Diyanet İşleri
Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkar edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!
Ra'd suresi · 32–37. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Ra'd suresi, 32. ayet. وَلَقَدِ ٱسْتُهْزِئَ بِرُسُلٍ مِّن قَبْلِكَ فَأَمْلَيْتُ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ ثُمَّ أَخَذْتُهُمْ فَكَيْفَ كَانَ عِقَابِ
Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkar edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!
Şüphesiz ki senden önceki elçilerle de alay edilmişti de ben kâfir olanlara zaman tanımış, sonra da onları yakalamıştım. dipnot 1 Benim azabım (bak) nasıl olmuştu!
Doğrusu, senden önceki elçiler de alaya alınmışlardı. Bu yüzden, inkarda ısrar eden o kimselere (önce) süre tanıdım, sonunda onları yakaladım. Cezalandırma nasıl olurmuş, (görsünler bakayım)!
Gerçek şu ki, senden önceki elçilerle de alay edilmişti; buna rağmen, Biz o hakkı inkara şartlanmış kimseleri bir süre kendi hallerine bıraktık; ama sonunda kıskıvrak yakaladık. Ve (böylece) Benim cezalandırmam nasıl olurmuş, (gördüler)!
Andolsun, senden önceki Rasuller ile de alay edilmiştir. . . Ben o hakikat bilgisini inkar edenlere mühlet verdim, sonra onları yakaladım. . . Yaptıklarının sonucu olarak oluşan azap nasılmış!
Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, bunun üzerine Ben de o inkara sapanlara bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma?
Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi de ben inkâr edenlere mühlet verdim, sonra da onları yakaladım. (Görseydin ki) azabım nasılmış!
Gerçek şu ki, senden önce de elçilerle alay edilmişti. Bunun üzerine, nankörlük edenlere süre verdim; sonra onları yakaladım. Sonunda, cezalandırmam nasıl oldu?
Andolsun, senden önceki peygamberlerle de alay edildi;ancak ben inkar edenlere mühlet verdim; sonra da onları yakaladım. Azabım nasılmış!
Senden önceki elçilerle de alay edildi. İnkarcılara fırsat verdim ve sonunda onları yakaladım. Sonuç nasıldı?
Senden önceki elçilerle de alay edildi. İnkarcılara fırsat verdim ve sonunda onları yakaladım. Sonuç nasıldı?
Andolsun ki senden önceki peygamberlerle alay edildi. Ben de o küfredenlere bir süre için meydan verdim. Sonra da tuttum cezalandırdım! O vakit azabım nasıl olmuştu?
Kasem olsun ki senden evvel ki peygamberlerle istihza edildi de ben o küfredenlere bir müddet meydan verdim sonra da tuttum ıkaba çektim, o vakıt ıkabım nasıl oldu?
Ant olsun senden önceki Resullerle de alay edildi. Kafirlere süre tanıdım. Sonra zamanı gelince onları yakalayıverdim. Benim cezam nasıl olurmuş gördüler.
Ant olsun senden önceki resullerle de alay edildi. Kafirlere süre tanıdım. Sonra zamanı gelince onları yakalayıverdim. Benim cezam nasıl olurmuş gördüler.
Ant olsun senden önceki rasullerle de alay edildi. Gerçeği yalanlayan o nankörlere süre tanıdım. Sonra zamanı gelince onları yakalayıverdim. Benim cezam nasıl olurmuş gördüler.
Andolsun, senden önceki elçilerle de alay edildi, bunun üzerine Ben de o küfredenlere bir süre tanıdım, sonra onları (kıskıvrak) yakalayıverdim. İşte nasıldı sonuçlandırma?
Andolsun ki (Habibim) senden evvelki peygamberlerle de istihza edilmişdir de ben o küfredenler (e bir zaman) için meydan vermişimdir. Sonra ise onları yakalayıverdim. Bu, benim nasıl (ve ne müdhiş) bir ıkaabımdr!
Andolsun ki; senden önce de nice peygamberlerle alay edilmişti. Küfredenleri önce tehir ettim, sonra cezalarını verdim. Cezalandırmam nasıldı?
(29-34) İman edenler ve ıslah edici faaliyetler yapan kimselere, mutluluk / tuba vardır ve gelinen güzel bir yer vardır. Böyle ce seni bir toplum içine gönderdik, onlardan önce de toplumlar geldi geçti, seni onlara, sana vahyettiğimizi sesli okuman için gönderdik. Onlar sa rahmanı yok sayıyorlardı , de ki O benim Rabbimdir , O’ndan başka ilah yoktur. (Ondan başka yönelinebilecek üçüncü şahıs yoktur) Onu vekil tayin ettim (vekaletim ondadır) tövbem de / vazgeçmelerim de O’nadır. Oysa ki bu Kuran, Onunla dağların yürütüldüğü yahut arzın onunla kesildiği / parçalandığı veya ölülerin onunla konuşturulduğu bir kuran olsa. (Ki öyle değil) Hayır bilakis işlerin hepsi Allah’ındır , iman edenler ümitsizliğe mi kapıldılar? Oysa Allah istese, insanların hepsi yola iletilir / hidayet bulurdu. Kafir kimselere ürettiklerinden dolayı çarpıcı / vurucu şeyler isabet etmeye devam edecek veya Allah’ın vaadi yerine gelince, yurtlarının yakınında halledilecekler, muhakkak ki Allah sözünden dönmez / söz ünün hilafına / karşıtı bir şey yapmaz . Kesin olan şu ki s enden önce de Resullerle alay edildi. / dalga geçildi. (Alış bunlara) Kafirlere süre verdim / süre tanıdım , sonra onları yakaladım / ele geçirdim, misillemem nasıl oldu? Herkesin yaptıklarının başında durup gözleyen biri, başka kim olabilir? Allah’a ortaklar yaptılar, onların isimlerini dile getirin. (Varsa Allah’a ortak söyleyin) yoksa Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. (Allah, bunu da kullarım sayesinde öğrendim mi diyecek) Yoksa ortaya çıkmış boş bir laf mı? (Laf olsun diye mi konuşuyorsunuz) Evet, kafirler için tuzak kurmak süslendi / zevkli hale getirildi , yoldan saptırıldılar, Allah kimi saptırırsa ona artık kılavuzluktan / rehberlikten bir şey yoktur, onlara dünya hayatında bir azap vardır ve ahirette de daha parçalayıcı / ayırıcı olan azap vardır. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur.
Andolsun, senden önce de nice peygamberler alaya alındı da ben inkâr edenlere bir süre (mühlet) verdim, sonra da onları yakalayıverdim. Benim cezalandırmam nasılmış!
Senden önceki peygamberlerle alay edildi de inkar edenlere bir süre meydan verdim, sonra onları yakaladım. Cezam nasılmış, (gördüler)!
(Ey Muhammed!) Senden önceki elçiler de mutlaka hafife alınmışlardı dipnot 1 . Ben kafirlik edenlere önce süre verdim; sonra onları yakaladım. Cezalandırmam nasılmış (gördüler dipnot 2 ).
Ant olsun ki senden önceki elçilerle de eğlenilmişti. Ancak ben, ayetleri görmezlikten gelenlere önce süre verdim sonra onları çarptım. Azabım nasılmış (gördüler)!
Senden önce de nice rasûllerle alay edilmişti. Kâfirler önce erteledim, sonra da (azap ile) yakaladım. Azabım nasılmış?
