Sebe' suresi

Sebe' suresi, 52. ayet

Sebe' suresi, 52. ayet. وَقَالُوٓا۟ ءَامَنَّا بِهِۦ وَأَنَّىٰ لَهُمُ ٱلتَّنَاوُشُ مِن مَّكَانٍۭ بَعِيدٍ

veḳâlû âmennâ bih. veennâ lehümü-ttenâvuşü mim mekânim be`îd.

Diyanet İşleri

(Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?

26 meali daha karşılaştır →

Mishary Rashid Alafasy murattal — ölçülü tempo 1

Sureyi kesintisiz dinle, okunan kelime işaretlensin

Okuma günlüğüne ekle

Bağlam2

Sebe' 49–54 · surenin 52. ayeti / 54

Konu "Size tek bir şeyi öğütlüyorum"; hak geldi Sebe' 46–54 3

  1. Sebe' 49

    De ki: "Hak geldi. Artık batıl yeni bir şey ortaya çıkaramaz, eskiyi de geri getiremez."

  2. Sebe' 50

    De ki: "Ben eğer sapmışsam, ancak kendi aleyhime sapmış olurum. Eğer hidayete ermişsem, bu da Rabbimin bana vahyettiği sayesindedir. Şüphesiz O, hakkıyla işitendir, kuluna çok yakındır."

  3. Sebe' 51

    Sen onları, dehşetli bir korkuya kapılıp da kaçıp kurtulamayacakları ve yakın bir yerden yakalanacakları zaman bir görsen!

  4. 52

    (Azabı görünce), "ona inandık derler" ama onlar için, artık uzak bir yerden (dünyadan) iman elde etmek nasıl mümkün olur?

  5. Sebe' 53

    Oysa daha önce onu inkar etmişlerdi ve uzak bir yerden gayb hakkında atıp tutuyorlardı.

  6. Sebe' 54

    Tıpkı daha önce benzerlerine yapıldığı gibi, kendileriyle arzuladıkları arasına bir engel konmuştur. Çünkü onlar derin bir şüphe içindeydiler.

Tefsir4

2 eser · ayetin kendisi değil, ona getirilmiş yorum

Tefsîru's-Sa'dî 5

Teysîru'l-Kerîmi'r-Rahmân fî Tefsîri Kelâmi'l-Mennân (Türkçe)

Abdurrahman b. Nâsır es-Sa'dî (v. 1957)

52. İşte bu durumda iken “O’na iman ettik” Allah'a ve daha önce yalanladığımız şeyleri tasdik ediyoruz “derler. Ama uzak bir yerden (iş işten geçtikten sonra) imanı elde etmeleri ne mümkün!” Çünkü onlar ile iman arasına engel konulmuştur. Böyle bir durumda iman etmeleri artık imkânsız bir haldir. Mümkün olduğu vakit (dünyada) iman etmiş olsalardı, elbette o, kabul edilebilir bir iman olurdu.

el-Muhtasar 6

el-Muhtasar fî Tefsîri'l-Kur'âni'l-Kerîm (Türkçe)

Merkezü Tefsîr li'd-Dirâsâti'l-Kur'âniyye

Varacakları yeri gördüklerinde şöyle derler: "Bizler kıyamet gününe iman ettik." Onlar; imanın kabul edildiği amel diyarı olan dünyadan uzaklaşıp, ceza (karşılık) diyarı olan ahirete varmışken imana nasıl kavuşabilirler?

Kelimeler

9 kelime · kök bağlantısı bütün geçişlere götürür
  1. وَقَالُوٓا۟ ve kalu ve demektedirler kök: قول
  2. ءَامَنَّا amenna inandık kök: امن
  3. بِهِۦ bihi ona
  4. وَأَنَّىٰ veenna ama nasıl olur? kök: اني
  5. لَهُمُ lehumu onlar için
  6. ٱلتَّنَاوُشُ t-tenavuşu elde etmeleri kök: نوش
  7. مِن min -den
  8. مَّكَانٍۭ mekanin yer- kök: كون
  9. بَعِيدٍۢ beiydin uzak kök: بعد

