Diyanet İşleri
(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Hûd suresi · 114–123. ayetler
Bu bölümün ayetleri 4 mealde yan yana açılıyor; yukarıdaki listeden 27 Türkçe mealin herhangi birini açıp kapatabilirsiniz. Aralarındaki fark yorum farkıdır; hiçbiri tek doğru olarak sunulmaz.
Seçim bu sayfada geçerlidir; başka bir bölüme geçince öntanımlıya döner. Saklamak tarayıcıda betik çalıştırmayı gerektirirdi, okuma ekranında betik çalıştırmıyoruz.
Hûd suresi, 114. ayet. وَأَقِمِ ٱلصَّلَوٰةَ طَرَفَىِ ٱلنَّهَارِ وَزُلَفًا مِّنَ ٱلَّيْلِ إِنَّ ٱلْحَسَنَٰتِ يُذْهِبْنَ ٱلسَّيِّـَٔاتِ ذَٰلِكَ ذِكْرَىٰ لِلذَّٰكِرِينَ
(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Gündüzün iki bölümünde (öğle ve ikindi) ve gecenin de (gündüze) yakın bölümlerinde (akşam, yatsı ve sabah) namaz kıl! dipnot 1 Şüphesiz ki iyilikler kötülükleri giderir. dipnot 2 Bu, (gerçeği) hatırlamak isteyenlere bir hatırla(t)madır.
Gündüzün iki eteğinde ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namazı ikame et! Unutma ki iyilikler kötülükleri giderir: işte bu, öğüt alacaklara bir hatırlatmadır.
Ve gündüzün başında ve sonunda, bir de gecenin erken saatlerinde salatta devamlı ol; çünkü muhakkak ki iyi eylemler kötü eylemleri giderir; (Allah'ı) hatırında tutanlar için bir öğüt, bir hatırlatmadır bu.
Gündüzün iki tarafında ve geceden zülfelerde (gündüze yakın saatlerinde) salatı ikame et. . . Muhakkak ki hasenat (Hakikatini yaşamak - kişiden açığa çıkan güzel yaşantı) seyyiatı (hakikati örtme ve nefsaniyetten kaynaklanan suçların getirisini) giderir. . . Bu, idrak sahiplerine bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
Gündüzün iki ucunda, gecenin de ilk saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, öğüt almak isteyenlere bir hatırlatmadır.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin yakın zamanlarında namazı dosdoğru kıl. Çünkü iyilikler, kötülükleri ortadan kaldırır. İşte bu, hatırlayanlar için bir öğretidir.
Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl. İyilikler kötülükleri giderir. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.
Gündüzün iki ucunda, gecenin yakın kısmında salatı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür. dipnot 1
Gündüzün iki ucunda, gecenin yakın kısmında namazı gözet. İyilikler kötülükleri silip götürür. Bu, öğüt alacak olanlara bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın saatlerinde namaz kıl! Çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, algılaması olanlara bir öğüttür.
Hem namaz kıl gündüzün taraflarından ikisinde ve gecenin gündüze yakın saatlerinde, çünkü hasenat, seyyiatı giderir, bu, idraki olanlara bir öğüddür
Gündüzün iki tarafında dipnot 1 ve gecenin yakınlarında dipnot 2 salatı ikame et. dipnot 3 Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında dipnot 1 ve gecenin yakınlarında dipnot 2 salatı ikame et dipnot 3 . Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında dipnot 1 ve gecenin yakınlarında dipnot 2 salatı ikame et dipnot 3 . Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, anlayanlara bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında ve gecenin (gündüze) yakın saatlerinde namazı kıl. Şüphesiz iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında, gecenin de yakın saatlerinde dosdoğru namaz kıl. Çünkü güzellikler kötülükleri (günahları) giderir. Bu, iyi düşünenlere bir öğüddür.
Gündüzün iki tarafında ve gecenin de yakın saatlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu; öğüt kabul edenlere bir öğüttür.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
(Ey Muhammed!) Gündüzün iki tarafında ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde namaz kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlar için bir öğüttür.
Gündüzün iki tarafında (sabah, akşam) ve geceye yakın sa'atlerde namaz kıl; çünkü iyilikler, kötülükleri giderir. Bu, ibret alanlara bir öğüttür.
Namazı, gündüzün iki bölümünde ve gecenin gündüze yakın vakitlerinde dipnot 1 düzgün ve sürekli kıl. Çünkü iyilikler kötülükleri giderir. Bu, bilgisini kullananların akıllarında tutmaları gereken doğru bilgidir.
Gündüzün iki bölümünde dipnot 1 ve gecenin gündüze yakın zamanlarında dipnot 2 namaz kıl. Çünkü iyilikler (namazlar), kabahatlerikötülükleri giderir. Bu, aklını başına alacaklar için bir hatırlatmadır.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin ilk saatlerinde namaz kıl, iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir hatırlatmadır.
Gündüzün iki ucunda ve gecenin ilk saatlerinde namaz kıl, iyilikler kötülükleri giderir. Bu, öğüt alanlara bir hatırlatmadır.
Gündüzün iki tarafında ve geceye yakın saatlerde namaz kıl! Güzellikler kötülükleri silip süpürür. İşte bu, Allah'ı ananlara bir öğüttür.
Hûd suresi, 115. ayet. وَٱصْبِرْ فَإِنَّ ٱللَّهَ لَا يُضِيعُ أَجْرَ ٱلْمُحْسِنِينَ
Sabret! Çünkü, Allah iyilik edenlerin mükafatını zayi etmez.
Sabırlı ol! Şüphesiz ki Allah güzel davrananların ödülünü ziyan etmez.
Ve diren: unutma ki Allah iyilerin hak ettiği karşılığı azla zayi etmez!
Ve sabret, sonuna kadar dayan: çünkü Allah iyilik yapanların hak ettiği karşılığı hiçbir şekilde zayi etmez!
Sabret. . . Muhakkak ki Allah ihsan sahiplerinin mükafatını zayi etmez.
Ve sabret. Gerçekten Allah, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
(Ey Muhammed!) Sabırlı ol, çünkü Allah güzel iş yapanların mükâfatını zayi etmez.
Ve dirençli ol. Kuşkusuz, Allah, iyilik yapanları ödülsüz bırakmaz.
Sabırlı ol! çünkü Allah, güzel iş yapanların ödülünü zayi etmez.
Sabret, çünkü ALLAH, iyilik yapanların ödülünü savsamaz.
Sabret, çünkü ALLAH, iyilik yapanların ödülünü savsamaz.
Ve sabret, çünkü Allah iyi davrananların mükafatını ziyan etmez.
