Cin suresi · 1–15. ayetler

Cinlerin Kur'an'ı dinlemesi ve söyledikleri

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Cin suresi, 1. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 1. ayet. قُلْ أُوحِىَ إِلَىَّ أَنَّهُ ٱسْتَمَعَ نَفَرٌ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَقَالُوٓا۟ إِنَّا سَمِعْنَا قُرْءَانًا عَجَبًا

    Diyanet İşleri

    (1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

    Mehmet Okuyan

    (1, 2) De ki: "Cinlerden dipnot 1 bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Şüphesiz ki doğruya götüren dipnot 2 harikulade bir Kur'an dinledik ve ona inandık; artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Cin] kelimesi, "örtülü", "saklı", "görünmeyen" anlamlarına gelen [cinnî] kelimesinin çoğuludur. Görünmedikleri için saklı varlıkların bir bölümüne [cin/cân] adı verilmektedir. Cinlerin, sanılanın aksine güçsüz oldukları, insanların onları gereksiz yere şımartıp daha da azgınlaşmalarına sebep oldukları, cinlerin çeşitli itiraflarından anlaşılmaktadır. 13. ayette ise, Allah'a güvenen insanlara hiçbir şekilde zarar veremeyecekleri belirtilmektedir. Burada sözü edilen cinler, sorumluluk sahibi kılınan görünmeyen varlıklardır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Cinlerin Kur'an'la ilgili bu değerlendirmelerini Tevrat için de yaptıkları Ahkâf 46:30'da dile getirilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Bana vahyedildi ki, cinlerden bir kısmı (bu mesaja) kulak vererek, (dostlarına) şöyle dediler: "Gerçekten de biz olağanüstü güzellikte bir hitap dinledik;

    Muhammed Esed

    De ki: "Tanınmayan/bilinmeyen varlıklardan bir kısmının (bu ilahi kelama) kulak verdikleri ve sonra (arkadaşlarına şöyle) söyledikleri bana vahyedildi: 'Biz olağanüstü güzellikte bir hitabe dinledik,

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Bana vahyolunana göre; Cin'den bir topluluk (Kur'an) dinleyip de: 'Muhakkak ki biz, hayrete düşüren bir Kur'an işittik!' demişler. "

    Ali Bulaç

    De ki: "Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: -Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kur'an dinledik"

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) De ki: Cinlerden bir topluluğun (benim okuduğum Kur'an'ı) dinleyip de şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: "Hârikulâde güzel bir Kur’an dinledik."

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinledikleri; sonra, şöyle dedikleri bana bildirildi: ‘Hayranlık veren Kur'an'ı dinledik!' "

    Bayraktar Bayraklı

    - De ki: Cinlerden bir grubun, Kur'an'ı dinleyip toplumlarına şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz, doğru yola ileten eşsiz bir Kur'an dinledik. Bu yüzden ona inandık. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

    Edip Yüksel

    De ki: "Bana vahiy edildiğine göre, cinlerden bir grup dinlediler ve şöyle dediler:" "Biz ilginç bir Kuran işittik."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Bana vahyedildiğine göre, cinlerden bir grup dinlediler ve şöyle dediler:' 'Biz ilginç bir Kuran işittik.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Cinlerden bir grubun (Kur'an'ı) dinleyip de şöyle dedikleri bana vahyolundu: "İnan olsun biz acaip bir Kuran dinledik.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: Vahy olundu bana hakıkat bir takım cinnin dinleyip de şöyle dedikleri: inan olsun biz acaib bir Kur'an dinledik.

    Erhan Aktaş

    De ki: "Bana, cinlerden dipnot 1 bir topluluğun dinledikten sonra gidip; biz gerçekten hayranlık uyandıran bir kur'an dipnot 2 dinledik, dedikleri, vahyolundu."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tanımadığımız birtakım insanlar. "Cinn, Can kelimesinin çoğuludur. Kelime anlamı, "kapalı, gözükmez varlık, güç ve duyulardan saklanan demektir. Cinn kelimesi mastar olarak, "örtmek, görünmez hale getirmek" demektir. İnsanın yaşam kaynağı görünmediği için ona da "can" denmektedir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin kelimeleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örtüğüne cenin, akıl hastası olana (aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denemesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur'an, cinn kelimesini, ontolojik varlık olan ve dumansız ateşten yaratılan "cinn" için kullanmanın yanı sıra, "yabancı olan, yabancı yerleşim yerlerinde yaşayan, görme alanımızın dışında kalan insanların tamamı" kast etmek için de kullanmaktadır (Bkz.46:29). Kur'an, Cahiliye'nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemektedir ve Cahiliye'nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur'an'a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı, Cahili bir inançtır. Müşriklerin; Muhammed Nebi'ye kahin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn inançlarının bir sonucudur. Ontolojik varlık olan cinlerin insanlarla ilişkiye girmeleri söz konusu değildir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hitap, söylev, kelam.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Bana, cinlerden dipnot 1 bir topluluğun dinledikten sonra gidip; biz gerçekten hayranlık uyandıran bir kur'an dipnot 2 dinledik, dedikleri, vahyolundu."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yabancılardan. Gördüğümüz- görmediğimiz, bilinen-bilinmeyen, tanınan-tanınmayan, yerli-yabancı, gelmiş geçmiş kim varsa. Kur'an cinn kavramını daha çok bilinmeyen, tanınmayan yani yabancı olan, yabancı yerlerden olan kimseler ve halklar için kullanmaktadır. (46:29) Cinn, Can kelimesinin çoğuludur. "Gözükmez ontolojik varlık ve güç. Cin, duyulardan saklanmak demektir. Cin, kökü mastar olarak, "örtmek, görünmez hale getirmek" demektir. İnsanın yaşam kaynağı görünmediği için ona da "can" denmektedir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin sözcükleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örtüğüne cenin; akıl hastası olana (aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denemesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur'an, Cahiliye'nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemektedir ve Cahiliye'nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur'an'a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı Cahiliye inancıdır. Müşriklerin; Nebi'ye kahin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn ile ilgili inançlarının bir sonucudur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hitap, söylev, kelam.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Bana, cinlerden dipnot 1 bir topluluğun dinledikten sonra gidip; biz gerçekten hayranlık uyandıran bir kur'an dipnot 2 dinledik, dedikleri, vahy vahyedildi."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yabancılardan. Cinn sözcüğünün kökü mastar olarak, "örtmek, görünmez hale getirmek" demektir. Cinnet, mecnun, cennet, cenin sözcükleri bu köktendir. Aklın örtülmesine cinnet; ağaçlarla, yeşilliklerle örtülmüş toprak parçasına cennet; rahmin örttüğüne cenin; akıl hastası olana(aklı örtülmüş olduğu için) mecnun denmesi, bunların örtünerek görünmez hale gelmiş olmalarındandır. Kur'an, cinn kavramını daha çok bilinmeyen, tanınmayan yani yabancı olan, yabancı yerlerden olan kimseler ve toplumlar için kullanmaktadır. (46/Ahkaf, 29) Kur'an'ın; Cahiliye'nin cinn algısı bağlamında, cinn kavramını kullanmış olmasının, cinler hakkında ontolojik bilgi olarak görülmesi önemli bir yanılgıdır. Kur'an, Cahiliye'nin cinn algısını sapkınlık olarak nitelemekte ve Cahiliye'nin cinlere atfettikleri nitelikleri reddetmektedir. Kur'an'a göre; cinlerin, üstün varlıklar ve üstün güçlere sahip olduğu inancı cahili bir inançtır. Müşriklerin; Nebimize kahin, şair, mecnun lakabı takmaları, onların cinn inançlarının bir sonucudur.
    2. metne dön, dipnot 2
      Hitap, söylev, kelam.

    Gültekin Onan

    De ki: "Bana gerçekten şu vahyolundu: Cinlerden bir grup dinleyip de şöyle demişler: "Doğrusu biz, (büyük) hayranlık uyandıran bir Kuran dinledik."

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) de ki: "Bana şu hakıykat (ler) vahy olunmuşdur: Cin den bir zümre (benim Kur'an okuyuşumu) dinlemiş de (şöyle) söylemişler: — Biz, hakıyki hayranlık veren bir Kur'an dinledik.

    İbni Kesir

    De ki: Bana vahyolundu ki; cinnlerden bir topluluk onu dinlemiş ve; doğrusu biz, hayrete düşüren bir Kur'an dinledik, demişlerdir.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şöyle dediği bana vahyedildi: Biz, hayrete düşüren Kur'an dinledik."

    Süleyman Ateş

    De ki: Cinlerden bir topluluğun Kur'an dinleyip şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz harikulade güzel bir Kur'an dinledik.