Senden önce de nice peygamberlerle alay edilmişti. İnkar edenleri önce erteledim, sonra tuttum. Cezalandırmam nasıl oldu?
Yemin olsun, senden önceki resullerle de alay edildi. İnkar edenlere biraz süre verdim ama sonunda hepsini yakaladım. Gördüler nasılmış azap!
Ra'd suresi, 33. ayet. أَفَمَنْ هُوَ قَآئِمٌ عَلَىٰ كُلِّ نَفْسٍۭ بِمَا كَسَبَتْ وَجَعَلُوا۟ لِلَّهِ شُرَكَآءَ قُلْ سَمُّوهُمْ أَمْ تُنَبِّـُٔونَهُۥ بِمَا لَا يَعْلَمُ فِى ٱلْأَرْضِ أَم بِظَٰهِرٍ مِّنَ ٱلْقَوْلِ بَلْ زُيِّنَ لِلَّذِينَ كَفَرُوا۟ مَكْرُهُمْ وَصُدُّوا۟ عَنِ ٱلسَّبِيلِ وَمَن يُضْلِلِ ٱللَّهُ فَمَا لَهُۥ مِنْ هَادٍ
Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah inkar edilir mi? Halbuki onlar, Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onların isimlerini açıklayın. Yoksa siz (bununla) O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber vermiş olacaksınız, yoksa boş söz mü etmiş olacaksınız?" Hayır, inkar edenlere hileleri güzel gösterildi ve onlar doğru yoldan saptırıldılar. Allah, kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
Herkesin kazandığının başında duran (onları gözetleyen kişi, hiç böyle yapamayan kişi gibi olur) mu! (Buna rağmen) onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onlara isim verin (onlar neciymiş bakalım)! Yoksa siz O'na (Allah'a) yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi bildiriyorsunuz? dipnot 1 Veya boş laf mı ediyorsunuz?" Doğrusu kâfir olanlara hileleri süslü gösterildi ve onlar (doğru) yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa (sapkınlığını onaylarsa, artık) ona hiçbir yol gösteren olamaz. dipnot 2
O değilse kimmiş bakayım kazandıkları nedeniyle her canlı varlığın tepesine dikilip duran! Buna rağmen, hala Allah'a ortak koşuyorlar! De ki: "Onları (keyfinize göre) isimlendirin; yani siz, yeryüzünde bilmediği bir şeyi O'na haber veriyorsunuz, öyle mi? Belki de sözü (hakiki anlamda değil), sırf zahir anlamda kullanıyorsunuzdur? Hayır, inkarda ısrar edenlere hileli mantıkları cazip gösterildi ve doğru yoldan saptırıldılar. Zira Allah kimi saptırırsa, ona doğru yolu gösterecek kimse bulunmaz!
Peki, kimdir -elbette O!- yaşayan her varlığı, hak ettiği şeye bakarak görüp gözeten? Yine de Allah'a ortak koşuyorlar (öyle mi?). De ki: "Onlara (istediğiniz) ismi verin: sanki O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber verdiğinizi sanıyorsunuz? Yoksa sadece sözcüklerle mi oynuyorsunuz?" Hayır, tersine, hakkı inkara şartlanmış olanların çarpık tasavvurları kendilerine güzel gösteriliyor; ve böylece (doğru) yoldan döndürülüveriyorlar: ve zaten Allah'ın sapıklık içinde bıraktığı kimseye yol gösteren bulunmaz.
O, her nefsin açığa çıkardığının getirisini oluşturan(ken), (tutup) Allah'a ortaklar koştular. . . De ki: "Onları isimlendirin! Yoksa siz O'na arzda bilmediği şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş laf mı ediyorsunuz?". . . Hayır, hakikat bilgisini inkar edenlere mekrleri süslendi ve Es Sebiyl'den (Allah yolundan) alıkondular. . . Allah kimi saptırırsa, artık onun için hakikate erdirici yoktur!
Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır?) Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım). Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O'na haber mi veriyorsunuz? Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına)mi (kanıyorsunuz)? Hayır, inkar edenlere kendi hileli düzenleri, süslü çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Allah, kimi saptırırsa, artık onun için hiç bir yol gösterici yoktur.
Herkesin kazandığını gözetleyip muhafaza eden, (hiç böyle yapamayan gibi olur mu?). Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: «Onlara ad verin (onlar necidir?). Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?» Doğrusu inkâr edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık onu doğru yola iletecek yoktur.
Her benliğin yaptıklarını denetleyen kimdir? Oysa Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları nasıl isimlendirirseniz isimlendirin. Yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz; yoksa boş bir söz mü söylüyorsunuz?" Hayır! Tasarladıkları sinsi düzenler, nankörlük edenlere çekici gösterildi ve yoldan çıkarıldılar. Allah, kimi saptırırsa, artık, onun için yol gösteren yoktur.
Herkesin elde ettiğini gözeten Allah'a kim eşit olabilir? Onlar, Allah'a ortak koştular. De ki: "Onlara bir ad bulun. Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yahut boş laf mı ediyorsunuz?" Doğrusu inkar edenlere hileleri süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkoydular. Allah kimi saptırırsa, artık onu doğru yola iletecek yoktur.
Herkesin yaptığını kontrol eden O değil midir? Buna rağmen ALLAH'a ortaklar koştular. De ki: "Onları isimlerle tanımlayın! Siz O'nun yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz, yoksa boş sözler mi uyduruyorsunuz?" Aslında, inkarcıların hileleri kendilerine süslü gösterilir ve böylece yoldan saparlar. ALLAH kimi saptırırsa ona doğruyu gösterecek yoktur.
Herkesin yaptığını kontrol eden O değil midir? Buna rağmen ALLAH'a ortaklar koştular. De ki: 'Onları (dilediğiniz) isimlerle tanımlayın! Siz O'nun yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi O'na haber veriyorsunuz, yoksa boş sözler mi uyduruyorsunuz?' Aslında, inkarcıların hileleri kendilerine süslü gösterilir ve böylece yoldan saparlar. ALLAH kimi saptırırsa ona doğruyu gösterecek yoktur.
Böylece herkesin bütün kazancını gözetim altına alan zat (Allah) hiç inkar edilir mi? Tuttular Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Söyleyin bakalım onların isimlerini!" O'na yeryüzünde bilmediği bir şey mi haber vereceksiniz, yoksa anlamı olmayan sadece kuru bir laf mı? Doğrusu küfre saplananlara hileleri hoş gösterildi ve doğru yoldan saptırıldılar. Allah her kimi saptırırsa artık onu yola getirecek yoktur!
Böyle her nefsin bütün kazanciyle üzerinde kaim olan zata küfredilirmi? tuttular Allaha şerikler koştular, de ki: Söyleyin bakalım onların isimlerini, ya ona bu Arzda bilmediği bir şeymi haber vereceksiniz? Yoksa ma'nası yok sırf zahiri bir laf mı? Doğrusu küfre saplananlara mekirleri hoş gösterildi ve hak yolundan saptırıldılar, her kimi de Allah saptırırsa artık onu yola getirecek yoktur
Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi? Onlar yine de ilahlarını Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları dipnot 1 istediğiniz isimle isimlendirin bakalım. Yoksa siz, O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz?" Aslında Kafirlere planları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa dipnot 2 artık ona yol gösterecek kimse olamaz.
Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi? Onlar yine de ilahlarını Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları dipnot 1 istediğiniz isimle isimlendirin bakalım. Yoksa siz, O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz?" Aslında Kafirlere dipnot 2 planları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa dipnot 3 artık ona yol gösterecek kimse olamaz.