Keşif7

Bu ayet neyle ilişkili

İlgili ayetler 3 bağ · gerekçesi yanında yazar

  • Aynı kök: اني (36 geçiş)

    Kadınlarınız sizin ekinliğinizdir. Ekinliğinize dilediğiniz biçimde varın. Kendiniz için (geleceğe hazırlık olarak) güzel davranışlar takdim edin.…

  • Aynı kök: اني (36 geçiş)

    Peygamberleri onlara, "Allah, size Talut'u hükümdar olarak gönderdi" dedi. Onlar, "O bizim üzerimize nasıl hükümdar olabilir? Biz hükümdarlığa ondan…

  • Aynı kök: اني (36 geçiş)

    Yahut altı üstüne gelmiş (ıpıssız duran) bir şehre uğrayan kimseyi görmedin mi? O, "Allah, burayı ölümünden sonra nasıl diriltecek (acaba)?" demişti.…

Bu ayeti taşıyan yazmalar 8

83 yazma · en eski 5 tanesi

Tamamı: yazma kataloğu

Diğer mealler9

26 meal daha · Diyanet İşleri yukarıda
Karşılaştır — hangi mealler görünsün?

Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir ayete geçince sıfırlanır. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.

Hiçbir meal işaretlenmedi. Yukarıdaki listeden en az bir meal seçin ya da “yalnızca işaretlediklerimi göster” kutusunu kapatın.

Mehmet Okuyan

"Ona inandık!" demişlerdir. Ama uzak bir yerden (imana) ulaşmak onlar için nasıl mümkün olur ki! dipnot 1

Mehmet Okuyan — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Zamanında gerçekleştirilmeyen imanın fayda vermeyeceğiyle ilgili benzer mesajlar: Nisâ 4:18; En‘âm 6:158; Yûnus 10:90-91; Secde 32:29; Mü'min 40:85; Duhân 44:13; Muhammed 47:18.

Mustafa İslamoğlu

İşte onlar (o zaman) "Biz ona inandık!" diye haykırırlar. Ama bunca uzak mesafeden (kurtuluşa) zahmetsizce ulaşmak nasıl ve nereden mümkün olacak?

Muhammed Esed

ve (görsen, nasıl) "Biz (şimdi) ona inandık!" diye yalvarırlar fakat nasıl bu kadar uzaktan (kurtuluşa) ere(ceklerini ümit ede)bilirler?

Ahmed Hulusi

"O'na (hakikatimizde olarak) iman ettik" dediler. . . (Öyle olsaydı) bu uzaklık nasıl oluşurdu ki!

Ali Bulaç

"Biz O'na iman ettik" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?

Ali Özek ve heyeti

(İş işten geçtikten sonra:) «Ona inandık» demişlerdir, ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana kavuşmak onlar için nasıl mümkün olur?

Ali Rıza Safa

"Ona inandık!" derler. Oysa uzak bir yerden nasıl erişebilirler?

Bayraktar Bayraklı

Onlar o zaman, "Gerçeğe inandık" derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşacaklar?

Edip Yüksel

"Onu onayladık" derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşabilirler?

Edip Yüksel (Eski Baskı)

'Ona inandık,' derler. Uzak bir yerden ona nasıl ulaşabilirler?

Elmalılı (sadeleştirilmiş)

Ve: "O'na iman ettik!" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?

Elmalılı Hamdi Yazır

Ve "iyman ettik ona" demektedirler, fakat onlara uzak yerden el sunmak nerede?

Erhan Aktaş

"O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?

Erhan Aktaş — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.

Erhan Aktaş (10. Baskı)

"O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?

Erhan Aktaş (10. Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.

Erhan Aktaş (Eski Baskı)

"O'na iman ettik." dediler. Bunu uzak bir yerden dipnot 1 nasıl elde edebilirler?

Erhan Aktaş (Eski Baskı) — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    Asıl iman etme yeri dünyaydı. O, şimdi çok uzak. Dünyadayken iman etmemiş olanlar için ahirette iman etmenin bir yararı olmaz.