Ve sabr et zira Allah muhsinlerin ecrini zayi' etmez
Sabret! Kuşkusuz Allah, iyilerin iyiliklerini asla karşılıksız bırakmaz.
Sabret! Kuşkusuz Allah, iyilerin iyiliklerini asla karşılıksız bırakmaz.
Sabret! Kuşkusuz Allah, iyilerin iyiliklerini asla karşılıksız bırakmaz.
Ve sabret. Gerçekten Tanrı, iyilik yapanların ecrini kaybetmez.
Sabr-u sebat et. Zira Allah iyi hareket edenlerin mükafatını zaayi etmez.
Sabret, çünkü Allah ihsan edenlerin ücretini zayi etmez.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
(Ey Muhammed!) Sabırlı ol! Çünkü Allah ihsan sahibi kimselerin mükâfatını zayi etmez.
Sabret, çünkü Allah güzel davrananların ecrini zayi etmez.
Sen sabırlı ol /duruşunu bozma! Allah güzel davrananların ödülünü zayi etmez.
Sabret. Allah güzel davrananların ödülünü eksiltmez.
Sabret, Allah iyilerin ecrini zayi etmez.
Sabret, Allah iyilerin ecrini zayi etmez.
Sabret! Allah, güzel düşünüp güzel davrananların ödülünü yitirmez.
Hûd suresi, 116. ayet. فَلَوْلَا كَانَ مِنَ ٱلْقُرُونِ مِن قَبْلِكُمْ أُو۟لُوا۟ بَقِيَّةٍ يَنْهَوْنَ عَنِ ٱلْفَسَادِ فِى ٱلْأَرْضِ إِلَّا قَلِيلًا مِّمَّنْ أَنجَيْنَا مِنْهُمْ وَٱتَّبَعَ ٱلَّذِينَ ظَلَمُوا۟ مَآ أُتْرِفُوا۟ فِيهِ وَكَانُوا۟ مُجْرِمِينَ
Sizden önceki nesillerden aklı başında kimseler (insanları) yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan alıkoysalardı ya! Ancak içlerinden kendilerini kurtardığımız pek az kimse bunu yapmıştı. Zulmedenler ise içinde şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve günahkar kimseler oldular.
Sizden önceki nesillerden yeryüzünde (insanları) bozgunculuktan alıkoyacak değerli (bilge) kişiler bulunsaydı ya! dipnot 1 Fakat onlardan görevlerini yapan, kurtardığımız az bir kısmı hariç (diğerleri görevlerini yapmamışlardı). Haksızlık edenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşmüşlerdi; zaten onlar suça dalan kişilerdi.
Keşke çıksaydı, ama ne yazık ki sizden önceki nesiller arasından, kendilerini kurtardığımız bir azınlık dışında, yeryüzünde toplumsal çürümeye karşı direnen akıllı ve erdemli kimseler çıkmadı. Zulme eğilimli çoğunluksa, ayartıcı dünyevi zevklerin peşine takıldılar ve günaha gömülüp gittiler.
Fakat, ne yazık ki, (yok ettiğimiz) sizden önceki kuşaklar arasından, yeryüzünde yozlaşmaya karşı çıkan -(doğru yolu izledikleri için) kendilerini kurtardığımız küçük toplulukların dışında- akıl / iz'an ve erdem sahibi kimseler çıkmadı. Ve zulme eğilim gösteren çoğunluk yalnızca kendilerini yozlaştıran hazların peşine düşüp günaha gömülüp gittiler.
Sizden önceki kuşaklardan geri kalanlar, arzda bozgunculuktan vazgeçirmeliydi onları değil mi? Onlardan kurtarmış olduklarımızdan az bir kısmı hariç (bunu yapan olmadı). . . Zalim olanlar ise şımartıldıkları refahın peşine düştüler. . . Suçlu oldular!
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu günahkarlardı.
Sizden önceki nesillerden aklı başında olanlar, (küfürleriyle zulmedenleri) yeryüzünde fesat çıkarmaktan alıkoyamazlar mıydı? Halbuki onlar arasında kurtardıklarımızdan ancak çok azı bunu yapmış; o zulmedenler ise, kendilerini ifsat eden nimetlerin peşine düşmüşler ve suçlu olmuşlardır.
Sizden önceki kuşakların aklı başında olanları, yeryüzünde bozgunculuk yapılmasına engel olsalar olmaz mıydı? Ama onların arasında, kurtardığımız çok azı dışında, hiç kimse bunu yapmadı. Haksızlık yapanlar ise kendilerini şımartan şeylerin peşine düştüler ve suçlulara katıldılar.
Fakat ne yazık ki, sizden önceki kuşaklar arasından yeryüzünde bozgunculuktan alıkoyacak akıl ve iz'an sahibi erdemli insanlar çıkmadı. Fakat onlardan az bir kısmını kurtardık. Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Zaten günahkar idiler.
Sizden önceki nesillerin erdem sahibi olanları, yeryüzünde kötülüklere engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardığımız az kişi hariç... Zalimler ise, kendilerine verilen refaha dalıp şımardılar; böylece suçlulara katıldılar.
Sizden önceki nesillerin erdem sahibi olanları, yeryüzünde kötülüklere engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardığımız az kişi hariç... Zalimler ise, kendilerine verilen refaha dalıp şımardılar; böylece suçlulara katıldılar.
Şimdi sizden önceki devirlerden yeryüzünde bozgunculuğu yasaklayan faziletli kimseler bulunmalıydı. Ancak onlardan, yalnızca kurtardığımız pek az kimselerden başka yok. Zulmedenler ise kendisi ile şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve hep suçlu oldular.
Şimdi sizden evvelki karnlardan bakıyye sahipleri Yer yüzünde fesaddan nehyeder olsalardı; lakin onlardan necata irdirdiğimiz pek az kimselerden başka yok, o zulmetmekte bulunanlar ise şımartıldıkları refahın ardına düştüler ve hep mücrim oldular
Keşke sizden önceki nesillerde yeryüzünde fesatlığa karşı çıkan faziletli kimseler olmuş olsaydı. Onlardan ancak çok azını kurtuluşa erdirdik. Zulmedenler ise içinde bulundukları refaha dalıp böylece mücrim dipnot 1 kimseler oldular.
Keşke sizden önceki nesillerde yeryüzünde fesatlığa karşı çıkan faziletli kimseler olmuş olsaydı. Onlardan ancak çok azını kurtuluşa erdirdik. Zulmedenler ise içinde bulundukları refaha dalıp böylece mücrim dipnot 1 kimseler oldular.