Peki, herkesin ne yaptığını gözeten O değil mi? Onlar yine de ilahlarını Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları dipnot 1 istediğiniz isimle isimlendirin bakalım. Yoksa siz, O'na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz?" Aslında gerçeği yalanlayan nankörlere planları güzel gösterildi de doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa artık ona hidayet edecek kimse olamaz.
Her nefsin bütün kazandıkları üzerinde gözetici olana mı (baş kaldırılır). Onlar Tanrı'ya ortaklar koştular. De ki: "Bunları adlandırın (bakalım). Yoksa siz yeryüzünde bilmeyeceği bir şeyi O'na haber mi veriyorsunuz? Yoksa sözün zahirine (veya boş ve süslü olanına) mı (kanıyorsunuz)?" Hayır, küfredenlere kendi hileli düzenleri, süslü çekici gösterilmiştir ve onlar (doğru) yoldan alıkonulmuşlardır. Tanrı, kimi saptırırsa, artık onun için hiç bir yol gösterici yoktur.
Her nefsin (hayır ve şer) bütün kazandığına naazır olan (zat-i ecell-ü a'la böyle olmayan gibi midir?) Onlar Allaha ortaklar tanıdılar. De ki: "Bunlara ad takın (necidir, ne iş yaparlar bunlar?). Yoksa siz yer yüzünde ona (Allaha) bilmeyeceği bir şey'i mi haber veriyorsunuz? Yahud (gelişi güzel) sözün dış yüzü ile mi (kendinizi aldatıyorsunuz?) Hayır, o kafirlere (mü'minlerin aleyhindeki) tuzakları süslü (ve hoş) göründü ve onlar doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi şaşırırsa artık onun için hiçbir hidayet veren yokdur.
Herkesin yaptığını gözeten Allah; böyle olmayanla bir olur mu hiç? Oysa onlar Allah'a ortak koştular. De ki: Onlara bir ad bulun bakalım. Yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa kuru sözlere mi aldanıyorsunuz? Küfredenlere kurdukları düzenler güzel gösterildi. Ve doğru yoldan alıkonuldular. Allah kimi saptırırsa, ona doğru yolu gösteren bulunmaz.
(29-34) İman edenler ve ıslah edici faaliyetler yapan kimselere, mutluluk / tuba vardır ve gelinen güzel bir yer vardır. Böyle ce seni bir toplum içine gönderdik, onlardan önce de toplumlar geldi geçti, seni onlara, sana vahyettiğimizi sesli okuman için gönderdik. Onlar sa rahmanı yok sayıyorlardı , de ki O benim Rabbimdir , O’ndan başka ilah yoktur. (Ondan başka yönelinebilecek üçüncü şahıs yoktur) Onu vekil tayin ettim (vekaletim ondadır) tövbem de / vazgeçmelerim de O’nadır. Oysa ki bu Kuran, Onunla dağların yürütüldüğü yahut arzın onunla kesildiği / parçalandığı veya ölülerin onunla konuşturulduğu bir kuran olsa. (Ki öyle değil) Hayır bilakis işlerin hepsi Allah’ındır , iman edenler ümitsizliğe mi kapıldılar? Oysa Allah istese, insanların hepsi yola iletilir / hidayet bulurdu. Kafir kimselere ürettiklerinden dolayı çarpıcı / vurucu şeyler isabet etmeye devam edecek veya Allah’ın vaadi yerine gelince, yurtlarının yakınında halledilecekler, muhakkak ki Allah sözünden dönmez / söz ünün hilafına / karşıtı bir şey yapmaz . Kesin olan şu ki s enden önce de Resullerle alay edildi. / dalga geçildi. (Alış bunlara) Kafirlere süre verdim / süre tanıdım , sonra onları yakaladım / ele geçirdim, misillemem nasıl oldu? Herkesin yaptıklarının başında durup gözleyen biri, başka kim olabilir? Allah’a ortaklar yaptılar, onların isimlerini dile getirin. (Varsa Allah’a ortak söyleyin) yoksa Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. (Allah, bunu da kullarım sayesinde öğrendim mi diyecek) Yoksa ortaya çıkmış boş bir laf mı? (Laf olsun diye mi konuşuyorsunuz) Evet, kafirler için tuzak kurmak süslendi / zevkli hale getirildi , yoldan saptırıldılar, Allah kimi saptırırsa ona artık kılavuzluktan / rehberlikten bir şey yoktur, onlara dünya hayatında bir azap vardır ve ahirette de daha parçalayıcı / ayırıcı olan azap vardır. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur.
Herkesin kazandığını görüp gözeten Allah'a (ortak koşulur mu?). Onlar, Allah’a ortaklar koştular. De ki: “Söyleyin bakalım onların isimlerini Yoksa siz (bununla) O’na yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz, Yoksa siz üstün körü bir söz mü söylüyorsunuz?” Hayır, bilakis o kâfirlere tuzakları süslü gösterildi ve onlar doğru yoldan alıkondular. Allah, kimi saptırırsa, artık ona hidâyet verecek hiçbir kimse yoktur.
Her nefsin yaptığı işin başında duran, (hiçbir şeyden haberi olmayanla bir olur) mu? Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: "Onları isimlendirin (nitelendirin bakalım tapılmağa değer bir yanları var mı?) Yoksa siz Allah'ın, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Kendisine haber veriyorsunuz? Yoksa boş söz mü söylüyorsunuz? Hayır, inkar edenlere tuzakları süslü gösterildi. (Hak) yoldan çıkarıldılar. Allah kimi şaşırtırsa artık ona yol gösteren olmaz!
Herkesin üzerinde gözetici olan ve yaptıklarını tek tek kaydeden Allah (görmezlikten gelinir mi?) Ama onlar Allah'a ortaklar oluşturdular dipnot 1 . De ki: "Söyleyin bakalım onların özelliklerini dipnot 2 !" Siz Allah'a, yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi haber veriyorsunuz dipnot 3 yoksa içi boş sözler mi söylüyorsunuz? Aslında kafirlik edenlerin oyunları kendilerine süslü gösterildi ve onun yolundan geri çevrildiler. Allah'ın sapkın saydığını yola getirebilecek hiç kimse yoktur dipnot 4 .
Ayetleri görmezlikten gelmeyi (kafirliği), herkesin kazancını takip eden Allah'a ortaklar oluşturarak mı yapıyorlar? De ki "Onları yüceltin bakalım. Yoksa siz Allah'a, bu yerde bilmediği bir şeyi haber veriyor ya da içi boş sözler mi söylüyorsunuz? " Ayetleri görmezlikten gelenlerin oyunları kendilerine güzel görünür de Allah'ın yolundan çıkıverirler. Allah'ın sapık dediğini yola gelmiş sayacak yoktur.
Her nefsin yaptığı üzerinde kaim/gözetici olana, (bunu yapamayanlarla şirk koşulur mu?) Onlar Allah’a ortaklar koştular. De ki: Onların isimlerini söyleyin bakayım. Yoksa siz Allah'a yeryüzünde bilemeyeceği bir şeyi mi haber veriyorsunuz? Bu açığa çıkan batıl sözlerle mi (bunları ortaklar edindiniz)? Fakat kâfirler kurdukları tuzakları güzel gösterildi ve (bu onları) doğru yoldan alıkoydu. Allah’ın saptırdığına hidayet eden yoktur.
