Diyanet İşleri
Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte bu, Rabbim Allah'tır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve ancak O'na yöneliyorum.
Şûrâ suresi · 10–16. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Şûrâ suresi, 10. ayet. وَمَا ٱخْتَلَفْتُمْ فِيهِ مِن شَىْءٍ فَحُكْمُهُۥٓ إِلَى ٱللَّهِ ذَٰلِكُمُ ٱللَّهُ رَبِّى عَلَيْهِ تَوَكَّلْتُ وَإِلَيْهِ أُنِيبُ
Hakkında ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyin hükmü Allah'a aittir. İşte bu, Rabbim Allah'tır. Yalnız O'na tevekkül ettim ve ancak O'na yöneliyorum.
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeydeki (konunun) hükmü Allah'a aittir. İşte, Rabbim Allah budur. Yalnızca O'na güvendim ve yalnızca O'na yönelirim.
Bu alanda ayrılığa düştüğünüz her hususta hüküm Allah'a aittir. (De ki): "Bakın, işte benim Rabbim olan Allah budur: yalnız O'na güvendim ve her daim O'na yönelirim."
Öyleyse (ey müminler biliniz ki,) ayrılığa düştüğünüz her konuda hüküm Allah'a aittir. (De ki:) "İşte Allah! Benim Rabbim budur. O'na dayanıp güvendim ve her zaman O'na yönelirim!"
Herhangi bir şey hakkında fikir ayrılığına düştüğünüzde, onun hükmü Allah'a aittir! İşte budur Allah, Rabbim! O'na tevekkül ettim. . . O'na dönerim!
Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey; artık O'nun hükmü Allah'ındır. İşte Rabbim olan Allah. Ben O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na dönüp yönelirim.
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah’a mahsustur. İşte, bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yönelirim.
Ve hakkında uyuşmazlığa düştüğünüz şeylerde, yargı, Allah'a özgüdür. "İşte, benim Efendim, Allah'tır. O'na güvendim ve O'na yönelirim!"
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir konuda hüküm vermek Allah'a aittir. İşte bu Allah, benim Rabbimdir. O'na dayandım ve O'na yöneldim.
Bu mesajın herhangi bir bölümünde anlaşmazlığa düşerseniz hüküm ALLAH'a aittir. Efendim ALLAH işte böyledir. Ben O'na güvendim ve O'na yönelirim.
Bu mesajın her hangi bir bölümünde anlaşmazlığa düşerseniz hüküm ALLAH'a aittir. Rabbim ALLAH işte böyledir. Ben O'na güvendim ve O'na yönelirim.
Herhangi birşey hakkında ihtilafa düştüğünüzde hüküm Allah'a aittir. İşte de: "O Allah, benim Rabbim, Ben O'na dayanmaktayım ve hep O'na sığınırım.''
Ihtılaf ettiğiniz herhangi bir şey hakkında da huküm Allaha aiddir, işte de: o Allah benim rabbım ben ona dayanmaktayım ve hep ona sığınırım
Bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, artık onun hükmü Allah'a aittir. İşte O Allah, benim Rabb'imdir. O'na tevekkül dipnot 1 ettim ve O'na yöneldim.
Bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, artık onun hükmü Allah'a aittir. İşte o Allah, benim Rabb'imdir. O'na tevekkül dipnot 1 ettim ve O'na yöneldim.
Bir şey hakkında anlaşmazlığa düşerseniz, artık onun hükmü Allah'a aittir. İşte o Allah, benim Rabb'imdir. O'na tevekkül dipnot 1 ettim ve O'na yöneldim.
Hakkında ihtilafa düştüğünüz herhangi bir şey; artık O'nun hükmü Tanrı'nındır. İşte rabbim olan Tanrı. Ben O'na tevekkül ettim ve yalnızca O'na dönüp yönelirim.
(Kafirlerle) ihtilaf etdiğiniz herhangi birşey hakkında hüküm vermek Allaha aiddir, işte benim Rabbim (O haakim) olan Allahdır. Ben ancak Ona güvenib dayandım. (Her müşkilde) ben yalnız Ona dönerim.
İhtilafa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm Allah'ındır. İşte Rabbım Allah budur. Ben, O'na tevekkül ettim ve yalnız O'na yöneldim.
(7-12) Mekke’yi ve etrafındakileri uyarman için , şüphe duyulmayan toplanma gününden uyarman için , işte böyle, biz sana Arabi bir Okunanı / Kuranı vahyettik. Bir kısım / bir fırka cennette bir kısmı da ateşte. Eğer Allah isteseydi, sizi tek bir ümmet yapardı ve lakin istediği kimseler, esirgemesine / rahmetine soku lur, zalimlerin ise onların bir dostu ve de bir yardımcısı yoktur. Yoksa O’ndan başka dostlar mı edindiler? Allah işte O, dosttur, O ölülere hayat verir, O her şeyi güç yetirip ayarlayandır / kâdirdir. Karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz konuların hükmü hakkında ki karar Allah’a aittir, işte sizin Rabbiniz olan Allah, benim de Rabbimdir , O’na vekaleti verdim / O ’nu vekil tayin ettim ve yönümü ona gönülden yöneldim. Semaları ve Arzı yarıp çıkarmıştır (fatır), sizler için kendinizden türdeş eşler ve ziraatini yaptığınız / çiftçiliğini yaptığınız nimetlerden de çiftler /dişler erkekler yapmıştır, O’nun bir benzeri / bir misli daha yoktur (zât, sıfat ve eylem itibari ile benzersizdir) ve O işitendir, görendir. Semaların ve Arzın otorite anahtarları / meqalid O’ndadır. (İnsan O’nun mülküne misafirdir) İstediği kimse için rızkı basitleştiriyor ve ayarlıyor, muhakkak ki O her şeyi bilendir.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz konuda hüküm Allah’a aittir. İşte o Allah, benim Rabbimdir. O’na tevekkül ettim ve O’na yöneldim.
Ayrılığa düştüğünüz herhangi bir şeyde hüküm vermek, Allah'a aittir. İşte Rabbim Allah budur. O'na dayandım, O'na yöneldim.
(De ki:) "İhtilafa düştüğünüz her şeyde hüküm Allah'a aittir dipnot 1 . İşte Allah budur. Benim Rabbimdir. Ben ona güvenip dayandım, sadece ona yönelirim."
Anlaşamadığınız her şeyin son kararı Allah'a aittir. "İşte Allah budur. Benim Sahibimdir. O'na dayanır, O'na yönelirim."
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz konuda hüküm Allah’a aittir. İşte o Allah, benim Rabbimdir. O’na tevekkül ettim ve O’na yöneldim.
Hakkında anlaşmazlığa düştüğünüz konuda hüküm Allah'a aittir. İşte o Allah, benim Rabbimdir. O'na bağlandım ve O'na yöneldim.
Herhangi bir şeyde ihtilafa düştüğünüzde onun hükmü Allah'a bırakılır. İşte budur Rabbim olan Allah! Yalnız O'na güvenip dayandım; yalnız O'na yönelirim ben.
Şûrâ suresi, 11. ayet. فَاطِرُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ جَعَلَ لَكُم مِّنْ أَنفُسِكُمْ أَزْوَٰجًا وَمِنَ ٱلْأَنْعَٰمِ أَزْوَٰجًا يَذْرَؤُكُمْ فِيهِ لَيْسَ كَمِثْلِهِۦ شَىْءٌ وَهُوَ ٱلسَّمِيعُ ٱلْبَصِيرُ
O, gökleri ve yeri yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle sizi üretiyor. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O, hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
O, gökleri ve yeri yoktan yaratandır. dipnot 1 Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır; bu (düzen)de sizi (çoğaltıp) yaymaktadır. Hiçbir şey, O'nun benzeri gibi bile olamaz. dipnot 2 O duyandır, görendir. dipnot 3
O, gökleri ve yeri yoktan var edendir. Nasıl ki hayvanları çiftler halinde yaratmışsa, size de kendi türünüzden eşler vermiştir; ve sizi bu sayede çoğaltmaktadır. (Ama) hiçbir şey O'na benzemez; ve O her şeyi işiten, her şeyi görendir.
(O'dur) gökleri ve yeri yoktan var eden. O, nasıl ki hayvanlar arasında eşler (bulunmasını) irade etmişse size de kendi cinsinizden eşler vermiştir ve sizi böylece çoğaltıp durmaktadır: (ama) hiçbir şey O'na benzemez ve yalnız O'dur, her şeyi işiten, her şeyi gören.