Keşke sizden önceki nesiller de, yeryüzünde fesatlığa karşı çıkan faziletli kimseler olmuş olsaydı. Onlardan ancak çok azını kurtuluşa erdirdik. Zulmedenler ise içinde bulundukları refaha dalıp böylece suçlu kimseler oldular.
Sizden önceki nesillerden onlardan kurtardığımızdan pek azı dışında yeryüzünde bozgunculuğu önleyecek fazilet sahibi kişiler bulunmalı değil miydi? Zulmedenler ise, içinde bulundukları refahın peşine düştüler. Onlar, suçlu günahkarlardı.
Sizden önceki devirlerde (insanları) yer yüzünde fesad (çıkarmak) dan vaz geçirmiye çalışacak (bu suretle onları helakden kurtaracak) fazilet saahibleri bulunmalı değil miydi? (O devirlerin insanları) içinden (vazifelerini yapdıkları için) kurtardığımız (kimseler) ancak (pek) azdır. Zaalim olanlar ise yalınız kendilerine verilen (dünyevi) refahın ardına düşdüler, günahkar insanlardı onlar.
Sizden önceki nesillerin ileri gelenleri yeryüzünde bozgunculuğa engel olmalı değil miydiler? Onlardan kurtardıklarımız pek azdır. Zalim olanlar ise yalnız kendilerine verilen refahın ardına düştüler. Suçlu kimselerdi onlar.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Sizden önceki nesiller arasında yeryüzünde fesâdı engelleyecek fazilet sahipleri olmalı değil miydi? Fakat onlardan, kurtuluşa erdirdiğimiz az bir kısmı müstesnadır. Zalimler ise, yalnız kendilerine verilen refahın ardına düştüler ve günahkâr kimseler oldular.
Sizden önceki nesillerden akıllı kimselerin, yeryüzünde bozgunculuk yapmaktan men'etmeleri gerekmez miydi? Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi böyle yaptı. Zulmedenler ise kendilerine verilen refahın peşine düşüp şımardılar ve suç işleyenler olup çıktılar.
Sizden önceki dönemlerde bilgi birikimi olanlar dipnot 1 o yerlerdeki bozulmalardan sakındırsalardı olmaz mıydı? Kendilerini kurtardığımız az kimse dışında bunu yapan olmadı. Yanlış yapanlar, kendilerini şımartan şeylerin ardına düştüler ve suçlular haline geldiler.
Sizden önceki dönemlerde birikimi dipnot 1 olanlar o yerlerdeki bozulmaya karşı çıksalardı olmaz mıydı? Kendilerini kurtardığımız az kimse dışında bunu yapan olmadı. Yanlış yapanlar, şımartıldıkları şeyin arkasını bırakmadı ve günahkarlar haline geldiler.
Sizden önceki asırlarda, yeryüzünde bozgunculuktan men eden faziletli kimseler bulunsaydı ya. Fakat onlar arasından, ancak kendilerini kurtardığımız pek az kişi müstesna (böyle yaptı). Zulmedenler ise, kendilerine verilen refahın peşine düştüler. Günahkâr oldular.
Sizden önceki devirlerde yeryüzünde fesattan vazgeçirmeye çalışacak fazilet sahipleri bulunmalı değil miydi? Onlardan sadece çok azını kurtardık. Fakat zalimler kendilerine verilen nimetlerle azdılar. Günahkar oldular.
Sizden önceki kuşakların söz ve eser sahibi olanları, yeryüzünde bozgunculuktan alıkoymalı değiller miydi? Ama içlerinden kurtarmış olduklarımızın az bir kısmı dışında hiçbiri bunu yapmadı. Zulme sapanlar ise içine gömüldükleri servet şımarıklığının ardına düşüp suçlular haline geldiler.
Hûd suresi, 117. ayet. وَمَا كَانَ رَبُّكَ لِيُهْلِكَ ٱلْقُرَىٰ بِظُلْمٍ وَأَهْلُهَا مُصْلِحُونَ
Rabbin, halkları salih ve ıslah edici kimseler iken memleketleri zulmederek helak etmez.
Halkı ıslah ediciler olduğu hâlde, Rabbin haksızlıkla şehirleri (halkları) helak etmez. dipnot 1
Değilse, senin Rabbin halkı (birbirlerine karşı) doğru dürüst davrandığı sürece, (sadece) sapık inançları yüzünden uygarlıkları helak etmez.
Yoksa, senin Rabbin, halkı (birbirlerine karşı) dürüst davrandıkları sürece, bir toplumu (sırf) (çarpık inançları) yüzünden asla helak etmez.
Senin Rabbin, salih (dürüst) insanların yaşadıkları bölgeleri, haksız olarak helak edecek değildir!
Halkı, ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi.
Yoksa Rabbin, halkı ıslah edici kimseler olan şehirleri zulüm ile helak edecek değildir.
Senin Efendin, halkı erdemli olan kentleri, haksız yere yıkıma uğratmaz.
Halkı ıslah edici olduğu halde Rabbin haksız yere memleketleri helak etmez.
Halkı erdemli davrandığı sürece, Efendin kentleri yok edecek değildir.
Halkı erdemli davrandığı sürece, Rabbin kentleri yok edecek değildir.
Rabbin ahalisi iyi gidişatlı olan o memleketleri haksızlık yapacak helak edecek değildi ya!
Rabbın da o memleketleri ahalisi muslihler iken zulmile helak edecek değildi ya
Yoksa senin Rabb'in, o memleketleri, halkı düzelticiler oldukları halde, haksızlıkla yok edecek değildi!
Yoksa senin Rabb'in, o memleketleri, halkı düzelticiler oldukları halde, haksızlıkla yok edecek değildi!
Yoksa senin Rabb'in, o memleketleri, halkı düzelticiler oldukları halde, haksızlıkla yok edecek değildi!
Ahalisi (ehli) ıslah eden kimseler iken, senin rabbin o ülkeleri zulm ile helak edecek değildi.
Senin Rabbin — ehalisi (hem nefislerini, hem yekdiğerini) ıslaahedib dururken de — O memleketleri (sırf) şirk yüzünden helak edecek değildi ya.
Kasabaların halkı ıslah edilip dururken Rabbın haksız yere onları helak etmez.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Halkı ıslah eden kimseler iken, senin Rabbin o memleketleri zulüm ile helak edecek değildir.
Halkı uslu kimseler olsaydı, Rabbin o kentleri, zulüm ile helak edecek değildi.
Doğru düzgün davranan bir halkı varken, Rabbin haksızlık edip o kentleri helak edecek değildir dipnot 1 .
