Diyanet İşleri
İnkar edenler diyorlar ki: "Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir."
Ra'd suresi · 27–31. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ra'd suresi, 27. ayet. وَيَقُولُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ لَوْلَآ أُنزِلَ عَلَيْهِ ءَايَةٌ مِّن رَّبِّهِۦ قُلْ إِنَّ ٱللَّهَ يُضِلُّ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِىٓ إِلَيْهِ مَنْ أَنَابَ
İnkar edenler diyorlar ki: "Ona (Muhammed'e) Rabbinden bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Şüphesiz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir."
Kâfir olanlar diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" De ki: "Şüphesiz ki Allah dileyeni (layık gördüğünü) saptırır (sapkınlığını onaylar); kendisine yöneleni ise doğru yola ulaştırır." dipnot 1
Yine inkarda direnenler, "Ona Rabbinden bir mucize indirilmesi gerekmez miydi?" derler. De ki: "Allah dileyen kimsenin sapmasını diler, kendisine yönelen kimseyi ise doğru yola yönlendirir";
İmdi, (Peygamber'in getirdiği mesajın) doğruluğunu inkar edenler, "Ona Rabbinden mucizevi bir alamet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. Sen de şöyle de: "Bilin ki, (sapmayı) dileyeni saptıran da, O'na yöneleni Kendisine yaklaştıran da, şüphesiz Allah'tır;
O hakikat bilgisini inkar edenler: "O'na Rabbinden bir mucize inzal edilseydi ya?" derler. . . De ki: "Muhakkak ki Allah dilediğini saptırır, kendisine dönüp yöneleni de hakikate erdirir. "
İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet (mucize) indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz Allah, dilediğini şaşırtıp saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip iletir."
Kâfir olanlar diyorlar ki: «Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi?» De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de hidayete erdirir.
Nankörlük edenler, üstelik şöyle dediler: "Efendisinden, Ona, bir mucize indirilmeliydi; öyle değil mi?" De ki: "Kuşkusuz, Allah, dilediğini saptırır; Kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir!"
İnkar edenler,"Rabbinden ona bir mucize indirilmeli değil miydi?" derler. De ki: "Doğrusu, Allah dileyeni saptırır, bütün benliğiyle kendisine yöneleni de doğru yola iletir."
İnkar edenler, "Ona Efendinden bir mucize indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "ALLAH dileyeni saptırır ve yöneleni doğruya ulaştırır."
İnkar edenler, 'Ona Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi,' diyorlar. De ki: 'ALLAH dileyeni saptırır ve yöneleni doğruya ulaştırır.'
Yine o küfredenler diyorlar ki: "Ona Rabbinden bir mucize indirilseydi ya! De ki: "Gerçekten Allah dilediği kimseyi şaşırtıyor, kendisine gönül vereni de hidayete eriştiriyor.
Yine o küfredenler diyorlar ki: Ona Rabbından bir ayet indirilseydi ya!.. De ki, hakikat Allah dilediği kimseyi şaşırtıyor, kim de gönül verirse kendini hidayet buyuruyor
Kafirler: "Rabb'inden ona bir ayet dipnot 1 indirilseydi ya!" diyorlar. De ki: "Allah, hak edeni saptırır dipnot 2 , kendisine yönelen kimseyi de doğru yola iletir."
Kafirler: "Rabb'inden ona bir ayet dipnot 1 indirilseydi ya!" diyorlar. De ki: "Allah, hak edeni saptırır dipnot 2 , kendisine yönelen kimseyi de doğru yola iletir."
Gerçeği yalanlayan nankörler: "Rabb'inden ona bir ayet dipnot 1 indirilseydi ya!" diyorlar. De ki: "Allah, dileyen kimseyi dalalette dipnot 2 bırakır, kendisine yönelen kimseyi de doğru yola iletir."
Küfredenler: "Ona rabbinden bir ayet indirilseydi ya!" derler. De ki: "Şüphesiz Tanrı dilediğini şaşırtıp saptırır, kendisine katıksızca yöneleni de dosdoğru yola yöneltip iletir."
O küfredenler: "Ona (peygambere) Rabbinden bir (azab) mu'cize (si) indirilmeli değil miydi"? derler. De ki: "Şübhesiz Allah kimi dilerse onu dalalete götürür, gönlünü kendine çevirdiklerini ise doğru yola iletir".
Küfredenler dediler ki: Rabbından kendisine bir ayet inidirilmeli değil miydi? De ki: Allah dilediğini saptırır, kendisine yöneleni de doğru yola eriştirir.
(18-28) Rablerine icabet edenlere, daha güzeli vardır, O’na icabet etmeyenler ise yerdeki olanların tümünü ve bir o kadarını da fidye olarak verirlerdi, hesabın kötü olanı işte onlar içindir, varacakları yer de cehennemdir, ne kötü oturulacak yerdir / mahattır. Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse kör biri mi gibidir? Muhakkak ki akıl uluları bunu düşünürler. Allah’a verdiği söze vefalı davrananlar, sözleşmelerini bozmazlar. (Yunqızu, enkaz, yıkmak) Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyin ulaştır ılmasını sağlarlar, Rablerinden tedirgin olurlar ve hesabın kötüsünden korkarlar , Allah’ın yüzüne kavuşmak amacıyla sabredenler, namazı kılarlar, onları rızıklandırdıklarımızdan gizli ve aleni harcarlar , kötülüğü güzellikle savarlar , n etice yurdu / akıbet yurdu işte onlar içindir , Adn cennetleri, oraya girecekler ve babalarından zevcelerinden ve soylarından ıslah olanlar da oraya girecekler , melekler de onların yanına her kapıdan girerler, selam sabrınızdan dolayı size, akıbet yurdu bir nimettir. Allah’a verdikleri sözü, sözleştikten sonra bozanlar ve ulaştırılması gereken Allah’ın emrini koparanlar ve arzda bozgunculuk yapanlar, işte onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü vardır, Allah rızkı istediğine basitleştirir ve de sınırlandırır, dünya hayatı ile sevindiler, dünya hayatı ise ahiret hayatı için ancak tüketim / geçim malzemedir. Kafirler, keşke Onun Rabbinden üzerine bir ayet indirilseydi ya derler de ki Muhakkak ki Allah istediğini saptırır , O’na yöneleni de yola sokar , o kimseler iman etmişlerdir ve Allah’ı hatırla yıp anmayla kalpleri doygunluğa ermiştir / tatmin olmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla / zikir ile tatmin olur.