Semalar ve arzın Fatır'ıdır! Sizi, hem kendi benliğinizden eşler (orijin benlik + oluşmuş benlik); hem de en'amdan (hayvansal bedenden) çiftler (biyolojik + ışınsal {ruh} beden) halinde oluşturmuştur. . . Böylece sizi üretiyor! O'nun benzeri bir şey yoktur! O, Semi'dir, Basıyr'dir.
O, göklerin ve yerin yaratıcısıdır. Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
Gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendinizden eşler, hayvanlardan da (kendilerine) eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir şey yoktur. O hakkıyla işitendir, hakkıyla görendir.
Gökleri ve yeryüzünü Yoktan Yaratandır. Kendi benliklerinizden, sizin için eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmış; sizi çoğaltarak orada yaymıştır. O'na benzeyen hiçbir şey yoktur. Ve O, Duyandır; Görendir.
O, göklerin ve yerin yoktan yaratıcısıdır. Size kendi türünüzden eşler, hayvanlara da kendi türlerinden eşler yaratmıştır. Bu suretle çoğalmanızı sağlamıştır. O'nun benzeri hiçbir varlık yoktur. O her şeyi işitendir; her şeyi görendir.
O gökleri ve yeri yararak yaratandır. İçinizden sizin için eşler yarattı ve çiftlik hayvanlarını da çiftler halinde yarattı. Böylece sizi orada üretiyor. O'na benzer hiçbir şey yoktur. O, İşitendir, Görendir.
O gökleri ve yeri yararak yaratandır. İçinizden sizin için eşler yarattı ve çiftlik hayvanlarını da çiftler halinde yarattı. Böylece sizi orada üretiyor. O'na benzer hiç bir şey yoktur. O, İşitendir, Görendir.
O gökleri ve yeri yaratan, size kendilerinizden eşler ve hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. Sizi bu suretle üretip duruyor. O'nun benzeri gibi birşey yoktur. O, öyle işiten, öyle görendir.
O Gökleri ve yeri yaradan, size kendilerinizden çiftler yapmış, en'amdan da çiftler, sizi o suretle üretip duruyor, onun misli gibi bir şey yoktur ve o öyle semi' öyle basirdir
Göklerin ve yerin fıtratını dipnot 1 belirleyendir. Size, kendinizden çiftler, hayvanlardan çiftler yapandır. Orada sizi bir düzen içinde üretiyor. O'na benzer hiçbir şey yoktur. O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.
Göklerin ve yerin fıtratını dipnot 1 belirleyendir. Size, kendinizden çiftler, hayvanlardan çiftler yapandır. Orada sizi bir düzen içinde üretiyor. O'na benzer hiçbir şey yoktur. O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.
Göklerin ve yerin fıtratını dipnot 1 belirleyendir. Size, kendinizden çiftler, hayvanlardan çiftler yapandır. Orada sizi bir düzen içinde üretiyor. O'na benzer hiçbir şey yoktur. O, Her Şeyi Duyan, Her Şeyi Gören'dir.
O göklerin ve yerin yaratıcısıdır (fatır). Size kendi nefislerinizden eşler, davarlardan da çiftler var etti. Sizleri bu tarzda türetip yayıyor. O'nun benzeri gibi olan hiçbir şey yoktur. O, işitendir, görendir.
(O) gökleri ve yeri yaratandır. Size hem kendi (cins) inizden eşler, hem davarlardan eşler yapdı. Sizi bu suretle (zürriyyetlendirib) üretiyor. Onun (benzeri olmak şöyle dursun) benzeri gibisi (dahi) yokdur. O, hakkıyle işiden, kemaliyle görendir.
Göklerin ve yerin yaratanı, size kendinizden eşler yarattı. Davarlardan da çiftler. Bu suretle çoğalmanızı sağlıyor. O'nun benzeri hiç bir şey yoktur. Ve O; Semi'dir, Basir'dir.
(7-12) Mekke’yi ve etrafındakileri uyarman için , şüphe duyulmayan toplanma gününden uyarman için , işte böyle, biz sana Arabi bir Okunanı / Kuranı vahyettik. Bir kısım / bir fırka cennette bir kısmı da ateşte. Eğer Allah isteseydi, sizi tek bir ümmet yapardı ve lakin istediği kimseler, esirgemesine / rahmetine soku lur, zalimlerin ise onların bir dostu ve de bir yardımcısı yoktur. Yoksa O’ndan başka dostlar mı edindiler? Allah işte O, dosttur, O ölülere hayat verir, O her şeyi güç yetirip ayarlayandır / kâdirdir. Karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz konuların hükmü hakkında ki karar Allah’a aittir, işte sizin Rabbiniz olan Allah, benim de Rabbimdir , O’na vekaleti verdim / O ’nu vekil tayin ettim ve yönümü ona gönülden yöneldim. Semaları ve Arzı yarıp çıkarmıştır (fatır), sizler için kendinizden türdeş eşler ve ziraatini yaptığınız / çiftçiliğini yaptığınız nimetlerden de çiftler /dişler erkekler yapmıştır, O’nun bir benzeri / bir misli daha yoktur (zât, sıfat ve eylem itibari ile benzersizdir) ve O işitendir, görendir. Semaların ve Arzın otorite anahtarları / meqalid O’ndadır. (İnsan O’nun mülküne misafirdir) İstediği kimse için rızkı basitleştiriyor ve ayarlıyor, muhakkak ki O her şeyi bilendir.
Gökleri ve yeri yaratandır. Size kendi nefislerinizden eşler ve davarlardan da çiftler yaratmıştır. Sizi de bu şekilde yaratıp çoğaltmaktadır. O’nun benzeri hiçbir şey yoktur. Her şeyi işiten ve gören O’dur.
(O) Gökleri ve yeri yoktan var edendir. Size kendinizden çiftler, hayvanlardan da çiftler yaratmıştır. Bu (düzen içi)nde sizi üretiyor. O'na benzer hiçbir şey yoktur. O işitendir, görendir.
O, gökleri ve yeri bölünme kanunu ile yaratandır dipnot 1 . Sizin için kendi türünüzden eşler oluşturmuş dipnot 2 , en'am /koyun, keçi, sığır ve deve için de eşler oluşturmuştur dipnot 3 . Sizi bu düzen içinde yaratıp çoğaltıyor dipnot 4 . Onun dengi gibi sayılabilecek bir şey yoktur dipnot 5 . O daima dinleyen ve görendir.
Eski Ahit · 2. Samuel 7:22
“Yücesin, ey Egemen RAB! Bir benzerin yok, senden başka Tanrı da yok! Bunu kendi kulaklarımızla duyduk. Kutsal Kitap (Yeni Çeviri) — Kitab-ı Mukaddes Şirketi · Yeni Yaşam Yayınları. tam metin
O, gökleri ve yeri bölünme ile yaratandır. Size kendi türünüzden eşler var etmiş, en'amı da eşler halinde yaratmıştır. Sizi bu ortamda büyütüyor. O'na herhangi bir açıdan benzeyen bir şey yoktur. O dinler ve izler(görür).
Gökleri ve yeri yoktan yaratandır. Size kendi nefislerinizden eşler var etti. Hayvanlardan da çiftler yarattı. Sizi de bu şekilde yaratıp, çoğaltmaktadır. O’nun bir benzeri yoktur. Herşeyi işiten ve gören O’dur.
Size kendi içinizden eşler var etti. Hayvanlardan da eşler yarattı. Sizi de bu şekilde üretmektedir. O'nun bir benzeri yoktur. İşiten O'dur, gören O.
Gökleri ve yeri ortaya çıkarandır, Fatır'dır O. Size, benliklerinizden eşler yapmıştır; davarlardan da çiftler. Bu tarz içinde üretiyor sizi. O'nun benzeri gibi bir şey yoktur. Gereğince işiten, gereğince görendir O.
Şûrâ suresi, 12. ayet. لَهُۥ مَقَالِيدُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ يَبْسُطُ ٱلرِّزْقَ لِمَن يَشَآءُ وَيَقْدِرُ إِنَّهُۥ بِكُلِّ شَىْءٍ عَلِيمٌ
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir ve (dilediğine) kısar. Şüphesiz O, her şeyi hakkıyla bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları, yalnızca O'nun (katında)dır. dipnot 1 (Allah) rızkı dilediğine açarak (bol) da verebilir, kısarak (dar) da. dipnot 2 Şüphesiz ki O her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'na aittir: O dilediğine rızkı bol verir, dilediğine sınırlandırır: çünkü O her şeyi her yönüyle bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur; O, dilediğine bol rızık verir, dilediğine az. Çünkü O her şeyi bilendir.