Herkesin yaptığını gözeten, bunu yapamayanlarla bir olur mu? Onlar Allah'a ortaklar koştular. De ki: -Onları kutsayın bakalım; yeryüzünde bilmediği bir şeyi mi Allah'a haber veriyorsunuz? Yoksa boş sözlere mi aldanıyorsunuz? Fakat inkar edenlere, kurdukları düzenler güzel gösterildi ve doğru yoldan alıkonuldular. Allah'ın sapıklıkta bıraktığına yol gösteren bulunmaz.
Allah'a ortaklar tanıdılar. Peki, her benliğin yaptığı işin başında duranla bunlar bir mi? De ki: "Onları isimlendirin. Yoksa siz Allah'a, yeryüzünde bilmediği birşey mi haber veriyorsunuz? Yoksa, anlamsız bir laf mı ediyorsunuz?" Hayır, küfre sapanlara, tuzakları süslü gösterildi de yoldan döndürüldüler. Allah'ın şaşırttığına kılavuzluk edecek yok.
Ra'd suresi, 34. ayet. لَّهُمْ عَذَابٌ فِى ٱلْحَيَوٰةِ ٱلدُّنْيَا وَلَعَذَابُ ٱلْـَٔاخِرَةِ أَشَقُّ وَمَا لَهُم مِّنَ ٱللَّهِ مِن وَاقٍ
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha ağırdır ve onları Allah'ın azabından koruyacak kimse de yoktur.
Dünya hayatında onlara bir azap vardır. Ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir. dipnot 1 Onları Allah'tan (O'nun azabından) koruyacak kimse de yoktur.
Dünya hayatında onlar için bir ceza vardır, fakat ahiretin cezası çok daha elem verici olacaktır: Allah'a karşı onları savunacak birileri de olmayacaktır.
Böyleleri için dünya hayatında zaten bir azap vardır; ahiretteki azapsa daha da çetin olacak. Ve onlar Allah'a karşı kendilerini koruyacak kimse de bulamayacaklar.
Onlara dünya yaşamında bir azap vardır. . . Gelecek (yaşam) azabı ise elbette daha çilelidir! Onları Allah'tan koruyucu da yoktur.
Dünya hayatında onlar için bir azab vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. Onları Allah'tan (kurtaracak) hiç bir koruyucu da yoktur.
Dünya hayatında onlara sadece bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha şiddetlidir. Onları Allah'tan (onun azabından) koruyacak kimse de yoktur.
Onlar için, dünya yaşamında bir ceza vardır. Sonsuz yaşam cezası ise kesinlikle daha yamandır. Allah'ın karşısında, onları koruyacak kimse de yoktur.
Onlara dünya hayatında azap vardır. Ama, ahiret azabı daha şiddetlidir. Onları Allah'tan koruyacak kimse de yoktur.
Onlar dünya hayatında azap hak etmişlerdir. Ahiret azabı ise daha kötüdür. Onları ALLAH'tan kimse kurtaramaz.
Onlar dünya hayatında azap hakketmişlerdir. Ahiret azabı ise daha kötüdür. Onları ALLAH'tan kimse kurtaramaz.
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise elbette daha zorlu. Onları Allah'tan koruyacak da yoktur!
Onlara Dünya hayatta bir azab vardır, Ahıret azabı ise elbette daha zorlu, onları Allahdan vikaye edecek de yoktur
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha zordur. Onları Allah'ın azabından koruyabilecek bir koruyucuları da yoktur.
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha zordur. Onları Allah'ın azabından koruyabilecek bir koruyucuları da yoktur.
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha zordur. Onları Allah'ın azabından koruyabilecek bir koruyucuları da yoktur.
Dünya hayatında onlar için bir azab vardır, ahiretin azabı ise daha zorludur. Onları Tanrı'dan (kurtaracak) hiç bir koruyucu da yoktur.
(Bu) dünya hayaatında onların hakkı azabdır. Ahiret azabı ise daha zorludur. Onlar için Allahdan (Allahın azabından kurtaracak) hiç bir koruyucu da yokdur.
Onlara; dünya hayatında azab vardır. Ahiret azabı ise daha zorludur. Allah'a karşı onları koruyacak kimse de yoktur.
(29-34) İman edenler ve ıslah edici faaliyetler yapan kimselere, mutluluk / tuba vardır ve gelinen güzel bir yer vardır. Böyle ce seni bir toplum içine gönderdik, onlardan önce de toplumlar geldi geçti, seni onlara, sana vahyettiğimizi sesli okuman için gönderdik. Onlar sa rahmanı yok sayıyorlardı , de ki O benim Rabbimdir , O’ndan başka ilah yoktur. (Ondan başka yönelinebilecek üçüncü şahıs yoktur) Onu vekil tayin ettim (vekaletim ondadır) tövbem de / vazgeçmelerim de O’nadır. Oysa ki bu Kuran, Onunla dağların yürütüldüğü yahut arzın onunla kesildiği / parçalandığı veya ölülerin onunla konuşturulduğu bir kuran olsa. (Ki öyle değil) Hayır bilakis işlerin hepsi Allah’ındır , iman edenler ümitsizliğe mi kapıldılar? Oysa Allah istese, insanların hepsi yola iletilir / hidayet bulurdu. Kafir kimselere ürettiklerinden dolayı çarpıcı / vurucu şeyler isabet etmeye devam edecek veya Allah’ın vaadi yerine gelince, yurtlarının yakınında halledilecekler, muhakkak ki Allah sözünden dönmez / söz ünün hilafına / karşıtı bir şey yapmaz . Kesin olan şu ki s enden önce de Resullerle alay edildi. / dalga geçildi. (Alış bunlara) Kafirlere süre verdim / süre tanıdım , sonra onları yakaladım / ele geçirdim, misillemem nasıl oldu? Herkesin yaptıklarının başında durup gözleyen biri, başka kim olabilir? Allah’a ortaklar yaptılar, onların isimlerini dile getirin. (Varsa Allah’a ortak söyleyin) yoksa Allah’a bilmediği bir şeyi mi haber vereceksiniz. (Allah, bunu da kullarım sayesinde öğrendim mi diyecek) Yoksa ortaya çıkmış boş bir laf mı? (Laf olsun diye mi konuşuyorsunuz) Evet, kafirler için tuzak kurmak süslendi / zevkli hale getirildi , yoldan saptırıldılar, Allah kimi saptırırsa ona artık kılavuzluktan / rehberlikten bir şey yoktur, onlara dünya hayatında bir azap vardır ve ahirette de daha parçalayıcı / ayırıcı olan azap vardır. Onları Allah’tan kurtaracak yoktur.
Onlara dünya hayatında bir azap vardır. Ahiret azabı ise daha ağırdır ve onları Allah’ın azabından koruyacak kimse de yoktur.
Dünya hayatında onlar için azab vardır, ahiret azabı ise daha zordur. Onları Allah(ın azabın)dan koruyacak kimse de yoktur.
Onlar için dünya hayatında bir azap vardır. Ahiretteki azap ise kesinlikle daha meşakkatli olacaktır dipnot 1 . Onları Allah'tan (onun azabından) koruyacak hiç kimse yoktur.
Onlar için dünya hayatında bir azap dipnot 1 vardır. Ahiretteki azab ise daha sıkıntılıdır. Onları Allah'a karşı koruyacak biri de yoktur.
Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Onları Allah’tan (azabından) koruyacak yoktur.