Yoksa senin Rabbin, kurulu (doğal) düzeni koruyan dipnot 1 bir halkı varken, yanlış yapıp, o kentleri işe yaramaz hale getirecek değildir.
Rabbin, halkı ıslah edici olan ülkeleri zulmederek helak edecek değildir.
Rabbin, halkı dürüst olan ülkeleri haksız yere helak edecek değildir.
Halkı iyilik ve barış sevenler olsaydı, Rabbin o kentleri/medeniyetleri zulümle helak edecek değildi ya!
Hûd suresi, 118. ayet. وَلَوْ شَآءَ رَبُّكَ لَجَعَلَ ٱلنَّاسَ أُمَّةً وَٰحِدَةً وَلَا يَزَالُونَ مُخْتَلِفِينَ
(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir ümmet yapardı. (Fakat) onlar anlaşmazlığa düşmeye devam ederler.
Zaten, eğer Rabbin dileseydi insanlığın tamamını tek bir ümmet yapıverirdi. (O bunu dilemediği içindir ki) onlar, farklı görüşler benimseye gelmişlerdir.
Hem, Rabbin dileseydi, bütün insanlığı bir tek ümmet yapardı; fakat (O, yollarını seçmekte kendilerini özgür bıraktı diye) hala farklı görüşler benimsemekteler;
Eğer Rabbin dileseydi, elbette (tüm) insanları ümmet-i vahide (tek bir inanca sahip toplum) yapardı! Oysa karşıt görüşe dayalı inançlar sürüp gidecektir.
Eğer Rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar, anlaşmazlığı sürdürmektedirler:
Eğer Rabbin dileseydi, insanları tek bir ümmet yapardı. Oysa, işte ihtilaf edip durmaktadırlar.
Oysa Efendin dileseydi, kesinlikle, insanları bir tek topluluk yapardı. Yine de tartışmayı sürdürüyorlar.
Rabbin dileseydi bütün insanları tek bir millet yapardı. Fakat onlar ihtilaf etmeye devam ediyorlar.
Efendin dileseydi halkı tek bir toplum yapardı. Fakat onlar sürekli olarak tartışıp duracaklar.
Rabbin dileseydi halkı tek bir toplum yapardı. Fakat onlar sürekli olarak (gerçeği) tartışıp duracaklar.
Rabbin dileseydi, kesinlikle bütün insanları bir tek ümmet yapardı. Oysa ihtilaf edip duracaklardır.
Hem rabbın dileseydi elbet bütün o nası bir tek ümmet yapardı, halbuki ıhtilaf edip duracaklardır
Rabb'in dileseydi dipnot 1 , bütün insanları tek bir ümmet yapardı. İhtilaf edenler dipnot 2 olarak sürüp gitmezlerdi.
Rabb'in dileseydi dipnot 1 , bütün insanları tek bir ümmet yapardı. İhtilaf edenler dipnot 2 olarak sürüp gitmezlerdi.
Rabb'in dileseydi dipnot 1 , bütün insanları tek bir ümmet yapardı. İhtilaf edenler dipnot 2 olarak sürüp gitmezlerdi.
Eğer rabbin dileseydi, insanları elbette tek bir ümmet kılardı. Oysa, onlar anlaşmazlığı sürdürmektedir.
Eğer Rabbin dileseydi bütün insanları muhakkak ki bir tek ümmet yapardı. Onlar ihtilaf edici bir halde (işte böylece) devam edib gideceklerdir.
Rabbın dileseydi; bütün insanları tek bir ümmet yapardı. Onlar ise hala ayrılıktadırlar.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Eğer Rabbin dileseydi, insanları tek bir millet/din üzere kılardı. Fakat onlar ihtilaf edip durmaktadırlar.
Rabbin dileseydi, insanları bir tek ümmet yapardı. Ama ihtilaf edip durmaktadırlar.
Rabbin tercihini farklı yapsaydı dipnot 1 elbette insanları tek bir ümmet/ hep doğru davranan kimseler yapardı dipnot 2 . Ama onlar muhalefetlerini sürdüreceklerdir dipnot 3 .
Eğer Rabbin insanları tek bir ümmet (toplum) yapmayı tercih etseydi yapardı.Ama onlar birbirlerine, sürekli muhalif olacaklardır.
Eğer Rabbin dileseydi, insanları tek bir millet/din üzere kılardı. Fakat onlar ihtilaf edip durmaktadırlar.
Eğer Rabbin dileseydi, insanları tek bir toplum kılardı. Fakat onlar bir türlü ihtilaftan kurtulamazlar.
Eğer Rabbin dileseydi insanları elbette bir tek ümmet yapardı. Ama birbiriyle tartışmaya devam edeceklerdir.
Hûd suresi, 119. ayet. إِلَّا مَن رَّحِمَ رَبُّكَ وَلِذَٰلِكَ خَلَقَهُمْ وَتَمَّتْ كَلِمَةُ رَبِّكَ لَأَمْلَأَنَّ جَهَنَّمَ مِنَ ٱلْجِنَّةِ وَٱلنَّاسِ أَجْمَعِينَ
(118-119) Rabbin dileseydi, insanları (aynı inanca bağlı) tek bir ümmet yapardı. Fakat Rabbinin merhamet ettikleri müstesna, onlar ihtilafa devam edeceklerdir. Zaten onları bunun için yarattı. Rabbinin, "Andolsun ki cehennemi hem cinlerden, hem insanlardan (suçlularla) dolduracağım" sözü kesinleşti.
Ancak Rabbinin merhamet ettikleri hariçtir. Zaten (Rabbin) onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin, "Şüphesiz ki cehennemi bütünüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım!" sözü yerini bulmuş (olacak)tır. dipnot 1
Tabii ki Rabbinin rahmetiyle (yol gösterdiği) kimseler hariç. Oysa ki O, (tüm insanları) bu (rahmete nail olmak) için yarattı. Ne ki, (rahmete ısrarla sırt çevirenler için de) Rabbinin, "Andolsun ki Ben Cehennemi bütünüyle görünmeyen ve görünen tüm iradeli varlıkların (kötüleriyle) tıka basa dolduracağım" sözü, elbet gerçekleşmiş olacaktır.
pek tabii, Rabbinin (aydınlatıcı, yol gösterici) lütfunu bahşettiği kimseler başka. Oysa, (işte) bu (lütfa erişmeleri) için yarattı (hepsini.) Fakat, (bu ilahi yol gösterme lütfunu tepenler için) Rabbinin, "Muhakkak ki Ben cehennemi hep, görünmeyen varlıklarla ve insanlarla dolduracağım" sözü yerini bulmuş olacak.