Semaların ve arzın anahtarları (özellikleri açığa çıkaran kuvveler) O'nundur! Yaşam gıdasını dilediğine göre yayar, genişletir veya daraltır! Muhakkak ki O, Bi-külli şey'in (Esma'sıyla şey'i meydana getirmiş olan olarak) Aliym'dir (bilen).
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletip yayar ve kısar da. Çünkü O, her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğinden de kısar. O, her şeyi hakkıyla bilendir.
Göklerin ve yeryüzünün anahtarları, O'nun gözetimindedir. Dilediğinin geçimini hem genişletir hem de daraltır. Kuşkusuz, O, her şeyi Bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları/yönetim sistemi O'nundur. Dilediğine rızkı bol verir, dilediğine de kısar. O her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin tüm kontrolü O'na aittir. Dilediğine rızkı bol verir veya kısar. O her şeyi Bilendir.
Göklerin ve yerin tüm kontrolu O'na aittir. Dilediğine rızkı bol verir veya kısar. O her şeyi Bilendir.
Göklerin ve yerin kilitleri O'nun. Rızkı dilediğine açar ve kısar; çünkü O, herşeyi bilir.
Göklerin, Yerin kilidleri onun, rızkı dilediğine açar ve kısar, çünkü o her şey'i bilir
Göklerin ve yeryüzünün kilitleri dipnot 1 yalnızca O'nundur. O, dilediği kimse için rızkı genişletir ve takdir eder. O, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Göklerin ve yeryüzünün kilitleri dipnot 1 yalnızca O'nundur. O, dilediği kimse için rızkı genişletir ve takdir eder. O, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Göklerin ve yeryüzünün kilitleri dipnot 1 yalnızca O'nundur. O, dilediği kimse için rızkı genişletir ve takdir eder. O, Her Şeyi En İyi Bilen'dir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkı genişletir / yayar veya kısar / daraltır / kısıtlar. Çünkü O her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları Onundur. Kimi dilerse onun rızkını yayar, (dilediğininkini de) kısar. Çünkü O, her şey'i çok iyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğinin rızkını genişletir, ve kısar. Muhakkak ki O; her şeyi bilendir.
(7-12) Mekke’yi ve etrafındakileri uyarman için , şüphe duyulmayan toplanma gününden uyarman için , işte böyle, biz sana Arabi bir Okunanı / Kuranı vahyettik. Bir kısım / bir fırka cennette bir kısmı da ateşte. Eğer Allah isteseydi, sizi tek bir ümmet yapardı ve lakin istediği kimseler, esirgemesine / rahmetine soku lur, zalimlerin ise onların bir dostu ve de bir yardımcısı yoktur. Yoksa O’ndan başka dostlar mı edindiler? Allah işte O, dosttur, O ölülere hayat verir, O her şeyi güç yetirip ayarlayandır / kâdirdir. Karşıtlaştığınız / ihtilaf ettiğiniz konuların hükmü hakkında ki karar Allah’a aittir, işte sizin Rabbiniz olan Allah, benim de Rabbimdir , O’na vekaleti verdim / O ’nu vekil tayin ettim ve yönümü ona gönülden yöneldim. Semaları ve Arzı yarıp çıkarmıştır (fatır), sizler için kendinizden türdeş eşler ve ziraatini yaptığınız / çiftçiliğini yaptığınız nimetlerden de çiftler /dişler erkekler yapmıştır, O’nun bir benzeri / bir misli daha yoktur (zât, sıfat ve eylem itibari ile benzersizdir) ve O işitendir, görendir. Semaların ve Arzın otorite anahtarları / meqalid O’ndadır. (İnsan O’nun mülküne misafirdir) İstediği kimse için rızkı basitleştiriyor ve ayarlıyor, muhakkak ki O her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. O, dilediğine rızkını bol bol verir ve dilediğine de daraltır. Çünkü O, her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. Dilediğine rızkı açar ve kısar. O, her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları onun elindedir dipnot 1 . O, tercih ettiği kişi için dipnot 2 rızkı genişletir de daraltır da dipnot 3 . Şüphesiz o, her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin kilitleri O'nun elindedir. O, doğru tercihte bulunan ve gerekli güce sahip olan için rızkı yayar. Herşeyi bilen O'dur.
Göklerin ve yerin anahtarları O’nundur. O, dilediğine rızkını bol bol verir ve dilediğine de daraltır. Çünkü O, her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin anahtarları O'nundur. O, dilediğine rızkını bol bol verir ve dilediğine de bir ölçüyle. Çünkü O, her şeyi bilendir.
Göklerin ve yerin kilitleri/anahtarları O'nundur. Rızkı, dilediğine açıp bol bol verir. Kısarak, ölçüyle de verir. Gerçek şu ki, O herşeyi en iyi biçimde bilmektedir.
Şûrâ suresi, 13. ayet. شَرَعَ لَكُم مِّنَ ٱلدِّينِ مَا وَصَّىٰ بِهِۦ نُوحًا وَٱلَّذِىٓ أَوْحَيْنَآ إِلَيْكَ وَمَا وَصَّيْنَا بِهِۦٓ إِبْرَٰهِيمَ وَمُوسَىٰ وَعِيسَىٰٓ أَنْ أَقِيمُوا۟ ٱلدِّينَ وَلَا تَتَفَرَّقُوا۟ فِيهِ كَبُرَ عَلَى ٱلْمُشْرِكِينَ مَا تَدْعُوهُمْ إِلَيْهِ ٱللَّهُ يَجْتَبِىٓ إِلَيْهِ مَن يَشَآءُ وَيَهْدِىٓ إِلَيْهِ مَن يُنِيبُ
"Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nuh'a emrettiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğini size de din kıldı. Fakat senin kendilerini çağırdığın şey (İslam dini), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah, ona dilediğini seçer. İçtenlikle kendine yönelenleri de ona ulaştırır.
"Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin!" diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi (Allah) size de din kıldı. dipnot 1 (Fakat) kendilerini çağırdığın bu (din) ortak koşanlara ağır geldi. dipnot 2 Allah dilediğini (layık olanı) kendisine (peygamber olarak) seçer dipnot 3 ve kendisine yöneleni de doğru yola ulaştırır. dipnot 4
O, dinin (esasa ilişkin) kısmından Nuh'a bildirdiğini -ki o sana vahyettiğimiz, dahası İbrahim, Musa ve İsa'ya da bildirdiğimizdir- size de yol kıldı ki, dini çığrından çıkarmayın ve bu konuda tefrikaya düşmeyin! Şirk koşanlara ağır gelen, işte onları kendisine çağırdığın bu ilkedir: Allah dilediğini seçip kendisine yaklaştırır, kendisine yöneleni de doğru yola yöneltir.
O, itikadi konularda, Nuh'a emrettiğini -ve sana (ey Muhammed,) vahiy aracılığıyla öğrettiğimizi ve aynı zamanda İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğimizi- sizin için uygun gördü. (Sahih) itikada sağlam bir şekilde sarılın ve o konuda bütünlüğünüzü bozmayın. Onları çağırdığın bu (itikad bütünlüğü) başka varlıkları veya güçleri Allah'a ortak koşanlara ağır gelse (bile). Allah dileyen herkesi kendine çeker ve O'na yönelenleri doğru yola ulaştırır.
O tek Din'den (muhakkak geçerli Allah Sistem ve düzeninden) Nuh'a uygulamasını istediğimizi; sana vahyettiğimizi; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da uygulamalarını söylediğimiz gerçeği; "Din'i ikame edip, onda ayrılığa düşmeyesiniz" diye, sizin için de kurallaştırdı! Kendilerini çağırdığın bu şey (la ilahe illAllah gerçeği; Sistem realitesi), şirk koşanlara büyük geldi! Allah dilediğini kendine seçer; kendine yönelenleri de hakikate erdirir!"
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri' etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.
«Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin» diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim’e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Fakat kendilerini çağırdığın bu (din), Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine (peygamber) seçer ve kendisine yöneleni de doğru yola iletir.
"Dini dosdoğru tutun ve onda ayrılığa sürüklenmeyin!" diyerek, Nuh'a buyruk verdiğimiz ve sana bildirdiğimiz; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da buyruk verdiğimiz dini, sizin için yasa yapmıştır. Senin onları çağırdığın şey, ortaklar koşanlara zor gelmiştir. Allah, dilediğini Kendisi için seçer ve Kendisine yönelenleri doğru yola eriştirir.