Onlara, dünya hayatında azap vardır, ahiret azabı ise daha çetindir. Allah'a karşı onların bir koruyucusu da yoktur.
Dünya hayatında bir azap var onlar için; ahiret azabı ise çok daha şiddetlidir. Onları Allah'a karşı koruyacak kimse de yoktur.
Ra'd suresi, 35. ayet. مَّثَلُ ٱلْجَنَّةِ ٱلَّتِى وُعِدَ ٱلْمُتَّقُونَ تَجْرِى مِن تَحْتِهَا ٱلْأَنْهَٰرُ أُكُلُهَا دَآئِمٌ وَظِلُّهَا تِلْكَ عُقْبَى ٱلَّذِينَ ٱتَّقَوا۟ وَّعُقْبَى ٱلْكَٰفِرِينَ ٱلنَّارُ
Allah'a karşı gelmekten sakınanlara va'dolunan cennetin durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah'a karşı gelmekten sakınanların sonudur. İnkar edenlerin sonu ise ateştir.
Muttakîlere (duyarlı olanlara) vadolunan cennetin örneği şöyledir: Altından ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi devamlıdır. İşte şu, takvâlı (duyarlı) olanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanlara söz verilen cennet, zemininden ırmaklar çağlayan (has bahçelere) benzer. (Fazladan olarak) oranın ürünleri daimidir, gölgeleri de öyle… İşte bu, Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyanları bekleyen akıbettir; inkarcıların akıbeti ise ateştir.
Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimselere söz verilen cennet, içinde ırmakların çağıldadığı (bahçeler) gibidir; (fakat dünyadaki bahçelerden fazla olarak) onun ürünleri ebedidir; gölgelikleri de (öyle). Allah'a karşı sorumluluk bilinci taşıyan kimselerin varacağı yer işte böyle olacaktır; hakkı inkar edenlerin varacağı yerse ateş olacak.
Korunanlara vadolunan CENNETİN TEMSİL (misal - benzetme) yollu anlatımı şöyledir: Altından nehirler akar. . . Yemişi de daimdir, gölgesi de. . . İşte bu takva sahiplerinin geleceğidir. . . Hakikat bilgisini inkar edenlerin geleceği ise, o malum ateştir.
Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup sakınanların (mutlu) sonudur, inkar edenlerin sonu ise ateştir.
Takvâ sahiplerine vâdolunan cennetin özelliği (şudur): Onun zemininden ırmaklar akar. Yemişleri ve gölgesi süreklidir. İşte bu, (kötülüklerden) sakınanların (mutlu) sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
Sorumluluk bilinci taşıyanlara sözü verilen cennetin örneği şudur: Altlarından ırmaklar akar; meyveleri ve gölgeleri süreklidir. İşte bu, sorumluluk bilinci taşıyanların sonudur. Oysa nankörlük edenlerin sonu ateştir.
Muttakilere/Allah'tan sakınanlaravaad edilen cennetin özellikleri şöyledir: Altından ırmaklar akar; yemişi de süreklidir, gölgesi de. İşte takva sahiplerinin sonu budur. İnkar edenlerin sonu da ateştir.
Erdemlilere söz verilen bahçenin örneği şudur: Altından ırmaklar akar, yemişi de süreklidir gölgesi de. Bu, erdemlilerin sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir.
Erdemlilere söz verilen bahçenin örneği şudur: Altından ırmaklar akar, yemişi de süreklidir gölgesi de. Bu, erdemlilerin sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir.
Takva sahiplerine va'dolunan cennetin misali şöyledir Altından ırmaklar akar, yemişleri devamlıdır, gölgesi de... İşte bu, takva yolunu tutanların akıbetidir. Kafirlerin sonu ise ateştir.
Müttekilere va'dolunan Cennetin temsili; altından ırmaklar akar, yemişleri daim, sayesi de, bu işte takva yolunu tutanların ukbası, kafirlerin ukbası ise ateş
Takva dipnot 1 sahiplerine söz verilen Cennet'in içinden ırmaklar akmaktadır, meyvesi ve gölgesi süreklidir. İşte bu takva sahiplerinin sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir.
Takva dipnot 1 sahiplerine söz verilen Cennet'in içinden ırmaklar akmaktadır, meyvesi ve gölgesi süreklidir. İşte bu takva sahiplerinin sonudur. Kafirlerin sonu ise ateştir.
Takva sahiplerine söz verilen Cennet'in içinden ırmaklar akmaktadır, meyvesi ve gölgesi süreklidir. İşte bu takva sahiplerinin sonudur. Gerçeği yalanlayan nankörlerin sonu ise ateştir.
Takva sahiplerine vadedilen cennet; onun altından ırmaklar akar, yemişleri ve gölgelikleri süreklidir. Bu korkup sakınanların (mutlu) sonudur, kafirlerin sonu ise ateştir.
Takvaa saahiblerine va'd edilen cennetin sıfatı (şudur): Altından ırmaklar akar onun. Yemişleri ve gölgeleri daimdir. İşte (fenalıkdan) sakınanların (mes'ud) aakıbeti! Kafirlerin sonucu ise ateşdir.
Müttakilere vaad olunan cennetin içinden ırmaklar akar. Oranın yiyecekleri de, gölgeleri de ebedidir. Bu, takva sahiplerinin akıbetidir. Kafirlerin akıbeti ise ateştir.
(35-43) Sakınanlara vaat edilen cennetin örneği / misali şöyledir , altlarından nehirler akar, yemişleri de gölgeleri de süreklidir / daimidir, bu sakınanların sonudur / akıbetidir, kafirlerin sonu / ukbâsı ateştir. Kitap verdiğimiz kişiler sana indirilenle rahatlıyorlar / ferahlıyorlar , taraflardan bazıları onu belirsiz hale / tanınmaz hale getiriyorlar / inkâr ediyorlar. De ki muhakkak ki ben Allah’a ibadet etmekle emrolundum , ona ortak koşmamakla emrolundum, O’na çağrıda bulunurum / dua ederim, dönüp gelişim O’nadır. Böylece O’nu arabi bir hüküm olarak indirdik , eğer ki sana bilgi / ilim geldikten sonra onların keyflerine uyarsan, senin Allah’a karşı ne dostun ne de kurtarıcın yoktur. Kesin olan şu ki, s enden önce de resuller gönderdik, onlara eşler / zevceler ve soy sop verdik, Allah’ın izni dışında Resullerin ayet getirmeleri olmaz, her süre / her ecel yazılıdır. Allah istediğini yok eder / imha eder istediğini de sabitler, ana Kitap O’nun yanındadır. (Allah ana kitaptan diğer kitaplara müdahale edebilir) Onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de yahut seni vefat ettirsek de senin üzerine düşen bi lgilendirmektir / tebliğdir (tebligat) hesap sormak bizim üzerimizdedir. Arza geldiğimizi, onun uçlarından / etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah karar veriyor / hükmediyor, O’nun hükmünün peşine düşecek / takip edecek yoktur, O, çabuk / seri hesap görendir. Onlardan öncekiler de tuzak / düzenek kurguladılar, t üm tuzaklar Allah’ındır. (Gerçekleşmesi O’nun elindedir) Her kişinin / her nefsin ne yapacağını bilir , kafirler ileride son yurdun / akıbet yurdunun kimin olacağını bilecekler, kafirler diyorlar ki sen gönderilen değilsin de ki Allah’ın ve yanında kitaba dair bilgisi olanların, benimle sizin aranızda ki şahitliği yeterlidir.