Sadece Rabbinin rahmet ettiği kimse hariç (o Rasulün getirdiklerine muhalefet etmez); işte bunun için onları halketti! Rabbinin: "Andolsun ki cehennemi tamamen cinn ve nas'tan dolduracağım" kelimesi tamamlanmıştır.
Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece Rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım."
Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Rabbinin, «Andolsun ki cehennemi tümüyle insanlar ve cinlerle dolduracağım» sözü yerini buldu.
Efendinin merhamet ettikleri dışında, onları, bunun için yaratmıştır. Çünkü Efendinin, "Cehennemi, cinlerle ve insanlarla kesinlikle dolduracağım!" sözü tamamlanacaktır.
Ancak Rabbinin merhamet ettikleri müstesnadır. Zaten Rabbin onları bunun için yarattı. Yani, Rabbinin,"Andolsun ki, cehennemi hem insanlar hem de cinlerle dolduracağım" sözü yerini buldu.
Efendinin acıdıkları hariç. Bunun içindir ki onları yarattı. Efendinin sözü yerine gelmiştir: "Cehennemi cinler ve halkla, topluca dolduracağım." dipnot 1
Rabbinin acıdıkları hariç. Bunun içindir ki onları yarattı. Rabbinin sözü yerine gelmiştir: 'Cehennemi cinler ve insanlarla, topluca dolduracağım.'
Ancak Rabbinin rahmeti ile bağışladığı kimseler başka. Zaten onları bunun için yarattı ve Rabbinin: "Andolsun ki, cehennemi tamamen cinlerden ve insanlardan dolduracağım!" sözü tamamen yerine geldi.
Ancak rabbının rahmetile yarlıgadığı kimseler müstesna ve onun içindir ki onları halketti ve rabbının şu kelimesi tamam oldu, ahdim olsun Cehennemi cinlerden ve insanlardan tamamen dolduracağım.
Ancak Rabb'inin rahmet ettikleri hariç. dipnot 1 Bunun için yarattı onları. dipnot 2 Kesinlikle Rabb'inin takdir ettiği, "Cehennem'i cinlerden ve insanlardan dipnot 3 dolduracağım" hükmü gerçekleşecektir. dipnot 4
Ancak Rabb'inin rahmet ettikleri hariç. dipnot 1 Bunun için yarattı onları. dipnot 2 Kesinlikle Rabb'inin takdir ettiği, "Cehennem'i cinlerden ve insanlardan dipnot 3 dolduracağım" hükmü gerçekleşecektir. dipnot 4
Ancak Rabb'inin rahmet ettikleri hariç. dipnot 1 Bunun için yarattı onları. dipnot 2 Kesinlikle Rabb'inin takdir ettiği, "Cehennem'i cinlerden ve insanlardan dolduracağım" hükmü gerçekleşecektir. dipnot 3
Rabbinin rahmet ettikleri dışında. Onları bunun için yarattı. Böylece rabbinin (şu) sözü tamamlanıp gerçekleşmiştir: "Andolsun, cehennemi cinlerden ve insanlardan, (kafirlerin) tümüyle dolduracağım."
Rabbinin, rahmet (ine mazhar) etdiği kimseler müstesna. (Allah) onları bunun için yaratmışdır. Bununla beraber Rabbinin şu sözü de tastamam yerine gelmişdir: "Andolsun ki ben cehennemi bütün insan ve cinden (müstehık olanlarla) dolduracağım".
Esasen onları bunun için yaratmıştır. Rabbının rahmet ettikleri müstesnadır. Bununla beraber, Rabbının şu sözü de tamamen yerine gelmiştir: Şüphesiz ki Ben, cehennemi hep insan ve cinn ile dolduracağım.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Rabbinin rahmet ettikleri müstesnâ. Zaten onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin: “Andolsun ki Ben cehennemi cin ve insanlarla dolduracağım” sözü de tümüyle gerçekleşmiştir.
Yalnız Rabbinin acıdıkları (bu ihtilafın dışında kalmışlardır). Zaten (Allah) onları bunun için yaratmıştır. Rabbinin: "Andolsun, ben cehennemi hep cinlerden ve insanlardan bir kısmıyle dolduracağım!" sözü tam yerine gelmiştir.
Rabbinin ikramda bulundukları /doğru yolda saydıkları bunun dışındadır dipnot 1 . O, insanları bunun için yaratmıştır. Rabbinin şu sözü kesinleşmiştir: "Cehennemi tamamen cinlerle ve insanlarla dolduracağım dipnot 2 ."
Rabbinin ikramda bulundukları öyle olmazlar dipnot 1 . O insanları bunun için (ikramı hak etmeyenler muhalif kalsınlar diye) yaratmıştır. Rabbinin şu sözü kesindir: "Cehennemi cinler ve insanlarla dolduracağım."
Yalnız Rabbinin merhamet ettikleri bunun dışındalar. (Hikmeti gereği) Onları bunun için yarattı. Rabbinin “Cehennem'i tümüyle cin ve insanlarla dolduracağım” sözü gerçekleşmiştir.
Yalnız Rabbinin merhamet ettikleri bunun dışındalar. Esasen, Onları bunun için yarattı. Rabbinin "Cehennemi tamamen cin ve insanlarla dolduracağım." diye buyurduğu söz yerine gelmiştir.
Rabbinin rahmet ettikleri müstesna. O, onları işte bunun için yaratmıştır. Rabbinin, "Yemin olsun ben cehennemi, tümden insanlar ve cinlerle dolduracağım!" sözü tamamlanacaktır.
Hûd suresi, 120. ayet. وَكُلًّا نَّقُصُّ عَلَيْكَ مِنْ أَنۢبَآءِ ٱلرُّسُلِ مَا نُثَبِّتُ بِهِۦ فُؤَادَكَ وَجَآءَكَ فِى هَٰذِهِ ٱلْحَقُّ وَمَوْعِظَةٌ وَذِكْرَىٰ لِلْمُؤْمِنِينَ
(Ey Muhammed!) Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini pekiştirdiğimiz her bir haberi sana aktarıyoruz. Bunlarda, sana hak, mü'minlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Elçilerin haberlerinden dipnot 1 senin kalbini pekiştireceğimiz her şeyi sana anlatıyoruz. Bunlarda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve (gerçeği) hatırlatıcı (mesaj) gelmiştir. dipnot 2
Bak, elçilerin haberlerinden senin gönlünü takviye edecek olan kısmını sana aktarmış bulunuyoruz. Bu haberlerin içerisinde, hem sana hakikat hem de mü'minlere bir öğüt ve uyarı ulaşmış olmaktadır.