Allah Nuh'a, sana, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya, "Dine dosdoğru uyunuz, dinde ayrılığa düşmeyiniz" diye vasiyet ettiğimiz dini size yasallaştırdı. Senin kendilerini çağırdığın bu esas, müşriklere ağır geldi. Allah dileyenleri kendine seçer, kendisine yönelenleri de doğru yola iletir.
Daha önce Nuh'a buyrulan dini size yasa olarak belirledik. Sana vahiy ettiğimiz gibi İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da öğütledik: "Bu dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin." Fakat kendilerini çağırdığın şey, ortak koşanlara ağır gelmektedir. ALLAH dileyeni kendine seçer ve kendisine yöneleni doğruya ulaştırır.
Daha önce Nuh'a buyurduğu dini size yasa olarak belirledik. Sana vahyettiğimiz gibi İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya da öğütledik: 'Bu dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin.' Fakat kendilerini çağırdığın şey, ortak koşanlara ağır gelmektedir. ALLAH dileyeni kendine seçer ve kendisine yöneleni doğruya ulaştırır.
O, size dinde Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi ve İbrahim, Musa ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi de kanun kıldı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin! Bu davet ettiğin iş müşriklere ağır geldi. Allah, ona dilediklerini seçecek ve kendine yüz tutanları (yönelenleri) de ona hidayetle eriştirecektir.
Sizin için: dinden Nuha tavsıye ettiğini ve sana vahyeylediğimizi ve İbrahime ve Musaya ve Isaya tavsıye kıldığımızı teşri' buyurdu şöyle ki: dini doğru tutun ve onda tefrikaya düşmeyin, müşriklere bu da'vet ettiğin emir ağır geldi, Allah ona dileklerini seçecek ve yüz tutanları ona hidayetle irdirecektir
O, size dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya, tavsiye buyurduğumuzu şeriat dipnot 1 yaptı. "Dini ayakta tutun dipnot 2 ve onda ayrılığa düşmeyin." Senin kendilerini davet ettiğin şey, Müşriklere ağır geldi. Allah, hak eden kimseyi kendisine seçer ve kendisine yönelen kimseye doğru yolu gösterir.
O, size dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya, tavsiye buyurduğumuzu şeriat dipnot 1 yaptı. "Dini ayakta tutun dipnot 2 ve onda ayrılığa düşmeyin." Senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah, hak eden dipnot 3 kimseyi kendisine seçer ve kendisine yönelen kimseye doğru yolu gösterir.
O, dinden Nuh'a tavsiye ettiği şeyi, sana vahyettiğimiz şeyi; İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya, "Dini ayakta tutun dipnot 1 ve onda ayrılığa düşmeyin." diye tavsiye buyurduğumuz şeyleri size de yasa kıldı. Senin kendilerini davet ettiğin şey, müşriklere ağır geldi. Allah, dilediğini dipnot 2 kendisine seçer ve kendisine yönelen kimseye doğru yolu gösterir.
O: "Dini dosdoğru ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin" diye dinden Nuh'a vasiyet ettiğini ve sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya vasiyet ettiğimizi sizin için de teşri etti (bir şeriat kıldı). Senin kendilerini çağırdığın şey, müşriklere ağır geldi. Tanrı, dilediğini buna seçer ve içten kendisine yöneleni hidayete erdirir.
O, "Dini doğru tutun, onda tefrikaya düşmeyin" diye (asl-ı) dinden hem Nuuha tavsiye etdiğini, hem sana vahyeylediğimizi, hem İbrahime, Musaye ve isaye tavsiye etdiğimizi sizin için de şeriat yapdı. Senin kendilerini da'vet etmekde olduğun (bu) şey müşriklerin üzerinde büyüdü (ağır geldi.) Allah kimi dilerse buna onu seçib çeker, (ancak kendisine itaatla) dönmekde olanları buna muvaffak eder.
Dine bağlı kalın ve onda tefrikaya düşmeyin, diye dinden Nuh'a buyurduğunu, size de teşri buyurdu. Sana vahyettiğimizi ve İbrahim'e, Musa'ya, İsa'ya buyurduğumuzu. Kendilerini çağırdığın bu şey; müşriklere ağır geldi. Allah; dilediğini kendisine seçer. Kendisine yöneleni de hidayete iletir.
(13-16) Dini sana uyulacak bir kural / bir şeriat yaptık, Nuh’a vasiyet ettiğimizi ne ise onu, sana da vahyediyoruz. İbrahim’e Musa’ya ve İsa’ya neyi tavsiye etti isek onu , sana vahyediyoruz, dini ayağa kaldırın / ayakta tutun ikame edin , onda fırkalaşmayın / ayrılığa düşmeyin , ortak koşanlara / müşriklere onları çağırdığın şey büyük geldi , Allah ki ona (dinine) istediğini seçecek ve gönülden yönelenlerden istediğini yola iletecek. Kendilerine ilim geldikten sonra ayrışmaları / fırkalaşmaları aralarında ki çekememezlik / kıskançlık yüzündendir , eğer ki Rabbinden belirli bir süreye dair kelime önceden geçmiş olmasaydı aralarındaki hüküm gerçekleşirdi, onlardan sonra kitaba mirasçı yapılanlar , O’nda kuşku içindeydiler. İşte bu şekilde sen çağrıda bulun nasıl emrolunuyorsan o istikamette kal ve onların havai keyiflerine uyma ve de ki Allah’ın kitaptan indirdiklerine iman ettim / inandım / güvendim ve aranızda adil olmakla emrolundum, Allah rabbimizdir ve rabbinizdir, amellerimiz bizedir amelleriniz de sizedir , bizle siz arasında delilleşmeye / ispatlaşmaya gerek yoktur, Allah hepimizi bir araya toplayacaktır ve ileride de O’na gidilecektir. Allah’ın davete icabet etmesinden sonra Allah hakkında ispatlaşmaya / delilleşmeye kalkışanların delilleri Rabbinin yanında / indinde çürümüştür, Onların üzerine / aleyhine öfke / gazap vardır, onlara şiddetli bir işkence / azap vardır.
O “dini dosdoğru tutun, onda ayrılığa düşmeyin” diye dinden Nûh’a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim, Mûsâ ve İsa’ya tavsiye ettiğimizi size de şeriat yaptı. Senin onları kendisine davet ettiğin şey, müşriklere büyük geldi. Allah dilediği kimseyi buna seçer ve döneni buna hidayet eder.
O size, dinden Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi şeri'at (hukuk düzeni) yaptı. Şöyle ki: Dini doğru tutun ve onda ayrılığa düşmeyin. Fakat kendilerini çağırdığın (bu) esas, Allah'a ortak koşanlara ağır geldi. Allah dilediğini kendisine seçer ve iyi niyyetle yöneleni kendisine iletir.
Allah Nuh'a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin şeriatı /hükümleri dipnot 1 yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğimiz şudur: "Bu dini ayakta tutun ve dinde ayrılığa düşmeyin!" Kendilerine yaptığın çağrı, müşriklere ne kadar ağır geldi! Allah tercih ettiğini kendisine (elçi) seçer dipnot 2 , kendisine yöneleni bu dine kabul eder dipnot 3 .
"Allah Nuh'a ne emretmişse onu, sizin için bu dinin kuralı (şeriat) dipnot 1 yapmıştır. Sana vahyettiğimiz, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya emrettiğimiz şudur: "Bu dini ayakta tutun ve birbirinizden ayrı düşmeyin." Senin çağırdığın şey müşriklere ağır gelir. Allah, bu dini tercih edeni kendi tarafına (yoluna) seçer ve O'na yöneleni doğruya yönlendirir."
Dini ayakta tutun ve onda ayrılığa düşmeyin diye Nuh'a tavsiye ettiğini, sana vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiğimizi Allah size de din kıldı. Müşrikleri davet ettiğin şey, onlara ağır gelir. Allah, dilediğini kendine seçer ve kendine yönelen kimseye hidayet eder.
Dini ayakta tutun ve onda grup grup ayrılmayın, diye Allah'ın Nuh'a tavsiye ettiğini, sana da vahyettiğimizi, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya tavsiye ettiklerini, size de dinin kuralları yapmıştır. Müşrikleri davet ettiğin şey, onlara ağır gelir. Allah, dilediğini kendine seçer ve kendine yönelen kimseye yol gösterir.
