Sebe' suresi · 46–54. ayetler

"Size tek bir şeyi öğütlüyorum"; hak geldi

Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.

Hangi mealler görünsün? 4 / 27 açık

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

  1. Sebe' suresi, 46. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 46. ayet. قُلْ إِنَّمَآ أَعِظُكُم بِوَٰحِدَةٍ أَن تَقُومُوا۟ لِلَّهِ مَثْنَىٰ وَفُرَٰدَىٰ ثُمَّ تَتَفَكَّرُوا۟ مَا بِصَاحِبِكُم مِّن جِنَّةٍ إِنْ هُوَ إِلَّا نَذِيرٌ لَّكُم بَيْنَ يَدَىْ عَذَابٍ شَدِيدٍ

    Diyanet İşleri

    (Ey Muhammed!) De ki: "Ben size ancak bir tek şeyi, Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkıp düşünmenizi öğütlüyorum. Arkadaşınız Muhammed'de cinnetten eser yoktur. O, şiddetli bir azaptan önce sizin için ancak bir uyarıcıdır."

    Mehmet Okuyan

    (Onlara) de ki: "Size tek bir öğüt vereceğim: (İster) ikişer ikişer (toplu halde, isterse) yalnız başınızayken Allah'ın huzurunda (olduğunuzun bilincinde) olun!" Sonra (şunu) düşünün: Arkadaşınızda (Muhammed'de) hiçbir cinlenmişlik yoktur! O ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Size tek bir öğüdüm var: ister başkalarıyla beraber ister yalnız başınayken, Allah'ın huzurunda bulunduğunuz gerçeğini asla (unutmayın)! Sonra arkadaşınızda delilikten eser olmadığını düşünün: onun tek yaptığı, önünüzde bekleyen şiddetli mahrumiyete karşı sizi uyarmaktır.

    Muhammed Esed

    De ki: "Size bir tek öğüdüm var; ister başkalarıyla birlikte iken ister yalnız, Allah'ın huzurunda (bulunduğunuzun bilincinde) olun ve sonra kendi kendinize, (bu elçi olarak görevlendirilen) arkadaşınızda bir delilik olmadığını düşünün! O, yaşayacağınız şiddetli azaba karşı sizi uyarmaktan başka bir şey yapmıyor."

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Size sadece bir tek öğüt veriyorum: Allah için ister ikişer - birlikte ister kendi başınıza kaldığınızda şöyle bir derin düşünün bakalım! Size sahip çıkanda bir cinnet söz konusu değildir. . . O ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizin için uyarıcıdır!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: "Allah için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz. Sizin sahibiniz (veya arkadaşınız olan Peygamber)de hiç bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır."

    Ali Özek ve heyeti

    (Ey Muhammed!) De Ki: «Size tek bir öğüt vereyim. O da, ikişer ikişer ve birer birer Allah için kalkmanız ve sonra da düşünmeniz. Neticede göreceksiniz ki, arkadaşınızda hiçbir delilik yoktur. O sadece, şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.»

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Size, bir tek öğüt veriyorum: Başkalarıyla birlikte veya yalnız olarak, Allah'ın karşısında olun, sonra düşünün; arkadaşınız delirmiş değildir. Yaman bir cezanın öncesinde, sizin için yalnızca bir uyarıcıdır!" dipnot 366

    Ali Rıza Safa — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 366
      Ayetin ilk tümcesi, kimi Kur'an çevirilerinde, "Allah için, ikişer ikişer, teker teker kalkın." veya "İkişerli olarak, teker teker Allah'a yönelin ve düşünün." veya "Birer, ikişer gelin; sonra düşünün." veya "İkişer ikişer ve teker teker, Allah'ın karşısında, vicdanınızla baş başa kalın." veya "Allah için, gerçeği anlamak için, ikişer ikişer ve teker teker peygamberin meclisinden kalkarsınız." biçiminde, birbirinden çok değişik anlamlar verilerek çevrilmiştir.

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Size sadece bir öğüt veriyorum: Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalkınız. Sonra arkadaşınızda kesinlikle hiçbir deliliğin olmadığını iyice düşününüz. O sadece, sizi önünüzdeki şiddetli azaba karşı uyaran birisidir."

    Edip Yüksel

    De ki: "Size bir tek öğüdüm var: ALLAH için ikişer ikişer, yahut teker teker kalkın, sonra düşünün. Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O sadece, çetin bir cezadan önce sizi uyaran birisidir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Size bir tek öğüdüm var: ALLAH için ikişer ikişer, yahut teker teker kalkın, sonra düşünün. Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O sadece, çetin bir cezadan önce sizi uyaran birisidir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Size sadece bir tek öğüt vereceğim: Allah için ikişer, üçer ve teker teker kalkarsınız sonra da iyi düşünürsünüz; arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, yalnız şiddetli bir azabın önünde sizi sakındıracak bir peygamberdir."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: size sade bir tek nasıhat edeceğim şöyle ki: Allah için ikişer üçer ve teker teker kalkarsınız, sonra da iyi düşünürsünüz, arkadaşınızda cinnetten eser yoktur, o yalnız şiddetli bir azabın önünde sizi sakındıracak bir Peygamberdir

    Erhan Aktaş

    De ki: "Size yalnızca bir tek şey öğütlüyorum. Allah için ikişer ikişer ve teker teker bir araya gelin. dipnot 1 Sonra iyice düşünün." Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, şiddetli bir azabın öncesinde bir uyarıcıdır.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İkişer ikişer sayısal bir değer değil, çokluk ifade eden bir deyimdir. İster kendi kendinize ister birçoğunuz birlikte bir araya gelip kafa kafaya verip düşünüp gerçeği görmeye çalışın.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Size yalnızca bir tek şey öğütlüyorum. Allah için ikişer ikişer ve teker teker bir araya gelin dipnot 1 . Sonra iyice düşünün." Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, şiddetli bir azabın öncesinde bir uyarıcıdır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "İkişer ikişer sayısal bir değer değil, çokluk ifade eden bir deyimdir. İster kendi kendinize ister birçoğunuz birlikte bir araya gelip kafa kafaya verip düşünüp gerçeği görmeye çalışın."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Size yalnızca bir tek şey öğütlüyorum. Allah için ikişer ikişer ve teker teker bir araya gelin dipnot 1 . Sonra iyice düşünün." Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, şiddetli bir azabın öncesinde bir uyarıcıdır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İkişer ikişer sayısal bir değer değil, çokluk ifade eden bir deyimdir. İster kendi kendinize ister birçoğunuz birlikte bir araya gelip kafa kafaya verip düşünüp gerçeği görmeye çalışın."

