayırlıdır , eğer ki dönerseniz biz de döneriz , sizin birliğiniz size asla bir fayda vermez velev çok olsanız bile. Kesinlikle Allah, Müminlerle beraberdir.
Ey iman edenler, (savaş için) toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönüp kaçmayın.
Ey inananlar, inkar edenlerle toplu halde karşılaşırsanız, onlara arkalar(ınız)ı döndür(üp kaç)mayın.
Ey inanıp güvenenler! Toplu halde kafirlerle karşılaştığınızda sakın arkanızı dönmeyin.
Ey inanıp güvenenler! Bir (askeri) nizam halinde iken kafirlerle karşılaşınca sakın arkanızı dönüp kaçmayın.
Ey iman edenler! Toplu bir halde kâfirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin!
-Ey iman edenler, toplu bir halde kafirlerle karşılaştığınız zaman, onlara arkanızı dönmeyin!
Ey iman edenler! İnkar edenlerle savaşmak üzere karşılaştığınızda, sakın onlara arkalarınızı dönmeyin!
Enfâl suresi, 16. ayet. وَمَن يُوَلِّهِمْ يَوْمَئِذٍ دُبُرَهُۥٓ إِلَّا مُتَحَرِّفًا لِّقِتَالٍ أَوْ مُتَحَيِّزًا إِلَىٰ فِئَةٍ فَقَدْ بَآءَ بِغَضَبٍ مِّنَ ٱللَّهِ وَمَأْوَىٰهُ جَهَنَّمُ وَبِئْسَ ٱلْمَصِيرُ
-Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme, ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse mutlaka o, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de cehennemdir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, dipnot 1 kim öyle bir günde onlara arka çevirirse (kaçarsa), elbette o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun barınağı cehennemdir. Ne kötü varış yeridir (orası)!
Nitekim o gün -taktik gereği olmaksızın ya da diğer bir birliğe katılma amacı taşımaksızın- kim ardını dönüp kaçarsa, kesinlikle o Allah'ın gazabına muhatap olacak ve meskeni (de) cehennem olacaktır: o ne berbat bir ikametgahtır.
çünkü o gün -bir savaş taktiği gözetmeksizin ya da bir başka (müminler) grubuyla birleşme amacı gütmeksizin- her kim arkasını onlara dönüp kaçarsa, (bilsin ki) mutlaka Allahın gazabını üzerine çekmiş olacak ve varacağı yer de cehennem olacaktır: ne kötü bir varış yeridir orası!
Savaşmak için çekilmek yahut bir başka birliğe katılmak (için çekilmek) haricinde, kim onlardan kaçarsa, mutlaka Allah'ın öfkesi ile döner. . . Onun mekanı yanma ortamıdır! Ne kötü varış yeridir o!
Kim onlara böyle bir günde -yine savaşmak için bir yana çekilen ya da bir başka bölüğe katılmak için yer tutanın dışında- arkasını çevirirse, gerçekten o, Allah'tan bir gazaba uğramıştır ve onun barınma yeri cehennemdir. Ne kötü bir yataktır o.
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya diğer bölüğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse muhakkak ki o, Allah'ın gazabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir. Orası, varılacak ne kötü yerdir!
Böyle bir günde, tekrar savaşmak için geri çekilmek veya diğer bir birliğe katılmak amacının dışında, kim arkasını dönerse, kesinlikle, Allah'ın öfkesine uğramıştır. Kalacakları yer cehennemdir; ne kötü bir varış yeridir.
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilmek veya diğer bir birliğe ulaşıp mevzi tutma durumu dışında, kim öyle bir günde onlara arka çevirirse, elbette o, Allah'ın azabını hak etmiş olarak döner. Onun yeri de cehennemdir; orası, varılacak ne kötü yerdir!
Kim o gün, savaş taktiği veya başka bir birliğe katılma amacının dışında sırtını dönüp kaçarsa ALLAH'tan bir gazaba uğramıştır ve yeri de cehennemdir. Ne kötü bir duraktır.