Allah’a karşı gelmekten sakınanlara va’dolunan Cennet'in durumu şudur: Onun içinden ırmaklar akar, yemişleri ve gölgeleri devamlıdır. İşte bu, Allah’a karşı gelmekten sakınanların sonudur. Kâfirlerin sonu ise ateştir.
(Allah'ın emirlerine karşı gelmekten) Korunanlara va'dedilen cennetin durumu şöyledir: Altından ırmaklar akar; yemişi de süreklidir, gölgesi de. İşte korunanların sonu budur. İnkar edenlerin sonu da ateştir.
Yanlışlardan sakınanlara vaat edilen cennet şöyledir dipnot 1 : İçlerinden ırmaklar akar, yiyecekleri de bitip tükenmez gölgeleri de dipnot 2 . Bu, yanlış yapmaktan sakınanların (mutlu) sonudur dipnot 3 . Kafirlerin sonu ise ateştir.
Allah'tan çekinerek kendini korumuş olanlara söz verilen bahçe (cennet), içinden ırmaklar akan, yiyecekleri ve gölgeleri bitmez tükenmez bir bahçe gibidir. Allah'tan çekinenler, sonunda oraya varırlar. Ayetleri görmezlikten gelenlerin (kafirlerin) yolu da ateşte biter.
Takva sahiplerine vadedilen Cennet'in sıfatı şöyledir: Altından ırmaklar akar; yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, muttakiler için (güzel) sonuçtur. Kâfirlerin (kötü) sonu ise ateştir.
Takva sahiplerine vaadedilen cennet şöyledir: Altından ırmaklar akar; yiyecekleri ve gölgeleri devamlıdır. Bu, muttakilerin kazanacağı sonuçtur, kafirlerin sonucu ise ateştir.
Sakınıp korunanlara vaat edilen cennetin temsili anlatımı şu: Altından ırmaklar akar, yemişleri de sürekli, gölgesi de. İşte korunup sakınanların son yurdu. Kafirlerin son yurdu ise ateş...
Ra'd suresi, 36. ayet. وَٱلَّذِينَ ءَاتَيْنَٰهُمُ ٱلْكِتَٰبَ يَفْرَحُونَ بِمَآ أُنزِلَ إِلَيْكَ وَمِنَ ٱلْأَحْزَابِ مَن يُنكِرُ بَعْضَهُۥ قُلْ إِنَّمَآ أُمِرْتُ أَنْ أَعْبُدَ ٱللَّهَ وَلَآ أُشْرِكَ بِهِۦٓ إِلَيْهِ أَدْعُوا۟ وَإِلَيْهِ مَـَٔابِ
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen Kur'an ile sevinirler. Fakat (senin aleyhinde olan) gruplardan onun bir kısmını inkar edenler de vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüşüm de yalnız O'nadır."
Kendilerine kitap verdiğimiz kişiler, sana indirilene (Kur'an'a) sevinirler. Fakat (diğer) gruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki: "Bana, yalnızca Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum dipnot 1 ve dönüşüm de yalnız O'nadır."
Yine, kendilerine (bu) Kitab'ı emanet ettiğimiz (mü'min) kimseler, sana indirilenlerden dolayı seviniyorlar. Fakat muhalif müttefikler arasında onun bir kısmını inkar edenler de bulunmakta. (Onlara) de ki: "Ben, sadece Allah'a kul olmakla ve O'na ortak koşmamakla emrolundum: Yalnız O'na davet ediyorum, zira dönüş yalnızca O'nadır."
Bunun içindir ki, kendilerine bu vahyi bahşettiğimiz kimseler (ey Peygamber,) sana indirdiklerimizden ötürü sevinir, hoşnut olurlar; fakat başka inançların bağlıları arasında onun bir kısmının geçerliliğini inkar edenler var. (Ey Peygamber, onlara) de ki: "Ben yalnızca Allah'a kulluk etmekle ve O'ndan başkasına tanrısal güçler, tanrısal nitelikler yakıştırmamakla emrolundum: (bütün insanlığı) O'na çağırıyorum ve dönüşüm de O'nadır!"
Kendilerine (önceden) Kitap (hakikat BİLGİsi) verdiklerimiz, sana inzal olunan ile sevinç duyarlar. . . Onlardan bazıları ise, Onun bir kısmını inkar ederler. . . De ki: "Ben yalnızca Allah'a kulluk etmekle ve O'na şirk koşmamakla hükmolundum. . . Davetim O'nadır ve dönüşüm O'na!"
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler; fakat (müslümanların aleyhinde birleşen) gruplardan, onun bazısını inkar edenler vardır. De ki: "Ben, yalnızca Allah'a kulluk etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim ve son dönüşüm O'nadır."
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene (Kur'an a) sevinirler. Fakat (senin aleyhinde birleşen) gruplardan onun bir kısmını inkâr eden de vardır. De ki: «Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır.»
Kitap verdiklerimiz, sana indirilene sevinirler; ayrımcılar ise Onun bir bölümünü inkar ederler. De ki: "Yalnızca Allah'a hizmet etmem ve O'na ortaklar koşmamam, bana buyruk verildi. O'na çağırıyorum ve O'na döneceğim!"
Kendilerine kitap verdiğimiz kimseler sana indirilene sevinirler. Fakat gruplardan onun bir kısmını inkar eden de vardır. De ki: "Bana, sadece Allah'a kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam emrolundu. Ben yalnız O'na çağırıyorum ve dönüş de yalnız O'nadır."
Kendilerine kitap vermiş olduklarımız sana indirilene sevinirler. Bazı gruplar onun bir kısmını inkar ederler. De ki: "ALLAH'a kul olmakla ve O'na ortak koşmamakla emredildim. O'na çağırırım ve dönüşüm de O'nadır."
Kendilerine kitap vermiş olduklarımız sana indirilene sevinirler. Bazı gruplar onun bir kısmını inkar ederler. De ki: "ALLAH'a kul olmakla ve O'na ortak koşmamakla emredildim. O'na çağırırım ve dönüşüm de O'nadır."
Biz de kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen bu Kur'an ile sevinç duyuyorlar. Muhalif hiziplerden, bazısını inkar edenler de vardır. De ki: "Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na şirk koşmamakla emrolundum; ben O'na davet ediyorum, varacağım O.
Bir de kendilerine kitab verdiklerimiz sana indirilen bu kur'an ile ferah duyuyorlar, ahzapdan bazısını inkar eden de var, de ki: Ben ancak Allaha kulluk etmekle ve ona şirk koşmamakla emrolundum, ben ona davet ederim, varacağım o
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen ile sevinirler. Kabilelerden onun bir kısmını küfreden dipnot 1 gruplar vardır. De ki: "Ben yalnızca Allah'a kulluk dipnot 2 etmekle ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben yalnızca O'na çağırıyorum ve dönüşüm yalnızca O'nadır."
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen ile sevinirler. Kabilelerden onun bir kısmını küfreden dipnot 1 gruplar vardır. De ki: "Ben yalnızca Allah'a kulluk dipnot 2 etmekle ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben yalnızca O'na çağırıyorum ve dönüşüm yalnızca O'nadır."