    Gültekin Onan

    De ki: "Size bir tek öğüt veriyorum: Tanrı için ikişer ikişer ve teker teker kıyam etmeniz, sonra düşünmeniz (tetefekkeru). Sizin arkadaşınız (olan Peygamber)de hiç bir delilik yoktur. O, yalnızca sizi, şiddetli bir azabın öncesinde uyarandır."

    Hasan Basri Çantay

    (Habibim) de ki: "Ben size sırf Allah için ikişer, ikişer, teker teker (karşımda) durmanız, sonra arkadaşınızda hiçbir mecnunluk olmadığını iyi düşün (üb bil) menizi va'z ederim. O, çetin bir azab (gelib çatmaz) dan evvel (bunu) size haber veren (bir peygamber) den başkası değildir".

    İbni Kesir

    De ki: Ben, size ancak Allah için ikişer ikişer ve teker teker kalmanızı, sonra arkadaşınızda bir delilik olmadığını iyice düşünmenizi öğütlerim. O, ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizin için bir uyarıcıdır.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: “Ben size ancak bir öğüt veriyorum: Yalnızca Allah için ikişer ikişer, birer birer kalkınız. Sonra bu arkadaşınızda bir delilik olmadığını düşününüz. O ancak şiddetli bir azabın öncesinde sizi uyaran bir peygamberdir”

    Süleyman Ateş

    De ki: "Size bir şeyi öğütleyeyim: 'Allah için, ikişer ikişer ve teker teker durup düşününüz! Arkadaşınızda delilikten eser yoktur. O, çetin bir azabın arefesinde sizin için bir uyarıcıdır."

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Size tek bir şeyi, Allah için ikişer ikişer ve tek tek kalkıp düşünmenizi tavsiye ediyorum. Arkadaşınızda cinlerin bir etkisi yoktur dipnot 1 . O, çetin bir azabın öncesinde sizin için yalnızca bir uyarıcıdır dipnot 2 ."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki: "Size bir tek öğüdüm var: Allah için kalkın ve ikişer kişi baş başa vererek ya da teker teker düşünün; göreceksiniz ki, arkadaşınızda cinlerin bir etkisi yoktur. O yalnız çetin bir azabın öncesinde sizi uyarmaktadır."

    Şaban Britch

    De ki: Size tek bir öğüt veriyorum. Allah için birer, ikişer kalkın, sonra iyice düşünün. Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, yalnızca şiddetli bir azaptan önce sizi uyaran birisidir.

    Şaban Piriş

    De ki: -Size tek bir öğüt veriyorum. Allah için birer, ikişer kalkın, sonra iyice düşünün. Sizin arkadaşınızda bir delilik yoktur. O, yalnızca şiddetli bir azapdan önce sizi uyaran birisidir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Size, bir tek şey öğütleyeceğim: Allah için ikişer ikişer, teker teker kalkın, sonra da iyice düşünün!" Arkadaşınızda cinnetten eser yok! O, şiddetli bir azap öncesinde sizi uyaran bir kişiden başkası değil.

  2. Sebe' suresi, 47. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 47. ayet. قُلْ مَا سَأَلْتُكُم مِّنْ أَجْرٍ فَهُوَ لَكُمْ إِنْ أَجْرِىَ إِلَّا عَلَى ٱللَّهِ وَهُوَ عَلَىٰ كُلِّ شَىْءٍ شَهِيدٌ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Sizden herhangi bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim ancak Allah'a aittir. O, her şeye hakkıyla şahittir."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "Ben sizden herhangi bir ücret istemişsem o sizin olsun. Ücretim yalnızca Allah'a aittir. O her şeye şahittir."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Sizden hiçbir ücret talep etmiş değilim; o sizin olsun! Benim ücretimi takdir etmek sadece Allah'a düşer: zira O her şeye fazlasıyla tanıktır."

    Muhammed Esed

    De ki: "Sizden herhangi bir karşılık istemiş değilim. Benim (hak ettiğim) karşılığı ancak Allah verir ve O her şeye şahittir!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Sizden bir karşılık istemişsem, o sizin olsun. . . Benim ecrim ancak Allah üzerinedir. . . "HU" her şeye Şehiyd'dir. "

    Ali Bulaç

    De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim), yalnızca Allah'a aittir. O, her şeye şahid olandır."

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Ücretim yalnız Allah'a aittir. O, her şeye şahittir.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Sizden bir karşılık istemedim; o sizin olsun. Benim ödülümü, ancak Allah verir. Çünkü O, her şeye Tanıktır!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Ben sizden bir karşılık istemiyorum; o, sizin olsun, benim karşılığım ancak Allah'a aittir. O her şeye tanıktır."