Kim o gün, savaş taktiği veya başka bir birliğe katılma amacınının dışında sırtını dönüp kaçarsa ALLAH'tan bir gazaba uğramıştır ve yeri de cehennemdir. Ne kötü bir duraktır.
Her kim böyle bir günde onlara -dönüp çarpışmak için pırlanmak (kaçar gibi yapmak) veya diğer safta mevzilenmek halleri hariç- arkasını dönerse, muhakkak Allah'tan bir gazaba uğramış olur. Ve varacağı yer cehennemdir, o ise ne kötü akibettir!
Her kim böyle bir günde onlara -dönüb çarpışmak için pırlanmak veya diğer bir takımda mevkı' almak halleri müstesna olarak- arkasını dönerse muhakkak Allahdan bir gadaba değmiş olur, ve varacağı yer Cehennemdir, o ise ne kötü akıbettir.
Kim böyle bir günde, savaşmak için bir cepheye çekilmek amacıyla veya başka bir birliğe katılmanın dışında, düşmana arkasını dönerse, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer Cehennem'dir. O, ne kötü bir dönüş yeridir.
Kim böyle bir günde, savaşmak için bir cepheye çekilmek amacıyla veya başka bir birliğe katılmanın dışında, düşmana arkasını dönerse, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer Cehennem'dir. O, ne kötü bir dönüş yeridir.
Kim böyle bir günde, savaşmak için bir cepheye çekilmek amacıyla veya başka bir birliğe katılmanın dışında, düşmana arkasını dönerse, Allah'ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer Cehennem'dir. O, ne kötü bir dönüş yeridir.
Kim o gün, savaş taktiği veya başka bir birliğe katılma amacınının dışında sırtını dönüp kaçarsa Tanrı'dan bir gazaba uğramıştır ve yeri de cehennemdir. Ne kötü bir duraktır o.
Tekrar muhaarebe için bir tarafa çekilenin, yahud diğer bir fırkaya ulaşıb mevki' tutanın haali müstesna olmak üzere kim öyle bir günde onlara arka çevirirse o, muhakkak ki Allahın gazabına uğramışdır. Onun yurdu cehennemdir. O, ne kötü bir sonucdur!
Tekrar savaşmak için bir tarafa çekilme veya bir başka topluluğa katılma dışından her kim, o gün arkasını dönerse; muhakkak ki o, Allah katından bir gazaba uğramıştır. Onun yurdu cehennenmdir ve o, ne kötü bir sonuçtur.
(15-19) Ey iman edenler toplu ilerleyen kafir bir ordu ile karşılaştığınız vakit onlara ardınızı dönmeyin. O gün kişi arkasını ancak savaşı çarpıtmak / müteharrifen yahut bir sınıflamaya katılmak için dönebilir (fietün kategori) bunun dışında geri dönen Allah’ın gazabına uğramıştır, onun barınağı cehennemdir ne kötü dönüş yeridir. Onları siz öldürmediniz ve lakin Allah onları öldürdü, fırlattığın zaman da sen atmadın ve lakin Allah attı, müminleri onunla güzel bir bağlılık sınavı ile sınadım, kesinlikle Allah işitendir bilendir. Böylelikle Allah Kafirlerin tuzak kurgusunu zayıflatır, madem fetih istiyorsunuz O fetih size kesinlikle geldi, eğer ki işi bitirirseniz bu sizin için hayırlıdır , eğer ki dönerseniz biz de döneriz , sizin birliğiniz size asla bir fayda vermez velev çok olsanız bile. Kesinlikle Allah, Müminlerle beraberdir.
-Savaş taktiği olarak düşmanı vurmak için çekilme ya da diğer bir birliğe katılmak durumu hariç- böyle bir günde her kim onlara arkasını dönerse; mutlaka o, Allah’ın gazabına uğramış olur. Onun varacağı yer de Cehennem'dir. Ne kötü varılacak yerdir orası!