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Bana, bir grup cinin beni dinleyip (diğer cinlere) şöyle dedikleri vahyedildi: 'Biz hayranlık uyandıran bir kur'an /ayet kümesi dipnot 1 dinledik dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an, karaa (قرأ) fiilinin mastarı olan kur (القُرْء) veya kar (القَرْء)'dan türetilmiştir; anlamı, toplama ve birleştirmedir. Mastar olarak kullanıldığı gibi bütünlük ve küme anlamında isim olarak da kullanılır. Allah'ın kitabına Kur'an denmesi, bütün sureleri toplayıp bir araya getirmesi sebebiyledir (Lisanu'l-Arab). Arapçada Kur'an (قُرْآنً)'ın çoğulu olmadığından tekil için de çoğul için de kullanılır. Bu sebeple kur'an (قُرْآن) kelimesine, bağlamına göre, kur'anlar diye de anlam verilebilir. Benzer ayetler için bkz: Yusuf 12/2, Taha 20/113-114, Zümer 39/28, Fussilet 41/3, Şura 42/7, Zuhruf 43/1-3, Ahkaf 46/12.
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki "Bana şunlar vahyedildi: Cinlerin dipnot 1 bir kısmı beni dinlemiş ve şöyle demişler: Biz hayranlık uyandıran bir Kur'an (bir söz kümesi), dinledik.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Görünmeyen tüm varlıkların ortak adıdır.

    Şaban Britch

    De ki: Cinlerden bir topluluğun, dinleyip şöyle dediği bana vahyedildi: Biz, hârikulâde bir güzel bir Kur'an dinledik

    Şaban Piriş

    De ki: Bir grup cinin, dinleyip şöyle dediği bana vahyedildi: -Biz, hayret verici bir okuma duyduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Cinlerden bir topluluğun dinleyip şunu söyledikleri bana vahyolundu: 'Gerçekten biz, hayranlık verici bir Kur'an dinledik."

  2. Cin suresi, 2. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 2. ayet. يَهْدِىٓ إِلَى ٱلرُّشْدِ فَـَٔامَنَّا بِهِۦ وَلَن نُّشْرِكَ بِرَبِّنَآ أَحَدًا

    Diyanet İşleri

    (1-2) (Ey Muhammed!) De ki: "Bana cinlerden bir topluluğun (Kur'an'ı) dinleyip şöyle dedikleri vahyedildi: "Şüphesiz biz doğruya ileten hayranlık verici bir Kur'an dinledik de ona inandık. Artık, Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

    Mehmet Okuyan

    (1, 2) De ki: "Cinlerden dipnot 1 bir grubun (beni) dinlediği ve şöyle söyledikleri bana vahyolunmuştur: ‘Şüphesiz ki doğruya götüren dipnot 2 harikulade bir Kur'an dinledik ve ona inandık; artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      [Cin] kelimesi, "örtülü", "saklı", "görünmeyen" anlamlarına gelen [cinnî] kelimesinin çoğuludur. Görünmedikleri için saklı varlıkların bir bölümüne [cin/cân] adı verilmektedir. Cinlerin, sanılanın aksine güçsüz oldukları, insanların onları gereksiz yere şımartıp daha da azgınlaşmalarına sebep oldukları, cinlerin çeşitli itiraflarından anlaşılmaktadır. 13. ayette ise, Allah'a güvenen insanlara hiçbir şekilde zarar veremeyecekleri belirtilmektedir. Burada sözü edilen cinler, sorumluluk sahibi kılınan görünmeyen varlıklardır.
    2. metne dön, dipnot 2
      Cinlerin Kur'an'la ilgili bu değerlendirmelerini Tevrat için de yaptıkları Ahkâf 46:30'da dile getirilmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    doğru bir bilinç inşa eden (bir hitab)... Böylece ona iman ettik: artık asla Rabbimizden başkasına ilahlık yakıştırmayacağız;

    Muhammed Esed

    doğru ile eğriyi ayırd etme bilincine bizi ulaştıran (bir hitabe); ve böylece ona iman ettik. Ve artık Rabbimizden başka kimseye asla ilahlık yakıştırmayacağız,

    Ahmed Hulusi

    "(O,) rüşde (olgunluğa) yönlendiriyor. Bu sebeple iman ettik Ona! Rabbimize hiç kimseyi asla ortak tutmayacağız. "

    Ali Bulaç

    "O (Kur'an), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip iletiyor. Bu yüzden ona iman ettik. Bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız."

    Ali Özek ve heyeti

    Gerçekten biz, doğru yola ileten de ona iman ettik. (Artık) kimseyi Rabbimize asla ortak koşmayacağız.

    Ali Rıza Safa

    "Doğruya eriştiriyor; Ona inandık. Artık, hiç kimseyi, asla Efendimize ortak koşmayacağız!"

    Bayraktar Bayraklı

    - De ki: Cinlerden bir grubun, Kur'an'ı dinleyip toplumlarına şöyle dedikleri bana vahyolundu: "Biz, doğru yola ileten eşsiz bir Kur'an dinledik. Bu yüzden ona inandık. Artık Rabbimize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

    Edip Yüksel

    "O doğruya iletiyor ve biz onu onayladık; bundan böyle Efendimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'O doğruya iletiyor ve biz ona inandık; bundan böyle Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik, Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Rüşde irdiriyor, biz de ona iyman eyledik, rabbımıza hiç kimseyi şerik koşmıyacağız

    Erhan Aktaş

    "Her konuda doğru yola iletiyor; ona iman ettik. Artık kesinlikle Rabb'imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Her konuda doğru yola iletiyor; ona iman ettik. Artık kesinlikle Rabb'imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Ona iman ettik, artık kesinlikle Rabb'imize hiçbir şeyi ortak koşmayacağız."

    Gültekin Onan

    "O (Kuran), 'gerçeğe ve doğruya' yöneltip iletiyor. Bu yüzden ona inandık. Bundan böyle rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız."

    Hasan Basri Çantay

    "ki o, Hakka ve doğruya götürüyor. Bundan dolayı biz de ona iman etdik. Rabbimize (bundan sonra) hiçbir (şey') i asla ortak tutmayacağız".

    İbni Kesir

    O, doğru yola iletiyor. Biz de ona iman ettik. Ve Rabbımıza hiç bir şeyi şirk koşmayacağız.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Doğru yola hidayet ediyor, biz ona iman ettik. Rabbimize hiç kimseyi ortak tutmayacağız.

    Süleyman Ateş

    Doğru yola iletiyor, ona inandık. Artık Rabbimize hiç kimseyi ortak koşmayacağız.

    Şaban Britch

    Doğru yola hidayet ediyor, biz ona iman ettik. Rabbimize hiç kimseyi ortak tutmayacağız

    Şaban Piriş

    Doğru yolu gösteriyor. Biz ona iman ettik. Rabbimiz'e hiç kimseyi ortak tutmayacağız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Doğruya ve hayra kılavuzluyor. Biz de inandık ona. Artık Rabbimize hiç kimseyi asla ortak koşmayacağız."

  3. Cin suresi, 3. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 3. ayet. وَأَنَّهُۥ تَعَٰلَىٰ جَدُّ رَبِّنَا مَا ٱتَّخَذَ صَٰحِبَةً وَلَا وَلَدًا

    Diyanet İşleri

    "Doğrusu Rabbimizin şanı çok yücedir; ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."

    Mehmet Okuyan

    Eşi de çocuğu da olmayan Rabbimizin şanı çok yücedir.

    Mustafa İslamoğlu

    ve şu bir hakikat ki, Rabbimizin şanı pek yücedir: O kendisine ne bir eş ne de çocuk edinmiştir.

    Muhammed Esed

    çünkü (biliriz ki) Rabbimizin şanı yücedir: O, kendisine ne bir eş, ne de bir erkek çocuk edinmiştir!

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki Rabbimizin ceddi (azamet ve sultanlığı) çok yücedir. . . Ne bir dişi eş edinmiştir ne de bir çocuk!"

    Ali Bulaç

    Elbette, Rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."

    Ali Özek ve heyeti

    Hakikat şu ki, Rabbimizin şânı çok yücedir. O, ne eş ne de çocuk edinmiştir.

    Ali Rıza Safa

    "Kuşkusuz, Efendimizin şanı Yüceler Yücesidir. O, eş ve çocuk edinmemiştir!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Gerçek şu ki, Rabbimizin şanı çok yücedir. Ne bir eş, ne de bir çocuk edinmiştir."

    Edip Yüksel

    "Efendimiz çok yücedir. O ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Rabbimiz çok yücedir. O ne bir eş ne de bir çocuk edinmemiştir. '

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu O Rabbimizin şanı çok yüksektir, ne bir arkadaş edinmiş, ne de bir çocuk.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu o rabbımızın şanı çok yüksek, ne bir arkadaş edinmiş ne de bir veled

    Erhan Aktaş

    "Rabb'imizin şanı çok yücedir. O, asla eş ve çocuk edinmemiştir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Rabb'imizin şanı çok yücedir. O, asla eş ve çocuk edinmemiştir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Rabb'imizin şanı çok yücedir. O, asla eş ve çocuk edinmemiştir."

    Gültekin Onan

    Elbette, rabbimizin şanı yücedir. O, ne bir eş edinmiştir, ne de bir çocuk."

    Hasan Basri Çantay

    "Hakıykat şudur ki: Rabbizimin büyüklüğü (her büyüklükden) yücedir. O, ne bir zevce, ne de bir evlad edinmemişdir".

    İbni Kesir

    Muhakkak ki Rabbımızın şanı yücedir. O; eş ve çocuk edinmemiştir.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Rabbimizin azameti çok yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

    Süleyman Ateş

    Doğrusu Rabbimizin şanı yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Rabbimiz çok yücedir; ne bir eş ne de bir çocuk edinmiştir.