    Edip Yüksel

    De ki: "Ben sizden herhangi bir ücret istemiyorum; o sizin olsun. Benim ücretim ancak ALLAH'tandır. O her şeye Tanıktır."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Ben sizden her hangi bir ücret istemiyorum; o sizin olsun. Benim ücretim ancak ALLAH'tandır. O her şeye Tanıktır.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Ben, sizden herhangi bir ücret istersem, o sizin olsun. Benim mükafatım ancak Allah'a aittir ve Allah, herşeye şahittir."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: ben sizden ücrete dair bir şey istersem o sırf sizin kendiniz içindir, benim ecrim ancak Allaha aiddir ve Allah her şey'e şahiddir

    Erhan Aktaş

    De ki: "Sizden bir karşılık beklemiyorum. Sizden bir beklentim yok. Benim ücretim, yalnızca Allah'a aittir. Ve O, Her Şeye Tanık'tır."

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Sizden bir karşılık beklemiyorum. Sizden bir beklentim yok. Benim ücretim, yalnızca Allah'a aittir. Ve O, Her Şeye Tanık'tır."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Sizden, sizin doğru yolu bulmanızdan başka bir karşılık beklemiyorum. Benim ücretim, yalnızca Allah'a aittir. Ve O, Her Şeye Tanık'tır."

    Gültekin Onan

    De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, artık o sizin olsun. Benim ecrim (ücretim) yalnızca Tanrı'ya aittir. O, her şeye şahid olandır."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Benim sizden (inzar ve tebliğımdan dolayı) istediğim her hangi bir ücret (varsa) o, sizin olsun! Benim mükafatım Allahdan başkasına aid değil. O her şey'e hakkıyle şahiddir".

    İbni Kesir

    De ki: Sizden bir ücret istersem eğer, o sizin olsun. Benim ücretim, ancak Allah'a aittir. Ve O, her şeye şahid'dir.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: "Ben sizden bir ücret istemiyorum. O, sizin olsun. Benim ecrim ancak her şeye şahid olan Allah’a aittir."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Ben sizden bir ücret istemişsem, o sizin olsun. Benim ücretim yalnız Allah'a aittir. O her şeye şahiddir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki: "Ben sizden bir ücret istediysem, o sizindir; benim ücretimi Allah üstlenmiştir. O her şeye şahittir."

    Şaban Britch

    De ki: Ben sizden bir ücret istemiyorum. O, sizin olsun. Benim ecrim ancak, her şeye şahid olan Allah’a aittir.

    Şaban Piriş

    De ki: -Ben sizden bir ücret istemiyorum. O, sizin olsun. Benim ücretim ancak, her şeye şahid olan Allah'a aittir.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Ben sizden herhangi bir ücret istemedim; o sizin olsun. Benim ödülüm yalnız Allah'tandır. Ve O, her şey üzerinde bir Şehid, gerçek bir tanık..."

  3. Sebe' suresi, 48. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 48. ayet. قُلْ إِنَّ رَبِّى يَقْذِفُ بِٱلْحَقِّ عَلَّٰمُ ٱلْغُيُوبِ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Şüphesiz Rabbim gerçeği ortaya koyar. O, gaybleri hakkıyla bilendir."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Şüphesiz Rabbim (batılın başını) ebedi gerçekle parçalayacaktır; O kimsenin bilmediği (geleceğin nelere gebe olduğunu) çok iyi bilir."

    Muhammed Esed

    De ki: "Rabbim, kuşkusuz, (yalan ve sahte olana karşı) değişmez gerçeği ortaya koyacaktır; O, yaratılmışların kavramaktan aciz oldukları her şeyi hakkıyla bilir!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Muhakkak ki benim Rabbim Hakk'ı şiddetle ortaya atar! Allam-ül Ğuyub'dur (her şeyin gaybını çok iyi bilen)!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Şüphesiz Rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O, gaybleri bilendir.

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Kuşkusuz, Rabbim gerçeği ortaya koyar. Çünkü O, gaybı çok iyi bilendir.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Kuşkusuz, benim Efendim, gerçeği ortaya çıkarır; gizli gerçekleri bilir!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Rabbim elbette gerçeği ortaya koyar. Çünkü O, gaybı en iyi bilendir."

    Edip Yüksel

    De ki: "Benim Efendim gerçeği etkili kılar. O tüm gizemleri Bilendir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Benim Rabbim gerçeği etkili kılar. O tüm gizemleri Bilendir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Gerçekten Rabbim, hakkı fırlatır (dilediğinin kalbine indirir.) O, gaybları hakkıyla bilendir."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki hakıkaten rabbım hakkı fırlatır allamül'guyubdur

    Erhan Aktaş

    De ki "Benim Rabb'im gerçeği ortaya koyar. O, bütün gaybı dipnot 1 en iyi bilendir."

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaratılmış varlıkların idraklerini aşan, gizli, görünmeyen, bilinmez olan ve duyularla kavranamayan şeyler. Gelecekte olacak şeyler. Ahiret hayatına dair bilgiler.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki "Benim Rabb'im gerçeği ortaya koyar. O, bütün gaybı dipnot 1 en iyi bilendir."

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Yaratılmış varlıkların idraklerini aşan, gizli, görülmeyen, bilinmez olan, algılanamayan, gelecekte olacak şeyler, duyularla kavranamayan şeyler. Ebedi hayata dair bilgiler.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki "Benim Rabb'im gerçeği ortaya koyar. O, bütün gaybı dipnot 1 en iyi bilendir."

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Gizlilikleri, görünmeyenleri, bilinemeyenleri, algılanamayanları, gizli gerçekleri.

    Gültekin Onan

    De ki: "Şüphesiz rabbim hakkı (batılın yerine veya dilediği kimsenin kalbine) koyar. O gaybleri bilendir.

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Benim Rabbim hiç şübhesiz hakkı (yerine) koyar. (O), ğaybları kemaliyle bilendir".

    İbni Kesir

    De ki: Hiç şüphesiz Rabbim, hakkı koyar. O, görünmezlikleri çok iyi bilendir.