Kim o gün savaşmak için bir tarafa çekilmek, ya da başka bir birliğe katılmak dışında arkasını döner(kaçar)sa o, Allah'tan bir gazaba uğrar, onun yeri cehennemdir, o ne kötü varılacak bir yerdir!
Savaş taktiği olarak yer değiştirme ya da bir birliğin yanında yer alma dışında kim o gün onlara arkasını dönerse Allah'ın gazabına uğrar. Onun kalacağı yer cehennemdir. Ne kötü hale gelmektir o!
Her kim böyle bir günde, savaş için mevzi tutmak ya da bir birliğin yanında yer almak dışında bir sebeple arkasını dönerse, Allah'ın gazabına uğrar. Onun varacağı yer cehennem olur. Ne kötü hale gelmektir o.
Kim o gün, savaşmak için bir yana çekilmek ya da diğer bir gruba katılmak haricinde arkasını dönerse Allah’ın gazabına uğrar; o kimsenin barınağı Cehennem'dir. Orası ne kötü dönüş yeridir.
Kim o gün, savaşmak için bir yana çekilmek ya da diğer bir gruba katılmak gibi durumlar haricinde arkasını dönerse Allah'ın gazabına uğrar; onun barınağı cehennemdir. Orası ne kötü bir yerdir.
Her kim böyle bir günde, savaşmak için başka bir yer tutmak yahut başka bir birliğe katılmaya gitmek dışında onlara arkasını dönerse, Allah'tan bir gazaba çarpılmış olur. Varacağı yer cehennemdir onun. Ne kötü varış yeridir o!
Enfâl suresi, 17. ayet. فَلَمْ تَقْتُلُوهُمْ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ قَتَلَهُمْ وَمَا رَمَيْتَ إِذْ رَمَيْتَ وَلَٰكِنَّ ٱللَّهَ رَمَىٰ وَلِيُبْلِىَ ٱلْمُؤْمِنِينَ مِنْهُ بَلَآءً حَسَنًا إِنَّ ٱللَّهَ سَمِيعٌ عَلِيمٌ
(Savaşta) onları siz öldürmediniz, fakat Allah onları öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri, tarafından güzel bir imtihanla denemek için Allah öyle yaptı. Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
(Savaşta) onları siz öldürmemiştiniz fakat onları Allah öldürmüştü; attığın zaman da sen atmamıştın fakat Allah atmıştı. Bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yapmıştı). Şüphesiz ki Allah duyandır, bilendir.
Hem onları siz öldürmediniz; amma velakin, onları asıl öldüren Allah'tı. Attığın zaman da atan sen değildin, ama asıl Allah attı. Zira O, inananları (sonucunu) inayetiyle takdir ettiği güzel bir sınava tabi tuttu: şüphesiz Allah her şeyi işitir, her şeyi bilir.
Ve (şunu da bilin ki) (ey müminler,) düşmanı öldüren siz değildiniz, Allahtı onları öldüren, ve (korku) saldığın zaman sen değildin (ey Peygamber, onların içine korku) salan, fakat Allahtı (korku) salan: Ve (O bütün bunları) Kendi belirlediği güzel bir sınavla müminleri sınamak için yaptı. Muhakkak ki Allah her şeyi işiten, her şeyi hakkıyla bilendir!
Siz öldürmediniz onları, öldüren Allah'tı! (Oku) attığında sen atmadın, atan Allah'tı! İman edenlere, kendinden (rahmetinden) güzel bir tecrübe yaşatmak için! Muhakkak ki Allah Semi'dir, Aliym'dir.
Onları siz öldürmediniz, ama onları Allah öldürdü; attığın zaman sen atmadın, ama Allah attı. Mü'minleri kendinden güzel bir imtihanla imtihan etmek için (yaptı.) Şüphesiz Allah, işitendir, bilendir.