Gültekin Onan

"Biz O'na inandık" derler; ancak onlara uzak bir yerden (ahiretten imana) el uzatmak nerede?

Hasan Basri Çantay

"Ona iman etdik" demişlerdir. Fakat onlar için (dünyaye) uzak (kalmış) bir yerden (tevbeye) el sunmak nerede?.

İbni Kesir

O'na inandık demişlerdir. Ama uzak bir yerden nasıl kolayca imana ulaşılır?

Mehmet Alagaş

(4, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 49, 50, 51, 52, 53, 54) Biz bir memlekete u yarıcı gönderdiysek , rahat hayatı olanlar / refah içinde olanlar dediler ki , biz kesinlikle size gönderilenleri gönderilmemiş sayıyoruz / yok sayıyoruz. Dediler ki bizler malca ve evlatça daha çoğuz, biz azap olunmayız / bize azap edilmez. De ki muhakkak Rabbim rızkı kime isterse genişletir / basitleştirir ve de daraltır / sınırlandırır ve lakin insanların çoğu / ekserisi bilmiyorlar. Sizin mallarınız da evlatlarınız da bizim yanımızda yakınlık sağlamaz, ancak kim iman eder salih amel işlerse o hariç (asıl o kişi yakınlık kazanır) ve işte onlar için amellerinin iki katı karşılık vardır ve onlar iman etmiş halde odalardadırlar. Ayetlerimizi aciz düşürmek için koşuşturanlar, işte onlar, hazır edilmiş haldeki azaptadırlar. (İhzar; yüzleşmek üzere birini bir yerde hazır bulundurmak) De ki muhakkak ki Rabbim rızkı kullarından kime isterse genişletir / basitleştirir ve de ona daraltır / sınırlandırır , neyi Allah yolunda harcarsanız / infak ederseniz Allah onun halefini yaratır / yerini doldurur. O, rızık verenlerin / erzak verenlerin en hayırlısıdır. O gün onları topluca bir araya getirecek, sonra meleklere size ibadet edenler bunlar mıydı? diyecektir. D ediler ki seni üstün tutarı / tesbih ederiz, onların sana denk tuttukları değil, sen bizim dostumuzsun, bilakis onlar cinlere ibadet ediyorlar, onların çoğu onlara (cinlere) güveniyorlar / iman ediyorlar. O gün bazılarınız bazılarınıza bir fayda sağlayamaya ve de zarar vermeye güç yetiremeyecek, zalimlere yalanladığınız ateş azabını tadın / zevklenin diyeceğiz. Apaçık ayetlerimiz onlara sıralı şekilde okunduğunda dediler ki kimdir bu? Sadece bir adamdır, babalarınızın ibadet ediyor olduklarından sizi alıkoymak istiyor , dediler ki nedir bu? Sadece uydurulmuş bir iftiradır , onlara geldiğinde, gerçek için / hak için, kafirler dediler ki bu sadece açık / seçik bir sihirdir / büyüdür. Onlara kitaplardan vermedik ki onunla ders etsinler , onlara senden önce uyarıcı göndermedik ki! Onlardan öncekiler de yalanladılar, onlara verdiklerimizin onda birine dahi eremediler / ulaşamadılar, elçimizi yalanladılar , İnkâr etmek / belirsizleştirmek nasıl olmuş? De ki size tek bir vaaz da bulunacağım eğer ki Allah için ikili yahut ferden / tek tek kalk ın / kıyam edin , sonrada düşünün, arkadaşınızda bir cinlenme durumu yok, O şiddetli bir azap öncesi sizin için sadece bir uyarıcıdır, Deki size bir ücret sormuyorum / sual etmiyorum (nerede benim ücretim demiyorum) O sizin olsun, benim ücretim Allah’a aittir ve O da her şeye tanıktır / şahittir. De ki muhakkak ki Rabbim hakikati vura vura ortaya atar. Yitiklerin / gaybların bilenidir. De ki Hak geldi ve batıl ortaya bir şey çıkaramaz ve gerisin geri getirebilir. D e ki eğer ki saparsam kendi adıma saparım (kendim kendimi saptırmışımdır) eğer ki yola girersem de / hidayete ererse m de Rabbimin bana vahyi sayesindedir. O muhakkak ki işitendir, yakındır. Paniklediklerinde / telaşlandıklarında bir görsen ki, kaçamazlar! yakın bir yerden / mekândan yakalanmışlardır. Dediler ki ona iman ettik! Uzak bir yerde iken artık onu (imanı) nasıl elde edecekler. Kesinlikle öncesinde onu yok saymışlardı, uzak bir yerden gayb hakkında ileri geri konuşuyorlardı. İştahları / arzuları ile aralarında artık bir set çekilmiştir, tıpkı bunlardan önceki taraftarlarına / şialarına da yapıldığı gibi, muhakkak ki onlar bunda çelişki içindeydiler.