    Mehmet Alagaş — bu ayetin karşılığı kaynakta yok.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: "Rabbim; hak olanı (batılın üzerine) bırakır, bütün gaybleri tamamıyla bilendir."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Rabbim gerçeği, (dilediği kulunun kalbine) atar. (O) gaybleri bilendir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki: "SahiRabbim, bütünüyle gerçeği ortaya koyar. O bütün gaybı dipnot 1 bilir."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Herşeyin iç yüzünü bilir. Bilinmeyenlerin tamamını, insan ve meleklerin kalbinde sakladıklarını, görünen, ve görünmeyeni bilir.(Bakara 2/33,Bakara 2/77, Maide 5/61, Maide 5/99, Yasin 36/46)

    Şaban Britch

    De ki: Rabbim, hak olanı (batılın üzerine) bırakır, bütün gaybleri tamamıyla bilendir.

    Şaban Piriş

    De ki: -Rabbim, gerçeği hiç çekinmeden söyler, gizli şeyleri en iyi bilen O'dur.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Benim Rabbim, gerçeği ortaya koyar. Gaybları en iyi bilen O'dur."

  4. Sebe' suresi, 49. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 49. ayet. قُلْ جَآءَ ٱلْحَقُّ وَمَا يُبْدِئُ ٱلْبَٰطِلُ وَمَا يُعِيدُ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez."

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Ebedi gerçek (gündeme) gelmiştir: artık sahte ve yalan ne yeni bir şey ortaya koyabilir, ne de geçmişi geri getirebilir."

    Muhammed Esed

    De ki: "Değişmez gerçek, şimdi (bütün açıklığıyla) ortaya çıkmıştır, (yalan ve sahte olan ise sönüp gitmeye mahkumdur), çünkü sahte ve yalan, ne yeni bir şey getirebilir, ne de (geçip gitmiş olanı) geri döndürebilir".

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Hak açığa çıktı! Batıl ne yeni bir şey oluşturabilir ne de eskiyi yeniden ileri sürebilir!"

    Ali Bulaç

    De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir."

    Ali Özek ve heyeti

    De ki: Hak geldi; artık bâtıl ne bir şeyi ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir.

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Gerçek geldi; gerçeğe aykırı olan, ne ortaya çıkarabilir ne de geri getirebilir!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Hak geldi, batıl artık ne bir şeyi ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir."

    Edip Yüksel

    De ki: "Gerçek gelmiştir; batıl ise ne yeni bir şeyi başlatabilir, ne de tekrarlayabilir."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Gerçek gelmiştir; batıl ise ne yeni bir şeyi başlatabilir, ne de tekrarlayabilir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Hak geldi; artık batılın önü de kalmaz sonu da."

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: hak geldi, batılın önü de kalmaz sonu da

    Gültekin Onan

    De ki: "Hak geldi; batıl ise ne (bir şey) ortaya çıkarabilir, ne geri getirebilir."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Hak geldi. Baatıl ne ibtidaen, ne de iadeten (hiçbir şey yaratmıya) kaadir olamaz".

    İbni Kesir

    De ki: Hak gelmiştir. Artık batıl, ne yeniden bir şey ortaya koyabilir, ne de geri getirebilir.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: "Hak geldi, batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Hak geldi, artık batıl ne bir şey ortaya çıkarabilir, ne de geri getirebilir. (O tamamen yok olup gitmiştir)."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Hak(gerçek) geldi; artık batıl(uydurma olan) hangi yeniliği getirecek ve neyi yeniden başlatacaktır?"

    Şaban Britch

    De ki: "Hak geldi; artık batıl ne yeniden başlar, ne de geri gelir."

    Şaban Piriş

    De ki: -Hak geldi. Batıl ne başlatır ne de yeniden yapar.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Hak geldi, artık batıl ortaya yeni bir şey çıkaramaz; eskiyi de geri getiremez."

  5. Sebe' suresi, 50. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 50. ayet. قُلْ إِن ضَلَلْتُ فَإِنَّمَآ أَضِلُّ عَلَىٰ نَفْسِى وَإِنِ ٱهْتَدَيْتُ فَبِمَا يُوحِىٓ إِلَىَّ رَبِّىٓ إِنَّهُۥ سَمِيعٌ قَرِيبٌ

    Diyanet İşleri

    De ki: "Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır."

    Mehmet Okuyan

    De ki: "(Gerçeklerden) saparsam, sadece kendi aleyhime sapmış olurum. Doğru yolu bulursam bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur'an) sayesindedir. dipnot 1 Şüphesiz ki O duyandır, yakındır."

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bu ayet hidayete erebilmenin yolunun vahiy ile buluşmaktan geçtiğinin açık delilidir. Benzer mesajlar: En‘âm 6:51, 70; İbrahim 14:52; Enbiyâ 21:45; Furkân 25:52; Kâf 50:45.

    Mustafa İslamoğlu

    De ki: "Eğer ben saparsam kendi aleyhime sapmış olurum; yok eğer doğru yoldaysam, bu yalnızca Rabbimin bana ilettiği vahiy sayesindedir: şüphesiz O her şeyi işitir, O (kuluna şah damarından) çok daha yakındır.

    Muhammed Esed

    De ki: "Eğer sapkınlığa düşmüş olsaydım (kendi yüzümden ve) kendi aleyhime sapmış olurdum; ama eğer doğru yoldaysam, yalnızca Rabbimin bana vahyi sayesindedir, kuşkusuz O, en yakın olan, her şeyi işitendir!"

    Ahmed Hulusi

    De ki: "Eğer (doğru inançtan) saparsam, bilincimin (yanıltışı) olur bu sapış! Eğer hakikate erersem, Rabbimin bana vahyettiği iledir. . . Muhakkak ki O, Semi'dir, Kariyb'dir. "

    Ali Bulaç

    De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da Rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakın olandır."

    Ali Özek ve heyeti

    Ve yine de ki: «Eğer yoldan saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidâyete erersem, bu da, Rabbımın bana vahyetmesi sebebiyledir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir; çok yakındır.»