(Ey müminler! Savaşta) az sayınızla pek çok düşman öldürdüğünüz zaman onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü; attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı (onu). Ve bunu, müminleri güzel bir imtihanla denemek için (yaptı). Şüphesiz Allah hakkıyla işitendir, hakkıyla bilendir.
Onları, siz öldürmediniz; Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın; Allah attı. Kendisinden güzel bir sınavla, inananları sınamak için. Kuşkusuz, Allah, Duyandır; Bilendir.
Savaşta onları siz öldürmediniz, onları Allah öldürdü. Attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı. Bunu da müminleri güzel bir imtihanla sınamak için yaptı. Doğrusu Allah işitendir; bilendir.
Onları siz öldürmediniz, fakat ALLAH öldürdü. Attığın zaman da sen atmıyordun; ALLAH atıyordu. Fakat böylece iman edenleri güzel bir sınavla sınadı. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Onları siz öldürmediniz, fakat ALLAH öldürdü. Attığın zaman da sen atmıyordun; ALLAH atıyordu. Fakat böylece inananları güzel bir sınavla ödüllendirir. ALLAH İşitendir, Bilendir.
Sonra onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü; attığın zaman da sen atmadın, lakin Allah attı. Bu da mü'minlere güzel bir imtihan geçirtmek içindi. Gerçekten Allah işitendir, bilendir!
Sonra onları siz öldürmediniz ve lakin onları Allah öldürdü, attığın vakıt da sen atmadın ve lakin Allah attı, hem de mü'minlere güzel bir imtihan geçirtmek için, hakikat Allah semi'dir, alimdir
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. dipnot 1 Allah, bunu Mü'minleri iyi bir sınavla sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. dipnot 1 Allah, bunu mü'minleri iyi bir sınavla sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın, fakat Allah attı. dipnot 1 Allah, bunu mü'minleri iyi bir sınava tabi tutmak için yaptı. Kuşkusuz Allah, Her Şeyi Duyan'dır, Her Şeyi Bilen'dir.
Onları siz öldürmediniz fakat Tanrı öldürdü. Attığın zaman da sen atmadın fakat Tanrı attı. İnançlıları kendinden güzel bir sınavla sınamak için (yaptı). Kuşkusuz Tanrı işitendir, bilendir.
Onları siz öldürmediniz, fakat Allah öldürdü onları. Atdığın zaman da (Habibim) sen atmadın, ancak Allah atdı. (Ve bunu) mü'minleri kendinden güzel bir (ni'met) imtihan (ı) ile denemek için (yapdı). Şübhesiz ki Allah hakkıyle işiden, kemaliyle bilendir.
Siz öldürmediniz onları, fakat Allah öldürdü. Attığın zaman da; sen atmadın ancak Allah attı. Allah bunu, inananları güzel bir imtihana tabi tutmak için yapmıştı. Muhakkak ki Allah; Semi'dir, Alim'dir.
(15-19) Ey iman edenler toplu ilerleyen kafir bir ordu ile karşılaştığınız vakit onlara ardınızı dönmeyin. O gün kişi arkasını ancak savaşı çarpıtmak / müteharrifen yahut bir sınıflamaya katılmak için dönebilir (fietün kategori) bunun dışında geri dönen Allah’ın gazabına uğramıştır, onun barınağı cehennemdir ne kötü dönüş yeridir. Onları siz öldürmediniz ve lakin Allah onları öldürdü, fırlattığın zaman da sen atmadın ve lakin Allah attı, müminleri onunla güzel bir bağlılık sınavı ile sınadım, kesinlikle Allah işitendir bilendir. Böylelikle Allah Kafirlerin tuzak kurgusunu zayıflatır, madem fetih istiyorsunuz O fetih size kesinlikle geldi, eğer ki işi bitirirseniz bu sizin için hayırlıdır , eğer ki dönerseniz biz de döneriz , sizin birliğiniz size asla bir fayda vermez velev çok olsanız bile. Kesinlikle Allah, Müminlerle beraberdir.