Kâfir olanlar: “Kendisine Rabbinden bir âyet (mûcize) indirilmeli değil miydi?” derler. De ki: “Şüphesiz Allah dilediğini saptırır ve kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.”
İnkar edenler: "Ona Rabbinden bir ayet indirilmeli değil miydi?" diyorlar. De ki: "Allah, dilediğini (bu tür sözlerle) saptırır. Yöneleni de kendisine iletir."
Kafirlik edenler: "Rabbinden ona bir ayet /mucize indirilseydi ya!" derler dipnot 1 . De ki: "Allah, (sapıklığın) gereğini yapanı sapık sayar, kendisine yöneleni de yoluna kabul eder dipnot 2 ."
Ayetleri görmezlikten gelenler (kafirler) derler ki "Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya." De ki "Allah, sapıklığı tercih edeni saptırır, doğruya yöneleni de kendine yöneltir dipnot 1 ."
Kâfirler: O’na Rabbinden bir ayet/mucize indirilmeli değil miydi? derler. De ki: Kuşkusuz Allah dilediğini saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir.
İnkar edenler: -O'na Rabbinden bir mucize indirilmeli değil miydi? derler. De ki: -Kuşkusuz Allah dileyeni saptırır ve Kendisine yöneleni doğru yola eriştirir.
Küfre sapanlar derler ki: "Rabbinden ona bir mucize indirilseydi ya!" De ki: "Allah dilediğini/dileyeni saptırır. Doğruya yöneleni de kendisine iletir."
Ra'd suresi, 28. ayet. ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَتَطْمَئِنُّ قُلُوبُهُم بِذِكْرِ ٱللَّهِ أَلَا بِذِكْرِ ٱللَّهِ تَطْمَئِنُّ ٱلْقُلُوبُ
Onlar, inananlar ve kalpleri Allah'ı anmakla huzura kavuşanlardır. Biliniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
(Bunlar), iman edenler ve Allah'ı hatırlamayla kalpleri huzur bulanlardır. Dikkat edin! Kalpler ancak Allah'ı hatırlamakla huzur bulur. dipnot 1
işte onlar, iman eden ve kalpleri Allah'ın vahyi ile tatmin olan kimselerdir. Bakınız: (akleden) kalpler yalnızca Allah'ın vahyi ile tatmin olur!
onlar ki, inanmışlar ve Allah'ı anmakla kalpleri huzur ve doyum bulmuştur; çünkü bilin ki, kalpler gerçekten de ancak Allah'ı anarak huzura erişir.
Onlar ki iman etmişlerdir ve şuurları Allah'ı hakikatlerinde olarak hatırlayıp hissetmenin tatminini yaşar! Kesinlikle biline ki, şuurlar Bizikrillah (Allah'ı, Esma'sının işaret ettiği anlamlar doğrultusunda hakikatinde HATIRLAYIP hissetmek) ile mutmain olur!
Bunlar, iman edenler ve kalpleri Allah'ın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun; kalbler yalnızca Allah'ın zikriyle mutmain olur.
Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
Onlar, inananlar ve Allah'ın Öğretisiyle yürekleri doygunluğa erişenlerdir. İyi bilin ki, yürekler, ancak Allah'ın Öğretisiyle doygunluğa erişir.
Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikri ile doyuma ulaşanlardır. Bilesiniz ki kalpler, ancak Allah'ı anmakla doyuma ulaşır.
Onlar ki onaylarlar ve kalpleri ALLAH'ı anmakla huzur bulur. Bilesiniz ki, kalpler ALLAH'ı anmakla yatışır.
Onlar ki inanırlar ve kalpleri ALLAH'ı anmakla huzur bulur. Bilesiniz ki, kalpler ALLAH'ı anmakla yatışır.
Onlar, iman edip kalpleri Allah'ın zikriyle yatışan kimselerdir; evet Allah'ın zikri ile kalpler yatışır!"
Onlar ki iyman etmişlerdir ve kalbleri Allahın zikri ile yatışır, evet Allahın zikriyledir ki kalbler yatışır
Onlar, İman Edenler ve kalpleri dipnot 1 Allah'ın zikri dipnot 2 ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur.
Onlar, iman edenler ve kalpleri dipnot 1 Allah'ın zikri dipnot 2 ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur.
Onlar, iman edenler ve kalpleri dipnot 1 Allah'ın zikri dipnot 2 ile tatmin olanlardır. Kalpler, ancak Allah'ın zikri ile tatmin olur.
Bunlar, inananlar ve kalpleri Tanrı'nın zikriyle mutmain olanlardır. Haberiniz olsun, kalpler yalnızca Tanrı'nın zikriyle mutmain olur.
Bunlar; iman edenlerdir, Allahın zikriyle gönülleri (vicdanları) huzuur-u sükune kavuşanlardır. Haberiniz olsun ki kalbler ancak zikrullah ile oturaklaşır (olgunlaşır).
Onlar ki; inanmışlardır ve kalbleri Allah'ı anmakla huzura kavuşmuştur. Dikkat edin; gerçekten kalbler, ancak Allah'ı anmakla huzura kavuşur.