Ve böylece, elçilerin haberlerinden senin yüreğini güçlendirecek her şeyi sana anlatıyoruz. Öyle ki, bu kıssalarla hak ulaşıyor sana ve ayrıca müminlere de bir öğüt, bir hatırlatma.
Rasullerin haberlerinden her birini sana anlatmamızın sebebi anlayışını oturtmak içindir. . . Bu sureyle de sana hak bildirilmiş, iman edenlere hatırlatma ve öğüt (ders) verilmiştir.
Sana elçilerin haberlerinden -kalbini sağlamlaştıracak- doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve mü'minlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.
Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini (tatmin ve) teskin edeceğimiz her haberi sana anlatıyoruz. Ayrıca bu kıssalardan, sana (dînin esasını teşkil eden) hak ile, mü'minler için bir öğüt ve ibret gelmiştir.
Elçilerin haberlerinden, senin yüreğini güçlendirecek her şeyi sana anlatıyoruz. Çünkü gerçek, sana bunda gelmiştir; inananlara öğüt ve öğreti olarak.
Peygamberlerin haberlerinden senin kalbini teskin edeceğimiz her haberi anlatıyoruz. Bunda sana gerçeğin bilgisi, müminlere de bir öğüt ve bir uyarı gelmiştir.
Gönlünü pekiştirmek için elçilerin tarihlerinden sana yeterince aktarmaktayız. Bunda, senin için bir gerçek ve iman edenler için de bir aydınlatma ve uyarı gelmiştir.
Günlünü pekiştirmek için elçilerin tarihlerinden sana yeterince aktarmaktayız. Bunda, senin için gerçek, ve inananlar için de bir aydınlatma ve uyarı gelmiştir.
Peygamberlerin haberlerinden kalbini kuvvetlendireceğimiz her türlüsünü sana anlatıyoruz. Bu surede de sana gerçek, mü'minlere bir öğüt ve uyarı geldi.
Peygamberlerin haberlerinden kalbini tesbit edeceğimiz her türlüsünü sana kıssa olarak anlatıyoruz, bu surede de sana hak ve mü'minlere bir mev'ıza ve tezkir geldi
Elçilerin haberlerinden, kalbini kuvvetlendirecek her şeyi sana anlatıyoruz. Bu hususta sana Hakk, Mü'minlere de öğüt ve hatırlatma geldi.
Elçilerin haberlerinden, kalbini kuvvetlendirecek her şeyi sana anlatıyoruz. Bu hususta sana Hakk, müminlere de öğüt ve hatırlatma geldi.
Elçilerin haberlerinden, kalbini kuvvetlendirecek olanları kıssa olarak sana anlatıyoruz. Bu hususta sana Hakk, müminlere de öğüt ve hatırlatma geldi.
Sana elçilerin haberlerinden yüreğini (fuadek) sağlamlaştıracak doğru haberler aktarıyoruz. Bunda sana hak ve müminlere bir öğüt ve uyarı gelmiştir.
Peygamberlerin haberlerinden — onunla kalbini (tatmin ve) tesbiit edeceğimiz — her çeşidini sana kıssa olarak anlatıyoruz. Bunda, (bu sure ile) de sana hak ve mü'minlere bir öğüd ve bir muhtıra gelmişdir.
Peygamberlerin haberlerinden hepsini senin kalbini bunlarla pekiştirmek için sana anlatıyoruz. Bununla sana hak, mü'minlere de öğüt ve nasihat geldi.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Peygamberlerin haberlerinden senin kalbine sebat verecek her şeyi sana anlatıyoruz. Bunlarda, sana hak, Müminlere de bir öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Peygamberlerin haberlerinden, senin kalbini sağlamlaştıracak her şeyi sana anlatıyoruz. Bunda da sana hak ve inananlar için bir öğüt ve ibret gelmiştir.
Elçilerin haberlerinden kalbini kararlı kılacak her şeyi sana tam olarak anlatıyoruz. Onlarda konuyla ilgili hakikatler, öğüt ve müminler için akılda tutulması gereken bilgiler vardır dipnot 1 .
Elçilerle ilgili olarak sana anlattığımız her haberle yüreğini pekiştiriyoruz. Bu yolla sana, bütünüyle gerçek, inanıp güvenenlere öğüt ve ibret olan şeyler anlatılmaktadır.
Peygamberlerin haberlerinden, kendileriyle senin kalbini sağlamlaştırdığımız her bir haberi sana anlatıyoruz. Bu (haberlerde) sana hak olan, iman edenlere de öğüt ve hatırlatma gelmiştir.
Bizim sana her bir peygamberin haberini anlatmamız senin kalbini sağlamlaştırmak içindir. Bu konuda sana gerçek olan, güzel öğüt ve uyarı gelmiştir.
Resullerin haberlerinden, kendisiyle kalbini destekleyip sağlamlaştıracağımız her şeyi sana anlatıyoruz. Bunun içinde sana hak gelmiştir. Bunda, inananlar için bir öğüt ve hatırlatma da vardır.
Hûd suresi, 121. ayet. وَقُل لِّلَّذِينَ لَا يُؤْمِنُونَ ٱعْمَلُوا۟ عَلَىٰ مَكَانَتِكُمْ إِنَّا عَٰمِلُونَ
İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız."
İman etmeyenlere de ki: "Bulunduğunuz yerde (elinizden geleni) yapın! Şüphesiz ki biz de (görevimizi) yapacağız! dipnot 1
İnanmamakta ısrar edenlere ise de ki: "Siz, kendinize yakışanı yapınız, unutmayın ki biz bize yakışanı yapmaktayız:
Ve inanmayanlara gelince, onlara şöyle de: "Artık elinizden ne geliyorsa yapın; ama bilin ki, biz de (Allah yolunda elimizden geleni) yapacağız;
İman etmeyenlere de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın; biz de yapacağız. "
İman etmeyenlere de ki: "Yapabileceğinizi yapın; elbette biz de yapacağız."
İman etmeyenlere de ki: Elinizden geleni yapın! Biz de (gerekeni) yapmaktayız!
İnanmayanlara, şunu söyle: "Elinizden geleni yapın. Kuşkusuz, biz de yapacağız!"
İman etmeyenlere de ki: "Elinizden geleni bulunduğunuz yerde yapınız! Biz de yapmaktayız."
Gerçeği onaylamayanlara de ki: "Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız."
İnanmıyanlara de ki: 'Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız.'
İman etmeyenlere de ki: "Siz yerinizde sayarak, yapacağınızı yapın! Mutlaka biz de çalışıyoruz.