(Bedir'de) onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın, fakat Allah attı. Müminleri güzel bir imtihanla denemek için (böyle yaptı). Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
(O gün) Onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü; (ey Muhammed), attığın zaman sen atmadın, fakat Allah attı. Mü'minleri güzel bir imtihanla sınamak için (bunu yaptı). Doğrusu Allah işitendir, bilendir.
Onları siz öldürmediniz; onları öldüren Allah'tır dipnot 1 . Attığın zaman da sen atmadın, onu atan Allah'tır dipnot 2 . Bu, inanıp güvenenleri güzel bir imtihandan geçirmek içindi. Daima dinleyen ve bilen Allah'tır.
Onları öldüren siz değildiniz, onları öldüren Allah'tı. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. Bu, inanıp güvenenleri güzel bir sınamadan geçirmek içindi. Allah dinler ve bilir.
(Bedir'de) onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın. Fakat Allah attı. Fakat müminleri güzel bir imtihanla denemek için (böyle yaptı). Şüphesiz Allah her şeyi işitendir, her şeyi bilendir.
(İşte o gün) onları siz öldürmediniz, fakat onları Allah öldürdü. Attığında da sen atmadın fakat müminleri güzel bir imtihanla denemek için Allah attı. Şüphesiz Allah işitendir, bilendir.
Siz öldürmediniz onları, Allah öldürdü onları. Attığın zaman da sen atmadın, Allah attı. İnananları kendisinden güzel bir imtihanla denemek için yaptı bunu. Allah; işitendir, bilendir.
Enfâl suresi, 18. ayet. ذَٰلِكُمْ وَأَنَّ ٱللَّهَ مُوهِنُ كَيْدِ ٱلْكَٰفِرِينَ
İşte durum bu: (Allah, mü'minleri güzel bir şekilde dener). Bir de Allah, kafirlerin tuzağını zayıf düşürendir.
İşte böyle olmuştu. Şüphesiz ki Allah kâfirlerin tuzağını bozucudur. dipnot 1
Bu (da) sizin için (ey inananlar): İşte Allah, inkar edenlerin tuzağını (böyle) boşa çıkarır!
İşte bu (sınamaydı, Allahın muradı); ve keza, Allah(ın), hakkı inkar edenlerin düzenlerini hep boşa çıkardı(ğını göstermekti, Allahın muradı).
İşte böyle (yaşayıp gördünüz)! Muhakkak Allah, hakikat bilgisini yaşamayı inkar edenlerin tuzağını zayıf düşürendir!
İşte size böyle... Gerçekten Allah, kafirlerin hileli düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
Bu böyledir. Şüphesiz Allah, kâfirlerin tuzağını bozar.
Bu böyledir. Kuşkusuz, Allah, nankörlük edenlerin dalaverelerini boşa çıkaracaktır.
İşte size Allah'ın lütfu! Allah, kafirlerin tuzaklarını boşa çıkartır.
İşte böyle; ALLAH kafirlerin planını bozar.
Bu yolla, ALLAH, kafirlerin planını bozar.
Bunu gördünüz, bir de Allah'ın kafirlerin tuzağını zayıf düşürmesi var!
Bunu gördünüz, bir de kafirlerin tedbirini Allahın za'iyf düşürmesi var
İşte size böyle yardım etti. Allah, Kafirlerin planlarını bozandır.
İşte size böyle yardım etti. Allah, Kafirlerin planlarını bozandır.
İşte size böyle yardım etti. Allah, gerçeği yalanlayan nankörlerin planlarını bozandır.
İşte size böyle... Gerçekten Tanrı kafirlerin hileli düzenlerini boşa çıkarıcıdır.
Bu böyledir. Şübhesiz ki Allah kafirlerin tuzaklarını yıpratıcıdır.
İşte bu, böyledir. Muhakkak ki Allah kafirlerin düzenini zayıflatıcıdır.