(18-28) Rablerine icabet edenlere, daha güzeli vardır, O’na icabet etmeyenler ise yerdeki olanların tümünü ve bir o kadarını da fidye olarak verirlerdi, hesabın kötü olanı işte onlar içindir, varacakları yer de cehennemdir, ne kötü oturulacak yerdir / mahattır. Rabbinden sana indirilenin gerçek olduğunu bilen kimse kör biri mi gibidir? Muhakkak ki akıl uluları bunu düşünürler. Allah’a verdiği söze vefalı davrananlar, sözleşmelerini bozmazlar. (Yunqızu, enkaz, yıkmak) Allah’ın ulaştırılmasını emrettiği şeyin ulaştır ılmasını sağlarlar, Rablerinden tedirgin olurlar ve hesabın kötüsünden korkarlar , Allah’ın yüzüne kavuşmak amacıyla sabredenler, namazı kılarlar, onları rızıklandırdıklarımızdan gizli ve aleni harcarlar , kötülüğü güzellikle savarlar , n etice yurdu / akıbet yurdu işte onlar içindir , Adn cennetleri, oraya girecekler ve babalarından zevcelerinden ve soylarından ıslah olanlar da oraya girecekler , melekler de onların yanına her kapıdan girerler, selam sabrınızdan dolayı size, akıbet yurdu bir nimettir. Allah’a verdikleri sözü, sözleştikten sonra bozanlar ve ulaştırılması gereken Allah’ın emrini koparanlar ve arzda bozgunculuk yapanlar, işte onlara lanet vardır, onlara yurdun kötüsü vardır, Allah rızkı istediğine basitleştirir ve de sınırlandırır, dünya hayatı ile sevindiler, dünya hayatı ise ahiret hayatı için ancak tüketim / geçim malzemedir. Kafirler, keşke Onun Rabbinden üzerine bir ayet indirilseydi ya derler de ki Muhakkak ki Allah istediğini saptırır , O’na yöneleni de yola sokar , o kimseler iman etmişlerdir ve Allah’ı hatırla yıp anmayla kalpleri doygunluğa ermiştir / tatmin olmuştur. Dikkat edin kalpler ancak Allah’ı hatırlayıp anmakla / zikir ile tatmin olur.
Bunlar, iman edenler ve gönülleri Allah'ın zikriyle sükûnete erenlerdir. Bilesiniz ki, kalpler ancak Allah'ı zikretmekle huzur bulur.
Onlar inanan ve Allah'ı anmakla gönülleri huzur bulan kimselerdir. İyi bilin ki gönüller, ancak Allah'ı anmakla huzur bulur.
Onlar, inanıp güvenen ve kalpleri Allah'ın zikri /Kitabı dipnot 1 ile tatmin olanlardır dipnot 2 . Bilin ki kalpler, sadece Allah'ın zikri ile tatmin olur.
O'na yönelenler, inanıp güvenen ve Allah'ın zikri (Kitabı) ile kalpleri dipnot 1 yatışanlardır. Kalpler ancak Allah'ın zikri ile yatışır.
İman edenlerin kalpleri Allah’ın zikriyle huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah’ın zikri ile huzura kavuşur.
İman edenlerin kalpleri Allah'ın zikriyle huzura kavuşmuştur. Dikkat edin, kalpler ancak Allah'ın zikri ile huzura kavuşur.
Böyleleri, inanan ve gönülleri Allah'ın zikriyle/Kur'an'ıyla tatmin bulan kişilerdir. Gözünüzü açın! Gönüller yalnız Allah'ın zikriyle/Kur'an'la tatmin bulur.
Ra'd suresi, 29. ayet. ٱلَّذِينَ ءَامَنُوا۟ وَعَمِلُوا۟ ٱلصَّٰلِحَٰتِ طُوبَىٰ لَهُمْ وَحُسْنُ مَـَٔابٍ
İnanan ve salih amel işleyenler için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.
İman edip iyi işler yapanlara ne mutlu! dipnot 1 Varılacak güzel yurt da (onlar içindir).
İman eden ve Allah'ın razı olduğu eylem ortaya koyan bu kimseler var ya: göz aydınlığı onlarındır, güzel yurt da onların…
(Evet,) imana erişen ve dürüst ve erdemli davranan o kimseler ki, kendileri için (bu dünyada) huzurlu bir hayat, (ahirette de) varılacak yerlerin en güzeli ayırılmıştır!"
İman edip imanın gereğini yaşayanlar var ya, onlara Tuba (cennet ağacı) ve hakikatlerindekini yaşamanın güzellikleri vardır.
İman edip salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Varılacak yerin güzel olanı (onlarındır).
İman edenler ve sâlih amel işleyenler için iyi bir hayat ve güzel bir gelecek vardır.
İnanmış olarak erdemli edimler yapanlar için, mutluluk ve güzel bir dönüş yeri vardır.
İman edip iyi işler yapanlara ne mutlu! Varılacak güzel yurt da onlar içindir.
Gerçeği onaylayıp erdemli bir hayat sürenler için müjde ve en güzel dönüş yeri vardır.
İnanıp erdemli bir hayat sürenler için müjde ve en güzel dönüş yeri vardır.
Onlar ki iman etmiş ve iyi işler istemektedirler; ne hoş mutluluk onların, istikbal güzelliği de onların!
Onlar ki iyman etmişlerdir ve salih ameller işlemektedirler, ne hoş, tuba onların, istikbal güzelliği onların
İman Eden ve salihatı dipnot 1 yapanlara ne mutlu. Dönüş yerinin iyisi onlarındır.
İman eden ve salihatı dipnot 1 yapanlara ne mutlu. Dönüş yerinin iyisi onlarındır.
İman eden ve salihatı dipnot 1 yapanlara ne mutlu. Dönüş yerinin iyisi onlarındır.
İnanıp salih amellerde bulunanlar, ne mutlu onlara. Dönüş yerinin (meab) güzeli (onlarındır).
İman edib de güzel işler (hareketler ve ibadetler) yapanlar: Ne mutlu onlara! (Nihayet) dönüb gidilecek güzel yurd da (onların).
İnanmış olup salih ameller işleyenler için, hoş bir hayat ve güzel bir gelecek vardır.