    Şaban Britch

    Rabbimizin azameti çok yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

    Şaban Piriş

    Rabbimiz'in şanı çok yücedir. O, eş ve çocuk edinmemiştir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Rabbimizin adı/kudreti/işi/gayreti çok yücedir. O, ne bir dişi dost edinmiştir ne de bir çocuk."

  4. Cin suresi, 4. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 4. ayet. وَأَنَّهُۥ كَانَ يَقُولُ سَفِيهُنَا عَلَى ٱللَّهِ شَطَطًا

    Diyanet İşleri

    "Demek bizim beyinsiz olanımız, Allah hakkında doğruluktan uzak sözler söylüyormuş."

    Mehmet Okuyan

    İçimizden bir beyinsiz, Allah hakkında asılsız, saçma sözler söylerdi.

    Mustafa İslamoğlu

    Bir başka gerçek de, içimizdeki beyinsiz (kişilerin) Allah'a karşı sorumsuzca konuşması olmuştu.

    Muhammed Esed

    Ve (şimdi öğreniyoruz ki) aramızdaki beyinsiz (kişi), Allah hakkında asılsız şeyler söylüyordu,

    Ahmed Hulusi

    "Doğrusu bizim kıt anlayışlımız, Allah hakkında saçma iddiada bulunuyormuş!"

    Ali Bulaç

    "Doğrusu şu: Bizim beyinsizlerimiz, Allah'a karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler."

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis veya azgın cinler), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, aramızdaki beyinsizler, Allah hakkında asılsız şeyler söylüyorlarmış!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bizim aşağılıklarımız, Allah hakkında yakışıksız şeyler söylemektedirler."

    Edip Yüksel

    "ALLAH hakkında saçma şeyler söyleyip duran bizim o beyinsizdi."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'ALLAH hakkında saçma şeyler söyleyip duran bizim o beyinsizdi.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu bizim beyinsiz, Allah'a karşı saçma şeyler söylüyormuş.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu bizim sefiyh, Allaha karşı saçma söylüyormuş

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Meğer bizim "beyinsiz, " dipnot 1 Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş"

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öncümüz, önderimiz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Meğer bizim "beyinsiz," dipnot 1 Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş"

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Öncümüz, önderimiz.

    Gültekin Onan

    "Doğrusu şu: bizim beyinsizlerimiz, Tanrı'ya karşı 'bir sürü saçma şeyler' söylemişler.

    Hasan Basri Çantay

    "Hakıykat şudur ki: Bizim avanak (cahil) imiz Allaha karşı (meğer) pek aşırı yalanlar söylüyormuş".

    İbni Kesir

    Doğrusu bizim beyinsizimiz; Allah'a karşı yalanlar söylüyormuş.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (İblis), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

    Süleyman Ateş

    Meğer bizim beyinsiz (İblis veya cinlerin kafirleri) Allah hakkında saçma şeyler söylüyormuş.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bizim akılsız da (İblis) meğer Allah'a karşı gerçek dışı konuşmalar yapıyormuş.

    Şaban Britch

    Doğrusu bizim beyinsiz olanımız (iblis), Allah hakkında pek aşırı yalanlar uyduruyormuş.

    Şaban Piriş

    Meğer bizim beyinsizimiz, Allah hakkında yalan söylüyormuş.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Doğrusu, bizim beyinsiz, Allah hakkında saçma lakırdı ediyormuş."

  5. Cin suresi, 5. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 5. ayet. وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن تَقُولَ ٱلْإِنسُ وَٱلْجِنُّ عَلَى ٱللَّهِ كَذِبًا

    Diyanet İşleri

    "Şüphesiz biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında asla yalan söylemeyeceklerini sanıyorduk."

    Mehmet Okuyan

    Biz hiçbir insan ve cinin Allah hakkında yalan söylemeyeceğini sanmıştık.

    Mustafa İslamoğlu

    Halbuki biz, ne insanların ne de cinlerin Allah'a iftira edeceğine asla ihtimal vermezdik."

    Muhammed Esed

    ve ne insanın ne de (hiçbir) görünmez gücün Allah hakkında yalan uydurmayacağını düşün(mekte yanılmış)tık.

    Ahmed Hulusi

    "Biz gerçekten, ins ve cin Allah hakkında asla yalan söylemez, diye zannetmiştik. "

    Ali Bulaç

    "Oysa biz, insanların ve cinlerin Allah'a karşı asla yalan söylemiyeceklerini sanmıştık."

    Ali Özek ve heyeti

    Halbuki biz, gerek insanlar gerekse cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler, sanmıştık.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, insanların ve cinlerin, Allah hakkında yalanlar söylemeyeceklerini sanıyorduk!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Biz, insanları ve cinleri Allah hakkında asla yalan söylemezler sanmıştık."

    Edip Yüksel

    "İnsanların ve cinlerin ALLAH'a karşı yalan uyduramayacaklarını sanmıştık."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'İnsanların ve cinlerin ALLAH'a karşı yalan uyduramıyacaklarını sanmıştık.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu biz insanları ve cinleri Allah'a karşı asla yalan söylemez sanmışız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu biz, İns ü Cinn Allaha karşı asla yalan söylemez sanmışız

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Doğrusu biz insin ve cinnin dipnot 1 Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerine inanıyorduk."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tanıdık ve tanımadık yabancı kimseler. Bildiğimiz ve bilmediğimiz kimseler. Bkz. 72:1. Ayetin dipnotu.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Doğrusu biz "ins"in ve "cinn"in dipnot 1 Allah'a karşı asla yalan söylemeyeceklerine inanıyorduk.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yerli- yabancı, tanıdık- tanımadık, bilinen-bilinmeyen kimselerin.

    Gültekin Onan

    "Oysa biz, insanların ve cinlerin Tanrı'ya karşı asla yalan söylemeyeceklerini sanmıştık."

    Hasan Basri Çantay

    "Gerçek biz de insan (olsun), cin (olsun) Allaha karşı (hiçbiri) asla yalan söylemez, sanmıştık."

    İbni Kesir

    Doğrusu öyle zannettik ki; insanlar ve cinnler Allah'a karşı asla yalan söylemezler.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    “Biz, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söylemeyeceklerini zannederdik."

    Süleyman Ateş

    Biz insanların ve cinlerin, Allah'a karşı yalan söylemeyeceklerini sanmıştık (onun için o beyinsizin sözüne uymuştuk),

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Biz sanıyorduk ki insanlar ve cinler, Allah'a karşı yalan söyleyemezler.

    Şaban Britch

    Biz de, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söylemeyeceklerini zannederdik.

    Şaban Piriş

    Biz de, insanların ve cinlerin Allah hakkında yalan söylemeyeceklerini zannederdik.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Biz sanmıştık ki, ne insanlar ne de cinler Allah hakkında asla yalan söylemezler."

  6. Cin suresi, 6. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 6. ayet. وَأَنَّهُۥ كَانَ رِجَالٌ مِّنَ ٱلْإِنسِ يَعُوذُونَ بِرِجَالٍ مِّنَ ٱلْجِنِّ فَزَادُوهُمْ رَهَقًا

    Diyanet İşleri

    "Doğrusu insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazılarına sığınırlardı da, cinler onların taşkınlıklarını artırırlardı."

    Mehmet Okuyan

    İnsanlardan bazı erkekler, bazı erkek cinlere sığınıyordu da (bu durum onların) sadece azgınlığını artırıyordu.

    Mustafa İslamoğlu

    Hiç kuşku yok ki insanlardan bazıları cinlerden bazılarına sığınırlar, bu da onların (cinler karşısındaki) zillet verici edilgenliğini artırır.

    Muhammed Esed

    Gerçi bazı insanların (bu tür) görünmez güçlere sığındığı (her zaman vaki) olurdu; ama bunlar yalnızca onların şaşkınlığını arttırdı.

    Ahmed Hulusi

    "Doğrusu, insan türünden bazı rical (erkek veya kadın), cin türünden bazı ricale (erkek veya kadın) sığınırlar. . . Bu yüzden onların azgınlıklarını artırırlar. "

    Ali Bulaç

    "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki, onların azgınlıklarını arttırırlardı."

    Ali Özek ve heyeti

    Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, kimi insanlar, cinlerden kimilerine sığınırlardı. Böylece, onların azgınlıklarını artırdılar!"

    Bayraktar Bayraklı

    İnsanlardan bazıları, bazı cinlere sığınırlardı. Bu, cinlerin sadece azgınlıklarını arttırıyordu.

    Edip Yüksel

    "Ne var ki bazı insanlar, bazı cinlere sığınırlardı ve bu da onların azgınlıklarını arttırırdı."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ne var ki bazı insanlar, bazı cinlere sığınırlardı ve bu da onların azgınlıklarını arttırırdı.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu insanlardan bazı erkekler cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların istilalarını artırıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu İnsten bazı rical, Cinden bazı ricale sığınıyorlardı da onların istiylalarını artırıyorlardı.