    Ali Rıza Safa

    De ki: "Sapkınlığa sürüklenirsem, kendi benliğime karşı sapmış olurum. Ama doğru yola erişirsem, Efendimin bana bildirdiği sayesindedir. Kuşkusuz, O, Duyandır; Yakındır!"

    Bayraktar Bayraklı

    De ki: "Ben, bir yanlış yaparsam kendi aleyhime yapmış olurum. Eğer doğru bir iş yaparsam biliniz ki bu, Rabbimin bana vahyettiği Kur'an sayesindedir. Şüphesiz ki O, işitendir; yakındır."

    Edip Yüksel

    De ki: "Saparsam, kendi kusurumdandır, yolu bulursam Efendimin bana vahiy etmesindendir. O İşitendir, Yakındır."

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    De ki, 'Saparsam, kendi kusurumdandır, yolu bulursam Rabbimin bana vahyetmesindendir. O İşitendir, Bilendir.'

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    De ki: "Eğer ben yanılırsam, yalnız kendime kalarak yanılırım ve eğer doğru yolu bulmuşsam bilmeli ki Rabbimin bana vahiy vermesiyledir. Çünkü O, yakındır, işitir, işittirir.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    De ki: eğer ben yanılırsam yalnız kendime kalarak yanılırım ve eğer hidayeti bulmuşsam bilmeli ki rabbımın bana vahiy vermesiyledir, çünkü o yakındır, işitir, işittirir

    Erhan Aktaş

    De ki: "Eğer yanlış yola sapmışsam sadece kendi zararıma sapmış olurum. Eğer doğru yoldaysam, bilesiniz ki Rabb'imin bana verdiği vahiy sayesindedir. O, Her Şeyi Duyan'dır, En Yakın Olan'dır.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    De ki: "Eğer yanlış yola sapmışsam sadece kendi zararıma sapmış olurum. Eğer doğru yoldaysam, bilesiniz ki Rabb'imin bana verdiği vahiy sayesindedir. O, Her Şeyi Duyan'dır, En Yakın Olan'dır.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    De ki: "Eğer yanlış yola sapmışsam sadece kendi zararıma sapmış olurum. Eğer doğru yoldaysam, bilesiniz ki Rabb'imin bana verdiği vahiy sayesindedir. O, Her Şeyi Duyan'dır, En Yakın Olan'dır.

    Gültekin Onan

    De ki: "Eğer ben sapacak olsam, artık kendi nefsim aleyhine sapmış olurum; eğer hidayeti bulacak olsam, bu da rabbimin bana vahyetmekte olduğu (Kuran) sayesindedir. Şüphesiz O işitendir, yakın olandır."

    Hasan Basri Çantay

    De ki: "Eğer ben (hakdan) sapmışsam bu sapışım (ın günahı) nefsime aiddir. Doğru yolu bulmuşsam bu da Rabbimin bana vahyetmekde olduğu (Kur'an ve hikmet) sayesindedir. Şübhesiz O, en yakın (tek) işidendir".

    İbni Kesir

    De ki: Eğer ben, sapacak olsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Şayet hidayete erersem, Rabbimin bana vahyetmesinden ötürü ererim. O, muhakkak ki Semi'dir. Karib'tir.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    De ki: "Eğer yoldan saparsam, kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete erersem, bu ise Rabbimin bana vahyetmesi sebebiyledir. Şüphesiz O; hakkıyla işitendir, pek yakındır."

    Süleyman Ateş

    De ki: "Eğer saparsam, kendi zararıma sapmış olurum. Eğer yolu bulursam, bu da Rabbimin bana vahyettiği (Kur'an) sayesindedir. Şüphesiz O, işitendir, yakındır."

    Süleymaniye Vakfı

    De ki: "Eğer sapmışsam, sapmam sadece kendi aleyhimedir. Doğru yola girmişsem bu da Rabbimin bana vahyettiği şey (Kur'an) sebebiyledir. O dinleyen, (kullarına) çok yakın olandır dipnot 1 ."

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    De ki:" Ben sapıtmışsam dipnot 1 , bu sadece beni etkiler. Doğru yolu bulmuşsam Sahibimin (Rabbimin) bana vahyettiği şey sebebiyledir O işitir, pek yakındadır."

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      ‘Delalet içerisindeysem' Delalet: Klavuzsuz kalmak, yanlı yolda olmak, sapıtmak

    Şaban Britch

    De ki: Eğer saparsam, sapmam ancak kendi aleyhimedir. Eğer doğru yola girersem, bu da Rabbim bana vahyettiği içindir. O, herşeyi işitir, o çok yakındır.

    Şaban Piriş

    De ki: -Eğer saparsam, sapmam ancak kendi aleyhimedir, eğer doğru yola girersem bu da Rabbim bana vahyettiği içindir. O, herşeyi işitir, o çok yakındır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    De ki: "Eğer saparsam, öz benliğim aleyhine saparım. Doğruyu ve güzeli bulursam bu, Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Çünkü O, Semi'dir, Karib'dir."

  6. Sebe' suresi, 51. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 51. ayet. وَلَوْ تَرَىٰٓ إِذْ فَزِعُوا۟ فَلَا فَوْتَ وَأُخِذُوا۟ مِن مَّكَانٍ قَرِيبٍ

    Diyanet İşleri

    Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!

    Mehmet Okuyan

    Telaşa düştükleri zaman (onları) bir görsen! Artık kurtuluş yoktur; yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Mustafa İslamoğlu

    Asıl sen onları, şah damarlarından yakalanıp kaçacak delik bulamamış bir halde dehşetten panikledikleri zaman bir görmeliydin!

    Muhammed Esed

    Sen, (Kıyamet Günü, hakikati inkar edenlerin,) -can damarlarından yakalandıkları için- kaçacak bir yer bulamayıp korkuyla büzüldükleri (anki halleri)ni bir görsen;

    Ahmed Hulusi

    Korku ve dehşete kapıldıklarında bir görsen! Kaçacakları yerleri yoktur; çok yakından yakalanmışlardır!