İyman etmeyenlere de de ki: siz yerinizde sayarak yapacağınızı yapın her halde biz çalışıyoruz
İnanmayanlara de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın. Biz de yapmaktayız."
İnanmayanlara de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın. Biz de yapmaktayız."
İnanmayanlara de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın. Biz de yapacağız."
İnanmayanlara de ki: "Yapabileceğinizi yapın; elbette biz de yapacağız."
İman etmeyeceklere de ki: "Elinizden, gücünüzden geleni yapın. Biz de şübhesiz çalışıcılarız".
İnanmayanlara de ki: Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
İman etmeyenlere şöyle de: "Elinizden gelen her şeyi yapın, ben de yapacağım."
İnanmayanlara de: "Olduğunuz yerde yapacağınızı yapın, biz de yapıyoruz!"
İnanmayanlara de ki: "Elinizden ne geliyorsa yapın, biz de yapıyoruz dipnot 1 !
İnanmayanlara de ki "Kendi konumunuza uygun olanı yapın, biz de yapıyoruz.
İman etmeyenlere şöyle de: "Elinizden gelen yapageldiğiniz her şeyi yapın, ben de yapacağım."
İman etmeyenlere şöyle de: -Elinizden geleni yapın, biz de yapacağız.
İnanmayanlara de ki: "Yapabildiğinizi yapın, biz de işimizi yapıyoruz."
Hûd suresi, 122. ayet. وَٱنتَظِرُوٓا۟ إِنَّا مُنتَظِرُونَ
"Bekleyin, biz de bekleyeceğiz."
Bekleyin! Şüphesiz ki biz de bekleyenleriz."
ve bekleyiniz, iyi bilin ki biz zaten beklemekteyiz.
Ve (olacak olanı) bekleyin bakalım; doğrusu, biz de bekleyeceğiz!"
"(Sonucunu görmek için) bekleyin bakalım! Biz de bekliyoruz!"
Ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz."
Bekleyin! Şüphesiz biz de beklemekteyiz!
"Ve bekleyin! Aslında, biz de bekliyoruz!"
"Bekleyiniz! Biz de beklemekteyiz."
"Sonra bekleyin, biz de beklemekteyiz."
'Sonra bekleyin, biz de beklemekteyiz.'
Bekleyin! Her halde biz de bekliyoruz."
Ve gözetin herhalde biz gözetiyoruz
"Bekleyin! Biz de bekliyoruz."
"Bekleyin! Biz de bekliyoruz."
"Bekleyin! Biz de bekliyoruz."
"Ve gözleyip durun; gerçekten biz de gözleyip duruyoruz."
"Siz gözetleyin, biz de her halde gözetleyiciyiz".
Bekleyin, biz de bekleyeceğiz.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Bekleyin! Şüphesiz biz de bekleyicileriz.
"Bekleyin, biz de bekliyoruz!"
Bekleyin, biz de bekliyoruz dipnot 1 !"
Bir de neler olacağını gözleyin, biz de gözlüyoruz."
Bekleyin, biz de bekliyoruz.
Bekleyin, biz de bekliyoruz.
"Bekleyin, biz de bekliyoruz!"
Hûd suresi, 123. ayet. وَلِلَّهِ غَيْبُ ٱلسَّمَٰوَٰتِ وَٱلْأَرْضِ وَإِلَيْهِ يُرْجَعُ ٱلْأَمْرُ كُلُّهُۥ فَٱعْبُدْهُ وَتَوَكَّلْ عَلَيْهِ وَمَا رَبُّكَ بِغَٰفِلٍ عَمَّا تَعْمَلُونَ
Göklerin ve yerin gaybını bilmek Allah'a mahsustur. Bütün işler O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na tevekkül et. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı (bilinemeyeni) yalnızca Allah'a aittir. dipnot 1 Her iş yalnızca O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na güven! Rabbin yaptıklarınızdan asla habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gizli gerçekleri Allah'a aittir; ve sonunda her iş döner dolaşır Allah'ın (dediğine) varır: şu halde yalnız O'na kul ol ve O'na güvenip dayan; zira senin Rabbin yaptıklarınız karşısında asla duyarsız kalmaz.
Göklerin ve yerin bilinmeyen, görülüp gözlenemeyen yüzü Allah'ın elindedir; ve var olan her şey (çıktığı kaynak olarak) hep O'na döndürülmektedir. Öyleyse, O'na kulluk et; O'na güven/O'na dayan; çünkü Rabbin yapıp ettiklerinizden asla habersiz değildir.
Semalar ve arzın algılanamayanları, Allah içindir. . . Hüküm tümüyle O'ndan çıkar! O halde O'na kulluğunun farkındalığına er; O'nun El Vekiyl isminin manasının hakikatindeki varlığını hisset! Rabbin, sizden açığa çıkanlardan perdeli değildir!
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır, bütün işler O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı (sırrı) yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan! Rabbin yaptıklarınızdan gafil değildir.
Göklerin ve yeryüzünün gizli gerçekleri, Allah'a özgüdür. Zaten tüm işler, O'na döndürülür. Artık, O'na hizmet edin ve O'na güvenin Efendin, yaptıklarınızdan zaten habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah'a aittir. Her iş O'na döndürülür. Öyle ise O'na kulluk et ve O'na dayan. Rabbin, yaptıklarınızdan gafil değildir.
Göklerin ve yerin gizlilikleri ALLAH'a aittir. Tüm işler sonunda ona döner. O'na hizmet edin ve O'na güvenin. Efendin onların yaptığından habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gizlilikleri ALLAH'a aittir. Tüm işler sonunda ona döner. O'na kulluk edin ve O'na güvenin. Rabbin onların yaptığından habersiz değildir.
Bununla beraber göklerin ve yerin sırrını Allah bilir. Bütün işler O'na döndürülür; yalnız O'na ibadet et ve O'na dayan! Rabbin yaptığınızdan ve yapacağınızdan habersiz değildir.
Bununla beraber Göklerin Yerin gaybi, Allahın'dır, emrin de hepsi ona irca' olunur, yalnız ona ıbadet et ve ona tevekkül kıl, rabbın ne yaptığınızdan ve yapacağınızdan gafil değil
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse yalnızca O'na kulluk et ve yalnızca O'na tevekkül dipnot 1 et. Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse yalnızca O'na kulluk et ve yalnızca O'na tevekkül et. Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı Allah'a aittir. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse yalnızca O'na kulluk et ve yalnızca O'na tevekkül dipnot 1 et. Rabb'in, yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı Tanrı'nındır, bütün buyruklar O'na döndürülür; öyleyse O'na kulluk edin ve O'na tevekkül edin. Senin rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
"Göklerin ve yerin (sırr-ı) ğaybı Allahındır. Her iş Ona döndürülür, öyle ise Ona ibadet et, Ona güvenib dayan. Senin Rabbin yapmakda olduğunuz şeylerden gaafil (ve habersiz) değildir".