(29-34) İman edenler ve ıslah edici faaliyetler yapan kimselere, mutluluk / tuba vardır ve gelinen güzel bir yer vardır. Böyle ce seni bir toplum içine gönderdik, onlardan önce de toplumlar geldi geçti, seni onlara, sana vahyettiğimizi sesli okuman için gönderdik. Onlar sa rahmanı yok sayıyorlardı , de ki O benim Rabbimdir , O’ndan başka ilah yoktur. (Ondan başka yönelinebilecek üçüncü şahıs yoktur) Onu vekil tayin ettim (vekaletim ondadır) tövbem de / vazgeçmelerim de O’nadır. Oysa ki bu Kuran, Onunla dağların yürütüldüğü yahut arzın onunla kesildiği / parçalandığı veya ölülerin onunla konuşturulduğu bir kuran olsa. (Ki öyle değil) Hayır bilakis işlerin hepsi Allah’ındır , iman edenler ümitsizliğe mi kapıldılar? Oysa Allah istese, insanların hepsi yola iletilir / hidayet bulurdu. Kafir kimselere ürettiklerinden dolayı çarpıcı / vurucu şeyler isabet etmeye devam edecek veya Allah’ın vaadi yerine gelince, yurtlarının yakınında halledilecekler, muhakkak ki Allah sözünden dönmez / söz ünün hilafına / karşıtı bir şey yapmaz . Kesin olan şu ki s enden önce de Resullerle alay edildi. / dalga geçildi. (Alış bunlara) Kafirlere süre verdim / süre tanıdım , sonra onları yakaladım / ele geçirdim, misillemem nasıl oldu? Herkesin yaptıklarının başında durup gözleyen biri, başka kim olabilir? Allah’a ortaklar yaptılar, onların isimlerini dile getirin. (Varsa Allah’a ortak söyleyin) yoksa Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. (Allah, bunu da kullarım sayesinde öğrendim mi diyecek) Yoksa ortaya çıkmış boş bir laf mı? (Laf olsun diye mi konuşuyorsunuz) Evet, kafirler için tuzak kurmak süslendi / zevkli hale getirildi , yoldan saptırıldılar, Allah kimi saptırırsa ona artık kılavuzluktan / rehberlikten bir şey yoktur, onlara dünya hayatında bir azap vardır ve ahirette de daha parçalayıcı / ayırıcı olan azap vardır. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur.
İman edip salih amellerde bulunanlar için, güzel bir hayat vardır ve güzel dönüş yeri de onlarındır.
İşte mutluluk ve güzel gelecek, o inanıp güzel işler yapanlarındır.
İnanıp güvenen ve iyi işler yapanlar için mutluluk ve varılacak güzel bir yer vardır dipnot 1 .
İnanıp güvenen ve iyi iş yapanlara güzellikler ve mutlu son vardır.
İman edip salih amellerde bulunanlar için (tuba) güzellikler ve varılacak güzel bir yurt vardır.
İman edip doğruları yapanlar için hoş bir hayat ve güzel bir istikbal vardır.
İman edip hak ve barış uğruna iyi işler yapanlara mutluluk ve müjde var, güzel bir gelecek var.
Ra'd suresi, 30. ayet. كَذَٰلِكَ أَرْسَلْنَٰكَ فِىٓ أُمَّةٍ قَدْ خَلَتْ مِن قَبْلِهَآ أُمَمٌ لِّتَتْلُوَا۟ عَلَيْهِمُ ٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ وَهُمْ يَكْفُرُونَ بِٱلرَّحْمَٰنِ قُلْ هُوَ رَبِّى لَآ إِلَٰهَ إِلَّا هُوَ عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ مَتَابِ
(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçmiş olduğu bir ümmete gönderdik ki, onlar Rahman'ı inkar ederken sana vahyettiğimizi kendilerine okuyasın. De ki: "O, benim Rabbimdir. O'ndan başka hiçbir ilah yoktur. Ben yalnız O'na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O'nadır."
Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin geçtiği bir ümmete gönderdik ki sana vahyettiğimizi onlara tilavet edesin (okuyup aktarasın). (Oysa) onlar Rahmân'ı inkâr ediyorlar. De ki: "O benim Rabbimdir. O'ndan başka ilah yoktur. Yalnızca O'na güvendim; dönüşüm de yalnızca O'nadır."
Böylece (ey Nebi), kendisinden önce nice (inkarcı) toplumların gelip geçtiği bir toplumun arasından elçi olarak seni seçtik ki, sana vahyettiklerimizi kendilerine ulaştırasın: zira onlar Rahman'ı inkar ediyorlar. De ki: "O benim Rabbimdir, kendisinden başka ilah olmayandır: yalnızca O'na güvendim, yüzümü O'na çevirdim."
İşte böylece (ey Muhammed) seni, kendisinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir (inanmayanlar) toplumu içinden Elçi olarak çıkardık ki, sana vahyettiklerimizi onlara okuyup açıklayasın; çünkü (bilmezlikleri yüzünden) O Rahman'ı inkar ediyor onlar. De ki: "O'dur benim Rabbim. O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na güven bağlamış bulunuyorum ve O'na dönüktür yönüm".
İşte böylece, kendinden önce nice toplumlar gelip geçmiş bir topluluk içinde seni açığa çıkardık ki; Rahman'ı inkar edenlere, sana vahyettiğimizi okuyup bildiresin. . . De ki: "Rabbim 'HU'! Tanrı yoktur sadece 'HU'! Tevekkülüm O'nadır ve metab (tövbe - dönüş) O'nadır. "
Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O, benim Rabbimdir, O'ndan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüş O'nadır."
(Ey Muhammed!) Kendinden önce gelip geçmiş milletlere gönderdiğimiz (peygamberler) gibi seni de, sana vahyettiklerimizi kendilerine okuman için Rahmân'ı inkâr etmekte olan bir millete gönderdik. (Onlara) de ki: "(Sizin inkâr ettiğiniz O Rahman), benim Rabbimdir; O'ndan başka (hakkıyla ibadete layık hiçbir) ilâh yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve dönüş (ve tövbem) O'nadır.
İşte böylece, kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma, sana bildirdiğimizi okuman için seni gönderdik. Oysa onlar, Bağışlayana nankörlük ediyorlar. De ki: "O, benim Efendimdir. O'ndan başka Tanrı yoktur. O'na güvendim ve O'na yönelirim!"
Biz böylece sana vahyettiğimizi onlara okuman için seni, kendilerinden önce birçok milletler geçmiş olan bir millete gönderdik. Oysa, onlar Rahman'ı inkar ederler. De ki: "O benim Rabbimdir. O'ndan başka tanrı yoktur. O'na güvenirim ve dönüşüm de O'nadır."
Daha önceki toplumlara olduğu gibi seni de bu topluma gönderdik ki sana vahiy ettiğimizi onlara okuyasın, halbuki onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O'dur benim Efendim; O'ndan başka tanrı yoktur. O'na güvendim; dönüş O'nadır."
Daha önceki toplumlara olduğu gibi seni de bu topluma gönderdik ki sana vahyettiğimizi onlara okuyasın, halbuki onlar Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: 'O'dur benim Rabbim; O'ndan başka tanrı yoktur. O'na güvendim; dönüş O'nadır.'
İşte seni böyle kendilerinden önce birçok ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki onlar Rahman'ı inkar ederlerken, sen onlara karşı, sana vahyettiğimiz Kitab'ı okuyasın. De ki: "O Rahman benim Rabbim, O'ndan başka ilah yoktur; ben O'na dayandım, tevbem de O'nadır!"