Rowwad Tercüme Merkezi

(İş işten geçtikten sonra:) “Ona iman ettik” diyecekler ama uzak yerden (dünya hayatı gelip geçtikten sonra) imana ulaşıp, kavuşmaları ne mümkün?

Süleyman Ateş

"Ona inandık" demektedirler, ama uzak yerden (ta dünyadan imanı) nasıl alabilsinler?

Süleymaniye Vakfı

O zaman "Ona (Kur'an'a) iman ettik!" derler ama onlara göre çok uzak bir yerde kalan imana ulaşmaları nasıl mümkün olur!

Süleymaniye Vakfı (Eski Baskı)

"Tamam biz ona inandık" derler ama, o kadar uzaklaşmışken ona nereden ulaşacaklar?

Şaban Britch

Ona iman ettik, derler. Bu kadar uzak yerden ona (imana) nasıl kavuşulur?

Şaban Piriş

-Ona inandık, derler. Bu kadar uzak yerden ona nasıl ulaşılır? (İnanmak neye yarar?)

Yaşar Nuri Öztürk

"Ona inandık!" dediler. Ama nasıl mümkün olur onlar için imana ulaşmak o uzak yerden!

İngilizce çeviriler

(27)

Abdel Khalek Himmat

And now they say: "We believe", but how can they attain faith Hereafter which is so far away from Here below where they had the opportunity to attain it but they did not.

Abdul Haleem

they will say, ‘Now we believe in it,’ but how can they reach it from such a distant place-

Abdullah Yusuf Ali

And they will say, "We do believe (now) in the (Truth)"; but how could they receive (Faith) from a position (so far off,-

Abul A'la Maududi

They will then say: "We believe in it"; dipnot 1 but whence can they attain it from so far-off a place? dipnot 2

Abul A'la Maududi — dipnotlar

  1. metne dön, dipnot 1
    "We do believe (now) in it": “We believe in the message presented by the Messenger in the world.”
  2. metne dön, dipnot 2
    That is, "They should have believed when they lived in the world; they have come a long way away from it. After having arrived in the next world how can they get a chance to repent and believe?"

Aisha Bewley

They will say, ‘We have iman in it,’ but how can they reach out for it from a distant place -

Al-Hilali & Khan

And they will say (in the Hereafter): "We do believe (now):" but how could they receive (Faith and the acceptance of their repentance by Allâh) from a place so far off (i.e. to return to the worldly life again).

Ali Quli Qarai

They will say, ‘We believe in it [now]. ’ But how can they reach it from a far-off place,

Amatul Rahman Omar

Then they will say, `We (now) believe in this (- Qur'ân). But how can the attainment (of faith) be possible from a position (of disbelief) so far off,

Arthur John Arberry

and they say, 'We believe in it'; but how can they reach from a place far away,

Bijan Moeinian

They will say: "We believe in God’s revelations. " But [they should have believed when they lived on earth.] it will be far too late.

E. Henry Palmer

And they say, 'We believe in it. ' But how can they partake of it from a distant place?

Edip-Layth

They will say, "We acknowledge it," but it will be far too late.

George Sale

and shall say, we believe in him! But how shall they receive the faith from a distant place:

Hamid S. Aziz

Could you but see when they are terrified with no escape and are seized upon from near at hand.