    Ali Bulaç

    Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermişlerdir.

    Ali Özek ve heyeti

    (Rasûlüm!) Telaşa düştükleri zaman, bir görsen! Artık kurtuluş yoktur, yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Ali Rıza Safa

    Korkuya kapıldıklarında, onları bir görsen? Artık, kaçış yoktur; yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Bayraktar Bayraklı

    Onların korkuya kapılacakları, hiçbir kaçış yollarının olmayacağı ve yakın bir yerde yakalandıkları anı bir görseydin!

    Edip Yüksel

    Korkuya kapıldıkları anı bir görsen; kaçamazlar; yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Korkuya kapıldıkları anı bir görsen; kaçamazlar; yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    O telaşa düştükleri zaman görsen, artık kaçamak yoktur, yakın yerden yakalanmışlardır.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Görsen o telaşa düştükleri vakıt, artık kaçamak yoktur, yakın yerden yakalanmışlardır.

    Erhan Aktaş

    Onları, korkuya kapıldıkları zaman bir görsen. Artık kurtuluş yoktur. Yakın bir yerden dipnot 1 yakalandılar.

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıskıvrak, sıkı sıkıya.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Onları, korkuya kapıldıkları zaman bir görsen. Artık kurtuluş yoktur. Yakın bir yerden dipnot 1 yakalandılar.

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıskıvrak, sıkı sıkıya.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Onları, korkuya kapıldıkları zaman bir görsen. Artık kurtuluş yoktur. Yakın bir yerden dipnot 1 yakalandılar.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıskıvrak, sıkı sıkıya.

    Gültekin Onan

    Sen onları korkuya kapıldıklarında bir görsen. Artık hiçbir kaçış yoktur ve yakın bir yerden yakalanıvermişlerdir.

    Hasan Basri Çantay

    Onları can baş kaygısına düşdükleri vakıf görmelisin. Artık kaçacak yerleri de yokdur. Yakın bir mahalde yakalanmışlar,

    İbni Kesir

    Bir görsen, hani onlar korkmuşlardı. Artık kaçacak yerleri de yoktur, yakın bir yerde yakalanmışlardır.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (Rasûlüm!) Korkuya düştükleri zaman, onları bir görsen! Artık kurtuluş yoktur, yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Süleyman Ateş

    Telaşa düştükleri zaman (onları) bir görsen: Hiçbiri kurtulamaz, yakın yerden yakalanmışlardır.

    Süleymaniye Vakfı

    Dehşete kapıldıkları, kaçma imkanlarının kalmadığı ve (ölüm melekleri tarafından) kolayca dipnot 1 yakalandıkları sırada onları bir görsen dipnot 2 !

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      "Kolayca" şeklinde tercüme edilen ifade lafzen "mekan-ı karib" yani "yakın bir yer"dir. Eceli gelen kişi, ölüm meleklerinden kaçamayacağı için onlar onu, bulunduğu yerde kolayca yakalar, canını alırlar (En'am 6/61).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Kıskıvrak yakalandıkları ve kaçma imkanları da kalmadığı sırada, onların nasıl tir tir titrediklerini bir görsen!

    Şaban Britch

    Onların dehşetli bir korkuya tutuldukları anı bir görsen! Geçip gitmek yok... Yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Şaban Piriş

    Onların dehşetli bir korkuya tutuldukları anı bir görsen! Geçip gitmek yok... Yakın bir yerden yakalanmışlardır.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Bir görsen onları korku ve telaşa düştüklerinde! Artık kaçış, kurtuluş yok! Çok yakın bir yerden yakalanmışlardır.

  7. Sebe' suresi, 52. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 52. ayet. وَقَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ

    Diyanet İşleri

    (Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?

    Mehmet Okuyan

    "Ona inandık!" demişlerdir. Ama uzak bir yerden (imana) ulaşmak onlar için nasıl mümkün olur ki! dipnot 1

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Zamanında gerçekleştirilmeyen imanın fayda vermeyeceğiyle ilgili benzer mesajlar: Nisâ 4:18; En‘âm 6:158; Yûnus 10:90-91; Secde 32:29; Mü'min 40:85; Duhân 44:13; Muhammed 47:18.

    Mustafa İslamoğlu

    İşte onlar (o zaman) "Biz ona inandık!" diye haykırırlar. Ama bunca uzak mesafeden (kurtuluşa) zahmetsizce ulaşmak nasıl ve nereden mümkün olacak?

    Muhammed Esed

    ve (görsen, nasıl) "Biz (şimdi) ona inandık!" diye yalvarırlar fakat nasıl bu kadar uzaktan (kurtuluşa) ere(ceklerini ümit ede)bilirler?

    Ahmed Hulusi

    "O'na (hakikatimizde olarak) iman ettik" dediler. . . (Öyle olsaydı) bu uzaklık nasıl oluşurdu ki!

    Ali Bulaç

    "Biz O'na iman ettik" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?

    Ali Özek ve heyeti

    (İş işten geçtikten sonra:) «Ona inandık» demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur?

    Ali Rıza Safa

    "Ona inandık!" derler. Oysa uzak bir yerden nasıl erişebilirler?

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar o zaman, "Gerçeğe inandık" derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşacaklar?

    Edip Yüksel

    "Onu onayladık" derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşabilirler?

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    'Ona inandık,' derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşabilirler?

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Ve: "O'na iman ettik!" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Ve "iyman ettik ona" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?

    Erhan Aktaş

    "O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    "O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    "O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.

    Gültekin Onan

    "Biz O'na inandık" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?

    Hasan Basri Çantay

    "Ona iman etdik" demişlerdir. Fakat onlar için (dünyaye) uzak (kalmış) bir yerden (tevbeye) el sunmak nerede?.