İşte böyle kendilerinden evvel nice ümmetler geçmiş olan bir ümmet içinde gönderdik ki onlar rahmana küfredenlerken sen onlara karşı sana vahyettiğimiz kitabı okuyasın, de ki: o rahman benim Rabbım, ondan başka ilah yok, ben ona dayandım tevbem de onadır
Kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim Rabb'imdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim, tevbe dipnot 2 O'nadır."
Kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim Rabbimdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim, tevbe dipnot 2 O'nadır."
Kendilerinden önce nice toplumların gelip geçtiği bir topluma seni gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyup duyurasın. Onlar, Rahman'a nankörlük ediyorlar. De ki: "O benim Rabb'imdir; Ondan başka ilah yoktur. Ben O'na tevekkül dipnot 1 ettim, tövbe dipnot 2 O'nadır.
Böylece biz seni, kendisinden önce nice ümmetler gelip geçmiş olan bir ümmete (elçi olarak) gönderdik; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın diye. Oysa onlar rahmana küfrediyorlar. De ki: "O benim rabbimdir, O'ndan başka tanrı yoktur. Ben O'na tevekkül ettim ve son dönüş O'nadır."
(Senden önce nasıl peygamberler gönderdiysek) öylece seni de, kendilerinden evvel nice ümmetler gelib geçmiş olan, bir ümmete — sana vahyetdiğimiz (Kur'an-ı kerim) i onlara okuman için — gönderdik. Onlar Rahmaanı tanımazlar. Sen, de ki: "O, benim Rabbimdir". Ondan başka hiç bir Tanrı yokdur. Ben ancak Ona dayanıb güvendim. En son dönüşüm de yalınız Onadır".
İşte böyle; sana vahyettiğimizi okuman için, seni de onlardan önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik. Onlar; Rahman'ı inkar ederler. De ki: O benim Rabbımdır. O'ndan başka ilah yoktur. Yalnız O'na tevekkül ederim. Dönüşüm de O'nadır.
(29-34) İman edenler ve ıslah edici faaliyetler yapan kimselere, mutluluk / tuba vardır ve gelinen güzel bir yer vardır. Böyle ce seni bir toplum içine gönderdik, onlardan önce de toplumlar geldi geçti, seni onlara, sana vahyettiğimizi sesli okuman için gönderdik. Onlar sa rahmanı yok sayıyorlardı , de ki O benim Rabbimdir , O’ndan başka ilah yoktur. (Ondan başka yönelinebilecek üçüncü şahıs yoktur) Onu vekil tayin ettim (vekaletim ondadır) tövbem de / vazgeçmelerim de O’nadır. Oysa ki bu Kuran, Onunla dağların yürütüldüğü yahut arzın onunla kesildiği / parçalandığı veya ölülerin onunla konuşturulduğu bir kuran olsa. (Ki öyle değil) Hayır bilakis işlerin hepsi Allah’ındır , iman edenler ümitsizliğe mi kapıldılar? Oysa Allah istese, insanların hepsi yola iletilir / hidayet bulurdu. Kafir kimselere ürettiklerinden dolayı çarpıcı / vurucu şeyler isabet etmeye devam edecek veya Allah’ın vaadi yerine gelince, yurtlarının yakınında halledilecekler, muhakkak ki Allah sözünden dönmez / söz ünün hilafına / karşıtı bir şey yapmaz . Kesin olan şu ki s enden önce de Resullerle alay edildi. / dalga geçildi. (Alış bunlara) Kafirlere süre verdim / süre tanıdım , sonra onları yakaladım / ele geçirdim, misillemem nasıl oldu? Herkesin yaptıklarının başında durup gözleyen biri, başka kim olabilir? Allah’a ortaklar yaptılar, onların isimlerini dile getirin. (Varsa Allah’a ortak söyleyin) yoksa Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. (Allah, bunu da kullarım sayesinde öğrendim mi diyecek) Yoksa ortaya çıkmış boş bir laf mı? (Laf olsun diye mi konuşuyorsunuz) Evet, kafirler için tuzak kurmak süslendi / zevkli hale getirildi , yoldan saptırıldılar, Allah kimi saptırırsa ona artık kılavuzluktan / rehberlikten bir şey yoktur, onlara dünya hayatında bir azap vardır ve ahirette de daha parçalayıcı / ayırıcı olan azap vardır. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur.
(Ey Muhammed!) Böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın. Halbuki onlar Rahman’ı inkâr ediyorlar. De ki: O (Rahman) benim Rabbimdir, O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Ben yalnız O’na tevekkül ettim, dönüşüm de yalnız O’nadır!
Seni de böylece, kendilerinden önce nice milletler geçmiş bulunan bir millete gönderdik ki, sana vahyettiğimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman'a nankörlük ederler. De ki: "O (Rahman), benim Rabbimdir. O'ndan başka tanrı yoktur. O'na dayandım, tevbem yalnız O'nadır."
Seni de kendilerinden önce nice toplumlar geçmiş olan bir topluma elçi gönderdik dipnot 1 ki sana vahyettiğimizi onlara bağlantılarıyla birlikte okuyasın dipnot 2 . Oysa onlar Rahman'a /iyiliği sonsuz olana dipnot 3 karşı nankörlük etmektedirler dipnot 4 . De ki: "O, benim Rabbimdir. Ondan başka ilah yoktur dipnot 5 . Ben yalnızca ona güvenip dayandım. Dönüşüm de yalnız onadır dipnot 6 ."
Hep böyle olur. Seni bir topluma elçi gönderdik ki sana vahyettiğimiz şeyi onlara okuyasın. Onlardan önce de nice toplumlar gelip geçmişti. Onlar, Rahman'ı görmezlikten geliyorlar. De ki "O benim Rabbimdir (Sahibimdir). O'ndan başka ilah yoktur. O'na güvenip dayandım. Dönüş O'nadır."
İşte böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki; sana vahyettiklerimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman’a küfrettiler. De ki: O benim Rabbim’dir, O’ndan başka (hak) ilah yoktur. Yalnızca O’na tevekkül ettim, dönüşüm de O’nadır!