    Erhan Aktaş

    Gerçekten de insten dipnot 1 bazı adamlar, cinden dipnot 2 bazı adamlara dipnot 3 sığınıyorlardı. Böylece onların dipnot 4 azgınlıklarını, beyinsizliklerini artırıyorlardı.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tanıdık kimselerden.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tanımadığımız yabancı kimselere.
    3. metne dön, dipnot 3
      "Adamlar" kelimesi de aslında cinn kelimesi ile kast edilen şeyin, "insanlar" olduğunu açıkça ifade etmektedir
    4. metne dön, dipnot 4
      Yabancı kimselerin.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gerçekten de insten dipnot 1 bazı adamlar, cinden dipnot 2 bazı adamlara dipnot 3 sığınıyorlardı. Böylece onların dipnot 4 azgınlıklarını, beyinsizliklerini artırıyorlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tanıdık kimselerden.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tanımadığımız yabancı kimseler.
    3. metne dön, dipnot 3
      "Adam" sözcüğü de aslında cin sözcüğü ile kast edilen şeyin, yalnızca "görünmez varlık" değil, aynı zamanda insan türü varlık olduğunu açıkça ifade etmektedir
    4. metne dön, dipnot 4
      Yabancı kimselerin.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçekten de insten dipnot 1 bazı adamlar, cinden dipnot 2 bazı adamlara dipnot 3 sığınıyorlardı. Böylece cinlerin dipnot 4 azgınlıklarını, beyinsizliklerini artırıyorlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Tanıdık kimselerden.
    2. metne dön, dipnot 2
      Tanımadığımız yabancı kimseler.
    3. metne dön, dipnot 3
      "Adam" sözcüğü de aslında cin sözcüğü ile kast edilen şeyin, yalnızca "görünmez varlık" değil, aynı zamanda insan türü varlık olduğunu açıkça ifade etmektedir
    4. metne dön, dipnot 4
      Yabancı kimselerin.

    Gültekin Onan

    "Bir de şu gerçek var: İnsanlardan bazı adamlar cinlerden bazı adamlara sığınırlardı. Öyle ki onların azgınlıklarını arttırırlardı."

    Hasan Basri Çantay

    "Filhakıyka şu da var: İnsanlardan ba'zı kimseler cinden ba'zı kişilere sığınırlar. Demek bu suretle onların azgınlıklarını (şımarıklıklarını) artırmışlar".

    İbni Kesir

    Doğrusu insanlardan bazı kimseler; cinnlerden bir takım kimselere sığınırlardı da onların azgınlıklarını artırırlardı.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

    Süleyman Ateş

    Doğrusu insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklığını artırırlardı.

    Süleymaniye Vakfı

    Şu da bir gerçek ki insanlardan bazı adamlar, cinlerden bazı adamlara sığınıyor, böylece onların etkilerini artırıyorlardı dipnot 1 .'"

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Aslında insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere sığınıyor; bu da onların azgınlıklarını artırıyor.

    Şaban Britch

    Şu da gerçek ki, insanlardan bazı kimseler, cinlerden bazı kimselere sığınırlardı da, onların taşkınlıklarını arttırırlardı.

    Şaban Piriş

    Oysa, insanlarda öyle adamlar varmış ki, cinlerin bazılarına sığınıyor. Cinler de onların azgınlıklarını artırıyormuş.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Gerçek şu ki, insanlardan bazı erkekler, cinlerden bazı erkeklere/cinlerin şerrinden bazı erkeklere sığınırlardı da onların şımarıklık ve azgınlığını artırırlardı."

  7. Cin suresi, 7. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 7. ayet. وَأَنَّهُمْ ظَنُّوا۟ كَمَا ظَنَنتُمْ أَن لَّن يَبْعَثَ ٱللَّهُ أَحَدًا

    Diyanet İşleri

    "Gerçekten onlar da, sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi öldükten sonra tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı."

    Mehmet Okuyan

    Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın kimseyi (elçi) olarak göndermeyeceğini sanmışlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Öyle ki o sapık insanlar, tıpkı sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi elçi göndermeyeceğini sanmışlardı.

    Muhammed Esed

    O kadar ki, sizin (vaktiyle) düşündüğünüz gibi, onlar da Allah'ın hiç kimseyi (yeniden) asla (elçi olarak) göndermeyeceğini düşünmeye başladılar.

    Ahmed Hulusi

    "Muhakkak ki onlar (insanlar), sizin gibi düşünüp, Allah'ın hiçbir kimseyi asla ba's etmeyeceğini, zannetmişler!" (Bu ayet cinlerin de yaşadıkları beden boyutu itibarıyla 'Ölüm - kıyamet' aşaması sonrasına insanlar gibi vakıf olmadıklarını göstermektedir. A. H. )

    Ali Bulaç

    "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı."

    Ali Özek ve heyeti

    Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah’ın hiç kimseyi tekrar diriltmeyeceğini sanmışlardı.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın kimseyi göndermeyeceğini sanıyorlardı!" dipnot 541

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 541
      "Kimseyi göndermeyeceğini" söylemi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Kimseyi tekrar diriltmeyeceğini" veya "Kimseyi yeniden yaratmayacağını" biçiminde çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    Cinler sizin sandığınız gibi Allah'ın hiçbir kimseyi peygamber olarak göndermeyeceğini sanıyorlardı.

    Edip Yüksel

    "Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, ALLAH'ın hiçbir kimseyi göndermeyeceğini sanıyorlardı."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, ALLAH'ın hiç bir kimseyi göndermeyeceğini sanıyorlardı.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu onlar sizin sandığınız gibi sanmışlardı ki, Allah hiçbir kimseyi asla peygamber göndermeyecek.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu onlar sizin zann ettiğiniz gibi zann etmişlerdi ki: Allah ebeda hiçbir kimseyi ba's etmiyecek.

    Erhan Aktaş

    Gerçekten de onlar sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Gerçekten de onlar sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Gerçekten de onlar sizin inandığınız şekilde, Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğine inanmışlardı.

    Gültekin Onan

    "Ve onlar, sizin de sandığınız gibi Tanrı'nın hiç kimseyi kesin olarak diriltmeyeceğini sanmışlardı."

    Hasan Basri Çantay

    "Hakıykaten onlar da, sizin zannetdiğiniz gibi, Allahın hiçbir kimseyi kat'iyyen diriltemeyeceğini sanmışlar".

    İbni Kesir

    Doğrusu onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın yeniden kimseyi diriltemeyeceğini sandılar.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Onlar da sizin zannettiğiniz gibi Allah’ın hiç kimseyi yeniden diriltemeyeceğini sanmışlardı.

    Süleyman Ateş

    Onlar da sizin sandığınız gibi Allah'ın hiç kimseyi diriltmeyeceğini sanmışlardı.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Onlar da sizin sandığınız gibi, Allah'ın artık kimseyi elçi göndermeyeceğini sanmışlar.

    Şaban Britch

    Sizin zannettiğiniz gibi, onlar da Allah’ın hiç kimseyi yeniden diriltemeyeceğini sanmışlardı.

    Şaban Piriş

    Sizin zannettiğiniz gibi, onlar da Allah'ın hiç kimseyi yeniden diriltemeyeceğini sanmışlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Onlar, tıpkı sizin sandığınız gibi, Allah'ın hiç kimseyi asla diriltmeyeceğini/peygamber göndermeyeceğini sanmışlardı."

  8. Cin suresi, 8. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 8. ayet. وَأَنَّا لَمَسْنَا ٱلسَّمَآءَ فَوَجَدْنَٰهَا مُلِئَتْ حَرَسًا شَدِيدًا وَشُهُبًا

    Diyanet İşleri

    "Kuşkusuz biz göğe ulaşmak istedik, fakat onu çetin bekçilerle ve yakıcı ışıklarla dolu bulduk."

    Mehmet Okuyan

    Biz göğü de yokladık fakat onu güçlü koruyucularla, ışık hüzmeleriyle doldurulmuş bulduk.

    Mustafa İslamoğlu

    (Yine cinler şöyle dediler): "Gerçek şu ki biz göğü yokladık, ama onu tam donanımlı bir koruma ordusu ve tarifsiz bir göktaşı sağanağıyla dopdolu bulduk;

    Muhammed Esed

    Ve (zaman oldu) biz göğe uzandık ama onu güçlü muhafızlar ve alevlerle dolu bulduk,

    Ahmed Hulusi

    "Gerçekten biz semaya dokunduk da onu, güçlü bekçilerle (kuvvelerle) ve şihablarla (anlamamızı önleyen ışınlarla) doldurulmuş bulduk. "

    Ali Bulaç

    "Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk."

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle doldurulmuş bulduk.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, gökyüzüne dokunduk. Ama onu, güçlü bekçilerle ve yakıcı ışınlarla dolu bulduk!" dipnot 542

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 542
      72:8,9 ayetleri, kimi yorumcular tarafından astroloji ile ilişkilendirilerek, şöyle yorumlanmıştır: "Gökyüzü ve yıldızların görünmeyen varlıklara karşı koruma altına alınmış olması, yıldızlardan gelecek okunması yöntemleriyle, insanın algılama yetilerinin ötesinde olan bilgileri elde etme çabalarının olanaksız olduğunu bildirmektedir. Bu bilgileri öğrenmek isteyenleri izleyecek olan yakıcı ışınlar, düş kırıklığı anlamını taşımaktadır." Gökyüzünün şeytanlara karşı korunduğu da 15:16-18; 37:6-10 ve 67:5 ayetlerinde bildirilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    "Doğrusu biz cinler, göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev hüzmeleri ile doldurulmuş bulduk."