    İbni Kesir

    O'na inandık demişlerdir. Ama uzak bir yerden nasıl kolayca imana ulaşılır?

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    (İş işten geçtikten sonra:) “Ona iman ettik” diyecekler ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana ulaşıp, kavuşmaları ne mümkün?

    Süleyman Ateş

    "Ona inandık" demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?

    Süleymaniye Vakfı

    O zaman "Ona (Kur'an'a) iman ettik!" derler ama onlara göre çok uzak bir yerde kalan imana ulaşmaları nasıl mümkün olur!

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    "Tamam biz ona inandık" derler ama, o kadar uzaklaşmışken ona nereden ulaşacaklar?

    Şaban Britch

    Ona iman ettik, derler. Bu kadar uzak yerden ona (imana) nasıl kavuşulur?

    Şaban Piriş

    -Ona inandık, derler. Bu kadar uzak yerden ona nasıl ulaşılır? (İnanmak neye yarar?)

    Yaşar Nuri Öztürk

    "Ona inandık!" dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!

  8. Sebe' suresi, 53. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 53. ayet. وَقَدْ كَفَرُوا۟ بِهِۦ مِن قَبْلُ وَيَقْذِفُونَ بِٱلْغَيْبِ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ

    Diyanet İşleri

    Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

    Mehmet Okuyan

    Daha önce (dünyada) onu (gerçeği) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb (bilinemeyen) hakkında atıp tutuyorlardı.

    Mustafa İslamoğlu

    Oysa ki onlar daha önceden inkar etmişler ve (dünya gibi) uzak bir noktadan (ahiret gibi) idraki aşan bir gerçeğe dil uzatmışlardı.

    Muhammed Esed

    Halbuki önceleri hakikati inkara kalkışmışlar ve insan kavrayışının ötesindeki bazı şeylere uzaktan dil uzatmışlardı.

    Ahmed Hulusi

    Daha önce o hakikati inkar etmişlerdi! Hakikatten uzak olarak, gaybları hakkında ileri geri atıp tutuyorlardı.

    Ali Bulaç

    Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).

    Ali Özek ve heyeti

    Halbuki daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

    Ali Rıza Safa

    Zaten daha önce, Onu inkar etmişlerdi ve gizli gerçekler hakkında uzaktan atıp duruyorlardı.

    Bayraktar Bayraklı

    Onlar, bu duruma düşmeden önce inkar etmişler, bilmeden uzaktan taş atmışlardı.

    Edip Yüksel

    Halbuki daha önce onu yalanlamışlardı. Bilgileri olmayan konularda uzaktan atıp tutuyorlardı.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Halbuki daha önce onu yalanlamışlardı. Bilgileri olmayan konularda uzaktan atıp tutuyorlardı.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Oysa daha önce O'na küfretmişlerdi, uzak yerden gaybe taş atıyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Halbuki evvel ona küfretmişlerdi, uzak yerden gaybe taş atıyorlardı

    Gültekin Onan

    Oysa daha önce ona küfretmişlerdi; onlar uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı (dil uzatıyorlardı).

    Hasan Basri Çantay

    Halbuki daha evvel ona küfretmişlerdi. Uzak bir yerden gaybe atıb tutuyorlardı.

    İbni Kesir

    Halbuki daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak bir yerden gayba atıp tutuyorlardı.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Hâlbuki daha önce onu (hakkı) inkâr etmişlerdi. Uzak bir yerden gayp hakkında atıp tutuyorlardı.

    Süleyman Ateş

    Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak yerden görülmeyene taş atıyorlardı.

    Süleymaniye Vakfı

    Oysa daha önce onu görmezlikte direnmişlerdi, çok uzak bir yerde olan gayb (algılayamadıkları ahiret) hakkında da atıp tutuyorlardı.

    Şaban Britch

    Oysa daha önce ona küfretmişlerdi. Uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

    Şaban Piriş

    Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi. Uzak bir yerden atıp tutuyorlardı.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Daha önce inkar etmişlerdi onu. Gayba taş atıp duruyorlardı o uzak yerden.

  9. Sebe' suresi, 54. ayet — bütün mealleriyle aç

    Sebe' suresi, 54. ayet. وَحِيلَ بَيْنَهُمْ وَبَيْنَ مَا يَشْتَهُونَ كَمَا فُعِلَ بِأَشْيَاعِهِم مِّن قَبْلُ إِنَّهُمْ كَانُوا۟ فِى شَكٍّ مُّرِيبٍۭ

    Diyanet İşleri

    Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.

    Mehmet Okuyan

    Bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey dipnot 1 arasına perde çekilmiş (olacak)tır. Şüphesiz ki onlar kuşkulandıran bir şüphe içindeydiler.

    Mehmet Okuyan — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      İnkârcıların arzu ettikleri ancak artık ulaşamadıkları şey, vaktinde yapmadıkları, zamanını geçirdikleri "hak ve hakikate iman etmeleri"ydi.

    Mustafa İslamoğlu

    Artık kendileriyle arzu ve özlemleri arasına bir set çekilmiştir; tıpkı kendilerinden önce geçip gitmiş kafadarlarına yapıldığı gibi: çünkü ötekiler de korku ve endişeyle karışık bir kuşku içinde (helak) olup gitmişlerdi.

    Muhammed Esed

    Böylece, kendileri ile istek ve özlemleri arasına bir set çekilecektir, tıpkı onlardan önce yaşayıp gitmiş olanlara yapıldığı gibi; çünkü ötekiler (de) şüpheye varan bir tereddüt içinde boğulup gitmişlerdi.

    Ahmed Hulusi

    Daha önce benzerlerine yapıldığı gibi onlarla, iştahla arzuladıkları şey arasına engel konmuştur! Muhakkak ki onlar kendilerini huzursuz kılan kuşku içindedirler.