İşte böylece seni, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmete gönderdik ki; vahyettiklerimizi onlara okuyasın. Oysa onlar Rahman'ı tanımadılar. De ki: -O benim Rabbim'dir, O'ndan başka ilah yoktur. Yalnızca O'na bağlandım, dönüşüm de O'nadır!
İşte seni böylece, kendilerinden önce nice ümmetlerin gelip geçtiği bir ümmet içinde resul kıldık ki, onlar Rahman'a küfrederlerken sen kendilerine, sana vahyettiğimizi okuyasın. De ki: "O'dur benim Rabbim, ilah yok O'ndan başka, O'na dayanmışım ben! Yalnız O'nadır tövbem!"
Ra'd suresi, 31. ayet. وَلَوْ أَنَّ قُرْءَانًا سُيِّرَتْ بِهِ ٱلْجِبَالُ أَوْ قُطِّعَتْ بِهِ ٱلْأَرْضُ أَوْ كُلِّمَ بِهِ ٱلْمَوْتَىٰ بَل لِّلَّهِ ٱلْأَمْرُ جَمِيعًا أَفَلَمْ يَا۟يْـَٔسِ ٱلَّذِينَ ءَامَنُوٓا۟ أَن لَّوْ يَشَآءُ ٱللَّهُ لَهَدَى ٱلنَّاسَ جَمِيعًا وَلَا يَزَالُ ٱلَّذِينَ كَفَرُوا۟ تُصِيبُهُم بِمَا صَنَعُوا۟ قَارِعَةٌ أَوْ تَحُلُّ قَرِيبًا مِّن دَارِهِمْ حَتَّىٰ يَأْتِىَ وَعْدُ ٱللَّهِ إِنَّ ٱللَّهَ لَا يُخْلِفُ ٱلْمِيعَادَ
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı, ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur'an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emir yalnız Allah'ındır. İman edenler anlamadılar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, inkar edenlere yaptıkları işler sebebiyle devamlı olarak, ya büyük bir felaket gelecek veya o felaket yurtlarının yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez.
Okunan bir (kitapla) dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı (o kitap yine bu Kur'an olurdu). dipnot 1 Fakat bütün işler, Allah'a aittir. İman edenler (şunu) bilmediler mi: Allah dileseydi bütün insanları doğru yola ulaştırırdı! dipnot 2 Allah'ın vaadi gelinceye kadar kâfir olanlara, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir bela dipnot 3 gelmeye devam edecek veya o (bela) evlerinin yakınına inecek. Allah vaadinden (sözünden) dönmez. dipnot 4
Eğer bu kendisi sebebiyle dağların yürütüldüğü, yerlerin paramparça edildiği, ölülerin konuşturulduğu bir hitab olsaydı, (yine de inanmazlardı). Bilakis, iş ve oluş tümüyle Allah'ın yasasına bağlıdır: Peki mü'minler, 'Allah isteseydi bütün insanları hidayete erdirirdi' gerçeğini anlayıp da (herkesi mü'min yapma) sevdasından vazgeçmediler mi? Ama inkarda ısrar edenlere gelince: Yapıp ettikleri onların başından felaketi eksik etmeyecektir; ya da yurtlarının yanı başına ansızın konuverecektir, ta ki Allah'ın verdiği söz yerini bulsun: Çünkü Allah sözünden asla caymaz.
(Onlar) kendisiyle dağların yürütüldüğü, yeryüzünün yarılıp açıldığı, ölülerin konuşturulduğu (ilahi) bir metin (dinlemiş olsalardı ona da inanmazlardı)! Oysa, olacak olan her şeye karar verme gücü yalnızca Allah'a aittir. Peki, inananlar hala anlamadılar mı ki, eğer Allah öyle olmasını dileseydi bütün insanlığı doğru yola yöneltirdi? Fakat, o hakkı inkara şartlanmış olanlara gelince, işledikleri kötülüklerden ötürü, böylelerinin başlarına her an beklenmedik bir felaket çullanmaktan ya da yurtlarının yanına / yakınına inmekten geri kalmaz, ta ki Allah'ın verdiği söz yerine gelinceye kadar; gerçek şu ki, Allah verdiği sözü yerine getirmekten asla geri durmaz!
Eğer ki, kendisi (okunarak) dağların yürütüldüğü yahut arzın parça parça edildiği veya kendisiyle ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı bu (gene iman etmezlerdi)! Hayır, Hüküm tümüyle Allah'ındır! İman edenler açıkça bilmediler mi, eğer Allah dileseydi elbette insanların hepsini hakikate erdirirdi! Hakikat bilgisini inkar edenlere gelince, kendi eserleri dolayısıyla; kendilerine veya yurtlarının yakınına bir musibet isabet etmekten geri kalmaz. . . Ta ki Allah vaadi gelinceye kadar. . . Muhakkak ki Allah vaadinden dönmez!
Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı (yine bu Kur'an olurdu). Hayır, emrin tümü Allah'ındır. İman edenler hala anlamadılar mı ki, eğer Allah dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirmiş olurdu. İnkar edenler, Allah'ın va'di gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Allah, verdiği sözden dönmez. (Veya miadını şaşırmaz.)
Eğer okunan bir kitapla dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o kitap yine bu Kur'an olacaktı). Fakat bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hâlâ bilmediler mi ki, Allah dileseydi bütün insanları hidayete erdirirdi. Allah’ın vaadi gelinceye kadar inkâr edenlere, yaptıklarından dolayı ya ansızın büyük bir belâ gelmeye devam edecek veya o belâ evlerinin yakınına inecek. Allah, vaadinden asla dönmez.
Kendisiyle dağların yürütüldüğü veya yeryüzünün parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an mı olsaydı? Hayır! Tüm buyruklar, Allah'a özgüdür. İnananlar yine de anlamadılar mı? Allah dileseydi, tüm insanları doğru yola eriştirirdi. Allah'ın sözünü verdiği gerçekleşinceye dek, nankörlük edenlerin yaptıklarına karşılık, başlarına veya ülkelerinin yakınına apansız bir yıkım gelecektir. Kuşkusuz, Allah, verdiği sözden asla dönmez.
Eğer, Kur'an ile dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı, kafirler yine inanmazlardı. Halbuki bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı; Allah dilerse, bütün insanları yola getirebilirdi. Allah'ın sözü yerine gelene kadar, yaptıklarından ötürü, inkar edenlerin ya başlarına yahut evlerinin yakınına düşecek bir vurucu felaketin gelmesi kaçınılmazdır. Doğrusu, Allah verdiği sözden caymaz.