    Edip Yüksel

    "Biz göğe dokunduk ve onu güçlü bekçilerle ve ateş toplarıyla korunmuş bulduk."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Biz göğe dokunduk ve onu güçlü bekçilerle ve ateş toplarıyla korunmuş bulduk.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu biz o göğü yokladık da onu kuvvetli muhafızlar ve atılmaya hazır ateşin aleviyle doldurulmuş bulduk.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu biz o Semayı yokladık da onu öyle bulduk ki şiddetli muhafızlar ve şihablarla doldurulmuş

    Erhan Aktaş

    "Gerçekten de biz göğe erişmek istedik, fakat onun zorlu bekçiler ve ışınlarla doldurulmuş olduğunu gördük."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçekten de biz göğe erişmek istedik, fakat onun zorlu bekçiler ve ışınlarla doldurulmuş olduğunu gördük."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Gerçekten de biz göğe erişmek istedik, fakat onun zorlu bekçiler ve parlak alevlerle doldurulmuş olduğunu gördük."

    Gültekin Onan

    "Doğrusu biz göğü yokladık; fakat onu güçlü koruyucular ve şihablarla kaplı (doldurulmuş) bulduk."

    Hasan Basri Çantay

    (Cin devamla:) "Biz ciddi bir suretde göğe erişmek istedik. Fakat onu sert bekçilerle ve (yakıcı) şihablarla doldurulmuş bulduk".

    İbni Kesir

    Doğrusu biz; göğü yokladık da, onu sert bekçiler ve alevlerle doldurulmuş bulduk.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Doğrusu biz (cinler) göğü yokladık, fakat onu güçlü bekçilerle, alev hüzmeleriyle (yıldızlarla) doldurulmuş bulduk.

    Süleyman Ateş

    Biz göğe dokunduk, onu kuvvetli bekçilerle ve ışınlarla doldurulmuş bulduk.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bir gün göğe dipnot 1 vardık; orayı koruyucularla ve ateş parçalarıyla doldurulmuş bulduk.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      ٍİnsanlar ve cinler, gerekli güce ulaşırlarsa yedinci kat semaya kadar cikabilirler. Bkz.(Rahman 55/33) Ancak cin şeytanları, birinci kat semaya bile sokulmaz, taşlanarak uzaklaştırılırlar. Bkz.(Saffat 37/6-10)

    Şaban Britch

    Doğrusu biz (cinler), göğü yokladık, fakat onu sert bekçilerle, alev huzmeleriyle (yıldızlarla) doldurulmuş bulduk.

    Şaban Piriş

    -Biz, göğü yokladık ve onu şiddetli bir koruma ve alevle dolu bulduk.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Biz göğe gerçekten dokunduk da onu titiz ve güçlü bekçilerle ve kayıp giden ışınlarla/alevlerle doldurulmuş bulduk."

  9. Cin suresi, 9. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 9. ayet. وَأَنَّا كُنَّا نَقْعُدُ مِنْهَا مَقَٰعِدَ لِلسَّمْعِ فَمَن يَسْتَمِعِ ٱلْـَٔانَ يَجِدْ لَهُۥ شِهَابًا رَّصَدًا

    Diyanet İşleri

    "Halbuki biz, (daha önce) göğün bazı yerlerinde gayb haberlerini dinlemek için otururduk. Fakat şimdi her kim dinlemeye kalkacak olursa, kendini gözetleyen yakıcı bir ışık bulur."

    Mehmet Okuyan

    (Oysa) biz (haber) dinlemek için göğün (çeşitli) yerlerinde oturuyorduk fakat şimdi kim (haber) dinlemek isterse, kendisini takip eden bir alev hüzmesi bulu(yo)r. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Benzer mesajlar: Hicr 15:17; Sâffât 37:7-9; Mülk 67:5.

    Mustafa İslamoğlu

    halbuki vaktiyle biz onun uygun yerlerinde (haber) dinlemek için otururduk; ne var ki şimdi (bizden) her kim dinlemeye kalksa, derhal karşısında hedefe kilitli bir ateş topu buluyor.

    Muhammed Esed

    halbuki onu(n gizlediği her sırrı) dinleyebileceğimiz (uygun) yerlere kurulmuştuk ve şimdi (veya başka zaman) onu dinlemeye çalışan herkes (aynı şekilde) kendisini bekleyen bir alev ile karşılaşacaktır!

    Ahmed Hulusi

    "Biz anlamak için ondan mekan edinip oturuyorduk. Şimdi ise kim dinlese kendisi için gözetleyen tahrip edici ışın bulur!"

    Ali Bulaç

    "Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, (hemen) kendisini izleyen bir şihab bulur."

    Ali Özek ve heyeti

    Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk; fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev huzmesi buluyor.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, dinlemek için orada oturma yerlerine otururduk. Artık, şimdi kim dinlemek isterse, kendisini izleyen yakıcı ışınlar bulur!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Halbuki biz, göğü dinleyebileceğimiz yerlerde oturuyorduk. Fakat şimdi, kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir alev hüzmesi buluyor."

    Edip Yüksel

    "Biz orada casusluk için otururduk. Ancak şimdi her kim dinlemek isterse kendisini gözleyen bir ateş topu bulur."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Biz orada casusluk için otururduk. Ancak şimdi her kim dinlemek isterse kendisini gözleyen bir ateş topu bulur.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu biz dinlemek için onun bazı mevkilerinde otururduk. Fakat şimdi her kim dinleyecek olursa, kendisini gözetleyen bir alev buluyor.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu biz ondan dinlemek için bazı mevkı'lere otururduk fakat şimdi her kim dinliyecek olursa onun için gözeten bir şihab buluyor.

    Erhan Aktaş

    "Biz, dinlemek için oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir ışın buluyor."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Biz, dinlemek için oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen bir ışın buluyor."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Biz, dinlemek için oturma yerlerine otururduk. Fakat şimdi kim dinlemek isterse, kendisini gözetleyen parlak bir alev buluyor."

    Gültekin Onan

    Oysa gerçekte biz, dinlemek için onun oturma yerlerinde otururduk. Ama şimdi kim dinleyecek olsa, hemen kendisini izleyen bir şihab bulur."

    Hasan Basri Çantay

    "Halbuki hakıykaten biz (bundan evvel haber) dinlemek için onun ba'zı kısımlarında oturacak yerler (bulub) oturuyorduk. Fakat şimdi kim dinleyecek olursa kendisini gözetib duran bir şihab (karşısında) bulunuyor".

    İbni Kesir

    Doğrusu biz; göğün dinlenebileceği bir yerinde oturmuştuk; ama şimdi kim onu dinleyecek olursa, kendisini gözetleyen bir alev buluyor.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hâlbuki (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk. Şimdi kim dinlemek istese onu gözeten bir alev yakalıyor.

    Süleyman Ateş

    Ve biz onun dinlemeğe mahsus olan oturma yerlerinde oturur (gayb haberlerini dinlemeğe çalışır)dık. Artık şimdi kim dinlemek istese, kendisini gözetleyen bir ışın bulur.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Halbuki biz orada bazı yerlere oturur, (yüce meclisi) dipnot 1 dinlerdik. Şimdi orayı kim dinlese kendini gözleyen bir ateş parçasıyla karşılaşıyor.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bkz. Saffat 37/7-10 arası ayetler ve Şuara 26/212

    Şaban Britch

    Halbuki, (daha önce) biz onun bazı kısımlarında (haber) dinlemek için oturacak yerler (bulup) oturuyorduk. Şimdi kim dinlemek istese onu gözeten bir alev yakalıyor.

    Şaban Piriş

    Oysa, orada bizim dinlemek için oturma yerlerimiz vardı. Şimdi kim dinlemek istese onu gözeten bir alev yakalıyor.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Biz eskiden, onun, dinlemek için oturulan yerlerinde otururduk. Ama şu anda kim dinlemeye kalksa kendisini gözetleyen bir alev/ışık bulur."

  10. Cin suresi, 10. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 10. ayet. وَأَنَّا لَا نَدْرِىٓ أَشَرٌّ أُرِيدَ بِمَن فِى ٱلْأَرْضِ أَمْ أَرَادَ بِهِمْ رَبُّهُمْ رَشَدًا

    Diyanet İşleri

    "Hakikaten biz bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü istendi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?"

    Mehmet Okuyan

    (Artık) yeryüzündekilere kötülük mü edildiğini, yoksa Rablerinin onlara bir hayır mı dilediğini bilemiyoruz.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve anladık ki, gerçekte biz (gaybı) bilmiyormuşuz; (mesela) şu yerdekilere şer mi murad edilmiş, yoksa Rableri onları doğru bir bilince ulaştırmayı mı murad etmiş?

    Muhammed Esed

    Ve (şimdi anladık ki) biz (yaratılmış varlıklar,) yeryüzünde yaşayanlar için kötü bir akibetin hazırlanıp hazırlanmadığını, yahut Rablerinin onları doğru ile eğriyi ayırd etme bilinciyle donatmak isteyip istemediğini bilmiyoruz

    Ahmed Hulusi

    "Gerçek ki biz, arzda (bedende) olanlardan açığa çıkarılacak olan şerr mi; yoksa Rablerinin muradı, kendilerinde bir reşad mı (hakikati müşahedenin olgunluğu), buna vakıf değiliz. " (Bu ayet dahi göstermektedir ki Rabbinin {Esma hakikatinin} kişiye ne yaşatacağı, kişinin Allah indindeki açığa çıkış amacı, cinler tarafından bilinmemektedir. A. H. )

    Ali Bulaç

    "Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa Rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?"