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilen ile sevinirler. Kabilelerden onun bir kısmını küfreden dipnot 1 gruplar vardır. De ki: "Ben yalnızca Allah'a kulluk etmekle ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben yalnızca O'na çağırıyorum ve dönüşüm yalnızca O'nadır.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilen dolayısıyla sevinirler fakat [müslümanların aleyhinde birleşen] gruplardan, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Bana, yalnızca Tanrı'ya kulluk etmem ve O'na ortak koşmamam buyruldu. Ben ancak O'na davet ederim ve dönüşüm (meab) O'nadır."
Kendilerine kitab verdiğimiz kimseler sana indirilen (bu Kur'an) ile sevinirler. Fakat (peygamberlerin aleyhinde birleşen) güruh içinde onun bir kısmını inkar eden kimseler de vardır. De ki: "Ben ancak Allaha kulluk edib Ona ortak koşmamamla emrolundum. Ben ancak Ona düa ederim. Dönüşüm de yalınız Onadır."
Kendilerine kitab verdiklerimiz, sana indirilenden memnun olurlar. Karşı gruplar içinde de onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: Ben, ancak Allah'a ibadet etmek ve O'na şirk koşmamakla emrolundum. Ben, hepinizi O'na çağırıyorum ve dönüşüm de O'nadır.
(35-43) Sakınanlara vaat edilen cennetin örneği / misali şöyledir , altlarından nehirler akar, yemişleri de gölgeleri de süreklidir / daimidir, bu sakınanların sonudur / akıbetidir, kafirlerin sonu / ukbâsı ateştir. Kitap verdiğimiz kişiler sana indirilenle rahatlıyorlar / ferahlıyorlar , taraflardan bazıları onu belirsiz hale / tanınmaz hale getiriyorlar / inkâr ediyorlar. De ki muhakkak ki ben Allah’a ibadet etmekle emrolundum , ona ortak koşmamakla emrolundum, O’na çağrıda bulunurum / dua ederim, dönüp gelişim O’nadır. Böylece O’nu arabi bir hüküm olarak indirdik , eğer ki sana bilgi / ilim geldikten sonra onların keyflerine uyarsan, senin Allah’a karşı ne dostun ne de kurtarıcın yoktur. Kesin olan şu ki, s enden önce de resuller gönderdik, onlara eşler / zevceler ve soy sop verdik, Allah’ın izni dışında Resullerin ayet getirmeleri olmaz, her süre / her ecel yazılıdır. Allah istediğini yok eder / imha eder istediğini de sabitler, ana Kitap O’nun yanındadır. (Allah ana kitaptan diğer kitaplara müdahale edebilir) Onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de yahut seni vefat ettirsek de senin üzerine düşen bi lgilendirmektir / tebliğdir (tebligat) hesap sormak bizim üzerimizdedir. Arza geldiğimizi, onun uçlarından / etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah karar veriyor / hükmediyor, O’nun hükmünün peşine düşecek / takip edecek yoktur, O, çabuk / seri hesap görendir. Onlardan öncekiler de tuzak / düzenek kurguladılar, t üm tuzaklar Allah’ındır. (Gerçekleşmesi O’nun elindedir) Her kişinin / her nefsin ne yapacağını bilir , kafirler ileride son yurdun / akıbet yurdunun kimin olacağını bilecekler, kafirler diyorlar ki sen gönderilen değilsin de ki Allah’ın ve yanında kitaba dair bilgisi olanların, benimle sizin aranızda ki şahitliği yeterlidir.
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilene (Kur'an'a) sevinirler; fakat (İslam aleyhinde birleşen) gruplardan, onun (sana indirilenin) bazısını inkâr edenler vardır. De ki: “Ben, yalnızca Allah'a ibadet etmek ve O'na ortak koşmamakla emrolundum. Ben ancak O'na davet ederim ve dönüşüm O'nadır.”
Kendilerine Kitap verdiğimiz kimseler, sana indirilene sevinirler. Fakat kabilelerden onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: "Bana, yalnız Allah'a kulluk etmem ve O'na hiçbir şeyi ortak koşmamam emredildi. Ben (insanları) O'na da'vet ederim, dönüşüm de O'nadır."
Kendilerine kitap verdiklerimiz sana indirilenle sevinirler. Onun bir kısmını inkar eden kesimler de vardır dipnot 1 . De ki: "Ben sadece, Allah'a kulluk etme ve ona ortak koşmama emri aldım dipnot 2 . Ben ancak ona çağırıyorum; varacağım yer de ancak onun huzurudur dipnot 3 ."
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle sevinirler. İçlerinde onun (Kitabın) bir kısmından hoşlanmayan topluluklar vardır. De ki "Bana emredilen, yalnız Allah'a kul olmam ve O'na ortak oluşturmamamdır. Ben insanları Allah'a çağırırım; varıp gideceğim yer O'nun huzurudur."
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle sevinirler. Bazı gruplar içinde, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: Ben ancak Allah’a ibadet etmekle ve O’na asla şirk koşmamakla emrolundum. Sadece ona davet ederim. Dönüşüm de O’nadır!
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilene memnun olurlar. Bazı gruplar içinde, onun bir kısmını inkar edenler vardır. De ki: -Ben ancak Allah'a kulluk etmekle ve O'na asla şirk koşmamakla emrolundum. Duam O'nadır, dönüşüm de O'nadır!
Kendilerine kitap verdiklerimiz, sana indirilenle ferahlarlar. Ama hiziplerden bazıları onun bir kısmını inkar ederler. De ki: "Bana, yalnız Allah'a kulluk etmem, O'na ortak koşmamam emredildi. Ben O'na yakarır, O'na davet ederim. Dönüşüm de O'nadır."
Ra'd suresi, 37. ayet. وَكَذَٰلِكَ أَنزَلْنَٰهُ حُكْمًا عَرَبِيًّا وَلَئِنِ ٱتَّبَعْتَ أَهْوَآءَهُم بَعْدَ مَا جَآءَكَ مِنَ ٱلْعِلْمِ مَا لَكَ مِنَ ٱللَّهِ مِن وَلِىٍّ وَلَا وَاقٍ
Böylece biz onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bu ilimden sonra eğer sen onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.
Böylece biz onu Arapça, doğru bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bilgiden sonra onların arzularına uyarsan, Allah'tan (gelecek azaba karşı) senin için herhangi bir dost ve koruyucu olmayacaktır.
Ve işte böylece Biz, onu Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik. Artık sana ilimden bir pay verildikten sonra eğer onların keyfi arzularının peşine düşersen, senin için Allah'tan başka ne bir yar, ne de bir sığınak var!
Biz bu (ilahi kelamı) işte böyle Arap dilinde, bir hüküm ve hikmet (kaynağı) olarak indirdik. Ve gerçek şu ki, eğer sana (vahyi) bilgi geldikten sonra kalkıp insanların gelgeç isteklerine uyarsan, (bil ki) Allah'a karşı ne bir koruyucu ne de bir yardımcı bulabilirsin!
İşte biz Onu Arapça bir hüküm olarak inzal ettik. . . Yemin olsun ki, sana gelen ilimden sonra onların kuruntularına tabi olursan, senin Allah'tan ne bir Veliyy'in ve ne de bir koruyanın olur.
İşte böylece biz onu (Kur'an'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Allah'tan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır.
Ve böylece biz onu Arapça bir hüküm (hikmetli bir söz) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra, onların arzularına uyarsan, (işte o zaman) Allah tarafından senin ne bir dostun ne de koruyucun vardır.
Ve işte böylece, Onu, çok kolay anlaşılacak bir yargı olarak indirdik. Sana gelen bilgiden sonra, onların isteklerine uyarsan, seni Allah'tan kurtaracak, ne bir dost ne de bir koruyucu bulamazsın.