Sizin için, dinden, Nuh'a önerdiğini, sana vahyettiğini, İbrahim'e, Musa'ya ve İsa'ya önerdiğimizi şöyle diyerek kanunlaştırdı: "Dini dosdoğru tutun; onda bölünüp fırkalara ayrılmayın!" Onları çağırdığın bu tutum, şirke bulaşanlara çok ağır gelmiştir. Allah, dilediğini kendisi için seçer ve hakka yönelenleri kendisine iletir.
Şûrâ suresi, 14. ayet. وَمَا تَفَرَّقُوٓا۟ إِلَّا مِنۢ بَعْدِ مَا جَآءَهُمُ ٱلْعِلْمُ بَغْيًۢا بَيْنَهُمْ وَلَوْلَا كَلِمَةٌ سَبَقَتْ مِن رَّبِّكَ إِلَىٰٓ أَجَلٍ مُّسَمًّى لَّقُضِىَ بَيْنَهُمْ وَإِنَّ ٱلَّذِينَ أُورِثُوا۟ ٱلْكِتَٰبَ مِنۢ بَعْدِهِمْ لَفِى شَكٍّ مِّنْهُ مُرِيبٍ
Onlar, kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer (azabın) belli bir süreye kadar (ertelenmesi ile ilgili olarak) Rabbinden bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra Kitab'a mirasçı kılınanlar da, onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Kendilerine bilgi geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık yüzünden ayrılığa düştüler. dipnot 1 Belirli bir süreye kadar Rabbinden bir söz geçmemiş olsaydı, elbette aralarında hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar (Mekkeliler) de şüphesiz ki ondan (Kur'an'dan) kuşkulandıran bir şüphe içindedir.
Onlar, hakikatin bilgisi kendilerine ulaştıktan sonra, sırf aralarındaki kıskançlık yüzünden birbirlerine düştüler: Ve eğer Rabbin tarafından daha önceden belirli bir vadeye kadar ertelendiğne dair bir yasa konmasaydı, haklarındaki hüküm hemen infaz edilirdi. İşte onların ardından gelen (eski) vahyin (son) varisleri de, bu (vahiy)den dolayı tereddütle karışık bir şüphe içindedirler.
(Geçmiş vahiylerin mensuplarına gelince,) onlar (hakikati) tanıyıp öğrendikten sonra, aralarındaki kıskançlık ve çekişmelerden dolayı bütünlükten uzaklaştılar; ve Rabbinden (O'nun koyduğu) belli bir vadeye kadar (bütün hükümleri iptal eden) bir hüküm gelmemiş olsaydı, onlar arasında (baştan) her şey karara bağlanmış olurdu. İşte bakın, öncekilerden ilahi kelamı devralanlar (şimdi) onun öğretileri hakkında şüpheye varan büyük bir tereddüt içindeler.
İlim (Hakikat ilmi) kendilerine geldikten sonra, aralarındaki kıskançlık yüzünden tefrikaya düştüler! Eğer Rabbinden, belirlenmiş bir zamana kadar yaşamaları hükmolunmamış olsaydı; onlar arasında elbette işleri bitirilirdi! Onlardan sonra BİLGİye varis kılınanlara (ehl-i kitaba) gelince; muhakkak ki Ondan (Kuran'dan) kuşkulu bir tereddüt içindedirler.
Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden, adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer belli bir süreye kadar Rabbinden bir (erteleme) sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba vâris kılınanlar da onun hakkında derin bir şüphe içindedirler.
Kendilerine bilgi geldikten sonra, aralarındaki çekemezlik yüzünden ayrılığa sürüklendiler. Belirlenmiş bir süreye dek, Efendinden verilmiş bir söz olmasaydı, aralarında kesin yargı verilirdi. Aslında, onlardan sonra Kitap'a kalıtçı olanlar da Onun hakkında, gerçekten derin bir kuşkuya kapıldılar.
Kendilerine ilim geldikten sonra ihtilafa düşmeleri, sırf aralarındaki kıskançlıktan dolayıdır. Eğer Rabbin tarafından belirli bir süreye kadar önceden verilmiş bir söz olmasaydı, kesinlikle aralarında hüküm verilecekti. Onlardan sonra kendilerine kitap verilenler de kesinlikle o din hakkında aşırı şüphe içerisindedirler.
Kendilerine bilgi ulaştıktan sonra sırf aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Belli bir zaman için Efendinin verilmiş bir söz olmasaydı onların arasında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba mirasçı olanlar da ondan kuşku ve şüphe içindedirler.
Kendilerine bilgi ulaştıktan sonra sırf aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Belli bir zaman için Rabbinin verilmiş bir söz olmasaydı onların arasında hemen hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba mirasçı olanlar da ondan kuşku ve şüphe içindedirler.
Kendilerine bilgi geldikten sonra ayrılığa düşmeleri sadece aralarındaki düşmanlık ve ihtirastan dolayıdır. Eğer Rabbin tarafından "belirli bir vakte kadar" şeklinde bir söz geçmemiş olsaydı aralarında verilen hüküm mutlaka yerine getirilir ve (iş) bitirilirdi. Kendilerinden sonra Kitab'a mirasçı kılınanlar da ondan kuşkulu bir şüphe içindedirler.
Tefrikaya düşmeleri ise kendilerine ılim geldikten sonra sırf aralarında Bağy-ü ıhtırastan dolayıdır ve eğer rabbından müsemma bir ecele kadar diye bir kelime geçmiş olmasa idi, aralarında hukmi kaza mutlak icra edilir bitirilirdi, arkalarından kitaba varis kılınanlar da ondan işkilli bir şekk içindedirler
Onların, kendilerine ilim dipnot 1 geldikten sonra anlaşmazlığa düşmelerinin nedeni kıskançlık ve ihtiraslarıdır. Eğer Rabb'inden, "belirlenmiş bir süreye kadar" sözü verilmemiş olunsaydı, aralarında hemen hüküm gerçekleştirilirdi. Onların ardından Kitap'a mirasçı olanlar, dipnot 2 tam bir ikilem ve kaygı içindedirler.
Onların, kendilerine ilim dipnot 1 geldikten sonra anlaşmazlığa düşmelerinin nedeni kıskançlık ve ihtiraslarıdır. Eğer Rabb'inden, "belirlenmiş bir süreye kadar" sözü verilmemiş olunsaydı, aralarında hemen hüküm gerçekleştirilirdi. Onların ardından Kitap'a mirasçı olanlar dipnot 2 , tam bir ikilem ve kaygı içindedirler.
Onların, kendilerine ilim dipnot 1 geldikten sonra anlaşmazlığa düşmelerinin nedeni kıskançlık ve ihtiraslarıdır. Eğer Rabb'inden, "belirlenmiş bir süreye kadar" sözü verilmemiş olunsaydı, aralarında hemen hüküm gerçekleştirilirdi. Onların ardından Kitap'a mirasçı olanlar dipnot 2 , derin bir kuşku içindedirler.
Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra, yalnızca aralarındaki 'tecavüz ve haksızlık' dolayısıyla ayrılığa düştüler. Eğer rabbinden adı konulmuş bir ecele kadar geçmiş (verilmiş) bir söz olmasaydı, muhakkak aralarında hüküm verilmiş (iş bitirilmiş)ti. Şüphesiz onların ardından Kitaba mirasçı olanlar ise, her halde ona karşı kuşku verici bir tereddüt içindedirler.
Onlar ancak kendilerine ilim geldikden sonradır ki, aralarındaki ihtiraas yüzünden, ayrılığa düşdüler. Eğer Rabbinden ad verilmiş bir va'deye kadar bir söz geçmiş olmasaydı aralarında muhakkak hukum verilmiş (her şey olub bitirilmişdi) bile. Onlardan sonra kitaba mirascı yapılanlar da ondan mutlak şübheci bir tereddüd içindedirler.