    Ali Özek ve heyeti

    Bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi ?

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, yeryüzünde bulunanlar için kötülük mü isteniyor, yoksa Efendileri onları doğru yola eriştirmeyi mi dilemiştir; bilmiyoruz!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Yeryüzündekilere kötülük mü yapılmak istendiğini, yoksa Rablerinin onlara bir iyilik mi yapmak istediğini biz bilemeyiz."

    Edip Yüksel

    "Yerdekiler için bir kötülük mü planlanmıştır, yoksa Efendi'leri onlar için bir iyilik mi dilemiştir, bilmiyoruz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Yerdekiler için bir kötülük mü planlanmıştır, yoksa Rab'leri onlar için bir iyilik mi dilemiştir, bilmiyoruz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu biz bilmiyoruz, o yeryüzündeki kimselere bir kötülük mü arzu edilmiştir, yoksa Rableri onlara bir hayır mı dilemiştir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu biz bilmeyiz o Arzdaki kimselere bir şer mi irade edilmiştir, yoksa rabları onlara bir hayır mı murad etmiştir

    Erhan Aktaş

    "Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere kötülük mü istendi yoksa Rabb'leri onlara bir iyilik mi istedi bilmiyoruz."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere kötülük mü istendi yoksa Rabb'leri onlara bir iyilik mi istedi bilmiyoruz."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olan kimselere kötülük mü istendi yoksa Rabb'leri onlara bir iyilik mi istedi bilmiyoruz."

    Gültekin Onan

    "Doğrusu bilmiyoruz; yeryüzünde olanlara bir kötülük mü istendi, yoksa rableri kendileri için (doğruya iletici) bir hayır mı diledi?"

    Hasan Basri Çantay

    "Doğrusu biz yerdeki kişilere şer mi murad ediliyor, yoksa Rableri onlar için bir hayır mı irade ediyor, bilmiyormuşuz".

    İbni Kesir

    Doğrusu biz bilmiyoruz; yeryüzünde onlara kötülük mü dilenmiştir, yoksa Rabbları onlara iyilik mi dilemiştir?

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Gerçekten bilmiyoruz. Yeryüzünde olanlara bir kötülük mü murat edildi? Yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?

    Süleyman Ateş

    Bilmiyoruz bununla yeryüzündekilere kötülük mü (yapılmak) istendi, yoksa Rabbleri onları doğruya mı iletmek diledi.

    Süleymaniye Vakfı

    Biz (bu engellemenin sebebini) bir türlü anlayamıyoruz: Yeryüzündekiler için bir şer mi istendi, yoksa Rableri onları olgunlaştırmak mı istedi?

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yeryüzündekilere bir kötülük mü isteniyor, yoksa Rableri onları olgunlaştırmak mı istiyor; bir türlü anlayamıyorduk dipnot 1 .

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      وَأَنَّا كُنَّالَا نَدْرِي takdirindedir

    Şaban Britch

    Gerçekten bilmiyoruz, yeryüzündekilere kötülük mü murat edildi, yoksa Rableri onlara bir hayır mı diledi?

    Şaban Piriş

    Gerçekten de bilmiyoruz, yeryüzündekilere bir kötülük mü isteniyor; yoksa, Rab'leri onlara doğru yolu göstermek mi istedi?

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Doğrusu, bilmiyoruz, yeryüzündeki şuurlulara şer mi istendi, yoksa Rableri onlar için doğru ve güzel olanı mı istemiştir."

  11. Cin suresi, 11. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 11. ayet. وَأَنَّا مِنَّا ٱلصَّٰلِحُونَ وَمِنَّا دُونَ ذَٰلِكَ كُنَّا طَرَآئِقَ قِدَدًا

    Diyanet İşleri

    "Doğrusu içimizde salih olanlar da var, olmayanlar da. Ayrı ayrı yollar tutmuşuz."

    Mehmet Okuyan

    İçimizden iyiler de başkaları (kötüler) de var. Hepimiz türlü türlü yollar tutmuştuk.

    Mustafa İslamoğlu

    Nitekim bizden iyi olanlar var, ama bizden öyle olmayanlar da var: zaten öteden beri biz hep birbirine aykırı yollar izlemişiz.

    Muhammed Esed

    tıpkı, içimizden bazıları (nasıl) dürüst ve erdemli olurken bazılarımızın da bunun (çok çok) aşağısında kaldı(ğını bilmediğimiz gibi). Biz her zaman birbirinden çok farklı yollar/yöntemler izledik.

    Ahmed Hulusi

    "Bizden salihler vardır; yine bizden, ondan (Salihlik mertebesinden) aşağı olanlar da vardır. . . Biz çok çeşitli tarikler (türleri - yapıları anlayışları farklı, kozmopolit halk) olduk. "

    Ali Bulaç

    "Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz."

    Ali Özek ve heyeti

    Gerçekten biz, kimimiz sâlih kişiler, kimimiz ise bunlardan aşağıda olmak üzere türlü türlü yollar tutmuştuk.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, aramızda, hem erdemli olanlar hem de bunun dışında olanlar vardır; çok sayıda yollara ayrıldık!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bizden iyiler de vardır, iyi olmayanlar da. Biz çeşitli gruplara ayrıldık."

    Edip Yüksel

    "Aramızda erdemliler de var, bunun aşağısında olanlar da var; biz çeşitli tarikatlara(yollara) ayrıldık."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Aramızda erdemliler de var, bunun aşağısında olanlar da var; biz çeşitli tarikatlara(yollara) ayrıldık. '

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu bizler: Bizlerden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Dilim dilim tarikatlar olmuşuz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu bizler: bizlerden salih olanlar da var, olmıyanlar da var dilim dilim tarikatler olmuşuz

    Erhan Aktaş

    "Doğrusu bir kısmımız salihlerdeniz, bir kısmımız da bunun dışındadır. Biz, ayrı ayrı yollar tuttuk."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Doğrusu bir kısmımız salihlerdeniz, bir kısmımız da bunun dışındadır. Biz, ayrı ayrı yollar tuttuk."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Bir kısmımız salihlerdeniz dipnot 1 , bir kısmımız da bunun dışındadır. Biz, ayrı ayrı yollar tuttuk."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Arı, saf, temiz, iyi, erdemli, dürüst.

    Gültekin Onan

    "Gerçek şu ki, bizden salih olanlar vardır ve bunun dışında (ya da aşağısında) olanlar da. Biz türlü türlü yolların fırkaları olmuşuz.

    Hasan Basri Çantay

    "Hakıykaten biz, kimimiz salaha ermiş (iyi kişi) leriz, kimimiz ise bunlardan aşağıdır. Çeşid çeşid yollar (a saahib) olmuşuz".

    İbni Kesir

    Gerçekten aramızda salihler de vardır ve bundan aşağı olanlar da. Biz, türlü türlü yollara ayrılmışız.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Şüphesiz bizim içimizde salih olanlar da vardır, salih olmayanlar da vardır. Her birimiz ayrı ayrı yollara ayrılmışız.

    Süleyman Ateş

    Bize gelince, bizden iyiler de var ve bizden başka türlü olan da var. Biz çeşitli yollara ayrıldık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bizim içimizde iyiler de var, yanlış yapanlar da. Her birimiz ayrı ayrı yollardayız.

    Şaban Britch

    Şüphesiz bizden salih olanlar da vardır ve bizden böyle (salih) olmayanlar da. Biz, türlü türlü yollara ayrılmışız

    Şaban Piriş

    İçimizden iyi olanlar da var, olmayanlar da var. Biz, türlü türlü yollara ayrılmışız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Şu da bir gerçek ki, bizden hayra yönelenler/barışçılar vardır; ama bizden, başka türlü olanlar da vardır. Dilim dilim yollar olmuşuz biz."

  12. Cin suresi, 12. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 12. ayet. وَأَنَّا ظَنَنَّآ أَن لَّن نُّعْجِزَ ٱللَّهَ فِى ٱلْأَرْضِ وَلَن نُّعْجِزَهُۥ هَرَبًا

    Diyanet İşleri

    "Muhakkak ki biz Allah'ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı, kaçarak da onu aciz bırakamayacağımızı anladık."

    Mehmet Okuyan

    Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı ve başka yere kaçmakla da (kurtulamayacağımızı) iyice anladık. dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Buradaki [zanennâ] fiili 7. ayetin zıddına cinler hakikati artık gördükleri için "sanmak" değil "anlamak" anlamına gelmektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Ve nihayet aklımız kesti ki, yeryüzünde asla Allah'a üstün gelemeyiz ve O'ndan asla kaçıp kurtulamayız.

    Muhammed Esed

    Ve sonunda anladık ki yeryüzünde (hayat sürerken) Allah'a asla üstün gelemeyiz ve (yine anladık ki) (hayattan) kaçarak da O'nun hükmünden kurtulamayız.

    Ahmed Hulusi

    "Biz anladık ki, arzda Allah hükmünü geçersiz kılamayız ve kaçarak da O'nun hükmünün yerine gelmesini önleyemeyiz!"

    Ali Bulaç

    "Biz şüphesiz, Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamıyacağımızı, kaçmak suretiyle de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamıyacağımızı anladık."