Mahmoud Ghali

And they say, "We (now) believe in it. " And however can they succeed in the effort to achieve (belief) from a place far (away)?

Marmaduke Pickthall

And say: We (now) believe therein. But how can they reach (faith) from afar off,

Mohamed Ahmed - Samira

They will say: "We believe in it. " How could they reach it from a place of no return?

Muhammad Asad

and will cry, "We do [now] believe in it!" But how can they [hope to] attain [to salvation] from so far away,

Mustafa Khattab

They will ˹then˺ cry, "We do ˹now˺ believe in it ˹all˺." But how could they ˹possibly˺ attain faith from a place so far-off ˹from the world˺,[1]

Progressive Muslims

And they will Say: "We believe in it, " but it will be far too late.

Rashad Khalifa

They will then say, "We now believe in it," but it will be far too late.

Sahih International

And they will [then] say, "We believe in it!" But how for them will be the taking [of faith] from a place far away?

Sam Gerrans

And they say: “We believe in it!” But how will they have the reaching from a place far away

Shabbir Ahmed

And will cry, "We now attain faith. "

Syed Vickar Ahamed

And they will say: "We believe (now) in the (Truth);" But how can they receive (Faith) from a place (so) far away—

Taqi Usmani

And they will say, "We believe in Him." And how can they grasp at it (the faith) from a place (so) far off,

The Monotheist Group

And they will say: "We believe in it!" But it will be far too late.

Notlar ve kaynaklar

  1. Kaynaklı bilgi — Sebe' suresi, 52. ayet kıraati — Mishary Rashid Alafasy. EveryAyah — ayet ayet kıraat arşivi · Kayıtlar kârîlere aittir; arşiv ücretsiz dağıtım için yayımlanır. İzin proje sahibi tarafından yürütülür (karar 2026-09-06).
    ↩
  2. Bağlam metinleri Diyanet İşleri mealindendir; bu ayetin bütün mealleri aşağıdadır. Birleşik numaralar (Diyanet İşleri bu ayetleri tek metin olarak veriyor) aralık olarak yazılır. ↩
  3. Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. ↩
  4. Tefsir ayetin kendisi değil, ona getirilmiş bir YORUMDUR; her eser kendi geleneğinden konuşur ve aralarında fark olabilir. Yukarıdaki 2 eser tek doğru olarak değil, kaynağıyla birlikte verilir (plan §12.9). ↩
  5. QuranEnc.com · sürüm 1.0.0 · anahtar turkish_saadi. Rowwad Tercüme Merkezi gözetiminde Türkçeye çevrildi. Selefî geleneğe ait bir tefsirdir; tek başına değil, kaynak etiketiyle ve başka tefsirlerle birlikte gösterilmelidir (plan §12.9).
    Kaynaklı bilgi — Sebe' suresi, 52. ayet tefsiri — Tefsîru's-Sa'dî. QuranEnc — Kral Fahd Kur'an-ı Kerim Basım Kompleksi · quranenc.com — yeniden yayin izinli; degistirilmeden, kaynak ve surum belirtilerek
    ↩
  6. Kur'an bütünlüğünü gözeten kısa/özet tefsir; bir kurul eseridir, tek müellifi yoktur. QUL kaynak 258 üzerinden alındı (indirme oturum açmayı gerektirir).
    Kaynaklı bilgi — Sebe' suresi, 52. ayet tefsiri — el-Muhtasar. QUL — Quranic Universal Library (Tarteel) · Yeniden yayın izinli — izin proje sahibi tarafından alındı (2026-09-06)
    ↩
  7. Her bağın gerekçesi yanında yazar. Bunlar yorum değil, ortak kıssa / olay / kök / kavram sayımıdır. Meal parçaları Diyanet İşleri mealindendir. ↩
  8. Görüntüler kullanım kısıtlı olduğu için burada gösterilmez, kaynağa bağlanır. Kaynak: Corpus Coranicum (BBAW), CC BY-SA 4.0. ↩
  9. Mealler arasındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz. ↩