Onlar; kendilerine ilim geldikten sonra aralarındaki ihtiras yüzünden ayrılığa düştüler. Şayet belirli bir süre için Rabbından bir söz geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilirdi. Onlardan sonra kitaba varis kılınanlar da ondan mutlak bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
(13-16) Dini sana uyulacak bir kural / bir şeriat yaptık, Nuh’a vasiyet ettiğimizi ne ise onu, sana da vahyediyoruz. İbrahim’e Musa’ya ve İsa’ya neyi tavsiye etti isek onu , sana vahyediyoruz, dini ayağa kaldırın / ayakta tutun ikame edin , onda fırkalaşmayın / ayrılığa düşmeyin , ortak koşanlara / müşriklere onları çağırdığın şey büyük geldi , Allah ki ona (dinine) istediğini seçecek ve gönülden yönelenlerden istediğini yola iletecek. Kendilerine ilim geldikten sonra ayrışmaları / fırkalaşmaları aralarında ki çekememezlik / kıskançlık yüzündendir , eğer ki Rabbinden belirli bir süreye dair kelime önceden geçmiş olmasaydı aralarındaki hüküm gerçekleşirdi, onlardan sonra kitaba mirasçı yapılanlar , O’nda kuşku içindeydiler. İşte bu şekilde sen çağrıda bulun nasıl emrolunuyorsan o istikamette kal ve onların havai keyiflerine uyma ve de ki Allah’ın kitaptan indirdiklerine iman ettim / inandım / güvendim ve aranızda adil olmakla emrolundum, Allah rabbimizdir ve rabbinizdir, amellerimiz bizedir amelleriniz de sizedir , bizle siz arasında delilleşmeye / ispatlaşmaya gerek yoktur, Allah hepimizi bir araya toplayacaktır ve ileride de O’na gidilecektir. Allah’ın davete icabet etmesinden sonra Allah hakkında ispatlaşmaya / delilleşmeye kalkışanların delilleri Rabbinin yanında / indinde çürümüştür, Onların üzerine / aleyhine öfke / gazap vardır, onlara şiddetli bir işkence / azap vardır.
Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki düşmanlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belirlenmiş bir süreye kadar bir söz geçmiş olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından kitaba mirasçı olanlar da elbette ondan bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
Onlar, kendilerine ilim geldikten sonra sadece aralarındaki çekememezlik yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbinden belli bir süreye kadar yaşatma sözü geçmiş olmasaydı, aralarında hüküm verilir (işleri bitirilir)di. Onlardan sonra Kitaba varis kılınanlar ondan, kuşku veren bir şüphe içindedirler.
Kendilerine bu bilgi dipnot 1 geldikten sonra sadece, birbirlerine üstünlük kurma gayretlerinden dolayı ayrılığa düştüler dipnot 2 . Rabbinin, belirlenmiş ecellerine kadar onları bırakma sözü dipnot 3 olmasaydı aralarında mutlaka hüküm verilirdi (de işleri bitirilirdi). Onlardan sonra Kitaba mirasçı olanlar ise Kitap'tan yana tam bir ikilemde bırakan şüphe içine düştüler dipnot 4 .
Ayrılığa düşmeleri, kendilerine bu bilgi geldikten sonra, birbirlerini kıskanmalarından dolayı oldu. Sahibinin, o belirlenmiş ecellerine kadar özgür bırakma sözü dipnot 1 olmasaydı hemen yargılanırlardı. Onlardan sonra Kitaba mirasçı olanlar ise kuşku içinde bocalayıp dururlar.
Onlar kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki düşmanlık yüzünden ayrılığa düştüler. Eğer Rabbin’den belirlenmiş bir süreye kadar bir söz geçmiş olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından kitaba mirasçı olanlar da elbette ondan bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
Kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki "haksız tecavüz" sebebiyle gruplara ayrıldılar. Eğer Rabbin'den belirlenmiş bir süreye kadar bir söz olmasaydı, derhal aralarında hüküm verilmiş olurdu. Onların ardından kitaba mirasçı olanlar da elbette ondan bir şüphe ve tereddüt içindedirler.
Kendilerine ilim geldikten sonra, sadece aralarındaki kıskançlık ve azgınlık yüzünden fırkalara bölündüler. Eğer belli bir süreye kadar erteleme sözü Rabbinden gelmiş olmasaydı, aralarında iş mutlaka bitirilirdi. Onların ardından Kitap'a mirasçı olanlar da onun hakkında, işkillendiren bir kuşku içindedirler.
Şûrâ suresi, 15. ayet. فَلِذَٰلِكَ فَٱدْعُ وَٱسْتَقِمْ كَمَآ أُمِرْتَ وَلَا تَتَّبِعْ أَهْوَآءَهُمْ وَقُلْ ءَامَنتُ بِمَآ أَنزَلَ ٱللَّهُ مِن كِتَٰبٍ وَأُمِرْتُ لِأَعْدِلَ بَيْنَكُمُ ٱللَّهُ رَبُّنَا وَرَبُّكُمْ لَنَآ أَعْمَٰلُنَا وَلَكُمْ أَعْمَٰلُكُمْ لَا حُجَّةَ بَيْنَنَا وَبَيْنَكُمُ ٱللَّهُ يَجْمَعُ بَيْنَنَا وَإِلَيْهِ ٱلْمَصِيرُ
(Ey Muhammed!) Bundan dolayı sen çağrıya devam et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heva ve heveslerine uyma ve şöyle de: "Ben, Allah'ın indirdiği her kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak bir şey yoktur. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Dönüş de ancak O'nadır."
İşte onun için sen davet et ve emrolunduğun gibi doğru ol! dipnot 1 Onların heveslerine uyma! De ki: "Ben Allah'ın indirdiği (her) kitaba inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir; sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. dipnot 2 Sizinle bizim aramızda delil (getirmeye gerek) yok. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır; dönüş de yalnızca O'nadır.
İşte bu yüzden sen (durup dinlenmeden hakikate) çağır ve emrolduğun gibi dosdoğru ol! Onların keyfi taleplerine uyma ve de ki: "Ben Allah tarafından indirilen her tür vahye inandım; ben aranızda dengeyi sağlamakla emrolundum; Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir; bizim yaptıklarımızın sonucu bizi bulacak, sizin yaptıklarınızın sonucu da sizi bulacaktır; bizimle sizin aranızda tartışmanın bir yararı yok: Allah hepimizi bir araya getirecektir: zira varış sadece O'nadır."
İşte bunun için sen (bütün insanlığa) çağrıda bulun ve (Allah tarafından) emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların heva ve heveslerine uyma ve de ki: "Ben, Allah'ın bütün vahyettiklerine inanırım. Sizin değişik görüşleriniz arasında adaleti gözetmekle emrolundum. Allah benim de, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımızın hesabı bize çıkacaktır, sizin yaptıklarınız da size. Bizimle sizin aranızda bir çekişme olmamalı. Allah hepimizi bir araya toplayacaktır; çünkü varış O'nadır."
İşte bunun için sen davet et! Hükmolunduğun gibi fıtratın istikametinde ol! Onların hevalarına (boş arzu ve fikirlerine) uyma! De ki: "Allah'ın inzal ettiği BİLGİ'ye iman ettim! Aranızda adaletli olmamla hükmolundum! Allah bizim de Rabbimizdir sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bizedir, sizin yaptıklarınız da sizindir. Bizimle sizin aranızda deliller savaşına gerek yoktur! Allah aramızı cem eder! O'nadır dönüş. "
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve emrolunduğun gibi doğru bir istikamet tuttur. Onların heva (istek ve tutku)larına uyma. Ve de ki: "Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmakla emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma(ya, huccete gerek)' yoktur. Allah bizi bir araya getirip toplayacaktır. Dönüş O'nadır."
İşte onun için sen (tevhide) dâvet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol. Onların heveslerine uyma ve de ki: Ben Allah'ın indirdiği Kitab'a inandım ve aranızda adaleti gerçekleştirmekle emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz de sizedir. Aramızda tartışılabilecek bir konu yoktur. Allah hepimizi bir araya toplar, dönüş de O’nadır.
İşte bunun için çağrıda bulun ve sana buyruk verildiği biçimde dosdoğru ol; onların isteklerine uyma. De ki: "Allah'ın indirdiği tüm kitaplara inandım. Aranızda adaleti sağlamak, bana buyruk verildi. Allah, hem bizim Efendimiz hem de sizin Efendinizdir. Bizim yaptıklarımız bizim, sizin yaptıklarınız sizindir. Aramızda, savunarak tartışılacak bir şey yok. Allah, hepimizi bir araya toplayacaktır. Çünkü dönüş, O'na olacaktır!"
Bundan dolayı sen Allah'a davet et! Emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların arzularına uyma ve şöyle de: "Allah'ın indirdiği kitaba inandım. Aranızda adeletli davranmakla emrolundum. Allah bizim de sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Aramızda tartışmaya gerek yoktur. Allah hepimizi bir araya getirecektir. Dönüş yalnız O'nadır."
Sen buna çağır ve sana emredildiği gibi dosdoğru uygula. Onların fantazilerine ve de ki "ALLAH'ın bana indirdiği kitabı onayladım. Sizin aranızda adaletle davranmakla emrolundum. ALLAH bizim de Efendimiz, sizin de Efendinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz ise sizedir. Bizimle sizin aranızda herhangi bir tartışma yoktur. Bizi ALLAH biraraya getirecektir. Sonunda dönüş O'nadır.