    Ali Özek ve heyeti

    (Artık) şu gerçeği şüphesiz anladık ki, biz yeryüzünde bulunsak da Allah'ı âciz bırakamayacağız, başka yere kaçmakla da elinden kurtulamayacağız.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, Allah'ı, yeryüzünde asla güçsüz bırakamayacağımızı ve kaçarak da O'nu güçsüz bırakamayacağımızı anladık!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Biz, yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayacağımızı ve kaçarak da O'ndan kurtulamayacağımızı kesin olarak anladık."

    Edip Yüksel

    "Biz, yeryüzünde ALLAH'ı aciz bırakamayacağımızı, kaçmakla da O'nu atlatamayacağımızı anladık."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Biz, yeryüzünde ALLAH'ı aciz bırakamıyacağımızı, kaçmakla da O'nu atlatamıyacağımızı anladık.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu biz anladık ki, Allah'ı yeryüzünde aciz bırakmamıza ihtimal yok, kaçmakla da O'nu asla aciz bırakamayız.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu biz anladık ki Allahı Arzda acze düşürmemize ihtimal yok, kaçmakla da onu asla aciz bırakamayız

    Erhan Aktaş

    "Doğrusu biz, yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayacağımızı; kaçmakla da O'ndan asla kurtulamayacağımızı anladık."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Doğrusu biz, Yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayacağımızı; kaçmakla da O'ndan asla kurtulamayacağımızı anladık."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayacağımızı; kaçmakla da O'ndan asla kurtulamayacağımızı anladık."

    Gültekin Onan

    "Biz şüphesiz, Tanrı'yı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de O'nu hiçbir şekilde aciz bırakamayacağımızı anladık."

    Hasan Basri Çantay

    "Şu hakıykatı da şübhesiz anladık ki: Yer (yüzün) de (bulunsak) da Allahı asla aaciz bırakamayız, (göğe) kaçmakla da Onu asla aaciz kılamayız".

    İbni Kesir

    Doğrusu biz, yeryüzünde kalsak da Allah'ı aciz bırakamayacağımızı, kaçsak da O'nu asla aciz bırakamayacağımızı anladık.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Biz, şüphesiz Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de onu hiçbir şekilde aciz kılamayacağımızı anladık.

    Süleyman Ateş

    Biz yeryüzünde Allah'ı aciz bırakamayacağımızı (yerden) kaçmakla da O'nu aciz bırak(ıp O'ndan kurtul)amayacağımızı anladık.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yeryüzünde Allah'tan gizli bir şey yapamayacağımızı anladık. Başka yere de kaçsak yapamayız.

    Şaban Britch

    Biz şüphesiz Allah'ı yeryüzünde asla aciz bırakamayacağımızı, kaçmak suretiyle de onu hiç bir şekilde aciz kılamayacağımızı anladık.

    Şaban Piriş

    İyice anladık ki yeryüzünde Allah'tan kaçamayız. Kaçarak ondan kurtulamayız.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ve biz şunu sezdik: "Biz yeryüzünde Allah'ı asla aciz bırakamayız; kaçarak da onu aciz bırakamayız."

  13. Cin suresi, 13. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 13. ayet. وَأَنَّا لَمَّا سَمِعْنَا ٱلْهُدَىٰٓ ءَامَنَّا بِهِۦ فَمَن يُؤْمِنۢ بِرَبِّهِۦ فَلَا يَخَافُ بَخْسًا وَلَا رَهَقًا

    Diyanet İşleri

    "Gerçekten biz hidayet rehberini (Kur'an'ı) işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne hakkının eksik verilmesinden, ne de haksızlığa uğramaktan korkar."

    Mehmet Okuyan

    Şüphesiz ki artık biz o rehberi (Kur'an'ı) duyunca ona iman ettik. Rabbine güvenen kişi, kendisine herhangi bir zarar verilmesinden de haksızlığa uğratılmaktan da korkmaz.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte tam da bu yüzden biz, ilahi rehberliği işitir işitmez ona inandık; artık kim Rabbine inanırsa, o ne bir ziyana uğrar, ne de gazaba.

    Muhammed Esed

    Bu nedenle, (Allah'ın) rehberliği(ne çağrıyı) duyar duymaz ona inanmaya başladık. Rabbine inanan kimse hiçbir zaman ziyana veya haksızlığa uğrama korkusu duymaz.

    Ahmed Hulusi

    "Biz hüdayı (Kuran'ı) işittiğimizde, Onun hakikat olduğuna iman ettik. . . Kim Rabbine hakikati olarak iman ederse, (artık o) ne hakkının eksik verilmesinden korkar ve ne de zillete düşürülmekten!"

    Ali Bulaç

    "Elbette biz, o yol gösterici (Kur'an'ı) işitince, ona iman ettik. Artık kim Rabbine iman ederse, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından."

    Ali Özek ve heyeti

    Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık ne bir (ecrinin) eksikliğe uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, yol göstereni duyunca Ona inandık. Artık, Efendisine kim inanırsa, yitim ve haksızlığa uğramak korkusu duymaz!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Biz o Kur'an'ı dinleyince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa, artık ne bir ödül eksikliğine uğratılmasından ne de haksızlık edilmesinden korkar."

    Edip Yüksel

    "Biz, yol göstereni işitir işitmez onu onayladık. Efendisini onaylayan hiçbir haksızlığa ve sıkıntıya uğramaz."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Biz, yol gösteren (Kuran)ı işitir işitmez ona inandık. Rabbine inanan hiçbir haksızlığa ve sıkıntıya uğramaz.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iman ettik. Her kim O Rabbine iman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istila olunmak korkusu kalmaz.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu biz o hidayet rehberini dinlediğimizde ona iyman ettik, her kim o rabbına iyman ederse artık ne hakkı yenmek ne de istiyla olunmak korkusu kalmaz

    Erhan Aktaş

    "Yol gösteren rehberi dipnot 1 dinlediğimizde ona inandık. Artık kim Rabb'ine iman ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden veya haksızlığa uğramaktan endişe etmez."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ı.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Yol gösteren rehberi dipnot 1 dinlediğimizde ona inandık. Artık kim Rabb'ine iman ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden veya haksızlığa uğramaktan endişe etmez."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ı.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "Yol gösteren rehberi dipnot 1 dinlediğimizde ona inandık. Artık kim Rabb'ine iman ederse, bundan sonra hakkının verilmemesinden veya haksızlığa uğramaktan endişe etmez."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kur'an'ı.

    Gültekin Onan

    "Elbette biz, o yol gösterici (Kuran'ı) işitince, ona inandık. Artık kim rabbine inanırsa, o ne (ecrinin) eksileceğinden korkar ve ne de haksızlığa uğrayacağından."

    Hasan Basri Çantay

    "Doğrusu, biz o hidayeti (Kur'anı) dinleyince ona iman etdik. Kim de Rabbine iman ederse o, ne bir (ecrinin) eksileceğinden, ne de bir haksızlığa uğrayacağından korkmaz".

    İbni Kesir

    Doğrusu biz, hidayeti işittiğimizde ona inandık. Kim Rabbına iman ederse; o, ecrinin eksiltilmesinden ve kendisine haksızlık edilmesinden korkmaz.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, artık bir kayıptan ve haksızlığa uğramaktan korkmaz.

    Süleyman Ateş

    Biz, yol gösteren (Kur'an)ı işitince ona inandık. Kim Rabbine inanırsa (ne hakkının) eksik verilmesinden, ne de kendisine kötülük edilmesinden korkar.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    O Rehberi (Kur'an'ı) dinleyince biz ona inandık. Artık iyice anladık ki kim Rabbine inanıp güvenirse ne zarar etme ne de haksızlığa uğrama korkusu içine girer.

    Şaban Britch

    Doğrusu biz, o hidayeti (Kur'an'ı) işitince ona iman ettik. Kim Rabbine iman ederse, (ecrinin) eksilmesinden ve haksızlık edilmesinden korkmaz.

    Şaban Piriş

    Biz, yol göstericiyi işittiğimiz zaman ona inandık. Kim Rabbine iman ederse, (ecrinin) eksilmesinden ve haksızlık edilmesinden korkmaz.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Biz, doğruya ve güzele kılavuzlayanı dinleyince, ona inandık. Rabbine inanan kişi ne hakkının eksik verilmesinden korkar ne de tecavüze uğrayıp kuşatılmaktan."

  14. Cin suresi, 14. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 14. ayet. وَأَنَّا مِنَّا ٱلْمُسْلِمُونَ وَمِنَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَمَنْ أَسْلَمَ فَأُو۟لَٰٓئِكَ تَحَرَّوْا۟ رَشَدًا

    Diyanet İşleri

    "Kuşkusuz içimizde müslüman olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Kim müslüman olursa, işte onlar doğruyu arayıp bulmuşlardır."

    Mehmet Okuyan

    İçimizden (Allah'a) teslim olanlar da yoldan sapanlar dipnot 1 da var. (Allah'a) teslim olanlar, doğru yolu arayıp (bulmuş olan)lardır. dipnot 2

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Ayette geçen [el-kâsıtûne] kelimesi "iman ve İslam yolundan sapıp zulme dalanlar" anlamına gelmektedir.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kur'an'da sadece bu ayette geçen [teharrav] fiili "araştırmak" manasına gelmektedir. Bu nedenle Hira da "arayış" anlamını içermektedir.