Kendisiyle dağlar yürütülen, yahut yeryüzü parçalanan, yahut ölüler dirilten bir Kuran olsaydı bile (onlar yine onaylamazdı). Tüm işler ALLAH'ın kontrolündedir. Gerçeği onaylayanlar hala anlamadılar mı ki ALLAH dileseydi tüm insanları doğruya ulaştırırdı. İnkar edenler, ALLAH'ın sözü yerine gelinceye kadar yaptıklarına karşılık olarak ya başlarına ya da yakınlarına konacak bir felakete uğrayıp duracaklardır. ALLAH sözünden dönmez.
Kendisiyle dağlar yürütülen, yahut yeryüzü parçalanan, yahut ölüler dirilten bir Kuran olsaydı bile (onlar yine inanmazdı). Tüm işler ALLAH'ın kontrolündedir. İnananlar hala anlamadılar mı ki ALLAH dileseydi tüm insanları doğruya ulaştırırdı. İnkar edenler, ALLAH'ın sözü yerine gelinceye kadar yaptıklarına karşılık olarak ya başlarına ya da yakınlarına konacak bir felakete uğrayıp duracaklardır. ALLAH sözünden dönmez.
Kendisiyle dağların yürütüldüğü veya yerin parçalandığı yahut kendisiyle ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı... Fakat bütün emir Allah'ındır! İman edenler, kafirlerden ümidi kesip daha anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara hep birden hidayet buyururdu; o küfredenler, onların kendi sanatları yüzünden başlarına musibet inip duracak ya da yurtlarının yakınına konacak. Nihayet Allah'ın va'di gelecek! Şüphesiz ki Allah va'dinden şaşırmaz!
Bir kur'an, onunla dağlar yürütülse veya onunla Arz parçalansa veya onunla ölüler konuşturulsa!.. Fakat bütün emir Allahın, daha iyman edenler, kafirlerden ümidi kesip anlamadılar mı ki Allah dilese idi elbette insanlara hep birden hidayet buyurdu, o küfredenler onların kendi san'atlar ile başlarına musibet inip duracak veyahud yurtlarının yakınına konacak, nihayet Allahın va'di gelecek, her halde Allah miadını şaşırmaz
Kur'an'la dağlar yürütülseydi veya onunla yeryüzü yarılıp parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı yine de bir şey değişmezdi. Hayır! Bütün işler Allah'a aittir. İman Edenler hala anlamadılar mı ki Allah dileyecek dipnot 1 olsa bütün insanları doğru yola iletir. Yaltaklanmalarından dipnot 2 dolayı Kafirler bela ile karşı karşıya kalıp duracaktır. Veya evlerinin yanı başına inecek. Allah'ın vadi gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Kuşkusuz Allah sözünden dönmez.
Kur'an'la dağlar yürütülseydi veya onunla yeryüzü yarılıp parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı yine de bir şey değişmezdi. Hayır! Bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hala anlamadılar mı ki Allah tercih edecek dipnot 1 olsa bütün insanları doğru yola iletir. Yaltaklanmalarından dipnot 2 dolayı Kafirler bela ile karşı karşıya kalıp duracaktır. Veya evlerinin yanı başına inecek. Allah'ın vaadi gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Kuşkusuz Allah sözünden dönmez.
Kur'an'la dağlar yürütülseydi veya onunla yeryüzü yarılıp parçalansaydı veya onunla ölüler konuşturulsaydı yine de bir şey değişmezdi. Hayır! Bütün işler Allah'a aittir. İman edenler hala anlamadılar mı ki Allah dileyecek dipnot 1 olsa bütün insanları hidayete iletir. Allah'ın sözü gerçekleşinceye kadar, küfredenler, yaltaklanmalarından dipnot 2 dolayı kendileri veya yurtları büyük bir bela ile karşı karşıya kalıp duracaktır. Kuşkusuz Allah, sözünden dönmez.
Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yerin parçalandığı veya ölülerin konuşturulduğu bir Kuran olsaydı [yine bu Kuran olurdu]. Hayır, buyruğun tümü Tanrı'nındır. İnananlar hala anlamadılar mı ki eğer Tanrı dilemiş olsaydı, insanların tümünü hidayete erdirirdi. Küfredenler, Tanrı'nın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları dolayısıyla ya başlarına çetin bir bela çatacak veya yurtlarının yakınına inecek. Şüphesiz Tanrı verdiği sözden dönmez (veya miadını şaşırmaz).
Bir Kur'an ki eğer onunla dağlar (yerlerinden koparılıb) yürütülseydi veya onunla yer parça parça edilseydi, yahud onunla ölüler konuşdurulsaydı (İşte o, ancak bu kitab-ı kerim olurdu). Fakat bütün emir (ve kudret-i mutlaka) yalınız Allahındır. iman edenler haala şu hakikati bilmediler mi ki Allah dileseydi elbette insanların hepsine birden hidayet ederdi. O kafirler (e gelince:) Allahın va'di (erişinceye) kadar kendi sun (-u taksıyrleri, küfürleri, kötü amel) leri yüzünden ya ansızın başlarına büyük bela çatıb duracak, yahud (o bela) yurdlarının yakınına konacakdır. Şübhesiz ki Allah va'dinden dönmez.
Şayet Kur'an ile; dağlar yürütülmüş veya yeryüzü parçalanmış, yahut ölüler konuşturulmuş olsaydı; kafirler yine de inanmazlardı. Halbuki bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı ki; Allah dileseydi bütün insanları doğru yola eriştirirdi. Ve yaptıklarından dolayı Allah'ın vaadi yerine gelene kadar küfredenlerin ya başına veya evlerinin yakınına bir bela gelirdi. Şüphesiz Allah, verdiği sözden caymaz.