Sen buna çağır ve sana emredildiğin gibi dosdoğru uygula. Onların arzularına uyma ve de ki 'ALLAH'ın bana indirdiği kitaba inandım. Sizin aranızda adaletle davranmakla emrolundum. ALLAH bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz ise sizedir. Bizimle sizin aranızda herhangi bir tartışma yoktur. Bizi ALLAH biraraya getirecektir. Sonunda dönüş O'nadır.
Bunun için sen durma çağır ve emrolunduğun gibi doğru git! Onların arzularına uyma ve de ki: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba iman getirdim ve aranızda adalet yaparım diye emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bize, sizin amelleriniz de size (aittir). Aramızda tartışmaya gerek yoktur. Allah hepimizi bir araya getirecek ve hep O'na gidilecektir."
Onun için sen durma da'vet et ve emrolunduğun gibi doğru git, onların hevalarına tabi' olma ve de ki: ben Allahın indirdiği her kitaba iyman getirdim ve emrolundum ki aranızda adalet yapayım, Allah bizim rabbımız sizin de rabbınız, bize amellerimiz, size de amelleriniz, sizinle aramızda huccet yok, Allah hepimizi bir araya getirecek ve hep ona gidilecektir
İşte bunun için, artık sen onlara çağrıda bulun. Buyrulduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevalarına dipnot 1 uyma. Onlara de ki: "Allah'ın Kitap'tan indirdiği şeye iman ettim." Ve bana aranızda adaleti gerçekleştirmem buyruldu. Allah, bizim de Rabb'imizdir, sizin de Rabb'inizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Öyleyse aramızda çekişmeye gerek yoktur. Nasıl olsa Allah aramızı bulacak. dipnot 2 Dönüş yalnızca O'nadır."
İşte bunun için, artık sen onlara çağrıda bulun. Buyrulduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevalarına dipnot 1 uyma. Onlara de ki: "Allah'ın Kitap'tan indirdiği şeye inandım. Ve bana aranızda adaleti gerçekleştirmem buyruldu. Allah, bizim de Rabb'imizdir, sizin de Rabb'inizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Öyleyse aramızda çekişmeye gerek yoktur. Nasıl olsa Allah aramızı bulacak. dipnot 2 Dönüş yalnızca O'nadır.
İşte bunun için, artık sen onlara çağrıda bulun. Buyrulduğun gibi dosdoğru ol. Onların hevalarına dipnot 1 uyma. Onlara de ki: "Allah'ın Kitap'tan indirdiği şeye inandım. Ve ben aranızda adaleti gerçekleştirmekle buyruldum. Allah, bizim de Rabb'imizdir, sizin de Rabb'inizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir. Öyleyse aramızda çekişmeye gerek yoktur. Nasıl olsa Allah aramızı bulacak. dipnot 2 Dönüş yalnızca O'nadır.
Şu halde, sen bundan dolayı davet et ve buyrulduğun gibi doğru bir yön tuttur. Onların hevalarına uyma. Ve de ki: "Tanrı'nın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda adaletli davranmam buyruldu. Tanrı, bizim de rabbimiz, sizin de rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz sizindir. Bizimle aranızda 'deliller getirerek tartışma(ya, huccete gerek)' yoktur. Tanrı bizi bir araya getirip toplayacaktır. Dönüş O'nadır."
İşte bunun için sen (Habibim onları tevhide) da'vet et. Emrolunduğun vech ile dosdoğru hareketde sebat kıl. Onların heva (ve heves) lerine uyma ve de ki: "Ben Allahın indirdiği her kitaba inandım. Aranızda (icra-yi) adalet etmemle emrolundum. Allah, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim amel (ve hareket) lerimiz bize, sizin amel (ve hareket) leriniz de size aiddir. Bizimle sizin aranızda hiçbir husumet yokdur. Allah hepimizi birlikde toplayacak. Dönüş ancak Onadır".
Şu halde sen, bunun için davet et ve emrolunduğun şekilde dosdoğru bir istikamet tuttur. Onların heveslerine uyma. Ve de ki: Ben, Allah'ın indirdiği kitaba inandım ve aranızda adalet etmekle emrolundum. Allah; bizim de Rabbımız, sizin de Rabbınızdır. Bizim işlediklerimiz bize, sizin işledikleriniz sizedir. Bizimle sizin aranızda tartışılacak hiç bir şey yoktur. Allah; hepimizi bir araya toplar ve dönüş de O'nadır.
(13-16) Dini sana uyulacak bir kural / bir şeriat yaptık, Nuh’a vasiyet ettiğimizi ne ise onu, sana da vahyediyoruz. İbrahim’e Musa’ya ve İsa’ya neyi tavsiye etti isek onu , sana vahyediyoruz, dini ayağa kaldırın / ayakta tutun ikame edin , onda fırkalaşmayın / ayrılığa düşmeyin , ortak koşanlara / müşriklere onları çağırdığın şey büyük geldi , Allah ki ona (dinine) istediğini seçecek ve gönülden yönelenlerden istediğini yola iletecek. Kendilerine ilim geldikten sonra ayrışmaları / fırkalaşmaları aralarında ki çekememezlik / kıskançlık yüzündendir , eğer ki Rabbinden belirli bir süreye dair kelime önceden geçmiş olmasaydı aralarındaki hüküm gerçekleşirdi, onlardan sonra kitaba mirasçı yapılanlar , O’nda kuşku içindeydiler. İşte bu şekilde sen çağrıda bulun nasıl emrolunuyorsan o istikamette kal ve onların havai keyiflerine uyma ve de ki Allah’ın kitaptan indirdiklerine iman ettim / inandım / güvendim ve aranızda adil olmakla emrolundum, Allah rabbimizdir ve rabbinizdir, amellerimiz bizedir amelleriniz de sizedir , bizle siz arasında delilleşmeye / ispatlaşmaya gerek yoktur, Allah hepimizi bir araya toplayacaktır ve ileride de O’na gidilecektir. Allah’ın davete icabet etmesinden sonra Allah hakkında ispatlaşmaya / delilleşmeye kalkışanların delilleri Rabbinin yanında / indinde çürümüştür, Onların üzerine / aleyhine öfke / gazap vardır, onlara şiddetli bir işkence / azap vardır.
O halde davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol, onların arzularına uyma ve de ki: “Ben Allah’ın indirdiği bütün kitaplara iman ettim. Aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim amellerimiz bizim, sizin amelleriniz de sizindir. Bizimle sizin aranızda artık bir delile gerek yoktur. Allah hepimizi bir arada toplayacaktır ve dönüş yalnız Onadır.”
Bundan dolayı sen (Hakka) çağır ve emrolunduğun gibi doğru ol; onların keyiflerine uyma ve de ki: "Ben Allah'ın indirdiği her Kitaba inandım ve aranızda adalet yapmakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbinizdir. Bizim eylemlerimiz bize, sizin eylemleriniz size aittir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma nedeni yoktur. Allah aramızı bulur, (yahut: Allah bizi bir araya toplar), dönüş O'nadır.
Bundan dolayı sen davetini yap ve sana emredildiği gibi dosdoğru ol dipnot 1 , onların arzularına uyma dipnot 2 ! De ki: "Ben Allah'ın indirdiği her kitaba inandım. Bana aranızda adaletli davranmam emredildi dipnot 3 . Allah bizim Rabbimizdir /Sahibimizdir; sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız da sizedir dipnot 4 . Sizinle aramızda tartışmaya gerek yok! Allah hepimizi bir araya getirecektir dipnot 5 . Dönüp varılacak yer onun huzurudur."
Bütün bunlardan dolayı sen çağrını yap ve emredildiği gibi doğru ol, onların arzularına da uyma. De ki "Allah'ın indirdiği her kitaba inanırım. Ben aranızda adil davranma emri aldım. Allah bizim Sahibimizdir; sizin de Sahibinizdir. Bizim yaptığımız bizim, sizin yaptığınız sizindir. Bizimle sizin aranızda belgeye de ihtiyaç yoktur. Bizi bir araya getirecek olan Allah'tır. Dönüş O'nadır."
O halde, davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların hevalarına/arzularına uyma ve şöyle söyle: Allah’ın indirdiği tüm kitaplara inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. (Hak ortaya çıktıktan sonra) Bizimle sizin aranızda bir tartışma yoktur. (Kıyamet günü) Allah, bizleri bir araya toplayacaktır ve dönüş O’nadır
O halde, davet et ve emrolunduğun gibi dosdoğru ol! Onların isteklerine uyma! Ve şöyle söyle: -Allah'ın indirdiği tüm kitaplara inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah bizim de Rabbimizdir, sizin de Rabbinizdir. Bizim yaptıklarımız bize, sizin yaptıklarınız sizedir. Bizimle sizin aranızda bir tartışma yoktur. Allah, aramızı birleştirecektir ve dönüş O'nadır.