    Mustafa İslamoğlu

    Bununla beraber, içimizden Allah'a tam teslim olanlar da var, kendisine kötülük edenler de; ama her kim Allah'a teslim olursa, işte onlar doğru bir bilinç inşa etmenin hakkını verenlerdir.

    Muhammed Esed

    Ama içimizde kendilerini Allah'a teslim edenler bulun(duğu doğrud)ur, tıpkı kendilerini zulme kaptıranlar bulunduğu gibi. Kendilerini Allah'a teslim edenler doğru ile eğriyi ayırd etme bilincine ulaşanlardır;

    Ahmed Hulusi

    "Bizden teslim olmuşlar da vardır, hükümlere asi olan zalimler de vardır. . . Teslim olanlar, hakikatin olgunluğuna talip olanlardır. "

    Ali Bulaç

    "Ve elbette bizden müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Allah'a) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp bulanlardır."

    Ali Özek ve heyeti

    İçimizde, (Allah’a) teslimiyet gösterenler de var, hak yoldan sapanlar da var. Teslimiyet gösteren kimseler, doğru yolu arayanlardır.

    Ali Rıza Safa

    "Aslında, aramızda, hem teslim olanlar hem de gerçeğin yolundan ayrılanlar vardır. Artık, kim teslim olmuşsa; gerçeğin yolunu arayanlar, işte onlardır!"

    Bayraktar Bayraklı

    "Bizden Allah'a teslim olanlar da var, hak yoldan sapanlar da var. Müslüman olanlar doğruyu araştıranlardır."

    Edip Yüksel

    "Aramızdan Müslümanlar da var uzlaşmacılar da vardır." Kim teslim olursa, işte gerçeği araştıranlar onlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Aramızdan müslümanlar da var uzlaşmacılar da vardır.' Kim teslim olursa, işte gerçeği araştıranlar onlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve doğrusu bizler: Bizlerden müslümanlar da var, bizlerden haksızlar da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yolu arayanlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve doğrusu bizler: bizlerden müslimler de var, haksızlar da var, müslim olanlar, işte onlar rüşd-ü savabı arıyanlardır

    Erhan Aktaş

    "Bizden, Allah'a teslim olanlar da var, asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar da. Allah'a teslim olanlar, gerçeği arayanlardır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "Bizden, Allah'a teslim olanlar da var, asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar da. Allah'a teslim olanlar, gerçeği arayanlardır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Bizden, Allah'a teslim olanlar da var, asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar da. Allah'a teslim olanlar, gerçeği arayanlardır.

    Gültekin Onan

    "Ve elbette bizden müslüman olanlar da var, zulmedenler de. İşte (Tanrı'ya) teslim olanlar, artık onlar 'gerçeği ve doğruyu' araştırıp bulanlardır."

    Hasan Basri Çantay

    "Gerçek kimimiz müslümanlar, kimimiz ise zulmedenlerdir. Müslüman olan kişiler (yok mu?) işte onlar doğru yolu ara (yıb bul) muşlardır".

    İbni Kesir

    İçimizden teslim olanlar da vardır, kendilerine yazık edenler de. Kim teslim olursa; işte onlar, doğru yolu aramış olanlardır.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Bizden Müslüman olanlar da var, haksızlık edenler de (sapmış olanlar da) var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yola yönelenlerdir.

    Süleyman Ateş

    Ve biz, bizden müslümanlar da var ve bizden doğru yoldan sapanlar da var. Kimler müslüman olursa işte onlar doğru yolu aramışlardır.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    İçimizden Allah'a teslim olanlar da var, yoldan çıkanlar da. Allah'a teslim olanlar olgunluk peşindedirler.

    Şaban Britch

    Bizden müslüman olanlar da var, (hak yoldan) sapmış olanlarımız da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yola yönelenlerdir.

    Şaban Piriş

    Bizden müslüman olanlar da var, sapmış olanlarımız da var. Müslüman olanlar, işte onlar doğru yola yönelenlerdir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Nihayet, bizden Allah'a teslim olanlar da var, haksızlığa sapıp çizgiden çıkanlar da var. Allah'a teslim olanlar, işte onlar, doğruyu ve hayrı aramışlardır.

  15. Cin suresi, 15. ayet — bütün mealleriyle aç

    Cin suresi, 15. ayet. وَأَمَّا ٱلْقَٰسِطُونَ فَكَانُوا۟ لِجَهَنَّمَ حَطَبًا

    Diyanet İşleri

    "Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır."

    Mehmet Okuyan

    Yoldan sapanlar ise cehennem için yakıt olmuş (olacaklardır)."

    Mustafa İslamoğlu

    Kendisine kötülük edenlere gelince: sonunda onlar cehenneme odun olacaklar."

    Muhammed Esed

    ama kendilerini zulme kaptıranlar yalnızca cehennem (ateşi) için yakıt oldular!'"

    Ahmed Hulusi

    "Hükümlere karşı çıkan zalimler ise cehennem için odun oldular!"

    Ali Bulaç

    Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.

    Ali Özek ve heyeti

    Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olmuşlardır.

    Ali Rıza Safa

    Fakat gerçeğin yolundan ayrılanlar, artık cehenneme odun olmuşlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    "Hak yoldan sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olacaklardır."

    Edip Yüksel

    Uzlaşmacılara gelince, cehenneme odun olmuşlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Uzlaşmacılara gelince, cehenneme odun olmuşlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ama haksızlar, cehenneme odun olmuşlardır!"

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Amma haksızlar Cehenneme odun olmuşlardır

    Erhan Aktaş

    Asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar, işte onlar Cehennem'e odun oldular.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar, işte onlar Cehennem'e odun oldular.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Asilik edip kendilerine haksızlık yapanlar, işte onlar Cehennem'e odun oldular.

    Gültekin Onan

    Zulmedenler ise, onlar da cehennem için odun olmuşlardır.

    Hasan Basri Çantay

    "Zulmedenlere gelince Onlar da cehenneme odun oldular".

    İbni Kesir

    Kendilerine yazık edenlere gelince; onlar da cehenneme odun oldular.

    Mehmet Alagaş

    (1-17) Bana, cinlerden bir ekibin beni dinlediği vahyediliyor, biz olağan üstü / acayip bir kuran işittik dediler. Erişkinliğe / rüşte iletiyor, biz ona iman ettik , Rabbimize herhangi birini asla ortak koşmayacağız. Muhakkak ki Rabbimizin şanı yücedir, arkadaş ve de çocuk / evlat edinmemiştir. Muhakkak ki O aramızdaki en aptalımız / aklı kıt olanımız dı, Allaha karşı saçma sapan sözler söylerdi. Allah hakkında ne insan ve ne de cin kesinlikle yalan söylemez sanıyorduk. (Ama yanılmışız) İns’ten bazı adamlar Cin’den bazı adamlara sığınıyorlardı ve haksız davranışlarını / cahilliklerini artırıyorlardı. Sizin sandığınız gibi onlarda / cinlerde Allah’ın kimseyi asla diriltmeyeceğini sanıyorlardı. Muhakkak ki biz cinler olarak göğe dokunduk, onu kayan alevler /ışımalar ve şiddetli koruyucularla dolu olarak bulduk. Biz onun oturma yerlerinde dinlemek amacıyla otururduk. Kim bir şey işitecek olsa o anda, onu takip eden / gözetleyen kayan bir alev / ışıma bulurdu. Yeryüzünde olanlara fenalık mı / şer mi murad edildi ? yahut Rablerinin onları eriştirmek /yetiştirmek gibi bir muradı mı var ? idrak edemiyoruz. Muhakkak içimizde Salihler var ve de bunun dışında olanlar da var. Bizler ayrı ayrı yollardayız. Artık Allah’ı yeryüzünde aciz bırakamayacağımızı ve onu kaçarak ta aciz edemeyeceğimizi kesinlikle anlıyoruz, biz hidayet rehberini işittiğimiz de ona kesinlikle iman ettik, kim Rabbine güvenirse / iman ederse artık ona noksan kalma korkusu ve de haksızlık yapılma korkusu yoktur. Muhakkak biz de Müslümanlar da var haktan sapanlar da / kasituun da var, Kim teslim olmuşsa / Müslüman olmuşsa işte onlar yetişkinliği arayıp bulanlardır. (Teharrav; Hira ile aynı, arayış dağı) Haktan sapanlar ise cehenneme odun oldular. Eğer ki yollarında istikamet üzere olsalardı / düzgün olsalardı bile onları sınavla ayrıştırmak amacıyla bol su ile sularken dahi onları sınardık. Rabbinin hatırlatmasından yüz çeviren kimseyi artan / yükselen bir azaba sokar.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Doğru yoldan sapanlara gelince, onlar Cehennem'e odun olacaklardır.

    Süleyman Ateş

    Hak yoldan sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Yanlış yapanlar ise Cehenneme odun olurlar."

    Şaban Britch

    Sapanlara gelince, onlar Cehennem'e odun olacaklardır.

    Şaban Piriş

    Sapanlara gelince, onlar cehenneme odun olacaklardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Haksızlığa sapanlar ise cehenneme odun olmuşlardır."

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.