(29-34) İman edenler ve ıslah edici faaliyetler yapan kimselere, mutluluk / tuba vardır ve gelinen güzel bir yer vardır. Böyle ce seni bir toplum içine gönderdik, onlardan önce de toplumlar geldi geçti, seni onlara, sana vahyettiğimizi sesli okuman için gönderdik. Onlar sa rahmanı yok sayıyorlardı , de ki O benim Rabbimdir , O’ndan başka ilah yoktur. (Ondan başka yönelinebilecek üçüncü şahıs yoktur) Onu vekil tayin ettim (vekaletim ondadır) tövbem de / vazgeçmelerim de O’nadır. Oysa ki bu Kuran, Onunla dağların yürütüldüğü yahut arzın onunla kesildiği / parçalandığı veya ölülerin onunla konuşturulduğu bir kuran olsa. (Ki öyle değil) Hayır bilakis işlerin hepsi Allah’ındır , iman edenler ümitsizliğe mi kapıldılar? Oysa Allah istese, insanların hepsi yola iletilir / hidayet bulurdu. Kafir kimselere ürettiklerinden dolayı çarpıcı / vurucu şeyler isabet etmeye devam edecek veya Allah’ın vaadi yerine gelince, yurtlarının yakınında halledilecekler, muhakkak ki Allah sözünden dönmez / söz ünün hilafına / karşıtı bir şey yapmaz . Kesin olan şu ki s enden önce de Resullerle alay edildi. / dalga geçildi. (Alış bunlara) Kafirlere süre verdim / süre tanıdım , sonra onları yakaladım / ele geçirdim, misillemem nasıl oldu? Herkesin yaptıklarının başında durup gözleyen biri, başka kim olabilir? Allah’a ortaklar yaptılar, onların isimlerini dile getirin. (Varsa Allah’a ortak söyleyin) yoksa Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. (Allah, bunu da kullarım sayesinde öğrendim mi diyecek) Yoksa ortaya çıkmış boş bir laf mı? (Laf olsun diye mi konuşuyorsunuz) Evet, kafirler için tuzak kurmak süslendi / zevkli hale getirildi , yoldan saptırıldılar, Allah kimi saptırırsa ona artık kılavuzluktan / rehberlikten bir şey yoktur, onlara dünya hayatında bir azap vardır ve ahirette de daha parçalayıcı / ayırıcı olan azap vardır. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur.
Kendisiyle dağların yürütüleceği veya yeryüzünün parçalanacağı ya da ölülerin konuşturulacağı bir Kur’an olacak olsaydı (o yine bu kitap olurdu). Fakat bütün emirler yalnız Allah’ındır. İman edenler bilmiyorlar mı ki, Allah dileseydi bütün insanlara hidayet ederdi. Allah’ın vaadi yerine gelinceye kadar devamlı olarak yaptıkları işler sebebiyle kâfirlere ya ansızın büyük bir bela gelecek veya o bela evlerinin yakınına inecektir. Şüphesiz Allah, vaadinden asla dönmez.
Eğer kendisiyle dağların yürütüldüğü, yahut arzın parçalandığı, yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an olsaydı!.. Hayır, bütün işler Allah'a aittir. İnananlar hala anlamadılar mı ki, Allah dileseydi, bütün insanları yola iletirdi? Yaptıkları işler yüzünden inkar edenlerin başlarına ani bela(lar) gelmeğe devam edecek, yahut yurtlarının yakınına konacak (yahut sen onların yurtlarının yakınına konacaksın), Allah'ın va'di gelinceye kadar bu böyle sürüp gidecektir. Allah sözünden caymaz.
Eğer kendisiyle dağlar yürütülecek veya yeryüzü parça parça edilecek ya da ölüler konuşturulacak bir Kur'an / okunan bir kitap olsaydı (o, yine bu Kur'an olurdu fakat onlar yine de inanmazdı). dipnot 1 Hayır! Bütün işler Allah'a aittir (her şeye o karar verir). dipnot 2 İnanıp güvenenler, tercihi Allah yaptığı takdirde tüm insanları yola getireceğini dipnot 3 bilip (herkesin inanacağından) hala ümitlerini kesmediler mi? Kafirlik edenlerin başlarına, yaptıkları şeyler sebebiyle felaket gelmeye devam eder veya felaket, yurtlarının yakınına iner. dipnot 4 Bu, Allah'ın vaadi gelinceye kadar devam eder. Allah vaadinden asla dönmez.
Kur'an'la dağlar yürütülseydi, yer yarılsaydı, ya da ölülerle konuşulsaydı dipnot 1 ... Hayır! Her iş Allah'ın elindedir. İnanıp güvenenler bilmiyorlar mı ki eğer Allah tercih etseydi, bütün insanları yola getirirdi. Ayetleri görmezlikten gelenlerin yaptıkları sebebiyle başlarına ya da yakınlarına büyük bir şey gelince, işlediklerinden dolayı Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar azap onların başlarına birdenbire inmekten ya da bu azap evlerinin yakınlarına kadar sokulmaktan geri kalmayacaktır. Allah sözünden dönmez.
Eğer okunan bir Kur'an ile dağlar yürütülseydi veya onunla yer parçalansaydı yahut onunla ölüler konuşturulsaydı (o Kitap yine bu Kur'an olacaktı). Bilakis, bütün emir Allah’ındır. İman edenler bilmiyorlar mı ki, Allah dileseydi bütün insanlara hidayet ederdi. Allah’ın vaadi gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle kâfirlere ya ansızın büyük bir bela gelmeye devam edecek veya o bela evlerinin yakınına inecek Allah, vaadinden asla dönmez.
Kur'an ile dağlar yürütülse veya yeryüzü parçalansa yahut ölüler konuşturulsa... Bilakis, bütün emir Allah'ındır. İman edenler bilmiyorlar mı ki, Allah dileseydi bütün insanları doğru yola iletebilirdi. Allah'ın sözü yerine gelinceye kadar, yaptıkları işler sebebiyle inkar edenlere bir belanın dokunması veya evlerinin yakınına inmesi devam eder durur. Allah, verdiği sözden dönmez.
Kendisiyle, dağların yürütüldüğü yahut yerkürenin parçalandığı yahut ölülerin konuşturulduğu bir Kur'an mı olsaydı! Hayır, iş ve oluşun tümü Allah'ındır. İman edenler hala ümidi kesip anlamadılar mı ki, Allah dileseydi elbette insanlara tümden hidayet verirdi. O küfre sapanlara gelince, sanayi olarak ürettiklerinin sonucu halinde başlarına gülle, tokmak türünden belalar inmeye devam edecek yahut o belalar onların yurtlarının yakınına konacak. Ta, Allah'ın vaadi gelinceye değin. Allah, vaadine asla ters düşmez.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.