Göklerin ve yerin gaybı Allah'ındır. Bütün işler O'na döndürülür. Öyleyse O'na ibadet et ve O'na tevekkül et. Rabbın; yaptıklarınızdan gafil değildir.
(100-123) Bunlar memleketlerin / kuraaların sana anlattığımız haberleridir, b azısı ayakta, bazısı biçildi / hasat edildi , o nlara zulmetmedik velakin kendilerine zulmettiler, Rabbinin emri geldiğinde Allah ’ın dışında çağırdıkları ilahları bi r şey yapamadılar / onlara fayda vermediler, ziyanları / tetbibleri dışında bir şeylerini artırmadı, Rabbin memleketleri böyle tutup yakalar yakaladığında o memleketler zalimdirler, muhakkak ki O'nun tutup yakalaması acıtıcı dır, şiddetlidir, ahiret azabından korkan biri için bunda kesinlikle gösterge / ayet vardır, işte bu, insanlar için bir araya gelme günüdür, ve şahit olma günüdür. O, sayılı süre hiç ertelenmez / tehir edilmez , o gün geldiğinde , O ’nun izni dışında kimse konuşamaz / kelam edemez, onlarda birileri isyancıdır / eşkıyadır / şâkidir, birileri de mesuttur / saidtir, İsyancılar ateş içindeler ve orada iniltileri ve derin derin solumaları vardır, semalar ve arz devam ettiği sürece Rabbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar, Rabbin, neyi dilerse / neyi murat ederse onu yapandır. Mesud olanlar ise cennettedirler, semalar ve arz devam ettiği sürece, R abbinin istedikleri hariç orada kalıcıdırlar , kesintisiz bir armağandır. Onların ibadet ettiklerinden dolayı kafa karışıklığı içinde olma / tereddüt içinde / mirye içinde olma, onlar babalarının taptıkları dışında başka bir şeye tapmıyorlar, nasipleri olanı, kısmadan / eksiltmeden onlara da vereceğiz / vefa edeceğiz. Kesin olan şu ki, Musa’ya kitabı verdik, zıtlaşmaya / ihtilafa düştüler, şayet Rabbinin önceden kesinleşmiş kelimesi olmasa aralarında ki hüküm gerçekleşirdi, muhakkak ki onlar ondan şüphe ve tereddüt içindeler. Muhakkak ki Rabbin her birisine yaptıklarını / amellerini tam olarak ödeyecektir / vefa edecektir , muhakkak ki O yaptıklarından haberdardır. Emredildiğin gibi sen ve beraberinde tövbe edenler doğru olun / istikamet üzere olun, taşkınlık etmeyin, muhakkak ki O, yaptıklarınızı görendir, zalimlere eğilim göstermeyin, size ateş dokunur, sizin için Allah dışında bir dost yoktur sonra yardım da göremezsiniz, gündüzün her iki tarafında gecenin sabaha yakın kısımlarımda kalkıp namaz kılın, kesinlikle güzellikler kötülükleri giderir, bu hatırlay ıp ananlara bir hatırlatmadır , sabret, muhakkak ki Allah , güzellik yapanların ecrini zayi etmez / zaiyata uğratmaz. Sizden önceki kuşakların / nesillerin geriye kalan ulular, arzda fesadı yasak etselerdi ya onlardan kurtardığımız azınlıkta ki birileri hariç bundan men eden olmadı , zalimlere ve içinde bulundukları refaha uydular / tabi oldular ve suçlu oldular, Rabbin halkı ıslahatçı iken zulmederek onları helak edecek değildir, şayet Rabbin dilese insanları tek bir toplum / tek bir ümmet yapardı, Rabbinin esirgedikleri / merhamet ettikleri hariç karşıtlaşmaya / muhalefete devam ediyorlar, onları da bu yüzden yarattı. Rabbinin kelimesi tamamlandı, cehennemi cinlerin ve insanların tamamıyla dolduracağız. Resullerin haberlerinden gönlünü sabitleyecek her ne varsa sana hepsini anlattık, b u konuda sana hakikat ve müminlere öğüt / vaaz ve hatırlatma geldi , iman etmeyenlere deki, imkanlarınızca yapın bizde yapıyoruz, bekleyip gözleyin bizlerde bekleyip gözlüyoruz. Semaların ve arzın bilinemeyenleri / gaybı Allah ’ındır, emirlerin hepsi ona geri döner, O'na ibadet edin O’nu vekil tayin edin, Ra bbin yaptıklarınızı dikkatinden kaçırmaz / gafil değildir.
Göklerin ve yerin gaybı yalnız Allah’a mahsustur. Bütün işler O’na döndürülür. Öyle ise sadece O’na ibadet et ve O’na tevekkül edip, güven. Rabbin yaptıklarınızdan asla gafil değildir.
Göklerin ve yerin gaybı (görünmez bilgisi), Allah'a aittir. Bütün işler hep Allah'a döndürülüp götürülür. O'na kulluk et ve O'na dayan. Rabbin sizin yaptıklarınızdan gafil değildir.
Göklerin ve yerin gaybını / gizlisini saklısını bilmek Allah'a mahsustur dipnot 1 . Bütün işler ona varır. Öyleyse sen ona kulluk et ve ona güvenip dayan. Senin Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerde ve yerdeki bütün bilinmeyenleri bilmek Allah'a mahsustur. Her iş O'na varır. Sen O'na kul ol ve O'na güvenip dayan. Senin Rabbin yaptığınız işlerden habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gaybı Allah’a aittir. Bütün işler O’na döner. Yalnız O’na ibadet et, O’na tevekkül et.
Göklerin ve yerin gizlisi Allah'a aittir. Bütün işler O'na döner. Yalnız O'na kulluk et, O'na bağlan. Rabbin yaptıklarınızdan habersiz değildir.
Göklerin ve yerin gizli bilgileri Allah'a aittir. Tüm iş ve oluş O'na döndürülür. O halde O'na kulluk et, O'na dayanıp güven! Rabbin, yapmakta olduklarınızdan habersiz değildir.
Konu başlıkları platform derlemesidir; bir tefsirden alınmamıştır. Öntanımlı açık dört meal öncelik sırasına göredir; listeden hepsi açılabilir.