(15-19) Ey iman edenler toplu ilerleyen kafir bir ordu ile karşılaştığınız vakit onlara ardınızı dönmeyin. O gün kişi arkasını ancak savaşı çarpıtmak / müteharrifen yahut bir sınıflamaya katılmak için dönebilir (fietün kategori) bunun dışında geri dönen Allah’ın gazabına uğramıştır, onun barınağı cehennemdir ne kötü dönüş yeridir. Onları siz öldürmediniz ve lakin Allah onları öldürdü, fırlattığın zaman da sen atmadın ve lakin Allah attı, müminleri onunla güzel bir bağlılık sınavı ile sınadım, kesinlikle Allah işitendir bilendir. Böylelikle Allah Kafirlerin tuzak kurgusunu zayıflatır, madem fetih istiyorsunuz O fetih size kesinlikle geldi, eğer ki işi bitirirseniz bu sizin için hayırlıdır , eğer ki dönerseniz biz de döneriz , sizin birliğiniz size asla bir fayda vermez velev çok olsanız bile. Kesinlikle Allah, Müminlerle beraberdir.
İşte durum bu. Bir de Allah, kâfirlerin tuzağını zayıf düşürendir.
İşte size böyle yaptı. Çünkü Allah, kafirlerin tuzağını zayıflatır.
Öyle oldu. Çünkü kafirlerin oyununu zayıf düşüren de Allah'tır.
Böyle olmasının (zafer elde etmenizin) nedeni Allah'ın o kafirlerin düzenini zayıflatmasıdır.
İşte bu (yardım) Allah'ın kâfir kimselerin tuzaklarını boşa çıkarmasıdır.
İşte siz ve kafirlerin tuzağını etkisiz kılan Allah!.
Gördünüz ya, Allah küfre sapanların tuzağını fersiz bırakır.
Enfâl suresi, 19. ayet. إِن تَسْتَفْتِحُوا۟ فَقَدْ جَآءَكُمُ ٱلْفَتْحُ وَإِن تَنتَهُوا۟ فَهُوَ خَيْرٌ لَّكُمْ وَإِن تَعُودُوا۟ نَعُدْ وَلَن تُغْنِىَ عَنكُمْ فِئَتُكُمْ شَيْـًٔا وَلَوْ كَثُرَتْ وَأَنَّ ٱللَّهَ مَعَ ٱلْمُؤْمِنِينَ
(Ey inkarcılar!) Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (peygambere karşı gelmekten) vazgeçerseniz, bu sizin için daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Çok olsa bile topluluğunuz size hiç fayda vermez. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
(Ey kâfirler)! Siz zafer istiyorsanız, elbette size zafer geldi! (İnkârdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. (Peygamber'e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona yardıma) döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. dipnot 1 Şüphesiz ki Allah müminlerle beraberdir.
Siz ey fetih isteyenler! İşte fetih ayağınıza gelmiştir! Şimdi, eğer bir son verirseniz bu sizler için daha hayırlıdır. Yok eğer dönerseniz biz de döneriz; ve ne kadar kalabalık olursa olsun topluluğunuz size hiçbir yarar sağlamaz: (Herkes) iyi bilsin ki Allah mü'minlerle beraberdir.
(Ey inananlar!) Zafer mi istiyordunuz; işte ulaştı size zafer. Şimdi eğer (günahtan) kaçınmak istiyorsanız, bu sizin kendi iyiliğinize olacaktır; yok, eğer (günaha geri) dönerseniz; ve (bu durumda) topluluğunuzun size bir yararı olmaz, velev ki sayıca çok da olsanız. Çünkü, bilin ki Allah (ancak) inananlarla beraberdir.