İşte bunun için sen çağrıda bulun/dua et ve emrolunduğun gibi dosdoğru yürü! Onların boş arzularına uyma ve şöyle de: "Allah'ın Kitap'tan indirdiğine inandım. Aranızda adaleti sağlamakla emrolundum. Allah'tır, bizim de Rabbimiz, sizin de Rabbiniz. Bizim amellerimiz bize, sizin amellerinizin size. Bizimle sizin aranızda delil yok. Allah bizi biraraya toplayacaktır/aramızı bulacaktır. Dönüş O'nadır."
Şûrâ suresi, 16. ayet. وَٱلَّذِينَ يُحَآجُّونَ فِى ٱللَّهِ مِنۢ بَعْدِ مَا ٱسْتُجِيبَ لَهُۥ حُجَّتُهُمْ دَاحِضَةٌ عِندَ رَبِّهِمْ وَعَلَيْهِمْ غَضَبٌ وَلَهُمْ عَذَابٌ شَدِيدٌ
Allah'ın çağrısına uyulduktan sonra O'nun hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında batıldır. Onlara bir gazap vardır. Onlar için çetin bir azap vardır.
Çağrısına (duasına) cevap verildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında boştur. Onlara bir gazap vardır ve onlar için şiddetli bir (de) azap vardır.
Bir de O'nun çağrısı kabul edildikten sonra hala Allah hakkında tartışanlar var: Onların itirazları Rableri katında tümden geçersizdir; başlarına (O'ndan) bir gazap çökecektir ve onları şiddetli bir azap beklemektedir.
O'nu(n çağrısını) kabul ettikten sonra Allah hakkında (hala) tartışanlara gelince: onların bütün itirazları Rableri katında geçersizdir, boştur. (O'nun) gazabı üzerlerine çökecektir; ve onları şiddetli bir azap beklemektedir.
Ona icabet edilmesinden sonra hala Allah hakkında tartışanların delilleri, Rableri indinde geçersizdir. . . Onların üzerine öfke ve şiddetli bir azap vardır.
O'na icabet olunduktan sonra, Allah hakkında (sözde) 'deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, Rableri katında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazab vardır ve şiddetli azab onlaradır.
Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.
Kabul ettikten sonra, Allah hakkında tartışanların savları, Efendilerinin katında geçersizdir. Onlar için, öfke ve yaman bir ceza vardır.
Allah'ın çağrısını kabul ettikten sonra hala Allah hakkında tartışanlara gelince, onların delilleri ve itirazları Rabbleri katında geçersizdir. Allah'ın gazabı onların üzerine çökecektir ve onlar için şiddetli bir azap vardır.
ALLAH hakkında, O'nun çağrısına yanıt verildikten sonra tartışanların delilleri Efendi'leri katında geçersizdir. Gazabı hak etmişlerdir ve onlara çetin bir azap vardır.
ALLAH hakkında, O'nun çağrısına yanıt verildikten sonra tartışanların delilleri Rab'leri katında geçersizdir. Gazabı haketmişlerdir ve onlara çetin bir azap vardır
Bu kabul edildikten sonra Allah hakkında tartışmaya kalkışacakların delilleri Rableri yanında geçersizdir. Üzerlerine bir gazap ve kendilerine şiddetli bir azap vardır.
Bu kabul olunduktan sonra Allah hakkında ıhtıcaca kalkışacakların rabları huzurunda huccetleri sakıttır, üzerlerine bir gazab ve kendilerine şedid bir azab vardır
Allah'a olan çağrıya olumlu yanıt verdikten sonra, O'nun hakkında tartışanların ileri sürdükleri kanıtlar, Rabb'lerinin yanında geçersizdir. Onların üzerinde gazap vardır, şiddetli bir azap da onlar içindir.
Allah'a olan çağrıya olumlu yanıt verdikten sonra, O'nun hakkında tartışanların ileri sürdükleri kanıtlar, Rabb'lerinin yanında geçersizdir. Onların üzerinde gazap vardır, şiddetli bir azap da onlar içindir.
Allah'a olan çağrıya olumlu yanıt verdikten sonra, O'nun hakkında tartışanların ileri sürdükleri kanıtlar, Rabb'lerinin yanında geçersizdir. Onların üzerinde gazap vardır, şiddetli bir azap da onlar içindir.
O'na icabet olunduktan sonra, Tanrı hakkında (sözde) 'deliller öne sürüp tartışanların' delilleri, rableri katında geçersizdir. Onların üzerinde bir gazab vardır ve şiddetli azab onlaradır.
Allah (ın dini) hakkında, kendisine icabet edilen şey'in ardından, (haala) münakaşa edenlerin (öne sürecekleri bütün) hüccetleri Rableri indinde boşdur. Onların üzerlerine hem (inadlarından dolayı) bir gazab, hem (küfürlerinden naşi) kendilerine çetin bir azab vardır.
Kabul ettikten sonra Allah'ın dini hakkında tartışmaya girişenlerin delilleri Rabbları katında boştur. Onların üzerine hem bir gazab, hem de şiddetli bir azab vardır.
(13-16) Dini sana uyulacak bir kural / bir şeriat yaptık, Nuh’a vasiyet ettiğimizi ne ise onu, sana da vahyediyoruz. İbrahim’e Musa’ya ve İsa’ya neyi tavsiye etti isek onu , sana vahyediyoruz, dini ayağa kaldırın / ayakta tutun ikame edin , onda fırkalaşmayın / ayrılığa düşmeyin , ortak koşanlara / müşriklere onları çağırdığın şey büyük geldi , Allah ki ona (dinine) istediğini seçecek ve gönülden yönelenlerden istediğini yola iletecek. Kendilerine ilim geldikten sonra ayrışmaları / fırkalaşmaları aralarında ki çekememezlik / kıskançlık yüzündendir , eğer ki Rabbinden belirli bir süreye dair kelime önceden geçmiş olmasaydı aralarındaki hüküm gerçekleşirdi, onlardan sonra kitaba mirasçı yapılanlar , O’nda kuşku içindeydiler. İşte bu şekilde sen çağrıda bulun nasıl emrolunuyorsan o istikamette kal ve onların havai keyiflerine uyma ve de ki Allah’ın kitaptan indirdiklerine iman ettim / inandım / güvendim ve aranızda adil olmakla emrolundum, Allah rabbimizdir ve rabbinizdir, amellerimiz bizedir amelleriniz de sizedir , bizle siz arasında delilleşmeye / ispatlaşmaya gerek yoktur, Allah hepimizi bir araya toplayacaktır ve ileride de O’na gidilecektir. Allah’ın davete icabet etmesinden sonra Allah hakkında ispatlaşmaya / delilleşmeye kalkışanların delilleri Rabbinin yanında / indinde çürümüştür, Onların üzerine / aleyhine öfke / gazap vardır, onlara şiddetli bir işkence / azap vardır.
(Bu dine) icabet olunduktan sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.
(Kamu tarafından) Kabul edildikten sonra, hala Allah(ın dini hakkın)da tartışanların delilleri, Rableri yanında batıldır. Üzerlerine bir gazab ve onlara şiddetli bir azab vardır.
Allah'ın daveti kabul edildikten sonra dipnot 1 , Allah hakkında karşı delil getirmeye çalışanların dipnot 2 delilleri, Rableri katında değersizdir. Onlar hem öfkeyi hem de çetin bir azabı hak ederler dipnot 3 .
Sorusuna doğru cevap verildikten sonra dipnot 1 Allah hakkında karşılıklı belge getirenlerin belgeleri, Sahipleri katında değersizdir. Onlar hem öfkeyi hem de şiddetli bir cezayı hak ederler.
Daveti kabul edildikten sonra, Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri, Rableri katında boştur. Onlar için bir gazap, yine onlar için çetin bir azap vardır.
O'na icabet ettikten sonra Allah hakkında tartışanların delilleri Rab'leri katında batıldır. Onlara gazap edilmiştir. Ve onlara şiddetli bir azap vardır.
Kabul edilişinin ardından Allah hakkında tartışmaya girenlerin delilleri Rableri katında geçersizdir. Bunların üzerlerine öfke, kendilerine şiddetli bir azap vardır.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.