İşte biz o Kur'an'ı Arapça bir hikmet kaynağı olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyarsan, Allah'tan sana ne bir dost nasip olur, ne de bir koruyucu.
Böylece onu Arapça bir yasa olarak indirdik. Sana gelen bilgiden sonra onların keyfine uyarsan ALLAH'a karşı ne bir dostun ne de bir koruyucun olamaz.
Böylece onu Arapça bir yasa olarak indirdik. Sana gelen bilgiden sonra onların keyfine uyarsan ALLAH'a karşı ne bir dostun ne de bir koruyucun olamaz.
Ve işte Biz o Kur'an'ı Arapça bir hüküm olmak üzere indirdik. Andolsun ki eğer sen, sana vahiyle gelen bu ilimden sonra onların arzularına uyacak olursan, sana Allah'tan ne bir dost vardır, ne de bir koruyucu.
Ve işte biz o Kur'anı böyle arabiyyen hakim olmak üzere indirdik, kasem olsun ki eğer sen sana vahyile gelen bu ilimden sonra onların hevalarına uyacak olursan sana Allahtan ne bir veliy vardır, ne de vikaye edecek
İşte böylece Biz onu Arapça bir hüküm dipnot 1 olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden dipnot 2 sonra onların hevalarına dipnot 3 uyarsan, seni Allah'tan koruyacak bir veli dipnot 4 , bir koruyucu bulamazsın.
İşte böylece Biz onu Arapça bir hüküm dipnot 1 olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden dipnot 2 sonra onların hevalarına dipnot 3 uyarsan, seni Allah'tan koruyacak bir veli dipnot 4 , bir koruyucu bulamazsın.
İşte böylece Biz onu Arapça bir hüküm dipnot 1 olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden dipnot 2 sonra onların hevalarına dipnot 3 uyarsan, seni Allah'tan koruyacak bir veli dipnot 4 , bir koruyucu bulamazsın.
İşte böylece biz onu (Kuran'ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun, sana gelen bu ilimden sonra, onların heva (istek ve tutku)larına uyacak olursan, senin için Tanrı'dan ne bir yardımcı, dost, ne bir koruyucu vardır.
İşte biz onu (Kur'anı) böyle Arabca bir hikmet olarak indirdik. Andolsun ki sana (vahy ile) gelen (bu) ilimden sonra onların heva (ve heves) lerine uyarsan Allahdan senin için ne bir yardımcı vardır, ne de bir koruyucu.
İşte böylece Biz, onu arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana gelen bilgiden sonra, onların heveslerine uyarsan; andolsun ki Allah katından sana bir dost ve koruyucu çıkmaz.
(35-43) Sakınanlara vaat edilen cennetin örneği / misali şöyledir , altlarından nehirler akar, yemişleri de gölgeleri de süreklidir / daimidir, bu sakınanların sonudur / akıbetidir, kafirlerin sonu / ukbâsı ateştir. Kitap verdiğimiz kişiler sana indirilenle rahatlıyorlar / ferahlıyorlar , taraflardan bazıları onu belirsiz hale / tanınmaz hale getiriyorlar / inkâr ediyorlar. De ki muhakkak ki ben Allah’a ibadet etmekle emrolundum , ona ortak koşmamakla emrolundum, O’na çağrıda bulunurum / dua ederim, dönüp gelişim O’nadır. Böylece O’nu arabi bir hüküm olarak indirdik , eğer ki sana bilgi / ilim geldikten sonra onların keyflerine uyarsan, senin Allah’a karşı ne dostun ne de kurtarıcın yoktur. Kesin olan şu ki, s enden önce de resuller gönderdik, onlara eşler / zevceler ve soy sop verdik, Allah’ın izni dışında Resullerin ayet getirmeleri olmaz, her süre / her ecel yazılıdır. Allah istediğini yok eder / imha eder istediğini de sabitler, ana Kitap O’nun yanındadır. (Allah ana kitaptan diğer kitaplara müdahale edebilir) Onlara vaat ettiğimizin bir kısmını sana göstersek de yahut seni vefat ettirsek de senin üzerine düşen bi lgilendirmektir / tebliğdir (tebligat) hesap sormak bizim üzerimizdedir. Arza geldiğimizi, onun uçlarından / etrafından eksilttiğimizi görmüyorlar mı? Allah karar veriyor / hükmediyor, O’nun hükmünün peşine düşecek / takip edecek yoktur, O, çabuk / seri hesap görendir. Onlardan öncekiler de tuzak / düzenek kurguladılar, t üm tuzaklar Allah’ındır. (Gerçekleşmesi O’nun elindedir) Her kişinin / her nefsin ne yapacağını bilir , kafirler ileride son yurdun / akıbet yurdunun kimin olacağını bilecekler, kafirler diyorlar ki sen gönderilen değilsin de ki Allah’ın ve yanında kitaba dair bilgisi olanların, benimle sizin aranızda ki şahitliği yeterlidir.
Böylece biz onu (Kur’an’ı) Arapça bir hüküm olarak indirdik. Andolsun ki sana gelen bu ilimden sonra onların heva ve heveslerine uyarsan, Allah tarafından senin için ne bir dost, ne de bir koruyucu vardır.
Ve işte biz onu, Arapça bir hüküm (hikmet gereğince hükmeden bir Kitap) olarak indirdik. Eğer sana gelen bu ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, artık seni Allah'tan kurtaracak ne bir veli ne de koruyucu olmaz.
Böylece (önceki ümmetlere kendi dilleriyle indirdiğimiz gibi sana da) dipnot 1 Kur'an'ı Arapça dipnot 2 hükümler şeklinde indirdik. Bu bilgi sana geldikten sonra onların arzularına uyarsan Allah senin velin/yakının da olmaz koruyucun da. dipnot 3 .
Eski Ahit · Yasa'nın Tekrarı 18:18
‹Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Eski Ahit · Yasa'nın Tekrarı 18:18
‹Onlara kardeşleri arasından senin gibi bir peygamber çıkaracağım. Sözlerimi onun ağzından işiteceksiniz. Kendisine buyurduklarımın tümünü onlara bildirecek. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Eski Ahit · Mezmurlar 84:5
Ne mutlu gücünü senden alan insana! 2 Aklı hep Siyonu ziyaret etmekte. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Yeni Ahit · Matta 21:42
İsa onlara şunu sordu: “Kutsal Yazılarda şu sözleri hiç okumadınız mı? ‹Yapıcıların reddettiği taş, İşte köşenin baş taşı oldu. Rabbin işidir bu, Gözümüzde harika bir iş!› Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
Kural böyledir dipnot 1 ; Kur'an'ı Arapça hükümler olarak indirdik. Bu bilgi sana geldikten sonra onların arzularına uyarsan, Allah'a karşı senin ne bir dostun ne de koruyucun olur.
İşte böylece Kur’an’ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir veli ve koruyucu olamaz.
İşte böylece Kur'an'ı Arapça bir hüküm olarak indirdik. Sana ilim geldikten sonra onların heveslerine uyarsan, and olsun ki, Allah katında sana bir veli ve koruyucu olamaz.
İşte biz o Kur'an'ı Arapça bir hüküm kaynağı olarak indirdik. Eğer sana gelen ilimden sonra onların keyiflerine uyarsan, Allah'tan sana ne bir dost nasip olur ne de bir koruyucu.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.