    Ali Bulaç

    (Şimdi) Kendileriyle istek duydukları şeyler arasında perde çekilmiştir; daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde idiler.

    Ali Özek ve heyeti

    Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekilmiştir. Şüphesiz onlar (dünyada iken), kendilerini endişeye düşüren bir şüphe içindeydiler.

    Ali Rıza Safa

    Bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle istedikleri şeyler arasına bir engel konulmuştur. Aslında, onlar, derin bir kuşku içindeydiler.

    Bayraktar Bayraklı

    Bundan önce de benzerlerine yapıldığı gibi, kendileri ile arzuladıkları iman arasına engel konulacak. Çünkü onlar, derin bir şüphe içindeydiler.

    Edip Yüksel

    Sonunda, hoşlandıkları şeylerden yoksun bırakılırlar. Kendilerinden önceki benzerlerine de aynı şey yapılmıştı. Onlar aşırı bir kuşku içinde idiler.

    Edip Yüksel (Eski Baskı)

    Sonunda, arzuladıkları şeylerden yoksun bırakılırlar. Kendilerinden önceki benzerlerine de aynı şey yapılmıştı. Onlar aşırı bir kuşku içinde idiler.

    Elmalılı (sadeleştirilmiş)

    Artık kendileriyle arzuladıklarının arasına set çekilmiştir; tıpkı bundan önce emsallerine yapıldığı gibi. Çünkü hepsi işkilli bir şüphe içinde bulunuyorlardı.

    Elmalılı Hamdi Yazır

    Artık kendileriyle arzularının arasına sed çekilmiştir, tıpkı bundan evvel emsallerine yapıldığı gibi, çünkü hepsi işkilli bir şek bulunuyorlardı

    Erhan Aktaş

    Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi; artık canlarının arzu ettiğini yapamayacaklar. Onlar kaygı verici ikilem içindeydiler. dipnot 1

    Erhan Aktaş — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıyamet Günü'yle karşılaşacaklarına dair.

    Erhan Aktaş (10. Baskı)

    Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi; artık canlarının arzu ettiğini yapamayacaklar. Onlar kaygı verici ikilem içindeydiler. dipnot 1

    Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıyamet Günü'yle karşılaşacaklarına dair.

    Erhan Aktaş (Eski Baskı)

    Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi; artık canlarının arzu ettiğini yapamayacaklar. Onlar derin bir kuşku içindeydiler. dipnot 1

    Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kıyamet Günü'yle karşılaşacaklarına dair.

    Gültekin Onan

    (Şimdi) Kendileriyle istek duydukları şeyler arasında perde çekilmiştir; daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Çünkü onlar, kuşku verici bir tereddüt içinde idiler.

    Hasan Basri Çantay

    (Artık) kendileriyle arzu edegeldikleri şeylerin arasına bir sed çekilmişdir, bundan evvel benzerlerine de yapıldığı gibi. Çünkü hepsi de (insanları) kötü zanna düşüren bir şübhe içinde idiler.

    İbni Kesir

    Onlarla arzuladıkları şeylerin arasına bir engel konulmuştur. Daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Şüphesiz onlar şiddetli bir tereddüt ve şüphe içindedirler.

    Mehmet Alagaş

    (4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

    Rowwad Tercüme Merkezi

    Artık, bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekilmiştir. Şüphesiz onlar (dünyada iken), kendilerini endişeye düşüren bir şüphe içindeydiler.

    Süleyman Ateş

    Tıpkı bundan önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzu ettikleri şey arasına perde çekildi. Doğrusu, onlar katmerli bir kuşku içindedirler.

    Süleymaniye Vakfı

    Tıpkı bundan önce emsallerine yapıldığı gibi onlarla çok arzu ettikleri şey arasına set çekilmiştir dipnot 1 . Onlar, kendilerini ikilemde bırakan bir şüphe içinde idiler dipnot 2 .

    Süleymaniye Vakfı — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Bütün kafirler, ruhları bedenlerinden alınırken dünyaya geri çevrilmek isterler. Ama önlerinde, yeniden dirilecekleri güne kadar bir engel vardır (Müminun 23/99-100).
    2. metne dön, dipnot 2

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

    Bunlarla çok istedikleri şey dipnot 1 arasına da engel dipnot 2 konmuş olacaktır. O engel, daha önce kendi yandaşlarına da dipnot 3 konmuştu. Bunlar şüphe duyup ikileme düşmüşlerdi. hepsi korkutucu bir şüphe dipnot 4 içindedirler.

    Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı) — dipnotlar

    1. metne dön, dipnot 1
      Kabirde iken geri dönme isteği, hesap gününde ise affedilme ve şefaat isteği.
    2. metne dön, dipnot 2
      Kabirdekiler için ruhun, işe yaramaz hale gelmiş bedene dönmesine engel Bkz: (Müminun 23/99-100), cehennemde iken oradan kaçmalarını engelleyen görevli melekler (Muddesir 74/30-31) ve Araf Tepeleri (Araf 7/46)
    3. metne dön, dipnot 3
      Ölümü daha önce gerçekleşmiş olanlara
    4. metne dön, dipnot 4
      Kendini doğrulara kapatanların hayatta iken yaşadıkları huzursuzluk ve ızdırap için bakınız: (Enam 6/125)

    Şaban Britch

    Arzu duydukları şeyler ile aralarına engel kondu. Daha önce benzerlerine de yapıldığı gibi. Çünkü onlar, şüphe ve tereddüt içinde idiler.

    Şaban Piriş

    Arzu duydukları şeyler ile aralarına engel kondu. Daha önce benzerlerine de yapıldığı gibi. Çünkü onlar, şüphe ve tereddüt içinde idiler.

    Yaşar Nuri Öztürk

    Artık kendileriyle, iştahla arzuladıkları şey arasına engel konmuştur. Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi. Gerçek şu ki onlar, tutarsızlığa iten bir kuşku içindeydiler.

Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.