Eğer siz fetih (zafer) istiyorsanız, işte size (Bedir'de) fetih geldi. . . Eğer (Rasulullah'a direnmekten) vazgeçerseniz, o sizin için daha hayırlıdır. . . Şayet (şirke) dönerseniz, biz de döneriz! (O durumda) topluluğunuz çok da olsa size hiçbir faydası olmaz. . . Kesinlikle Allah iman edenlerledir (kendinde açığa çıkan havl ve kuvvetin Allah'ın olduğunu yaşayanlarladır)!
Eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler,) işte size fetih; ama eğer (inkardan ve eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, geri dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, size bir şey sağlayamaz. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
(Ey kâfirler!) Eğer siz fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi! (Yenelim derken yenildiniz.) Ve eğer (inkardan) vazgeçerseniz bu sizin için daha iyidir. Yine (Peygamber’e düşmanlığa) dönerseniz, biz de (ona) yardıma döneriz. Topluluğunuz çok bile olsa, sizden hiçbir şeyi savamaz. Çünkü Allah müminlerle beraberdir.
Utku mu istiyordunuz; işte size utku. Şimdi eğer son verirseniz, sizin için daha iyidir. Eğer dönerseniz, Biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, size yararı olmaz. Çünkü Allah, inananlarla birliktedir.
Zafer mi istiyordunuz, işte zafer size ulaştı. Eğer vazgeçerseniz, hakkınızda daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz, biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa, size zerre kadar yarar sağlamaz. Allah müminlerle beraberdir.
Zafer istiyorduysanız, işte size zafer geldi! Saldırmaktan vazgeçerseniz sizin için daha iyi olur. Dönerseniz biz de döneriz ve ordunuz sayıca çok da olsa sizden hiçbir şeyi savamaz. ALLAH iman edenlerle beraberdir.
Zafer istiyorsanız (ey kafirler), işte size zafer geldi! Saldırmaktan vazgeçerseniz sizin için daha iyi olur. Dönerseniz biz de döneriz ve ordunuz sayıca çok da olsa sizden hiç bir şeyi savamaz. ALLAH inananlarla beraberdir.
Fetih istiyorsanız (ey kafirler), işte size fetih; eğer vazgeçerseniz, hakkınızda daha hayırlı olur. Eğer döner yine başlarsanız, Biz de başlarız. O vakit askerleriniz çok da olsa, size zerre kadar fayda vermez, çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
Feth istiyorsanız (ey kafirler) işte size fetih, ve eğer vaz geçerseniz hakkınızda daha hayırlı olur, yok döner yine başlarsanız biz de başlarız, o vakıt askeriniz çok da olsa size zerre kadar faide vermez, çünkü Allah mü'minlerle beraberdir
Eğer fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi. Eğer son verirseniz, o sizin için daha hayırlıdır. Eğer dönerseniz, Biz de döneriz. Topluluğunuz çok olsa da kesinlikle size bir fayda vermez. Kuşkusuz Allah, Mü'minlerle beraberdir.
Eğer fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi. Eğer son verirseniz, o sizin için daha hayırlıdır. Eğer dönerseniz, Biz de döneriz. Topluluğunuz çok olsa da kesinlikle size bir fayda vermez. Kuşkusuz Allah, Mü'minlerle beraberdir.
Eğer fetih istiyorsanız, işte size fetih geldi. Eğer son verirseniz, o sizin için daha hayırlıdır. Eğer dönerseniz, Biz de döneriz. Topluluğunuz çok olsa da kesinlikle size bir fayda vermez. Kuşkusuz Allah, mü'minlerle beraberdir.
Eğer fetih istiyor idiyseniz (ey kafirler) işte size fetih; ama eğer [inkardan ve eski yaptıklarınızdan] vazgeçerseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Yok, geri dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz (sayıca) çok da olsa size bir şey sağlayamaz. Çünkü Tanrı inançlılarla beraberdir.
Eğer siz (ey kafirler) feth (-u zafer) istiyor idiyseniz işte o feth size gelmişdir. Eğer (bundan) vaz geçerseniz bu, sizin için daha hayırlıdır. Eğer (tekrar muhaarebeye) dönerseniz biz de döneriz. Cemaatiniz çok da olsa sizden hiç bir şey'i asla def'edemez. Çünkü Allah mü'minlerle beraberdir.
Eğer, fetih istiyor idiyseniz; işte size fetih gelmiştir. Eğer vazgeçerseniz; bu, sizin için daha hayırlıdır. Yok tekrar dönerseniz; biz de döneriz. Topluluğunuz çok da olsa hiç bir şeye yaramaz. Çünkü Allah muhakkak mÜ'minlerle beraberdir.
(15-19) Ey iman edenler toplu ilerleyen kafir bir ordu ile karşılaştığınız vakit onlara ardınızı dönmeyin. O gün kişi arkasını ancak savaşı çarpıtmak / müteharrifen yahut bir sınıflamaya katılmak için dönebilir (fietün kategori) bunun dışında geri dönen Allah’ın gazabına uğramıştır, onun barınağı cehennemdir ne kötü dönüş yeridir. Onları siz öldürmediniz ve lakin Allah onları öldürdü, fırlattığın zaman da sen atmadın ve lakin Allah attı, müminleri onunla güzel bir bağlılık sınavı ile sınadım, kesinlikle Allah işitendir bilendir. Böylelikle Allah Kafirlerin tuzak kurgusunu zayıflatır, madem fetih istiyorsunuz O fetih size kesinlikle geldi, eğer ki işi bitirirseniz bu sizin için hayırlıdır , eğer ki dönerseniz biz de döneriz , sizin birliğiniz size asla bir fayda vermez velev çok olsanız bile. Kesinlikle Allah, Müminlerle beraberdir.
(Ey kâfirler!) Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir. Eğer (küfrünüze ve savaşa) son verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer tekrar dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz kalabalık olsa bile size bir fayda vermeyecektir. Çünkü Allah, Müminlerle beraberdir.
Eğer fetih istiyorsanız işte size fetih geldi. Eğer (eski yaptıklarınızdan) vazgeçerseniz, bu sizin için iyidir. Ama yine (eski yaptıklarınıza) dönerseniz, biz de döneriz (size yardım etmekten vazgeçeriz). O zaman topluluğunuz çok da olsa, size hiçbir yarar sağlayamaz. Allah, inananlarla beraberdir.
Gerçeğin açığa çıkmasını istiyorsanız işte gerçek açığa çıktı dipnot 1 . Bu davranışa son verirseniz dipnot 2 hayrınıza olur. Aynı yanlışa dönerseniz size yardımı keseriz dipnot 3 . O zaman birliğiniz sayıca fazla olsa da size bir fayda sağlamaz. Çünkü Allah, inanıp güvenenlerle beraberdir.
(Ey inanıp güvenenler,) Önünüzün açılmasını istiyordunuz işte o açıklık geldi.Bu davranışa son verirseniz dipnot 1 hayrınıza olur.Eğer dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz ne kadar çok da olsa işinize yaramaz. Çünkü Allah, inanıp güvenenlere yardım eder.
(Ey kâfirler!) Fetih istiyorsanız, işte size fetih gelmiştir (yenildiniz). Eğer (küfrünüze ve savaşa) son verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer tekrar dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz kalabalık olsa bile size bir fayda vermeyecektir. Çünkü Allah, müminlerle beraberdir.
Fetih istiyorsanız, size fetih gelmiştir. Eğer son verirseniz bu sizin için daha hayırlıdır. Ve eğer tekrar dönerseniz biz de döneriz. Topluluğunuz kalabalık olsa bile size bir fayda vermeyecektir. Çünkü Allah, müminlerle beraberdir.
Fetih istiyorsanız, fetih size geldi. Eğer vazgeçerseniz hakkınızda daha hayırlı olur. Eğer dönerseniz biz de döneriz. Cemaatiniz çok da olsa size zerre kadar yarar sağlayamaz. Allah, inananlarla beraberdir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.